10 Eylül 2024
Gergerlioğlu: “İlk konumuz maalesef bir katliamın yıl dönümüyle ilgili. 9 yıl oldu. 10 Ekim 2015’teki katliamla ilgili gerçek adalet gelmedi!
10 Ekim katliamı, aileleri, tüm duyarlı insanlar, kamuoyu 10 Ekim katliamı hakkında verilen cezaya razı değiller. Düşünün, Adıyaman’dan kalkıp Ankara’ya ellerini kollarını sallayarak gelen iki intihar saldırganı!
Bu saldırganlar ellerini, kollarını sallayarak nasıl Ankara’ya gelebiliyorlar, kontrollerden kurtulabiliyorlar, Ankara’ya girebiliyorlar, miting meydanına girebiliyorlar, düşünün bomba yüklüler ve bütün bu engelleri aşarak giriyorlar içeri. Mümkün mü arkadaşlar? Elinizi vicdanınıza koyun, bu mümkün mü? Sonuçta birilerinin göz yumması olmadan bu mümkün mü? Açıkça soruyoruz.
En sonunda ne oldu? 2-3 kişiye ceza kesildi, müebbet hapisler verildi, ardından bu işe göz yumanlar perdelendi. Biz bunu kabul etmiyoruz. Aileler bunu kabul etmiyor, kamuoyu kabul etmiyor, hiç kimse kabul etmiyor.
O gün, o vahşeti, o katliamı yaşayanlar hayatları boyunca unutamayacakları korkunç bir ana şahitlik ettiler. Tüm kamuoyu büyük bir acıyla irkildi ve ardından yaşananlar da son derece üzücüydü çünkü saldırıya uğrayanlara polis saldırıyordu. Öyle inanılmaz görüntüler vardı ve ardından bu katliamı örtbas edenler, perdeleyenler kurtuldu. Onlara hiçbir ceza verilmedi.
Neden bu insanların Ankara’ya geldiği anlaşılmadı, görülmedi, takip edilmedi. Hiçbirinin cevabı verilmedi. Biz gerçek adalet istiyoruz. Katliamın üzerinden 9 yıl geçti ve gerçek bir adalet bekliyoruz. Beklemeye de devam edeceğiz. Katliamlar hiçbir zaman unutulmaz arkadaşlar. Hiçbir zaman için unutulmaz. Soykırımlar hiçbir zaman için unutulmaz. Bunu da söylemiş olalım.
Bir gazeteci, yazdıklarından dolayı hapis cezası alan bir gazeteci, Bülent Mumay. Ne yapmış? Bir haber yapmış. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ticari durumu ile ilgili anlaşmazlığı haber yapmış. Metin Güneş isimli kişiye birtakım yolsuzluklar olduğu için İstanbul Büyükşehir Belediyesi para ödemesi yapmamış ve ardından bu kişi de, Metin Güneş de hacze gitmiş ve belediyenin parasını haczetmiş, ödenmiş.
Bu konu, metronun parası hacze gitti diye haber yapmış. Peki sonra ne olmuş? Bülent Mumay demiş ki; “Tüpçü’nün Hürriyeti İBB’nin parasına haciz koyduran şirketin adını birinci sayfada saklamış. Adını koyalım. Met-Gün İnşaat. Peki kimindir? Metin Güneş’in. Ortağı kim? Tüpçü’nün dünürü Kalyon. Peki haczedilen, neyin parası? AKP dönemindeki dümen Metkin İnşaat. Peki kimindir? Metin Güneş’in. Ortağı kim? Tüpçü’nün dünürü Kalyon. Peki haciz edilen neyin parası? AKP dönemindeki dümen.” demiş.
Önceki dönemden yapılan bir yolsuzlukla ilgili bir ödeme yapılma istenmemesi. Belediye bu ödemeyi yapmak istememiş. Ödeme parası da haciz edilmiş Metin Güneş tarafından. Ardından bu paylaşımlarda ki bazı hususlar nedeniyle Bülent Mumay 20 ay hapis cezası alıyor. Bu karara ilişkin haberler erişime engellenmiş, erişim engeline ilişkin haberler bile erişime engellenmiş ve 20 aylık cezası da onanmış. Şimdi Met-Gün İnşaat’ın Avukatı Beybin Somuk ilk erişim engeli kararını şirket müvekkillerden para karşılığı erişim engeli koyduğu gerekçesiyle HSK’nın işten el çektirdiği hakim Sidar Demiroğlu’na aldırmıştı.
Erişim engeli kararı patır patır alan bir hakim, daha sonra HSK’nın işten el çektirdiği bir hakime bu karar aldırılıyor. Kim bu adam? Sidar Demiroğlu. Demiroğlu bir günde 1140 habere sansürüyle bilinen bir kişi ve Metin Güneş bu kişiye erişim engeli kararı aldırtmış.
