2 Mayıs 2024

Dün 1 Mayıs’tı ve 1 Mayıs’ın geleneksel olarak kutlandığı yer Taksim’de kutlanmasına izin verilmedi. Oysa Taksim’de kutlansa hiçbir şey olmayacaktı. Öncesinde de AK Parti iktidarı 2010-11-12 yıllarında 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmasına izin vermişti ve olağanüstü bir şey olmamıştı fakat daha sonra Taksim’den vazgeçti ve göstericiler de Taksim ısrarında devam etti ve şu anda bundan dolayı dün Saraçhane’de bir sürü olay yaşandı, bir sürü lüzumsuz gerginlik yaşandı. İtiş kakış yaşandı, bunları doğru bulmuyoruz. İktidar özgürlük alanlarını açmalı ve 1 Mayıs’ta Taksim’de 1 Mayıs kutlanmalıydı bu çok net! Bütün bunlar yapılmadığı için Saraçhane karıştı ve göstericiler ile polis çatıştı. Polis, göstericileri darp etti bununla kalmadı basın mensuplarını da darp etti! Şu görüntülere bakıyoruz; olayları kamuoyuna yansıtmaya çalışan basın mensupları da bu darptan nasibini aldı ve ağır bir şekilde darp edildiler. Basın mensupları medya özgürlüğüne istinaden işlerini yaparlar. Tarafsızdırlar ve yapılanlara aynı tutarlar, bunun karşılığında da bir polis darbı ile karşı karşıya kalmış durumdalar. Kabul edilecek bir durum değil. Oysa 1 Mayıs yurdun dört bir tarafında kutlandı ve göstericiler herhangi bir olumsuz olaya meydan vermediler, yol açmadılar.

Biz 1 Mayıs’ı Kocaeli’de kutladık. Kadınlar, çocuklar hep birlikte 1 Mayıs’ta bir araya geldik ve işçinin emekçinin Uluslararası Birlik Ve Mücadele Günü İşçi Bayramı 1 Mayıs’ı kutladık. Burada bir sıkıntı yoktu hatta İzmit’te belediye iş hanı önünden Real otoparkına kadar bir alana izin verilmiyordu öncesinde daha sonra izin verildi. İzin verildi de olumsuz bir olay mı yaşandı? Hayır hiçbir şey yaşanmadı ve İzmit’te gayet güzel bir şekilde 1 Mayıs’ı kutladık vekil arkadaşlarımız ile belediye iş hanı önünden Real otoparkına kadar yürüyerek 1 Mayıs’ı kutladık hiçbir sıkıntı olmadı. Demek ki özgürlük olunca haklar kısıtlanmayınca bir sıkıntı olmuyor.

Kocaeli’de 1 Mayıs kutlamasında birçok emekçi vardı. Hakkı gasp edilen kişiler vardı, onların arasında KHK ile işlerinden atılan yüz binlerce işçi, emekçi, memur adına Kocaeli KHK Platformu da vardı, emeklerine sağlık. Onlar da alanda yerlerini aldılar ve uğradıkları haksızlığı tüm kamuoyuna beyan ettiler. Ben de yanlarındaydım, omuz verdim, destek verdim ve KHK zulmünün bitmesi için gayret etmeye sadece 1 Mayıs’ta değil her gün devam edeceğiz. Tüm KHK Platformları da buna devam edecekler, ellerine emeklerine sağlık. Arkadaşlarımız: “AİHM haksızlıklara dur.” dedi. “KHK zulmüne son” afişleri ile meydandaydı ve diğer tüm göstericiler gibi uğradıkları haksızlığa karşı tepkilerini beyan ettiler.

KHK zulmü 1 Mayıs’ta anıldı ve 1 Mayıs sonrasında da “Kanun Hükmü” belgeseli bugün, Ankara’da gösterime girecek. İşçi Filmleri Festivali’nde, bu da çok önemli. Bu film KHK zulmünü anlattığı için Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde gösterilmemişti. Belediye Başkanı Muhittin Böcek bu filmin gösteriminden kaçınmıştı ve Cumhurbaşkanı da Meclis açılışında bu filmin gösterilmeyeceğini beyan etmişti. Biz bunları kabul etmiyoruz, bir sanat filmidir. Ben filmin ham halini seyrettim, yaşananları anlatmış, zulmen yargısız infaz ile ihraç edilen biri doktor, biri öğretmen iki kamu emekçisinin durumunu yansıtmış, hepimizin hayatta yaşadıklarını yansıtmış, yanlış bir şey yok kesinlikle yaşananları yansıtmış. Kanun Hükmü’nde zulümler ile atılan yüz binlerce emekçi kamu memurunun derdini sıkıntısını anlatan bu film 2 Mayıs Perşembe günü saat 19.00’da gösterime girecek. İlk önce Ankara’da Kuğulu Park’ta 18.30’da bir festival yürüyüşü yapılacak, sanat yürüyüşü yapılacak. Ardından 19.00’da Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde film gösterime girecek. Başta KHK’lılar olmak üzere tüm KHK dostlarını ve tüm zulme karşı çıkanları bu filme destek vermeye davet ediyorum. 1 Mayıs sonrasında işçinin emekçinin hakkının hukukunun korunması için büyük gayret sarf edilen ve tüm engellemelere rağmen 1 Mayıs bayramının kutlandığı bugün sonrasında 1 emekçi grubunun uğradığı zulmü uğratan bir filmi izlemek gerekir. 1 Mayıs’ta işçi bayramı kutluyorsanız sonrasında da bir grup emekçinin uğradığı zulmü anlatan filme de destek vermek zorundasınız. Bunun altını çiziyorum. Sadece bir bayram kutlamak ile olmaz bu iş, emekçinin yanında durmak, emekçinin uğradığı zulmü engellemeye karşı durmak ile de olur aynı zamanda. Biz bunu yapmaya çalışıyoruz; “Kanun Hükmü” belgeseli yönetmeni Sn. Nejla Demirci’nin yanındayız, kendisini konuk ettik, sanal medya programımız ÖFG TV’de konuştu, anlattı. Şimdi sıra kamuoyunda mağdurlarda ve bu filme destek vermede. Büyük bir bedel ödedi, yurt dışında gösterimleri yapıldı ama zulmün yapıldığı Türkiye’de bu film halen gösterilmedi. Son derece önemli çok değerli ve bu yüzden “Kanun Hükmü” belgeseline destek vermemiz gerekiyor.

1 Mayıs’ta bayram yapmak yerine grevde olan işçiler de var! Gebze’de Mersen işçileri! Biz onları ziyaret ettik, onların dertlerini dinledik, 15 işçi şu anda grevde çünkü sendikal hakları verilmek istenmiyor değerli arkadaşlar! Aslında yargı da onların lehine karar vermiş ama fabrika Fransa menşeili bir fabrika, gelmiş Gebze’de güzel para kazanıyor ama işçinin hakkını vermiyor. Mersen fabrikasına buradan sesleniyorum; bu zulmü bırak, işçinin hakkı olan sendikalaşma hakkının önüne set çekme ve işçiye ucuz vaatler ile popülist vaatler ile bir kandırma yoluna gitme diyorum Mersen fabrikası yönetimine. Olayı takip edeceğiz, Çalışma Bakanlığı’na götürdük, basın toplantısında anacağımı söyledim, sözümde durdum. Yazılı soru önergesi verdik, konuyu basına yansıttık Mersen fabrikası daha fazla mahcup olmamak için bu direniş karşısında hakkaniyete sarılmalı ve gerekeni yapmalı. İşçinin, hakkını vermeli değerli arkadaşlar.

