4 Temmuz 2024
Gergerlioğlu: “Dün, AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler açıkladı; uzun süredir beklenen bir yasa teklifiydi 9. Yargı Paketi’nde birçok hususun yer alması bekleniyordu. Adaletsizlikler ile ilgili birçok konunun düzeltilmesi bekleniyordu fakat dağ fare doğurdu! Dişe dokunur hiçbir şey yok. Birtakım maddeler getirmişler bunlar da ne biliyor musunuz? Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği yasalara karşı yeni kontrataklar! Memlekette adalet, hak, hukuk isteğinin giderilmesine yönelik, iyileştirmelere yönelik, vatandaşın ızdırabına yönelik hiçbir şey yok! Birtakım teknik maddeler Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği yasalara karşı yeni yasalar, başka da hiçbir şey yok! Ne insanları ifade özgürlüğünden dolayı “terörist” ilan eden maddeler ile ilgili düzeltmeler var! Ne KHK zulmünü gidermek için iyileştirmeler var! Ne de 4/4’lere yönelik bir şey var! Büyük bir hayal kırıklığı oluştu. Biz zaten bunu söylüyorduk çünkü bu iktidarın derdi adalet sağlamak değil arkadaşlar! Ben size defalarca söyledim; 9. Yargı Paketi’nde çok bir şey beklemeyin çünkü bu iktidarın adaleti sağlama gibi bir derdi yok! Bu iktidar “Ben nasıl olur da Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği Anayasaya aykırı yasalara karşı yeni yasalar oluşturarak kendi dayatmalarımı hayata geçirmeye devam ederim. Nasıl bunu yapabilirim.” Derdinde! Bu iktidarın tek derdi bu! Mağdurun, mazlumun derdine derman olma gibi bir dertleri yok. İndirim değil, bindirim yapılmış. Millet genel af bekliyor, millet denetimli serbestlikler, şartlı tahliyeler ile ilgili yapılan yasa değişiklikleri ve yönetmelikler ile ilgili düzeltmeler bekliyor. Millet hasta mahpuslar ile ilgili düzeltmeler bekliyor. Cezaevlerinde inim inim inleyen insanlar var onların beklemeleri var. Siyasi ve adli mahpuslara yönelik çok ağır hak ihlalleri var. Her kesime yönelik farklı farklı ağır hak ihlalleri var, bunlara yönelik iyileştirmeler beklerken hiçbir şey getirilmiyor, hiçbir şey yok. Sadece birtakım teknik düzenlemeler ve Anayasa Mahkemesi’nin anayasaya aykırı diye iptal ettiği yasalar konusunda yeni kontrataklar oluşturacak yasalar peşindeler. Bu iktidardan adalet zuhur etmez değerli arkadaşlar bunu herkes bilsin. Bu iktidarın derdi adalet değil, hak değil, hukuk değil, anayasa değil, Anayasa Mahkemesi ile kavga eden bir anlayışa sahipler. Anayasa Mahkemesi’ni bile kapatmaya yeltenen bir anlayışa sahipler. Hatta işlerine gelmediği için Anayasa’nın bazı hükümlerini değiştirmek için Anayasa’yı değiştirmeye çalışıyorlar ve bu iktidarın 9. Yargı Paketi’ni bırakın perşembenin gelişi çarşambadan bellidir sözü itibariyle 5.-6.-7.-8. Yargı Paketleri’nde adalet var mıydı 9. Yargı Paketi’nde adalet olsun değerli arkadaşlar! Biz bunu hep söyledik ama biz mücadelemizi devam ettireceğiz ve adaletin gerçekleşmesi için sonuna kadar komisyonda da genel kurulda da mücadelemizi sürdüreceğiz. Biz tarihe not düşeceğiz, milyonlarca mağdur, mazlum için gayret edeceğiz. Hakları yenmiş insanlar için gayret edeceğiz. Mahkemelerde, gözaltı merkezlerinde, cezaevlerinde inim inim inletilen işkenceye uğrayan insanların hakkını hukukunu istemek için gayret edeceğiz.
