24 Ekim 2024

Gergerlioğlu: “Öncelikle basin toplantıma dün TUSAŞ’a yönelik saldırıyı lanetleyerek başlıyorum. Sivil siyaset alanında demokratik çalışmalar yapmaya çalışan bizler için kabul edilemez bir saldırı ve Kürt meselesinin çözümü noktasında adımlar atılırken milletvekili arkadaşımız Sayın Ömer Öcalan İmralı ziyareti gerçekleştirirken bu tür hadiselerin olması da son derece manidar ve üzücü.

Meselenin silahla halledilemeyeceği apaçık ortadayken halen bu tür saldırıların olması da kabul edilemez. Bunu da net bir şekilde söylemiş olalım. Ülkenin, insanlarımızın, topraklarımızın, bölgenin barıştan başka bir çaresi yoktur.

Sıkıntılar olabilir, çatışmalar, çıkmaz yollar olabilir. Fakat bunları bir şekilde siyaset içinde konuşarak, birlikte tartışarak, çözümler bulmaya çalışarak aşacağız. Başka bir çaremiz yok değerli arkadaşlar.

Milyonlarca insan ile birlikte yaşıyoruz. Birlikte çözüm bulacağız. Bunun için hepimiz gayret etmek zorundayız. Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyorum ve yakınlarına başsağlığı diliyorum. Yaralılara da acil şifalar diliyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye büyük bir yeni doğan çetesiyle sarsıldı. İnanılmaz olaylar olmuş. Yeni doğan yoğun bakım ünitelerinde bebeklerin ölümüne karar verilmiş boş yere bebekler yeni doğan ünitelerinde bekletilmiş, bu yüzden hastalık kapmış ve bunun sonucunda çok büyük vahim hadiseler olmuş.

Biz performans sistemini hep eleştirdik, kabul etmedik ve hani böyle “at gibi koşturarak” bir sağlık hizmeti yapılamayacağının altını çizdik. Çoğunluğa, sayıya değil kaliteye bakılması gerektiğinin altını hep çizdik. İşte bu vesileyle de Sağlık Bakanlığı’na birçok soru önergesi sorduk ve cevaplar bekledik. Fakat Sağlık Bakanlığı büyük bir ciddiyetsizlik gösterdi. Bir kısmına cevap vermedi. İşte onlardan birisine cevap verseydi onlarca bebek ölmemiş olabilirdi, yüzlerce bebek ölmemiş olabilirdi. Neydi bu?

2 sene önce, bakın 28 Aralık 2022’de Sağlık Bakanlığı’na yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdim arkadaşlar. Bağcılar, Medilife Hastanesi’nde bir doğum gerçekleşiyor. Doğumda da kadın doğum uzmanının hataları var ve bebeğin kolunda bir sakatlık oluyor ve bunu gidermek için baba çeşitli doktorlara gidiyor. MR ve EMG çektireceksin deniliyor. Yine bu hastaneye geliyor.

Bağcılar, Medilife Hastanesi çocuklara MR ve EMG çekimlerinde ehliyeti olmadığı halde bu çekimleri yapıyor. Raporlar oldukça kötü çıkıyor ve bu EMG’yi çeken doktor 2 yıl sonra şimdilerde tutuklanmış durumda. Bakıyoruz ki o sırada bu yanlış ve ehliyetsiz çekimler nedeniyle baba mağdur ediliyor, bize başvuruyor. Biz de Sağlık Bakanlığı’na bu durumu soruyoruz. Bu hastanede niye ehliyeti olmadığı halde çocuklara EMG çekiliyor, MR çekiliyor ve yanlış sonuçlar veriliyor. Baba tekrar gidip başka hastanelerde çekimler yaptırmak zorunda kalıyor. Niye hasta mağdur ediliyor diye sormuşuz. Bize cevap vermemişler. Bakın biz sormuşuz arkadaşlar.