Hak ihlalleri bitmiyor. Bize yurdun dört bir kesiminden insanlarımız başvuruyor. Hiçbir ayrım yapmadan, bize başvuran herkesin uğradığı mağduriyeti burada gündem ediyoruz çünkü ben milletvekiliyim tüm milletin vekiliyim. 85 milyonun vekiliyim ve bize başvuran her mağdurunun burada TBMM’de sesini yükseltmek ile görevliyiz.

Bakın Mahmut Yamalak bize başvurmuş. Malatya Akçadağ F Tipi Cezaevi’nde 30 yıldır mahpusmuş denetimli serbestliği verilmemiş şimdi de şartlı tahliyesi verilmiyor. Şartlı tahliyesi tahliyesine 12 saat kala yakılmış. Basit gerekçeler, yazdığı kitaplar ve aldığı hücre cezaları gerekçe gösterilmiş. Savcıya gitmişler, savcı: “Fazla şansını zorlama git istediğin yere şikayet et.” Demiş vatandaşları kovar gibi makamından uzaklaştırmış. 30 yıl geçmiş basit gerekçelerle insanlara tahliyesinin verilmediği bir ülkedeyiz maalesef.

Dolandırıcılık hadiseleri çok oluyor maalesef, bir vatandaşımız da dolandırıcıların kumpasına kapılmış maalesef. Diyor ki: “ Botaşa yatırım yapmayı teşvik edici reklam ve söylemlere kandık. Birileri beni aradı “Kayıt yapıyoruz.” dedi bu sırada beni kaydetmişler. Bunu anlayınca devam etmek istemedim. Fakat bu seferde benim paramı vermediler. 33.920 doları gasp ettiler ve vermediler. Adil Giyici diye biriydi. Ben 30 yıllık birikimimi satarak bu işe ortak oldum.” Diyor bu tür dolandırıcılara karşı ilgili bakanlıkların müteyakkız olması lazım. Vatandaşı çok kolay kandırıp bu tür vatandaşı perişan eden, 30 yıllık birikimlerini yok eden işlemler yapmamalılar, yapamamalılar bunun önüne engeller getirilmeli. Vatandaş: “Ben başvurudan vazgeçtikten sonra başvurum kabul edildiği ifade edildi ve dolandırıldım.” Diyor, bunlar oldukça temkin içeren işlemler oluşturulmalı bakanlık tarafından.

Yahya Özmen Ankara Sincan 2 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalıyor. Diyor ki: “Uzun zamandır tekli hücrede kalıyorum. Gözümde rahatsızlık var vücudumun çoğu bölgelerinde eylem yaptığım için yanıklar var. Bel fıtığım var koğuş arkadaşlarım yok, beni farklı suç gruplarından mahpusların yanına veriyorlar. Bu kabul edilecek bir durum değil. 19 Yıldır cezaevindeyim ve Van’a naklimi istiyorum fakat gidemiyorum. Van Gürpınar’da ikamet ediyoruz. Yaşlı annem var gelemiyor, ben de nakil olamıyorum. Farklı bölümlere beni veriyorlar.

Şanlıurfa Viranşehir’den vatandaşlar bize başvurmuşlar. Şanlıurfa Viranşehir’de elektrik kesintileri yoğun bir şekilde var, vatandaşlar çok zor durumda. “Gündüz 16.00 ile 00.00 arasında elektrik kesiliyor, Şanlıurfa’nın birçok bölgesinde vatandaşlar cezalandırılıyor. Şanlıurfa’yı aradığımızda bu emrin Ankara’dan geldiğini biliyorsunuz diyorlar ve böylece Viranşehir’de büyük bir mağduriyet yaşanıyor.” Viranşehir Kaymakamlığı ne iş yapıyor ve bu elektrik kesintileri ile ilgili gereken işlemler yapılıyor mu? Urfa Valiliği Viranşehir Kaymakamlığı ne yapıyor diye soruyoruz!

İdris Hamzaoğlu isimli kişi vefat etmiş, kızı bize başvurdu. “Albayrak inşaat firmasında şüpheli olarak ölü bulundu” 8 saattir ölü olduğu söylenmiş.  Bir şizofreni hastasıymış ve “Adli tıp otopsi yapmış kanında laroxyl isimli bir ilaç tespit edildi. Bu ilaç reçeteli ilaç değil. Babamda şizofreni vardı 8 saat boyunca ne olduğu fark edilmemiş, bölgede kamera kaydı yok, şüpheli bir ölüm ve araştırılmalı.” Diyor bir vatandaş durup dururken ölmüş, bir hastalığı var kanında bazı ilaçlar bulunmuş. Kamera kaydı yok bununla ilgili gereken araştırma yapılmalı.” Diye vatandaş bize başvurmuş. Biz de ilgili mercilere iletiyoruz bunu ve bu şüpheli ölümün ciddi bir şekilde araştırılması gerektiğini vatandaşlarımızın her birinin yaşam hakkının çok değerli olduğunu söylüyoruz.

Bir avukat arkadaşımız bize başvurmuş. “Müvekkilim Ahmet Bakır Sakarya İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri tarafından gözaltına alınıp bırakıldı, tekrar gözaltına alındı.” Diyor. Gözaltına alınma tarihi savcının evrakında 17.20 olarak geçiyor fakat sabahtan gözaltına alınmış. Bir sürü polis darbına uğramış ve daha sonra tutuklanmış. Belli ki burada polis kendi kafasından savcı bile talimat vermeden polis tekrar gidip anlaşılan gözaltı yapmış daha sonra savcı evrakı ortaya çıkmış. Olacak işler değil ve bu arada da darp olayı var. “Müvekkil sabah polislerin kendisini alıkoyduğunu, alıkonulduğu yerde yüzüne ve kafasına polislerin vurduğunu, emniyete getirildikten sonra ters kelepçe yapılarak saatlerce çömelerek bekletilmiş.” Diyerek bize başvurmuş.

Yeliz Pişman isimli bir kişi bize başvurmuş. Yanlış iğne sonucu çocuk felci geçirmiş %96 süresiz rapor almış fakat raporu daha sonra iptal edilmiş ve Iğdır’dan raporu %80 ve 2 yıllık olarak değiştirilmiş. %96 ve süresiz yerine %80 ve 2 yıllık değiştirilmiş. “Bu sefer birçok mağduriyete uğradım. Ben geçimimi bununla sağlıyordum bakım aylığı alıyordum. Ben ve benim gibi engelliler suiistimale uğramamalı. Bursa’da ikamet ediyorum, iş arıyorum. Engelli raporu alırken 1000 TL ücret talep ediliyor ve her açıdan son derece zor durumdayım. Engelliler bu denli zorluğa sürülmemeli.” diyor.

