19 Eylül 2024
Gergerlioğlu: “7 Mayıs 2024’te sabah 05.00 sıralarında yaşları 13 ile 17 arasında değişen 15 çocuk gözaltına alındı. Gözaltına alındı ve söyledikleri ifadeler son derece üzücüydü. Çünkü oldukça kötü bir muamele görerek Üsküdar Çocuk Şube’ye götürüldüler. 16 saat boyunca orada tutuldular ve sonunda serbest bırakıldılar. 23 Eylül 2024 günü İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacaklar ve biz bununla ilgili İçişleri Bakanlığı’na soru sorduk ve cevabı geldi. Bakın şöyle cevabı geldi. Bu çocuklar nasıl gözaltına alınır diye sorduk. Cevabı çok ayrıntılı anlatmayacağım. Cevapta özetle bir sürü laf salatası arasına sıkıştırılmış şöyle bir cümle var. “Soruşturma kapsamında gözaltına alınmadılar, bilgi alma ifadesine başvuruldu.” diyor çocuklar için.
Bilgi alma ifadesine başvuruldu diyor ama neler yapılmış bir irdeleyelim. Şimdi bakın, sizin de çocuğunuz vardır. 13 ile 17 arasındaki kız çocukları bunlar. Sabah eve baskın yapılıyor. 05.00 sıralarında bir sürü polis. Kapıyı açıyorlar, karşılarında polisler patır kütür içeri giriyorlar. Anneler ne oluyor derken annelerine ağır hakaretler, küfürler ediliyor. Ardından çocuklar ayrı ayrı arabalara bindirilip götürülüyor. Ve polis tutanağında bu işte muhafaza altına alındı, yeterli polis sayısı ile gidilmişti gibi ifadelerle geçiyor. Demek ki bir gözaltı işlemi yapılıyor. Bize İçişleri Bakanlığı bilgi alma diye cevap veriyor ama bakın ben size gözaltı olayı anlatacağım. Bir gözaltı olayı yaşanıyor çocuklara yönelik. Çocuklar arabaya bindiriliyor ve Üsküdar çocuk şubeye götürülüyor. Tabi gözaltı işlemi gibi doktora da götürülüyor. Doktor muayeneleri yapılıyor. Ardından çocuk şubeye götürülüyorlar ve avukatlar geliyor kapıya. Avukatlarla saatlerce görüştürülmüyor. Avukatsız ifadelere alınıyor. İfade alınırken söyledikleri çarpıtılıyor ve çocuklar müdahale etmezse çarpıtılmış ifadeler yazılıyor. Ardından saatler geçiyor, yemek verilmiyor görevliler tarafından. Akşama doğru ancak aileler yemek getiriyor. Bunlar çocuk bakın. Ardından aileler geldiğinde çocuklar el sallamak istiyor, ona da izin verilmiyor ve ardından psikologla görüştürülüyor. Psikolog eşliğinde ifade alınıyor ama bakıyorsunuz aynı dakikada birkaç kişiden ifade alınmış gibi psikoloğun imzaları var. Demek ki birçok ifadede psikolog yok. Bunu da görüyoruz ve ardından 16 saat sonra çocuklar çok ağır bir şok, travma yaşadıktan sonra çocuklar serbest bırakılıyor. 23 Eylül’de bu çocuklarla ilgili bir davanın duruşması görülecek. Şimdi burada çok kötü muameleler var. Bu muameleleri yapan kamu görevlileri hakkında bir soruşturma başlatılması gerekiyor.
Bu muamelelerin yapılmasını emreden savcı Bilal Çelik hakkında bir soruşturma HSK’ın başlatması gerekiyor. Burası eğer bir hukuk devletiyse çoluk çocuğa böyle muamele edilmez. Çocukların hayat boyu unutamayacağı bir travma yaşamasına izin verilmez. Bu muameleyi yapan yetkililer hakkında bir an evvel soruşturma başlatılmalı. İçişleri Bakanı’na soruyorum. Bana böyle bir cevap göndermiş. Ama biz işin gerçeğini biliyoruz. Devlet yetkililerinin işi gücü böyle; “Hiçbir şey olmamıştır, ortalık güllük gülistanlıktır. Ne kadar güzel şeyler yaşanmakta.” gibi cevaplar gönderiyor bize bakanlıklar. Bakın onlarla ilgili Adalet Bakanlığı da bize böyle cevaplar gönderiyor. Kendilerine yönelik çok ihlal soruyorum. Gelen cevaplar çok şaşırtıcı. Bakın Meclise, Adalet Bakanlığı’nın yetkilileri geliyor, bürokratlar geliyor. Onlar bile sözel olarak sorduğumuzda bu ihlalleri kabul ediyor fakat Bakanlıktan gelen soru önergesi cevaplarında sanki hiçbir şey yokmuş gibi, her taraf dört dörtlükmüş gibi cevaplar geliyor. Bunlar çok ilginç gerçekten. Kabul edilecek bir durum değil arkadaşlar.
Bakın bu cevaplarla ilgili size bazı örnekler vereceğim. Adalet Bakanlığı’ndan gelen cevaplar. Bize yıllardır yazar Van yüksek güvenlikli cezaevinden Yusuf Kenan Dinçer. “Birçok cezaevinde 1.5 saat olarak yaptırılmaya başlanan kapalı ve açık görüşler burada bir saat yaptırılmakta, haftada 10 saat olan sohbet hakkı 4 saat uygulanmakta.” gibi bir sürü ihlal yazıyor. Her ay bize yazıyor. Gelen cevap; “Kurumda tüm iş ve işlemlerin mevzuat hükümlerine uygun olarak yürütüldüğü.” Sayın Bakan Yılmaz Tunç bunları sen mi yazıyorsun yoksa bürokratların mı? Altına imza atıyorsun ama dönüp bir bak şu cezaevlerine! Bu cevaplar nasıl cevaplar? Şablon cevaplar bize gönderiliyor. “Aksi yöndeki iddialar geçersizdir.” gibi sanki hiçbir sorun yok. Ya adam yıllardır bize her ay bir ton sorun yazıyor. Bakanlık dönüyor diyor ki; “Hiçbir sorun yok.” El insaf ya, komik oluyorsunuz gerçekten, bak bitmedi. Van’ı anlattım, devam ediyorum. Benden kurtuluşunuz pek yok gibi.
Kayseri, bünyan, kapalı cezaevi kampüsünde bir ziyaret yapmıştım. 17 mahpusla görüştüm, saatlerce görüştüm, yüzlerce ihlal anlatıldı bana. Hatta cezaevindeki yetkililer bile bazılarını kabul etti. Şimdi biz bakanlığa soruyoruz bunları. Mahpusların siyasi olanları görüntülü görüşme yapamıyor. Bu nedendir, şudur budur diye soruyoruz. Cevap gelmiş. Kayseri, 2 No’lu T Tipi Cezaevi’nde tüm işlemler mevzuata uygundur. Bizim sorduğumuz soru zaten doğru. Fakat cevap standart. Her şey uygun.
Bünyan Cezaevi’nden 17 mahpus ile ilgili; cezaevi müdürü ve savcı görüşlerinin yeterli yapılmadığı, Kürtçe mektupların geç gidip geldiği, yeni personel temin edilmesi gerektiği, televizyon kanallarından Halk TV ve Haber Türk’ü artık izleyemediklerini sormuşuz. Yine cevap; “Tüm görüşmeler yapılmakta, işler dört dörtlük yürümekte.” Cevabını vermişler. Adalet Bakanlığı’nda bir yetkili oturmuş, standart şablonik cümleler var. Gelenlere bunları yapıştırıyor.
Diyarbakır Cezaevi’ne gittik, 8 mahpus ziyareti yaptım. Hatta infaz koruma memurları bile bana şikayetlerini bildirdi. “Bize burada çıplak arama yapmamız isteniyor.” dedi. Bir infaz koruma memuru bana bizzat bunu söyledi. Cevap geliyor; “Tüm işlemler mevzuata uygundur.” Ya bırakın, mahpus değil, infaz koruma memuru söylüyor ya, Allah aşkına. Cevap yine böyle geliyor.
Kütüphanede Arapça, Almanca, İngilizce gibi kitapların olmadığı, kültür sanat dergilerin olmadığını cezaevindeyken müdür bile kabul ediyordu. Bakanlığa soruyoruz, bakanlık diyor ki; “Her şey dört dörtlük.” Cezaevinden ayrılmadan müdüre sordum, müdür de diyor ki; “Evet haklısın.” Büyük bir ciddiyetsizlik sergiliyorsunuz Sayın Adalet Bakanlığı yetkilileri. Böyle işler yapmayın. Bakın şu soru önergelerimizin cevaplarını okuyoruz ama millet adına utanç duyuyoruz ya. Bu denli şablonik cevaplar vermeyin bize.
Oltu ve Gebze Cezaevi’nde Mukaddes Çelik ile ilgili bir soru sormuşuz. “Oltu cezaevinde işkenceye varan saldırılar yaşadık, kafa travması sebebiyle yoğun bakımda yattım ve sağlık raporumuz kaybedildi, yatış kaydımız var.” deniliyor. Bize cevap geliyor; “Mahpusun o dönemde sağlıkla ilgili bir problemi yaşanmamıştır.” Allah aşkına, ciddiyetsizlik zirvede. Devam ediyoruz.
Sibel Ünnü Kayseri Kadın Cezaevi’nde kalıyor ve bir çocuğu var atipik otizmli. Adli tıp kurumuuna gidiyor. rapor alıyor, infaz erteleme çünkü çocuğuna bakması gerekiyor. Biliyorsunuz Yusuf Kerim yasası var. O yasadan faydalanmak için bu veriliyor. Ardından çıkmayı beklerken savcı diyor ki; “Güvenlik gerekçesiyle seni çıkartmıyoruz.” Bakın, biz bunu soruyoruz bakanlığa. Bakanlık yine diyor ki; “Her şey dört dörtlüktür.” çocuk burada mevzu bahis. Mahpusu da bırakın, atipik otizmli bir çocuğun annesine infaz erteleme verilmiş, savcı güvenlik nedeniyle reddediyor. Belli ki siyasi bir tavır var burada. Yani bırakın, siyasi tavrınızı mahpusa gösteriyorsunuz, anlıyoruz ama şu anda da bir çocuğa göstermişsiniz. Bakın, atipik otizmli engelli bir çocuğa göstermişsiniz. Yani bunu soruyoruz, “Her şey dört dörtlük, ortalık güllük gülistanlık.” cevap.