Cezaevlerinde çok büyük sorunlar var. Bakın ben geçtiğimiz gün Sincan Cezaevi’ni ziyaret ettim oradaki mahpuslar ile görüştüm. Özellikle Sincan Cezaevi’nde bir şeyler var. Sincan Cezaevi’ne girerseniz yandınız çünkü size denetimli serbestlik ve şartlı tahliyeleri o kadar işi yokuşa sürerek vermemeye çalışıyorlar ki inanılmaz. Bütün şartları yerine getiriyorsunuz, adeta sizin kalbinizi okuduklarını iddia ediyorlar. İyi hal almışsınız ama diyor ki: “Ben senin kalbini okuyorum, ben senin şu fiili samimiyet ile yapmadığını düşünüyorum. Samimi değilsin kardeşim.” Veyahut da “Toplum ile uyuşmayacağını düşünüyorum.” Nasıl laflar ise bunlar! Somut hiçbir yanı olmayan, soyut laflar. “Ben senin samimi olmadığını düşünüyorum.” Allah Allah nereden biliyorsun! Demek kalp okuyorlar! Kalp okur aletleri var! Veyahut da “Eğer sana biz denetimli serbestlik versek toplum ile uyuşmayacağını düşünüyoruz.” Gibi soyut, elastik laflar sarf ederek, güya yasalardan yönetmeliklerden aldığı bu soyut ifadelerden aldıkları ilham ile insanların hakkını hukukunu gasp ediyorlar.
Biz Sincan Cezaevi’nde her gittiğimizde bu şikayetleri duyuyoruz. Bu sefer de Mehmet Akın Erdoğan ve Mehmet Aydoğdu isimli mahpuslar ile görüştük. Mehmet Akın Erdoğan 1 yıldır denetimli serbestlik alamamış. İyi hali olmasına rağmen, tarafsız koğuşa ayrılmasına rağmen ne istenmişse yapmasına rağmen alamıyor. “Sen örgüt mensubu musun?” denildiği zaman “Hayır örgüt mensubu değilim.” Denildiğinde. “Ya sen eski kafadasın.” Deniliyor. “Örgüt mensubu musun?” denildiğinde “Evet örgüt mensubuyum, pişmanım.” Denildiğinde de denetimli serbestlik verilmiyor. Örgüt üyesi olduğunu kabul etse de etmese de adama denetimli serbestlik verilmiyor. Hepsine de bir bahane bulunuyor. “Örgüt mensubuyum, pişmanım. E tamam pişmanım, bin pişmanım.” Dediğinde de “Kardeşim sen mahkemede etkin pişmancı olmamışsın. Şimdi bakalım bir isim ver de görelim samimiyetini bakalım. Hadi bakalım bir isim ver.” Ona buna itiraf atmaya zorluyorlar. “Tarafsız koğuşa ayrılmışsın ama biz samimi olmadığını düşünüyoruz.” Böyle soyut şeyler. İyi hal puanı almış mı? Almış! Daha ne diye zorluyorsunuz! O mahpusun bir hayatı var, zaten zehir etmişsin adil olmayan yargılamalar ile yatırmışsın. Mahpusun eşi, çocukları, perişan durumda madden manen psikolojik sıkıntılar ile uğraşıyor ama sen oturmuşsun cezaevinin gözlem kurulunda bacak bacak üstüne atmışsın, karşına süklüm püklüm bir mahpus gelmiş ne dese işi yokuşa sürüyorsun! Gayet de rahatsın! “Vebaldir, haktır! Bu insanların günahını alırım, yazıktır.” Gibi duygular da yok! Nasıl olsa “Güç bende, kimse benden hesap soramaz. Arkamı kuvvetli yerlere dayadım.” Diyerek istediğin kararı alıyorsun. Biz bunu oradaki müdürlere de söyledik. Sincan T Tipi Cezaevi’ni ziyaret ettim, müdürlere de söyledim, açıklama da yaptım, soru önergeleri de veriyoruz. İnsanları bu kadar yokuşa sürmek nedir? Cezaevleri sanki boş! 8 kişilik yerde 18 kişiyi yatırıyorsun. İnsanlar yerde yatmasın diye habire ranza dolduruyorsun, insanlar camları açamıyor, pencereleri açamıyor içeride boğuluyorlar. Havalandırmaya çıktığı zaman havalandırmanın üstünü bile kapatıyor ki göğü görmesin, tel örgüler ile kapatıyor. Hastalanıyor onu hastaneye götürecek jandarma personeli eksikliği var. Sabahtan öğleden sonraya kadar bekliyor hastaneye gidemiyor. Bir sürü hak ihlali ile insanlar baş başa. Kalabalık yerlerde zor durumda yaşıyorlar ve siz bunları tahliye etmemek için kırk dereden su