25 Temmuz 2024
Gergerlioğlu: “Yasama faaliyeti böyle olmaz! Bakın gece saat 03.00’lara kadar uzanan bir yasama faaliyeti ve yasa çıkarmaya çalışmak milletvekillerini gayri insani şartlarda gece saat 03.00’a kadar burada tutmaya zorlamak ve yasama çalışması yapmaya zorlamak kabul edilecek bir davranış değil, insani değil ve herkes için belli saatler vardır. Uykuda olacak saatler, uyanacak saatler ama insanları 4’te-5’te uyumaya zorlarsanız sonra sabah kalk yeniden meclise git. Yine çalış, yine sabahla, yine çalış, yine sabahla böyle bir şey olmaz. Meclis Başkanlığı’nı protesto ediyorum. Meclis Başkanvekili Sayın Bekir Bozdağ’ı protesto ediyorum. Yanlış iş yapıyor. Bakın ben Meclis Sağlık Komisyonu’nu üyesiyim, bir hekimim. Sağlığa aykırı işler yapılıyor. Hiçbir insan bu denli böyle gece gündüz sabahlara kadar çalışmaya zorlanamaz. Böyle bir ortamda kendi şahsi işinden öte millet için yasalar çıkarmaya çalışan insanlar faydalı olamaz. Aksine zararı olur. Yorgunluk, uykusuzluk, sağlıksızlık getirir, stres, öfke getirir ve insanlar gerginleşir. Dün boşuna bu üzücü olaylar yaşanmadı. Gündüz yaşandı, akşam yaşandı, gece yarısı bile yaşandı, kavga, gürültü. Çok üzücü, utanç verici hadiseler yaşandı. Milletvekili olarak millet adına buradayız ve bu tür bir kötü yönetim altında gayriinsani şartlarda öfke, stres, gerginlik olmaması mümkün değil ve bundan dolayı kavgalar, darplar birbiri arkasına geldi. Biz bunu defalarca uyardık ardı ardına olaylar gelişti.
Birinci olaydan ders almayan ikinci, üçüncü olayı gördüm. Meclis Başkanlığı’na çağrımdır; böyle bir yasama faaliyeti olmaz. Sabahlara kadar çalışalım. Efendim hafta sonları çalışalım. Gece gündüz sabahlayalım. Böyle bir şey olabilir mi ya? Sabah işte görüyorsunuz. Sabah 4’e doğru uyuduk. Sabah kalkmışız. Burada yine bir yasama faaliyeti içindeyiz. Olacak bir iş değil. Kabul edecek bir şey değil. Milletin bunu kabul etmemesi gerekiyor Çünkü millet adına böyle sağlıksız işler yapılırsa en başta millete zarar verir Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a sesleniyorum; Meclis Başkanvekili’nin aldığı bu kararlara müdahale etsin ve sağlıksız ortamdaki bu çalışma sistemi durdurulsun.
Emekliler, asgari ücretliler, tüm çalışanlar ve tüm halkımız inim inim inmiyor. Ekonomik kriz çok ağır bir şekilde seyrediyor. Bunun tek bir faili var; AK Parti MHP Cumhur Zulüm İttifakı, suç ittifakı ve bu ittifak şu anda ekonomiyi dibe vurmuş durumda. Emeklilere % 20 civarında bir zam zor bela verdiler. Asgari ücretliye ise zam bile yok. İnsanlar 17 bin lirayla bu devirde geçinmeye çalışacak. Eşinin, çoluk çocuğunun geçimini sağlamaya çalışacak korkunç bir durum ama öte taraftan bakıyorsunuz bugün Ankara’da ulaşılan % 40 zam geldi. Daha pek çok sektörde yine %40, 50, 60, % 100 zamlar geliyor. Enflasyon acımasız %71 açıklanıyor ama ENAG’ın açıkladığı rakam %113’ün doğru olduğunu herkes çok iyi biliyor. Herkes hayatında yüksek enflasyonu görüyor ve büyük bir kısır döngü devam ediyor. İktidar 22 yıllık dönemi sonunda ülkeyi bir uçurumun kenarına getirmiş durumda. İnsanlar mutsuz, huzursuz ve Millet Meclisi’nde bile bu kadar gerginlik olduktan sonra millet arasında ne olmaz diye soruyorum.