SMA hastası bebeklerin yakınları, onların ablaları, abileri büyük bir gayret sarf ediyor ve Bahçelievler Belediyesi sınırları içinde stantları toplanmış. SMA Hastası Kayra Bağdacı’nın gönüllüleri de bize başvurmuşlar ve “9 aylık Kayramız ve 7 aydır devletin yasal dilencileri olarak para toplamaya çalışıyoruz. %26 toplayabildik, çocuğa gereken ilacı hala alamadık. Bizim stantlarımızı toplayanlar bebeğimizin yanında durmuyorlar. Ne olacak bu durum?” En temel hakkı olan yaşam hakkı nasıl teslim edilecek bu çocukların? Bu çocukların kullanması gereken ilacı halen bakanlık temin etmiyor ve bu noktada sıkıntı devam ediyor.”

Bir başka dolandırıcılık vakası; Turgut Temel gibi binlerce genç çoğu Van’lı bize başvurdular. Zamanında bazı dolandırıcılar bu kişilere “Aylık sana 3000 TL veririz, bizim şirketimiz var, tahsilatlarımızı yapmada sıkıntı çekiyoruz ibanını ver de tahsilatları oraya gelsin. Ona göre işlem yaparız. Bizim ibanlarımız çalışmıyor, senin iban üzerinden biz işlem yapalım da sana bir zararı olmaz. Aylık 3000 TL verelim.” diyerek bir şekilde kandırıyorlar ve ardından dolandırıcılar kaçıyor. Bütün o alınan paralar karşılığında verilmesi gereken hizmetler verilmiyor ve mahkemelerde 150’ye yakın dosya ile bu ve diğer gençler mağdur oluyorlar. Bu olaylar için de gereken önlemler alınmalı. Burada bir mağduriyet var, bir şekilde giderilmeli. Asıl bu şebekelerin köküne varmalı. Gençleri kandıran bu dolandırıcıları asıl tespit etmeli ve daha sonra bu gençlere sıra gelmeli ama dolandırıcıları bulamayanlar gençleri çok ağır bir şekilde yargılıyorlar ağır ceza ithamları ile.

“Mali müşavirler, muhasebe çalışanları 120 bin meslek mensubu, 20 bin stajyer, 360 bin meslek çalışanı olarak yaklaşık 500 bin kişi olarak size başvuruyoruz.” diyorlar ve bazı istekleri var. “Biz çok yoğun mesaisi olan ve binlerce mevzuatı bilerek hareket eden bir kesimiz ve buna rağmen son derece mağdur ediliyoruz.” Diyor. Enflasyon düzeltmesi ve geçici vergi beyanlarında bilanço istenmesi yapılmamalı diyorlar ilk madde olarak. İkincisi; kurumlar vergisi ve 2024 1. Dönem Geçici Vergi Beyannamelerinin Beyan Sürelerinin Uzatılması sağlanmalı diyorlar. 3- Gelir İdaresi Başkanlığı’nın e-sistemlerinin çalışmaması büyük bir sıkıntıya yol açıyor. Bu düzeltilmeli. 4- KDV 2 Beyannamesi Sorunu:  2 Nolu Katma Değer Vergisi beyannamesi ile meslek mensubuna getirilen yük tarif edilecek gibi değil. Bu yükler azaltılmalı çok basit dokunuşlarla bunlar halledilebilirdi ama halletmiyorlar. 5- Enflasyon Muhasebesi, Geçici Vergi dönemlerinde değil yıl sonrası yapılacak şekilde yapılmalı. Yıllık yapılmalı diyorlar. Tüm yükler bizim üzerimizde. İktidarın berbat ettiği ekonominin bütün yükü bu çalışanların üzerine arkadaşlar. Enflasyonda büyük bir dengesizlik oldu. Öncesinde kabul edilebilir bir enflasyon artışı vardı ama korkunç bir enflasyon dengesizliği yaşandı. %200’leri bulan bir enflasyon dengesizliği yaşandı ve sonuçta geldiğimiz yer burası. Bunun ceremesini mali müşavirler, muhasebe çalışanları ödüyor. Enflasyon düzeltmesi vergili olması mali müşavirler ile mükellefler arasında saatlerce konuşulacak izahatlar bizi çok yoruyor. TÜİK anketleri nisan ayından sonra yapılmalı. Yıllık işletme cetvelleri mayıs ayı sonunda verilmeli.
Maliye Bakanlığı ve Gelir İdaresinde malı müşavirler için özel kalem açılmalı diyor mali müşavirler, muhasebe çalışanları çok önemli sıkıntıları var. Buradan gündem ediyoruz, ayrıca yazılı soru önergesi ile de bakanlığa bunu iletiyoruz. Zaten binlerce evrak altında yoğun çalışmak zorunda kalan bu hizmet kesimine karşı devletin ilgili bakanlıkları yardımcı olmalı.

Mervan Zirek 2017 VAN Büyükşehir Belediyesi’nden 692 sayılı KHK ile ihraç edilmiş ve halen bir ilerleme yok. Bakın bu olacak bir şey değil. Sadece bu kişi değil. Ankara’da İstinaf’ta dosyası bulunmakta. 800 günü aşmış durumda dosyalar. O raporda Ankara 13. İdare Dava Dairesi demiş ki: “586 günde istinaf bunu sonuçlandırmalı.” Gün 800 günü aşmış ve bunun gibi birçok insan var. Bölge idare mahkemelerinin umurunda değil, geciktiriyorlar. Bunun gibi bekleyen dosyalardan birisi de benim dosyam. 2 yıldır bölge idarede bekleyen, idare mahkemesinin ret verdiği dosya hala bölge idare mahkemesi tarafından bekletiliyor. Vatandaş çok haklı ben ve benim gibi kendisi de dahil binlerce kişi güya yargı kurumu olan adalet dağıtması gereken kurumların mağduru olarak adalete erişmesi engellenerek mağdur ediliyor. Bu durum son derece ciddi bir durum. Bu denli savsaklamalarını da Adalet Bakanlığı’na buradan hatırlatalım! Vatandaşa zulmetme makamında değilsiniz, zaten yargısız infaz ile ihraç ettiniz. Adalete aykırı OHAL Komisyonu kararları ile ret verdiniz. Ardından mahkemeler adalete, hukuka aykırı bir şekilde çalıştı bir de sonuçlanması olağanüstü bir şekilde geciktiriliyor. Olacak bir iş değil! Kabul etmiyoruz.

Fırat Kelekçi Diyarbakır Dicle Üniversitesi’nden ihraç edilmiş bir kişi. Takipsizlik almış, hakkında bir ceza yok. Hiçbir şey bulamamışlar, takipsizliği var ve 2022 yılından bu yana istinafta beklemekte. Bir başka mağdur da bu! 2 yıldır neredeyse istinafta bekletiliyor karar. İdare mahkemesi ret vermiş, bölge idareye gitmiş 2 yıla yakındır bekletiliyor. Takipsizliği var, cezası yok, hiçbir şey ortada eski bir şube müdürü kendisi ve haksız yere keyfi olarak göreve iadesi engelleniyor.