2 yıl sonra, “Bakın bu hastanede yanlış işler oluyormuş, kapatalım bu hastaneyi.” demişler. Kardeşim ben iki yıl önce sormuşum bunu. O zaman neredeydiniz?” diye size sorarlar. İşte ciddiyetsizlik bu. İşte örtbasın belgesi bu arkadaşlar. İki yıl önce ben bunu sormuşum. Örtbas etmeye çalışmışlar. Örtbas ettikçe onlarca bebek ölmüş ve en sonunda da iş ortaya çıkmış. Hastane kapatılmış ama iş işten geçmiş. Babayla da konuştuk. “Eğer ki zamanında bebeğimiz konusunda bir hassasiyet gösterseydi Sağlık Bakanlığı bunlar olmazdı.” diyor. O yüzden biz o günler İstanbul İl Sağlık Müdürü olan, şimdi Sağlık Bakanı olan Sayın Kemal Memişoğlu’nun istifa etmesi gerektiğini söylüyoruz. Sayın Fahrettin Koca’nın da şu cevap vermediği soru önergeleri nedeniyle de hesap vermesi gerektiğini söylüyoruz. Bakın büyük bir ciddiyetsizlik var ortada ve canlar gitmiş.

Yeni Asya Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Kazım Güleçyüz bir taziye mesajı yayınlamış. “Vay sen mi taziye mesajı yayınladın!” denilerek, “terör örgütü propagandası” denilerek tutuklandı. Taziye mesajı yayınlanan kişiyi sevmeyebilirsiniz ayrı bir konudur. Ama devlet olarak “Benim istediğime taziye mesajı yayınlayacaksınız, istemediğime yayınlamayacaksınız, canınıza okurum, bak benim sevmediğime taziye mesajı, rahmet dileme yaparsanız, sizi tutuklar, zindanın dibine atarım.” bunlar nedir arkadaşlar ya? Birisi dünya hayatından gittikten sonra ardından son sözlerini söyleyebilir. Ne var bunda dinen? Peygamber Efendimiz Müslüman bile olmayan kişilerin cenazeleri geçerken ayağa kalkar, saygı duyarmış. “Ya niye saygı duyuyorsun? Bu kişiler Müslüman bile değil.” denildiğinde “Onlar artık bu dünyadan ellerini eteklerini çekmişler. Öte dünyada Allah’a hesap verecek kişilerdir. O yüzden saygı duymak gerekir. Ölünün kimliği sorulmaz.” derdi. Dini anlayış budur ama işte devlet dini böyle hakimiyeti altına alıp istediği şekilde yorumlamaya başlarsa sevmediği adam için rahmet okutulduğu zaman insanların canına okursa işte durum böyle olur, Devletin dini haline gelir İslam dini ve böylece ifsad edilmiş olur! Başka bir şey değil yani. Böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar?

Allah’ın dini, Allah’ın koyduğu esaslar çerçevesindedir. Sen kalkıp bir iktidar olarak, bir devlet olarak; “Kendi kafama göre o dine yeni şekiller vereceğim, kendi kafama göre rahmet dilemek suçtur.” derse böyle bir şey olmaz. Bu kabul edilecek bir hadise değildir. Yeni Asya Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Kazım Güleçyüz bir gazetecidir. Gazetecilik suç değildir. Gazeteci görüşlerini beyan etmiştir. Herhangi bir örgüt propagandası yapmamıştır. Bir tweetinden kalkıp böyle bir propaganda çıkarmak olacak bir iş değildir. Tüm dünyaya söylüyoruz; işte Türkiye’de medya özgürlüğünün durumu bu. Bir kişiye rahmet okuduğunuz zaman bile hakkınızda en ağır muameleler yapılabiliyor. Ülkeyi dünyaya rezil ettiler. Başka bir şey değil. Mahcup ettiler. Bunlar olacak işler değil. Dünyada görülmemiş hadiseler kabul edilecek şeyler değil arkadaşlar.