Her alanda bir gerginlik Meclis’in çalışmaması gereken zamanlarda çalıştırma, dayatma, zorlama, sabahlatma, ekonomik kriz hepsi bir araya geliyor ve sonunda birtakım sıkıntılar çıkıyor ortaya.
Dayatma derken Mersin’de önceki gün gördük. Gençleri gözaltına almışlar götürürken belli bir siyasi anlayışın dayatması olan şarkılar, türküler dinletilmeye çalışılıyor. Yani siz şimdi insanlara işkence altında mehter dinletirseniz insanlara işkence altında zorbalık, hakaret altında “Ölürüm Türkiye” şarkılarını dinletirseniz bu ülkeye ruhen bağlılığını ne kadar bekleyebilirsiniz?
Bakın böyle yani “Senin burnunu yere sürterim, benim zorla dayattığım anlayışı kabul edeceksin.” derseniz nereye varabilirsiniz? Şu ülkenin haline bakın. Özel harekat müdürü bir siyasi parti liderinin elini öpüyor. Ya kardeşim sen kamu görevlisisin ne yapıyorsun? Bu karşındaki bir siyasi parti ihsası reyde bulunuyorsun. Daha sonra sen nasıl bağımsız, tarafsız, objektif, kamu görevine devam edeceksin? Olur mu böyle şey diye niye kimse bir şey söylemiyor? Dün İçişleri Bakanı buradaydı. Sayın Ali Yerlikaya’ya da söyledik. Ya bu ne iştir? “Özel harekat şube müdürü bir siyasi parti liderinin elini öpüyor. Bu konuda bir şey demeyecek misiniz Sayın Ali Yerlikaya”? dedik maalesef bir şey demedi. Ne diyeceğini mi bilemiyor? MHP kanadının tepkisinden mi çekiniyor? Bilemiyoruz. Kamuoyunun takdirine sunuyoruz. Ama biz böyle kamu görevlilerinin ve ülke ocakları temsilcisi gibi gözaltına aldığı gençlere yönelik bir siyasi anlayışın dayatmasını göstermeye çalışmasını kabul etmiyoruz. Bu ülkenin huzuru barışı açısından doğru değil. Ortak değerlerin ortak bir şekilde kabul edilmesinin önüne geçecek yanlış hadiseler bunlar. Kabul edilecek şeyler değil. Bir ırkın dayatılması, bir ırkçılığın dayatılması, siyasi simgelerin dayatılması bunlar kabul edilecek şeyler değil arkadaşlar. Zaten ülkede özgürlük yok. İnsanlar ifade özgürlüğünü kullanamıyor. İfade özgürlüğünü kullanamayan insanlara zorla bir siyasi anlayışa boyun eğdirmeye çalışmak kabul edilecek hadiseler değil. Biz bunları hep İçişleri Bakanı’na hatırlatıyoruz. Bu tür davranışlar doğru değil. Dün de Sayın Bakan’a hatırlattık. Bu ülkede büyük bir pasaport zulmü var. “Benim kafama esti, senin yurt dışına çıkışını yasaklıyorum. Pasaport tahdidi koyuyorum.” “Neden?” İşte öyle canım istedi. Pasaport madde 22 var. Bak orada şu kişi irtibatlı, iltisaklı olabilir diye yetki veriyor ve ben de yasaklıyorum.” “Ya benim hastam var, işim var, gücüm var, öğrenciyim, dışarı çıkmam lazım. Ticaretim var.” “Hayır, ben yasakladım. Ne yaparsan yap.” şimdi arkadaşlar bu kabul edilecek bir hadise değil. Biz dün de hatırlattık. Hastası var bu işin, mağduru var, büyük sıkıntıları çeken var. İçişleri Bakanlığı pasaport tahditlerini kaldırmalı. Anayasaya, hukuka, Anayasa Mahkemesi’ne, Danıştay kararlarına hepsine ne aykırı? Ben dün Sayın Bakana hatırlattım. Tüm belgeleri gösterdim. Kendisine mahkeme kararlarını Anayasa Mahkemesi ve idare mahkemesi kararlarını da gösterdim. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararına rağmen bir Ali Cengiz oyunu ile yol bulmaya çalışıyor İçişleri Bakanlığı yine tahdit koyuyor. Ya seni sana engel koyan yaptığın yanlış diyen Anayasa Mahkemesi ya kim oluyorsun ki sen Anayasa Mahkemesi’ni çiğnemeye çalışıyorsun? Anayasa madde 23’ü çiğniyorsun. Olur mu böyle şey? Ama hala bu pasaport tahditlerini dayatmaya çalışıyorlar. 21. Y.Y. Türkiye’sinde düşünün hangi kesimden olursanız olun sizi yönetenler “Canım öyle istediği böyle bir bahane buldum işte senin yurt dışına çıkışını engelliyorum.” diyebiliyor. Başınıza gelmemiş olabilir ama şu anda on binlerce, yüz binlerce kişinin başında böyle bir şey var. Yarın öbür gün sizin de başınıza gelebilir arkadaşlar. Yani “Benim başıma gelmedi ya önemli değil. Ya işte zaten bana benim başıma gelmez.” demeyin. Bu ülkede herkes sırasını bekliyor. Yarın öbür gün siz de başına bir şey gelenlerden olabilirsiniz. Bunu hepimiz son 20 yıl içindeki safahattan anlıyoruz. Daha öncesinden de anlıyoruz. Daha öncesinde yaşamayanlar için çok uzağa gitmeye gerek yok, son 20 yılı hatırlatıyorum. Neler neler oldu insanlar iktidarla ortak oldu sonra düşman oldu sonra yapılmadı bırakılmadı vs. bundan 15 yıl önce böyle şeyler olabileceği söylense kimse inanır mıydı? Kimse inanmazdı! İşte ülkenin gerçeği bu! 10-15 yıl sonra da işler tam tersine dönebilir. O yüzden hukuk devletine inanacağız. Hukukun üstünlüğüne, anayasal, anayasanın temel ilkelerine, en önemlisi de insan haklarına, temel evrensel bildirgeye, hakka, hukuka, adalete, vicdana dayanacağız değerli arkadaşlar.
Birçok hak ihlali var önümde, vatandaşlarımız bize başvurmuş. Onları hızla ayrıntılı bir şekilde belirtmeye çalışacağım. Kocaeli Dilovası’nda SEDAŞ sorunu var. “Aşırı elektrik kesintisi yaşıyoruz.” diyor vatandaşlar. Dilovası halkının bu feryadını SEDAŞ duysun, en başta Kocaeli Valiliği duysun. Kocaeli’nin birçok yerinde de var ama bize şu anda gelen Dilovası ama Sedaş’ın işi gücü elektrik kesintisi yapmak. Denetimsiz, kendi haline bırakılmış bir iş. İşte bakıyorsunuz ihaleleri verileri alıyor. Oradaki amir bakıyor ki torpille iltiması da alınmış. Ona dokunmuyor, buna dokunmuyor. Şuna sesini çıkarmıyor. Böyle işler dönüyor Türkiye’de. ,
Batman Valiliği sosyal yardım ve elektrik desteğini bazı kişilere siyasi nedenlerle engelliyormuş. Batman’daki durum da bu. Birçok yerde böyle iddialarla karşı karşıya kalıyoruz. Batman Valiliği’nin de bu konuda hakkaniyete dikkat etmesi gerektiğini söylüyorum. Böyle şikayetler alıyoruz Batman Valiliği’nden.
Marmara 3 No’lu Cezaevi’nde neler oluyor? Şu anda bakın cezaevini ziyaret ediyorum. Çok zor durumdalar. Havalar çok sıcak. Dört duvar demir parmaklıklar arasındalar. Böyle klimalar falan esmiyor, vantilatör yok. Böyle bir ortamda 40-50 dereceyi bulan, 50-60 dereceyi neredeyse o 4 duvar arasında bulan sıcaklıklarda insanlar kalmaya çalışıyor. Sigara içeni var, içmeyeni var, buzdolabı, banyo, tuvalet ihtiyaçları bile sağlıklı giderilemiyor. 50 kişiyi bulan küçücük alanlarda yaşamaya çalışıyorlar. Çok kötü ortamlar var. Özellikle Marmara 3 No’lu Cezaevi’nde.