Ufuk Kenan Diyarbakır 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kalmakta, Taksim dosyasında yargılanmış. “Darbe var hadi bakalım şuraya gidin.” Diye kandırılan mağdur edilen insanlardan birisi bu kişi. Eşi bize yazıyor: “ Çok mağduruz. Hiçbir duruşmada eşimin kayda geçen tek cümlelik bile savunması yoktur. Duruşmalara katıldıysanız görürdünüz. Yargılama gibi bir amaçta yoktu. Hukuki içtihatlar göz önünde bulundurulduğunda sanık olarak addedilen kişinin, iddia makamına karşı kendini savunması zaruri bir haktır. Hiyerarşik olarak ilerleyen her mahkemede haksızlığa uğradık.26. Ağır Ceza Mahkemesi’nin vermediği savunma hakkının doğru olduğunu teyit edercesine, itirazlarımızı kabul etmeyerek süreci bir üst mahkemeye götürdüler ve Anayasa Mahkemesi Adalet Bakanlığı’ndan savunma istedi, Adalet Bakanlığı da savunmasını verdi. Ancak geldiğimiz noktada, en meşru ve anayasal haklarda yok sayılmaktan başka elimize pek bir şey geçmedi. AİHM ve uluslararası hukuk sürecini ötelemeye çalışıyorlar.” Anayasa Mahkemesi’nde böyle boş yere, darbeci ilan edilerek mağdur edilen binlerce kişiden birisinin yakını böyle. Herkes biliyor bunu. Kral çıplak diyemiyorlar. Biz kral çıplak diyoruz, o gece darbe ile alakası olmamasına rağmen “Terör tatbikatı var şuraya gidin.” Diyerek emir alan ve bir yerlere giden binlerce kişi var ve bunlar mağdur edildi. Ne darbeden ne örgütten hiçbir şeyden haberi olmayan kişilerdi bunlar ve şu anda ağırlaştırılmış müebbet cezalar yedi. Herkes biliyor bu kişiler masum ama herkes canından, maaşından korktuğu için susuyor! Biz susmuyoruz, hakkı hakikati söylüyoruz her konuda olduğu gibi. Bu kişiler de haksız bir şekilde müebbetlere çarptırıldı bunu da kabul etmiyoruz.

Bakın bölgede çok büyük sıkıntılar var. Urfa’da, Mardin’de elektrik kesintileri ile ilgili çok önemli sıkıntılar var. Bize Mardin’den başvurmuş bir çiftçi; “ DEDAŞ Elektrik Kurumu , Mardin başta olmak üzere tarımsal sulama yapan ve bugüne kadar elektrik borcunu ödemeyen çiftçilerin enerjilerinin kesileceğini belirtti ve 1 Ocak itibariyle enerji desteği kesilmiş. Burada çiftçiler hububat baklagil ve dane mısır desteği ve mazot gübre desteklemelerine neden hesaplarındaki paraya bloke koydukları açıklansın. Zincir marketlerde kilogramı 40 TL’den 79 TL’ye kadar fiyatlarla satılan yerli kırmızı mercimek niye bizden 15 TL’ye alınıyor? Herkes enflasyon farkı talep ediyor, çiftçinin de enflasyon farkı talep etmeye hakkı yok mu ? Çiftçiler büyük zarar ediyor ve daha sonra bir de elektrikler kesiliyor, günde 6-8 saat elektrikleri bilerek keserek niye bize zulmediyor bu DEDAŞ?” diyorlar, bu problem de devam ediyor değerli arkadaşlar.

Abdulalim Kaya, defalarca gündem ettik. Şu anda Elazığ Cezaevi’nde. Ben kendisini Batman M Tipi Cezaevi’nde ziyaret ettim, hasta yaşlı bir insan. %93 engeli var, 81 yaşında hem kelepçeli hem de gözleri bağlanmış bir şekilde adli tıp kurumuna götürülmüş. Bir çile çekiyor, cezaevindeki görevliler de biliyor onun çok hasta olduğunu ama hala bir ısrar var. Zamanında bir basın açıklamasına katılmış! Korkunç bir katil mi? Bir basın açıklamasına katılmış, şu yaşında bu eziyeti görmeye devam ediyor. Kabul edilecek bir durum değil!

Bütün çocuklar 23 Nisan’ı kutladı bu çocukların anne ve babası hapiste. Elazığ Cezaevi’nde legal hareketler illegal kabul edilerek anne ve babası mahpus durumda. Türkiye’de nadir görülen bir doğumdu, 5 çocuk bir anda doğmuştu. 5’iz bu çocuklar biri kız 4 erkek ve sağlık sorunları var. Gözlerde, organlarda sorunlar var. Kimisinin beyninde şant var çünkü çok zayıf ve prematüre olarak doğmuşlardı ve sonrasında bu çocuklar şu anda çok büyük sıkıntı çekiyor. Anne babası normal zamanda bu çocuklara yetişemezken şu anda anne ve babası hapiste dayıları bakıyor. 23 Nisan’da herkes annesi ile babası ile neşe içinde bayram kutlarken bu çocuklar annesiz babasız bir 23 Nisan geçirdiler. Bu zulümdür. Bu haksızlık bu çocuklara reva mıdır diye soruyorum ve bu çocukların hakkını soruyorum! Bu anne ve baba tahliye edilmeli, cezaları da onanmış değil. En azından çocukların yanında olmalı. Çocukları hasta, defalarca bunu gündeme getirdik.

Fahriye Ceylan’ın da tahliyesi engellenmiş. Alanya L Tipi Cezaevi’nde Ocak 2022’de tahliye edilmesi gereken 50 yaşındaki Fahriye Ceylan’ın tahliyesi 6. Kez engellenmiş. Gerekçe olarak pişman olmama ve kurallara göre spor yapmaması gösterilmiş! Uyduruk gerekçe mi yok? Bulursunuz! İşte maalesef böyle hemen tahliyeleri engellersiniz. Maalesef durum bu!

Bize cezaevlerinden birçok mahpustan mektuplar geliyor! Sayfalarca mektupları burada özetlemek istiyorum. Bu mahpus mektuplarının Sn. Yılmaz Tunç’un duymasını istiyoruz kendisi Adalet Bakanı ama benim kadar cezaevlerinden, mahpusların durumundan haberi yok. Ben kendisini haberdar edeyim duyun Sn. Yılmaz Tunç.

Mesela Veysi Altan, Kırşehir Cezaevi’nden; “Hakaretler ile tahammülümüz ve sabrımız deneniyor. Ya bu yaklaşımlar bilinçli yaptırılıyor ya da içlerinde, dinlemeyen gücünü başka yerden alan bir grup ile karşı karşıyayız.” Anlaşılan içeride bir grup var, idareyi bile dinlemiyor. “Sohbet faaliyeti 10 saat olması gerekirken 1-1.5 saat veriliyor. Kurs, atölye hakkımız varken verilmiyor her türlü keyfiyet var. Ağız içi arama nedeniyle hasta olduğumuz zaman hastaneye gidemiyoruz çünkü ağız içi arama, çıplak arama yapılacak deniliyor ve biz bu yüzden hastaneye gidemiyoruz mağdur oluyoruz.” Düşünün şu ülkenin haline bakın! Hastasınız cezaevinizde hastaneye gitme hakkınız var ve size onur kırıcı aşağılayıcı bir arama şekli dayatılmaya çalışılıyor. “Yaptırmıyorum.” Deyince hastaneye gidemiyorsunuz. Ülkenin hali bu arkadaşlar. Sayın Bakan Yılmaz Tunç ve Adalet Bakanlığı duysun bunu! “İnsanın en temel ihtiyacı sudur ama kurum çöle döndü çünkü bize doğru düzgün su verilmiyor.” Bakın ortaçağ Bastille hapishanelerini adeta anlatıyoruz. Su yok keyfi bir şekilde haksızlık yapılıyor. Kimse sormuyor, sağlık hakkı için hastaneye bile gidemiyorsunuz ve kimse bunu sorgulamıyor bakanlığın umurunda bile değil Kırşehir cezaevi kafasına göre davransın ve bakanlıkta kafasını kuma gömsün böylece bu işler yürüyor sanıyorlar ama biz burada bu zulümleri duyuruyoruz.