Çok acı hadiseler yaşatıyor bu iktidar. Bakın şu fotoğrafta gördüğünüz kişi 88 yaşında bir mahpustu. Bu kişi çok ağır bir mahpustu. Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi Adli Tıp bölümü bile bu hasta ve yaşlı kocamış insan için infaz erteleme kararı verdi. Daha sonra İstanbul Adli Tıp Kurumu’na götürdüler. İstanbul Adli Tıp Kurumu siyasi bir kararla kişiyi muayene bile etmeden ayaktan suratına bakarak “Hayır cezaevinde kalır.” raporu verdi. Kişi cezaevinde altına kaçıran, tir tir titreyen, tuvalete oturamayan, bir sandalyenin ortası delinmek suretiyle tuvaletini ancak tuvalette oturarak yapan bir kişi yani, düşünün böyle bir dede. Kocamış, ölmek üzere olan, ölüm döşeğindeki bir dede. Hala onu bırakmadılar ve Adem Cirit dün akşam hapishanede hayatını kaybetti. Bu da AK Parti, MHP, Adalet Bakanlığı’nın unutamayacağı kara bir olaydır. Neden? Çünkü infaz erteleme alması gerekirken çok zor, hasta, yaşlı altına kaçırırken hala bu insanı hapiste tutmak demek inanılmaz bir zulümdür. Vahşi bir eylemdir. Başka bir şey değildir.

Bu adamcağız bu kadar kötü bir durumda yanındaki mahpusların onun altını temizlediği bir durumda çok kötü şartlarda 88 yaşında hayatını kaybetti. Bunlar dayatmalarla siyasi kararlar alması talimatı verilen adli tıp kurumlarının işleriyle oluyor. Başka bir şey değil arkadaşlar. Adamcağız zamanında bir bankaya para yatırmış, çocuğunu bir okula göndermiş, şu bu gibi suçlardan, “Vay sen Fetöcüsün, teröristsin” denilerek içeri atılmış gariban, Isparta’nın Yalvaç ilçesinden bir esnaf ve son durumu da bu. Dün gece hayatını kaybetti, öldü ve Bu bakanlığın AK Parti’nin MHP’nin elinden öyle kurtuldu arkadaşlar. Ölerek kurtuldu başka bir şey değil. Yoksa bu zalimlerin elinden kurtulması mümkün değildi. Allah ıslah etsin, bildiği gibi yapsın diyoruz çünkü bunlar zulümdür, kabul edilecek hadiseler değildir. Biz bu kişi hakkında soru önergileri vermiştik, bize cevaplar verilmemişti. Hasta, yaşlı bir kişi göz göre göre adeta öldürüldü.

Adem Cirit dede bana iki mektup yazmıştı, çok zor durumda olduğunu anlatmıştı. Süleyman Demirel Üniversitesi Adli Tıp Kurumu bu kişiye infaz erteleme verdiği halde İstanbul Adli Tıp niye vermiyor kardeşim? Böyle bir şey olabilir mi yani? Ben de hekimim. Hipokrat yemini ettik. Niye hekimliğinizi siyasi çıkarlar uğruna ayaklar altına alıyorsunuz? İstanbul Adli Tıp Kurumu’na da bunu soruyorum. Yazıklar olsun ya.

Bakın cezaevinde maalesef bir başka ölüm hadisesi ile karşı karşıyayız. Mizgin Acar kendisi hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildikten sonra maalesef intihar etti iddiası denilerek hayatını kaybetti. Cezaevlerinde bir intihar iddiası olayı daha oldu. Adil olmayan yargılamalar kötü cezaevi koşulları gencecik insanların intiharıyla sonuçlanıyor. Türkiye bu noktada adeta dünya birincisi oldu.

Gencecik insanların intihar ettiği, sıradan insanların çabuk hastalanıp öldüğü yerler haline geldi. Türkiye cezaevleri. 498 anne babanın birlikte bulunduğu yerler Türkiye cezaevleri. 706 0-6 yaş arası bebek ve çocuğun olduğu yerler Türkiye cezaevleri ve büyük dramların yaşandığı yerler. Bunlar anlık sayılar. Düşünün, Ohal döneminde son 8 yılda binlerce çift, on binlerce çocuk Türkiye cezaevlerinde büyük dramlar yaşadılar.

