15 Ağustos 2024
Gergerlioğlu: “Bugün, Mahmud Abbas Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde. Filistin Devlet Başkanı’nın Türkiye’ye gelmesi, meclisimize gelmesi, milletin temsil edildiği yere gelmesi son derece önemli. Katil Netanyahu ABD kongresine gitti, alkışlandı defalarca, 58 kez ayağa kalkıp alkışlandı. Tarihin bir utanç tablosuydu bu. Şimdi biz de Mahmud Abbas’ı alkışlayacağız. İşin doğrusu soykırıma uğrayan bir halkın temsilcisi olarak önemli bir yeri ve gönlümüzde bir önemli doldurulamaz yeri var. Son derece önemli bir ziyaret. Biz şunu da söylemek isteriz; Hamas ile Filistin Devleti arasında bazı sorunlar var. Bu sorunların mutlaka ortadan kaldırılması gerekiyor ve barışın sağlanması gerekiyor. Soykırımcı İsrail’e karşı tüm Filistin gruplarının bir araya gelmesi gerekiyor. Birbirlerinden ayrı, uzak, parçalanmış durdukları müddetçe soykırımcı İsrail ve destekçileri bu halkı katletmeye devam edecek. Filistin halkına buradan ayrılıkları bir tarafa bırakarak bu çok zor günlerde, bu soykırıma uğradıkları günlerde yanlarında insanlığın vicdanından başka çok fazla bir şeyin olmadığı büyük zalim güçlerin soykırımcıları desteklediği bir günde ayrılıkları bırakarak bir araya gelmelerini öğütlüyoruz, son derece önemli.
Gazze soykırımı devam ederken ateşkes görüşmeleri devam ediyor. Bir an evvel ateşkesin sağlanması ve kalıcı barışın sağlanması, Filistin halkının haklarının iadesini istiyoruz. Soykırım ile kimse bir yere varamaz, haklar ayaklar altına alınamaz. Meclisimize gelecek olan Mahmud Abbas’a da hoş geldin diyoruz ve bir devlet başkanı olarak Filistin halkı arasındaki tüm ayrılıkları, geçmişteki kötü, üzücü hatıraları bir tarafa bırakarak başarabilmesidir. Bunu Sayın Abbas’tan istiyoruz. Son derece önemlidir. Filistin halkının geleceği, bir halkın geleceği mevzu bahistir. Çünkü bu halk soykırıma uğratılmakta ve dünyanın önemli bir büyük güç bölgesi kesimi bu soykırıma duyarsız kalmaktadır.
Cuma günü de Meclis’te özel bir oturumla, bugünden sonra, yarın da yine bir özel oturum var. Can Atalay ile ilgili bir oturum yapılacak mecliste. Can Atalay hakkında Anayasa Mahkemesi defalarca vekilliğe iade kararı verdi. Haklarının ihlal edildiğini söyledi. Aynı durumu yaşayan bir vekil olarak karşımızdayım. Ben de haksız hukuksuz bir Yargıtay onamasıyla ki o sırada Yargıtay’ın bir üyesinin “Ne yapıyorsunuz, böyle bir karar olur mu?” diyerek 5 üyeli komisyonun 4 üyesine çok önemli bir itiraz ve 16 sayfalık bir hukuk manifestosu yazmasının akabinde hakimin itirazı dinlenmedi ve benim hakkımdaki karar onandı biliyorsunuz ve bu meclisten utanç verici görüntülerle çıkarıldı. Şu anda aynısını da Can Atalay yaşamaktadır. Şunun altını çiziyorum. Bakın dün Sayın Mustafa Elitaş bir cümle söyledi. Dedi kiİ “Can Atalay’ın durumu Gergelioğlu’nun durumu gibi değildir.” Aynısıdır. Çünkü ben de bu meclise milletvekili olarak girdiğim zaman hakkımda bir ceza kararı verilmişti. İstinafı bekliyordum ve istinaf onadı, Yargıtay onadı. Can Atalay de aynı şekildeydi. Hakkında bir karar verilmişti ve temyizi bekliyordu. Neresi farklı Sayın Elitaş? 85 milyona gerçek dışı beyanda bulunmaktan utanmıyor musun Sayın Elitaş? Ayıp değil mi? Neresi ayrı? Ya bu kadar hukuku eğip büyümeyin ya. Anayasa Mahkemesi denilen en üst mahkemenin kararını abuk sabuk yöntemlerle Yargıtay’a birtakım talimatlar yağdırıp, yerel mahkemelere talimatlar yağdırıp iptal ettiriyorsunuz. Ve sonra 85 milyona da gerçek dışı beyanda bulunuyorsunuz. Hiç utanmıyor musunuz Sayın Elitaş? Bakın olayın kahramanı benim. İnsanlar bilmeyebilir gelip burada meclis kürsüsünden bunu net bir şekilde söylüyorum. Sayın Elitaş konuyu çarpıtmaktadır. Aynı olay Anayasa Mahkemesi’nin akabinde de Anayasa Mahkemesi de Can Atalay’la ilgili madde 14’ün belirsizliğine dayanarak bir ihlal kararı vermiştir. Ardından konu yerel mahkemeye gitmiştir ve yerel mahkemenin Anayasa Mahkemesi kararını onayıp ardından Can Atalay’ın bu yerel mahkeme kararı ile meclise dönmesi gerekirken bir el uzanmış “Bu karar hakkında bir şey deme Yargıtay’a gönder.” demiştir. Bir daha Yargıtay’a gitmiştir, oraya buraya gitmiştir. Açıkça bir manipülasyon yapıldığı bellidir. Tüm bunların sonucunda da hukuksuz bir süreç ile Can Atalay’ın milletvekilliği mecliste kararın okunmasıyla düşürülmüştür. Aslında Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı buna vurgu yapmaktadır. Mecli’ste anayasaya aykırı bir şekilde düşürülmüştür demektedir ve zaten bunu teyit edecek şekilde yerel mahkeme ne dedi? 13. Ağır Ceza İstanbul ne dedi? “Evet bu karar benimle ilgili değil. Çünkü Anayasa Mahkemesi meclisin hukuksuzca düşürdüğüne karar veriyor. O yüzden bende yetki yok buyursun, meclis buna karar versin.” dedi. Bakın bu kez öyle söyledi. Bu Anayasa Mahkemesi kararından, son karardan sonra önceki kararlarda topu Yargıtay’a atan yerel mahkeme bu sefer dedi ki ; “Anayasa Mahkemesi meclisin kararı hakkında bir ihlal buluyor. O yüzden ben buna karışamam. Teknik olarak karışamam. Çünkü benim kararımla ilgili bir ihlal bulmuyor ki o yüzden ben buna karışamam. Teknik olarak karışamam. Çünkü benim kararımla ilgili bir ihlal bulmuyor ki. Meclisin kararı mecliste okunmasıyla ilgili bir ihlal buluyor.” diyerek bu konuda bir karar vermedi. Topu meclise attı. Mecliste bugün Anayasa Mahkemesi’nin kararının uygulanması ve Can Atalay’ın milletvekiliğine başlaması gerekiyor. Çok açık. Hani bu sefer neresini eğip bükeceksiniz? Yerel mahkeme bile topu Yargıtay’a atamamış arkadaşlar. Çünkü artık yargısal bir olay olmaktan çıkmış bakın teknik bir konu. İyi anlamanız için bir iki defa altını çizerek söylüyorum. Bu artık son karar Anayasa Mahkemesi’nin son karar yasamanın aldığı kararla ilgili yasamada okunmasıyla ilgili bir konudur. Bunun yanlış hukuksuz anayasa aykırı olduğunu söylemektedir ve yerel mahkeme bu yüzden aradan çekilmiştir ve siz