16 Mayıs 2024

Gergerlioğlu: “

Bugün Sincan’da Kobani Kumpas Davası’nın karar günü. Son derece önemli bir gün. Çok haksız, hukuksuz bir davanın son duruşması yapılıyor ve muhtemelen karar verilecek. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin iki kez ifade özgürlüğü gördüğü HDP Genel Merkezi’nin bir tweetini büyük bir cezaya müstehak kılmaya çalışan bir mahkeme başkanlığı var. Daha doğrusu o mahkeme başkanlığına talimat veren bir siyasi irade var. Bunu 85 milyon biliyor! İster sevsin, ister sevmesin yargılanan herkesin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni ifade özgürlüğü olarak gördüğü bir tweetten dolayı çok ağır cezalar ile yargılandığı ve haksız, hukuksuz bir süreç olduğunu çok yakinen biliyor. Biz bugün mahkeme başkanlığından sadece ve sadece adalet bekliyoruz. Mahkeme başkanlığı bu kadar bariz bir şekilde bir tweeti gerekçe göstererek insanlara defalarca ağırlaştırılmış müebbet vb. cezalar verme cüreti göstermemeli ve arkadaşlarımız beraat etmeli çünkü burada yargılanması gerekenler aslında bu olayın pimini çekenler ve süreci baltalayanlardır. Kürt meselesi 2-3-5 günlük mesele değildir, dev bir meseledir, büyük bir meseledir ve bir davaya hapsedilip orada kıstırılıp, boğularak bitirilmeye çalışılacak bir mesele değildir! Kürt meselesi tüm cesametiyle son derece önemli ve sadece Türkiye sınırlarında değil Orta Doğu sınırlarında hakkaniyet ile çözülmeyi bekleyen, eşit vatandaşlık ilkelerine göre çözülmeyi bekleyen bir meseledir. Biz mahkemeden sadece ve sadece adalet bekliyoruz, hukukun üstünlüğünün gereğini yerine getirmeleri ve adalet mülkün temelidir ilkesine göre hareket etmelerini bekliyoruz. 

Mahkemelerde maalesef adil yargılanmalar yok. Sadece Kobani Kumpas Davasında mı? Dün, Ankara Sıhhiye Adliyesi’nde bir duruşmaya katıldım, gerçekten ne kadar zorlama bir şekilde insanların cezaevinde tutulduğu, ağır cezalara çarptırıldığı apaçık ortada. Metin Can Yılmaz isimli bir sanık, insan hakları hukukçusu ve akademisyen bir insan Marmara Üniversitesi’nde görev almış bir akademisyen. Daha sonra “Fetö Terör Örgütü Üyeliği” gerekçesiyle yargılanmış ve olabildiğince ağır bir ceza verilmiş. Normalde hakimler 6 yıl 3 ay ceza verirken bu kişiye 12 yıl ceza vermişler. İnanılmaz ağır bir ceza! Dosyasına bakıyorsunuz suç ithamı olarak gösterilecek tek bir delil bile yok. Suç delili olması tartışılması bir yana bylock, Bankasya, dernek, üyelik, sohbet gibi bir şey de yok dosyada ve afaki bir şekilde 12 yıl ceza verilmiş. Olacak bir şey değil. Örgüt yöneticisine verilmeyen bir ceza üyelikten yargılanan bir insana verilmiş. Ayrıca bu davanın safahatını incelediğimiz zaman çok çarpıcı şeyler görüyoruz. Gözaltında işkence gören insanların şikayetlerinin dile getirilmesi sonrası hakimlerin işlem yapmaması ve akabinde gelişen olaylar! Metin Can Yılmaz Ankara TEM’de Abdulkadir Türkyılmaz isimli polis ve arkadaşları tarafından işkenceye uğradığını söylüyor. Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Sebahattin Sarıdoğan’a söylüyor ve aylarca bunu söylemesine, duruşmalar boyu söylemesine rağmen herhangi bir işlem yapılmıyor ve arada tartışmalar oluyor ve en sonunda aralarında husumet çıkıyor. Çok zorladıktan sonra hakim, Abdulkadir Türkyılmaz ve arkadaşları hakkın suç duyurusu yapıyor. “Hele bir yargılama bitsin hakkında işlem yapacağım, suç duyurusu yapacağım diye de Metin Can Yılmaz’a da söylüyor ve ardından ceza veriyor 12 yıl ve ardından onun hakkında da bir suç duyurusunda bulunuyor. Bu boş dosya Yargıtay’a gidiyor, Yargıtay bu dosyayı bozuyor çünkü son sözü de sorulmamış ve içerikte de çok büyük boşluklar var. Afaki bir nedenle bu ceza verilmiş. Bu ceza neden verilmiş? “Damat kontenjanından verilmiş” çünkü bu kişinin kayınpederi eski bir MİT mensubu ve sürekli casusluk ile itham ediliyor bu kişi fakat casusluktan da ceza verilmiyor. Kayınpederinin eskiden MİT’te çalışması nedeniyle bir kişiye inanılmaz ağır afaki bir ceza verilebiliyor ve bu kişinin duruşmalar boyunca bana ve diğer birçok insana; Mehmet Barıner ve diğer birçok insana işkence yapıldı. Bırakın bu kişilerin fiillerini işkence insanlığa karşı bir suçtur ve bunu araştırın demesi kendisinin ağır bir ceza almasına da yol açıyor ve Yargıtay’ın bu cezayı bozmasından sonra da husumetli hakimin verdiği karar sorgulanmıyor. Yargıtay bu cezayı bozduktan sonra hemen sanık hakkında hakaretten anında bir iddianame başlatılıyor. O kadar bariz kasti olaylar oluyor, dikkat çekiyor ve mahkeme başkanı değişen davada avukatlar ve sanık yeni bir dosya ile bu dava yürümeli, eski dosyanın iptal olması lazım mahkeme başkanının husumetli olduğu bir ceza yüzünden yeniden yürümemesi gerekir diyor ve kabul edilmiyor. Düşünün 6 yıl 9 aydır cezaevinde olan bir insan Yargıtay’da bu kararı bozmasına rağmen hala tutuklu olarak yargılanmaya devam ediyor. 7 yıllık sınıra 3 ay kalmış ve halen tutuklu yargılanıyor. Yargıtay bu kararı bozduktan sonra insanların özgürlük ve güvenlik haklarının teslim edilmesi lazım ama yine de tutuklu olarak yargılanıyor. Türkiye’de yargılamaların nasıl bir zorlama dayatma ile sürdürüldüğüne dair çarpıcı bir örneği gördüm. Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesi hakimlerinin bir insan hakları hukukçusu olan Metin Can Yılmaz karşısında zor duruma düştüklerini gördüm. Metin Can Yılmaz’ın argümanları karşısında ne diyeceklerini bilemeyenler ve tutuklama gerekçesinin devamı olarak kaçma şüphesi ifadesini kullanan veyahut da doğru düzgün bir neden gösteremeyen hakimleri gördük. Kendisi gelip teslim olan herhangi bir kaçma girişimi olmayan bir kişiyi adli kontrol vererek tahliye edebilirsiniz ama bu tercih edilmiyor ve hapishanede olmasına rağmen kaçma şüphesi denilerek tutukluluğuna devam ediliyor. İşte Türkiye’deki kumpas davalarının hali bu arkadaşlar. Gerek bugün Sincan’daki bu dava gerekse yıllardır Türkiye adliyelerindeki binlerce davanın safahatı bu. Bir yerlerden talimat geldiği belli. “Şu kişiyi bırakmayın, olabildiğine ağır bir ceza verin. Elinizde delil olsun olmasın hiç fark etmez. Yargıtay cezayı bozsun bozmasın hiç fark etmez. Tutun bu insanı içeride.” Diyen bir anlayış ile karşı karşıyayız. Kayınpederi ile cezaevinde kalırken yanına bir 3. Kişiyi vermeme yönünde kasti bir anlayışın olduğu bir durumda mevzu bahis. İnsanların sağlıklarının ileri derecede bozulduğu cezaevlerinde yaşanan hadiseler bunlar ve ben buradan bir siyasetçi olarak izlediğim Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki bu hukuk komedisini kınıyorum ve tüm Türkiye’ye duruyorum. Böyle kasti bir dava görmedim. İnanılmaz şekilde ağır cezalar verip delilsiz. Sanık diyor ki: “Beni mahkum edecek, benim tutukluluğuma devam edecek tek bir delil gösterin başka bir şey istemiyorum. Bir delil gösterin. Delil olarak mahkemelerde kullandığınız bir şey gösterin. Bylock, Bankasya, Dernek gibi gösterin bir şey demiyorum.” Diyor bir şey de gösteremiyorlar kaçma şüphesi diyor. Adli kontrol vererek o durumu da ortadan kaldırabilir. Mahkemelerin hali bu arkadaşlar!