Hüseyin Arı, Bünyan Cezaevi’nde 80 yaşını bulmuş. Suçu ne? 15 Temmuz öncesi bir vakıf yönetiminde bulunmak. Ülkenin hali bu arkadaşlar. 80 yaşını geçseniz bile böyle legali illegal yapan anlayışlardan kurtulamıyorsunuz.
Saime Uyar, Salihli Cezaevi’nden Şakran’a sevk edilmiş. Balıkesir Cezaevi’nde bulunan abisi İsmail Uyar’ın yanına naklini istemekte. Bir ona, bir buna aile gidemiyor. “Dört yıldan beri zaten suçsuz yere içeride. Denetimli serbestlik verilmesini ve tahliye edilmesini istiyoruz.” diyor ve naklini istiyorlar. Durumu bu.
Yabancılardan da başvuru alıyoruz. Sadece Türk vatandaşlarından değil, bize herkes başvurabiliyor. Biz de burada ayrımsız dile getiriyoruz. Bunu da herkes biliyor. Tehrane Koch isimli kişi; “Türkiye’de resmi nikahla evliyim. İki çocuğum var. Vatandaşlık için başvuru yaptım reddedildi ve çok zor durumdayım. Anne kimliğim yok. Çocuklarım; “Niye senin kimliğin yok?” diyor, eşim SSK’lı olmadığı zaman SSK’dan da faydalanamıyoruz. 9 yıldır bu ülkede hiçbir mağduriyet yaşamadım. Nedir bu olay? Neden vatandaş olamıyorum?” diyor.
Lokman Yalçın Mardin E Tipi Cezaevi’nden Bitlis’e sevk olmuş. Çeşitli disiplin suçları verilerek üç kez infaza yakın. Şu an hukuksuz yere 7 ay cezası uzatılmış. Bununla ilgili cezaevi yönetiminin bu işi artık yokuşa çok sürmemesi gerektiği yönünde ailesinin talebi var. Buradan duyuralım.
Barış Akan kayıp nerede olduğu bilinmiyor. İçişleri Bakanlığı yetkililerinin bu konuda araştırma yapması lazım ailesi bize başvurmuş. Irak’a mı gitti buralarda mı kayıp? Yani bir vatandaş kim olursa olsun nerede nasıl ölü mü diri mi ne olduğu noktasında İçişleri Bakanlığı’nın harekete geçmesi lazım.
Ülkede mafyalar cirit atıyor. Ahmet Hicri Turanlı Balıkesir Edremit Akçay Beldesi’nden bize başvurmuş. Bir kafe işletiyorlarmış. Mafyalar gelip “Buradan defolup gidin hepinizi öldüreceğiz.” deyip duruyorlarmış. Bu kişiler hakkında bir işlem de yapılmıyormuş. “Bir hafta önce de Ebubekir Turanlı kardeşim vuruldu.” diyor. İşte bakın yani ülke Teksas’a dönmüş. Bir mafya geliyor, işletmeye baskı yapıyor. Adam vuruyor, “Sen buradan çık git.” diyor. Onlar polise başvuruyor, polis ilgilenmiyor. İçişleri Bakanı diyor ki: “Biz mafyayı yakalıyoruz.” Peki şu ana kadar, son 1-2 yıla kadar bu kadar mafyayı gören yok muydu? Veyahutta şu anda yakalananlar gerçekten ne diye soruyorsunuz? Önüne geleni “terörist” diye yakalayıp içeri atıyorlar suçlu suçsuz bir hapse atış mı var? Bütün bunlar da net değil. Bu konuda da çok şikayet alıyoruz.
Süleyman Cengiz isimli kişi kamu yararına belediyede çalışma verilmiş fakat amirleri tarafından mobbinge uğradığını, bahçıvan olarak çalıştırıldığını söylemiş ve bu konuda iş yeri kurallarına riayet etmediği yönünde tutanak tutulmuş iddiaları bu. Biz gündeme getiriyoruz. Varsa bir haksızlık bu konu giderilsin. Olayın tarafı değiliz ancak böyle mobbing iddiaları var.
