6 Haziran 2024
Gergerlioğlu: “
Tüm Türkiye kamuoyunda da tartışılan bir büyük ihlal; milletin iradesinin gaspı ve bu irade hırsızlığı ile ilgili tepkimizi tekrar gündem edeceğim.
Hakkari Belediye Eş Başkanımız İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alındı ve ardından birkaç gün sonra hızlandırılmış bir mahkeme süreci ile tutuklandı. 19.5 yıl hapis cezası verildi. Her şey hızlıca gelişti! Eğer Mehmet Siddık Akış Belediye Başkanımız olmasa bu yargı süreci böyle hızlı ilerler miydi? İlerlemeyeceğini herkes biliyor! Hızlıca bir ceza verilir miydi? Böyle olmayacağını herkes biliyor. Buna karşı Meclis’te bir kürsü işgali eylemi yaptık ki demokratik hakkımızdır, bunu farklı zamanlarda tüm farklı partiler de yapar ve bu hakkımızı kullanma esnasında da AK Partili vekillerin menfur bir saldırısı ile karşılaştık! Çok üzücü bir andı. Demokratik bir tepkiye yönelik menfur bir saldırı ile karşılaştık. Bunu kabul etmiyoruz!
Sipariş bir kararın verildiğini düşünüyoruz ve soruyoruz, bundan sonrasında ne yapacaksınız? Kürt halkının başka hangi haklarını gasp edeceksiniz? Seçme ve Seçilme hakkını gasp etmeye çalıştığınızı görüyoruz bundan sonra vatandaşlıktan da mı atacaksınız? Malına da mı çökeceksiniz? Ne yapacaksınız söyleyin de anlayalım! Bunu buradan iktidar yetkililerine; Cumhur Zulüm İttifakı yetkililerine soruyoruz ve bunu kabul etmediğimizi, bunun karşısında direndiğimizi buradan ifade ediyoruz. Kabul etmiyoruz zulümdür, haksızlıktır ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın beyanı ile de ortaya çıkmaktadır ki; sadece Hakkari ile kalmayıp diğer illere doğru da genişleyecek bir kayyım atağına kalkışmış bir iktidar var karşımızda.
Anayasa Mahkemesi’ne talimat yağdıran dinlemediği zaman onun kapatılmasını isteyen, partimizin kapatılmasını ve belediye başkanlıklarına kayyım atanmasını isteyen bir AK Parti MHP Cumhur Zulüm İttifakı var karşımızda ve biz bunun boşa bir çaba olduğunu, Kürt sorununu böyle çözmeye çalışmanın abesle iştigal olduğunu aksine bu iktidarlar ve devlet eli ile oluşturulmuş sorunun bu uygulamalarla daha da büyüyeceğini buradan ifade etmiş olalım.
Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan, Çin’e ziyarete gitti. Biz defalarca bu Meclis’te Türkiye’nin aldığı krediler ile ki 2018 yılında 3.6 Milyar $’lık bir kredi almışlardı Çin’den. Ardından 2019’da 50 Milyar $’lık bir ticaret anlaşması yaptılar ve ardından da iyice demokrasiden, hukuktan uzaklaşan bir ülke olarak Türkiye iyice Çin’e muhtaç kalmaya başladı. Çin’in Uygur Türkleri ve Doğu Türkistan’da yaptığı soykırım politikasına seslerini çıkaramamaya başladılar. Tek kelime edemediler. 2019’da Tayyip Erdoğan Çin’i ziyaret ederek toplama kamplarında Çin ve Türkiye’nin ortaklaşa heyetlerinin ziyaret yapacağı ve Uygur Türklerine yönelik bir zulüm olup olmadığı yönünde bir rapor oluşturacaklarını beyan etmişti. Bunu Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da söylemişti ve ardından biz bu konuda bir gelişme görmedik ve yıllarca bu konuyu Meclis’te gündem ettim. “Ne zaman gidecek?” Sayın Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na defalarca sordum! 2020 yılında “Covid var o yüzden gidemiyoruz.” 2021’de “Gideceğiz, bakacağız, edeceğiz.” Dedi. 2024’e geldik, geçenlerde Meclis’te de bunu sorduk. “Biz aslında gidiyoruz oraya” gibi yalanlar attılar ve samimiyetsiz beyanlarda bulundular. Şimdi ne oldu? Çine tepki gösteremeyen Türkiye Çin’den para istemek için Dışişleri Bakanı’nı Çin’e gönderdi ve birtakım ticari anlaşmaların zeminini oluşturmaya çalışıyorlar çünkü Avrupa’da Mehmet Şimşek yüz bulamadı, para bulamadı şimdi Çin’e açılarak orada birtakım ticari anlaşmalar yapmaya çalışıyorlar fakat milyonlarca kişinin tutulduğu toplama kampları için tek bir kelam etmiyor Sayın Hakan Fidan.
Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi Politbüro Üyesi Çın Vençing ile bir araya geldi fakat biz ciddi eleştiri duymadık! Acaba şu mu olacak? Uygurlar iade mi edilecek? Diye soruyoruz çünkü bu ziyaretten sonra Çin rejiminin terörist ilan ettiği düşünce mağdurları acaba iade mi edilecek Çin’e? Bunu soruyoruz! Bakın çok önemli bir soru! Ne oluyor? Ne bitiyor? Sayın Hakan Fidan ne diyor? “ Silahlı terör hareketlerine kaşır Çin’e desteğimiz tamdır.” Çin de zaten tüm Uygur Türklerini terörist ilan ediyor. “Çin’i karıştırmaya yönelik uluslararası girişimleri doğru bulmuyoruz.” Diyor. Sen Çin’de yanlış bir şey olmadığını mı söylüyorsun Sn. Hakan Fidan? Milyonlarca insan inim inim inliyor toplama kamplarında bir sürü zulüm var ve Hakan Fidan çıkmış; “Çin’i karıştırmaya yönelik uluslararası girişimleri doğru bulmuyoruz.” Diyor. Bunun nedeni BRİCKS mi? Rusya, Çin, Hindistan gibi ülkeler bir birlik kurmuş. Brezilya, Rusya, Çin gibi ülkeler. Türkiye de buraya girmek istiyor. Rusya ve Çin Türkiye’nin topluluğa girmesine sıcak bakıyor bunu pişirmeye çalışıyorlar. Demokrasiden, hukuktan uzaklaşan Türkiye Avrupa Birliği raporları ile iyice protesto edildiği için bu sefer Çin’e doğru yüzünü çevirmiş durumda ve Rusya Çin işbirlikleri, Brezilya, Hindistan, Rusya, Çin işbirliğine girmeye çalışıyor. Eller gider Mersin’e sen gidersin tersine! Dünya demokrasiye, hukuka koşuyor ama siz anti demokratik, polis devletlerine doğru koşuyorsunuz. Olay budur değerli arkadaşlar. Biz bunun hiç olumlu gelişmeler olmadığını düşünüyoruz ve biz bunu Meclis’te gündeme getirdiğimizde; “Efendim biz Çin’e karşı tepkilerimizi ortaya koyuyoruz, protesto ediyoruz, Birleşmiş Milletler de demediğimizi bırakmadık.” Diyorlardı Hakan Fidan koşturarak Çin’e gidip yetkililer ile görüşüp onlardan para istedi. Sonuç bu! Sayın Leyla Şahin Usta geçtiğimiz günlerde bize itiraz etmişti! “Neredeymiş o anlaşma? Biz nasıl oluyor da o anlaşmaya uymuyor muşuz? Biz Çin’i protesto ediyoruz.” diyordu. Leyla Şahin Usta şu fotoğrafa iyi bak! Sen kimi protesto ediyordun? Bilip bilmeden bir de konuşuyorsun! Allah aşkına! Bilmeye, anlamaya, öğrenmeye çalış. Boş laflar etme Sn. Leyla Şahin Usta! Bakın her şey ortada. Çin ile iş birliğiniz ortada ama halkı kandırmaya gelince “Vay biz Çin’e haddini bildiriyoruz.” Öyle mi? Biz saf değiliz! Halkımız bunları görsün buradan. Bu ikiyüzlülüğü görsün arkadaşlar! Demokrasiden, hukuktan uzaklaşan bir iktidarın; Rusya’nın, Çin’in anti demokratik ülkelerin peşine düşme sevdası apaçık ortadadır. Bu kimsenin reddedemeyeceği bir hadisedir.