Bir başka mahkeme de Suudi Arabistan’da skandal bir şekilde devam ediyor! Suudi Arabistan Cidde Başkonsolosluğu’nda çalışan bir memur İsam Alibey, 30 Aralık 2023 günü Suudi Arabistan yetkililerince aniden gözaltına alınıyor. Normalde Suudi Arabistan’da 80 gün içinde kişi soruşturmaya tabi tutuluyor, bir şey bulunmazsa serbest bırakılır konsolosluk görevlisi olmasına rağmen bu kişi halen 5 aydır cezaevinde! Arkadaşlar, şu işe bakın ki; bir muhalefet milletvekili olarak Dışişleri Bakanlığı’nı ayıplıyorum kınıyorum! Kendi personelinizin hakkını hukukunu savunamıyor musunuz arkadaşlar? Bu ne haldir! Suudi Arabistan hukuksuz bir şekilde diplomatımızı zindana atmış, çok ağır ve kötü şartlarda o zindanda tutuyor. Bu kişi içeride açlık grevine girmek durumunda kalmış bu kadar kötü şartlardan dolayı bir diplomatımız. Bakın sıradan bir T.C. vatandaşı değil, Türkiye’nin bir diplomatı. Suudi Arabistan kafadan zindana atıyor ve 5 aydır da cezaevinde ve Dışişleri Bakanlığı bu konuda somut bir adım atamıyor. Biz Dışişleri Bakanlığı yetkililerine, en başta Sayın Hakan Fidan’a soruyoruz; bu ne iştir? Bu kadar mı aciz durumda Dışişleri Bakanlığı ve bu iktidar? El insaf! Adam içeride işkence çekiyor, açlık grevine giriyor, Suudi Arabistan yasaları çiğneniyor ve halen cezaevinde ve Dışişleri Bakanlığı’na soruyorsun; “Nota verdik bekliyoruz efendim.” Daha yapacak başka bir şeyiniz yok mu? Biz bunu soru önergesi ile de soruyoruz, Dışişleri Bakanlığı yetkililerine en başta Sayın Hakan Fidan’dan bir açıklama bekliyorum. Bu skandal bir durumdur ve halen bir şey yapılamamaktadır. Türkiye devleti bu kadar aciz midir? Bu kadar zayıf mıdır? Suudi Arabistan’ın bu hukuk dışı fiiline karşı bu denli inanılmaz bir şekilde zayıf bir durumda mıdır diye sorarım!