Cezaevlerinin durumu çok kötü. Bize şikayetler geliyor. Yozgat, Boğazlayan cezaevinde ne oluyor biliyor musunuz arkadaşlar? İnsanlar nasıl intihar etmesin? Bakın 27 kişinin olduğu bir koğuş var ve 9 kişi yerde yatıyor. Düşünün cezaevlerinin hali bu. Bu kişiler de adil olmayan yargılamalarla yatmış. Mesela onlardan birisi eski bir askeri öğrenci. İşini yaparken darbeci diye tutuklanıp içeri atılmış ve cezaevinde de çekmediği hal yok. Koğuş, iç içe bir tuvalet ve duş yeri. Son bir ay içinde Diyarbakır’dan gelen bir müdürün marifeti olduğu söyleniyor. Personelde artık kaşıntılar başlamış, uyuz olacak insanlar.

Düşünün 9 kişinin yerde yattığı, insanların üst üste yattığı cezaevi gerçekleri var Türkiye’de. Adalet Bakanlığı bu gerçeklere hiçbir şey diyemiyor, bir çözüm de bulamıyor.

Selma Emeç bize yazmış, Hanife Emeç’in eşiyim demiş, raporu da burada. 20 ay cezaevinde kaldı, daha sonra tahliye edilmişti. Sonra tekrar cezası onaylandı ve içeri girdi diyor. MS hastası ve %40 engelli bir birey diyor kendisi. Burada raporu var, gördüğünüz gibi önemli ağır ilaçlar kullanıyor. MS hastalığı çok ağır bir hastalık. Buna rağmen durumu kötüleşiyor ve halen cezaevinde. Su almaya gitmeye bile mecali olmayan, yardıma ihtiyacı olan bir kişi cezaevinde kalmasının imkanı yok diyor. “Eşimin raporu çıktı. Heyet oldukça ağır sinirsel felç ve benzeri sıkıntıları olan bu kişi R tipi cezaevinde kalabilir.” demiş. “Fakat Eşimin bir ilacı kullanmadığı yazıyor ama ikinci resimde o ilaca ait bilgiler var. R tipi cezaevi sadece üç yerde var. Biri Elazığ, biri Menemen, diğeri Metris. Biz Hatay’da yaşıyoruz. Eşim oraya gitmiş olsa bizler onu nasıl görmeye gideceğiz.” diyor. Bu hasta mahpusla ilgili eğer ki verilmesi gerekiyorsa bir rapor verilmesi gerektiği apaçık ortada. Raporları burada ağır bir hasta, önemli bir hastalığı var ve halen cezaevinde değerli arkadaşlar Türkiye cezaevinde binlerce hasta mahpus var. Bir kısmı da ağır hasta mahpus ve işte gördüğünüz gibi Adem Cirit dede de olduğu gibi veyahut da Mizgin Acar’da olduğu gibi teker teker hayatlarını kaybediyorlar. Türkiye cezaevlerinin ağır gerçeği bu Mehmet Hanifi Emeç ne zaman ne olur nerede tükenir bilemiyoruz ama durumların iyi olmadığını, hasta mahpusların büyük sıkıntılar çektiğini size buradan söylemiş olalım değerli arkadaşlar. 17:10

Halil Ödemiş M Tipi Infaz Kurumu’nda 30 Mayıs 2023 yılında vefat etmiş ve mahpus yakınları durumdan tatminkar değil, “Kalp yetmezliği ve diyalize gidiyordu. Göğüs kafesinde kırıklar yaşanmış, göğüs kafesi kırılmaları kanamalara yol açmış yazıyor.” diyor. 46 yaşında vefat etti, 21 yıldır cezaevindeydi. Dosyaya savcılık tarafından takipsizlik verilmiş. Böyle şüpheli bir vaka bunu da takip etmek gerekiyor. Halil Ödemiş gerçek anlamda eceliyle mi vefat etti yoksa bir darp vb. hadise var mıydı? Orası da biraz ortada bırakılmış. Bu konuda çok bir netliğin olmadığı da görünüyor değerli arkadaşlar.

“Mehmet Duran, Irak Bağdat Cezaevi’nde tutuklu. Abim 15 aydan beri Bağdat cezaevinde ve hiçbir şekilde yargılanmamakta Türkiye’ye de teslim edilmemektedir. Olacak bir iş değil.” diyor.