şimdi bu kararı tekrar okutturmamaya çalışıyorsunuz. Her şey ortada. Kaçıncı kez Anayasa Mahkemesi karar versin yani? Kaçıncı kez versin? Zaten benim hayatımdan 3.5 ayı çaldınız, zindanlara attınız beni, milletin temsilcisi olmamıza rağmen, vekilliğimi düşürdünüz, her türlü hakaret darpla zindanlara attınız utanmadan. Biz çıktık geldik bu meclise hiç yüzü kızarmadı AK Parti MHP’lilerin. Hiç yani yüzleri de kızarmadı. “Ya Ömer Bey kusura bakma sana bunu yaptık.” diyen bir tanesi de olmadı. Yüzleri bile kızarmadı! Apaçık bir kumpas kurup bir milletvekilini, halkın on binlerce oyuyla seçilmiş bir milletvekilini ayağını kaydırıp kumpasla zindana atıyorsun. Anayasa Mahkemesi 15’e 0 karar veriyor “Bu kişiye baştan sona haksızlık yapılmıştır.” döndüğümüz zaman hiçbirinin yüzünde bir kızarma yok. Aynı yüzü kızarmayanlar şimdi de Can Atalay’a bu yapılıyor. Olacak şey mi arkadaşlar bu ya? Olacak şey mi yani? Sorarım size. Her şey apaçık ortada. Bakın olayın kahramanı olarak ben size her şeyi anlatıyorum. Bırakın diğer milletvekillerini. Olayı yaşayan A’dan Z’ye teorik ve pratik olarak bilen insanım ben ya Allah aşkına! Cuma günü Can Atalay’ın milletvekilliğine iade edilmemesi yeni bir anayasa gaspı olacaktır. AK Parti ve MHP: “Benim oylarım çoktur. İstediğimi yaparım. Meclis Başkanvekilliği sırasında da CHP’nin başkanvekili olacaktı ama bir ayak kaydırmayla Sayın Bekir Bozdağ’ı yapıyorum.” dedi Sayın Numan Kurtulmuş! Maşallah Bizans’ta oyunlar, AK Parti’de de entrikalar bitmez arkadaşlar. Sıra Bekir Bozdağ’da değil, sırf alengirli işler çevirmek için CHP Grup Başkanvekili yerine Bekir Bozdağ’ı getiriyor. Ya şu işlere bakın. Arkadaşlar bakın bu sadece Can Atalay’ın hakkının çiğnenmesi değildir, 85 milyonun hakkının çiğnenmesidir. “Ya Ömer Bey Can Atalay’dan bana ne” diyemezsiniz. Çünkü burası demokrasinin kalbidir, beşiğidir. Millet buraya sığınmaktadır. Milletin son sığınağı güç odaklarından, yürütmenin zulmünden, yargının yanlış kararlarından son sığınağı burasıdır arkadaşlar. Milletvekili temsili yerindedir burası. Milletvekili, 600 milletvekili 85 milyonu temsil etmektedir. Siz niye itiraz etmiyorsunuz? Burada büyük bir yanlışlık vardır diye. Niye böyle oyunlar dönüyor, meclis grup başkanvekili alevere dalevereyle değiştiriliyor. Ne dolaplar çeviriyorsunuz ya.
Sayın Numan Kurtulmuş zaten şunun da hesabını vermedi! Hala biz kendisine sorduk. Yani bakın geçtiğimiz ay biz meclis Dışişleri Komisyonu’ndan çıkarıldık. Neden? Uyduruk bir kararla; “Üyesi olmadığınız komisyondan çıkın.” denildi ve meclis tarihinde olmayan bir şey yaşandı. Biz bu komisyondan çıkmak zorunda kaldık. Sayın Numan Kurtulmuş’a soru önergesiyle sorduk; Milletin iradesinin bir meclis komisyonu başkanı Sayın Fuat Oktay aracılığıyla ayaklar altına alınmasına diyeceğin tek bir kelime yok mu Sayın Numan Kurtulmuş dedik, hala cevap yok. Bu meclisin tarihinde böyle bir şey gördünüz mü? Basın mensubu arkadaşlar da var burada. “Vay efendim komisyonun üyesi değilsin.” tamam komisyonun üyesi olmaya bilirim ben milletvekiliyim bu komisyonda durup dinlemek istiyorum.” diyorsunuz. “Hayır efendim kapalı oturumlar çıkmak zorundasınız.” Diyor. Genel kurulda öyle bir şey yok. Genel kuruldan hiçbir milletvekili çıkarılmaz. Ancak işte ceza gibi durumlarda çıkarılır. Sen nasıl milletin hakkını ayaklar altına alırsın? AK Parti MHP Cumhur Zulüm İttifakı milletin hakkını hukukunu ayaklar altına alan bir iktidardır. Bakın mesele sadece Can Atalay meselesi değildir. Mesele sadece Ömer Faruk Gergerlioğlu meselesi değildir. Mesele sizsiniz arkadaşlar. Sizin hakkınız için bizi burada söylüyoruz. Can Atalay benim de babamın oğlu değil. Hiçbir şey değil, sizin de değil. ama milletin hakkı için biz buradayız. Burası neresi? Türkiye Büyük Millet Meclisi. 85 milyonun temsil edildiği yer. Dediğim gibi yürütmenin zorbalıklarına, yargının keyfi kararlarına karşı burada milletin sesi yükseliyor. Bunun için var burası zaten. Burada da böyle oyunlar çeviriyor iktidar. Meclis Başkanı da bu oyuna alet oluyor. Meclis başkanvekilini değiştiriyor. Ne işler dönüyor anlamak mümkün değil. Demokrasi adına utanç verici işler yapılıyor burada.
Değerli arkadaşlar, 17 Ağustos 1999’da Gölcük merkezli korkunç bir deprem yaşandı. Benim de vekili olduğum il, Kocaeli, korkunç bir şekilde bu depremden etkilendi. İlçelerimiz, İzmit, Merkez ve diğer ilçelerimiz ve diğer iller dehşet verici bir depremle 7.4 ile sarsıldı ve halen deprem hakkında gerekenler yapılmadı. Bu deprem sonrası onlarca deprem yaşandı ülkemizde. Binlerce insan hayatını kaybetti ancak Kocaeli’de halen gerekenler yapılmış değil arkadaşlar. Bakın ben size bazı verilerle bu durumu anlatacağım. Şimdi 25 yıl geçmiş. Tam çeyrek 100 yıl geçmiş. Kocaeli’de ne yapıldı? Tarihi bir an. Çeyrek yüz yıl geçmiş. Bakın Kocaeli raporunu size sunuyorum. Hasarlı binalarda hala insanlar var, yıkılması gerektiği halde hukuki engeller nedeniyle yıkılmayan 1128 bina bulunuyor. Kulaklarınıza inanamıyorsunuz değil mi? 25 yıl geçmiş hala yıkılması gerektiği halde 1128 bina yıkılmamış arkadaşlar. Yanlış duymuyorsunuz ve bu binaların 944’ünde toplam 7447 kişi yaşıyor şu anda. Şiddetli bir deprem olsa bir 7’lik bir deprem olsa çatır çatır gidecek o binalar. Kimsenin umurunda değil. Çeyrek 100 yıl geçmiş, bakanlık uyuyor. Kocaeli Valiliği uyuyor! Seddar Bey zaten AK Parti İl Başkanı gibi çalışıp Malatya’ya kaçtı gitti, zaten uyudu bir şey yapmadı. Yeni validen biz bir şeyler bekliyoruz bu vesileyle ve yine Kocaeli Büyükşehir Belediyesi gerekenleri yapmıyor. 2022 yılında Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve Kocaeli Valiliği tarafından ağır ve orta hasarlı binalar için başlatılan çalışma ne yazık ki tamamlanmadı. Kocaeli’de hala 4’ü ağır hasarlı olmak üzere toplam 1128 hasarlı bina var. Olay bu arkadaşlar. Biz bu konuda adım atılması gerektiğini söylüyoruz.