Samsun T Tipi Cezaevi’nde kalan Recai Kaymakçı ile ilgili bir soru sormuşum. Tüm mahpuslar yapar, cezaevine girenler bilir. Zeytin çekirdeğinden tesbih yaparlar, mandal telini bunun için kullanırlar ve cezaevi idareleri buna müsaade eder. Fakat Recai Kaymakçı’ya denetimli serbestlik iki yıl boyunca vermemek için bahane aramışlar, “Efendim mandal teliyle zeytin çekirdeği deliyorsun.” demişler. Adama bir yıl sekiz ay ceza vermişler. Ya bakın olacak işler değil. Başka koğuşlarda kimseye böyle bir muamele yokken, “Vay mandal teliyle zeytin çekirdeği delmişsin.” Evet bütün mahpuslar yapıyor böyle tesbihler. Bana da gönderiyorlar, başkasına da gönderiyorlar. Adama bu cezaları vermişler. Bunları sormuşuz ya el insaf demişiz ya. Ne var bunda? Herkes yapıyor. Niye bu adama ceza veriyorsun diye sormuşuz. Bakın cevap gelmiş. Bütün bunlara cevap verememişler. Cevap da diyor ki;” Efendim adam yeni tahliye oldu merak etmeyin gözünüz aydın.” O iki yılla ilgili bir bilgi vermiyorlar. “Tahliye oldu merak etme Sayın Gergerlioğlu.” diye cevap verilmiş. Gülsem mi ağlasam mı! Devam ediyoruz arkadaşlar.
Yine anne baba tutuklulukla ilgili sorular soruyoruz. Bu da büyük bir yaradır. Zehra Bukan, Sincan Cezaevi’nde, çoluk çocuğu perişan durumda, anne de baba da mahpus. Bu anne baba mahpusluklarla ilgili nasıl bir çözüm bulacaksınız diyoruz. “Ortalık dört dörtlük, güllük gülistanlık hiçbir sıkıntı yok.” gibi cevaplar veriliyor. Biz yasa teklifi veriyoruz. Yasa teklifini iktidar reddediyor. “Anne baba mahpusluklar devam etmesin. Çoluk çocuk perişan oluyor.” diyoruz. Umurlarında değil. Bunun soru önergesiyle soruyoruz. “Efendim her şey çok güzel, dört dörtlük, gayet iyi.” Biz cezaevlerine gidiyoruz. Perişan anne babalar görüyoruz. Çocukları evlerinde görüyoruz. Depresyonda, intihar eğiliminde. Bununla ilgili yasa teklifi veriyoruz, umursamıyorlar. Soruyoruz, “Her şey dört dörtlük.” Benim vicdanım müsaade etmiyor arkadaşlar. Bu zalimliklere, bu vicdansızlıkları benim vicdanım müsaade etmiyor.
Yine Adalet Bakanlığı’na sormuşuz. İçişleri Bakanlığı’na sormuşuz bunları. Kimisinde de Samsun, Kavak S Tipi Cezaevi’nde ne olaylar yaşandı?Neler yaşandı? Kıyametler koptu! İnsan hakları örgütleri gidip rapor düzenledi orada yaşananlarla ilgili. Bize mahpuslar uzun uzun gördükleri işkenceleri anlatmışlar. Soruyoruz, bakanlık, bir müfettiş göndermiyor. Kıyamet kopmuş cezaevinde, bir müfettiş göndermiyor, cezaevi idaresine soruyor. Cezaevi idaresi de demiş ki; “Her şey dört dörtlük, hiçbir sıkıntı yok, her şey yolunda.” bunu da bize gönderiyor. Ya Sayın Adalet Bakanlığı yetkilileri, hiç sizin müfettişiniz yok mu? Yani bir idareci hakkında bir şikayet yapıldığında o idareciyi soruşturacak müfettişiniz yok mu sizin? Gidip bir araştırın. İnsan Hakları Örgütleri raporlar düzenliyor. O kadar hakkında şikayet olan müdür ve infaz koruma memurları hakkında onların gönderdiği cevabı alıp bana gönderiyorsun. Bu ne ciddiyetsizlik ya! Sıradan bir olay değil. Bir sürü raporlar düzenlenmiş bu Samsun Kavak S Tipi Cezaevi için. Bakın ciddiyetsizlik bitmiyor.
Kimisinde bir soruyu, bir durumu hem İçişleri Bakanlığı’na hem Adalet Bakanlığı’na soruyorsun. Diyelim gözaltında işkence vakasına bakıyorsunuz. İkisi farklı farklı cevaplar veriyor. O kadar lalettayn cevaplar ki demek ki. Aynı konuyu iki farklı bakanlığa soruyorum. Aynı soruşturma için birisi takipsizlik verildi diyor. Öbürü diyor ki adam şikayet bile etmemiş. Gerçekten büyük bir laubalilik var. Bakın örnekleri burada. Belgeler burada. Ben belgesiz konuşmam. Soru önergelerimiz, cevapları hepsini gösterebilirim. Durum bu arkadaşlar. Bakanlıkların hali bu maalesef, çok üzücü bir durumdalar. Maalesef bu hal devam ediyor. Biz yine de mücadele ediyoruz, edeceğiz. Bunları kabul etmiyoruz.
Bakın bize Ticaret Bakanı Sayın Ömer Bolat’tan cevap gelmiş. Bunu çok gündeme etmiştim. Bu sene hac görevimizi ifa etmiştik. Mekke-Medine’ye gitmiştik. Orada kayıt dışı turistik vizeyle gelen hac adaylarının yaşadığı sefaleti görmüştük. Bu kişiler Suudi polisi tarafından otel odalarından çıkarılmış, atılmış, dövülmüş, Onlar tekrar geri gelmiş, tekrar atılmışlar, Arafat’a gidememişler. Hac burunlarından gelmiş. Neden? “Efendim işte kota doldu, daha Hacı Adayı kabul edemeyiz.” deniliyor. Peki Hacı Adayı kabul edemiyorsan bir yolunu bul, turistik vizeyle gönderen şirketleri engelle! Onu da engellemiyorlar. Büyük turizm şirketleri bu işleri organize ediyor ya, büyük para babaları bu işleri organize ediyor. En sonunda hacı adayları tabi saf masum adam hacca gitmek istiyor. Bakıyor ki devlet kanalıyla, kota kanalıyla gidemiyor. Gidiyor bir turist şirketine ve turistik vize alıyor. Bu sefer de Mekke, Medine’ye gidince perişan oluyor. Biz bu konuyu sorduk. “Nasıl olacak bu iş, nasıl çözülecek?” diye sorduk. “Turistik vize ile hacca gitmenin mümkün olmadığı biliniyorsa bu kişilere neden turistik vize verilmiştir? Hac turizmi düzenleyen ajantalar bu konuda yeterince denetlenmekte midir?” diye sormuşuz. Bakın vatandaş niye perişan oluyor diye soruyoruz. Cevap gelmiş. Diyor ki; “ Biz bu tür şirketlere idari yaptırımlar uyguluyoruz ve şahıslar da mahkemeye başvursunlar.” ama idari yaptırımlar demek ki yetersiz kalıyor Sayın Bakan! Yani vatandaş mağdur. Mağdur olmakla kalmıyor. Turist vizesiyle giden birçok hacı adayı hacta hayatını kaybetti arkadaşlar, kayboldu biz gördük. Bir sürü hacı adayının bulunması için gayret sarf ettim, hacta işi gücü bıraktık, bu işlerle uğraştık. Vefat ettiler, kayboldular, perişan oldular, cesetleri günlerce sonra teşhis edildi. Olacak iş değil. Bu cevabı yeterli bulmuyoruz ve konunun üstüne gitmeye devam edeceğiz değerli arkadaşlar.
Kandıra Cezaevi’ni ziyaret ettim. Bir adli mahpus Naci Ak’ı ziyaret ettim. Bir trafik kazasında bir kişinin ölümüne ve 3-4 kişinin yaralanmasına neden olacak bir kaza yapmış. Fakat bir psikiyatri hastası bu kişi. Ağır psikiyatrik tedavi altındayken yapılmış bu kaza ve çok ağır bir ceza verilmiş. Adli tıp raporlarına baktım. Raporlara baktığımız zaman çok ağır bir şekilde bu kişinin suçlandığı görülüyor. Fakat Naci Ak normal bir kişi değil ki. Sanki intihar dalışı yapmış gibi bir cinayet işlendiğini düşünmüş mahkeme, adli tıp kurumu. Kişi ağır bir psikiyatri hastası olmasına, ağır ilaçlar kullanmasına, kaza sonrası yine kendisini öldürmeye çalışmasına rağmen kişi hakkında oldukça ağır bir ceza verilmiş. Taksirden ceza verilmesi lazım aslında fakat sanki bilinçli yapmış gibi yani bilinçli bir intihar dalışı yapmış gibi düşünmüşler. Kişinin ağır psikiyatrik sıkıntısını göz ardı etmişler. Ağır bir psikiyatri hastasının 27 yıl boyunca cezaevlerinde yatması ne demek arkadaşlar? Bu kişi cezaevinde, koğuşta çıldırır yani. Başka kişilere zarar verir. Başka kişileri öldürmeye çalışır. Nasıl karar veriyorsunuz? Yargıtay’ın Naci Ak hakkındaki kararı bozması lazım diye düşünüyorum. Bunu da böylece gündem etmiş olalım.
Sığınmacı hakları ile ilgili bir değinimiz var. Sığınmacı dernekleri bize gönderdiler. Sığınmacı çocuklarının Milli Eğitim’deki kayıtları ile ilgili zorluklar çıkarılıyor. İşte devlet şunu düşünüyor; bunlar yurt dışına gitmemek için çocuklarını okula kaydettiriyorlar. O halde bu işte zorluk çıkartalım. Bu kayıtlar oldukça zorlaştırılmış bir şekle sokuluyor. Bize başvurdu Sığınmacı Dernekleri ve en temel insani hak, eğitim alma hakkı zorlaştırılıyor böylece bu çocuklara. Ülkemizde yasal kalış hakkı bulunmayan ve haklarında sınır dışı kararı bulunan yabancı uyruklu ailelerin sınır dışı kararlarının uygulanmasını engellemek amacıyla eğitim tedbiri talebinde bulundukları düşünülmüş. Diyor ki; “Böyle bir düşünce gerekçe gösterilerek il göç idaresi müdürlüklerinden Türkiye’de yasal kalış hakkına sahip olduklarına ilişkin evrak temin edip sunmaları zorunluluğu getirilmiş.” işler yokuşa sürülmüş. Bu da çocukların eğitimiyle ilgili önemli sıkıntılara yol açıyor. Bu çocuklar ne yapsın? Çocuk terör, organ, uyuşturucu mafyasında esir mi olsun? Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın bu yanlışı düzeltmesi lazım. Sığınmacı olunca 5. sınıf insan mı oluyor Sayın Bakan? Size soruyorum. Sığınmacıların çocuklarına yönelik bu muamele nedir? Okula gitmesinler diye mi uğraşıyorsunuz? Bunu da sormuş olalım. Herkes için bir temel insan haklarıdır ama işte bu muameleler maalesef yapılabiliyor. Bu da üzücü.