Bafra Açık Cezaevi’nden çok şikayet var. 1,5 ay önce oraya giden bir mahpusun yakınları aktarıyor. Mahpuslar çoğunlukla dışarıda bekletiliyorlarmış. Sabah kahvaltısından sonra öğle yemeğine kadar dışarıda kalıyorlarmış. Akşama kadar tekrar dışarıda kalıyorlarmış. Soğuk havalarda böyle bir insafsızca bekletme varmış. Aslında bu nasıl oluyor anlamak mümkün değil. Normalde koğuşlarına geçmeleri lazım. Bir cezalandırma mı, bir ihmal mi? Bafra Açık Cezaevi’nin de Adalet Bakanlığı’nın da bir açıklama yapması gerekiyor.

KYK yurtlarında bir temizlik sorunu var. Kocaeli Umuttepe’deki yurtlarda ve Süleyman Paşa yurdunda çok önemli şikayetler var. Yemeklerden kötü maddeler ve taş çıkıyor. Bu yüzden dişi kırılan öğrenciler olmuş. Temizlik doğru düzgün yok. 2 kişilik odalar 4-5 kişi olmuş. Öğrenciler bize başvurup duruyor. Gençlik Spor Bakanlığı’nın bu konuda bir açıklama yapması gerekiyor. Kocaeli yurtlarında durum iyi değil. Umuttepe kampüsünde yurtlar hınca hınç dolu ve öğrenciler zor durumda.

“Abim Abdülkadir Bozkurt daha önce Tekirdağ F Tipi Cezaevi’ndeyken ölümle tehdit edilmişti.” diyor ve 2 defa darp edilmiş. Urfa’ya nakil istiyorlar. Burada oldukça sıkıntılar yaşamışlar. Annesi babası mahpusu göremiyormuş ve Urfa’ya nakil istiyor bu aile. Bu konuyu da Adalet Bakanlığı’na buradan iletmiş olalım.

3319 kodlu harita ve kadastro teknikerleri bize başvurmuş. “22 farklı kuruma alınabilecekken iş imkanlarımız ve atama şartlarımız baya kötü.” diyor. “Teknikerler çok mağduruz. Harita ve katastro teknikerleri adil biçimde ve ivedilikle alım bekliyor. Bu olsun.” diyor.

“Eşim Fahrettin Kadir Cem Taşar, Dalaman Açık Cezaevi’nde. Yeni evliyiz, deprem bölgesindeyiz. Kendisi firar suçundan olduğu için izine de çıkamıyor. 31 Temmuz yasası hüküm sonrası onaylandığı için mağduriyet yaşadık. Geç onaylanan dosyanın suçlusu biz değiliz. Erken onaylananlar bu yasadan faydalandı. Geç onaylananlar niye faydalanmıyor?” diyor. Böyle çok önemli bir kesim var. 31 Temmuz mağdurları. 31 Temmuz öncesi hükmü onananlardan pek bir farkları yok ama 31 Temmuz sonrası hüküm onandığı için 31 Temmuz öncesi tanınan haklardan yararlanamıyorlar. Bu da kabul edilecek bir durum değil. Bu konuya da bir çözüm getirilmesi lazım. Buradan meclise bu konuyu da hatırlatmış oluyoruz.