17 Ağustos 1999 depreminin 25. yılında bir benzeri deprem olması halinde, buradan açıkça söylüyorum Kocaeli Milletvekili olarak, Kocaeli’de binlerce insan ölebilir ve bu büyük bir idari hata ve ihmal sonucu olur. Çok açık apaçık ortada bir 25 yılda bu işi halledemediniz. Beceriksizliğin zirvesindesiniz yani. Maşallah diyoruz.
Birçok hak ihlali var önümüzde. Türkiye’nin dört bir tarafından insanlarımız bize başvuruyor ve biz hiçbir ayrım göstermeden benim partime oy vermiş, vermemiş hiç önemli değil. Her kesimden insanın başvurusunu burada gündeme getiriyorum. Çünkü biz milletin vekiliyiz. Yani burada biz 85 milyonun vekiliyiz. Sadece Kocaeli vekili de değilim. Anayasal olarak milletvekilinin durumu budur. O yüzden tüm vatandaşlarımız bize başvursun. Hiçbir ayrım yapmadığımı söylüyorum. Haksızlığa da uğradığınız zaman parti, din, dil, ırk, siyasi görüş ayrımı yapmadan size yardımcı olurum, oluyorum zaten.
Eskişehir H Tipi Kapalı Cezaevi’nde Bekir Gülfidan 1.5 senedir nakil yazıyor, sevk yazıyor ve kabul edilmiyor. Ailesi perişan çünkü Manisa civarında. Her gün, her ay Eskişehir’e gidip geliyorlar. Perişanlığı yaşıyorlar ve Adalet Bakanlığı’nın umurunda değil. Bakanlık zaten mahpusu; “Ailesinden en uzak cezaevine vereyim.” düşüncesinde. Yani bu ne demek? “Mahpusu cezalandırıyorum ama bir de mahpusun yakınını cezalandırıyorum.” Yalanlayabilir misiniz Sayın Yılmaz Tunç bunu? Diyarbakır’daki Selahattin Demirtaş’ın Edirne’ye gönderilmesinin sebebi ne? Bana söyler misiniz? Yani bir sebebi var mı? Ama sırf zulüm olsun diye. Sadece o mu? On binlerce insan şu anda bunu yaşıyor arkadaşlar. Biz sadece o, bu diyerek kalmayız. Biz zulme uğrayan herkesin sesi oluruz burada. Bunu da söyleyelim.
Bakın cezaevlerinde açlık grevleri devam ediyor. Çünkü çok ağır şartlarda insanlar haksızlığa uğruyor. Durup dururken siz açlık grevine girer misiniz arkadaşlar? Mutlaka hepiniz sabah kahvaltınızı yapmışsınızdır, dün akşam da yemek yemişsinizdir değil mi? Ama bu insanlar tutuklu oldukları halde ağırlaştırılmış müebbet mahkumların atıldığı hücrelere atılan bu insanlar ki olacak iş değil. Uyduruk bir şekilde sırf intikam amacıyla bu yapılıyor. Kuyunun dibindeki bir hücreye 6 metrekarelik hücreye atılıyorsunuz düşünün. Daha hakkınızda bir hüküm bile yok. Daha mahkeme önüne bile çıkmamışsınız. Sonra açlık grevine başlıyorsunuz bir seçenek olarak. Ben açlık grevine karşıyım ama bir insan köşeye sıkıştığı anda bunu yapabiliyor. 170 gündür hiçbir şey yemiyorsunuz. Bakın sabah kahvaltısını burada yapmayan yoktur ama bu insanlar 170 gündür kahvaltı yapmıyor, öğle, akşam yemeği yemiyor. Bir deri bir kemik kalmış. Adalet Bakanlığı yine bu haksızlığa devam ediyor. Kim bu mesela? Cem Dursun. ODTÜ mezunu. Parlak bir mimar. Başarılı bir mimar. Bir şekilde onu tutuklayıp atmışlar Buca Cezaevi’ne, 89 kilodan 58 kiloya düşmüş. Bakın kaç kilo zayıflama var ortada? 31 kilo zayıflamış. Ağız yaraları, denge problemleri oluşmuş. Bir de bu kişinin, bu mahpusun babası da kanser hastası. Çocuğunu ziyarete bile gidemiyor. Kardeşi bize başvurmuş diyor ki; “Acaba ben size hangi kötü haberi vereceğim bunu bilemiyorum. Şaşırıyorum. Kardeşimin açlık grevini mi anlatsam, babamın onun yanına girememesini mi anlatsam, bu nasıl bir zulümdür!” diyor. Ve bu konuda Adalet Bakanlığı yetkililerini biz göreve davet ediyoruz. Bu ne haldir?