Her hafta Şerif Mesutoğlu’nu gündem ederiz. Şerif Mesutoğlu, Derik Kaymakamı Muhammed Fatih Safitürk’ü öldürdüğü gerekçesiyle müebbet hapse mahkum edildi. Fakat katil değil, her şey apaçık ortada. Safitürk’ün babası, kardeşleri de bunu çok iyi biliyor. Herkes iyi biliyor. Bir derin cinayet bu fakat kurban edildi Şerif Mesutoğlu. AİHM’de bile maalesef bir hak bulamadı. Tekrar kanun yararına bozma için bir başvuru gerçekleştiriyor. Kamuoyu duyarlılığı olması için ben buradan bu konuyu gündem ediyorum. Gelin bu yanlıştan dönün. Çok büyük bir yanlış var. Yıllarca bir insan katil olmadığı halde zindanlarda tutuluyor. Bu vicdanın kabul edeceği bir durum değil. Adalet Bakanlığı’nın da bu konuda harekete geçmesi gerektiğini söylüyorum. Mahkemeler, her şey ayrıdır her şey insan içindir yani, her şey kurallar için değildir, her şey insan içindir. O yüzden Şerif Mesutoğlu’nun bu başvurusu Adalet Bakanlığı tarafından kabul edilmelidir.
Biz Türkiye gerçeklerine baktığımız zaman çok üzücü şeyler görüyoruz. Bakın, Mukadder Alakuş uzun yıllar boyunca hasta mahpusu olarak cezaevlerinde yattı, çok çileler çekti, işkenceler gördü, ağır ihlaller gördü ve en sonunda adil olmayan tüm bu yargılamalar sonrası Yargıtay hakkındaki cezayı bozdu. Bu arada Mukadder Alakuş Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’ne başvurdu ve kendisi hakkında bir ihlal kararı verildi. Bu ihlal kararıyla mahkemeye gittiler. Rövanşist muameleler yapılıyor mahkemelerde. BM’den bu kararın geldiğini gören hakim 7,6 olan ilk cezayı 8,9 olarak değiştirip tekrar ceza veriyor. BM’den ihlal kararı gelmiş kişi hakkında fakat cezaevinde de çok ihlaller yaşamış, neler neler yaşamış. Cezayı arttırıyor. Düşünün Birleşmiş Milletler’in bu kararına karşı kontratak yapıyor. Bunlar kabul edilecek şeyler değil. Yargıtay’ın bu kararı bozması lazım ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’nin bu kararını 15 Kasım 2022 tarihli BM İnsan Hakları Komitesi’nin kararının uygulanması talebiyle tekrar Adalet Bakanlığı’na bir başvuru yapılmış. Hala cevap yok. Biz bir soru önergesi verdik. Hala cevap yok. 15 Kasım 2022 tarihli BM İnsan Hakları kararı derhal uygulanmalı. Hapis sürecinde yaşanan sağlık ve aşağılayıcı muamele ihlalleri için tazminat ve telafi sağlanmalı. Haksız tedbiri kaldırılmalı. Aykırı ceza artırımı kararı geri alınmalı ve Türkiye uluslararası insan hakları yükümlülüklerine uymalı. Fatih Alakuş ve Mukadder Alakuş tekrar böyle bir başvuru yapıyorlar. Son derece önemli bunlar. Takip ediyoruz ve çok önemli buluyoruz değerli arkadaşlar.
Dün saat 13.00’da iki yargılama var. İlki inanç özgürlüğü mücadelesi verdiği için tutuklanan Şimal Deniz 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde saat 13.00’te Çağlayan’da mahkemesi görüldü. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Zeynep Yıldırım Cemevi’nden kendisi ve adil olmayan bir yargılamaya uğramış durumda ve Alevilere yönelik yapılan bu hasmane tavrı da kesinlikle kabul etmiyoruz. Bu faşizmi kesinlikle kabul etmiyoruz. Duyarsız değiliz değerli arkadaşlar. Bütün bunlara da duyarsız değiliz. Bunu da cümle alem bilsin.
Dün bir yargılama daha oldu. O da çok üzücü. Gazetecilik yargılanmaya çalışılıyor. Bakın onunla da ilgili şurada. Ahmet Erkan Yiğitsözlü, dün saat 13.30’da Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir duruşması vardı. “Terör örgütlerine üye olma ve terörizmin finansmanı” kanununa muhalefet suçlamalarıyla yargılanıyor. Haksız, hukuksuz bir yargılama. KHK TV yargılanmaya çalışılıyor.
Ahmet Erkan Yiğitsözlü bakın başka ihlallere de uğruyor aynı zamanda. Kendisi paylaştı. Gidiyor Türkiye Finans Bankası’na ve “Şu anda işleminizi gerçekleştiremiyoruz. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.” diyorlar. Ondan sonra diğer bankalar, Türkiye Finans böyle ağır ihlallerle uğraşıyor. “Kredi kart başvurunuz değerlendirme kriterleriniz gereği olumlu sonuçlanmamıştır.” deniliyor. Neymiş? KHK ile ihraç edilmiş. Yani bankada kredi kartı bile vermemeye çalışıyorlar. İşte bu zulümleri biz kesinlikle kabul etmiyoruz değerli arkadaşlar. Bu zulümlere karşı isyan etmeye, direnmeye devam edeceğiz. Bunu da tüm cümle alem bilsin, duysun diyoruz.
KHK’lılar yedek er olarak askere alınabilecek. Seferberlik ve savaş hali yönetmeliği düzenlenmiş. Kişi bize başvurmuş KHK ile ihraç edilen bir kişi diyor ki; “Ayrımcılık suçu vardır. Neden KHK’lılar askere alınacak? Bir taraftan terörist ilan ediyorsunuz, bir taraftan da askere alıyorsunuz. Bu yönetmelik iptal edilmeli.” diyor.
Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde Bahadır Sagun’un eşi bize başvurmuş; “Ağırlaştırılmış müebbet alan bir kişi ve çok mağduriyete uğruyoruz.” diyor. “Okula devam eden çocuklar için okul döneminde hafta sonu görüş yapmaları gerekiyor onu da yapmıyorlar. Sevk istiyoruz. Kendi oturduğumuz şehre yer yok diye sevk de edilmiyor. Böyle oldukça önemli sıkıntılar yaşıyoruz. Televizyon, radyo gibi araçlardan mahrum bırakılıyoruz. Her türlü ihlali yapıyorlar, hesap sorulamaz diye. Bunu gündem edin diyor.” biz de buradan Adalet Bakanlığı’na hatırlatıyoruz. Bu ihlaller nelerdir? Yazılı olarak da sorduk bunu.
Mersin Tarsus 2 No’lu Cezaevi’nde Yemliha Berk, hiçbir suç olmamasına rağmen tekli hücrede tutulmasından dolayı başvuruyor. Tekli hücrede tutuluyor, bakın bir cezası yok ama tutuklanmış. Bir hasmane cezalandırma, infaz koruma memurlarının ağır ihlalleri olduğu söyleniyor. Bütün bunlardan dolayı 90 kilodan 55 kiloya düşmüş, intihar düşünceleri var. Sırf dilekçe yazdığı için haksızlığa uğruyor ve dilekçeleri kayboluyor. Hesabına para yatırılıyor ve “Kantin alışverişi yapamazsın.” deniliyor. Böyle bir sürü ihlal iddiası var. İddia diyoruz tabi biz de araştırılmasını istiyoruz. Kesin bir şey demiyoruz. Fakat ağır ihlal iddiaları var. Bunları da böyle söylemiş olalım.
Afyon Cezaevi’ni ziyaret ettik. Menemen ve İzmir Cezaevlerini de ziyaret ettik. Oralardaki ihlallerle ilgili de önemli değinilerimiz olacak. İlk önce Afyon cezaevi.
Afyon T1 ve T2 Cezaevi. Şimdi bu cezaevinde Sabahat Kunduracı isimli bir mahpus var. Adli bir mahpus. Kendisinin bir çocuğu var. Biz bunu önceden de gündeme getirmiştik. Çocuğun elinde bir kusur var ve çocuğu hasta olduğu için infaz erteleme alması lazım. Yusuf Kerim yasasından faydalanması lazım. Fakat “Cezan 10 yılın üstünde sana veremeyiz.” denilmiş. Şimdi bu yasa çıktı. Evet Yusuf Kerim bundan faydalandı. Fakat diğer çocuklar faydalanamıyor. Çünkü çok kısıtlı bir yasa oldu. 10 yılın altındaki cezalara uygulanıyor ve Adli tıp raporundan sonra güvenlik nedeniyle bu rapor iptal edilebiliyor. Biz bunlara karşı yeni bir yasa teklifi vereceğiz. Mesela bu hanımefendiyle görüştük. Sabahat Kunduracı çocuğunun yurt dışında ameliyatı olabilecekken bu ameliyatı yaptıramıyor maalesef. Bu da çok ağır bir ihlale yol açıyor. Çünkü mahpusun kendisiyle ilgili değil, çocuğuyla ilgili bir hak ihlali var ortada. Cezaevi kalabalık, Afyon Cezaevi.
Yine bir başka mahpus, Anıl Özmen, sevk işlemlerinin parayla döndüğüne dair iddialar ileri sürdü. Tabii biz bunu iddia olarak söylüyoruz. Çünkü sevkler kesinlikle yapılmıyormuş. İzmir’e sevk edilme talebi var. “Annem hasta.” diyor ve bunun aylardır yapılmadığını söylüyor.
Nagehan Yüksel Afyon T2 cezaevinde. “Cezaevi koşullarının kalabalık olması özellikle 6 kişi yerde yatıyor. Yani WC ve banyoyu uzun süre bekliyoruz.” diyor. 20 dakika düşünün tuvalet bekliyorsunuz. Sıkışmışsınız ve 20 dakika tuvalet bekleyebiliyorsunuz. Çünkü cezaevi çok kalabalık. Bunu herkes de kabul ediyor ama böyle olmaz. İnsan haklarına aykırı bir durum var ortada.
Kerem Budak şartlı tahliyesinin Mart 2024’den beri iki kez reddedildiğini söylüyor. Annesinin sağlık durumuyla ilgili raporları cezaevi yönetiminin engellediğini söylüyor. Annesinin ölüm durumunda kurula çıkmayacağını söylemesinin tehdit olarak değerlendirilip tahliyesinin engellendiğini söylüyor. AFyon T1 cezaevinde kendisi.