Rabia Yazar 9 yıldır Bağdat Rusafa Cezaevi’ndeymiş. 40 kilogramın altına düşmüş, veremmiş. Çok zor koşullarda biz bunu daha önceden de gündem ettik. Bağdat Rusafa Cezaevi’nde yüzlerce kadın çok zor durumda buna Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın bir çözüm bulması lazım.
Baki Akçakaya Bingöl Kiğı Nacaklı Köyü İncesu mezrasında tek kat bir ev yapmış. Oraya bir baz istasyonu kurulduğu için oradan çık deniliyormuş fakat annesinin de orada yaşaması gerekiyormuş mahkemelik olmuşlar. Baz istasyonu çık diyormuş. Kadastro arazimize ormanlık alan göstermiş. “200 senedir orada yaşıyoruz. Baz istasyonun Trafosu benim bahçemde eve 10 metre elektrik alamıyorum. Baz istasyonun sahibi yok mu? Gelip kaldırsınlar benim evim 10 metre. Şu anda dava aşaması Kiğı Asliye Mahkemesi’nde.” diyor.
Rumeyse Önen 16 yaşında bir kişi taraftan kandırılıp Irak’a götürülmüş ve şu anda Bağdat Rusafa Cezaevi’nde ailesi perişan, diğer aileler gibi “Gelsin en azından Türkiye’de cezasını yatsın, çok zor durumdayız.” diyor aile ama buna da bir çözüm bulunmuyor. Defalarca hatırlatıyoruz bu konuyu bir sürü insan bize başvuruyor.
Yine bir başka aile İlknur Yüzgeç yine o da Irak Bağdat Rusafa Cezaevi’nde ailesi perişan durumda ve Türkiye’de cezasını çekmesini istiyor.
Cezaevlerinde insanlara tamam bir adil olmuş olmamış bilemiyoruz cezalar verip tutuyorsunuz özgürlüğünü kısıtlıyorsunuz bir şekilde bu yargısal açıdan benim hakkımdır diyorsunuz ama bir de insan haklarını çiğniyorsunuz zaten mesele burada büyüyor işte. Cezaevine atılmış Gökhan Yıldız Samsun S Tipi Kavak cezaevinde bu kişi yani “Cezaevindeysek bari okul okuyalım hukuk okuyalım.” diyerek imtihana girmiş iyi de bir puan almış. Türkiye 6092.si olmuş ve MEF Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okumaya başlamış. Devam mecburiyeti de yokmuş ve sınavlara bir şekilde girip durumu idare ediyormuş. Fakat YÖK “Örgün eğitim yasaklandı kardeşim.” diye bir yazı gönderiyor ve anayasa 42 eğitim hakkını gasp ediyor. Bununla ilgili idare mahkemelerine başvurmuşlar. Süreç devam ediyor. Ama apaçık bir şekilde insanların anayasal hakları gasp edilmiş durumda. Bunun engellenmesi lazım.
Irak Rusafa cezaevine ilgili Pınar Aytekin’in yakınları başvurmuş. “3 çocuğuyla Irak’taydı ve şu anda çocuklarından ayrı Rusafa Cezaevi’nde sağlıksız yemekler, yerde yatacak kadar kalabalık olan koğuşlar, sağlık sorunları, yemekler kötü, havasız ve sıcak koğuşlar berbat bir ortamda en azından Türkiye’ye gelsin.” diyor ve Türkiye cezaevlerinde kalsın. Fakat maddi manevi ailenin perişanlığını gideren kimse yok.
Sevim Savaş, o da hasta ve yaşlı bir insan olarak Bağdat Rusafa Cezaevi’nde. Ailesi perişan. Tansiyon hastası her an başına bir şey gelebilir.