Kocaeli 2 No’lu F Tipi Cezaevi bizim açımızdan sabıkalı bir cezaevi. Orada çok keyfi işler oluyor. Yakinen şahidiyim birçok kez gittim gördüm gözlerimle de gördüm. Çıplak aramalar yapılıyor darplar hakaretler yapılıyor. Bakın Cezaevinin baş memuru Taner Şahin ve birkaç memur odaya aramaya geliyorlar. 30-45 dakika süren aramada odada kalan tüm eşyalar dağıtılıyor, darmadağın ediliyor, iki kitaba el konuluyor. Taner Şahin mahpuslara diyor ki; “Beni kırıyorsunuz, soy ismimi dilekçelerinizde yanlış yazmışsınız.” Soy ismini yanlış yazmışlar. “Bana Taner Başkan diyeceksiniz.” şeklindeki sözlerle ortamı provoke ediyor. Mehmet Alçınkaya, Mustafa Doğan ve Adem Dinç önce boş bir odaya götürülüyor. Sonra Adem Dinç tek başına odadan alınıyor. “Eşyalarını toplayacaksın” denilerek eski odasına geri götürülüyor. Taner Şahin; “Benim askerime polisime karşı silah sıkacaksın bir de burada rahat duramayacaksın.” dedikten sonra Adem Dinç’e vurmaya başlıyor. Adem Dinç kendisini korumak için kolların yüzüne doğru kaldırması sonucunda yumruk koluna çarpıyor. İki memur Adem Dinç’in kollarını tutuyor. Gardiyan ise boğazını sıkıyor. Bu arada Taner Şahin tekrardan üç kez Adem Dinç’in yüzüne vuruyor. Ya şu hale bakın arkadaşlar! Sayın Yılmaz Tunç duyuyor musun şu cümleleri? Burası Orta Çağ Bastille zindanı mı? Kandıra F2 cezaevi mi? Orta Çağ Bastille zindanı mı? Sayın Bakan Yılmaz Tunç bakan yardımcıları, ya bu cezaevi sizin denetiminizde değil mi? Burası bir dere beylik yönetimi mi? Çıkarsınız mecliste, komisyonlarda; “Ülkemizde işkence yoktur.” dersiniz. Alın size işte ispatlı işkence. Var mı cevabınız? Her şeyi belli ortada. Baş memur Taner Şahin. Kim bu adam? Bu yetkiyi nereden alıyor arkadaşlar? Bu ne iştir? Bu cezaevinde bir derebeylik mi var? Sayın Bakan Yılmaz Tunç lütfen bu konuya eğilin. Size de ulaştıracağım birebir ayrıca yazılı olarak da buradan sözlü olarak da söylüyoruz. Bu ne rezalettir ya? 21. Y.Y.’da Türkiye cezaevlerinin durumu bu. Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Sayın Nacho Sanchez Amor’a da buradan bildiriyorum; Sayın Amor işte buyurun. Rapor yazdığınız ülkenin ilerleme değil nasıl gerileme içinde olduğuna dair bir görüntü. Cezaevlerinde böyle insanlar darp ediliyor, hakaret, küfür. Sen kim oluyorsun da yargılanmış cezaevine atılmış bir insanı birtakım suçlarla itham edip orada aklınca mahkeme yapıp insanları darbe ediyorsun Baş memur? Kim oluyorsun ya? Kim seni koruyor? Bu ne rezalettir Sayın Bakan Yılmaz Tunç? Sana buradan soruyorum, Ceza Tevkifevleri Genel Müdürü Enis Yavuz Yıldırım cezaevlerinizde bu işler dönüyor! Baş memurlarınız ikinci mahkemeler yapıyor! Kendi kafasına göre kişinin suç ithamıyla ilgili kafasından işler yapıyor! Görmüyor musunuz bunu? Adem Dinç’i darp ediyor, Adem Dinç rapor olmak üzere cezaevi revirine gidiyor ve darp edildiğine ilişkin rapor talep ediyor ancak rapor kendisine teslim edilmiyor. Bakın skandallar bitmiyor yani. Bu memurlar hakkında suç duyurusunda da bulunmuşlar. Buyurun yapın bakalım. Neyi yapacaksınız? Hem Adalet Bakanlığı’na hem Ceza Teklifevleri Genel Müdürlüğü’ne buradan sesleniyorum; Bu ne iştir ya? Dingonun ahırına mı döndü bu cezaevleri? Kandıra F2 cezaevi hakkında kaç kez uyarı yapacağım ben size? Kaçıncı uyarıyı yapacağım? Bir özel cezaevi mi burası? Anlamak mümkün değil. Bu kaçıncı uyarımız ya? Keyfi yere çıplak aramalar, darplar, hakaretler bu cezaevinde bol miktarda var.
Vatandaşın ismi Semra Açıkyürek, eşi Sadullah Açıkyürek kendilerine yönelik Demre’de karayeller çetesiyle hileli işlerle 23 yıl boyunca iş yerini ve ailesinin gelirine bir aktarma olduğunu, CİMER’e toplam 19 başvuru yaptığını,” Finike, Demre, Elmalı, Antalya adliyelerinde çete yargıya hakim durumda ve hep savuşturuldum.” diyor. Bakın bu bir iddia, ben böyle demiyorum. Fakat çok önemli bir iddia var. Bir çetenin Finike, Demre, Elmalı, Antalya adliyelerinde yargıya hakim durumda olduğu söyleniliyor. Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç duyuyor musun? Bakın ben karar vermiyorum. Fakat çok önemli bir ihbar var. Ne dolaplar dönüyor o adliyeleri bir araştırdınız mı? Birtakım güçlü, para babası, ensesi kalın insanların adliyeleri ele geçirdiği ve bazı insanlara yapılan haksızlıklara göz yumulduğu iddiası var. Evet biz bunu size yazılı soru önergesi olarakta soracağız. “Bu konuda ne yapıyorsunuz?” diye soruyoruz size.
İbrahim Aydın, dahiliye uzmanı Van Eğitim Araştırma Hastanesi’nde barış bildirisine imza atmış. Başına gelmeyen kalmamış. İşinden atılmış. Ardından OHAL Komisyonu reddetmiş. İdare mahkemesine başvurmuş. 2023’te işe geri alınma kararı çıkmış. Şimdi Bölge İstinaf Mahkemesi tarafından aleyhine karşı karar çıkmış. Tekrar işten atılıyor! Bakın nasıl bir işkence çektiriyorlar bir hekime. Neymiş? Hekim Anayasa Mahkemesi’nin de ifade özgürlüğü dediği bir metne imza attı diye bu hekime 8 yıldır zulmediliyor. İşkence çektiriliyor. Zor bela işe iade ediliyor idare mahkemesi kararınca bir el oraya uzanıyor bölge idarede iptal ettiriliyor, Anayasa Mahkemesi’nin barış akademisyenleri ile ilgili kararı olmasına rağmen. Bakın Türkiye’de ne dolaplar dönüyor. Anayasa Mahkemesi’ni paspas etmişler ya bu ülkede. Anayasa Mahkemesi’nin kararları bu halde. İşte vatandaşta Anayasa Mahkemesi kararından yararlanamıyor burada mecliste Can Atalay’a da yararlandırmak istemiyorlar. Durum bu. Diyor ki; “İhraç edildiğimi bile bile doktorluğumu yapıyorum. Bu süreçte maddi ve manevi mağdur edildim.”
Mehmet Kalkan bize başvurmuş, çok ağır bir haksızlığa uğradığını söylüyor. “4 yıldır HD İskender’in İstanbul Havalimanı’ndaki şubesinde çalışıyorum. Sigara molasına gittik o esnada şubede yangın çıktı. İtfaiye gelip yangını söndürdü. Baş ustabaşı bize “Hiçbir yere gidemezsiniz.” dedi. Vardiya müdürlerini gönderdi.” kendisini soyunma odasına götürüp tehdit etmiş. İşe çağırmışlar. “Hakaret edip çıkışını vereceğim.” demiş. “Daha sonra kendi aramızda Kürtçe konuştuğumuz için bize “Kürtçe konuşmayın. Müşteriler rahatsız oluyor. Anlamıyorum sizi.” uyarlarında bulunmuşlardı.” Diyor ve bu iki kişi işten çıkarılıyor. Bakın yani burada belli ki önceden bu kişilerin Kürtçe konuştuğuyla ilgili bir gadr var, kötü niyet var ve ardından da işten çıkarılmışlar. Haksız yere bu kişiler işten çıkarıldığını söylüyor. Biz Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bu şirketin yaptığını soracağız.
İdris Çelik bize ulaşmış; “Vicdani retçiyim. Silaha, savaşa ve militarizme karşıyım. Antimilitaristim.” diyor. Bunu da bizim ağzımızla meclisten ilan edilmesini istiyor. Biz de burada bunu ilan ediyoruz. İdris Çelik’in seçtiği vicdani ret bir hak olmalıdır. İnsanlar zorla askerlik yapmamalı. Farklı bir kamu görevinde yer alarak bunu yapmalı. Fakat Türkiye’de bu böyle olmuyor. Böyle bir alternatif istek kabul edilmiyor.