Gazeteci Bülent Mumay’a verilen hapis cezası hakkındaki haberler İfade Özgürlüğü Derneği burada devreye giriyor. Engelli web projesi kapsamında duyurduğu İstanbul Büyükşehir Belediyesi AKP tarafından yönetildiği dönemden kalan borçları nedeniyle belediyenin hesaplarına haciz işlemi uygulatan şirkete dair haberlerin İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliği tarafından Erişime engellenmesi ile ilgili duyurumuzun İstanbul 6. Sulh Ceza Hakimliği’nin 20 Mayıs 2024 tarihli kararı ile erişime engellenmesine, silinmesine ve talepte bulunanın adıyla arama motorlarında ilişkilendirilmesine hükmedildi. İfade Özgürlüğü Derneği tarafından bu karara itiraz edilecek.” denilmiş. İfade Özgürlüğü Derneği de bu işe müdahil olmuş ve itiraz etmiş.
İlginç olan şu; bir gazeteci İstanbul Büyükşehir Belediyesi için kendini paralıyor, parçalıyor ve ceza alıyor, yurt dışına çıkmak zorunda kalıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden tık yok. CHP yetkilileri yine gazeteciyi arayıp soruyor ama belediye niye susuyor? İlginç bir durum. Niye susarsın Sayın İmamoğlu sana da buradan sorarız? “Bu kadar bedel ödemiş bir insan hakkında iki çift kelam etmeyecek misin?” diye sana soruyor.
Bize başvuran birçok kişi var ve onların gündeme getirdiği hak ihlallerini burada dile getireceğiz. Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’nda Demhat Dal’ın sohbetleri kısıtlıyorlar, havalandırmaya çıkarmıyorlarmış. Böyle bir şikayet var.
Ayrıca bir başka şikayet de Van’lı Doğan Kılıç’tan gelmiş bize. “İstanbul Bahçelievler askerlik şubesine giderken orada bir polise, polis merkez amirliği önünde kulübede oturan bir polise, “Ya askerlik şubesi nerededir?” diye soruyor. Polis memuru da küfrediyor kişiye. “Ya niye küfrediyorsun?” derken polis memuru Doğan Kılıç’ı darp ediyor, dövüyor. “Vay sen hem şeref yoksunu hem terörist hem vatan haini bi de askere gidecek. Ne işin var senin askerde sen mi kurtaracaksın askeriyeyi?” demiş Vanlı olduğunu duyunca. “Erkeksen beni şikayet et, perişan ederim.” demiş. Meydan okumuş. Kişi gitmiş, darp raporu almış. Darp raporlarında da var. Travmaya uğradığına dair darp raporları var. Memur daha sonra pişman olmuş. “Ya kardeş ne olur özür dilerim, beni şikayet etme.” demiş. Fakat kişi gidip suç duyurusunda bulunmuş. Ne olmuş? Sonra adalete mi ulaşmış? Hayır. Nerede? Türkiye’de adalete ulaşmak mümkün mü arkadaşlar?
Polis memurundan dayak yersin, gidip şikayet edersin. Üstüne bir de seni suçlu ilan ederler. Bakın savcılık dosyayı tabi ki kapatmış, biliyorsunuz malum Türkiye gerçekleri. Olay bu arkadaşlar, vatandaş bize başvuruyor.
Savcıdan adalet bulamamış, “Sayın milletvekilim sen gündeme getir de adalet bulayım.” diyor. Şu memleketin haline bakın arkadaşlar. Yargı kurumlarının kolluk görevlerini koruyup kolladığı, yargı görevlilerinin ideolojik saiklerle hareket ettiği bir ülkedeyiz. Vatandaş orada bulamadığı adaleti bizden arıyor, bize geliyor ve biz gündem ediyoruz. Tekrar tekrar konunun üstüne gideceğiz. İçişleri Bakanı’na, Adalet Bakanı’na bu konuyu soracağız. Apacık raporlar var ortada.
Siz dayak atandan yana mısınız Sayın Yılmaz Tunç, Sayın Ali Yerlikaya yoksa dayak yiyenden mi? Buna bir cevap verin bakalım. Bu nedir ya? Polis memuru istediği gibi dayak atsın, küfretsin, “Vay sen Van’lısın, teröristsin.” desin. Ondan sonra bütün yaptıkları yanına kar kalsın. Ondan sonra da bu ülkede yargıya insanların güvenmesini bekleyin. Her geçen gün halkın yargıya güveni dibe vuruyor arkadaşlar. Bu ne rezalettir ya? Şu hale bakın. Biz konuyu takip edeceğiz arkadaşlar.
Bir başka vatandaşımız Furkan Barman, 2022 yılında Türkmenistan’lı Hayat Barman ile evlilik yapmış. Eşi Türkmenistan’a gitmiş. Orası da bir polis devleti ve Türkmenistan’da kalmış gelememiş çünkü Türkmenistan devleti göndermemiş. Evli olduğu halde eşini göndermemiş. “Hangi kapıya gittiysek Türkmenistan’da rüşvet istemişler.” şu hale bakın. Bu tür ülkelerde de böyle rüşvet almış başını gidiyor arkadaşlar.
“31 Temmuz mağduruyuz. Denetim, indirim istiyoruz. Sadece eşlerimiz evimize gelsin. Suçlular dışarıda geziyor. Masumlar içeride yerlerde yatıyor. Yerlerde yatmak onların hakkı mı?” diye sormuş bir mahpus yakını. Cezaevlerinde durum çok kötü gerçekten.