Hamiyet İçelli bize başvurmuş, Halil Şık isimli bir kişi Ödemiş, M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tedavi amacıyla misafir hükümlü olarak İzmir Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi’ne sevk edilmiş ve tedavi sırasında öldüğü belirtilmiş. Burada bir şüpheli ölüm olduğunu söylüyor Hamiyet Hanım. Evet bir otopsi işlemi yapılmış fakat takipsizlik verilmiş savcı tarafından. Kişinin ölümünün kendisinde mevcut kronik hastalıkları, kalp damar hastalığı, kronik kalp yetmezliği, son dönem böbrek yetmezliği sonucu meydana gelmiş olduğuna ilişkin raporu mütalaa edildi.” diyor. Evet bunları diyor ama normal bir ölüm, hastaydı zaten diyor. Yeniden canlandırma işlemi sırasında kaburga kırıkları oldu diyor. Kişinin travmatik tesirle öldüğünün tıbbi delilleri yok diyor. Kişinin zehirlenerek öldüğünün tıbbi delilleri yok diyor. Böyle sadece bir takipsizlik kararı vermiş fakat bu konunun ayrıntılı bir şekilde araştırılması gerektiği de ortada. Mahpus yakınları büyük şüpheler içinde. Bu konuda gereken tetkik yapıldı mı? Bu konuda çok yeterli bir bilgi yok. Bunu da görüyoruz. Adli tıptan da alınan raporlar var. Onlara da baktığımız zaman bir şekilde olayın üzerinin kapatılmış olduğunu zehirlenme veya travma ile ölümüne dair bir sonuç bulunmadığı denilmiş aileye.

Çeşitli bakanlıklardan bize cevaplar geliyor. Bunları biraz eleştirmek istiyorum. Mesela Zuhra Shakirjanova Ankara Akyurt Geri Gönderme Merkezi’nde tutulmuş. Kendisi İstanbul Sağlık Bilimleri Üniversitesi son sınıf öğrencisi. Kaçak durumda da değil. Dolandırıcılığa maruz kalmış ve mağdur durumda. Geri gönderme merkezlerinde çok kötü durumda. En azından eğitim gören yabancı öğrenciler deport edilmesin diye bize bir başvuru geliyor. Biz de bunu bakanlığa soruyoruz. Bakanlığın bize cevabı mevzuat yazmayla oluyor. Bakın doğru dürzgün bir cevap vermiyorlar. Göç İdaresi Başkanlığı böyle cevap olur mu arkadaşlar? Yani kişiyle ilgili hiçbir cevap yok. Mevzuat yazıp bize göndermişler. Bunu kabul etmiyoruz. O mevzuatları biz de biliyoruz. Biz kişiyle ilgili bir milletvekili olarak soru soruyoruz. Sayın Bakan Ali Yerlikaya böyle cevaplar yollamayın lütfen. Adalet Bakanı’na yollamışız. O da “Bahsi geçen hususlarla ilgili olarak bakanlığımızda bilgi ve belge yok.” denilmiş fakat bu nasıl olmaz? Çünkü buna itiraz da edilmiş. Bilgi belgede olması gerekiyor. Kişi geri gönderme merkezindeyken itiraz da edilmiş. Mutlaka mahkemelere yansımıştır. Adalet Bakanı’nın cevabı da böyle.

Talip Alan ile ilgili bir şikayet gelmişti bize. Hatay Yayladağı Cezaevi’nde deprem sonrası çıkan bir isyanda öldürülmüştü. Onun durumu ile ilgili sorduk. Bize gelen cevap da yine böyle “İşte bakanlığımızın falanca internet sitesine bakın orada bulursunuz.” ya biz bir insanın vurularak öldürülmesinden bahsediyoruz. Yakınları diyor ki; “Önemli ihlaller var. Bu konuyla ilgili bize ayrıntılı bilgi verin.” Bize, falanca internet sitesinin linki veriliyor. Bu da ayıp bir şeydir Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç. Siz mi yapıyorsunuz? Sizin adınıza birtakım bürokratlar mı bunu yapıyor? Biz konuyla ilgili bilgi almak isterken bize link gönderiyorsunuz. Doğru düzgün bir cevap gönderin. Bu da kabul edilecek bir cevap değil. İnsana saygı duymanız gerekiyor. Bunlar kabul edilecek şeyler değil.