“Selman Eser, ağız içi aramalardan dolayı hastaneye gitmekte zorluk yaşıyoruz. Cezaevinde tecrit ve yalnızlaştırma politikaları var.” diyor. Önceki müdür Ali Haydar Bey’den çok şikayet var. Herkes ona ah ediyor, beddua ediyor. Onu duyduk. Biz ne duymuşsak onu söylüyoruz. Hani Afyon T2 cezaevinde duymadığımız ihlalleri T1 cezaevinde duyduk. Demek ki aynı şehirde bitişik iki cezaevinde farklı muamele yapılabiliyormuş. Demek ki müdürlerin keyfine kalmış. Ali Haydar müdür oradan gitmiş ama şu an hala bu ihlaller tam olarak bitmemiş.
Ahmet Yıldırım, siyasi mahpuslar için görüntülü görüşme hakkının altyapısı olduğu halde Adalet Bakanlığı’nın “Yazılım yok” diyerek vermemesi. Yani düşünün, haksızlığa bakın. Cezaevindeki tüm mahpuslara aynı infaz rejimi uygulanması gerektiği halde adli mahpussanız bir saate yakın görüntülü görüşme yapabiliyorsunuz. Siyasi mahpussanız sadece 10 dakika ve görüntüsüz görüşme yapabiliyorsunuz ve bu konuda da yalan söyleniyor. “Cezaevi uygun bulursa siyasi mahpusla görüntülü görüşme yapabilir.” diyor bakanlık. Fakat araştırıyorsunuz, cezaevi diyor ki; “Bizim yapacak bir şeyimiz yok, Adalet Bakanlığı sistemi kapatmış. Yani biz ne yapabiliriz?” diyor. Yani bakanlığın doğru konuşmadığını görüyoruz. Biz bunu defalarca söyledik ve bakanlık bize bir yalanlama getiremedi. Getiremez çünkü konuyu biliyoruz biz. Kalitesiz iç çamaşırları satılıyormuş ve dışarıdan kaliteli iç çamaşırı alınması engelleniyormuş. Birgün Gazetesi alınmıyormuş.
Dijvar Nesri İsmail. Bakın, Türkiye cezaevlerinde rekor kıran bir mahpusu anlatacağım size. 30 yılda çıkması gerekirken öyle böyle denilerek 34. yılında hala cezaevinde yatan bir mahpus var. 65 yaşında adam. Görüştüm kendisiyle, tahliye talepleri sürekli reddediliyor ve itiraz süreçleri geciktiriliyor ve infazı yakılıyor. Gayet ciddiyetsiz muameleler var. Öncesinde bir şey denmeyen bir ajandasına, işte içinde terörle ilgili ifadeler var denilerek 11 gün hücre cezası veriliyor ve böylece infazı yakılıyor. Onu orada tuttukça tutuyorlar. Özel bir muamele olduğu belli. “Beni Diyarbakır’a sevk edin.” diyor, onu da yapmıyorlar. Bu konuda artık el insaf diyoruz. El insaf yani bakanlık yani artık kaç yıl yatıracaksın? 50 yıl mı hedefledin diye soruyoruz bakanlığa. Kaç yıl yani? 34. yılı bulmuş ya, insaf edin artık.
Muhammed Harun Paçal, Afyon’dan Tarsus’a sevk talepleri reddedilmiş. Annesi kanser hastası olduğu için ailesiyle görüşememesinden dolayı mağduriyet yaşamış.
Vedat Balı, avukat desteğinin olmaması ve hukuki temsil hakkının sağlanmasını istiyor.
Osman Kerem Hazır, dilekçelerinin kaybolması ve cezaevi yönetimi tarafından bu konudaki şikayetlerin dikkate alınmamasını gündem ediyor. 8 aydır denetimli serbestlik başvurusu reddediliyormuş.
Mehmet Emin Dal, mektupların yerine ulaşması ve cezaevi postasının yavaş işlemesinden şikayetçi. Tahliyeleri sürekli erteleniyormuş, Diyarbakır’a sevk talepleri reddediliyormuş.
Mehmet Selim Süer, tahliye edilmemesi ve cezaların sürekli ertelenmesi. Cezaevinde sadece Now TV yayınlanması, Halk TV izleme taleplerinin karşılanmaması. Cezaevi koşullarının kısıtlayıcı olması. Kurs ve spor faaliyetlerin kısıtlanması.
Mustafa Aşıcı görüntülü görüşme hakkının altyapısı olmasına rağmen siyasi mahpuslara bu hakkın tanınmaması, önceki müdür Ali Haydar Bey’in havalandırmalarda top oynanmasını yasaklamak için top girişini yasaklamış. Bakın, trajikomik işler duyduk. Ali Haydar Müdür; “Bu koğuşta top oynanmayacak.” demiş. Top bile alınmamış. Düşünün, havalandırmada top bile oynayamıyorsunuz. Top sakal da bırakamıyorsunuz. ne top, ne de top sakal serbestti Afyon Cezaevi’nde. Ali Haydar müdür gittikten sonra yeni müdürler; “Ya bu kadar da olmaz bu yasağı kaldırıyoruz.” demişler. Yani gerçekten trajikomik hadiseler yaşanıyor cezaevlerinde. Gülsek mi ağlasak mı Aziz Nesin’e havale edelim o artık bu işleri yazsın diye düşünüyoruz.
İzmir Menemen Cezaevi, hasta mahpusların kaldığı bir cezaevi biliyorsunuz. Bu cezaevinde de iki hasta mahpusu ziyaret ettik. Birisi 84 yaşında Sıddık Güler, tekerlekli sandalye ile getirildi ve adli tıp kurumu ona infaz erteleme vermemek için büyük bir gayret sarf ediyor. En son olarak “Ya hele bir üç ay daha gözleyin bakalım, tekrar görelim.” gibi bir raporla infaz erteleme vermemiş. Adamcağız artık bilinci gitmiş, her şeyi unutuyor, anlatma kabiliyeti yok, anlama kabiliyeti yok, kulakları ağır işitiyor, her şeyiyle artık bitmiş bir kişi var karşımızda. Zaten 140 kişi kalıyor cezaevinde. Hasta bakıcı sayısı son derece yetersiz. 100 kişilik yerde 140 kişi tutuyorsun. Hasta bakıcı 10 tane daha lazım. Onu da bakanlık olarak göndermiyorsun. Burada yaşlı hasta mahpuslar tutuluyor ve büyük bir eziyet görüyor. Her an başı dönüp düşebilir. Bu kişinin burada durmaması lazım açıkçası. Ben hem bir hekim olarak hem bir vekil hem de bir insan hakları savunucusu olarak bu kişinin burada durmaması gerektiğini düşünüyorum.
Menemen CEzaevi’nde ikinci bir kişi Şerife Sulukan. Cezaevi’nden çıktıktan sonra eşiyle de görüştüm. Coşkun Sulukhan. O da yıllarca cezaevinde kalmış, çıkmış. Çok büyük çileler yaşayan bir aile. Anne baba ve iki çocuk var bu ailede. Dört kişilik bir aile ama her ferde büyük sıkıntılar yaşıyor. Şerife Sulukan oldukça kötü. Depresyonda, epilepsisi var, felç olmuş. Sol tarafı felçli, zor yürüyor. Kaç kez gündem etti ve depresyon hastası, ağır depresyon ilaçları kullanıyor. Yüzü hiç gülmüyor. İki kez onu gördüm cezaevinde. Yüzü hiç gülmüyor. Kabus dolu bir dünyası var. Çok karamsar ve kötümser bir halde. Oldukça mutsuz, umutsuz bir kadın. Öncesinde şen şakrak neşeli bir kadınmış ama işte bu zulümler bu kadıncağızı bu hale getirmiş. “Tükendim artık.” diyordu bana. Malulen emekli edilmiş, daha sonra emekliliğini de iptal etmişler. Aile çok ağır maddi sorunlar yaşıyor. Emeklilik iptal edilince çok zor durumda kalmış. Eşi de zaten hapisten çıkmış, iş bulamıyor. İki çocuk okuyor. Bir aileye yapılabilecek en büyük kötülükler yapılıyor. Hasta mahpus bu kişi ve hala orada tutuluyor. “Madden çok zor durumdayız. Eşim çalışmıyor, malulen emekli maaşım kesildi. Ondan sonra çok zorluk yaşıyoruz. Haftada 3 gün burada fizyoterapi alıyorum ama bazen hafta tatilleri oluyor, onu da alamıyorum. Ben dışarı çıksam özelde de fizyoterapi alırdım, almam gerekiyor. Buradaki besinler kas zayıflığımı gidermiyor. Etkili bir protein gıdası almalıyım. Gıda takviyeleri burada bana verilmiyor. Gıda takviyesi almam gerekiyor, kaslarım zayıflıyor.” diyor. Cumhurbaşkanı affına müracaat etmiş, hala çıkmıyor. Bakın biz cezaevi önünde de söyledik. İçeride o Cumhurbaşkanı affına uğramış paşalardan çok daha ağır durumda bu Şerife Sulukan ama O, kimsesiz sahipsiz kalmış ve maalesef ona bu Cumhurbaşkanlığı affı uğramıyor. Diyelim ki denetimli serbestliği Aralık ayında gelecek. Denetimli serbestliğin verilmemesinden dolayı da, verilmeyecek olmasından dolayı da çok tedirgin. Gece uykuda zorlanıyor. Çileli bir hayatı var. “Artık dayanamayacağım. İntihar etmiyorsam inancımdan dolayı etmiyorum. Çok da ilaç kullanıyorum.” Diyor ve “Artık bu denetim serbestlik ve af da olmazsa hani şu tolerabilitem de biter ve çok daha kötüleşirim herhalde.” diye konuştu.
Bakanlık yetkililerine söylüyorum. Sıddık Güler, Şerife Sulukan ve diğer birçok mahpus cezaevinde ölsün mü yani? Öldükten sonra mı “ah vah” edeceksiniz diye size soruyorum.