Recep Atan, Bitlis E Tipi Kapalı Cezaevi’nde ve sağlık sorunları var. Van Hastanesi’ne sevki için cezaevi revirine gidiyor ve ona “Yine mi sen geldin!” diye tersleniyor ve sevki yapılmıyor. Umut Kurtuluş bu kişi. Yakınları bize başvurmuş. “Bu hakaretlere maruz kalmak zorunda değiliz.” demişler.
2023 KPSS’ye girmiş öğretmenler olarak bir yılı aşkın süredir atama bekliyoruz denilmiş. Öğretmenler yıllardır atama bekliyor. Ağustos’ta KPSS sonuçları açıklandı. 2024 Mayıs ayına kadar atama ilanı ve kontenjanların açıklanmasını bekledik. 2024 Ağustos ayının ortasına kadar da mülakat sürecinin bitmesini bekledik. 10 Ağustos’ta mülakat süreci sona erdi ama mülakat sonuçları ve takvimin geri kalanı henüz açıklanmadı. 19 Eylül Perşembe günü ise Milli Eğitim Bakanlığı öğretmen mülakat sonuçlarını yanlışlıkla E-Devlet’e yükleyip yarım saat sonra ise sonuçları kaldırdı.” Arkadaşlar, memlekette artık klasik bir durum haline geldi. İktidara yakın değilseniz, torpiliniz, iltimasınız yoksa, sınavda, yazılı sınavda 95-100 de alsanız mülakatta eleniyorsunuz. Bunu artık cümle alem biliyor. Sonra diyorsunuz ki; “Gençler niye itiraz ediyor, isyan ediyor buhranda?” kardeşim bu denli gençlerin hakkını yiyorsunuz. Böyle şey olur mu?
Bazı şehirlerde 3 sorunun 3’üne de doğru cevap verilmesine rağmen KPSS puanına çok yakın puanlar verilirken bazı şehirlerde aynı performansa +12’ye kadar fazla puan verilmek suretiyle kontenjan içinde olan öğretmenler kontenjan dışına çıkarılıyor. Örneğin İzmir’de, Ankara’da, Tekirdağ’da bir öğretmen +9 puan alırken İstanbul’da benzer puanda bir öğretmen sadece +1 puanla değerlendiriliyor. “Gerçek anlamda adil mülakat sonucu açıklayın. Bizim emeğimizden başka hiçbir güvencemiz yok.” diyorlar.
“Kardeşim Veysi Abdurrahmanoğlu Balıkesir Kepsut L Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalmakta. Durumu çok ciddi. Şu an Balıkesir Atatürk Şehir Hastanesi’nde gastroenteroloji mahkum koğuşunda tedavi görmekte. Yaklaşık 12 senedir tek kişilik koğuşta kalıyor. 15 senedir cezaevinde ve siroz hastası.” diyor. Böyle inim inim inleyen çok hasta mahpus var arkadaşlar. Adalet Bakanı Sayın Yılmaz Tunç’un dikkatine sunuyorum.
“2019’da Irak vatandaşı Alaa Radhwan Wafeeq ile evlilik yaptım.” diyor bir kişi ve tüm prosedürleri yerine getirdik ancak, takdir yetkisi denilerek vatandaşlık başvurusunu reddetmişler. Öncesinde bu kişi FETÖ denilerek yargılanmış, “Beraat da ettim. Oradan da bir sıkıntımız yok. İki çocuğum var. Devlet dairesinde gittiğimiz her yerde sıkıntı yaşıyoruz. Mahkemelere verecek param yok. Eşim de suça karışmış bir insan değil. Ne buluyorlar anlamak mümkün değil.” diyor ama İçişleri Bakanlığı’nın işine akıl ermiyor arkadaşlar. Kafasına göre onun bunun pasaportuna tahdit koyuyor. “Sen vatandaş olamazsın. Sen vatandaştın ama ben seni vatandaşlık attım”. “Neden yapıyorsun bunları?” Cevap yok. “Takdir ettim efendim. Ben böyle takdir ediyorum.” “Nedir bunun gerekçesi? Mahkemeler diyor ki; “Ya bakanlık yanlış iş yaptın.” ama bakanlık bu keyfilikte devam ediyor arkadaşlar. Sayın Ali Yerlikaya. Bu keyfilik nedir ya? Süleyman Soylu’dan sonra doğru düzgün bir iş göreceğimizi zannettik. Adil bir Bakan göreceğimizi zannettik ama yok öyle bir şey.
Şırnak Cezaevi’nde son dönemde yaşanan ciddi insan hakları ihlalleri hakkında bir başvuru var bize. Mahkumların denetimli serbestlik hakları yeni müdür sonrası daha da engelleniyormuş. Cezaevindeki yaşam koşulları daha dayanılmaz hale gelmiş. Şırnak Cezaevi ile ilgili bir açıklama bekliyoruz. Yani bakın bu kaçıncı şikayetimiz Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç? Birçok skandal olay oldu. Bakın kaç kez oldu! Sürekli söylüyoruz. Müdürler derebeyi midir diye soruyoruz. “Ben geldim benim dönemimde istediğim olur asıp keserim.” diyen müdürlere boyu mu eğiyorsunuz Sayın Yılmaz Tunç? Buradan size soruyorum. Belki içinizden diyorsunuz ki “Ah Ömer Bey bilsen neler oluyor, çok canım sıkılıyor, bir şey yapamıyorum.” diyeceksin ama Siz Bakan’sınız Sayın Yılmaz Tunç. Müdürlerinize hakim olun, müdürlerinize gereken cezaları verin.