Halil Kayar, Şanlıurfa Açık Cezaevi’nde sağlık sorunları son safhasında ve daha da ilerlemekte. Hasta bir kişi. “Her geçen gün durum kötüye gidiyor.”diyor. “Revir ve tedavilerim konusunda şu an 10 günlük izindeyim.” açık cezaevinde çünkü. “Yardımcı olun kronik hastaların artı 3 yıl denetim hakkı var ama uygulanmıyor.” diyor. Bu önemli bir itiraz, argüman. “Abdullah Çetinkaya ve Salih Urhan isimli kişiler benim durumumdaydı. Onlar hayatlarını kaybetti. Ben de buradan hayatımı kaybetmeden çıkayım. Bakanlık yetkililerini uyarın.” diyor. Biz de buradan bu hasta mahpusun durumuna yönelik vurgumuzu yapıyoruz Adalet Bakanlığı’na.
İlginç olaylar oluyor. Türkiye’de kararından utanan hakimler kararının haber yapıldığı sitelere yayın yasağı aldırıyor. Bir şikayet var bir hakim hakkında. İstanbul Büyükçekmece 3 Sulh Hukuk Mahkemesi’nde itirazın iptali aidat davasında Hakim Gizem Altunbeğ, Davalısı Dursun Boran, Davacısı sözde Çamlıca sitesi olan, davayı kısmen kabul etti.” Diyor ve hakime hanım daha sonra bu kararı vermiş. Kararın yayınlanmasına yayın yasağı getirmiş. İlginç bir şey. Haberi yayından kaldırtmış. Bize başvuran diyor ki: “Hakim hem yanlış karar verdi hem anayasayı ihlal etti. Dursun Boran tarafından Adalet Bakanlığı’na şikayet edilen Gizem Hakim hakkında hala neden karar verilmiyor?” diye soruyor bu vatandaş. Vergiye oy veren halk nasıl adalete hakimlere, savcılara güvensin diye soruyor.
Ozan Çeliker Eskipazar Açık Ceza İnfaz Kurumu’nda hastalığı var. “3-5 tane infaz memuru egosunu tatmin ediyor. Biz mahkumlar olarak zorluklar yaşıyoruz. Duş pislik içinde, yağlı su akıyor, revire ilgilenmiyoruz. Spor alanımız yok. Kendimize spor aleti yaptık, memurlar kırdı. Gazete, dergi, spor aleti, aktivite, voleybol, futbol hiçbir şey yok. Muhatabımız yok. Zor durumdayız. Baskı altında ceza yatıyoruz. Her ay 3-5 tane firar oluyor.” diyor. Yani şu cezaevinin haline bakın arkadaşlar. Cezaevi mi yoksa ihlal hane mi anlamak mümkün değil!
Merve Alptekin 7 Ağustos tarihinde tutuklanarak Kepsut Cezaevi’ne götürülüyor. 4 yaşında bir kız çocuğu var. Babası da İzmir Cezaevi’nde tutuklu. Çocuk dışarıda anneannesinde kaldı ama anneye çok bağlı bir çocuk ve psikolojik olarak çok zorlanıyor. Bir ayrılığı daha kaldıramayacak kadar küçük ve dosyaya savcılık bozma kararı vermişti. Dosyada suç delili olarak gösterilen programlar yok. Boş bir dosya tanık ifadesi var. En azından annesi çocuğun başında evde kalsın istiyoruz. Her gün annemi çok özledim diye ağlama krizleri geçiriyor.
Mehmet Ak Marmara 3 No’lu Kapalı Cezaevi’nde kasten adam öldürmeden cezaevinde 15 yıl ceza almış ve adil yargılanmadığını söylüyor. “31 Temmuz yasası ile mahkemelerde bulamadığımız adaleti bu yasanın eşitlenmesiyle bulmak istiyoruz.” diyor. Bu 31 Temmuz yasasında bir adaletsizlik var. O sırada onaylananlar çıktı. Halen davası sürenler çıkamadı. Bu konuda bir adaletsizlik olduğu apaçık ortada. Diyor ki hanımefendi; “Cezaevinde suçsuz yere yatan tek bir insanın ve babasız büyüyen çocukların vebali ne olacak? Cezaevleri çok kalabalık.” diyor.
“Eşim Hacer Balaban Tekirdağ 1 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalmakta ve beş duruşma yapılmış. Eşim yüksek tansiyon hastası MS başlangıcı ihtimali var. 3 yaşında oğlumuz 10 yaşında kızımız var. Anne baba bu çocuklara bakıyor baya bir sıkıntı var. Çocuklarımız annelerini ziyaret edememekte. Ankara’da ikamet etmekteyiz. En azından Sincan Cezaevi’ne nakledilsin de çocuklar annelerini görsün diyoruz. Bu da olmuyor. Tutukluluk halini gözden geçirilerek tahliye edilmesi, ev hapsi ne olursa olsun. Yani adli kontrol versinler. Çoluk çocuk perişanız, tutuksuz da yargılanabilir. İki tane çocuğu anne babası olan bir kişi ev hapsi verilsin.” diyor. Yani her şeye razılar ama böyle hem uzakta hem de ailenin mağdur edildiği bir durum devam ettiriliyor.
Kira sorunları devam ediyor arkadaşlar. “Ev sahibi Almancı %150 zam yaparak 4000’den 10.000 liraya çıkarttı. Taşıma maliyeti 50.000’i buluyor. Emlakçılarla ilgili çalışma yapın.” diyor. “Emlak sektöründe tüm komisyonlar kiracıdan alınıyor ve ev sahibinden herhangi bir talepte bulunulmuyor. Bundan dolayı da ev sahipleri çok rahat.” diyor ve bu konuda bir çalışma yapılmasını istiyor.
“Gebze Darıca Metro İnşaatı işinde yükleyici firma olan Eze İnşaat Firması’nın altında çalışan taşeron bir firmada şoför olarak çalışmaktayım.” diyor bir vatandaş ve bu Eze firmasının taşeron firmasına verdiği işte büyük haksızlıklar olduğunu söylüyor. Neden? Çünkü işçilere çok kötü muamele yapılıyor ve çok kötü yemekler çıkıyormuş. Yeme içme barınma ihtiyaçlarını Eze İnşaat karşılıyor. Eze İnşaat, biz önceki birçok kez de duyduk. Nedense bütün ihaleleri bu firma alıyor. Daha sonra taşeronlara dağıtıyor. Bir sürü işi bitirmedi. Bunları da biliyoruz. Tekrar ihale ona veriliyor. Ne oluyor, ne bitiyor Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nde? Ne dolaplar dönüyor? Bunu sormak istiyoruz! Taşerona vermiş, taşeron işçilere zulmediyor. “Eze inşaatın Gebze OSB tesisindeki yemekhanesi aşırı hijyensiz olmakla birlikte yemekleri çok kötü. Birçok işçi arkadaşımız işi bıraktı. Bu yüzden midesinden rahatsızlandı. Bir netice alınmadı. Bize verdikleri yemek bir insanın yiyebileceği yemek değil.” diyor. Evet, Tahir Büyükakın sana soruyor! Bak ihaleyi verdiğin Eze İnşaat’in yaptıkları ortada. Duyuyor musun? Taşerona vermiş. Kendisi de yapmıyor. Maşallah. Yani demek ki gayet rahat Eze İnşaat, Taşerona vermiş Taşerona işçiyi eziyor. Kimsenin umurunda değil. Ya denetleyecek bir kimse yok mu oralarda ya? Allah aşkına. Herkes bu durumdan memnun anlaşılan! Alan memnun, veren memnun. Kimse denetlemiyor. Maşallah! Ama biz Kocaeli Milletvekili olarak Kocaeli halkının, işçilerin uğradığı bu mağduriyetin üstüne gidiyoruz ve buradan kamuoyuna bunu ilan ediyoruz ve açıklama bekliyoruz Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nden!