Değerli arkadaşlar, başıboş köpeklerin uyutulması vb. konular çok yoğun tartışılan konular. Ülke neredeyse 2’ye ayrıldı bu noktada ama biz şu ana kadar uygulanan politikaların yanlışlığından kaynaklı büyük bir problem olduğunu görüyoruz. Şu ana kadar sokak hayvanları ile ilgili doğru bir politika takip edilip gereken kısırlaştırma yapılsaydı, belediyeler köpekleri toplayıp başka belediyelerin alanlarına atmasaydı, geçici çözümler peşinde koşmasalardı. Ciddi kısırlaştırmalar yapsalardı, barınaklar hayvan hapishanesine dönmesiydi hayvanlar tabiatta doğal bir şekilde yaşayabilecekti. Türkiye toplumunda belki yüz yıllardır sokaklarda kediler, köpekler var ve çok fazla olmayan bir miktarda da evcil hayvanlar dostça insanlar ile beraber yaşıyorlar normalde ama bu kısırlaştırma yapılmadığı taktirde iş çığırından çıkıyor ve gerçekten çok fazla köpek olmaya başlıyor. Bunun çözümü bu köpekleri öldürmek midir? Kesinlikle hayır. Ben bir insan hakları savunucusuyum ve hayvan hakları alanında da böyle bir katliama, soykırıma izin verilmemesi gerektiğini net bir şekilde yıllardır söylüyorum. Yanlış politikalara temas ediyoruz ve kısırlaştırmanın önemine yıllardır dikkat çekiyorum. Bize birçok başvuru gelmiş. İç güdüleri ile hareket eden hayvanlar, toplandıkları zaman çeteleşip insanlara saldırabiliyorlar, saldırmıyor demiyoruz ve üzücü hadiseler oluyor, insanları ısırıyorlar, yerine göre öldürebiliyorlar ama onlar iç güdüleri ile hareket eden hayvanlar. Bu konuya çözüm bulması gereken biziz. Hayvanları suçlayarak onları imha ederek bir yere varamayız onlar masum varlıklar. İç güdülerinin gereğini yapıyorlar. O yüzden biz bu yasa teklifinin düzeltilmesi gerektiğini ve belediyelere önemli bir yük yüklenmesi, işlerini yapmaları gerektiği yönünde önemli bir görev verilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bize birçok başvuru geliyor bu noktada. Bizim de bulduğumuz orta yol budur arkadaşlar. Kesinlikle bir can katliamına izin veremeyiz kabul edemeyiz.
“Erzurum Oltu T Tipi Cezaevi’nde hükümlü olan yakınım evli 3 çocuk babası Özcan Babayiğit ağır hastalıklara yakalanmış gerekli alaka ve tedaviden mahrum bırakılmaktadır. Hastalıkları günden güne ilerlemekte. Kısa zamanda aşırı kilo kaybetmiş tanınmaz hale gelmiştir. Çok çaresiziz yakınları olarak.” Biz buradan Adalet Bakanlığı’na soruyoruz; nedir bu Erzurum Oltu Cezaevi’ndeki Özcan Babayiğit’in sağlık durumu? Bu konuda bilgi sahibi olmak istiyoruz. Soru önergesi ile de sorduk, basın toplantısı ile de Sayın Bakan Yılmaz Tunç’a soruyoruz.
Engelli öğretmenler atama bekliyor. 2024 E-KPSS açıklanmış ve atamalarının bir an evvel yapılmasını istiyor. Zaten dezavantajlı kişiler ve bu noktada bir an evvel atama gerçekleştirilmesi gerekiyor.
Bingöllülerin bize yönelttiği başvurular var. “Bingöl’ün en verimli tarım arazileri imara açıldı ve betona gömüldü bu devam ediyor… Şehir merkezinde yeşillik büyük bir alan askeri alan olarak belirlendikten sonra buralarda tahrip ediliyor. Ormanlık alanlar terör bahanesi ile sessizce yok edilmek isteniyor.” Diyor Bingöl’lü başvurucumuz.