Vekil telefonlarından kaçan müdürlerinizi uyarın. Sayın Bekir Bozdağ; “Böyle müdürleri ben görevden atarım.” demişti. Siz ne yapıyorsunuz Sayın Yılmaz Tunç? Arıyoruz cezaevini. Cezaevinde olduğu halde telefondan kaçan müdürler var. İsterseniz size listesini vereyim. “Yok öyle bir şey olamaz Ömer Bey.” demeyin. Bakıyorsunuz, Müdür Bey astığı astık, kestiği kestik, bir şey soruyorsun, adam telefondan bile kaçıyor. Bakanlığa ulaşıyoruz, oradan işi çözmeye çalışıyoruz, soru önergesi veriyoruz ama birileri yaptığının sorgulanmasını istemiyor. Olmaz böyle iş Sayın Bakan Yılmaz Tunç, lütfen bakanlığınızı yapın ve böyle idareleri uyarın, gereğini yapın.
Bir mahpus cezaevinde devlet güvencesiyle kalır. Fizyolojik ve psikolojik baskılar sonrası depresyona girdiği anda bütün bu durumların giderilmesi gerekir ve tedavisinin yapılması gerekir ama Türkiye’de nerede? Bakın, bir mahpus Ömer İşler, Elazığ E Tipi Kapalı Cezaevi’nde adil olmayan bir yargılamayla 12,5 yıl ceza vermişler ve “Ben adil yargılanmadım, böyle bir şey olamaz.” diyerek bu kişi cezaevinde intihar etmiş. Gencecik bir insan. Annesi babası başvurmuş. 22 yaşında ya! Diyor ki yakınları; “22 yaşındaki genç kardeşim şu an hayatta olacaktı adalet olsaydı. Acımı bir kenara bırakıyorum. Daha da başka acılar yaşanmasın istiyorum. İntihar eden mahkumun yatacak bir yatağı bile yok. Kaldıkları yer içler acısı.” 21. yüzyılda Türkiye cezaevlerinin hali bu arkadaşlar. Yatacak yeri olmayan, adil yargılanmadan o cezaevlerine giren, mahpusların intihar ettiği cezaevleri, gerçeğini yaşıyoruz Türkiye’de.
Ömer Deniz. 25 Eylül 2024 tarihinde Ağrı Doğubayazıt’ta Ağrı Dağı’nda keçilerini otlatırken askeri bölgeye yakın bir mesafede başından vurulmuş ve tek kurşunla infaz edilmiş halde bulundu. Askeri bölgeye yakın bir yerde olmuş bu. Kim tarafından infaz edildiği bilinmiyor. Ölüm sonrası fotoğrafı da maalesef bu. Çok üzücü şu görüntüler. Gencecik bir insan infaz edilmiş. Hiç kimse bir açıklama yapmıyor arkadaşlar.
Mehmet Emin Vural, Adana Kürkçüler F Tipi Cezaevi’nde bizim tıbben avasküler nekroz dediğimiz sol bacak kalça kemik yuvasının çürümesi hastalığı çok ciddi bir hastalıktır. “Bu ağır bir ameliyat olduğu için ceza şartlarına uygun değil.” demiş. İstanbul Adli Tıp Raporu cezaevinde kalamaz raporu vermis ama “Kardeşimin tedavisi yapılmıyor. Cezaevi koşullarında da bu ameliyat yapılamaz.” diyor.
Avukat Dilek Ekmekçi 40 gün oldu hala cezaevinde. Olacak bir iş değil arkadaşlar. Bu ne biçim iştir? Yetiştirme yurtlarında kalan kızların içine düşürüldüğü fuhuş bataklığını yazan, çizen, Ayhan Bora Kaplan davası, Sinan Ateş davası ile ilgili yazıp çizen, eleştiri sınırları içinde bunu yapmaya çalışan bir avukat. Birçok kişi bu kişiyi şikayet etmiş, en sonunda gözaltına alındı usulsüzce, avukatlık kanunları da çiğnenerek. Ardından tutuklandı.
“Çok önemli bir suç duyurusu yapmak üzereyken tutuklandım.” diyor Avukat Dilek Ekmekçi ve ardından daha da fazlası yapıldı. 3 hafta süre ile Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde yatırılıp akli dengesi yerinde mi diye tetkik kararı verildi. Hakim hakkında suç duyurusunda bulundu ama maalesef hastaneye yatırıldı.