Şakran Kadın Cezaevini ziyaret ettik. Orada da skandal vakalar gördük. Mesela Bahar Kızılaltun, 35 yaşında evli bir kadın, aniden bir tutuklama yapılmış 6 Şubat saldırılarından sonra. Dosyasında da ciddi bir iddia yok. Fakat koğuşunda bir arama yapılıyor. Defterini almak için kendisine sert muamele yapılıyor ve kolu arkaya bükülüyor ve ardından çat diye kolundan bir ses geliyor. Kolunu kırıyor infaz koruma memurları ve hastaneye geç gidiyor. Ardından kolun kırık olduğu anlaşılıyor. Alçıya alıyorlar. Hepsinde gecikmeler oluyor. Alçı yeterli iyileşmeyi sağlamıyor. Tekrar doktora gidiyor. Doktora gittiği esnalarda da oradaki doktorların kötü muameleleri var. Ben de buna üzüldüm bir hekim olarak çünkü Hipokrat yemini etmiş hekimler kesinlikle hastanın siyasi durumuna göre böyle muamele yapamaz. Mahpus hasta diye aşağılama gibi tavırlar olmuş ve en sonunda bu tedaviler kötü olduğu için yetersiz kalmış. “Olmadı seni ameliyat edeceğiz.” demişler. 26 Mart’ta kolu kırılmış. 6 Mayıs’a kadar öyle böyle bir sürü çile, ağrı çekmiş ve kaynamamış kolu. 6 Mayıs günü en sonunda ameliyat olabilmiş. Ameliyat sonrası kontrollere 2-3 ay gidememiş. Film çekilemediği için bu sefer kolu eğri kalmış. Çok basit şeyler yapılmadığı için bu sefer kolu eğri kalmış. Fizik tedaviye gitmiş, fizik tedavi kolu açamamış. Bu sefer demiş ki doktor; “Tekrar seni ameliyat edeceğiz, kolunu kıracağız tekrar. Kolunu kırıp tekrar seni alçıya alacağız.” düşünün yani, bakın bir ihlal nelere de yolaşmış. Aylardır bu kadın işkence çekiyor. Olacak iş mi arkadaşlar ya? Bu nasıl bir haldir? Sayın Adalet Bakanı, bu durum hakkında da biz sorduk. bir soruşturma dahi yok sanırım. 5-6 aydır herhangi bu infaz koruma memurlarıyla ilgili bir işlem var mı? Yani düşünün, infaz koruma memuru gelmiş, kadın mahpusun çat kolunu kırmış ve yanına kar kalmış. Cezaevi İdaresi, Bakanlık hiçbir şey söylemiyor, soruyoruz. Şu işe bakın ya! Vatandaş olarak bir cezaevine girmeye görün yani. Bakın kolunuzu kırarlar, bacağınızı kırarlar. Şu hale bakın ya! Olacak iş mi? Biz diyoruz ki; “İdari ve adli olarak ne yapıldı?” Hala doğru düzgün bir cevap yok. Yine soruyorum, cevap verin diyorum. Oradan tayin olan müdürün kolu kırıldığı zaman gülerek kendisiyle konuştuğunu ve kırılmadan memnun olduğunu gördüğünü düşünüyor.
Bahar Kızılaltun yan flütçüymüş. Müzik aletleri, akort aletleri istemiş. Demişler burası; “Müzik yeri değil, vermeyiz.” Ne istenmişse reddedilmiş ve hakaretlere uğramış, darba uğramış. Böyle bir mahpus işte. Sayın Bakan bir gitsin görsün yani. Şu hale bakın Ortaçağ zindanları mı? Nedir yani? Şu zindanların haline bakın ya. Kolunu kırıyorlar insanların ve iyileşmiyor, iyileştirmiyorlar. Sonra tekrar kolu kırıp tekrar ameliyat edilecek. Şu andaki durum bu. Şu rezaletlere bakın yani. Bir hasmane tavır bu raddeye gelmiş durumda Sayın Yılmaz Tunç. Bu ne haldir ya? Bir açıklamanız var mı? Allah aşkına soruyorum sizden ya.
Tuğçe Nur Özbay, 28 yaşında bir mahpus. Kuyu dibi cezaevlerini protesto ettiği için açlık grevindeydi ben onu gördüğümde. 1,5 saat olan açık görüş hakları 45 dakika veriliyormuş bu cezaevinde. Ağırlaştırılmış müebbetler için başka cezaevlerinde 3-4 saate kadar çıkan havalandırma hakkı bu cezaevinde 1 saatten fazla değilmiş. Bu cezaevinde nedense her şey en ağır şartlarda yürütülüyor. Hafta sonu görüşleri kapalı. Görüntülü görüşme, siyasi mahpusa yok. Tekli ring nedeniyle hastaneye gidemiyorlar. Tekli ringler oldukça sağlıksız. Büyük sıkıntılar yaşıyor ve bütün bunlara da itiraz edince asliye cezalardan yeni cezalar geliyor ve neredeyse ömür boyu yatma durumunda. Bu asliye cezaları da öne alıp daha sonra daha çok yatması için infaz rejimiyle de oynuyorlar. Maalesef böyle bir iddia da var. Hala kendisiyle ilgili bir vasiye ataması gerçekleşmemiş. Çocuk hükmünde görünüyor. Daha başka hukuki skandallar da var.
Seda Kaya ile görüştük ve “TRT 3, TBMM TV yok.” diyor ve “Çağlayan saldırısı sonrası haksız hukuksuz tutuklandık.” diyor. “Ben bir hemşireydim. Okmeydanı’nda sağlık kabinim vardı ve ailemizde üç kız kardeşiz. Bir kardeşimiz cemaat meselelerinden itham edildi. İki kardeş DHKP-C’den itham edildi. Her türlü terör örgütü damgası bize vuruldu Fakat biz hak hukuk istedik başka bir şey değil. Haksız hukuksuz her türlü muameleye uğradık.” diyor. Kendilerine yönelik yasaklarda da yönetmelik dışı haksızlıklar yapıldığını söylüyor. İletişim yasağı vermişseniz yamektup ya da telefon kısıtlaması olması gerekirken kendilerine ikisinin de yasaklandığını söylüyor ve bakanlığa soruyoruz bu böyle mi diye soruyoruz. Bunu da böyle aktarmış olalım. Tekli ringlerden şikayetçi. Bakın hasta olarak hastaneye gideceksiniz cezaevinden. Boyu 160 santim, genişliği 40 santim bir yerde böyle oturarak durmak zorundasınız. Elleriniz de kelepçeli. Tam bir işkence halinde. Bir de hastasınız. Bu tekli ringler ne zaman kaldırılacak Sayın Bakan? Bir araç alma durumunuz yok mu? Bu işkence hali nedir? Hasta mahpuslara yaptığınız bu muamele nedir diye soruyorum ve İstanbul’dan sevk edilmiş İzmir’e bu arada saatlerce, on saatlik yolculukta küçük abdesti için durmamış ve bundan dolayı böbrek sancısı çekmiş. “10 saat boyunca küçük abdeste çıkamadık, çok büyük zorluklar yaşadık, işkenceyle adeta götürüldük. Böbreklerimde sancılar oldu.” diyor. 24 Eylül’de mahkemeleri varmış duyarlılık gösterilmesini. istiyor.
Mesil Demiralp 49 yaşında bir kadın mahpus bu kişi de yanındaki diğer koğuşlardaki insanların uğradığı ihlalleri anlattı. Betül ve Numan Bekar isimli iki mahpus Rize’den buraya getirilmiş aynı cezaevi kampüsüne getirilmeleri için bir isteği var ve Ümmühan Filiz ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmış Afyon civarına sevk edilsin. Burada birçok haksızlık var.” diyor. Aramalar sıklaştırılmış. Tacize varan muameleler var. Çekpaslar yarı oranda veriliyor. Resim el işleri verilmiyor.” diyor. Örgü ipi verilmiyormuş. Plastik şiş verilmiyor. Kuru boya kalem verilmiyor. Bunlar da verilmiyor içeride. Böyle ağır mağduriyetler olduğunu söylüyor.
Ayşe Çakır, bu da çok üzücü bir hali olan bir mahpustu. Ayşe Çakır öncesinde Muğla Cezaevi’ndeymiş. 17 aydır bu cezaevine getirilmiş. Aslında tarafsız koğuşa da ayrılmış fakat diğerleri tahliye olurken kendisi tahliye edilmemiş, tarafsız koğuş tercih ettiği halde kendisine “Samimiyetini tasdik etmiyoruz” denilerek kendisi hala denetimli serbestlik alamıyor 1 yıla yakındır alamıyor gibi bir görüntü var ve iki çocuğu var. Eşi de öncesinde cezaevinde yatmış. Yıllarca eşiyle birlikte cezaevinde yatmışlar. Çoluk çocuk anneanne babaannede kalmış, çok zorluklar yaşamış, psikolojik sıkıntılar yaşanmış, çocuklarda yaşanmış, kendisi yaşıyor ve bir an evvel tahliye olmak istiyor. Denetimli serbestliğini de abuk sabuk gerekçelerle vermiyorlar. Aslında iyi hali var ama vermemek için 40 dereden su getiriyorlar! Ayşe Çakır çok zor durumda. Çocukları psikolojik sorunlar yaşıyor, kendisi de yaşıyor ve eşinin de tekrar cezaevine girme ihtimali var. Bir aileyi nasıl perişan edersiniz? İşte gidin görün Ayşe Çakır’ın ailesi böyle perişan edilmiş. Çok üzücü bir hali vardı, çok üzgündü. Bize anlattı. “10 dakikalık bir görüşmede eşimle mi, iki çocuğumla mı görüşeyim, annemle babamla mı görüşeyim bilemiyorum. Adeta 10 dakika benim için bir savaş gibi geçiyor.” dedi. Bitmiş, perişan durumda gerçekten. En üzücü durumda olan mahpuslardan birisiydi ve çocuğu için, oğlu için çok üzülüyordu. İleride baba olacak çocukların böyle kötü bir halde bırakılması kabul edilemez.” diyordu. Biz aileyi de gördük. Gerçekten ağır sorunlar yaşayan çocuklar var. Kendisi 5 günlük lohusayken, kocası tutuklanan bir insan. Çok travmalar yaşamış ve oldukça yoğun bir şekilde etkilenmiş. “Ölmeden babama yetişebilir miyim?” diyor. Babası yaşlı. Onlar maddi yetersizlik içinde ve kızlarını ziyarete gelemiyor. “Ulaşmak, dokunmak istiyorsun çocuklara olmuyor. Öyle bir çaresizlik ki bu bilemezsiniz.” diyor. “Çocuğumun döktüğü gözyaşıyla Muğla’dan İstanbul’a yol yapılır.” Diyor ve bir an evvel bu mahpusun denetim serbestliği verilmeli ve özgürlüğe kavuşmalı, gerçekten insanları korkunç derecede mahveden bir bakanlık pratiğini burada Şakran Kadın Cezaevi’nde gördüm.
Nermin Uygül isimli bir başka mahpus, O da Hatay Cezaevi’nden İzmir Şakran’a gelmiş. Hatay Cezaevi’nde deprem sırasında adli mahpuslar isyan çıkarıp cezaevini ele geçirince kendilerine saldırıda bulunmuş. “Zor namusumuzu kurtardık. Kendimizi, canımızı kurtardık. Kendimizi dış kapıya attic.” diyor. Sabaha kadar korkunç saatler geçirmişler. “Gereken güvenlik önlemleri çok geç alındı ve o yüzden çok büyük tehlike yaşadık.” diyor. Uzun uzun gözyaşlarıyla anlattı.