getiriyorsunuz! “Bari beni nakledin başka bir cezaevi beni değerlendirsin.” Diyor mesela Mehmet Aydoğdu isimli mahpus ile görüştük; “Tamam beni başka bir yere nakledin 35 kez dilekçe verdim. Ankara’dan Aydın’a ailemin yanına nakledin.” Diyor onu da yapmıyorlar. Mahkumu değil ailesini de perişan ediyorlar cezalandırıyorlar ve sonrasında yargı paketlerinde de bu durum ile ilgili tek bir düzeltme yapılmıyor. Hasta mahpuslar inim inim inliyor. Fizyolojik ve psikolojik sıkıntılar yaşıyor, intiharlar had safhada, insanlar patır patır ölüyor cezaevinde, bununla ilgili bir adım atın diyoruz umurlarında değil. Ağırlaştırılmış müebbetler, ölümcül hasta olsa bile cezaevinden çıkamıyor. Korkunç şeyler! 5275 Sayılı yasanın 25/I Maddesine göre olacak işler değil. Bir insan tamam bir suçu olabilir ama 30 kiloya düşmüş, ağır hasta birisine “Seni ölsen de hastaneye göndermiyorum. Burada öleceksen cezaevinde elin kelepçeli öleceksin.” Kardeşim diyen bir yasa olabilir mi ya? Bu kadar ağır bir şekilde insan haklarına aykırı bir yasayı binlerce defa Adalet Bakanlığı yetkililerine söylüyoruz; bu konuda bir düzeltme yapmıyorlar! İşte 9. Yargı Paketi’nde bununla ilgili yine bir şey yok! Yine dağ fare doğurdu, büyük bir hayal kırıklığı, yüz binlerce, milyonlarca insanı büyük bir hayal kırıklığına uğratmış durumdalar.
İnsan haklarını çiğnemelerinin yanı sıra ekonomi de perişan durumda. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ne yapacağını bilemiyor, sağa sola vergiler yağdırıyor, emekliye, asgari ücretliye zam vermiyor! İnsanlar perişan durumda! 10 Bin TL ile nasıl geçinsin arkadaşlar? Elinizi vicdanınıza koyun! Asgari ücretli 17 Bin TL ile nasıl geçinsin? Enflasyon rakamları açıklandı! Bakın diyor ki: “ TÜFE Haziran ayında %4.27 artmış.” ENAG bunu söylüyor ve %113 arttı diyor. TÜİK rakamlarına göre ise; enflasyon %71 olmuş! Allah aşkına bu memlekette TÜİK’in rakamlarının doğru olduğuna inanan bir insan var mı? Sorarız size! ENAG’ın rakamlarının doğru olduğu, enflasyonun en az %113 civarlarında olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz ama rakamlar ile oynayarak enflasyon düşürüyor. Tamam da bunlar sanal işler! Yalancı işler! Bunlar realiteye uygun değil ki! Hepimiz hayatımızda ağır bir enflasyonu görüyoruz. Sırf emekliye, asgari ücretliye 3-5 kuruş vermemek için bu tür rakamsal oynamalar ile uğraşıp duruyorlar! Yamalı bohça dikiş tutmuyor arkadaşlar. Her tarafından patlak veriyor bakın! İstediğiniz kadar her tarafından yama yapın, her tarafından patlak veriyor çünkü ekonominin tüm gidişatını bozmuşsunuz. Mehmet Şimşek ne yapacağını bilemiyor, ağır vergiler ile bu işi düzeltmeye çalışıyor ama sistem o kadar kötü ki bir türlü enflasyonu da düşüremiyor! Enflasyonun düşebileceği en uygun zamanlar yaz aylarıdır aslında. İşte Temmuz ayındayız ve enflasyon kendi rakamları ile en az %71 ki ENAG rakamlarının doğru olduğunu biliyoruz, %113 civarında olduğunu çok iyi bir şekilde biliyoruz değerli arkadaşlar.
Erkek şiddeti devam ediyor kadınlara yönelik. Haziran 2024 sonuçları açıklanmış! Haziran’da 34 kadını öldürmüş erkekler. 60 kadına şiddet vakası tespit edilmiş. 7 çocuk istismarı var. 29 kadının ölümü şüpheli. Erkekler 2024’te en az 193 kadını öldürdü! Yargı paketinde bununla ilgili maddeler getireceğinize, kadın ölümlerini durduracağınıza siz Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına karşı nasıl bir atak gerçekleştirebilirim derdindesiniz. İktidarın derdi bu arkadaşlar.