“Asrın suç duyurusunu yapmaya hazırlanırken başıma bu geldi. Ayhan Bora Kaplan, MHP’liler, Sinan Ateş ve benzeri olaylar için ben suç duyurusu yapacaktım. Gözaltına alınırken evimin önüne teamüller çiğnenerek gelindi. Avukat bürosuna özel arama ve gözaltı kararı ile geldiler. 3 telefonuma el konulması hukuka aykırıdır.” diyor ve barodan yanına gönderilen avukatın MHP’ye yakın bir isim olması dolayısıyla gözaltına alınmasına son derece duyarsız olduğunu söylüyor. Baroları da suçluyor. İstanbul Barosu’nun sessiz kaldığını söylüyor. İstanbul Barosu’nun İlk Kadın Başkanı Filiz Saraç’ın da duyarsız kaldığını, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan’ın da duyarsız kaldığını iddia ediyor. Neden böyle? Bu kurum yetkilileri de bir açıklama yapsa seviniriz.
Dilek Ekmekçi Diyor ki; “İçeride habire ifade özgürlüğümü kullanabilmek için ifade vermeye gitmediğim kumpası nedeniyle habire ifade ve sorgulara katılıyorum. Avukat olup hakkımı aramam suç mu? Ben yetiştirme yurtlarında yetiştim. Kardeşim fuhuşa sürüklendi. Annem fuhuşa sürüklenip öldürüldü. Bütün bu yetiştirme yurdundaki felaketleri yazıyorum. Bunlar suç mu?” diyor. Çok büyük sıkıntılar yaşanıyor. “Genç kızlar fuhşa sürükleniyor. Bu konuda büyük acılar yaşadım ve bunları kamuoyuna anlatıyorum. Bunlar suç mu?” diyor. Gerçekten yetiştirme yurtlarında çok büyük sıkıntılar yaşanıyor. Hepimiz biliyoruz. Bakıyorsunuz genç kadınlar öldürülüyor arkadaşlar. Çok vahşi olaylar yaşanıyor. Son günlerde genç kadınların öldürülmesiyle ilgili artık tüm toplum isyan etti. Yetiştirme yurtlarından kaynaklı çok sıkıntılar vara ma bütün buradaki sorunları gündeme getirdiği için bir avukat tutuklanıyor. Gelin de bu işi anlayın. Anlamak mümkün değil. Biz durumu takip edeceğiz. Kendisi dışarıya söyleşiler vermiş.
Av. Dilek Ekmekçi diyor ki; “Ben avukat olarak vekaleten ve ayrıca asaleten Mersin, Samsun, kokain hattı illeri, Mehmet Ağar, Elazığ, Süleyman Soylu, Trabzon networklerini ihbar etmeye, Ayhan Bora Kaplan örgütü ve Sinan Ateş Cinayeti’nin sulandırılan ve cılız bırakılan dosyaların gerçek mecrasına oturtmak için asrın suç duyurusunu yapmaya hazırlandığım bir dönemde tutuklandım.” Diyor ve CHP yetkililerini de duyarlığa çağırıyor. “Annemi kasten öldürmekten sanık dayımı Kars Belediye Başkanlığı adayı gösteren CHP yetkililerine de buradan sesleniyorum. Ben ne yapmaya çalışıyorum beni duyun dediklerimi örtbas etmeyin.” diyor.
Değerli arkadaşlar, bakın elimizde birçok soru önergesi cevabı var. Ben aktif bir milletvekiliyim ve hemen her bakanlığa birçok soru soruyorum çünkü her kesimden vatandaş bize başvuruyor. Hiçbir ayrım yapmadan da herkes için bakanlıklara soru soruyorum. Adaleti esas alıyoruz ve bakanlıklardan cevaplar geliyor. Kimisi iyi cevaplar ama maalesef çoğu kötü cevaplar. Onları da burada ifşa etmek zorundayım.
Mesela Adalet Bakanı Sn. Yılmaz Tunç, Samsun Bafra Cezaevi’nde kalan Sümeyye Tercanlıoğlu ile ilgili ki şimdi tahliye edildi ama biz biliyoruz ki bu cevap doğru bir cevap değil çünkü 25 kişilik koğuşlarda kalan kadınlar bize başvurmuştu. Cevap geliyor, diyor ki; “Koğuşlar 12 kişiliktir.” Tüm cümle alem biliyor, koğuş 25 kişi! Baskı yaptık sonra 12 kişiye düşürüldü ama biz sorduğumuz zaman 25 kişiydi ama sanki eskiden de 12 kişilikmiş gibi bize cevap veriliyor. Bunlar doğru cevaplar değil.
Adalet Bakanlığı’na Boydak Holding ile ilgili bir soru sormuşuz. Boydak Holding’in malına hukuksuz bir şekilde çöküldü, resmen çöküldü. Malına, mülküne bir hayırseverin çöküldü ve bununla ilgili bir soru sormuşuz. “Adli süreç devam ediyor.” diye bize cevap veriyor. İşte neden insanlar ülkede adalet bulamıyor, yargıya güvenemiyorum? Gerekçeleri bunlar! Görüyorsunuz adil yargılama standartlarına uygunluk ve hukukun üstünlüğü ilkeleri açısından sorgulanan bir ülkede bir soru soruyorsunuz ve size mevzuat gönderiyorlar.
