6 Mart 2025

Ömer Faruk Gergerlioğlu: “Sayın hocalarım, hoş geldiniz; sunumlarınız için teşekkür ederim. Urfa, Diyarbakır, Antep ve çevre iller sağlıkta maalesef  en az, en kötü hizmeti alan yerler. Siz değerli hocalarımız idealist bir şekilde orada hizmet veriyorsunuz, teşekkür ederiz kamu adına fakat tablo iyi değil, kamudaki tablo iyi değil, yetersizlik had safhada. Aynı zamanda özel hastane sayılarının artması ve buranın denetim eksikliği, hemşirelerin vasıf yetersizliği, asistanların eksikliği ve isteksizliği ve yeni TUS’a giren hekimlerin pediatriyi ve ardından yenidoğanı seçmemesi, akademisyenlerin bu noktada yoğun bir çalışma ortamına rağmen şikâyetlerinin maalesef olması son derece sıkıntılı bir durumu gösteriyor aslında. Burada ben Urfa üzerinde biraz durmak istiyorum. Urfa rakamları son derece çarpıcı; doğum hızı açısından 24,8, bebek ölüm hızında 17,5, ilk doğumdaki ortalama anne yaşı Şanlıurfa’da 24,4 rakamlarını gösteriyor yani Urfa oldukça sıkıntılı bir yer. Aslında önceki yıllara göre bu rakamlar biraz daha iyileşmiş durumda hani mesela 14-15’e kadar ilk bebeğini doğuran anne oranları vardı sanırım, değil mi? Biraz daha iyileşmiş sayılarla karşı karşıyayız ama kamusal hizmetlerin yetersizliği nedeniyle durum yine sıkıntılı. Şimdi, Diyarbakır için Sabahattin Hocamız o rakamı verdi, siz vermediniz, ne ise onu da hani mümkünse, yanınızdaysa verin, yenidoğan yoğun bakım üniteleri oranı özel, kamu ve üniversite olarak burada dikkatimi çekti, Sabahattin Hocam “Özelde 161.” dedi. Bu ne demek? 266 denilirse yüzde 60 gibi bir şey aslında biz yani İstanbul’u burada yüzde 65 olarak yüksek bir oranda görüyorduk ama Diyarbakır da az değilmiş, üzücü tabii. Anladığım kadarıyla Urfa daha kötü bir yerde, yüzde 70-80’lere doğru gidiyor gibi bilemiyorum hani siz verirsiniz o rakamı. Bir de Gaziantep’te özel hastanedeki ölüm oranları hakikaten çok dikkat çekici. Bu, bu kadar neden yüksek Hocam? Gerçekten oldukça yüksek, yüzde 81’ler falan dediniz. Denetim eksikliği mi var? Ne oluyor, ne bitiyor? Ve sizin burada yine bir vurgunuz vardı, “1500 gram altı.” mı demiştiniz, “Uyarı yaptıktan sonra oranlarında önemli düzelmeler olduğunu gördük.” dediniz. Bu sevindirici ama hani yani denetimlerin ne kadar da eksik olduğunu göstermesi açısından üzücü. Bir de yine bu SUT fiyatları… Hakikaten biz başka illerde de dolaşıyoruz, yetkilileri dinliyoruz yani gerçekten böyle bir hayali rakamlar olunca da herkes bir yolunu buluyor, kısa yollar bulunuyor, bir formüller bulunuyor. Bu konuda da mutlaka yeni düzenlemeler yapılması gerekiyor, bu da bir gereklilik. Bir de önceki sunumlarda hocalarımız Urfa’da yaptıkları incelemelerde Urfa’nın ayrı bir gezegen olduğunu söylemişti. Urfa’da sağlık alanında, yenidoğanda özellikle ne oluyor? Yani kamusal yetersizlikler, özel hastanelerin durumu, yeterlilik durumu, bu kadar yüksek doğum hızı, bu kadar yüksek bebek ölüm hızı Urfa ayrı bir antite gördüğümüz kadarıyla. Bu konuda da biraz daha şeyler derseniz sevinirim Sayın Hocam. Diğer hocalarımıza da sorularım oldu, ilk önce siz başlarsanız… Teşekkür ederim.”