Memleket yanıyor ve şu anda bir başka sorun da biliyorsunuz Kayseri’de bir şayia ile başlayan sığınmacılara yönelik saldırılar son derece büyük tehlike arz ediyor. Diğer illere de yayıldı. Biz ilk günden itibaren sığınmacılara yönelik bu nefretin, bu linç girişimlerinin çok tehlikeli olduğunu ve durdurulması gerektiğini söyledik fakat gevşek davrandılar, Kayseri’de ikinci gece tekrar saldırılar oldu. En ufak bir basın açıklamasına 10 TOMA, binlerce polis gönderen polis Kayseri’de ikinci gece halkın sokağa dökülüp 70 bin kişiyi taciz etmesini, onlarca dükkanı yakmasına engel olamadı. Bu olacak bir iş değil değerli arkadaşlar. Sadece engel olamama değil, bu nefreti körükleme, boş laflar ile mesnedi olmayan laflar ile “Sığınmacılar gönderilsin, gönderilsin de ne olursa olsun.” Gibi laflar ile nefreti körükleme olayı mevzu bahis. İktidarın kendi siyasi kararlarının yanlışlığı ile insanlar Türkiye’ye gelmek zorunda kaldı. Evet gelmek zorunda kaldı ama sonuçta bunlar insan, böcek değiller, meta değiller, eşya değiller. Bu insanlar da insan! 17 yaşındaki bir çocuk işinden dönerken Antalya Serik’te Ahmet El Naif 3 katil tarafından bıçaklanarak öldürüldü! Suçu günahı olmadan! “Sen Suriyeli’misin?” Evet Suriyeli’yim.” “O zaman al seni bıçaklıyorum.” Böyle bir ülke olabilir mi arkadaşlar? Bu normal görülebilir mi? Ama bu neden oluyor? Çünkü sürekli bir nefreti pompalarsanız, “Gitsin bunlar, gönderilsin bunlar.” Arkadaş gönderilsin demek ile bunlar gitmiyor işte! Bir plan program, insan hakları hukuku gereği var. Öyle “Ben 13 yıldır Zalim Esed diyordum bugün de Sayın Esed diyorum, hadi 5 dakikada anlaşalım bunları gönderelim.” Böyle bir şey yok! Uluslararası hukuk var ortada. Öyle hadi doldur kamyonlara, otobüslere gönder gibi bir şey mi var? Böcek mi bu insanlar? İnsan sonuçta! Türk değil, siz Türk olunca çok önemsiyorsunuz meseleyi, Kayseri Emniyet Müdürü’nün sözü kayıtlarda. Dün biz bunu gündem ettik Meclis’te herkes bu söze itiraz etti. Kayseri Emniyet Müdürü çıkmış diyor ki: “ Ey kalabalık durun durun merak etmeyin, tecavüze uğrayan mağdur Türk değilmiş, sakin olun.” Diyor ve kalabalık bununla sakinleşiyor! Şu toplumun haline bakın! Tecavüze uğrayan Türk olmayınca sakinleşiyorlar. “Suriyeliyse bırak tecavüz etsin canım.” Diye düşünülüyor. Zaten bundan öncesinde de tecavüz edilen Suriyeli küçük çocuklar vardı, annesi ile beraber öldürülen çocuklar Suriyeliydi ve toplumda bir ses çıkmamıştı ama şimdi “Vay Suriyeli Türk çocuğunu öldürmüş.” Gibi şayia çıkıyor ortaya kıyamet kopuyor. Yetkili çıkıyor “Merak etmeyin Türk değilmiş.” Diyor ve herkes duruluyor. Bakın böylesi bir toplum ruh sağlığı, vicdani sağlığı yerinde bir toplum mudur arkadaşlar? Böyle bir şey olabilir mi? İnsan odaklı bakın Allah aşkına! Tecavüz edilen kadının dini, dili, ırkı diye bir şey mevzu bahis olabilir mi? Bunu soruyoruz inkar etmeye çalışıyorlar bir de utanmadan. Söylenilen söz ortada, toplumun tepkisi refleksi ortada, yaptıkları ortada. Biz bir kere bu toplumsal hastalıkları iyileştirelim diyoruz. Toplumun bir kere sağlığı bozuk, ruh sağlığı bozuk, linç kültürü hakim, psikolojik şiddet hakim, yağma, talan hakim, “Hadi vurun kahpeye” denilince sokağa çıkan bir sürü insan onlarca yıldır bu ülkede var arkadaşlar ne kadar acı gerçek olsa da var işte. “Vurun söyletmeyin, kovun, defolsunlar.” Olur mu böyle şey! Bunun sonucu ne olur? İşte suçsuz günahsız 17 yaşındaki çocuk bıçaklanarak öldürülür! Hiç mi insaf yok! Merhamet yok! Vicdan yok! Bu topluma soruyorum ben!