Adalet Bakanlığı’na Şimal Deniz, Armutlu Zeynep Yıldırım Cemevi’nde sayman olarak görev yaparken, 21 Mart’ta Antalya Manavgat Cezaevi’ne sürgün ediliyor. Orada çıplak arama yapmak istemişler. Kolunu kırarcasına çekiştirip, “Kolum kırılıyor.” diye bağırınca da “Kırın kollarını.” demiş bir ses. Açlık grevine girince “Suyu ve şekeri keserim.” deyince bir saat sonra süngerli odadan çıkartmışlar. Şu anda açlık grevindeler vb. birçok zorbalık, darp yaşamış. Bunu soruyoruz. Cevap geliyor. “Efendim kişi hakkında soruşturma açtık.” mahpus hakkında soruşturma açmışlar! Mahpus bir sürü darp edilmiş, hakaret, küfür yemiş sonuca bakıyorsunuz mahpus hakkında soruşturma açılmış! Görevliler hakkında açılan bir soruşturma yok. Gel de adalete inan, yargıya güven arkadaşlar.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Sayın Mahinur Özdemir Göktaş’a sıra geldi. Şimdi bakın, bir kız öğrencinin durumunu sormuşuz. Ailesiyle ilgili sıkıntılar yaşıyor, ölüm tehditleri alıyor ailesinden. Kendisinin eğitim hakkına yönelik baskılar yapılıyor ve ölüm tehditleri alıyor. Peki, biz bu durumu Aile Bakanı’na sormuşuz. Burada kadın arkadaşlarımız da var, duysunlar. Sizi Aile Bakanı koruyor mu bakalım? Cevap gelmiş. Bakın cevapta diyor ki; “Efendim bu konu Milli Eğitim Bakanlığı ile ilgilidir. Sorunuzu yanıtlayamıyoruz.” Kadınların patır patır öldürüldüğü bir dönemde Aile Bakanlığı’nın bize cevabı bu arkadaşlar yazıklar olsun. Şu hale bakın ya! Bir kadın ölümle tehdit ediliyor. Küçücük bir çocuk bu ve sen diyorsun; “Ya konu bizimle ilgili değil okulda olmuş.” Öldürüldükten sonra diyeceksin ki “Vah vah vah” e vah vah Sayın Bakan!
Bakın ülkede Anayasa Mahkemesi kararları yıllardır tanınmak istenmedi veyahut da Anayasa Mahkemesi bile ilk başta korktu, çekindi ama ne oldu? Bir Anayasa Mahkemesi kararı bakın! KHK ile ihraç edilen kişiler, gerek yeni KHK veyahutta OHAL Komisyonu veya idare mahkemeleri tarafından iade edildiği zaman tazminat açma hakkı yoktur. Tazminat davası açma hakkı yoktur. Mahkeme dedi ki; “Ya böyle anayasaya aykırı bir iş mi olur? Adam iade edilmişse, kendisine haksızlık yapılmışsa tazminat davası açma hakkı vardır.” Dedi ama kaç yıl sonra? 8 yıl sonra. Şu hale bakın arkadaşlar. Memlekette adalet gelmiyor, gelirse de 8 yıl sonra geliyor. İşte olayın özeti bu. Anayasa Mahkemesi en sonunda dedi ki; “Ya evet tazminat davası açabilir.” Tabi açabilir ya! Yani sizi haksız, hukuksuz, zorbalıkla işinizden atmışlar, geri dönmüşsünüz, hiçbir şey yokmuş gibi ortalıkta size bir ton çektirmişler maddi manevi. “Kardeşim seni iade ettik ama tazminat davası açamazsın.” “Niye açamam? Herkes açabiliyor.” “İşte öyle bizim kafamıza öyle esti, öyle yapıyoruz.” Anayasa Mahkemesi demiş bu yanlış ama 8 yıl sonra! İşte memleketin hali bu. Ne dedik? İşte bundan dolayı insanlar Türkiye’de adalet olmadığını ve yargıya güveninin olmadığını düşünüyorlar.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya vermis olduğum bir soru önergesinde; Figen Kabak isimli bir yurttaş ile ilgili sorular sormuşum. Ya MOBESE’ler var değil mi? Birileri tarafından taciz edildiğini, takip edildiğini iletmiş bize. Biz de Bakan’a sormuşuz. Bakanın cevabı; “Her şey usulünce yapılmaktadır.” ya sen MOBESE kameralarıyla istediğin zaman iki dakikada her şeyi ortaya çıkaramıyor musun Sayın Bakan Ali Yerlikaya? Bir kadın taciz edilmiş, takip edildiğini hissediyor. “Araştırın bunu.” diyor. Yok. Ondan sonra kadınlar öldürülüyor. Hiç kimse şey yapmıyor, şu olayı sorgulamıyor.
Usame Elbuşi bize başvurmuş. Eşi doğum yapacak durumdaymış ve vatandaşlık alamamış. Bununla ilgili doğum sırasında büyük sıkıntılar yaşayacağını düşünmüş anne ve bebeğin. Bize başvurmuş cevap gelmiş. İçişleri Bakanlığı’ndan; “Ankara İl Göç İdaresi Müdürlüğü’nde mevzuat uygulanmaktadır.” Doğum yapacak bir anne, dünyaya gelecek bir bebek hakkında bir soru soruyoruz. “Mevzuat hükümleri uygulanmaktadır efendim.” İnsani hisler kaybolmuş arkadaşlar. Şu cevaplara bakın.