Gebze Cezaevi’nden Merve Demirel bize yazmış; “2016 yılında 150 binden fazla kamu emekçisinin KHK’lar ile ihraç edilmesi ile başlayan ‘Yüksel Direnişi’nde Nuriye Gülmen ile birlikteydim. Şimdi Gebze Hapishanesindeyim. Komplo davalar ile tutuklandık, bizden daha kötü şartlarda olan arkadaşımız Rezzan Şengül’ün ki kendisi Grup Yorum’un gitaristidir, çok kötü şartlarda kaldığını, hücrede gayri insani bir şartta kaldığını size aktarmak isterim. Sesimize ses olun. Size ulaşan seslerin milyonlara ulaştığını biliyorum.” diyor Merve Demirel, biz de o yüzden burada basın toplantımızda milyonlara ulaştırılmak üzere sesimizi yükseltiyoruz. Bize çok başvuru geliyor ve hepsini de kamuoyuna yansıtmak vicdani bir borç bizim için.

Şu olay çok üzücü bir olay geçtiğimiz günlerde yaşadık! Bakın Adalet Bakanlığı’nın nasıl bir zulümat bakanlığına döndüğünün bir gerekçesi! 2 erkek ve kadını görüyorsunuz, bunlar Kepsut Cezaevi’nde. Bu hanımefendi Sümeyra Emre, iki abisi mahpus onları ziyaret etmiş ve daha sonra bayramda Manisa’ya dönüyor, yolda bir trafik kazası yaşanıyor ve maalesef genç kadın hayatını kaybediyor. Abilerinin cenazeye gitmesi gerekiyor ve cenaze izni vermiyorlar. Ne olacak? Kepsut’tan Manisa’ya 2 kişi gidecek. Bolu Cezaevi’nde de bir abisi var, o da oradan kız kardeşlerinin cenazesine gidecekler, “İzin vermeyiz.” Aradık cezaevini, bakanlığı yokuşa sürme üstüne yokuşa sürme. Her türlü vicdansızlık en yüksek seviyede. Birisi izin veriyor öbürü “Yok Manisa’da güvenlik sağlanamamış izin vermiyoruz.” Diğeri “Savcı öyle böyle.” Dedi, bakanlık ne dediğini bilmiyor ve sonuçta cenazeye abiler gidemedi! Düşünün bir kız kardeşiniz, canınızdan çok sevdiğiniz kardeşiniz elim bir trafik kazasında hayatını kaybediyor ve boş gerekçelerle, keyfi gerekçelerle tüm yol masrafını da ödediğiniz halde sizi cenazeye göndermiyorlar. İşte 21. Y.Y.’da Türkiye zindanlarından bir manzara arkadaşlar. Size Fransa Ortaçağı’ndan Bastille zindanlarından bahsetmiyorum, bu denli ağır zalimliklerin vicdansızlıkların yapıldığı bir Türkiye’den, bir Adalet Bakanlığı’ndan bahsediyoruz. Zulümat Bakanlığı’na dönmüş durumda, keyfiyet bakanlığına dönmüş durumda. Sayın Yılmaz Tunç buradan duysun, kendi kız kardeşi vefat ettiği zaman kendisi cezaevinde olsa kendisine bu yapılsa ne derdi? Kendisine ve tüm bakanlık yetkililerine sorarım! Bir vicdan muhasebesi yapsınlar, ayıptır yazıktır günahtır diyorum!

Başka cezaevi mektupları da geliyor bize. Elif Ersoy, Manavgat S Tipi Cezaevi’nden yazmış; “6 Şubat günü mahkemem vardı, mahkemeyi bilmeyen ve yanımda olmak isteyen kardeşim ile beraber adliyeye gittik. Dışarıdan gürültüler geldi ve ardından emniyete götürülüp gözaltı ve ardından tutuklandık. Evlilik hazırlığındaki kardeşim Y Tipi cezaevinde hücrede tutuluyor, ağırlaştırılmış müebbet şartlarında. Neye uğradığımızı şaşırdık. Sıradan bir duruşmada savunma yapmayı düşünürken başımıza bunlar geldi.” 6 Şubat saldırısı olduğunda mahkemedelermiş ve gözaltına alınıp tutuklanmışlar ve Yüksek Güvenlikli Cezaevlerine atılmışlar. “Neye uğradığımızı şaşırdık. Tek bir gözaltısı olmayan kardeşim hücrede. Ehliyetsiz sürücü ve annesi kaçar, biz suçsuz yere hücrelere atılırız ve ağır cezalara uğratılırız. Sesimiz olacağınıza inanıyorum.” Demiş bana cezaevinden yazdığı mektupta Elif Ersoy. Adil bir şekilde yargılanmalı. Onun gibi 50’ye yakın insan derdest edilip herhangi bir somut belge olmadan cezaevlerine atıldılar.

Abdullah İnal Erzurum H Tipi Cezaevi’nden bize yazmış; “Açlık grevine girdim çünkü dayanılmaz şartlar dayatılıyor. Ayakta sayım, tek sıra yürüme, açık görüşte başkasına selam verdirmeme, sohbet hakkının verilmemesi vd. açlık grevine çıkınca da hayati ihtiyaçlarım eksik verildi. Geri adım atmayacağım. Sonu nereye varırsa varsın.” Diyor. Her türlü haksızlık, hukuksuzluk, böcek muamelesi görme karşısında insanlar ne yapıyor? “Yapabileceğim tek şeyi yapayım, açlık grevine gireyim. Bu zulümlere karşı direnmeyi seçen tek yola başvurayım, açlık grevine gireyim.” Diyor ve böyle bir yönelişe giriyor ve tabii ki bu da son derece ağır bir durum. Düşünün sabah kahvaltı yapmasanız kendinizi iyi hissetmezsiniz ama bu insanlar günlerdir aç ve bu açlık grevinde. Biraz empati ve vicdan hisleri ile bu insanları anlamanızı istiyorum.

AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin, ben gözaltı merkezlerinde cezaevlerinde çıplak arama var dediğimde bana inanılmaz cümleler sarf etmişti. “O çıplak arama yapılanlar kadınlık onuruna sahip değil mi? Niye beklemişler çıplak arama için suç duyurusuna gitmemişler? İffetli bir kadın suç duyurusu yapardı.” Demişti, inanılmaz cümleler sarf etmişti sanki Türkiye’yi bilmiyor! Türkiye’de silme bir şekilde gözaltı ve cezaevlerinde çıplak arama yapılıyor, onursuz bir şekilde insanlar mahrem bölgelerinin aranmasına şahit oluyorlar ve çok onur kırıcı bu duruma karşı psikolojileri bozuluyor. İşte onlardan birisi; bir gazeteci! Gazetecilik yaptığı için gözaltına alınıp tutuklanmış ve bu gazeteci de maalesef bir çıplak aramaya uğramış durumda. Esra Solin Dal, çıplak aramaya uğramış durumda ve maalesef onun hakkını hukukunu savunan yok! Biz buradan Sn. Özlem Zengin’e ve tüm AK Parti MHP yetkililerine söylüyoruz; evet belki bu gördüğünüz gazeteci sizin yandaşınız değil, sizin fikriyatınızdan değil ama onun uğradığı çıplak arama kadınlık onuru meselesidir, insan onuru meselesidir buna itiraz etmeliydiniz. İtiraz etmelisiniz diye hatırlatıyoruz!