Gerek Ayşe Çakır gerekse Nermin Uygul gözyaşlarıyla bize yaşadıkları büyük travmaları anlattı. Zaten kalabalık bir cezaevi Şakran. 500 kişinin kaldığı yerde 1200 kişi kalıyor. Eee bol fare var, böcek var ilaçlamayla geçmiyor. Meclis TV’yi vermiyorlar. Sadece NOW TV var. Şehir hastanesine gittiklerinde kelepçeli bekliyorlarmış. “Bu da çok sinir bozucu.” diyor.
Yine bir başka kadın mahpus Süheyla Karagül. Ağır derecede kadın hastalığı var. Aşırı kanamaları var ve hemoglobini dörtlere düşmüş. Tansiyonu çok düşük ve ameliyat olması gerekiyor. Memleketinde ameliyat olmak istiyor. Rize’ye gitmek istiyor fakat o da sevk edilmiyor. Düşüp bayılıp, ölecek kadın fakat hala bu sevkini yapmıyorlar. Aile de bize başvurdu. Cezaevinde böyle ağır bir ameliyat memleketi dışında olması oldukça zor olacak. Rize’ye Sevki’nin Adalet Bakanlığı tarafından sağlanması lazım. Yani oldukça ağır ve zor durumda olan mahpusları anlatıyorum size. Süheyla Karagül bu mahpusun da ismi.
Diğer cezaevlerinde de Kadri Sancar, hepatit hastalığı olan bir mahpus, Mardin Dargeçit’li 24 yıl ceza almış. Yargıtay’da ceza bozulmuş çünkü bomboş bir dosya ama savcı itiraz ediyor. Biliyorsunuz bu hikayeleri. Bir yerden, yukarıdan talimat geliyor. Bunun üzerine Yargıtay onamış. Böyle ite kaka, abuk sabuk dosyalar onanıyor arkadaşlar. Bunu anlattı. “Burada boş yere yatıyoruz.” diyor. Su sıkıntısı var. Saatlerce su gelmeyebiliyor. 1”6-20 saatleri arasında su kesiliyor.” diyor.
Mikail Çağrıcı, o da çok aşırı kalabalıktan şikayet ediyor. 900 kişilik yerde, Şakran T3 cezaevinde 1700 kişi kalıyorlarmış ve sağlık sevkleri gecikiyor. Diş sevkleri daha da gecikiyor. “Diyarbakır’dan, Batman’dan gelen ailelerimiz perişan oluyor. Çok büyük zorluklar yaşıyoruz.” diyor.
Uğur Kılıç yine Şakran T Cezaevleri’nde “34 kişi yatıyoruz, 20 kişi yerlerde yatıyor.” diyor. “Çok kalabalık var. Artık bu iş böyle giderse dörtte dörtler verilmezse burada isyan çıkar çünkü herkes dörtte dördü bekliyor.” diyor.
Murat Genç bu da bir adli mahpus ve şimdi bakın mahpuslar suçlar işleyip yatabilir, veyahut da siyasi olarak. Onların çocuklarının korunması lazım. Bir çocuğu Seferihasar çocuk yurdunda ve çocuk iyi bir takip yapılamıyor ve yurttan kaçıp duruyormuş, anneden ayrı. Aile Bakanlığı’nı takip etmesi gereken bir durum. Fakat gereken takip yok. İleride yeni bir suçlu adayı yetiştiriliyor maalesef. Görüntü bu. Diğer çocuğu Down sendromlu kaldığı ebkabir yurdundan bu çocuk da babasını görmek için getirilmiyormuş. Böyle bir ihlal var. Bu iki ihlalin de düzeltilmesi gerekiyor. Bizim için çocukların hakları son derece önemli. Mahpus konusu ayrı ama çocuklar ağır ihlallere uğruyor. Bunu da gündem etmiş olalım değerli arkadaşlar.
Cezaevlerinden çok ihlal başvuruları alıyoruz. Ankara, Sincan,3 No’lu L Tipi kapalı ceza infaz kurumu A-9 üst koğuşunda hükümlü olarak bulunan Murat Kaymak bize başvurmuş. Hepatit C hastalığı varmış ve karaciğer enzimleri yükselmiş. Durumu iyi değil. Hepatit B’den bile tehlikelidir ve gereken takip yapılmıyor demek. Karaciğer enzimlerinde de bir yükselme var ve sarılık başlamış. Mahpus yakını görüşte durumunu iyi görmemiş. “Gereği ivedilikle yapılmalı.” Diyor ve sağlık durumuyla ilgili Adalet Bakanlığı’nı harekete geçmeye davet ediyorum.
Uğur Yıldız Menemen T Cezaevi’nde örgüt üyeliği suçlamasıyla 12 yıl 8 ay ceza almış. 2-3 gün önce bu şikayet bize geldi. Gardiyanlar mahpusları dövmüş ve “Kendinizi öldürsenize” gibi laflar etmiş diye iddia ediliyor mahpuslar tarafından. “Burada kalacaksınız. Bundan sonra size rahat yok. Kendinizi güvende hissetmeyeceksiniz.” denilmiş. Sözlü ve küfürlü fiziki şiddete maruz kalmışlar. “Buna boyun eğmeyeceğiz. Tüm onurumuzla direneceğiz.” Diyorlar ve “Bu yaşadıklarımızı bakanlık duysun.” diyorlar. Yani bakın Menemen T Cezaevi’nde neler oluyor Sayın Yılmaz Tunç? Size sosyal medyadan da sordum gecikmeden. Şimdi buradan yine soruyorum. Ağır iddialar var. Orada bir derebeylik mi var? İnfaz koruma memurları, insanlara; “Bundan sonra size rahat yok, kendinizi öldürsenize.” gibi lafları nasıl söyleyebiliyor? Nasıl küfredebiliyor? Bunlar olacak şeyler mi? Bu konuda bir açıklama yapmanızı istiyorum.
Biz takip ettik Soma’daki maden işçileri. Bağımsız Maden İş Sendikası’na üye işçiler. Bu işçiler Batman AK Parti Milletvekili Ferhat Nasıroğlu’nun bir şirketinde çalışıyorlar ve orada haklarının çiğnendiğini ileri sürüyorlar. Soma havzasındaki diğer şirketlerdeki işçilerin aldığı ücret kadar bir ücret alamıyorlar ve iş güvenliğiyle ilgili çok ağır ihlallere uğruyorlar.
Soma’da direndiler, Ankara’ya geldiler ve Ankara’da direnişlerini devam ettirdiler. Biz kendileriyle görüştük, avukatlarıyla, sendikacılarla görüştük ve onlar meclis önüne gelip bir eylem yapmak istedi ve meclis önündeki eylemlerini yapmadan önce gözaltına alındılar polis tarafından ve hak talepleri böylece engellendi. İş güvenliğiyle ilgili ağır ihlaller olduğunu söylüyorlar ve kendilerinin kaale alınmadığını söylüyorlar ve bu yüzden de direniş haklarını kullandıkları zaman da işten atıldıklarını söylüyorlar.
6 işçi işten atılmış ve diğer işçiler de direniş haklarını kullanmışlar ve halen bir gelişme yok. “İşçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerine dair eksiklikler giderilsin ve maaşımız diğer soma hafızasındaki şirketlerin işçilerinin seviyesine getirilsin. Çok da bir şey istemiyoruz.” diyor ama patron çok katı ve adım atmıyor. Biz bir çözümün olması gerektiğini söylüyoruz ve işçilerin bu hak direnişini takip ediyoruz. Şu anda Ankara’dan ayrıldılar fakat Soma’da direnişlerine devam edecekler. Biz işçi arkadaşlarımızın direnişinin yanındayız. Onlara yapılan haksızlıkların karşısındayız.
Bir şikayette yine bir işçi arkadaşımız Behçet Aydemir’den. “Opet Kocaeli Gebze İnönü mahallesinde çalışmaktayım. Ayda 240 saat çalışıyorum. Bunun 100 saati gündüz, 140 saatte gece. Bütün aldığım maaş, yemek, yol hepsi içinde 25 bin lira.” Zaten adeta köle gibi çalışıyor ve bir kişiye toplu bir sigara satışı yapmış sigara zammından önce. “Vay sen nasıl 128 tane sigarayı sattın, bizim karımıza engel oldun?” denilerek işten çıkarılmış. “İşim yok, işimi istiyorum.” diye bize başvurdu. Düşünün zaten oldukça ağır şartlarda ve az ücrete çalışıyor ama işte zam öncesi bir kişiye böyle 128 sigara satınca da “Vay efendim nasıl sattın.” diye cezalandırılıyor. Gariban insanlar bunlar, bu şirketi de uyarıyoruz. Opet Kocaeli Gebze İnönü Mahallesi’ndeki şirket ve bu haksızlığın bitmesini bu işçinin hakkının yenmemesi gerektiğini söylüyoruz.
Aile diş hekimliği uygulaması 10.000 ağız ve diş sağlığı teknikerleri alımı olacak diye söz verilmiş. Sözünün tutulmasını istiyorlar. Ağız ve diş sağlığı teknikerlere verilen 10.000 atama sözünün yapılmasını istiyorlar ve bakanlığın harekete geçmesini istiyorlar.
Zerdeşt Oduncu, Antalya Döşemealtı Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde, mahpus yakınları engelli aile ferdi olduğu için cezaevine de gitmekte çok zorlanıyorlar ve kelepçeli olarak hep tutuluyormuş. Ellerinde kızarmalar, morarmalar oluyormuş. Öncesinde bir yanık olayı geçirmiş. Bu yanık sonrasında tedavileri doğru düzgün devam ettirilmiyormuş. Bunun dışında rahatsızlıkları var. Saatlik görüşme ve hava alma hakları bile erteleniyor. Hastaneye götürüldüğünde de demek ki hasmane bir şekilde kelepçeler sıkılıyor. Kelepçeler o kadar sıkılıyor ki bileklerinde morluklar oluşmuş. “Lütfen acilen duruma el atın.” diyor yakınları. Vücudunda yanıklar olan ve tedavi sıkıntıları yaşayan bir kişiyle ilgili sorunlar bu çerçevede değerli arkadaşlar. Bunu da bakanlığın dikkatine sunuyoruz.