Bakın Ahmet Bakır Sakarya’da bu kişiye gözaltında oldukça ağır bir darp hadisesi ile ilgili bize bir başvuru yapılmış. Bayağı darp edildiği, yakalama tutanağı ve savcının gözaltı saatinin çok daha ileride gösterildiği ve bu belirsiz sürede bu kişiye eziyet edildiğine yönelik bir başvuruyu biz İnsan Hakları Komisyonu başkanlığına sunduk. Onlar da İçişleri Bakanlığı’na sormuş. Her zaman olduğu gibi “Doktor raporlarında hiçbir şey yoktur.” gibi cevaplar verilmiş. Bu doktor raporlarının nasıl alındığını da biliyoruz. Gözaltındaki kişi muayene edilirken başında polis beklerse doktor normal raporu veriyor arkadaşlar. Böyle iş olmaz. Neler neler olmuş, kişinin başına neler neler gelmiş, sanki hiçbir şey olmamış gibi bize cevaplar gönderen bir İçişleri Bakanlığı var.

Abdurrahman Taşçı, oldukça ağır bir ruh hastası, şizofren olduğu yönünde yakınlarının bildirimleri var, raporları var ve bu kişi halen bu ağır psikiyatrik hastalığıyla Manisa Akhisar T Tipi Cezaevi’nde. Hafızasını yitirmiş, tek kişilik bir koğuşta ve oldukça kötü bir halde bu kişiye de bir çözüm bulunamıyor. İnfaz erteleme başvurusunun tekrar yapılması lazım. Verilmedi denilmemeli. Tekrar infaz erteleme başvurusu yapılmalı.

Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü’nün işe iade kararı alan bir kişiyle ilgili cevabı Maliye Bakanlığı bize göndermiş. Kişi Ziraat Bankası’ndan ihraç edilmiş, dava açmış, kazanmış. İşe başlatılması lazım. Ziraat Bankası başlatmamış. Biz soruyoruz bunu. Bize cevap diyor ki; “Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararı.” bu bahsettiği karar kişinin aslında iade edildiğiyle ilgili karar ve iş kanunu kapsamında tüm yükümlülükler yerine getirilmiştir.” Hiçbir şey yerine getirmemişsin kardeşim. Hangi hükmü? Mahkeme kişiyi işe iade etmiş, işe başlatmamışsın. Böyle bir şey olabilir mi? Bize de cevap diye gönderiyor Maliye Bakanı Mehmet Şimşek. Bakın kişinin adı İbrahim Halil Sönmez. Ziraat Bankası’nın ihraç ettiği bir kişiyle ilgili yaptığı işlemler, bize verilen cevaplar da böyle üzücü boyutta mevzuatı uygulamıyorlar. Böyle üstü örtülü bir cevap vermiş. Onu biraz açsa bizim haklı olduğumuz ortaya çıkacak aslında.

Halit Aydın, Dumlu 2 No’lu Yüksek Hüvenlikli Cezaevi ile ilgili çok ağır ihlal iddialarını bize iletmiş. Biz de Adalet Bakanı’na sormuşuz. Neler neler anlatılmış bize. Fakat bakanlığın cevabında; “Hiçbir şey yoktur, Dumlu Cezaevi’nde her şey dört dörtlüktür.” gibi cevaplar gelmiş. Kime inanacaksın, nasıl inanacaksın? Binlerce, on binlerce, yüz binlerce mahpusun sadece bana değil her tarafa yaptığı bir sürü hak ihlali şikayeti var. Adalet Bakanlığ’ına soruyorsun, her şey dört dörtlük, güllük, gülistanlık, ooo süper. İnsanın o cezaevlerine gidip kalası geliyor arkadaşlar ya. Öyle cevaplar geliyor ki bakın bize verilen cevaplara bakıyorsunuz ya mahpustan dinlediğim nedir? Bakanlıktan dinlediğim nedir diye bakıp şaşırıyorsunuz. Olacak işler değil. Ciddiyete davet ediyoruz. Bize verilen tüm cevapları da dikkatle okuyoruz. Tüm bakanlara da bunu söylüyoruz.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Vedat Işıkhan. Bunlar nasıl cevaplar ya! Bakın size sormuşuz; KHK ile ihraç edilen kişilerin emeklilik hakkıyla ilgili durumları sormuşuz. Bize mevzuatı yazıp göndermişler. “Ya şunun bunun yapılması gerekiyor, bir yasa değişikliği yapılması gerekiyor.” bile denilmemiş. “Şu anki yasayla böyle bir durum mümkün değildir.” diyor fakat herhalde bir duyarlı olmanız gerekiyor. Bu işin uzmanı olan kişilersiniz. Kişi düşünün 25 yıl çalışmış, onun kısa bir süresi SGK’da çalışmış bir memur. “Vay sen 3-5 ay SGK’da çalıştın, sana 25 yıllık emeğinin karşılığı olan emekli maaşını vermeyeceğiz.” deniliyor. Yani nerede burada hak? Arkadaşlar size sorarım yani. Burada Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın bir çözüm bulması gerekmiyor mu? “Burada şöyle şöyle bir yasa çıkması gerekir.” diye bir cevap vermesi gerekmiyor mu arkadaşlar? Bunun için bakanlıkta bir çalışma yapması gerekmiyor mu?