Emrah Akdeniz Keskin T Tipi Cezaevi’nde jandarma üsteğmenlik görevinden iftira ile ihraç edilip cezalandırıldığını iddia ediyor yakınları. Cezaevine girdiğinde 30 yaşındaydı şimdi 37. Katip Çelebi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandı okutmamışlar. Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandı okutmamışlar. 9 Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandı onu da okutmamışlar. Sorular gönderilmeyecek denilmiş. YKS’ye girmiş, Türkiye 1500.’sü eşit ağırlık puanı 477 ile girmiş. Çok zeki başarılı bir insan ve şu anda okuyamıyor. Arkadaşlar birçok kişi böyle bir şekilde cezaevine girmişsiniz ama anayasal eğitim hakkı elinizden alınıyor.
Geçtiğimiz günlerde Bakırköy Kadın Cezaevini ziyaret ettim. 53 yaşında tek kişilik hücrede kalan Ayten Anlaş’ı ziyaret ettim. Kendisinin romatolojik şikayetleri var sistemik lupus eritematozus olduğu yönünde bilgi var ve romatolojiye gönderilmiyor. Şikayetleri ilerliyor bir an evvel bu sağlık hakkı ihlali giderilmeli, öncesinde de nakil için Dersim’de yaşayan annesine yakın bir ile Elazığ’a gönderilmesi için uğraş vermiştik yapmadılar şu anda da kendisi sağlık sorunları yaşıyor.
Zeynep Besi Dara 36 yaşında Hakkari HDP eski İl Eş Başkanımız, yani yargıya yetmemiş bir yerine iki kez üyelik cezası vermiş. 18-19 yılı bulmuş. Yani bir insana daha kaç kez vereceksin? Bir yetmedi, üç beş kez üyelik cezası mı vereceksin. Türkiye’de böyle maalesef dosya üstüne dosya yani bir kere cezalandırılabilir bir suçtan ama böyle insanlar var içeride maalesef.
Delal Tekdemir 66 yaşında yaşlı hasta bir mahpus eski HDP ilçe başkanı. Bu kişinin de sağlık sorunları var. Diz protezi yapılmış. İyileşmeden cezaevine atılmış. Şimdi de kalça protezi ihtiyacı var ve fakat sıkıntıları giderilmiş değil. Denetimli serbestlik verilmediği için ameliyat da olamıyor. Sıkıntı çekiyor, ağrı çekiyor, ilaç kullanıyor, mide kanaması geçirme ihtimali oluyor ve kalça protezi ameliyatını da denetim serbestliği verilmediği için maalesef yapılamıyor.
Hatice Yıldız 75 yaşında hasta bir mahpus. Burada çok gündem ettik, genel kurulda gündem ettik, gittik gördük yaşlı hasta, titreyen, bir deri bir kemik, bir annemiz, kanser hastası, başka birçok hastalığı var, ameliyatlar geçirmiş, başı titreyen, gözü dönen bir insan ve “Her an burada düşüp kafamı vurup beyin kanaması geçirebilirim. Bundan içeridekiler mesul olur. Buna katlanabilecekler mi?” diye soruyor. Biz de buradan soruyoruz. Bu evinden sedyeye konulup götürülen teyzemiz için soruyoruz.
Leyla Aygün orada ziyaret ettiğimiz bir mahpus eski Kocaeli HDP il eş başkanımızdı. Kendisi meme kanseri. Bakırköy’de tedavisi yürümüyor. Ameliyat sonrası verilen ilaç alerji yapmış ve bu alerji nedeniyle alternatif bir ilaç tedavi imkanı için doktoru halen aylardır gidememiş durumda. Doktorsuzluk, Bakırköy Kadın Hastanesi’nde çok yoğun miktarda var. Doktor var ancak 300 kişilik kapasitesi olan cezaevinde 1400 kişi olursa da durum böyle oluyor ve insanlar sağlık açısından çok sıkıntı yaşıyor. Doktora çıkamıyor, doktora çıktıktan sonra sevke gidemiyor ve bakın kanser hastasısınız, meme kanseri ve tedaviniz yürümüyor, kanser tedavinizi alamıyorsunuz. Dişiniz ağrıyor. Antibiyotik verilip geri gönderiliyorsunuz. Sürekli antibiyotik veriliyor ama diş doktoruna gidemiyorsunuz. Bakın Leyla Aygün’ün başındaki olaylar bunlar. Kaba hayret muameleler var aramalarda. Doktora çıkamadığı halde ilaç yazılıp gönderiliyor. Böyle sıkıntı çok.