Bağdat Rusafa Kampında kalanlar ile ilgili ailelerinden bize birçok başvuru var. Bir aile yakını diyor ki: “ Kızım Büşra Pektaş yaklaşık 10 sene evvel kocasının pesinden Irak’a gitmiştir. 2017 yılından beri alıkonma merkezleri kamplar derken en son Bağdat Rusafa Cezaevi’nde müebbete mahkum olarak cezasını çekmektedir. 29 yaşındadır torunlarımızı ülkemize getirtebildik. Küçük torunum sağlıklı olmayan koşullarda kampta doğmuş durumda ve doğum ile ilgili kızımda şeker tansiyon astım alerji. Kçük kızı geldiğinde 2 yaşındaydı ve o yaşına kadar annesi ve cezaevindekiler dışında hiçbir şey görmedi. Geldiklerinde çocukları alıp evin dışına dahi çıkaramadık uzunca bir süre psikolojileri çok kötüydü ve orada sağlık açısından çok kötü bir ortamın olduğunu söylüyor. Ülkelerine geri iade edilsinler. Senelerdir verdiğimiz mücadele sonuçsuz kalmasın. Lütfen birileri artık sesimizi duysun. Yaptığımız yazışmalar mailler mektuplar hep sonuçsuz kaldı maalesef. Bu konunun mecliste görüşülmesini ve artık oradaki kızlarımızın annelerimizin bir an evvel ülkelerine iadelerini rica ediyorum.” Demiş. Buradan Dışişleri Bakanlığı’na sesleniyorum; Rusafa Kampında büyük bir dram yaşanıyor. Kadınlar perişan durumda. Bize birçok aile başvuruyor, bu konuda bir çözüm bulunması gerektiğini biz defalarca söyledik, yazılı soru önergeleri ile de Dışişleri Bakanlığı’na başvurduk. Bakanlık yetkilileri ile de konuştuk ama halen bir çözüm yok. Büyük bir dram halen devam ediyor.
E-KPSS ile ilgili birçok başvuru var. Bir kişi diyor ki: “Türk Dili ve Edebiyatı mezunuyum E-KPSS’ye girdik ve şu an atamayı bekliyoruz. Mecliste engelli öğretmenler atamayı bekliyor diye sesimiz olmanızı rica ediyorum.” Diyor.
Geçtiğimiz günlerde duyurdum Ercan Çakar, Iğdır S Tipi’nde aniden öldü. İntihar etti denildi fakat işin evveliyatına baktığımızda çok karanlık soru işaretli bir tablo görüyoruz. Yakınları diyor ki: “25 Mayıs 2024 tarihinde cezaevinde şüpheli şekilde vefat etmiştir. Aile büyükleri onu ziyaret etmiş ve Ercan Çakar’ın kolu kırılmış vaziyette görmüşler. Ercan Çakar babasına şunları söylemiş; “Beni burada darp ediyorlar, şiddet görüyorum, beni burada öldürecekler ve beni öldürenler ya idareciler olacak ya da gardiyanlar öldürecek.” Demiş ve birkaç gün sonra cenazesi bulunmuş. Bu şüpheli ölüm değil de nedir arkadaşlar? Bu kişi ne yaşadı? Ne oldu? Ne bitti? İntihar diye açıklandı gerçekten intihar mı? Yoksa bir başka olay mı var? Cinayet mi var? İntihar ise bu kişi neden psikolojik olarak köşeye sıkıştırıldı? Öncesinde darp edildi ve çaresiz bırakıldı! Böyle birçok vaka var! Bakıyorsunuz intihar ediyor! Durup dururken mi bir insan intihar eder? Evveliyatına bakıyorsunuz, cezaevi görevlileri tarafından darp edilmiş, aşağılanmış. Bu kişi de bunalıma girmiş intihar etmiş. Bu da böyle bir vaka mı? Soruyoruz ve bunun takipçisi olacağız. İddiaya göre yakınları diyor ki; “İnfaz koruma memurları ona intihar malzemeleri verdiler. Cam parçaları, falçata, ayakkabı bağcığı.” Böyle iddialar var. Bunların aydınlatılması için Adalet Bakanlığı’na soruyoruz ama Adalet Bakanlığı o kadar ciddiyetsiz ki; bir insan ölmüş halen doğru düzgün bir açıklama yok ve gece yarısı cenaze defnedilmiş. Mahpus bir kişi zaten! Ölmüş bir kişinin ne zararı olacak? Gece yarısı cenazeyi defnettiriyorsun, gündüz defnettirmiyorsun! Olacak iş değil. Burada bir intihara özendirme olayı mı var? Başka bir şüpheli ölüm ile ilgili soru işareti mi var araştırılması gerekiyor. Buradan duyuruyoruz bunlar olacak hadiseler değil değerli arkadaşlar.