Birçok hak ihlali başvurusu da alıyoruz. Dosyalarca hak ihlali başvurusu alıyoruz. Soru önergeleri veriyoruz ve bunların giderilmesi gerektiğini söylüyoruz.
İzmir Fen Lisesi’nde 11. Sınıf öğrencisi A.D. isimli öğrencinin belletmen öğretmen tarafından izinsiz çıplak görüntüsünün alınması, öğretmeni görüntü almaması, aldığı görüntüleri silmesi için ikaz eden ancak görüntü almaya devam edip görüntüleri silmeyeceğini belirten öğretmen ile çeşitli küfürleşmeler olması ile başlayan bir olay var. Çok ayrıntılı bir olay. Biz bu konuyu ailenin yaşadığı, ailelerin yaşadığı mağduriyeti bakanlığa soru önergesi ile sorduk. Öğrenciler kazanılmalı arkadaşlar. Haylazlık yapabilir ama bu öğrencileri Milli Eğitim sistemi kazanmalı dışlamamalı ama böyle cezalandırmaya dışlamaya yönelik bir eğitim sistemi olduğunu görüyoruz. Uzun bir başvuru var önümüzde. Başarılı öğrencilerin nasıl da hayattan koparıldığı, başarıdan koparıldığına dair önemli bir başvuru var karşımızda. Biz Bakanlıkları bunlar ile ilgili soru önergemizi veriyoruz. Çocuk ve insan hakkı ihlalleri var. Tübitak gibi bilimsel çalışmalarda bir avuç imtiyazlı azınlık haksız şekilde derece yaptırılarak ek puanla üniversitelere yerleştirildiği iddiaları var. Başarılı öğrencilerin çeşitli nedenler ile önünün kapatıldığı ve zor duruma düşürüldüğü ile ilgili önemli iddialar var ve biz bunu ayrıntılı bir şekilde Milli Eğitim Bakanlığı ve diğer bakanlıklara soruyoruz.
Hapishanelerde açlık grevleri var arkadaşlar. Bakın az evvel 9. Yargı Paketi geldi! Şu an bakın her şeyi bırakın hapishanelerde 250. Günlere varan açlık grevinde olan insanlar var. Kimisi 250 kimisi 100 kimisi 50! Adam ceza bile yememiş siz onu ağırlaştırılmış müebbet mahkumunun yerleştirileceği cezaevine hücreye koyuyorsunuz. “Ben tutukluyum hakkımda bir iddianame bile yok. Ağırlaştırılmış müebbet mahkumunun konulduğu bir hücreye beni nasıl koyarsınız?” diye itiraz ediyor. “Koyduk kardeşim işte. Benim paşa gönlüm öyle istedi, keyfim öyle istedi. Seni buraya koyduk. Sus itiraz etme.” Diyor. Mahpusların büyük bir kısmı susuyor itiraz etmiyor ama bir kısmı da itiraz ediyor. “Ben buna katlanamam açlık grevi yaparım.” Diyor işte böyle açlık grevi yapan bir sürü mahpus var. Baktığınız zaman haksız mı adam? Haksız değil, haklı! Onu koyamayacağın çok kötü şartlardaki bir hücreye koymuşsun! Adam hakkında bir iddianame bile yok sadece tutuklanmış! Olacak iş değil! Muammer Kaya Marmara Kapalı Cezaevi’nde aynı zamanda şizofren raporlu ve engelli birisi. Amcasının oğlu Nurettin Kaya’ya cezaevine para yatırdığı için ceza verilmiş ve açlık grevine girmiş. Nurettin Kaya da açlık grevinde. Aç kaldığı her gün hastalığı kötüleşiyormuş. Nurettin Kaya bunları bana yazmış Bolu F Tipi Cezaevi’nden, cezaevi milletvekili olan bana yazdığı mektubu engellemiş. Hale bakın yani! Memleketin haline bakın arkadaşlar! İnsanları bu kadar ağır mağduriyetlere uğratıyorlar, mahpus bir milletvekiline mektup yazıyor yeter ki itirazı duyulmasın diye bu sefer mektup engelleniyor! Adalet Bakanı sen nasıl 9. Yargı Paketi getirirsin Sayın Yılmaz Tunç, diğer Adalet Bakanlığı yetkilileri sen hangi hikayeyi anlatıyorsun! Ne yargı paketi ya! Bir ton zulme haksızlığa uğramış bir mahpusun milletvekiline yazdığı mektubun engellendiği bir ülkede, Bolu F Tipi Cezaevi’nde hangi adaletten bahsediyorsun? Allah aşkına sorarım size! Bu nasıl bir haldir?