Yine Ali Yerlikaya’nın bir cevabı. Biz geri gönderme merkezlerinden yine bir şikayet almışız. Suriye uyruklu Zeydin Derviş, Erzurum 1 No’lu Geri Gönderme Merkezi’nde çok ağır hakaret, darp, kötü muamele ile ilgili iddiaları bize göndermiş. Cevap olarak bize mevzuat göndermiş. “Her şey dört dörtlüktür. Gereken incelemeler yapılıyor.” Ya bir tane müfettişin yok mu Sayın Ali Yerlikaya? Gönder bir müfettişi bakalım vatandaş, biz haklı mıyız, haksız mıyız? Bir anla. Bir müfettiş göndereceksin ya. Bu kadar basit. Yani bir milletvekiline böyle mi cevap verilir? Sayın Adalet Bakanı’na, Aile Bakanı’na, İçişleri Bakanı’na soruyorum buradan. Böyle cevaplar mı verilir? Sizin müfettişleriniz yok mu? Bir gönderirsin sorarsın ya. Bu kadar zor mu? İhlali müdür yapıyor, müdüre soruyor. “Böyle bir ihlal var mı?” Müdür de diyor kiİ “Ya efendim öyle bir ihlal olur mu ya? Mümkün mü? Tövbe estağfurullah.” ya bir araştır. Kameraların var, tespitler var, müfettişin var. Allah Allah! Bir araştır da cevap ver. Ondan sonra kadınlar patır patır öldürülsün. Kimin umurunda?
Bakın yine Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a bir soru önergesi vermişim. Bir taksi şoförü öldürülmüş, “terörist” denilmiş ardından. Herkesin ilçede bildiği bir taksi şoförü Erciş’te öldürülüyor. Herkes de biliyor ki bu kişi taksici yani. “Terörist” diye öldürülüyor ve ardından bununla ilgili soru soruyoruz. Yine Adalet Bakanı Yılmaz Tunç bize mevzuat yazıp gönderiyor. Son derece ciddi bir durum. Yaşam hakkıyla ilgili bir durum yine aynı.
Ruken Varol 19 yaşında tamamen ifade özgürlüğü ile ilgili hususlardan dolayı yargılanmış, cezaevine atılmış, defalarca girmiş, çıkmış. Düşünün 19 yaşındaki bir genç kıza bunları yapıyorsunuz. Uyduruktan yargılamalar ve tutuklamalar. Sonunda ne olmuş? Bakın yılları geçmiş. 19 yaşından 26 yaşına kadar cezaevine girmiş çıkmış. Sonra ne olmuş biliyor musunuz arkadaşlar? Uyduruktan bir ceza vermişler! Biz Adalet Bakanlığı’na sorduk. Aradan 7-8 yıl geçtikten sonra “Pardon” demişler. Yargıtay cezayı bozmuş ama bir yelcicik çocuk 7 yıl boyunca çekmediği çile kalmamış. En sonunda “pardon” denildi. Ülkedeki adalet sistemi işte böyle! Yargıya güven ondan dolayı dipte. Bakın kaç örnekle açıklayayım ben size? Kaç örnekle? Gencecik insanlarını böyle adaletten umudunu keser bir hale getiren bir devlette yaşıyoruz, bir iktidarda yaşıyoruz arkadaşlar.
Bu da çok vahim. Sizin çocuklarınız yok mu arkadaşlar? Şu hale bakın ya. Bakın 3.5 yaşındaki Adnan Berk Kanıdinç. Çocuk yurtta kötü bir muamele ile ölmüş, şüpheli bir durum var, darp edilmiş diye iddialar var. 3,5 yaşındaki çocuk bakın, durup dururken ölür mü arkadaşlar? Ağzından kan gelmiş durup dururken böyle bir sürü darp görüntüleri var ve çocuk ölmüş. Biz kime sormuşuz? Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a sormuşuz. 5 Ekim 2023’te sormuşuz. Cevap gelmiş, diyor ki; “Halen soruşturma yürüyor.” ya neyin soruşturması yürüyor Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç? 1 yıl geçmiş, bir çocuk çok şüpheli bir şekilde ölmüş. Her şey ortada. Daha neyin devamı? Bunu anlamak mümkün değil. Aile Bakanı’ndan daha bir açıklama yok. İşte Türkiye’nin hali bu arkadaşlar. Biz bunun için bu basın toplantılarını yapıyoruz. O yüzden herkes bunu da iyi bilsin.