Fahri Tercan. 17 Şubat 2022 tarihinden beri tutuklu. Bir doktor bu kişi, uzman doktor, radyoloji uzmanı. Böbreğinde taş şikayetiyle, bakın yanlış duymayacaksınız, 27 Haziran’dan beri bu kişiye tedavi uygulanamıyor. Çünkü filmi çekilemiyor. Memleket sanki Orta Afrika ülkesi. Yani 27 Haziran’dan beri düşünün, böbreğinizde taş var, kıvrım kıvrım kıvranıyorsunuz. Doktora gidiyorsunuz, geliyorsunuz, gidiyorsunuz, geliyorsunuz, doktor yok, makine yok, çekim yapılamadı! Neredeyse iki ayı bulacak. Böbrek sancısından kıvranıyorsunuz. Hala doğru düzgün bir teşhis tedavi yok ve işte Türkiye cezaevlerindeki son durum da bu. Hal bu arkadaşlar. Yani bu kadar gecikmeyi nasıl başarıyorlar? Karşınızda insan mı var? Bir böcek mi var? Ona bir karar verin’ Bunu açıkça da söyleyin! “Biz böcek gibi görüyoruz. O yüzden gerekeni yapıyoruz.” deyin Adalet Bakanlığı yetkilileri. İşte bak cezaevi, Marmara 3 No’lu L Tipi Cezaevi burası! 2 aya yakındır bir tedavi başlatılmıyor. Böbrek sancısıyla bu böbrekte de grade 2 hidronefroz başlamış. Yani tıbben o taş orayı tıkadığı için böbrek şişiyor. Bir hekim olarak bunu anlayamıyorum! Bunun yapıldığı kişi de bir hekim, aynı zamanda uzman radyoloji hekimi. Mahpus şu anda. Hastalarına karşı elinden gelen titizliği gösteren bir kişi cezaevine düşmüş. Ona da burada bu yapılıyor.
Arif Gökalp Manisa Kapalı T Tipi Cezaevi’nde kalmakta gözaltına alınmış telefon konuşmaları savcı izni olmaksızın dinlenmiş şahitler dinlenmemiş. İki yıldır tutuklu, adil yargılanmadığını söyleyerek bize başvuruyor. Biz de bu adil yargılanmama konusunu bakanlığa soruyoruz. Dosyanın incelenmesi için defalarca dilekçe yazmış. 1 yıldır beklemede.
Yunus Andan bir depremzede ardından TYP kapsamında bazı yerlerde çalıştırmışlar. 31 Mayıs 2024 tarihinden beri işsiz. Valinin özel kalemiyle görüşüp iş istedi. Sonra hala Vali bey evraklara bakmamış. “Diyarbakır merkezde kiraya geçmek istiyoruz ama inanın bunu bu durumda nasıl yapacağımı bilmiyorum. Lice’de kira fatura ediyoruz. Aylık 17 bin lira maaş ile bunu nasıl yapacağım. Kiralar en düşük 10 bin lirayken şimdi 17 bin lirayla nasıl geçineceğim. TYP’den kovulduk. Kira yardımı veriyorlardı kestiler.” Diyarbakır Valiliği’ne buradan seslenelim. Yunus Andan Diyarbakır’da yaşıyor. Evli iki çocuk babası. Depremzede ve perişan durumda bir aile. Buna bakacak bir insan yok mu durumunu da burada anlattık.
“Ege Kağan Bozok 5 yaşında, ben annesiyim. Doğduğunda şaşırdım ben esmer bir insanım, çocuğum nasıl altın renginde bir çocuk olur. Şaşırdım.” Fakat bir hastalığı varmış, çok ciddi bir hastalığı varmış. Karaciğer değerlerinde bir anormallik varmış, DMD hastasıymış. Bakın bu yeni duyuluyor ama ülkemizde 5000 DMD hastası varmış ve çok önemli bir hastalık. Kaslar eriyor, yatağa mahkum olacak, pipet ile beslenecek, solunum cihazı olmadan nefes alamayacak, öksürme makinası olmadan öksüremeyecek. “Beni ölmeden mezara koydular. Bu hastalığın tedavisi ortalama 100 milyon ve biliyor musun ortalama 100 ev fiyatı ve ben kirada oturuyorum.” diyor. 5000 kişi, DMD hastası çocuklarının tedavisinin SGK kapsamına alınmasını istiyor. Sayın Sağlık Bakanı’na buradan sesleniyoruz. Çok büyük bir dram yaşanıyor. Lütfen bu konuya bir çözüm bulun.
İbrahim Şahin Doğan’ın eşi başvurmuş. Gaziantep Açık Cezaevi’nde kalıyor. “Kasık batığından dolayı çok sancı ve acı çekiyor. Ameliyat olması lazım fakat iki ay sonraya ameliyatı verilmiş.” Durum bu arkadaşlar maalesef.
İfade özgürlüğü ile ilgili çok sıkıntılar var arkadaşlar. Bir hanımefendi eleştiri sınırları içinde Erdoğan’ı eleştirmiş. İzmir’de bir sokak röportajında ve bu kişi hemen tutuklanmış Dilruba Y. isimli kişi. Yani yöneticiler eleştiriye daha çok tahammüllü olmalı. “Vay efendim Cumhurbaşkanı’na hakaret ettin” denilerek en azından tutuksuz yargıla. Yani ne demek bir ifade özgürlüğü içinde olan bir şeyi hakaret diye lanse edip bir de tutuklu yargılıyorsun! Ya tutuksuz yargıla bari! Adam mı öldürmüş? Hırsızlık mı yapmış? Gasp mı yapmış? Ne yapmış? Bir sokak röportajında bir eleştiri yapmış bu kadın. Ne bu abartı yani? “Beni eleştirme canına okurum, seni zindanların dibine atarım.” diyen bir devlet var karşımızda. Şu işe bak yani. İki kez savcı değişmiş. Dilruba Y.’nin avukatı diyor ki: “Belli ki bir tutuklama kararı verilmesi için iki defa savcı değiştirilmiş.” ifade özgürlüğü içindeki cümleler bunlar ama böyle, vay işte Erdoğan’a laf ettin, iktidarımızı eleştirdin, hop içeriye.