Yusuf Kenan Dinçer defalarca bize Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazar, onlarca yüzlerce ihlal yazmıştır ve fakat Adalet Bakanlığı’nın bize gelen cevabında; “Tüm işler mevzuat hükümlerine uygun yürüyor, aksi yöndeki iddialar gerçeği yansıtmıyor, işler dört dörtlük.” diye cevaplar geliyor. Binlerce, on binlerce, yüz binlerce mahpus yalan mı atıyor kardeşim? Doğru düzgün bir cevap verin. Nasıl cevaplar bunlar? Bir milletvekiline cevap veriyorsun. Milletvekiline verdiğin cevap millete verdiğin cevaptır. O yüzden partisine kimliğine bakmadan milleti önemsemediğini net bir şekilde söylemek durumundayız.

Gebze’de yüzlerce gündür grevde olan Mersen işçileriyle ilgili bir soru önergesini Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’na sormuşuz. Bize yine mevzuat yazmış, “Konuyu inceliyoruz.” demiş. Ya sen konuyu inceliyorsun da işçiler yüzlerce gündür soğuk altında, çadırda bekleşiyorlar, hakları çiğneniyor, sendikal hakları verilmiyor. Haklılar ve biz sana soruyoruz cevaben “Gereken incelemeler yapılmaktadır. Gerekli denetim faaliyetleri gerçekleştirmek üzere işverenlik teftiş programına alınmıştır.” Bire bir buna cevap versene. “Mersen ile ilgili şu işlemi yaptım.” Veyahut yapmadım de. Bu da yok! Genel genel cevaplar.

Samsun Kavak S Tipi Cezaevi’nden yüzlerce şikayet almıştık, işte onlardan birisinin yine cevabı gelmiş. “Samsun Kabak S Tipi Kapalı Cezaevi’nde tüm işlemlerin mevzuat hükümlerine uygun olarak gerçekleştirildiği, aksi yöndeki iddiaların gerçeği yansıtmadığı.” denilmiş. Ya böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar? Bakın insan hakları kuruluşları gitti, bir sürü raporlar düzenlendi, kıyametler koptu bu Samsun Kavak Cezaevi’nde. Biz soruyoruz, gelen cevap bu ihlalleri yapan idarenin imzasıyla geliyor, bakanlıkta altına imza atıyor, bunu bize gönderiyor. Ya senin müfettişin yok mu Sayın Yılmaz Tunç? Sayın Vedat Işıkhan, Sayın Ali Yerlikaya, ihlali yapan idarelerden aldığınız cevabı bize göndererek soru önergesine cevap verdiğinizi mi sanıyorsunuz? Olacak işler mi bunlar? Hiç mi sizin müfettişiniz yok? Gitsin bir araştırsın Allah aşkına.

Diyarbakır Cezaevi’nde çift kelepçe uygulaması yapıldığı söyleniyor ve bununla ilgili biz soru soruyoruz. Bakıyorsunuz bize gelen cevap da “Lelepçe uygulamak gerekiyor.” diye. Biz zaten sana kelepçeyi sormuyoruz ki “Niye çift kelepçe var, ağız içi arama var?” bunları soruyoruz. Bize gelen cevap böyle. Duygusuz, ruhsuz “Kelepçe takmak gereklidir.” cevabı geliyor arkadaşlar!”

Yorumlar