Hak ihlalleri yoğun bir şekilde yaşanıyor! Bakın önemli bir çarpıcı olay! Cezaevlerini yakından takip ediyoruz! Reber Soydan, Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde intihar ettiği ileri sürülerek hayatını kaybetmiş! Bakın cezaevlerinde bu tür intiharlar bitmiyor arkadaşlar. Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde bu kişi ve şüpheli bir şekilde F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde gencecik bir insan. Babası ile konuştuktan birkaç saat sonra, “Çok iyiyim baba, ben televizyon alacağım bana para yolla.” Dedikten birkaç sonra cezaevi yönetimi diyor ki: “İntihar etmiş.” Baba diyor ki: “Ben konuştuğumda hiçbir şey yoktu. Bana hiç psikolojik bir şikayet bile söylemedi sonra aniden intihar etti diye açıklama yapıldı.” Sonrasında cenazenin camide yıkanmasına bile izin verilmiyor! Bir mahpus ölmüş, bu cenaze niye camide yıkanmaz? “Yok burada yıkanmayacak gidin evinizde yıkayın. Güvenlik önlemleri altında toprağa verilecek.” Şu hale bakın! Dirisine yaptığı eziyet yetmezmiş gibi ölüsüne de eziyet ediyor, yakınlarına da eziyet ediyor. Gencecik bir insan ölmüş ya intihar ya başka bir şey bilmiyoruz fakat cenazeye yapılan bir sürü saygısızlık aileyi çok fazla rahatsız ediyor. Bu konuda da Adalet Bakanlığı’na soru önergesi veriyoruz ve konunun aydınlatılmasını istiyoruz değerli arkadaşlar. Olacak bir şey değil! Ülkenin her yerinden adalet feryatları yükseliyor.

Bakın bu feryatlar Adalet Bakanlığı önünden yükseliyor. Anneler gününü bu Pazar günü kutladık ama anneler bu ülkede ağlıyor. Bakın iki anne Ankara’da her gün Adalet Bakanlığı’nın önündeler. Bugün 105. Gün Emine Şenyaşar orada. Sevinç Çakır 28. Gün bugün yine orada. Neden oradalar? Emine Şenyaşar’ın eşi ve iki oğlunu vahşice öldürdüler ve bir çocuğunu da sebepsiz yere cezaevine attılar! Uyduruk bir şekilde de orada tutup çıkartmıyorlar. Anne feryat ediyor, 6 yıldır gözyaşları dinmiyor. Sevinç Çakır bir kursiyer teğmen annesi, 7 yıldır çocuğu cezaevinde ve sadece komutanlarının emrine uyup terör kalkışması var diye dışarı çıkan fakat tek bir kurşun bile sıkmadan darbe olduğunu anlayınca dönen bir kursiyer teğmen. Daha muvazzaf hale bile gelmemiş, öğrenci şeklinde bir teğmen fakat ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırılmış ve tek kişilik hücrelerde zindanlarda! Bu anneler itiraz etmez mi arkadaşlar? İkisinin de çocuğu tek kişilik hücrelerde çile çekiyor ve anneler her gün feryat ediyor, “Adalet, Adalet, Adalet” diye Adalet Bakanlığı’nın önünde. Orada dün de söyledim, yanlarındaydım. Adalet Bakanlığı zulümat bakanlığını olmadığını ispatlamak için buradan bir adalet çıkarmalı ve bu annelerin feryadına son vermeli diyorum!

Hak ihlalleri bitmiyor ve skandal olaylar ile yankılanıyor ülke. Ayhan Bora Kaplan soruşturmasında neler dönüyor? Biz kime güveneceğiz arkadaşlar? Organize suçlar mensubu denilen adamı alay-ı vala ile gösteriş ile gözaltına alıyor polisler sonra bir bakıyorsun o gözaltına alan polisler alavera dalavere çevirmiş onlar gözaltına alınıyor, 4 polis müdürü! Arkadaşlar polis, emniyet sağlıyor, güvenlik sağlıyor diyorlar! “Suçluyu yakaladık.” Diyor, 3 gün sonra suçluyu yakaladığını söyleyen adamlar suçlu ilan ediliyor onlar gözaltına alınıyor! Ne oluyor? Ne bitiyor? Şu ülkenin haline bakın tuz kokmuş! Her şey gözümüzün önünde yaşanıyor ve ne olduğu da açıklanmıyor! İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya doğru düzgün bir açıklama yapmıyor! Hepsi Cumhurbaşkanlığı sarayında toplanıp bir şeyler konuşuyorlar, halkı bilgilendirme görevlerini de ifa etmiyorlar. Ne olup bittiğini bize açıklamıyorlar! Birileri bir suç üzerinden bir başkasını vurmaya mı çalışıyor? Ne oluyor? Ne bitiyor? Bunu anlamak mümkün değil!