Geçtiğimiz haftalarda da gündeme getirdik! Büyük kronik bir sorun! Dışişleri Bakanlığı yetkililerine defalarca kez söylüyoruz. “Bağdat Rusafa Cezaevi’nde bulunan kızım 7 yıldır ağır yaşam koşulları altında, sağlık durumu son derece bozulmuş.” Diyor bir vatandaş bize başvurmuş ve “Herhangi bir suça karışmadı kızım kandırılmış bir eyleme katılmamış eline silah almamış 7 yıldır biz ailece tükenme noktasındayız. Konsolosluğa başvuruyoruz bir şey yapmıyorlar. Adalet, Dışişleri, İçişleri, Mit, Meclis Dilekçe Komisyonu gibi Devletin birçok birimine başvuruda bulunduk hiçbir şey yapılmıyor. Kızım o kötü hapishanede kalıyor 80 yaşında tek başına yaşayan ve iki torununa bakan bir babayım. Bu konunun halledilmesi lazım. Yüzlerce aile çok büyük bir mağduriyet yaşıyor.” Diyor! Bunun halledilmesi lazım. Dışişleri Bakanlığı’nı tekrar göreve çağırıyoruz!
Biz bunu dün de bakanlığa ilettik, soru önergesi ile de iletiyoruz. Rıdvan Barık’ın Erzurum Dumlu 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde kameraların görmediği yerlerde darp edildiği, ölüm tehditleri aldığı iddiaları var. Bu konuda da Adalet Bakanlığı’ndan ayrıntılı şekilde bir cevap bekliyoruz. Oldukça ağır bir durum var ortada.
Az evvel bahsettiğimiz Irak Rusafa Cezaevi ile ilgili bir başka kişinin başvurusu! “Anne ve babasının hataları yüzden iki küçük yeğenlerim 7 yıldır lrak cezaevinde tutuluyorlar. Anne babası resmi evlilikleri olmadığı için çocukların DNA testi beklendi lrak’ta. Bu yılın şubat ayında DNA sonuçları Bağdat Büyükelçiliğimiz tarafından Türkiye’ye gönderilmiş. Aradan geçen 6 aya rağmen henüz bir gelişme yok ve bu kurban bayramında 7 yaşında olan yeğenim Hüseyin’i cezaevinde olan başka bir kadın tarafından darp ediliyor. Çocuğu hastaneye kaldırmışlar, hastaneye yatırmışlar. Bu küçücük çocuk orada annelerinin yanında cezaevinde büyüdü 7 yıldır uğraşıyorum Türkiye’ye getirebilmek için çocuklar Meryem Çelen ve Hüseyin Çelen kimlikleri yok. Babaları Aydın Çelen. Bakın burada çok büyük insani dramlar yaşanıyor arkadaşlar. Biz kimsenin kimliğine, dünya görüşüne bakmıyoruz. Mağdur olmadığına bakıyoruz bu çocukların mağdur olduğu ortada. Bir şekilde bu konuya bir çözüm bulunması gerekiyor.
Bir başka başvuruda diyor ki: “ 3.5 yaşındaki Oğlum ve 1.5 yaşında ki kızım ben cezaevindeyken yurda verilmişler. Oğlum Adnan Berk, Bahçelievler çocuk yurdunda darp edilerek öldürüldü darp fotoğrafları haber kanallarında ve bende var yurtta çekilmiş bunlar. Darp edilen oğlumun karaciğeri iflas etmiş iç kanama geçirmiş ve kalbi durmuş ölü şekilde hastaneye yurt görevlileri tarafından bırakılıp kaçılmıştır. Darp edilen çocuklarım için eşim savcılığa gitmesine ve fotoğrafları göstermesine rağmen savcı çocuklarımı eşime ve aileme teslim etmemiş ve 3 gün önce yapılan muayenede çekilen akciğer filminde hiçbir sorun yok ve sonra darptan sonra bu kişi ölüyor. Bu konunun araştırılması gerekir.” diyor. Bakanlığa bu konuyu da soru önergesi ile sorduk ve bir açıklama bekliyoruz.