Hükümet rakamları ile üç kişiden biri işsiz, dört çocuktan biri açmış arkadaşlar. Türkiye’de Aile Bakanı açıklıyor bunu. 5 milyon 400 bin çocuğun aile destek programından yararlandığını açıklamış. Çok vahim rakamlar. Bu rakamları veriyoruz ve Türkiye’de sosyal adaletsizlik dengesinin nerelere geldiğini söylüyoruz. Büyük bir felaket var aslında. Allah korusun bu bir yere kadar dayanır, dayanır sonra kırılır. Bu sosyal adaletsizlik bir yere kadar gider arkadaşlar. Bunu da söyleyelim.
ENAG Temmuz ayı enflasyon rakamlarını açıklamış, %100.88 diyor. Çok hafif bir düşüş var. %113’müş geçen ay bu ay %100.88 böyle bir görüntü var. 20 lira artık 200 lira oldu deniliyor. Eskiden 20 liranın yerine şu anda 200 liranın değeri buralara düşmüş durumda. Bunu da herkes bilsin duysun.
Bir direniş var Carrefoursa depo direnişi 3. gününde. Carrefoursa depoda DGR isimli taşeron firmada DGD-SEN üyesi depo işçileri temmuz ayında ara zam isteyince patron sendika temsilcilerini işten atmış. İşçilerin başlattığı direniş üçüncü gününde depo önünde devam ediyor
Bakın Şırnak Cezaevi, Şırnak Cezaevi’ni ziyaret eden Avukat Fadıl Tay, tutsakların telefonda Kürtçe konuşmalarına ve ziyaretler esnasında aile fertlerine, sarılmalarına yasak getirildiğini söylemiş. Evet 21. Y.Y.’dayız, 2024’teyiz memleketin hali bu arkadaşlar. Şırnak Cezaevi’de neler dönüyor Sayın Bakan Yılmaz Tunç? Haberiniz yok mudur? Yani cezaevleri Adalet Bakanlığı döneminde böyle dere beyliklere dönüyor anlaşılan. “Bu cezaevi bunu yapar. Sincan cezaevi denetimli serbestlik vermez, şartlı tahliye vermez.“ ya burada dere beylik mi var? Kim bu savcı? Başka bir cezaevine aynı durumdaki kişi gidiyor, denetimli serbestlik alıyor. Sincan’da alamıyor. Yasa aynı, yönetmelik aynı. Bir cezaevinde alabiliyor, bir cezaevinde alamıyor. Ülkenin hali bu işte arkadaşlar. Biz A’dan Z’ye bu durumları yakından takip ediyoruz. Bakıyorsunuz güya “Kürtçe ile ilgili sıkıntılar bitirildi.” derler. Şırnak Cezaevi’nde aile bireylerine sarılmak bile yasaklanmış. Görüyor musunuz? Cezaevi müdürü: “Telefon görüşmelerinizde ailelerinizle Türkçe konuşmayacaksınız.” demiş. Yani 12 Eylül 1980 öncesinde “Türkçe konuş çok konuş.” diye levhalar asarlardı Diyarbakır Cezaevi’ne, şimdi bu iktidar der ki: “Ya biz Diyarbakır Cezaevi’ni kapattık müze yapıyoruz.” aynısını Şırnak Cezaevi’nde yaşatıyorlar değerli arkadaşlar.
Bakın çok önemli bu, çok hayati bir durum var. Ağır hasta mahpus Mustafa Aytaç. Bu kişi kanser. Şu gördüğünüz kişi kanser. Adli tıp kurumu bile infaz erteleme vermiş. Çoğu kişiye vermiyordu. Gencecik bir insan, evli bir insan bakın. Kanser olduğu için adli tıp infaz erteleme, çıksın cezaevinden demiş çünkü çok kötü şartlardaki mahkum koğuşunda kemoterapi alıyordu. Şimdi hastaneden de çıktı cezaevine gönderdiler. Aslında adamın tahliye edilmesi lazım. Fakat adli tıpın kararına son noktayı Yargıtay koyacak. Peki Yargıtay ne yapıyor 1 haftadır? Hiçbir şey yapmıyor. Şu hale bakın ya! Yargıtay neredesin? Adam ölecek. Vicdanınız sızlamayacak mı? Sayın Yargıtay Başkanı, Sayın Yargıtay Üyeleri. Mustafa Aytaç’ın durumunu görmüyor musunuz? Adli tıp kurumu bile infaz erteleme vermiş. O bile direnememiş. Ağır bir hasta. Yargıtay’da birilerinin keyfi bekleniyor. Ya el insaf! Bu kişi öldüğü zaman vicdanını sızlamayacak mı ya? Bir an evvel Yargıtay yetkililerin bu kararı vermesi gerektiğini söylüyorum.
Bize birçok cezaevinden mektup geliyor. Onur Yılmaz, İzmir Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “Ağır sağlık hakkı ihlalleriyle uğraşıyoruz. Burnumda bir sorun var. Defalarca doktorlara gitmeme rağmen halen ameliyat edilemedim. Çeşitli gerekçeler bulup ameliyatımı ertelediler. Bu sağlık hakkı ihlaline son verilsin. Ameliyatımı yapmıyorlar. Başka yere de sevk etmiyorlar. Bu insanlık suçudur. Yaşamımı zorlayan bu durumun çözülmemesi işkencedir.” diyor.
“Kırşehir Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde; Vedat Doğan, Rezzan Şengül, Buca Yüksek Güvenlikli de Oktay Kelebek, Cem Dursun süresiz açlıklarıyla direniyorlar. Direndikleri tecrit işkencesi ve arkadaşlarının ölümünedir.” diyor. Mahpuslar açlık grevindeki mahpuslar için bize mektuplar yazıyor. İnsanlar kendi durumu için yazmıyor. “Açlık grevindeki şu kişilere en azından dikkat edin, ölmesinler.” diyor. Mahpus kendi için yazmıyor bakın, dikkat edin. Durum böyle, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un umurunda değil. Adamlar ölecek orada.
Şimdi biraz da ironi yapalım. Arkadaşlar AK Parti 23. yılını kutladı değil mi? Şu an 23 yıllık bir fiyasko var aslında. Oradan buradan birtakım alengirli işlerle vekil, belediye başkanı transfer etmekle olmaz bu iş. Şimdi 23 yılın iktidarlığın sonunda olimpiyatlar da sonuncu oluyor ama şu anda cezaevleri doluluk oranında, nüfus başına düşen doluluk oranında Türkiye 1. durumda. Yani 23 yıllık iktidarın sonucu bu. Sporda geldikleri durum bu. Eğitimde geldikleri durum bu. Sağlık, adalet hepsinde çökmüş bir iktidar var. Oyları gerileyen bir iktidar var ve olimpiyatlarda son sıralara yerleşmiş Afrika ülkeleriyle yan yana olan hatta onların altında olan bir ülke var ve şu anda ama insanları zindanlara doldurmaya devam ediyorlar.
Hayvan katliamları devam ediyor birçok yerde arkadaşlar! Bu yasanın çıkmasına karşı direnmiştik ama bakın her yerden bu katliam haberler geliyor! Çok üzücü. Bunların olmaması lazım.
Nihat Bakırtaş, Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden diyor ki: “Halk TV, Sözcü TV, Tele 1, KRT TV istiyoruz. Absürt gerekçelerle hep reddediliyor ama haber alma hakkımızı istiyoruz. Mektup göndermek çok pahalı, dışarı ile iletişim kurmamız engelleniyor.”