Ülkedeki skandallar bitmiyor. Sinan Ateş iddianamesi hukuksuz bir şekilde kabul ediliyor, eşi Ayşe Ateş’in ifadeleri bile iddianameye girmiyor. “Reis onun kalemini kırmış ocak.” Diyen cümleler kale alınmıyor! MHP ve Ülkü Ocakları kelimeleri ifadelere girmiyor! Tetikçiyi oradan getirenler götürenler ellerini kollarını sallayarak ortalarda dolaşıyor, bir sürü suçlu ortalıkta dolaşıyor. Ayşe Ateş, her yerde feryat ediyor; “İnanılmaz bir adaletsizlik hukuksuzluk gördüm.” diyor çok haklı, acılı bir anne olarak! Korkunç bir şey, eşinin öldürülme görüntülerini izliyor, onun üzerine yorumlar yapmak zorunda kalıyor. Çocukları o görüntüleri görüyor. Bir anne olarak gerçekten çok acı şeyler bunlar! O çocuklar keşke izlemese, bunlar korkunç görüntüler. İnsanın babasının vurulduğu anı izlemesi korkunç şeyler ve bakıyorsunuz bu cinayetin üstü örtülmeye çalışılıyor. Devlet Bahçeli meydan okumuştu demişti ki: “Varsa bir bilgisi belgesi olan getirsin. Meydan okuyorum.” Demişti, biz de söylüyoruz işte bir sürü belge var! İddianameye girmemiş! Hadi bakalım, Devlet Bahçeli bunlar girsin! Hepsi ortada! İddianameye girmemiş bunlar! Neredesin Sayın Bahçeli? “Elinde bilgi belgesi olan getirsin.” Diyorsun. Bir tarafta insanlar suçsuz günahsız yıllarca ceza yiyor bir tarafta da apaçık cinayet işleniyor, cinayet işlenen işleten her şey ortada A’dan Z’ye her şey ortada! Bütün güvenlik kameralarında kim kimi kaçırıyor hangi tetikçinin yanındaki insanlar güvenlik kameralarına yakalanıyor, MHP eski Milletvekili Olcay Kılavuz’un evinde Tolgahan Demirbaş isimli tetikçiyi kaçıran adam bulunuyor. Organize zincirleme bir fiiliyat örgütsel bir çalışma olduğu ortada ama iddianamede sanki kim neden Sinan Ateş’i öldürmüş belli değil! Şu rezalete bakın! Şu rezalete isyan etmek için MHP’li olmaya gerek yok ki! Bir DEM Parti vekili olarak eski ülkü ocakları başkanı Sinan Ateş’e yapılan bu zalimliği bu cinayeti kınıyorum lanetliyorum arkadaşlar ve sonrasında da şu yapılan hukuk cinayetini de lanetliyorum. Şu hale bakın! Ehli vicdan tüm bunları görüyor! Şu rezalete bakın! Devlet Bahçeli kürsülerden bağırsın çağırsın. Her şey ortada gel kardeşim bütün bu bilgiler belgeler ifadeler skandallar niye girmedi diye bir gel söyle bakalım Sayın Bahçeli. Kürsüden bağırmak çağırmak kolay. Bu ülkeyi sahipsiz mi zannediyorsunuz? Bu ülkede bir insan apaçık bir şekilde öldürülsün, sonra üstü kapatılmaya çalışılsın! Cümle alem bilsin üstünün kapatılmaya çalışıldığını kimsenin de sesi çıkmasın! Olmaz öyle bir şey! Biz insan hakları savunucusuyuz. Kimliğine bakmadan tüm insanların haklarını hukuklarını savunuruz. Şu partiden, bu partiden, şu ocaktan, bu ocaktan olması fark etmez bir insan hakları savunucusu siyasetçisi olarak tüm vatandaşlarımızın hakkını hukukunu savunuruz cümle alem bilsin. Bundan dolayı Türkiye’nin dört bir tarafından binlerce insandan başvuru alıyoruz bizim de hakkımızı hukukumuzu gündeme getir deniliyor.

Ramazan Karataş Konya Ereğli Cezaevi’nde tüm cezası bitmiş, “36 yıl müebbet verdik sana.” Denilmiş, yatmış, tüm cezası bitmiş. Şartlı tahliyesi 9 aydır verilmiyor! Uyduruk gerekçelerle “Pişman mısın? Bize ifade ver.” gibi laflarla “Tarafsız bölüme geçmezsen şöyle böyle olur.” Nisan 2020 İnfaz indirim yasasından sonra çıkan 29 Aralık 2020 yönetmeliği Cezaevi Gözlem Kurullarına çok keyfi bir hak getirdi ve binlerce insan bundan dolayı mağdur durumda bunu kabul etmiyoruz!

Duman Bal; “12 Eylül 1980 darbesinde çalıştığım Elbistan termik santralinde gözaltına alındım işkence gördüm sürgün edildim. AİHM’e götürdüm hükümetin savunması sonucu zaman aşımından davayı kaydettim ama hakkımızı Meclis’te gündeme getirin.” Diyor, biz de mecliste gündem ediyoruz!

Azerbaycan ile ilgili çok şikayet var! Azerbaycan’a giden Türk vatandaşları orada polis arasında çok rüşvetlerin döndüğünü, kişi özgürlük ve güvenliğin olmadığını belirtiyor! Bir vatandaşımız bize başvurmuş; “Tekstil işleri ile uğraşıyordum. Azerbaycan’a gittim bir işyeri açtım daha sonra ortağım Azerbaycanlılar malı alıp götürmüşler. Ben hakkımı hukukumu aradım ama polise rüşvet verildiği için hak bulamadım her yere dilekçeler yazdım. İçişleri bakanlığı, Bakü polis baş idaresi, Azerbaycan Başsavcılığı, Aliyev yardımcısı Fuat Ali Askerov’a çıktım, İlham Aliyev’e mektup yazdım, Haydar Aliyev fondunda Mihriban Aliyev’ başvurular yaptım ama hakkım hukukum çiğnendi. Azerbaycan yetkililerinin bir cevap vermesi lazım! Bir Türk vatandaşı veya Türk vatandaşları Azerbaycan’da müthiş bir polis rüşvet olayının olduğunu söylüyor ve mağdur olduğu söylenen binlerce insan olduğu söyleniyor. Onlar ile ilgilenilmediği söyleniyor ve 2 yıldır dava şikayet dilekçesini dahi reddediyorlar. Her şey belgeli şahitli videolu faturalı.” Diyor ve adalet bekliyor. Birtakım yetkililerin orada çok devlet destekli işler yaptığını söylüyor ama kendisinin mağdur edildiğini söylüyor.

Doktor arkadaşlarımız bize başvurmuş; “Özel muayenehanesi olan sağlık emekçilerinin özellikle de cerrahi branşlarda olan doktorların, özel hastanelerde cerrahi yapma hakkının Sağlık Bakanlığı’nın kota uygulaması maddesi gereğince engellenerek anayasal serbest meslek yapma hakkının gasp ediliyor.” Diyorlar buradan Sağlık Bakanlığı’na duyuruyoruz bu konuda halkın sağlığı esas olmalı. Başka kriterler esas olmamalı. Bunu da belirtelim.

Malatya Akçadağ Cezaevi’nden çok şikayet var. Koğuşlarda yerlerde yatıyor insanlar. 22 kişiler ve 2 kişi yerde yatıyor bir koğuşta. Kadın gardiyanların hakaret ettiği söyleniyor. Kahvaltılar çok az veriliyormuş vb. birçok şikayet var.

Emrah Doğal Van M Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalmakta ve bir kişiyi vurarak öldürdüğü ifade ediliyor fakat kardeşi diyor ki: “Kasti bir şekilde öldürmedi. Bilinçli taksirden çünkü polis memurları ona kaza yaptırdı o yüzden kasti ölümden değil bilinçli taksirden yargılanması gerekir.” Diye itirazı var. Buradan gündem ediyoruz.