Silivri 4 No’lu ve 1 No’lu Cezaevlerinde yoğun enfeksiyon hastalıkları, besin zehirlenmesi olduğu yönünde bilgiler var. Silivri 4 No’lu Cezaevi Müdürü ile görüştüm bugün bazı sorunlar olduğunu ama çok büyük sorunlar olmadığını belirtti bize. Çok ciddi bir besin zehirlenmesi olmadığını ve hastaneye kaldırılan bir mahpus olmadığını da söyledi. Müdür beyin ilettiklerini biz burada kamuoyuna bildirmiş olalım. Mahpus yakınları merak ediyor bizim başka bir yolumuz yok cezaevi müdürü ile konuştuk ve onun aktardıklarını burada ben de kamuoyuna naklediyorum.
Metin Ekinci Diyarbakır 2 No’lu T Tipi Cezaevi’nden, Mardin E Tipi Cezaevi’ne nakil talebi 5 yıldır reddediliyormuş. Maddi manevi zor oluyor. Düşünün mahpus yakınları cezalandırılıyor. Sevkler, yerine getirilse ne olacak ama bilerek isteyerek sevkleri vermemeye, yapmamaya çalışan bir bakanlık var karşımızda.
Bir kişi 2018 yılında bedelli başvurusu yaptığını ve o dönem parayı yatırdıktan sonra adli birtakım sorunlar yaşayıp cezaevine girip çıktığını ve sonradan bedelli askerlik hakkının reddolunduğunu, bunun halledilmesi gerektiğini söylüyor. Konu ile de ilgili soru önergesi verdik. 15 Bin TL ne olacak? O zaman iade edin. Burada bir sıkıntı var. Bunu da buradan bildirmiş olalım.
Umut Şimşek İZGAZ A.Ş de işe başlamış ve bize başvurusu var. Bu kişi mobbinge uğradığını söylüyor ve bilmediği bir işi yaptığını, hatalı raporlar verdiğini ve burada şirketin hatasının olduğunu söylüyor. “Benim yaptığım ölçümler maalesef geçersizdi çünkü işi bilmiyordum. Mobbinge maruz kaldığımız için manevi olarak zarar gördüm ve bu zararlarımın giderilmesi ile ilgili size başvuruyorum.” Diyor konu ile ilgili soru önergesi de verdik.
Geçtiğimiz günlerde Elazığ Baskil İlçesi Aladikme Köyünden bir vatandaş bize başvurdu. 15 km ötede küçük bir yangın çıktığını ve kendi kayısı bahçelerine gelmeyebileceğini düşünmüş yine de sağa sola haber vermiş ama kısa sürede yangın büyümüş ve 250 kök kayısı ve yaklaşık 150 kök çeşitli meyve ağaçları tamamen yanmış. Adamın bütün geliri yanmış gitmiş kül olmuş! Çok da geç gelmiş itfaiye araçları, 4-5 saat beklemiş. Gelen araçlar da doğru düzgün su yokmuş. Yangının çıkış nedenleri de elektrik telleri iddiası var. Mardin Diyarbakır yangınlarında da elektrik tellerinden çıkmıştı. Demek ki elektrik firmaları gereken bakımları yapmıyor. DEDAŞ’ın bunu yaptığını biz önceden de söylemiştik. Mardin, Diyabakır’da bu konu çok sıkıntılıydı ardından Elazığ’da da bakın yine elektrik şirketleri belli ki bu sıkıntıları gidermediği için yangınlar çıkmış. Çok basitçe söndürülebilecek bir yangın maalesef gelip bu kişinin bütün mal varlığını yakmış bitirmiş. Diyor ki: “Ben tazminat istiyorum. “Bu konuda bütün işlemler bitsin öyle veririz.” deniliyor fakat biz perişan durumdayız.” Diyor. Elazığ Valimize buradan sesleniyorum; insanlar mağdur! Yıllarca bekleyecek halleri yok, tüm hayatları boyunca elde ettikleri mal varlıkları bir anda kül olup gitmiş. Bu insanlar için uzun süreler bekleme yerine bir devlet desteği lazım. Sayın Valimiz ile tekrar görüşeceğim, öncesinde de görüşmüştük. Vatandaş çok büyük mağduriyet yaşıyor lütfen bu mağduriyetleri giderin Sayın Valim. Sizin, bizim bütün mal varlığımız bir an da kül olup gitse ne düşünürdük. Vatandaş ile ilgili empati yapın ve sorunları çözmeye çalışın Sayın Elazığ Valisi.