Onurlu akademisyenler dünyanın her yerinde aynı arkadaşlar! Bakın Türkiye’de de Barış Akademisyenleri savaş suçuna karşı bildiriler hazırladı ve bundan dolayı mağdur edildi ama Anayasa Mahkemesi bu bildirileri ifade özgürlüğü olarak gördü. Georgia Emory Üniversitesi Felsefe Bölüm Başkanı Prof. Noelle McAfee Gazze’deki soykırıma karşı insanlık onuruna sahip çıkarak protesto gösterilerine katıldı, öğrencilerine destek verdi ve bundan dolayı darp edilerek gözaltına alındı ve ben bu kişilere; hem Türkiye’deki Barış Akademisyenleri’ne hem dünyada Gazze soykırımına karşı çıkan akademisyenlere, öğrencilere teşekkür ediyorum. Allah razı olsun diyorum. İnsanlığın ve bilimin haysiyetini kurtarıyorsunuz ve sizin yaptıklarınız insanlık tarihine altın harfler ile yazılıyor diyorum.

Amerika’da Gazze Soykırımına karşı büyük bir tepki var, Türkiye’de bile bu tepki yok ve iktidar gereken tepkiyi göstermiyor! Teksas Üniversitesi’nin hocaları polis ve eyalet askeri müdahalesinden sonra işi bırakıyor. Ders yok, sınav yok. Hocalar da öğrencilerin gösterisine katılıyor. Teksas’ta eylem yapmak, New York’tan zor. Burası Columbia gibi özel bir üniversite değil, kamu üniversitesi! Columbia üniversitesinde özellikle çok önemli gösteriler var, geçtiğimiz gün öğrenciler kampüste çadır kurmuştu günlerdir direniyordu Gazze’deki soykırıma karşı ABD iktidarının duyarsız olmaması için ve bir polis baskınıyla çadırlar boşaltıldı, öğrenciler gözaltına alındı. Olacak bir iş değil! İnsanlığın vicdanı gözaltına alınıyor ve darp ediliyor. Biz burada ABD’deki tüm vicdanlı öğrenci ve hocaların yanındayız.

Vicdanları kurutmak için saldırılan gençler ayaklar altına alınan insaniyetimizin onuru.” Diyor Mücahit Bilici, Amerika’da gençler bir puta direniyor diyorlar. Mücahit Bilici son derece nitelikli bir düşünce insanı. ABD’deki direnişleri yakından takip ediyor. Bu direnişlerde Yahudi öğrenciler de İsrail Devleti’ni şiddetle kınıyorlar, lanetliyorlar çünkü mesele Yahudilik, antisemitizm değil mesele insan olabilme meselesi. İsrail’in vahşetine, soykırımına karşı insan olan herkes karşı çıkmalı.

Filistin yanlısı eylemlere katılan bir üniversite öğrencisi Müslüman bir genç ters kelepçeli ve namazını ters kelepçeliyken kılıyor. Güzel görüntüler oluşuyor aslında orada ters kelepçeli olmadan da namazını kılan Müslüman öğrencileri diğer öğrenciler, Yahudi öğrenciler koruyor ve insan haklarına sahip çıkıyorlar. Kimse benim ırktaşlarım zulüm yapıyor ben bu zulmü görmezden geleyim demiyor. İnsan olan bu vahşete karşı çıkıyor.

Necmettin Erbakan Akyüz isimli sporcumuz, Avrupa Kung Fu şampiyonu olan sporcumuz madalya töreninde Filistin bayrağı açıp dabka dansı yaptığı için şampiyonluğunun iptal edildiğini açıkladı: “Şampiyonluktan daha gurur verici bir şekilde taşıyacağım verdiğiniz cezayı.” Demiş sporcumuz. İnsanlık onuruna sahip çıkan için verilen ceza önemli değil. Gösterdiği tepki önemli.

Filistin için Bin Genç üyeleri Boğaziçi Üniversitesi’ne alınmamış. İktidar yandaşı Boğaziçi Üniversitesi’nin bu tavrını da kınıyorum.

Sevinç Çakır adalet arıyor. Emine Şenyaşar anne ile beraber durmaya çalışıyor, onu ayırıyorlar. Birine öyle birine böyle diyorlar. Emine Şenyaşar ile beraber adalet nöbetini yürütmeye çalışan bir anne Sevinç Çakır. Havacı kursiyer teğmen oğlu için adalet arıyor. İnançlı azimli iradeli bir şekilde bu adaleti arıyor. Oğlu zindanlarda, kendisi meydanlarda Sevinç Çakır anne. Evladı ile beraber Adalet Bakanlığı’nın önünde bir yük adalet direnişi sergiliyor. Emeğine sağlık diyoruz.

Hüda Kaya vekilimiz çok değerli bir insan. 2 dönem vekilliğimizi yaptı ve uyduruk bir şekilde 6 aydır Bakırköy Kadın Cezaevi’nde mahpus. Özgürlüğünü kısıtlıyorlar, büyük bir zulüm var. Hüda Kaya’ya özgürlük diyoruz. Hüda Kaya anlamsız, hukuksuz bir şekilde zindanda bekletiliyor. Ne iddianame var ne başka bir şey! Bu hukuksuzluk devam ediyor maalesef.

KHK TV ile ilgili bir dava görüldü Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, biz KHK TV’nin tüm mağdurlarının, mazlumların seslerini ayrımsız bir şekilde duyurduğunu biliyoruz. Haksız, hukuksuz, zulme uğrayan devlet ve iktidar gadrine uğrayan, gayri insani muamelelere maruz kalan yüz binlerce insanın derdini gündem etti. Ahmet Erkan Yiğitsözlü bir gazeteci ve sadece gazetecilik yapmaya çalıştı. Klasik ve önemli bir cümledir ve maalesef devletlerin iktidarların hoşuna gitmez ama gerçektir. Gazetecilik suç değildir. Gazeteciler halkın haber alma hakkını yerine getirir. Son derece önemli değerli bir iş yaparlar. Zahmetli, riskli, değerli iş yaparlar ama gerçekten gizlenmek istenen gerçekleri sümenaltı edilen konuları en değerli bir şekilde kamuoyuna yansıtırlar. Ahmet Erkan Yiğitsözlü’nün yanındayız bu değerli kardeşimizin her zaman yanında olmaya devam edeceğiz.

İnsanların giysileri ile önyargılı olmayın! Uzun sakalı olabilir ama insanların giysilerinden hareket ederek önyargılı olmayın derim. Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi Prof. Ömer Miraç Yaman: Bağımlılık üzerine 115 eseri var. Sahada bağımlılarla çalışıyor. Lakabı İstanbul’un Hızır’ıymış! İnsanların giysilerine, siyasi görüşlerine bakarak şablonculuk etiketcilik yapmayalım. İşini yapıyor mu yapamıyor mu işinin ehli mi ona bakalım! Bağımlılık konusunda gerçekten nitelikli vasıflı bir insansa ona yapılan eleştirilerin anlamsız olduğunu düşünüyorum.