Akbank’ın akıllı telefonlarında büyük bir sıkıntı olduğu belirtiliyor. Hacklenmiş, Akbank yetkililerine buradan soruyorum, söylüyorum! Bütün bankalar güvenlik sistemlerini en üst düzey yapar. Bakın vatandaşların çoğunun telefonu hacklenmiş, banka hesaplarına girilmiş ve çok büyük maddi mağduriyetler yaşamış ve vatandaşlar çok şikayetçi. “Akbank kurumsallıktan uzak.” diyorlar ve “Bir bankanın alması gereken yüksek güvenlik tedbirlerini almadıkları için biz hacklendik ve büyük bir maddi zarara uğradık.” Diyor bunu da buradan söylemiş olalım arkadaşlar.

“Eşim Özkan Aydın Çorlu Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde kalıyor. Eşim 15 Temmuz günü er olan bir kahramanın eşiyim. Eşime niye kahraman diyorum çünkü o emre uydu terör kalkışması var denildi gitti darbe olduğunu anladı ve kimseye zarar vermedi ve müebbet ile suçlanıyor. Kahraman diye anılması gerekirken şu an hapishanede özgürlüğü elinden alınmış suçsuz günahsız bekliyor.” Diyor. Özkan Aydın Çorlu Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi! Böyle binlerce insan var arkadaşlar! Hiçbir şeyden haberi olmayan erler, sözleşmeli erler, kursiyer teğmenler yakıldı! Darbeci ilan edildiler ve perişan bir durumda aileleri. Biz de buradan her hafta onları gündem ediyoruz. Anneler adalet nöbetinde günlerdir bekliyor ve bu haksızlığın bitmesini istiyor.

Muharrem Cankılıç Silivri 1 No’lu Cezaevi’nde kalıyor. Bir hükümlü ve sağlığı bozuk. 4 kez kalp krizi geçirmiş, cezaevinde apandisti patlamış, hijyensiz yerlerde kalmış ve KOAH’ı var. Her gün kalp krizi geçirecek kadar nefes darlıkları çekiyor, vücudunda ödemler var, kalp yetmezliği var anlaşılan böyle bir hasta hala cezaevinde tutuluyor. Türkiye’de cezaevlerinde hasta mahpusların çilesi çok fazla arkadaşlar.

Geçtiğimiz günlerde de gündem ettik! Türkiye’de bırakın yetişkinleri çocukları bile mağdur ediyorlar, gözaltına alıyorlar. Şu gördüğünüz liseli genç kadınları geçtiğimiz gün gözaltına alıp 16 saat Üsküdar Çocuk Şube’de tuttular. Bir sürü kötü muamele yaptılar. Çocuklara hakaret, kötü muamele, aç, susuz bırakma, birbirlerine sarılmanın engellenmesi ve “İçeride size kan kusturacağız.” Gibi sözler ile çok kötü anlar yaşattılar. “Terör operasyonu” denilerek bu çocuklar gözaltına alındı. Sabahın köründe evlerine baskın yapıldı ve saatlerce neye uğradıklarını şaşırdılar, büyük bir travma yaşadılar. Biz bunu soru önergesi ile Meclis’te İçişleri Bakanlığı’na soruyoruz bir açıklama yok! Sayın Ali Yerlikaya hala bir açıklama yapmıyorsun bu skandal hakkında. Çocukların kendileri ile de konuştum çok üzücü şeyler anlatıyorlar, çok büyük bir travma yaşamışlar. Bunlar çocuk ya Allah aşkına! Yetişkinleri aştınız çocuklara vardırdınız. Türkiye’de soykırım artık yetişkinleri aştı çocuklara vardı ve çocuklar bile mağdur ediliyor arkadaşlar. Olay bu ve bu çocukların annesi ve ablası da tutuklandı. Legal gerekçeler illegal gösterilerek anne karaciğer nakilli, Parkinson hastası ağır bir hasta buna rağmen tutuklandı. Çocuklar şu anda annesiz evlerinde ve bu tutuklamalar da haksız hukuksuz bir şekilde devam ediyor. Nil Zülal ve Zümra ile konuştum oldukça zor durumdalar. Ağır bir psikolojik travma yaşamış olduklarını gördüm. Bakanlıktan bir an evvel cevap bekliyorum. Türkiye’de olay buralara varmış durumda arkadaşlar. Birileri kin nefret intikam duyguları ile çocuklara kadar varmış durumda. Bu kabul edilecek bir hadise değil.

Rize L Tipi Kapalı Cezaevi yeni bir uygulama başlatmış. Denetimlisi gelenleri Sivas Açık Cezaevi’ne gönderiyormuş. Orada mahpuslar büyük zorluklar yaşıyormuş. Orada birkaç gün kalınca ancak tahliye ediliyormuş. Rize’den Sivas’a gitmeden yapılamaz mı? Bunu da Adalet Bakanlığı yetkililerine sormuş olalım.

Bir anne bize başvurmuş. Gülcan Cam Sincan Kadın Kapalı Cezaevinde, damadım da Sincan T Tipi Cezaevi’nde ve 7 aydır tutuklular. Kızım şeker hastası ve tansiyon hastası, damadım romatizma hastası ve kaçma gerekçesi ile tutukladılar ama onların öyle bir firar girişimi yoktu ve 8 yıl ceza verdiler. Bu afaki ve yüksek bir ceza. Çok büyük bir mağduriyet yaşıyoruz. Adil yargılanmadı bu insanlar.” diyor anne kızı ve damadı için bunları ifade ediyor.

Uğur Seldüz Çorum L Tipi Kapalı Cezaevi’nde. “Eşim sözleşmeli er statüsünde müebbet hapis cezası ile yargılanıyorlar. Terör ihbarı ile kışladan çıkarılıyor. Hiçbir şeyden haberleri yok. Müebbet hapis cezası istemiyle yargılanıyor. O akşam halktan yediği dayaktan kaynaklı kulak zarı patlak. Darbe ile bir alakası yoktu terör ihbarı var diye çıkartıldı bir kurşun bile sıkmadı sonuçta da ağır cezalar yedi.” diyor. Türkiye’nin her yerinden feryatlar yükseliyor arkadaşlar.