DR. ÖĞR. ÜYESİ EBRU YÜCESOY BAĞDİKEN – Teşekkür ederim Hocam ciddi tespitleriniz için. Şimdi benim ünitem -ben bahsettim- 54 tescil. Bir üniversite hastanesi için aslında azımsanmayacak bir sayı. Eğitim Araştırma Hastanesi 2 tane var, yalnız bunlar da eğitim kliniği olmayan hastaneler, sadece isim olarak “eğitim ve araştırma” başlığı var. 107 tescil olan, büyük olan Şanlıurfa Eğitim Araştırma Hastanesi. Buradaki doğumların yani Urfa’daki doğumların 2/3’ü burada gerçekleşmekte yani bir yılda yaklaşık 60 bine yakın doğum gerçekleşirken Şanlıurfa Eğitim Araştırma Hastanesinde 39 bin-40 bin civarı bir doğum gerçekleşmekte, hatta bu geçen yıllarda basına da yansımıştı neredeyse Yunanistan’ın nüfusundan çok daha yüksek oranda bir sayı olarak. Bir başka eğitim araştırma hastanesi öncesinde özel sektöre aitti, 15 Temmuz 2016’dan sonra kamuya geçen bir ek bina olarak yerleşti. Bu da şimdi Ankara’da görev yapan çok sevdiğimiz bir yenidoğan hocası tarafından gerçekten derlendi, toparlandı ve 80 kapasiteye çıktı. Özeller neredeyse yarı yarıya yani toplamda 591 yenidoğan kuvöz yatağı varken bunun yaklaşık 300’ü kamuda -üniversite dâhil olacak şekilde- geri kalanı 6 tane özel hastaneye paylaştırılmış durumda. Bunlardan da biri son dönemde kuruldu zaten, öncesinde de tescili olan ama sonra kapatılan bir hastaneydi. Şimdi, Sayın Vekilim, bu ruhsatlar bir şekilde alınmış. Hani, benden çok önce ya da çok daha eski zamanlarda, bilmiyorum. Açıkçası ben bu ruhsatların sonradan değerlendirilmesi, iptali gibi bir şeye de tanık olmadım. Ben de belli aralıklarla bu değerlendirmelere, denetimlere gittim ama yani -burada Ünal Hocamız da il dışından geldi- ben biliyorum, duydum da, hatta bazı özel hastanelerde “Ya bizi çok sıkıştırdı, niye bu soruları sordu?” diye de bana böyle biraz sitemde bulundular, herhâlde tanıdığımı bilmiyorlardı, fiziki koşullar bir şekilde ayarlanmış ama gerçekten bana göre uygun değil. Biz gidiyoruz denetimlere yani denetimler çok farklı yapılıyor; kağıtlar geliyor, görevli memurlar geliyor, yetkililer geliyor, orada hazır sorular var, o soruları biz cevaplıyoruz, gerçekten de uyumlu ama biraz önce de belirttiğim gibi denetime gideceğimi ben bir gün önceden öğreniyorum ama belki hastane bir hafta öncesinden biliyor, hani, bu denetimler gerçekten farklı yapılıyor. Bir de şu denetim sorularının gerçekten standardizasyonu neye göre ayarlanmış ya da belki de yeni bir yapılanma gerekir. Mesela, orada olan sorulardan biri şöyle: “Yenidoğan ünitesinde sorumlu bir hekiminiz var mı?” “Evet, var.” Sonuçta, o anda hastanenin ki zaten çoğu özel hastanenin ortaklarından biri -ben kendi ilim için söyleyeyim- pediatri hekimi zaten yenidoğanın sorumluluğunu yapmakta ama bir bakıyoruz, 60 tane kuvöz kapasitesi olan bir yerde 1 hekim. Ya, bu bir hekimin insani doğasına aykırı bir şey yani ben kendi adıma konuşuyorum, ben bir günde maksimum herhâlde 25 hastayı bir defada bitiririm, epikrizlerini yazarım, notlarını tutarım, kanlarını takip ederim, muayenelerini yaparım, aileleriyle konuşurum yani insani koşullarda yapılacak bir şey değil. Muhtemelen orada çok daha faktörler giriyor araya; olmaması gereken biri hekim arkadaşımıza yardım ediyor ya da 2 kişi çalışıyor, resmiyette öyle değil. Hani, bu, hekim bazında böyle. Belki de o sorulardan biri, yenidoğan ünitesinde, işte, 30 bebeğe 1 hekim, eğer 60 ise 2 hekim zorunluluğu olması gerekiyor yani neonatoloji tescilinden dolayı, onun için ben şu an bir şey söyleyemem ama en azından şu an benim için özellerde bir