Geçtiğimiz günler bir şirketimizin Irak’taki şantiyesine saldırı oldu ve biz de Dışişleri Bakanlığı nezdinde gayret ettik ve baskımız sonrasında Türkiye’li işçiler oradan tahliye edildi. Dışişleri Bakanlığı bizimle görüştü ve tahliyeyi hızlandırmayı başardık. İşçilerimize geçmiş olsun diyoruz çünkü kaldıkları şantiyeye bir füze düştü İran tarafından ve 4 Yemenli işçi hayatını kaybetti, işçiler bu durumdan dolayı büyük tedirginlik yaşadılar. Haklılar çünkü büyük risk altındaydılar, savaş bölgesi ve tahliye edilmelerine sevindik. Dışişleri Bakanlığı’nı da bu gecikmeyen Süleymaniye’deki Kormor Gaz Tesisi’ndeki duyarlılıklarından dolayı tebrik ediyorum. Yanlış işi eleştiririz.

AK Parti’nin oy kaybetmesinin en önemli nedenleri nelerdir denilmiş! Ekonomi, emekliler, yanlış adaylar gelmiş sırayla. Ekonomik krizin bir faturasının olacağını, emeklilerin bir fatura keseceğini AK Partililer bilmeliydi bu fatura da kesildi akılları başlarına gelsin milleti koyun zannetmesinler!

Kroman Çelik Kocaeli’ye yeni bir atık tesisi geliyor diyor! Biz bunu kabul etmiyoruz! Kroman Çelik zaten çevreye büyük bir çevre kirliliği saçan bir fabrika. Ses, gürültü, hava, su, toprak kirliliği saçan bir fabrika ve bir de bunun üstünde Darıca’da daha da genişlemek isteyen bir fabrika. Biz Darıca’yı kire boğan bu fabrikanın pervasız genişleme isteğine karşı çıkıyoruz ve eleştiriyoruz ve buna izin vermeyeceğiz! Buradan bunu söyleyelim değerli arkadaşlar!

Kocaeli Valisi Seddar Yavuz yeni bir icraatı ile gündemde. Kocaeli’de yeniden ekmek fiyatları artacak gibi duruyor. Yine en pahalı ekmeği Seddar Yavuz yedirecek Kocaeli Valisi olarak ve bu namını bırakmayacak gibi ısrarlı bir şekilde en pahalı ekmeği yedirme şampiyonu oluyor Sayın Vali.

AK Parti’li taklacı belediye meclis üyesi! Maalesef Kocaeli’den çıktı! Darısı diğer taklacıların başına, istifa etmiş.

Güzel bir haber var! Darıca’da Fehmi Yıldız’ın Yıldız Entegre Haddehane başvurusu vardı, buna karşı sivil toplumun büyük tepkisi vardı ve sonunda mahkeme bu haddehanenin çevre kirliliğine yol açacağını söyleyerek haddehaneye yönelik idare mahkemesi bir özel karar verdi. İnşallah Fehmi Yıldız o haddehaneyi yapamayacak karlarına kar katamayacak. Biz halkın sağlığını hiçe sayarak yapılan bu girişimi zaten eleştirmiştik, eleştirmeye devam edeceğiz.

Yüksel Direnişçileri yargılanıyor! KHK Direnişçileri yargılanmaya çalışılıyor! Ankara’da onların yanındaydık ve arkadaşlarımız ile dayanışmaya devam edeceğiz.

Muzaffer Özcengiz’in maalesef 5. Ölüm yıldönümü! Allah rahmet eylesin, biz onu hiç unutamayız. Muzaffer Özcengiz bir din kültürü öğretmeniydi ve zulmen KHK ile ihraç edilmiş ve çok hasta olmasına rağmen cezaevinde hastaneye gitmesine rağmen çok ağır CRP’si 256 olmasına rağmen cezaevine geri gönderilmiş ve tek kişilik hücrede bırakılmış bir insandı. Ölümünden 4 gün önce tüm insanlığa hitap eden bir mektup yazdı “Beni bu halde bırakmayın.” Dedi ve tüm bunlara rağmen kendisini maalesef o hücrede tuttular ve Muzaffer Özcengiz hayatını kaybetti. 5. Ölüm yıl dönümünde onu rahmetle anıyoruz mekanı cennet olsun Allah yakınlarına sabırlar versin. Bu zulümler bitsin diyoruz.

Bir başka acı hatıramız; 28 Nisan’da 6. Ölüm yıldönümünü maalesef idrak ettik, hüzünle anıyoruz. Büyük bir üzüntü ile anıyoruz. Halime Gülsu da “Ahım yerde kalmasın.” Diyenlerden! Ahı yerde kalmasın, bu zulümler unutulmasın diyoruz kendisi de zaten mutlaka son nefeslerinde bunları dedi. Büyük bir kayıtsızlık ile ihmal ile hayatını kaybeden bir masum kadın Halime Gülsu. Onu hiç unutmayacağız.

Amedspor şampiyon oldu! Amedspor’u tekrar tebrik ediyoruz, başarılarının devamını diliyoruz her zaman yanındaydık yanında olmaya devam edeceğiz.

Kocaelisporumuz da gayret içinde. Kocaelispor’un yanında olmaya devam edeceğiz. Kocaelisporumuzun halen şampiyonluk şansı bitmedi.

Geçtiğimiz günlerde Kocaeli’deydim. Kocaeli’de İzmit Kuruçeşme civarında bir yol ayrımı var ve bu yol ayrımı ile ilgili birçok kaza oluyor ve doğru düzgün yeni yol yapımı çalışması yapılmıyor ve orada kazalar olmaya devam ediyor. İlk kazayı da geçiren Emniyet Müdür Yardımcısıydı ve ardından başka insanlar da orada ölümlü kazalarda hayatını kaybetti.

Dilovası Belediyesi’nin önünde bir açıklama yaptım. 1 yıl önce Maraş Dulkadiroğlu Belediyesi’ne çöp konteyneri gönderiyoruz diye iki fatura var, paralar kime gitmiş bilmiyoruz. Çöp konteynerleri Maraş’a gitmemiş. Bu paralar nerede? Çöp konteyneri aldık diye paralar veriliyor bir yerlere Hamza Şayir’in yeğeninin olduğu bir şirket çöp konteyneri veriyor belediyenin şirketine güya sonrasında ne oluyor? Çöp konteyneri gitmiyor Maraş’a! Hadi bakalım bunun bir açıklamasını yapsınlar! Hala bir cevap veremediler! Eski yönetimden de yenisinden de bu konuda bir açıklama bekliyoruz.

İzocam Tepesi’ne gittik Dilovası’nda. Orada eskiden İzocam fabrikasının gömüldüğü asbestlerin olduğu bir tepe ve orada bir yol yapım çalışması var. Asbestler ortalığa saçılmış olabilir, Dilovası’nda insanların sağlığı hiçe sayılıyor, büyük bir çevre kirliliği var ve bir de başlarına asbest tehlikesi açılmış olabilir. Bu konuyu da hassasiyetle takip ediyoruz ve konuya dikkat çekmeye çalışıyoruz.