Resul Aydın Tekirdağ Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı İnfaz Kurumu’nda. Bu da bir sözleşmeli er Resul Aydın, o olaydan sonra 15 ay da görevine devam etmiş. Sonra akıllarına gelmiş demişler ki: “Bunu tutuklayalım.” ve tutuksuz yargılanması gerekiyorken ağır bir şekilde yargılanıyor. Tutuklu olarak o da feryat eden bir başka aile.

Şu belgelere bakın! Türkiye yargısının, idari ve adli kurumlarının ne kadar büyük bir skandal içinde olduğuna dair belge gösteriyorum. Abdulkerim Akdeniz hakkındaki OHAL Komisyonu belgesi! Burada diyor ki; “ PKK/KCK’dan dolayı bu kişiyi ihraç ettik ve ihracımızda da haklıyız.” Diyor OHAL Komisyonu. Sonrasında bu kişi itiraz etmiş, idare mahkemesine gitmiş, idare mahkemesi demiş ki: “Fetöcü olduğu bellidir zaten efendim.” Bir karar verin! Bu adam neci? Abdulkerim Akdeniz neci bir karar verin! Bakın OHAL Komisyonu demiş ki: “PKK/KCK’cıdır.” İdare mahkemesi: “Fetöcüdür” demiş! Milli Eğitim Bakanlığı savunma yapmış: “ O fetöcüdür.” Demiş! İşte böyle rezaletler yaşanıyor arkadaşlar! Bundan dolayı biz diyoruz ki; bakın Sinan Ateş’in eşi de bunu açıkladı! Abdulhamit Gül hala cevap veremiyor! MHP eski milletvekili İsmet Büyükataman’ın bürosunda hazırlanmış bu belgeler! 10 bin kişiye yakın belge ile Abdulhamit Gül’ün başkanı olduğu bir komisyona sunuluyor. “Efendim bunlar Fetöcü değildir, şudur budur.” Denilerek partiler referans göstermiş. Başka hangi partiler dosya gönderdi onu da sorduk Abdulhamit Gül hala cevap veremiyor ve o referanslara göre; “Şu partiden referans geldi şu kişiyi iade edelim. Şu partiden referans geldi şu kişiyi hapisten çıkartalım. Şu partiden referans geldi şu kişiyi cezaevine koyalım.” Demişler! Bakın bu kadar ağır iddialar var ortada Abdulhamit Gül’den çıt yok! Kendisi eski Adalet Bakanı! Memleketin hali bu arkadaşlar. Eski Adalet Bakanı’nın başında olduğu bir komisyon kimin cezaevine girip girmeyeceğine karar veriyormuş. Bunu ben söylemiyorum bir iddia var ortada, İsmet Büyükataman’ın odasından on bin dosya gitmiş, ben söylemiyorum Abdulhamit Gül! Şuna kaç gündür cevap vermiyorsun. Cevap ver şuna! Yüz binlerce kişi bu cevabı bekliyor kaç defa soruyorum! Dün Adalet Bakanlığı’nın kapısının önüne gittim sordum, önceki gün Meclis Genel Kurul’da sordum neredesin Sayın Abdulhamit Gül? Bu ülkenin Adalet Bakanıydın güya! Hala bir cevap vermiyorsun! Allah aşkına neredesin? Bu kadar ağır iddialar var çıtın çıkmıyor! Sessizlik ile mi geçiştirmeye çalışıyorsun? Bu ne hal anlamak mümkün değil. Bir ülkenin milletvekili olarak isyan ediyorum bu kadar hukuksuzluk bu kadar hukuku ayaklar altına almak kabul edilecek bir hadise değil. Bir milletvekili olarak tüm millet adına itiraz ediyorum isyan ediyorum. Gerçekten bunlar büyük rezalettir başka hiçbir şey değildir. Bunu da buradan söylemiş olalım.

Cezaevlerinden bize birçok mektup geliyor her kesimden. Hiçbir ayrım yapmıyoruz. Hangi nedenle yatarsa yatsın tüm mahpusların adil olmayan yargılama nedeni ile ettikleri şikayetler ve cezaevi koşulları ile ilgili mektupları bize geliyor, ilgili makamlara bildiriyoruz;

Sincan 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden Kemal Gün yollamış diyor ki: “Ben Kemal Gün, hasta ve yaşlıyım. 6 Şubat saldırılarından sonra beni tutukladılar. Hukuksuzca Silivri’den Sincan’a sürdüler. Tekli hücrelere koydular! Hiçbir şeyden haberimiz yok. Suçsuzuz. İnanç tutsağıyım. Sesimizi duyun!” diyor. Yaşlı başlı bir kişinin mektubundan özet sunuyorum size!

Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç demiş ki: “Cezaevlerinde 65 bin 986 öğrenci var.” iyi de örgün eğitimi iptal ettiren sizsiniz! YÖK’ün yazısı ile şu anda kapalı cezaevlerinde örgün eğitimde olan, hukuk son sınıfta olan öğrencilerin eğitimine son veren siz değil misiniz Sayın Bakan? Neyi ile övünüyorsun! Adalet Bakanlığı fiillerini ben biliyorum! Bilmeyenler için boş boş laflar ediyor Sayın Bakan! “Şu kadar öğrenci var. Cezaevlerinde bu kadar özgürlük var!” onu sen benim külahıma anlat! Bilmeyenlere bunu anlatabilirsin! Biz hukuk son sınıfa gelmiş mahpus öğrencinin hakkının nasıl gasp edildiğini bilmiyor muyuz? Şu anda okula gitmeleri engelleniyor cezaevlerinde! Bununla ilgili bir şey diyemiyor ama “Şu kadar öğrenci var” maşallah halkı kandırın! Sanki biz bilmiyoruz.