Cevdet Avcı, o 21 Ağustos 2024 tarihinde ateş, kas ve eklem ağrıları şikayetiyle Van’ın Erciş ilçesi devlet hastanesine gitmiş. Gitmiş gelmiş, gitmiş gelmiş, ilaçlar verilmiş, “Enfeksiyon var.” denilmiş ve birkaç kez gidip gelmiş hastaneye ve sabaha karşı da vefat etmiş. Neden vefat etmiş? “Trombosit düşüklüğü var.” denilmiş. “Niye bu gecikme oldu.” Deniliyor ve maalesef bu konuda çok ağır bir şekilde bir yaşam hakkı ihlali olduğunu düşünüyorlar. Sağlık Bakanlığı’na soruyoruz, bu hastanın dosyası bir incelensin. Neden akşam gidiyor, defalarca geri gönderiliyor hasta ve sabah hayatını kaybediyor? Burada bir gariplik var.
Mücahit Demirtaş bize başvurmuş. İstanbul Tuzla Aydınlı Mahallesi Lokum Evler sitesinde çalışıyor. Etnik kimliği Kürt olduğu için kendisinin dışlandığını ve işten çıkarıldığını söylüyor. İddiası bu. Belki site yönetiminin farklı iddiaları vardır fakat biz kendi iddiasını söylüyoruz. Hakaret gördüğünü, küfür işittiğini söylüyor ve adalet istiyor. “Tehditler aldım.” diyor ve bu konuda bir adalet talebi var. Bunu da bize aktarmış.
Kocaeli TAD Akmeşe Bakım Rehabilitasyon ve Aile Danışma Merkezi Müdürlüğünde Armağan Aydın isimli zihinsel engelli birey darp edilmiş. Bu darp olayının üstü kapatılmış. Biz Aile Bakanlığı’na bunu soruyoruz. Bu iş nedir? Bakın ağır bir şekilde darp edilmiş. Bize de fotoğraflarını gönderdiler ve oradaki görevlilerin bu meselenin üstünü örttüğü yönünde bir şikayet bize geldi. Aile Bakanlığı’nın konuyu araştırması gerektiğini söylüyoruz. Bunu da buradan iletmiş olalım.
Denizli Acıpayam Alaattin Köyü Şehit Ömer Acımaz Bulvarı üzerinde ikamet eden bir vatandaş. “Evim Antalya Karayolu’na 3 metre sınır durumda. Karayolları iki kez evimin arsasından alarak yola eklemiş, yol genişletme çalışması yapmış ve bu yolun durumu da trafik kurallarına oldukça aykırı ve sürekli trafik kazası oluyor. Aşırı ses, gürültü, oluyor, bunun giderilmesi gerekiyor.” diyor. Çizgi çekilmiş, çizgi çekildiği günden itibaren birçok trafik kazası yaşanmış. “Trafik sesi aşırı durumda ve yol çizgileri kaldırılmalı.” diyor. Trafiği yavaşlatmak ve kazaların önüne geçilmesini sağlamak amacıyla etkili ve mahalle halkını rahatsız etmeyen önlemler alınmalı. Artık çok sıkıntıdayız. diyor.
Adem Destan’ın annesi bize başvurmuş. Burdur Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde ve orada çok ağır ihlallerin yapıldığını söylüyor. Cezaevi yönetimi koğuşu köpeklerle aramış. “Benim oğlum şafidir. Köpeğin temas ettiği şeyi toprakla yıkamadan kullanmaz. Oğlum sigara bile içmez. Sirt’te olduğumuz için de görüşüne bile gidemiyoruz ama koğuşu mahvetmişler, gardiyan, askerler, köpekler perişan etmişler ortalığı. 10 aydır görüşe gidemiyoruz. Nakil taleplerimiz reddediliyor ve ağır bir muamele görüyor oğlumuz.” diyor.
Bir başka başvuru da; “Kardeşim Atilla Demir Van Yüksek Güvenlikte Ceza Infaz Kurumu’nda yatmakta. Birçok haksızlıklara maruz kalmış. Hastaneye gidememe, psikolojik travmalar, bağırsak sendromları, reflü, ülster, gastrit, astım, koah nüksetmiş ve neredeyse kanser olmak üzere. Psikolojik olarak travma yaşamakta bir an önce bir şeyler yapmanızı.” hastaneye yatırılması gerektiğini söylüyor. “Ameliyat olmalı ve sağlığa açısından tedavi konusunda sıkıntılar var.” diyor yakınlara.
Umut Astepe bize başvurmuş. “8 aydır çözümlenemeyen bir sorunum var.” diyor. Aydın Nazili’de ikamet ediyormuş kendisi. Aydem Enerji kendisini haksızca içten çıkarmış ve işe girmesi için bu hukuksuzluğa karşı mücadele veriyor. Hukuken hakka hukuka aykırı bir şekilde çıkarıldığını iddia ediyor. “İş sözleşmemin tek taraflı feshedilmesine ve devir sözleşmesine aykırı hareket edilmiştir. Devir sözleşmesindeki maddeye rağmen iş sözleşmem feshedildiği için işe iademin yapılmasını istiyorum.” diyor. Böyle bir başvurusu var.
Önlisans E-KPSS’de derece yapanlar bize başvuruyor. Atama bekliyorlar.
Doktorlar başvurmuş. “Doktorların hepsi ekonomik olarak zor ortamlarda yetişiyorlar. Bir de uzman eğitimi alıyorlar, bunu da zorlukla yapıyorlar. Uzmanlıkları bitince eğitim harcı adı altında vergi daireleri üzerinden para tahsil ediliyor. Bu kadar mı aciz kaldınız, bu kadar mı kasanız boş da bu insanların cebine göz diktiniz!” diyor doktor bey. “Önce şehir hastanesi adı altında bütçede açtığınız kara değirliği düzeltin.” diyor doktor bey. ve Sağlık Bakanlığı’na bu uzman eğitimi sonrası alınan paranın alınmaması gerektiğini iletiyor.
Murat Ejder, 672 sayılı KHK ile ihraç edilmiş Çanakkale Üniversitesi’nden ve eşi de ihraç edilmiş. Beraat etmişler ama iade edilmiyorlar. İsyan ediyor buna. Diyor ki; “Çok ağır bir haksızlığa uğradık. Haksız hukuksuz ihraç edildik, iade edildik ama idare mahkemeleri bunu kabul etmiyor. Kafalarına göre takılıyorlar. Kimse buna tahammül edemezdi. Ne gücüm ne de yüreğim kaldırmıyor artık bu hukuksuzluklara. 8 yıldır yaşamamak arası bir ara yerdeyim. Varsınız ama çoğunluğa göre yoksunuz. Çoğunluk siz yokmuşsunuz ve hiç yaşamamışsınız gibi davranıyor. Kimisinin umurunu bırakın aklının ucundan bile geçmiyorsunuz. Kimi sadece şahsi menfaatine bakıyor. Kimi sizden boşalan kadrolara saldırıyor. Masumiyetimizi herkes biliyor ancak herkesin dilinde bir “Ama elimizden ne gelir ki” lafı var.” diyor. Çok içi yanmış. “Dosyamda duran üç üniversite diploması, sayısız başarı belgem var. Masumiyetin sesiyim çocuklarımın geleceğinin, kendi geleceğimin, ülkemin geleceğinin sesiyim. Ne olur bu sese kulak verin. Milletvekili yemin metninde şöyle bir bölüm geçer. “Toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden” diye milletvekilleri yemin eder. Yüce Meclis’te yemin etmiş her vekilin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, bir baba ve bir insan olarak yaşadığım adaletsizliği gidermeniz yönünde adım atmanız, girişimde bulunmanız ya da 3-5 kelam edip bu konuyu kamuoyu gündeminize taşımanız gerekir.” diyor. Valla ben yapıyorum değerli kardeşim ama birçok vekil bunu yapmıyor açıkçası. Biz de üzülüyoruz yapmamalarına. “Unutmayalım ve her daim belleğimizde canlı tutalım ki adalet bir gün ve her gün herkese lazım, beraat ettim mesleğe dönüşümün yapılmasını istiyorum.” diyor. Memleket içi yanan insanlarla dolu maalesef. Çok ağır haksızlıklar, hukuksuzluklar var.
Seda Kaya bize Şakran Kadın Cezaevi’nden başvurmuş. “Hatay depreminde hemen Hatay’a koştum. Bir sağlık kabini açtım. Hemşireyim, halka hizmet ettim. Ancak bu yaptığımdan dolayı terörist diye tutuklandım. Hatay halkı bunu duyunca hakkımda imza toplamış. Buna çok sevindim. Çünkü orada halka çok iyilik yapmıştım. Uyduruk gizli tanıklar ile yaptığımız hizmeti örgütsel faaliyet ilan ettiler.” diyor.
Uğur Aygün Beşikdüzü T Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış. “7.5 yıl cezanın hepsini yatacağım. Neden mi? İfade özgürlüğü çerçevesinde ikinci mahkemeyi kabul etmeyip doğruları söylediğim için ifade özgürlüğümüz koruma altında değil. Oysa emsal mahkeme kararları var. Birkaç kelimeden dolayı bir insana üstelik suç oluşturacak hiçbir kelime yer almamasına rağmen yıllarca cezaevinde terörist olarak tutmayı nasıl bir vicdan kabul edebilir? Dilekçelerimiz hep kayboluyor, savcıya ulaşmıyor.” diyor.
Osmaniye Cezaevi’nde halay çektiği için 2 aydan beridir yatan mahpuslar var. 5 kişiler. Mahkemede savcı; “Elimden gelse sizi hiç çıkarmam. demiş. Olmayan bir suç var ve iki aydır insanlar yatıyor arkadaşlar. Memleketin hali bu. Yani Yılmaz Tunç’a buradan sesleniyoruz. Bu nedir yani? Bu ne haldir? insanlar halay çektiği için iki aydır yatıyor ve savcı da; “Daha fazlasını yaparım.” diyor. Memleketin hali bu işte görün.
Cezaevlerinden birçok mahpus mektubu alıyoruz arkadaşlar. Mustafa Karatepe, Kırşehir, S Tipi Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış. “Aniden başlayan mide ağrısı, iştahsızlık, zayıflama, kusma nedeniyle rahatsızım. 20 kilo verdim, Yozgat’tan Kırşehir’e sevk edildim. Halen endoskopi yapılmış değil. Zayıflıyorum, kötüyüm, kimse ilgilenmiyor. Bari endoskopi gününü erkene alsınlar.” diyor.
Meriç Demir Kahraman; “Eşim ve kızımın babası Doktor Tayhun Kahraman, MS hastalığı nedeniyle 6,5 saat boyunca kelepçesinin bileklerindeki kan akışını durduracak ve fiziki zarar verecek şekilde sıkılmış. Muayene sırasında askerler dışarı çıkmamış.” Bakın bu haller, bu ihlaller Türkiye’de herkesin başına geliyor. Şu veya bu grubun başına gelmiyor, herkesin başına geliyor çünkü güçlü bir devlet anlayışı muhalifini böcek gibi görüyor. Mesele burada. A, B, C, D, E grubu fark etmez. Siz güçlü olduğunuzu hissedip istediğiniz ihlali yapabilecek durumda olduğunuzu düşündüğünüzde işte o zaman hiçbir ayrım gözetmeksizin herkese bu zalimlikleri yapabiliyorsunuz. Bundan dolayı insan hakları ihlallerine topyekun karşı çıkmak gerekiyor. “Benim kimliğimden olursa karşı çıkayım. Başkası olursa banana.” demeyin lütfen. Çünkü ortada böyle bir devlet mekanizması var. Çok hukuksuz işleyen bir devlet mekanizması var.