Cezaevlerinden birçok mektup alıyoruz. Bülent Parmaksız, Sincan 2 No’lu, F Tipi Cezaevi’nden bize yazmış; “Diş tedavisine gittiğim zaman çok sorun yaşadım. Sabah 09.00’dan akşam 17.00’a kadar ellerimiz kelepçeyle tutuluyor. Ring araçlarına gidiyoruz ki onlar çok kötü. 7-8 saat hareketsiz oturuyoruz. Ayağa kalksam başım tavana değiyor. 1 metre 60 santimlik bir yerdeyiz. Havalandırma yetersiz, korkunç sıcak oluyor. Hastaneye defalarca gitmek gerektiğinde defalarca bu zulmü yaşıyorsun. İnsanı çok zorluyor, yoruyor, acı çektiriyor. Tutuklular için bir bekleme odası yapılmadı ya da bekleme odası olan bir hastaneye diş tedavisi için sevkimiz yapılsın, insan onuru rencide edilmesin.” diyor.
Abdullah İnal Erzurum H Tipi Yüksek Güvenlikli’den yazmış. “Mardin’den Erzurum’a sürgün edildim. Koğuşlar altı kişilik ama tecrit var. Kimine bir, kimine iki yerleştiriyorlar. Ayakta sayım dayatıyorlar. Duvar dibinde tek sıra halinde yürüyün uyarılarıyla karşılaşmaktayız. Her konuda bize ayrımcılık yapılıyor. Kriterleriniz uymuyor deniyor. Tek başına bir odaya var. Aile görüşüne, telefon görüşüne çıkarmıyorlar. Bütün bunlardan dolayı Muhittin Dinler ile birlikte 6 Eylül’en beri açlık grevindeyiz. Mardin Barosu da bizi duysun.” diyor.
Ahmet Arslan, İzmir 1 No’lu T Tipi Hapishanesi’nden bize yazmış; “Kuyunun ağzını da taşla kapayan en geniş anlamda muhalefete ne demeli demiş! Kuyu tipi hapishanelerde kaçıncı kez açlık grevi yapıldı. Kimi vekiller hapishaneleri ziyaret edip koşullarla ilgili birkaç cümleyle açıklama yapıyor. O da basınımızın çok azında incecik bir sütunla haber oluyor.” diyor.
Tekirdağ Kapalı Cezaevi’nden Hacer Balaban bize yazmış; “Oğlum anneme “anne”.” diyor, beni unutuyor. Yanıma aldığımda yeniden bana alışıyor. “Seni çok seviyorum ama üzülme ben gideceğim.” diyor. Aradığımda “Anne ne olur gel.” diye bağırıyor. Burada olmamı anlamıyor, kabullenemiyor. Burada poşetlerden yaptığım uçurtma havalandırmada uçuşurken “Bu uçurtmayla seni uçurayım mı buradan?” diyor.”” düşünün, bir anne ve çocuğunun Türkiye cezaevlerinde yaşadığı anlar bunlar. “Uçurtmayı Vurmasınlar” filmlerinin yenileri yapılır bu şikayetlerle arkadaşlar, bu acı hikayelerle.
Ahmet Güven, Kocaeli 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış. Kendisiyle de gidip görüştüm. “Devletin bir kurumuna dilekçe yazacaksak bu cezaevi kanalıyla olmuyor. Ancak ücretli mektup göndermek ile oluyor.” Düşünün, devlete bir dilekçe göndereceksiniz, o bile paralı. Yani normalde dilekçe ücretsizdir değil mi arkadaşlar? Ama mahpus olursanız onu da parayla yapmak durumundasınız. “Bu kabul edilemez çünkü vatandaşın devlete başvurusu ücretli olmamalıdır. Nerede görülmüş bu? Hasta çocuklara kan vereyim diyorum, senin kanın kabul olmaz.” diyorlar. Bakın böyle bir cevap vermişler. “Ya cezaevindeyim çocuklara faydam olsun, hastalığı olan çocuklara kan vereyim demiş mahpus. “Yok efendim senin kanını almayız.” Allah Allah ya adamı iddia ettiğin suçundan dolayı hapse atmışsın. Kanını da mı mahkum ediyorsun? Anlamak mümkün değil. Böyle işler oluyor. Biz Adalet Bakanlığı’na sorduk. Mevzuatta buna yönelik bir engel yok. “Mahpus kan veremez.” diye. “Bu haksızlık bitsin. Çocukların yaşam hakkı çiğnenmesin.” diyor.
Emrah Doğan Bolu, F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış; “Mehmet Bıldırcın’ın, Mustafa Bıldırcın’a yazdığı faks Bolu F Tipi idaresi kararıyla Alişan Taburoğlu’nun, Barış Yarkadaş’a ve Ayça Söylemez’e yazdığı faksları gönderilmedi. Fakslar kişileri hedef gösteriyormuş. Oysa biz ihlalleri bildirmiştik. Haberleşme kısıtlaması bunlar işte. diyor.
Eehan Çaha, Elazığ 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevinden bize yazmış; “Binali Yıldırım’a Ilgaz Tüneli’nde silahlı saldırı olayıyla ilgili şikayeti olup olmadığını sorun. Marmaris’teki otele gelen 3 Skorsky tipi helikopteri ile ilgili mahkeme ne yapmış bir sorun. Öldürülen polisin otopsi raporu neden 3-4 kez değişti? Sorun.” demiş. Bir soralım Binali Yıldırım ne diyecek bakalım.”
























Yorumlar