Cezaevleri skandallarına devam ediyoruz; İbrahim Arabacı, Manisa T Tipi Cezaevi’nden demiş ki: ““Adalet, hak ve hukuktan ne kadar uzaklaşıldığını dosyamı incelerseniz görürsünüz. İnsanların sadece bir kişinin beyanı ile mahkemelerde yargılanmadığı, evlerinin basılmadığı, sorgulanmadığı hak, adalet ve hukukun tam olarak yaşandığı güzel ülkemi özgürce görebilmek dileğiyle. Hepinizi selamlıyorum.” diyor.

 Yurdagül Gümüş, Marmara Cezaevi’nden mektup göndermiş; “Ömer Bey, Rıfat el-Arir’in Filistin’le ilgili şiirini size gönderiyorum. Duyurun bu şiiri… “Eğer ölmem gerekiyorsa, yaşamalısın… Hikayemi anlatmak için, eşyalarımı satmak için, bir parça kumaş satın almak için ve ipler(uzun kuyruklu ve beyaz olsun) Böylece Gazze’de bir yerde bir çocuk cennetin gözlerinin içine bakarken babasını beklerken ve kimseye veda etmeden bedenine bile kendisine bile uçurtmayı görür, senin yaptığın uçurtmamı, uçarken yukarıda ve bir an için bir meleğin orada olduğunu düşünür.” Diyor şiir, duygulanarak bir şiir yollamış bize.

Abdullah Burak Yükselen, Kayseri 1 No’lu Cezaevi’nden mektup yazmış; “7.5 yılı memleket zindanlarında geçirdik… Şimdi dönüp bakıyorum 2016’dan beri düzgün giden yükselişe geçen bir alan var mı? Gerçekten de yok… İddia ettikleri gibi bu kadar terör şüphelisi devletten uzaklaştıysa memleketin uçuşa geçmesi lazımdı ancak memleket berbat bir halde…  Ümidim her daim diri çok şükür. Çok çalışmalıyız.” iyor bu mahpusta.

Esra Solin Dal bizim yıllarca gündem ettiğimiz çıplak aramaya uğrayan bir mahpus. Kendisi Bakırköy Kadın Cezaevi’nde çıplak aramaya uğruyor ve Bakırköy Kadın Cezaevi de telefonlarımıza çıkmıyor arkadaşlar.

Anneler gününde bir mektup gündeme getirdik; Songül Erden Şahin; “ Sizden istediğim, anneleri evlatlarına evlatları da annelerine kavuşturmanızdır.” Dediği mektubu çok çarpıcıydı bunu da buradan tüm anneler adına duyurmuş olalım.

Atakaan Fahrettinoğlu, Sincan 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi; “”2014 yılından beri işlemediğim bir cinayetten dolayı zindanlardayım. Bir haksızlık var ve bu haksızlık her an zaman aşımına uğrayarak ağırlığını arttırmakta. Gerçeği ortaya çıkaracak cesur bir el, güçlü bir kalem, hür sese ihtiyacım var. Çok yere yazdım. Allah peygamber hatırına çığlığımı, sesimi duyun, duyurun, araştırın, soruşturun. Adil yargılama istiyorum.”

Cem Dursun, Buca Yüksek Güvenlikli Hapishanesi; “Kuyu dibi hapishanelerdeyiz. Gökyüzünü görebilmek için iyice demir parmaklıklara yapışmak gerekiyor ki tükenmez kalemin dahi geçmediği tel örgüler ile kaplı camın önü sadece bir avuç gökyüzünü görebiliyorsunuz. Güneş mi? Onu sadece ikinci katın hizasında görebiliyorsunuz. Yağan yağmura elinizi uzatıp damlalara dokunamıyorsunuz. Güneşin sıcaklığını eliniz ile hissedemiyorsunuz. Yani diri diri sizi bir tabutun içine koyuyorlar betondan bir tabuta.” diyor.

Davut Başkan, Afyonkarahisar T Tipi Cezaevi’nden yazmış; “Disiplin cezası olarak üç defa hücre hapsi cezası almış olanlar, bu disiplin cezaları kaldırılmış olsa bile şartlı tahliyeden yararlanamıyor. Bu çok büyük bir haksızlık. Zindan koşullarında disiplin cezası almamak mümkün değil. İnfaz edilse bile şartlı tahliyenin verilmemesi olacak bir hadise değil.” diyor.

Erhan Çaha, Elazığ 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden bize yazmış diyor ki uzun mektubunda; “Elazığ Cezaevi’ndeki bazı mahpusların diğer mahpuslara saldırmasıyla ilgili skandal olayın öncesindeki yıllarda Cezaevi idaresine defalarca dilekçe vermeme rağmen hukuka aykırı bir şekilde tutuldum. Tutuklu ve hükümlülerin ayrı bölümlerde olması gerekirken aynı bölümlerdeydi. Yine farklı suç grupları aynı bölümlerde olmaması gerekirken aynı bölümlerdeydi. İtirazım üzerine bir değişiklik yapıldı ama bu sefer adli mahpuslarla aynı bölüme konuldum. Tek kişilik hücrede tutulmam yeterli ve hukuka uygun görüldü. Ancak mevzuata aykırı hareket edildi. Şu anda usule uygun hareket ediliyor ancak önceki yıllardaki hatalar bu skandal saldırıyı hazırlamış oldu. Şu an cezaevi yönetiminin olumlu tavrı var ancak saldırı olayının aydınlatılmasını bekliyorum. 2021’deki dilekçelerimi genel müdürlüğe göndermişler. Ancak üst yazılarında benim tek kişilik odada barındırıldığımı, bu nedenle güvenliğime yönelik bir problemin olmadığı şeklinde açıklamalarda bulunmuşlar. 7 Ağustos 2023’teki saldırısı ise ne kadar büyük bir güvenlik zafiyeti olduğunu ve haklı olduğumu ortaya çıkarmıştır. Yeni müdürlerle cezaevinde olumlu gelişmeler olmakla birlikte, memurlardan dilekçeleri, dilekçelerin ekini kaybettirme, göndermeme gibi pervasız hareketler görülebilmekte ve bunlar Müdüriyetin iyi niyetini ihlal edici mahiyettedir. Ayrıca malum saldırı öncesi görevlerini ihmal eden kurum yetkilileri, infaz hakimlikleri ve ağır ceza hakimliklerinin de soruşturulması, cezalandırılması gerekmekte. Yoksa adalet sağlanamaz.” diyor Erhan Çaha Elazığ Cezaevi’nden.