6 Şubat’ta birçok kişi engelli kaldı arkadaşlar ve engellilik oranları arttı. 2024 E-KPSS puanı ile ÖSYM merkezi atama aracılığıyla 12 Bin kamu personeli alımı talep ediyor engelliler ve kotaların doldurulması gerektiğini söylüyorlar. Özel sektör ile ilgili kotaların artırılması, %6 olarak düzenlenmesi ve engellilere yönelik hayatın kolaylaştırılması isteniyor. Özel sektörde oldukça zor, bu kotanın özel sektör için artırılması yönünde önemli bir talepleri var.
“696 Sayılı KHK ile sürekli işçi statüsünde Antalya’da devlet hastanesinde danışma olarak çalışıyorum. Antalya’da kimsem yok, 2 çocuğum var, çocuklarımın başına bir şey geldiğinde çocuklarıma bakabilecek kimsem yok. Tayin hakkım yok becayişimin karşılığı yok tüm illerde danışma olarak çalışanlar hasta karşılama ve yönlendirme olarak kadroya alınmış fakat Antalya danışma personellerini halkla ilişkiler kadrosu olarak aldığı için becayiş yapamıyorum. Ya meslek kodumuz düzeltilsin hasta karşılama yönlendirme olarak değiştirilsin ya da tayin hakkı verilsin.” Diyerek başvuran bir vatandaş var. Biz bununla ilgili gereken yazılı işlemleri yaptık buradan da vatandaşın mağduriyetini gündem ediyoruz.
“Uşak Sivaslı Yayalar’da çiftçiyim. TMO tarafından çiftçinin arpa ve buğdayı alınmamakta.” Diyor çiftçiler.
Muş Varto Güzeldere, Onpınar, Gölyayla ve Alabalık köylüleri olarak grup köy yolumuz en fazla 4-5 km uzunluğunda olup, yaz aylarında Türkiye ve Avrupa’dan birçok gurbetçi bu kadim coğrafya da yaz aylarında tatillerini geçirmek için köylerine gelmektedirler. Ancak yollarımız köstebek yuvası ve kırık dökük şekilde olup, araç geçişleri sırasında toz duman çevreyi kirletmekte. Yani düşünün arkadaşlar Muş’un Varto’sunda ilkel yollar ile vatandaşlar uğraşıyor. Toz duman perişanlık içinde yollar. Biz buradan Muş Valimize sesleniyoruz; nedir bu Muş Varto Güzeldere Onpınar, Gölyayla ve Alabalık köylülerinin yaşadıkları Sayın Valim? Lütfen şu yolları düzeltin. Kaç kez söyleyeceğiz bunu. Vatandaş da size defalarca müracaat etmiştir. Varto Kaymakamımıza da sesleniyoruz; Sayın Kaymakamımız şu köylere gitmiyor musunuz yolların halini görmüyor musunuz? Lütfen şu yolları düzeltin vatandaşlar her yere başvuruyor, bize de başvuruyor ama bu işi düzeltecek olan sizlersiniz, müdahil olun ve bu konuyu düzeltin diyoruz.
Baki Akçakaya Bingöl Kiğı Nacaklı Köyü İncesu mezrasında tek katlı ev yapmış elektrik verilmiyor; “çok mağdur durumdayız ormanlık alana girdiği söyleniyor arazi bizimdir ama kadastro orman arazisi göstermiş. Bu konuyu düzeltin.” Diyor.
Hakan Yılmaz: “Türkiye’de zorunlu askerlik yapmak istemediğini söylüyor.” Vicdani reddini ilan etmiş ve bize de duyuruyor. “Meclis’ten de ilan edin, emir komuta altına girmek istemiyorum.” Başka bir kamu görevi yapabilir ama “İnsan öldürücü bir işe girmek istemiyorum.” Diye vicdani ret beyanında bulunmuş. Biz de meclisten beyanını duyurmuş oluyoruz.”
























Yorumlar