Nuray Çelik, Diyarbakır Kadın Cezaevi’nden yazmış; “Gözlem kurulları keyfi olarak tahliye etmemekte ve hasta mahpuslarda bundan etkilenmekte. Sınırsız yetkilerle donanmış gözlem kurulları kaldırılmalı, infaz yakmalar bitmelidir. Kamuoyunun gündemine bunları getirin.” diyor.
Resul Aydın Çorlu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “Ben köyde doğup büyümüş ve ortaokul mezunu bir insan olarak sözleşmeli er görevindeydim. Atatürk Havalimanı’na götürüldüm. Kimseye zararım olmadı ve müebbet hapse mahkum edildim. 19 aylık kızımı göremiyorum. Eşimle evliliğimin ilk yılını cezaevinde geçirdim. Bir örgüte bağlı değilim. Darbe ile alakam yok. Niye buradayım bilmiyorum. Bu kararlar bir insan eliyle çıkmamıştır. Mümkün değil. Bu kadar adaletsiz kararlar sesimiz olun.” diyor.
Selim Demiray Çorum L Tipi Cezaevi’nden yazıyor; “Ben bir erdim. Ağır cezalara çarptırıldım. Darbeci dediler. Meclis kürsüsünden hakkımı savunmuşsunuz ve mağduriyetimi herkese duyurmuşsunuz. Beni çok memnun etti bu adaletsizlik karşısındaki tavrınız. Teşekkür ederim. Size tüm süreci daha ayrıntılı anlatmak isterim.” diyor. Yani bakın biz buradan mağdurların seslerini duyuruyoruz ama mutlaka onların da kulaklarına gidiyor bizlere gönderdikleri mektupları burada anmanız boşa gitmiyor ve duyun yani bu insanlar için ne kadar önemli bir iş yaptığımızı.
Rıdvan Akbaş, Sincan 1 No’lu Yüksek Güvenlik Cezaevi’nden bize yazmış; “6 Şubat saldırılarından sonra hukuksuz, gerekçesiz tutuklandık ve üstüne de İstanbul’dan Ankara’ya sürgün edildik. Bir tutuklu olarak iddianamem bile hazırlanmadan ağırlaştırılmış müebbet mahpuslarının korunulduğu bir hücreye konuldum. Nakil taleplerim reddediliyor. Hakkımda yargısız infaz mı yapılmakta, neyin cezası yaşatılıyor bize?” diyor.
Tunahan İnanç Edirne L Tipi Cezaevi’nden yazmış; “Emir komuta zincirinin en alt kademesinde emre mutlak itaat düsturu ile TSK’da eğitim aldığım çiçeğe, taşa, ağaca selam verme cezası almış bir er olarak bir albayın emrini nasıl sorgulayabilirdim? Şayet emrine uymamış olsam bu sefer de askeri mahkemelerde yargılanacaktım. En sonunda müebbet cezaya çarptırıldım. Hayatımız demir parmaklıklar ardında sessiz çığlıklarla yok olup gidecek.” diyor.
Uğur Bozkurt Diyarbakır 2 No’lu Cezaevi’nden yazmış; “Terör tatbikatı var diye götürüldük. Darbe nedeniyle hukuksuzca cezalandırıldık. Hapiste boşa geçmesin zamanımız dedik. Hukuk okuyalım dedik. YÖK’ün yazısı ve Diyarbakır’a nakledilmem nedeniyle hukuk eğitimim de yarıda kesildi. Adalet Bakanlığı ve YÖY bir protokol yaparsa anayasal eğitim hakkımız belki gasp edilmekten kurtulabilir. Bunların yolu var. Denemek gerekir.” diyor.
Altın Portakal Festivali’nden Sinema Yazarları Derneği çekilmiş. Bir vebal var çünkü. Geçen sene Kanun Hükmü belgeseli nedeniyle Altın Portakal iptal edilmişti. Şimdi de SİYAD’da Muhittin Böcek’i eleştirerek “Hakkımızı vermedin ve geçen seneki yaptıklarını unutmuyoruz.” diyerek 60. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden çekilmiş. Muhittin Böcek birçok haksızlık yaptı, yapıyor ve hakkın hukukun yanında değil gücün yanında duruyor. Bunu da net olarak görüyoruz.
Şimdi TÜV Türk’lerde skandal devam ediyor! Ulaştırma Bakanı ne yapıyor ayakta uyumaya devam ediyor! Bakın TÜV Türk’lerdeki skandalları biz hep yazdık, söyledik. Vatandaş kredi kartıyla ödeme yaptığında anında bir yük bindiriliyor. Vatandaşa zulmediliyor. Bununla ilgili biz Ulaştırma Bakanlığı’na soru önergesi verdik. Bakanlık da bize bir cevap verdi. “Tercihe bağlı, dileyen vatandaş nakit ödesin.” diyor. “Kredi kartı ile öderse TÜV Türk’ün vatandaştan aldığı ek hukuksuz ödemeyi kabul edecek.” diyor. Olacak bir iş değil bunlar. Vatandaş kredi kartıyla da öder. Gidip bir ayakkabı aldığınızda ayakkabı dükkanı sizden böyle bir para almıyor ama TÜV Türk anlaşılan sırtı kalın bir firma. İstediğini yapıyor. Kimse de ona bir şey diyemiyor arkadaşlar. Olacak bir iş değil. Arabanızın TÜV TÜRK bakımı geldiği zaman sızlanmanıza gerek yok. TÜV TÜRK’ün yaptığı ve Ulaştırma Bakanlığı’nın göz yumduğu bu haksızlığa şimdiden itiraz etmelisiniz.
Bakın şu belge; soru önergemize cevap geldi. 1 yıl olmuş üstünden geçmiş. 6 Ağustos 2023’de Elazığ Cezaevi’nde iki mahpus, birçok mahpusu rehin alıp bıçaklayıp darp etmişti. Skandal bir olaydı. Hala Adalet Bakanlığı bu konu hakkında bize doğru dürüst cevap veremiyor. Sorduk. Ne cevap verdi? Biliyor musunuz Yılmaz Tunç? “Ya 1 yıldır işte soruşturma devam ediyor. Adli ve idari soruşturma hala devam ediyor.” Ne bitmez bir şeymiş ya. Apaçık skandal bir olay. Tek kelime cevap yok. “Efendim devam ediyor.” işte hal bu arkadaşlar.
Çıplak arama ile ilgili Edirne Cezaevi’nden bir şikayet götürmüştük. Güya 2021’de mevzuat değişmişti ama 2023’te yapılan ihlale; “Efendim 2021’de insani şartlara ulaştırılmıştır mevzuat. İşte çıplak değil detaylıya geçtik.” cevaplar veriyor. Ya hikaye anlatmayın. Cezaevine giripte çıplak aramayı yaşayan binlerce insan çıplak arandık diyor. Ama tek bir kez bile bakanlık bunu kabul etmek istemiyor. Fakat nerede kabul ediyor? 2021’e kadar Türkiye’de çıplak arama vardı. 2021’den sonra vazgeçtik dedi. Ceza Tevkifevleri Genel Müdür Yardımcısı. Nerede? Türkiye’de değil. İşkenceyi Önleme Komitesi’ne savunma verirken Cenevre’de. Durum bu. Türkiye’nin hali bu ve biz de bunu ifşa ediyoruz.”
























Yorumlar