“Muş Malazgirt Yolgözler köyünde 2012 yılında yaşanan köy kavgasında birtakım sıkıntılar olmuş ve karşı tarafın baskı ve tehditleri yüzünden can güvenlikleri olmadığı için şahitlerimiz mahkemeye çıkamadı.” diye iddialar var. Yeniden mahkeme olup yargılanmak istiyoruz. Erkan Demir şu an Bolu L Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunmakta. Eşi ve çocukları uzak olduğu için görüşlerine gidip gelmekte sıkıntı yaşıyorlar. Babası Abdülkerim Demir Kartal H Tipi Cezaevi’nde yatmakta! En azından babası ile aynı cezaevinde olsun istiyor aile. Abdulkerim Demir ile oğlu Erkan Demir aynı cezaevinde olsun, en azından Adalet Bakanlığı bunu sağlasın. Yargısal sürece müdahil olmuyoruz, orada yargılama nasıl sürüyor bilmiyoruz, dosyaları görmedik ancak en azından baba ve oğul aynı cezaevinde olsun diye bir istek var.
“Zilan Demir’in annesiyim. Antalya Manavgat Kadın Cezaevi’nde kalıyor ve telefon görüşmemizde çok kötü muamele gördüğünü, can güvenliğinin olmadığını söylüyor ve gece yarısı bazı kişiler geliyormuş. Bunlar resmi kalmadığını belirtiyor tekli hücrede kalan kızım koğuşların kapısı geceleri kendi kendine aç görevliler mi yoksa ne olduğu belli olmayan kişiler mi? İddiaya göre karşılarında hakim ve savcı yerine istihbarat elemanlarını görüyorlar. Tehdit hakaret taciz görüyorlar. 4 yıldır tekli hücrede tutuluyor sebebini sorduğumuzda güvenlik nedeni ile deniliyor fakat hala can güvenliğim yok ve geceleri koğuş kapısı kendi kendine açılıyor. İstihbarat görevlileri diye birtakım şikayetler var.
Sedat Özden Manisa T Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalırken 21 Mayıs’ta ailesini arayıp “Hücreye gideceğim 11 gün olmayacağım.” Demiş ve ardından Sedat Özden’in hücrede kendini yaktığı ve vefatı haberi geliyor. Cezaevine gidiyorlar ve sağlık görevlilerinin çok yavaş hareket ettiğini görüyorlar. Güya hastanede öldü deniliyor fakat cezaevinden hastaneye götürürken çok yavaş hareket ediliyor ve mahpusun yakınları diyor ki: “Ne oldu? Ne bitti? Sedat Özden hastanede değil cezaevinde mi öldü?” diye çok önemli bir soru işareti var. Bu kişinin başına ne geldi? Hücrede kendini yaktığı söyleniyor. Neden yaktı? Psikolojisi iyi miydi? Başka bir neden mi? Görüntüler nerede? Soruşturma ne aşamada? Manisa T Tipi Cezaevi’ne soruyoruz buradan, Adalet Bakanlığı bu konuları sordu mu? İlgileniyor mu? Buradan Adalet Bakanlığı’na da soruyoruz. Takip ettiğimiz kadar takip etmiyorsunuz. Bakanlık görevi yapıyorsunuz ama biz bu konuları sizden daha iyi takip ediyoruz. Adalet Bakanlığı yetkililerine söyleyelim, sistemimizi iletelim çünkü biz çok ciddi bir takip göremiyoruz.