Filistin’de korkunç soykırım devam ediyor. Biden bir taraftan “Bu bombalar Gazze’de sivilleri öldürmek için kullanıldı.” Derken bir taraftan silah gönderiyor.

Korkunç işler yapıyorlar ve İsrail hükümetini protesto eden akademisyenler bazı gazetelerde fotoğrafları ile teşhir ediliyor! Dün barış akademisyenlerine yapılanlar bugün Almanya’da Filistin’i savunan akademisyenlere medya eliyle yapılıyor görüyor musunuz? Dünyanın her yeri hep aynı maalesef! Bir gazete ile akademisyenler ifşa edilmeye çalışılmış akılları sıra.

Angelina Jolie diyor ki: “Gazze gözümdeki perdeyi açtı. İnsan Hakları var ama kimin için? Giderek dünyanın çirkin yüzünü daha da fazla görüyoruz.” Diyor.

İsrail Uluslararası Lahey Adalet Divanı’nda yargılanıyor umarım buradan bir soykırım kararı, Refah’ta soykırım olmadan çıkar!

Türkiye’de iş cinayetleri raporları var! 163 işçi Nisan ayında hayatını kaybetmiş yine çok yüksek rakamlar yine Avrupa 1.’siyiz.

Sayın Ak Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta’ya sosyal medyadan da sordum cevap vermedi, veremedi! AK Parti eliyle bir torpil iddiaları var Konya Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde! Birilerinin yakınları işe giremedi diye sınavlar iptal ediliyor ve ardından birilerinin işe girmesi için gayret sarf ediliyor. Rektörlük, Dekan Ulusoy’un görevden alınmasını istemiş. Kimin eli kimin cebinde belli değil! Rektör bir şey yapıyor Dekan bir şey yapıyor, Leyla Şahin Usta demek ki bir işe girişiyor çok söylentiler var. Ne oluyor? Ne bitiyor? Torpiller çarpışıyor! Birinin torpili ile diğerinin torpili çarpışıyor sınavlar iptal ediliyor! Rezalet diz boyu arkadaşlar!

Her hafta olduğu gibi ağır insan hakları ihlallerini anarak basın toplantımızı bitiriyoruz.

Cemal Kaşıkçı Suudi Arabistan İstanbul Başkonsolosluğunda yok edildi ve Erdoğan’ın ağır ithamlarından sonra çarpıcı bir şekilde dosya Suudi Arabistan’a verildi ve ardından Arabistan ile bir kredi anlaşması yapıldı. Bu inanılmaz hak ihlalini her hafta burada bundan dolayı gündem ediyoruz, edeceğiz.

Osman Kavala ona tekrar adalet gelmedi, mahkeme üyeleri değişti belki adalet AİHM kararları tanınarak gelir diye düşündük fakat mahkeme tekrar başvuruyu reddetti. Osman Kavala ve tüm masumlara adalet ne zaman gelecek diye soruyorum!

Şerif Mesutoğlu işlemediği bir cinayetten ağırlaştırılmış müebbet yatan bir insan, biz bu tür ağır hak ihlallerini bundan dolayı itiraz ediyoruz ve etmeye devam edeceğiz.

Soma katliamının 10. Yıl dönümü anıldı fakat Soma katliamının avukatı Selçuk Kozağaçlı cezaevinde, Soma katliamının mimarlarından patron dışarıda! Bu katliam ile ilgili sanırım başka bir şey söylemeye gerek yok!

Ferit Şenyaşar ve Emine Şenyaşar adalet nöbetlerine devam ediyor. Her zaman yanındaydık, yanında olmaya devam edeceğiz. Dün de yanlarındaydım, Adalet Bakanlığı ne yapacağını bilemiyor. Bu anneyi ziyaret etmek isteyen barış annelerini önlemek ile meşgul başka bir şey de bilemiyor!

Gabonlu Dina bir kadın olarak büyük bir haksızlığa uğradı, katledildi ve onun hakkını da buradan her hafta savunuyorum kadın hakları açısından çok önemli bir olay.

Yusuf Bilge Tunç acılı annesi ile babası ile konuşuyoruz. 6 Ağustos 2019’dan beri ondan haber alınamıyor. Zorla kaybedildi, kaçırıldı ve iktidar bu konuda çıt çıkartmıyor, tek bir konuşma yapmıyor yapamıyor! Bir insan kaçırılıp öldürülmüş ve bu iktidarın çıtı çıkmıyor! O yüzden korkunç bir olay ve o yüzden her hafta bu konuyu anıyorum.

Zorla kaybedilip kaçırılan iki kişi daha vardı, onlar canlarını kaybetmedi. Şu anda cezaevindeler, bir insanı yargılayıp cezalandırabilirsin ama zorla kaybedip aylarca işkence ile sorgulamak da nedir? Bununla ilgili bir devlet yetkilisi açıklama yapmayacak mı? Defalarca soruyoruz! Önlerine bakıp geçiştirmeye çalışıyorlar!

Koray Vural da zorla kaçırılıp 50-60 gün sonra ortaya çıkan bir insandı şu an cezaevinde.

Gülistan Doku ortaya çıkamadı! Dersim’de yok oldu! 3 yılı geçti arada ablası ile konuşuyoruz, hala Gülistan Doku’yu arıyorlar. Yakınınızı kaybetmişsiniz ve 3 yıldır cenazesini arıyorsunuz ve şu anda da iktidar, devlet bu konuda zerre bir çalışma yapmıyor.

Şaibeli bir ölüm! Eşi Şimoni Diril’in ve kendisinin zorla kaybedilip kaçırılmasından sonra Şimoni Diril’in cesedi bulundu ama Hürmüz Diril ile ilgili tek bir haber yok ve kendisinden haber alınamıyor. Hakkındaki dava da şaibeler ile yürüyor.”

Yorumlar