Hüdanur, kahraman 21 yaşında. Çok üzücü bir görüşmeydi benim için çünkü Cerrahpaşa FTR bölümünde ikinci sınıfta okumasına rağmen abuk sabuk gerekçelerle evinden sabah 05.30 civarında 30 tane polisin baskınıyla gözaltına alınıp götürülen bir genç öğrenci. Bu çocuk ne yapmış olabilir ki? Hadi bir şeyle itham ettin, tutuksuz yargıla. Hiçbir delil yok, dosya bomboş. Mahkemede 3 ev arkadaşı var, ikisini serbest bırakıp kendisini niye tutukluyorsun? O zaman diğerlerine bir şey demiyorsun, onu tutukluyorsun anlamak mümkün değil. Mahkemede daha çocuk gibi olan, annemi istiyorum diye ağlayan ve bu hukuksuzluk karşısında ne yapacağını bilemeyen bir kız öğrenci var karşımızda ve sesini kamuoyuna duyurmaya çalışıyor. “Bizi zaten 4 gün göz altında tuttular. Çok kötü pis, iğrenç yerlerde tuttular. Şimdi de cezaevine koydular. Burada böcek var, fare var, çok kötü bir ortamdayız.” diyor. Düşünün 12-13 kişilik yerde kaç kişi kalıyorlar biliyor musunuz? 43 kişi. 40 yetişkin 3 tane bebek. Ne kadar kötü, zor bir ortam olduğunu görün arkadaşlar. Zaten bir de sıcak. “Üst kat yatakhane. Sıcaktan dolayı, bunaltıdan dolayı üst katta yatamıyoruz bile. Alt katlarda sandalyeye ayaklarımızı uzatıp yatmaya çalışıyoruz.” diyor. Bu kadar insanı böyle üst üste bir yere yığarsanız bu olur. Ruhsal sıkıntılar yaşıyor. Depresyonda sürekli ağladı karşımda bu genç öğrenci ve yaşadığı depresyon için psikoloğa da çıkamamış, psikiyatrik bir tedavi de almıyor ve resmen zulmediliyor. Bakanlığa da bunu söyledik. Yani bu ülke üniversitede okuyan genç bir öğrencisini bu denli mahvedecek bir zalim anlayışa ne zaman ulaştı ya? El insaf diye soruyorum. İkinci sınıfı vize ve sınavlara katılmadığı için kaybetmiş. İkinci sınıf maalesef tekrar edecek. Bakalım Eylül’deki mahkemesinde çıkabilecek mi? Ama dosya bomboş zaten hiç tutuklanmaması gerekiyordu. Bu denli insanlara zulmetmeyi yargı mı adalet mi sanıyorlar? Tutukluluk kaçma şüphesi gibi bir durumda kullanılır bu çocuk okulda okuyor zaten ne kaçması ne hali ama bunu yaşatıyorlar. Cezaevinde aynı koğuşta kaldığı bebeklerin durumunu da anlattı kreşe gidip geliyorlar ama çocukların burnundan geliyor. Sürekli oraya giderken x-raylerden geçip üstlerinin başlarının aranması, dört duvar demir parmaklar arasında sırada bekleyen çocuklar yani bu çocuklar da bizden çok çile çekiyor dedi Hüdanur Kahraman.
Şahide Özcan 46 aydır yatıyor. “Yazın koğuşlar erken kapatılıyor.” bütün mahpuslar bunu söylüyor. Düşünün en azından azın koğuşlar biraz geç kapatılabilir. İçerisi çok sıcak hava alıyorsunuz akşama kadar erken kapatarak o insanların oksijen alma haklarını da engelliyorsunuz. Sıcakta iyice pişiriyorsunuz o koğuşlarda. Bakanlık yetkilerine buradan bunu da hatırlatıyoruz. Yani böyle cezaevi yönetimlerinin keyfini bırakmayın. Cezaevi yönetimi son derece keyfi gözlem kurulları kurmuşlar. O gözlem kurullarında insanlara tahliye vermemek için 40 takla atıyorlar. Eski mektupları, eski kitapları bulup işte “Nereden buldun bunu? Al sana disiplin cezası.” diyor ki onların denetimiyle bu mektuplar, kitaplar koğuşlara girmiş ve oradan disiplin cezaları veriliyor ve oradan 11 gün işkence gibi olan hücrelerde yaşamaya zorlanıyor mahpuslar. Çok kötü şartlar içeriyor o hücreler ve ardından infazları da yakalıyor. Haksız, hukuksuz cezalandırılıyorsunuz. Bundan dolayı bir de infazın yakılıyor.