neonatoloji uzmanı olması benim çalıştığım şehirde gerçekten bir ütopya ama en azından biraz daha deneyimli, alanında biraz daha uzmanlaşmış, uzmanlık eğitimini on yıldan daha uzun bir süre önce alıp yeni gelişmelere daha açık olan birileri seçilebilir. Bu alanda değerlendirmeler yapılır. Her sene bizim Türk Neonatoloji Derneğinin kongreleri oluyor. Yani, katılım, bilmiyorum, ben çok rastlamadım, herhâlde kendi… Ya da biz bir öneride bulunduğumuzda çok farklı tepkiler alabiliyoruz. Burada Ahmet Yağmur Baş Hocam var, iki sene önce sanırım bu zamanlarda denetime gelmişlerdi. Yani, belki o paylaşımları söylemek ister ya da size önceden aktarmıştır; gerçekten hocalarımız biz bir şey bilmiyormuşuz, bizden çok daha iyi bilen kişiler varmış gibi bize geri dönüşte bulundular. Yani, hemşirelerin eğitiminin yanı sıra, gerçekten de hekimlerin de yeterliliğinin sınanması, değerlendirilmesi, gerekirse yenidoğana bakabilme yetkisi verilmesi şartı olması gerektiğini düşünüyorum; aynı şekilde hemşireler için de. Bir de dediğim gibi, biz denetimlere gidiyoruz. Evet, orada tamam, şu kadar sayıda hemşire var ama gerçekten onlar çalışıyor mu, yoksa kâğıt üzerinde mi gösterildi? Mesela, enfeksiyon komitesi kararlarını görüryoruz. Enfeksiyon bizim yenidoğanın en büyük belası, en büyük sıkıntısı, komite kararlarını görüyoruz ama bir enfeksiyon uzmanı çalışmıyor ya da o komite kararlarının gerçekten uyuluyor mu? O toplantılar sadece masa üzerinde bir yerlerde mi yapılıyor? Ben kendi adıma konuşayım, mesela benim için geç neonatal sepsis hiç istemediğim, duyduğum zaman çok sinir olduğum “Ya, bu benim hatam.” diyebileceğim bir durum. Bu konuda enfeksiyon hemşireliği diye bir bölüm var, ayrı bir alan ama enfeksiyon hemşireliğinin de çok daha ciddi, çok daha aktif çalışmaları  gerektiğini düşünüyorum. Özel tıp merkezini söylemiştim. Adölesan gebeliklerle ilgili olarak hocam, ben kendim 2024 yılında bir çalışma yaptım. Biz kendi hastanemizde son beş yılda doğan adölesan gebelikleri inceledik, oranımız binde 10 çıktı yani aslında Türkiye ortalamasına yakın bir şeyde. Ben bunun yakın ya da az olmasını şöyle değerlendirdim: Bir üniversite hastanesi olmasından dolayı. Belki de eğitim araştırmada yapılsa çok daha farklı bir rakam elde edilebilir. Hatta Bilkent Pediatri Kongresinde de sunuldu, asistanım sunmuştu, çok da beğeni almıştı. Bunu ben daha nasıl geliştirebilirim, daha farklı ya da adli boyutundan nasıl farklı çalışma yapabiliriz diye de diğer arkadaşlarla iletişim içindeyim. Bir de ben şunu belirtmek istiyorum müsaadenizle: Terminasyon konusunu. Bir perinatoloji uzmanının takipleri hakkında konuşuldu ama perinatoloji uzmanı terminasyon önerdiğinde gerçekten terminasyon kabul oranları çok düşük, net bir rakam veremem ama belirgin oranda düşük. Bunda bazı inanışlar, bazı aile büyüklerinin tutumları, izinleri çok önemli ama Ünal Hocamız bahsetti, belki de Diyanetle işin farklı boyutundan… Yani bunun gerçekten bir günah olmadığı, bu çocuk yaşadığı sürece yenidoğan yoğun bakımda kaldığında ona yapılan enjeksiyonun, yapılan entübasyonların çocuğa daha fazla ağrı verdiğini… Ya da o bebek orada bir kuvözü işgal ediyor -yani yaşamla bağdaşmayan bir anomalisi var ama- belki de Sabahattin Hocamın bahsettiği 24 haftalık bebek o kuvöz dolu olduğu için sevk oluyor. Bu da aslında belki de bir kul hakkıdır, belki bu da bir günahtır yani bence bunların bir şekilde anlatılması lazım. Bu açıdan belki çalışmalar yapılabilir.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Kabul oranı düşük.