Çok önemli bir konu bu; Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan açıklama yaptı! Uluslararası Ceza Mahkemesi’ndeki Güney Afrika’nın İsrail’in soykırım yaptığı davaya katılacağız dedi! Neredeydiniz? Aklınız neredeydi Sayın Hakan Fidan? Dışişleri Bakanlığı’na soruyorum; 7 Ekim sonrasında korkunç bir soykırım var ve bu hastaneleri vurmak, canlı insanların, bebeklerin, kadınların üzerine bombalar yağdırmak suretiyle yapılıyor, korkunç bir soykırım var ve aklınız başınıza 7 ay sonra mı geldi? Aradan 7 ay geçmiş, durmuşsunuz neden beklediniz? Ne oldu? Ne bitti? Neden bu davaya katılan olarak katılmadınız diye sorduğumuzda Ak Parti vekilleri genel kurulda bana “Öyle bir hakkımız yok. Sen yalan söylüyorsun, yanlış söylüyorsun.” Diye bağırıyorlardı. Ne oldu? Sonunda haklı olduğumuz ortaya çıktı ve bu davaya katılması gerektiği ortaya çıktı! Biz Koç Üniversitesi’nden Kerem Gülay Hoca ile defalarca konuştuk. O defalarca bu konuyu araştırdı, bu konuyu en iyi bilen insanlardan biri Türkiye’de ve bu davaya katılmamak için hiçbir neden olmadığını söyledi fakat Türkiye bekledi, ticaretler devam etti. Katılmama devam etti ve en sonunda gelinen noktada yarım ağız katılalım denildi. Olacak bir iş değil! En sonunda bunu yaptılar ama aylarca bizim söylediğimizi yalanlamaya çalıştılar ve en sonunda haklı olduğumuz ortaya çıktı. Bizim haklı olduğumuzun ortaya çıkması çok önemli değil ama onların bu kadar ay beklemesi ve üstüne bir de yalan yanlış bilgileri ortaya saçmaları önemliydi ve sonunda gerçekler ortaya çıktı.

Kocaelisporumuz şampiyonluğa doğru gidiyor, yeniyor ve yenmeye devam etsin inşallah şampiyon olsun diye temenni ediyoruz.

Her hafta andığımız hak ihlalleri; Cemal Kaşıkçı Suudi Arabistan’ın Türkiye Konsolosluğunda aniden kayboldu ve cesedi bile bulunamadı. Öldürülmüştü bununla ilgili dosya Erdoğan tarafından ağır bir şekilde eleştirilerek Suudi Arabistan’a ağır ithamlar yöneltildi fakat bu konu en sonunda kapatıldı. Dosya da Suudi Arabistan’a gönderildi ve üstüne bir bardak su içildi. Ardından Suudi Arabistan ile kredi anlaşması yapıldı. Utanç verici görüntülerdi bunlar. Biz bunları o  yüzden özellikle anıyoruz.

Osman Kavala bir sivil toplum aktivisti barış aktivisti ve boş yere Taksim’deki Gezi olayları sonrası itham edilerek yıllar sonra hakkında dava açılarak zindanlara atıldı. Garip onama kararları geldi. Hukuksuz kararlar!

Şerif Mesutoğlu işlemediği bir cinayetten dolayı hapsedildi, zindanlara atıldı, yüksek güvenlikli cezaevlerinde büyük bir mağduriyet yaşıyor. Herkes onayabilir ama biz biliyoruz ki bu kişinin cinayet işlediğine dair somut tek bir delil yok. Bir zulüm yaşıyor haksızlık yaşıyor.

Selçuk Kozağaçlı Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı önceki gün cezası onandı arkadaşlarının da cezası onandı. Büyük bir zulümdür kabul etmiyoruz kendisi cezası onandıktan sonra müthiş bir yazı yazdı. Onu görmeyenler varsa okusun, onurlu bir hukukçu duruşu neymiş orada gösterdi. Bunlar tarihi vesikalardır ve tarih bunları yazacaktır. Zulmeden bir yönetime karşı değerli bir hukukçunun savunması olarak tarihe geçecektir.

Emine Şenyaşar Ferit Şenyaşar vekilimiz destansı nöbetlerini devam ettiriyorlar. Adalet nöbeti devam ediyor. Urfa’da değil Adalet Bakanlığı’nın önünde, bakanlığı utanca boğacak bir şekilde bu anne çok haklı olarak adalet talep etmeye devam ediyor.

Gabon’lu Dina, her zaman gündemimizdeydi, katledildikten sonra gündemimizde olmaya devam etti. Geçtiğimiz günler bir canlı yayında da avukatı ile görüştük, davayı yakından takip ediyoruz. Duruşmaları yakından takip ediyoruz ve ajandamızda. Gabon’lu Dina ve diğer Karabük’teki binlerce yabancı öğrencinin ırkçılığa ve cinsel suçlara karşı korunması gerektiğini söylüyoruz.

Yusuf Bilge Tunç bizim büyük yaramız çünkü acımasızca 5 yıla yakındır, zorla kaybedildi ve kaçırıldı ve işin üstü örtülmeye çalışıldı. Bir gün mutlaka bu korkunç olayın mahiyeti ortaya çıkacak. İnatla arıyoruz bu işin nedenini ve sonucunu arıyoruz ve mutlaka bir gün bulacağız. Mutlaka bir gün bu gerçek ortaya çıkacak!

Yusuf Bilge Tunç şansızdı fakat onun gibi zorla kaybedilen kaçırılan diğer kimseler en azından hayatlarını kaybetmedi, Yasin Ugan ve Gökhan Türkmen zorla kaybedilip kaçırıldı. Yasin Ugan 6 ay sonra Gökhan Türkmen 9 ay sonra ortaya çıktı ve bu kişiler şu anda cezaevinde ama zorla kaybedilip kaçırıldıkları apaçık ortada. Bunların bir gün hesabının verilmesi lazım.

Kayıp kaçırılanlardan birisi de Koray Vural’dı. Zorla kaybedilip kaçırılan kişilerden birisiydi şimdi de cezaevinde kendisi.

Biz kişilerin düşünceleri siyasi duruşları itham edildiği suçlar ile alakalı değiliz ama bir hukuk devletinde bir kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı vardır ve sizi durup dururken birtakım devlet güçleri zorla kaybedip kaçırıp esrarengiz bir bulutun arkasına saklıyorsa ne olduğu ortaya çıkmıyorsa biz buna itiraz ederiz kim olursa olsun ister sağcı ister solcu ister Türk ister Kürt. Biz insan hakları savunucuları mesleğimizi yerine getiriyoruz.

Gülistan Doku 3 yılı aşkındır Dersim’de kaybedildi, kaçırıldı belki veya öldürüldü ne olduğu bilinmiyor. Hakkında düzgün bir araştırma yapılmadığı için varsa cenazesine de ulaşılmadı.

Zorla kaybedilip kaçırıldıktan sonra eşi Şimoni Diril’in cesedi bulunan kendisi ile ilgili tek bir haber alınamayan Hürmüz Diril. Bu davada şaibeler ile yürüyor ve yıllar geçti aradan ve maalesef adalet yok! Hürmüz Diril ortada yok!  

Yorumlar