Yavuz Yağcı Türk vatandaşı Azerbaycan’da ve çok şikayetçiler. Geçtiğimiz hafta da böyle bir Türk vatandaşının Azerbaycan devleti ve polisini şikayetini gündem etmiştik. Bu hafta da böyle şikayetler geldi. Polislerin çok rahat ve adeta normalleştirilmiş bir şekilde rüşvet aldığını iddia ediyor. Birtakım sorunlar yaşamış ve şikayet ettiği taraftan polislerin rüşvet aldığını ve o yüzden kendisi ile ilgilenilmediğini söylüyor. “Cimer’e de defalarca yazdım.” diyor Yavuz Yağcı, konsolosluktan defalarca görüşmek istedim kesinlikle sanki bir yerde haksızlık yapıyorlar diye kendi vatandaşına sahip çıkmıyorlar.” Diyor. Azerbaycan ile ilgili eleştirileri yaptık, Azerbaycan Meclisi’nde Cumhurbaşkanı Adayı olmuş bir milletvekili bize cevap vermiş ama biz görüyoruz ki Azerbaycan’da hukuki değerlerde önemli bir düşüş var ve bu tür şikayetler de Türk vatandaşlarından bize çok geliyor. Biz milletvekiliyiz, Azerbaycan’dakiler de milletvekili vatandaştan gelen şikayeti biz burada gündem ederiz. Bakanlıklardan bilgi isteriz ve ona göre hareket ederiz. Vatandaşın sesi oluruz. Azerbaycan’da da olsa Türk vatandaşlarının sesi olmaya çalışırız. Burada garip bir hadise yok. Ayrıca Azerbaycan Devleti’nin soykırımcı İsrail ile sürdürdüğü petrol anlaşmasını da buradan kınıyorum çünkü Socar isimli bir şirket aracılığı ile Azerbaycan Bakü Ceyhan Boru Hattı’ndan Türkiye’nin de Azerbaycan’ın da para kazandığı bir şekilde İsrail’e oluk oluk petrol akıyor. O petroller ile masum insanlar bombalanıyor soykırım yapılıyor. Hiç vicdanınız sızlamıyor mu? Biz bunları söylediğimiz zaman “Vay efendim Azerbaycan Devleti iki devlet bir millet. Bizi eleştiriyorsun. Sen Türk düşmanı mısın?” diyorlar! Ne alakası var. Biz Türkiye devletine de başka bir devlete de herkese söylüyoruz ki; soykırımcı İsrail’e yardımcı olmayın kardeşim. Benim derdim zulmü engellemek adaleti sağlamak. “Sen bizi eleştirdin bize düşman mısın?” ne alakası var. senin olumlu yanların olsun göklere çıkarırım. Olumsuz yanların olursa da yerden yere vururum. Biz insan hakları savunucusuyuz. Soykırım yapan bir devlete oluk oluk benzin petrol akıtırsanız bunu eleştiririz arkadaşlar. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı da ve diğer tüm yetkilileri de İsrail’i yerden yere vurmuyor mu? Vuruyorlar ondan sonra da “İki devlet bir millet” diyorlar. Azerbaycan yetkililerinin stratejik ortağı İsrail, Türkiye sıkı ilişkileri olan Azerbaycan’a da sesini çıkartamıyor ve böylece güya sahnede İsrail’in soykırımını lanetleyen bir Türkiye var ama ortak bir şekilde İsrail’e oluk oluk petrol akıtıyorlar. Kimin vicdanı bunu kabul eder? Hangi vicdan bunu kabul eder? Bizim başka bir kriterimiz yok ki! Benim Azerbaycan ile alıp veremediğim ne olsun? Bir kardeş ve komşu ülke Azerbaycan halkını severiz sayarız ama Azerbaycan’da hukukun gereklerine uyulmuyorsa, soykırımcı İsrail destekleniyorsa biz bunu en başta burada eleştiririz değerli arkadaşlar.”
























Yorumlar