Melek Akgün bize Bünyan Kadın Cezaevi’nden yazmış; “6 Şubat günü gözaltına alındım, ileri derecede işkence gördüm. %82 engelli raporum var. Sonra İstanbul’dan Kayseri’ye sürdüler. Çok hastalığım var, böbreğimin biri yok, kalbimde stent var, halen tutukluyum. Oğlum da hapiste, zaten oğlumu sahiplenmeyeyim diye tutukluyorlar ama yüreğimden söküp atamazlar.” diyor.
Bülent Kaya Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nden yazmış bize; “Kocaeli Üniversitesi’ne diş tedavisi için gittim. Doktor Tamer Odabaşı kelepçeli muayene etti. Kaç kez tekrar etti bu. Sonunda üniversite benden bilgi belge istedi. Yazıp gönderdim fakat dönüşü olmadı. Hep kelepçeli muayene ediyorlareni ve arkadaşlarımızı hukuksuzluğa boyun eğmeyeceğiz.” diyor. Buradan Yuvacık Diş Hastanesi’ne tekrar sesleniyorum. Bu ne iştir? Yani bakın bazı doktorlar kelepçeli muayene ediyor, bazıları etmiyor. muayene eden doktorlar hipokrat yemini etmemiş mi? Yani nedir bu? İnsanların dişi çekilirken, ağır acılar çekerken kelepçeli halde tutulması olacak bir iş mi? Ben de hekimim, bu yapılanı doğru bulmuyorum. İnsanlar muayene esnasında kelepçesiz muayene edilmelidir diyorum.
Sevinç Çakır, Adalet Bakanlığı önünde oğlu Murat Çakır için adalet talep etmeye devam ediyor. Hep yanındaydık, yanında olacağız, olmaya devam edeceğiz. Çünkü Sevinç Çakır büyük bir zalimlik ve hukuksuzluğa karşı mücadele veriyor. Onun yanında olmaya devam edeceğiz.
Uğur Bozkurt bize Diyarbakır 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “Bir günde yaşanan olaylarla hayatım çok farklı bir noktaya evrildi ve bu süreçte sosyal soykırıma uğrayarak vebalı muamelesi gördük. Bu durumda yaşadıklarım adına pek üzülmüyorum fakat sadece ülkemin geleceği adına umudumu yitiriyorum. Bu sonuç çok acı verici.” diyor.
Sevcan Akdoğan, Bünyan Kadın Cezaevi’nden bize yazmış; “S ve Y Tipi’ndeolsaydım bu kuşu çizemezdim. Çünkü renkli kalem vermezlerdi. S ve Y tiplerinde ne kadar ağır hak ihlalleri olduğunu bilin. 3 yılda 22 hapishane yaptılar. 15 S tipi, 7 Y tipi yaptılar. Hapishaneler dünya halklarının devrim, demokrasi mücadelesini bozmak ve bitirmek için ciddi bir araç olarak kullanılır. Kuyu tiplerinin S ve Y tiplerini daha çok gündem edin. Amcamı F tipi hücrelerde kaybettim. Şimdi F tiplerinin daha beterine tutsakları gömmek istiyorlar.” diyor Sevcan Akdoğan Bünyan Kadın Cezaevi’nden.
Ayşe Çakır Şakran Kadın Cezaevi; “Denetimli serbestliğe 8 ay kala Muğla’dan İzmir’e sevk edildim. Altı aydır denetimli yatmaktayım. 15 aydır sevk istiyorum çıkmıyor. 7 yıldır cezaevindeyim ve yavrularımdan ayrıyım. Sıkıntılı bir ergenlik geçiren oğlum ve ikinci sınıfa giden kızım hayata küsmüş. Ben de tükenmiş durumdayım.” diyor.
Ayten Öztürk Kandıra Cezaevi; “Gördüğünüz gibi 6 ay işkenceden geçirildim. İllegal bir merkezde 898 yara oluşturacak işkenceye uğradım. Vücudum yara bere içindeyken bir de 3.5 yıl boyunca düzmece dosyalardan tutuklu kaldım. 2.5 sene ev hapsinde kaldım ve 6 Şubat saldırısı bahane edilip Yargıtay’da dosyam öne çekilip onandı ortada somut bir delil olmadan uyduruk kararlarla cezalandırıldım. İşkenceyi örtbas etme amaçlı bir karardır aslında beraat ederdim fakat gerçekler mezara sığmaz bilsinler. Beni diri diri mezara gömmek istiyorlar. Adalet tüm zorbalıkların mezar kazıcısıdır. Adaletsizlik can damarlarımızın kesilmesidir. Sesimi duyun.” diyor Ayten Öztürk kendisinin kaçırılıp işkence edilmesi üzerine uzun süre onu gündem etmiştik.
Hacer Balaban Tekirdağ 1 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış.;H”aksız yere tutuklandım. İki çocuğum var. Ankara Tekirdağ arası çok uzak. Ayda bir kez açık görüşe gelebiliyor. Ailem yanıma aldığım zaman oğlum gidebilmek için kapıları çalıyor. Çok küçük ve çocuklara özel hiçbir şey yok burada. Çocuğumdan bahsediyor. Anneme “Anne” diyor beni unutuyor. Yanıma alınca tekrar bana alışıyor. “Seni çok seviyorum ama üzülme ben gideceğim.” diyor. Aradığında “Artık ne olur gel.” diye bağırıyor. Kızım ise 10 yaşında ve ben tutuklandığımdan bu yana 10 kilo aldı. Duygusal yeme bozukluğu tanısı kondu çocuklarıma ayrıca astım hastası. Buraya her aldığımda hasta oluyorlar. Üç yaşındaki oğlum benim burada olmamı anlamıyor ve kabullenemiyor. Burada poşetlerden yaptığım uçurtmayı havalandırmada uçururken bu uçurtmayla seni buradan uçurayım mı diyor. Bir sakız balon yaptığında her bu balonla buradan uçabilir miyiz diyor. Kendince çözümler üretiyor. Üç yaşındaki bir çocuk bunları mı düşünmeli? Yetkililer cevap versin.” diyor. Hacer Balaban, Tekirdağ, 1 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nden.
Mehmet Mencik, Konya Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış bize; “Zaten denetimli serbestliğimi vermediler. 1 yıl uzattılar. 7 Ağustos’ta tekrar mülakata girdim. 1 yıl daha uzattılar tahliyemi hakkımda suç üretiyorlar. İşlemediğim disiplin suçları nedeniyle infazım yakılıyor. Apacık usulsüzlük yapıyorlar. Telefon ödülü aldığım halde sanki iyi halli değilmişim muamelesi yapıyorlar. Tamamen suç üretiyorlar. Gerekeni yapınız.” diyor.
Mustafa Kabakçıoğlu’nun 4. ölüm yıldönümünde, onu unutmadık, anıyoruz. “Ben KHK’lı Eski Komiser Mustafa Kabakçıoğlu. Gümüşhane E Tipi Cezaevi’nde tek kişilik hücrede 29 Ağustos 2020’de plastik bir beyaz sandalye üzerinde hayatımı kaybettim. Beni ölüme götüren bütün sorumluları tuttuğum defterde belirttim. Halen bu kişiler hak ettikleri cezaları almadılar. Bana kötülük yapanların Allah’ın mahkemesinde hesabını göreceğim, hakkımı helal etmiyorum ve etmeyeceğim.” diyordu.
Avukat Dilek Ekmekçi serbest bırakılmıştı, tekrar tutuklandı. Yurtlardaki skandalları dile getirdiği için mi? MHP’yi eleştirdiği için mi? Sinan Ateş cinayetini gündem ettiği için mi? Avukatlık bürosundan gözaltına alınmış, Avukatlık bürosundan gözaltı kurallarına da büyük ihtimal uyulmadan bu nedir? Bu hasmane tavır Sayın Adalet Bakanı’na da soruyoruz.
Mağdur Avukat Betül Alpay, Avukat Özlem Zengin’e soruyor; ““Çıplak arama yoktur.” diyen Özlem Zengin’e sesleniyorum. Ben yaşadım.” Diyor ve bu “Çıplak arandım. diyen avukata bir de üstüne iftira davası açılmış. Memleketteki rezaletler bu boyutta değerli arkadaşlar.
Ayşe Nur Ezgi Eygi’nin İsrail askerleri tarafından vahşice katledilmesinden sonra halen Türkiye, Azerbaycan üzerinden petrol sevkiyatına müsaade ediyor. Azerbaycan’dan Socar firması İsrail’e oluk oluk petrol akıtıyor. Türkiye buna aracılık ediyor. Öte taraftan soykırıma, katliama itiraz getiriyorlar. Her türlü ağır sözü söylüyorlar. Ama bir taraftan da para kazanıyorlar. Ticaret devam ediyor. Bu apaçık ortada. Bu olacak bir şey değil. Düşünün bir taraftan ticaret devam ediyor, öbür taraftan güya siz İsrail’e hakaret ediyorsunuz. Olacak bir iş değil değerli arkadaşlar. Bütün bunlara rağmen vicdanlı insanların sesleri yükseliyor.
“Azerbaycan petrolü, siyonizmi besliyor.” diyen, eylemler yapan tüm Filistin İçin Bin Genç, Direniş Çadırı gibi grupları buradan tebrik ediyorum, yolları açık olsun diyorum. Vicdan başka bir şey diyorum.
Bakın vicdanlı bir başka insan, Musevi film yapımcısı Sarah Friedland’ın Venedik Film Festivali’nde ödülü kabul konuşması; “Bu ödülü İsrail’in Gazze’deki soykırımın 336. gününde ve işgalin 76. gününde kabul ediyorum. Özgürlük mücadelelerinde Filistin halkıyla dayanışma içindeyim.” demiş. Düşünün Yahudi olduğu halde kendi devletini ağır bir şekilde eleştiren, ödül kazanmasına ve bu ödülde yaptığı konuşmadan dolayı İsrail tarafından dışlanma ihtimaline rağmen bu konuşmayı yapabilen vicdanlı bir insan. Vicdan o yüzden ayrı bir şey ve o yüzden biz bunları böyle gündem ediyoruz değerli arkadaşlar.”
























Yorumlar