DR. ÖĞR. ÜYESİ EBRU YÜCESOY BAĞDİKEN – Çok düşük yani size tam bir net oran veremeyeceğim ama neredeyse yüzde 99 diyebilirim. Yani çok az gerçekten, eden kısmı da biraz da eğitimli, belki sağlık çalışanı olup gerçekten gerçeği görebilen insanlar.

OTURUM BAŞKANI İSMAİL GÜNEŞ – Buyurun.

PROF. DR. YUSUF ÜNAL SARIKABADAYI – Siz bana genel  bölge mortalitesinin yüksekliğinden ve Antep’teki mortalitenin çoğunluğunun özel hastanelerde olmasından kaynaklanan  sorular sormuşsunuz. Ya, ben bölgenin neyde iyi olduğunu soracağım. Bölge kitap okumada mı iyi, LGS’de mi iyi, üniversite sınavında mı iyi? İlk başvuruda antibiyotik kullanımı oranında mı iyiyiz? Tamam, yenidoğan mortalitemiz yüksek de bebek mortalitemiz, ilk 1 yaş mortalitemiz düşük mü? Beş yaş altı mortalitemiz düşük mü? Yani bunlar içerisinde sadece yenidoğanı ayırıyorsunuz ama hepsinin oranı aynı. Yani bölge iyi olacak ki zaten bu azalacak. Zaten bebek mortalitesi bir sonuç yani yenidoğan mortalitesi sonuçtur, anne mortalitesi sonuçtur, bütün toplumumuzun aynasını yansıtır. Yani o yüzden evet, biz dokunuşlar yapabiliriz ama eğitimi, sağlık hizmetini bütün her tarafa yaymadığımız sürece burada çok bir başarıya ulaşamayız, biz şu an sadece yapmaya çalışıyoruz. Yani çok da öyle şey yapmayın, bir dokunuşla bir şeyleri düzeltemezsiniz, böyle bir şey yok. Özellerde niye çok? Çünkü kötü hasta özele geliyor. 1 yenidoğancı var örnek veriyorum devlette, üniversitede zaten yok, kötü hastayı bana gönderiyor adam; takip ediyor, kötüleşti mi gönderiyor. Çevre illerden de alıyorum ben, Urfa’dan alıyorum, Adıyaman’dan alıyorum, onlar da benim yoğunluğunu artırıyor. Yani biz hiçbir zaman bir özeliz deyip de ya kötü hasta, mortal olacak diye almamazlık yapmıyoruz. Ben hiçbir zaman yapmadım onu yani “Hasta satürasyonu 60, ölecek bu.” diyor, “Gönder, belki bir faydamız olur.” diyorum. Anlatabiliyor muyum? Biz kendimizi korumadık burada yani. “Bunun sorumlusu kim?” diye sorarsan bunun sorumlusu benim.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Mortaliteden dolayı kabul etmeyenlere de rastladık.