Adalet Bakanlığı yetkililerini hatırlatıyoruz; Yılmaz Tunç bu denli keyfiliğe nasıl müsaade ediyorsunuz? Olacak iş değil. Orada birçok öğrenci de var ve bu öğrenciler de çok büyük sıkıntılar yaşamış 15 Temmuz darbe girişiminden dolayı suçlu ilan edilen çok kişiyi orada gördük haksız, hukuksuz yargılamalarla hayatları söndürülmüş.
Son olarak Mekiye Sönük bir mahpus diyor ki: “Filistin puşisini koğuşta namaz kılarken başıma taktığım başörtüsü olarak cezalandırıldım. Bu ne haldir?” diyor. Zaten sizin denetimini ile bu puşi buraya girmişti. Yani sabah akşam İsrail’e saydırırsınız, burada Filistin puşisiyle başörtüsü yapıp namaz kıldığımızda da bize cezayı verirsiniz! Bakın bunu tüm Türkiye duysun. Yani insanların masaları, sandalyeleri alınıyor. Nöbetleşe yemek yiyorlar. En az 4-5 kişi ayakta kalıyor, bir grup yemek yesin, ondan sonraki grup yemek yesin! Bunun Ramazanı var insanlar bu denli sıkıntıda.
Bakırköy Kadın Cezaevi’nde çok kötü şartlardalar. İtiraz etmeyenin tepesine daha çok biniliyor. Ayakta sayım dayatması ve diğerleri çok yoğun miktarda var. Bir kadın cezaevi orası ama kadınlara verilmesi gereken hijyenik maddeler, pet, deterjan, şampuan gibi malzemeler çok az veriliyor. Denetimli serbestlikler verilmiyor. “İlk girişte terör koğuşuna yatmışsan daha sonrasında senin tahliyeni de vermem.” deniliyor. “Suyu çok kullandın. Kişisel bakımın yetersiz denilerek.” denetimli serbestlik verilmiyor. 26 kişiye hücre cezası verilmiş bu cezaevinde. Bir sürü insanın tahliyesi yakılmış. Yakınlarını düşünün. Kantin sisteminde çok ciddi sorunlar var. Kantin manav çalışmıyor. Dilekçeler yazıyoruz, dilekçeler buharlaşıyor. Ayakkabı çıkartma uygulamasıyla insanlara zulmediliyor, boyun eğdirilmeye çalışılıyor. Kurs, spor, ortak alan gibi etkinlikler bazı siyasi koğuşlara tanınmıyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü olmuş. Adli koğuşlara görüş izni verilmiş, siyasi koğuşlara verilmemiş. Yani bakın şu hale bakın. Cezaevi müdürünün keyfine kalmış. İstediğini yaparım diyor. Bunu Sayın Bakanlık yetkililerine de söyledik. Açık görüş süresi 1.5 saati bulması gerekiyor. Haziran 2021 yasasıyla. Bunu 35 dakika olarak kullandırıyor. Bakırköy Kadın Cezaevi’nde. Yani düşünün yakınlarınız Hakkari’den gelmiş İstanbul’a çocuğunu görmek için 1.5 saat yerine 35 dakika veriyor. O kadar maddi manevi insanlar, yaşlı başlı insanlar yorulmuş. Yani böyle bir zulüm dayatılıyor. Görüşçülerin küçük çocukları da büyük insan sınıfına konulmuş ve böyle ziyaret sayısı da azaltılmaya çalışılıyor.”
























Yorumlar