PROF. DR. YUSUF ÜNAL SARIKABADAYI – Evet yani biz bunu şey yapmadık, biz kendimizi korumadık hiçbir zaman, bundan dolayı da yüksek bizimki. Çünkü bölgede bütün cerrahi işlemleri yapan benim yani bizim hastane. Biz bütün bölgeden Mersin, Adana dâhil sevk alıyoruz, trakeal,  beyin cerrahisi bütün işlemleri yapıyoruz, metabolik hastalık takibi de var, nitrik oksit bölgede tek ben veriyorum; öyle olunca ve ağır vakaları da biz alıyoruz. Yani bizim sadece konjenital kalp hariç müdahale etmediğimiz bir vaka çeşitliliği yok. O anlamda o yüzden ben mortaliteden sakınan bir adam değilim yani kötü hastayı alıyorsunuz. Tabii, bu sadece benim gerçeğimi yansıtmıyor, bütün gerçeği yansıtıyor ama yenidoğancı arkadaşlarımızın hepsinin mantığı böyle. Biz “Kötü hastayı almayalım.” demiyoruz, “Zaten biz yenidoğancıyız, kötü hasta gelsin bize.” diyoruz, “Hasta kötüleşmesin ama kötüyse de alalım zaten.” diyoruz. O yüzden oradaki fark o ama şimdi bu 2024, artı bir de 2025 yılının verileri böyle gelmeyecek, şu an şehir hastanesinde ekip var çünkü.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Daha iyi gelecek.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU: “Teşekkür ederim Sayın Başkan. Şimdi, biz Komisyon görevlisi arkadaşlarımızdan bazı belgeleri istemiştik, 2016’da Sağlık Bakanlığının bir soruşturması vardı, müfettişler bilirkişiden bilgi almışlardı, çok bir şey görünmüyor gibiydi fakat SGK’ye da bir suç duyurusunda ve işlem yapılması, incelenmesi yönünde bir bildirimde bulunmuşlardı. Biz SGK’deki bu incelemeyle ilgili bilgi istemiştik, makamlarımıza gönderildi, diğer arkadaşlar da görmüştür sanırım, bu raporu bana da ulaştı. Bu raporu hassasiyetle takip ediyorum. Şimdi, rapor maalesef çok iyi bir rapor değil çünkü burada 280 takip dosyası var ve 42 hastayla görüşülmüş. Şimdi, bakın, neden bugünlere geldiğimizle ilgili bir işaret var burada. 280 dosya incelenmesi istenmiş ve incelenen 42 hastayla görüşülüyor, 60 takip dosyasıyla ilgili ifadeler alınıyor. Buradaki ifadelerde de SGK’dekiler gidip bizzat klinik olarak bu incelemeleri üniversite hocalarına yaptıracağına, hastalara telefon açmışlar “Ya, bir şikâyetiniz var mı?” Hasta ne bilsin yani tıbbi işlemleri, o doktor değil ki. “Bir şikâyetiniz var mı bakalım?” “E, vallahi bilmiyoruz, işte gittik doktora, bir işlemler yapıldı, döndük geldik.” falan denilmiş. İyi, tamam, kapatıldı, bir şikâyet yok. Bakın, işlem böyle cereyan etmiş, bakın, devam ediyor, sonrasında diyor ki: “İki tane dosyayla ilgili de biz ceza verdik, öbürkülerin de bir şey bulmadık.” değil mi, bu böyle fakat raporun en sonunda da “Bir şey bulunamamıştır.” denildi. Ben burada bizzat SGK yetkililerine de sormuştum zaten olayı da o yüzden takip ettim, bizzat raporu da görmek istedim. SGK yetkilileri bize “Bu incelemede bir şey çıkmamıştır.” dedi. Tamam “Bir şey çıkmadı.” denilen incelemeyi ben çok ciddiyetli bulamıyorum. 280 dosya iletiliyor, 42 kişiyle görüşülüyor; bir bu. İkincisi, iki dosyada ceza veriliyor ve sonuçta “Bu incelemeden önemli bir şey çıkmamıştır.” neticesine varılıyor. O zaman iki dosya için niye ceza verdiniz? Bununla ilgili neden bir not düşülmedi? Bunların sorgulanması gerekiyor. Ben, aslında yetkili arkadaşlarımıza bunu ilettiğimde hem Sağlık Bakanlığının müfettişlerinin, Nihat Sabuncu ve Halil Fincan’ın burada dinlenmesi gerektiğini, Sağlık Bakanlığından SGK’ye iletilen bu rapordaki bu 2 müfettişin -birisi müfettiş, birisi de denetim birimi başkanı- bu 2 kişinin dinlenmesi gerektiğini; ikincisi, bu SGK raporunu hazırlayan müfettişlerin de dinlenmesi gerektiğini iletmiştim, o kişiler gelmedi ama en azından bir SGK raporu geldi fakat bu SGK raporunu ben işin doğrusu sorunlu buluyorum. 2016’da “Bir şeyler var, araştıralım.” denilip de kapatılan bir dosyadan sonra 2024’te böyle olaylar oluyorsa bu sıkıntılı bir durum. Ben, tekrar, Komisyona dönemin 2016 Sağlık Bakanlığı müfettişleri Nihat Sabuncu ve Denetim Birimi Başkanı Halil Fincan’ın bu Komisyonda dinlenmesi gerektiğini söylüyorum. İkincisi, SGK raporunu hazırlayan, bize gönderen bu müfettişleri de dinlememiz gerekiyor. Çok nitelikli… Yani, mesela üniversite hocalarımız var, işte burada da hocalarımız yani böylesi ciddi bir durumda üniversite hocalarımızdan bilgi alınması gerekmez mi? Kime incelettiniz bunu? Yani, işte, falanca bir hastanedeki bir doktoru buldum, ona bir sordurdum mu yapmışlar, ne yapmışlar? “Açtık telefonu sorduk.” diyor, onlar da demiş ki “Herhangi bir yönlendirmeye maruz kalmadık. Böyle bir ‘simsar’ diye birisini tanımadık biz, sağlık hizmeti sunucularına yönlendirilmedik  ve yatışlar da gerçek.” fakat iki tane de ceza var, bu cezalarla ilgili de bir açıklama da yapılmamış. Birisi, mesele 6 milyon 489 bin 55 lira yersiz ödeme yapıldığı, hastanenin alacaklarından mahsup ediliyor ama biz SGK yetkililerine sorduğumuzda “Ya, hiçbir şey yok, dosya tertemiz, kapattık.” demişlerdi ve bakın, o zamanlar bir şey varmış. Şimdi, bakın, o yüzden ben bu konunun biraz daha irdelenmesi gerektiğini söylüyorum; bu bir. İkincisi, farklı bir konu. Şimdi, Sağlık Bakanlığı geçtiğimiz günlerde bir açıklama yaptı ve dedi ki “Biz bebek ölümlerini takip ediyorduk ve bunlarla ilgili her ölüm sonrası bir rapor hazırlıyorduk.” Bebek Ölümleri İnceleme Kurulu Çalışma Raporu… Burada, hani sorunlu bebekler var, 10 bebek ölümü, 14 falan birtakım bebek ölümleri var. Bu ölümlerden, mahkeme 6 bebeğin ölümüyle ilgili raporları istemiş, ölüm sonrası inceleme raporlarını. Burada 5 bebeğin ölümünde herhangi bir sorun görmemiş. Buradaki bebek ölümleri inceleme kurulu çalışma formu bunları incelemiş ve 6 bebekten 5’inde önlenemez ölümler olduğunu tespit etmiş. Şimdi, bunlar da önemli. Biraz çok fazla bir medyatik dezenformasyon veyahut da medyatik bir ajitasyonla mı karşı karşıyayız diye bir soru işareti de ister istemez akla geliyor çünkü burada. Bakın, son olarak ben şunu da söylemek isterim: Şu raporlar intihar ettiği açıklanan Doktor İlker Gönen’in hastaları sanırım ve onun mahkemedeki ifadelerini de burada en son olarak okumak istiyorum. Yani ben sonuçta bir insan hakları savunucusuyum ve kimseye yargısız infaz yapılmaması gerektiğini düşünüyorum. Bu kişiler doktor, ne derece yani “Bilerek bebek öldürdü.” deniliyor. Bu ne derece doğru? Mahkemede açığa çıkacak ama şu raporlar önlenemez bebek ölümleri olduğunu göstermiş. Bunları raporlayanlar hekimler ve bu kişinin mahkemedeki ifadesinde de şu ifadeler var, dikkatinize sunarım, Doktor İlker Gönen mahkemede “Ben 5 ölümle suçlanarak buraya geldim; birinci hastada Adli Tıp gerçeği kenara koydu, bir tanesinde ötanazi, ikincisinde akciğer patlamasını görüp söylememekle, üçüncüsünde adrenalin vermemekle, dördüncüsünde ölüden kan almakla suçlandım. 4 hastada katillikle suçlandım, bunların tamamında “tape”ye bakarak bilgiye, belgeye başvurmadan beni suçladılar. İki aydır bu uzman görüşünü size açıklamak için dakikaları sayıyorum. Akla, mantığa sığmayacak şeylerle suçlandım, bizim idam sehpamızı uzman görüşü koydu, tekmeyi de medya attı.” demiş ve daha sonra konduğu cezaevinde de intihar etmiş. Şimdi, hakkaniyetle incelememiz gerektiğini ben düşünüyorum yani medyatik ajitasyonlardan uzak, bilimsel bir düzlemde devam etmemiz gerektiği yönünde bir hatırlatma olsun konuşmam. Hakkaniyet sahibi olmak zorundayız, her hakka, hukuka riayet etmek zorundayız diye düşünüyorum. Buna dikkat ederek komisyon da ilerlerse iyi olur diyorum. Teşekkür ediyorum.”

Yorumlar