6 Aralık 2024
Gergerlioğlu: “Gündemimizde birçok konumuz var ama tüm kamuoyunun isyan ettiği vicdanların sızladığı bir konu apaçık gerçekleri söyledikleri için tutuklanan 9 kişi!
Filistin’deki soykırıma karşı çıkan bunu gündem etmek isteyen ve bu konudaki iki yüzlülüğü sergileyen 9 kişi tutuklandı. Ne söylediler? Yalan mı söylediler? Hayır! Hakaret mi ettiler? Hayır! Doğruları söyledikleri için tutuklandılar.
Bakın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın TRT World’deki toplantısı sırasında neler dediler? “Neden Azerbaycan petrolü gidiyor? Vicdan gemisine neden izin verilmiyor? Siyonistler faaliyetlerinizi denizlerimizde ve limanlarımızla sürdürüyor.” şeklinde slogan atmışlar. Yalan mı? Doğru. Siyonist Zim firmasının gemisi Kocaeli, Derince, İstanbul, Ambarlı limanlarında dolaşıp duruyor, ticaret yapıp duruyor.
Azerbaycan petrolü Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı ile Ceyhan’a iniyor. Oradan İsrail’e naklediliyor. Yalan mı? Doğru! Peki o zaman neden tutuklama kararı verdiniz? Hakarette bulamadılar. Bu ifadelerde hakaret de yok. Mahkemede de zaten “Hakaret bulamadım.” Toplantı gösteri yürüyüşlerine muhalefetten! Bir vatandaş görüşünü beyan edemeyecek mi? Bu nasıl otoriter bir yönetimdir? Akıl alacak gibi değil. Biz dün genel kurulda da söyledik. Bu vatandaşların söyledikleri sözün yarıda kalmasını istemiyoruz, sözlerini tamamlıyoruz, sözlerin de haklılar. Ben de zaten bunu genel kurulda gündeme getirdim. İsrail’le ticaret uzun bir süre devam etti. Daha sonra “Ya özel şirketler yapıyor, resmi olarak yapmıyoruz.” denildi. Daha sonra da “Resmi ticaret yasaklandı.” denildi. Demek ki resmi ticaret de vardı, özel ticaret de vardı ve ardından ticaretin yine devam etmekte olduğunu gördük.
Petrol sevkiyatının Türkiye üzerinden yapıldığını da gördük. Bunlar ayan beyan ortada, hiç utanmadan, sıkılmadan kral çıplak, güneş balçıkla sıvanamaz diyen gençleri tutukladılar. Bu gençler doğru bir iş yaptı, hakkı, hakikati haykırdı ve bu yüzden tutuklandılar. Bunu kamuoyu, vicdanı kabul etmiyor. İsrail’in yaptığı bir soykırım var. Filistin’de kadın, çoluk, çocuk, yaşlı, bebek demeden katleden korkunç bir ülke var ve bu ülkenin yaptığı vahşetlerin yakıtı Türkiye üzerinden gidiyor. Ticaret devam ediyor ve Ceyhan’dan İsrail’e giden gemileri de ispatlamış durumdayız. Bakın bunlar da ispatlı durumda. Petrol tankerlere yükleniyor ardından gemilere yükleniyor ve İsrail’e gidiyor.
Bu ticaret ve sevkiyat apaçık ortada. Bu 9 kişi bir an evvel serbest bırakılmalı. Doğru söyleyeni 9 köyden kovsalar da biz 10. köyde olsakta doğruları söylemeye devam edeceğiz. Herkes de bunu bilsin.
İktidar her gün yalan atıyor arkadaşlar! Enflasyon rakamları açıklanıyor. Hiç kimse inanmıyor. Kendileri de inanmıyor ama TÜİK’e onaylattıkları yalan yanlış istatistikler üzerinden enflasyon açıklıyorlar. Neymiş enflasyon? Aylık 2,24 yıllık 47,09 imiş. Hiç de öyle değil. Hiç de öyle hissetmiyoruz. Bakın bu ay eğitimle ilgili büyük masraflar oldu. Gıda ile ilgili çarşı pazara çıktığınızda her şeyin fiyatının arttığını gördünüz. Fiyat artışları bayağı olmuş durumda.
Rakamlara baktığımızda eğitimde ve gıdada oldukça yüksek fiyat artışlarını görüyoruz. %5,1 ile gıda, %92,49 ile eğitim harcamalarında artış varken siz nasıl 47,09 olarak enflasyonu açıklarsınız? Bu olacak bir şey değil. Yoksulun enflasyonu arasında açıklanan resmi enflasyon farkı çok büyük işin doğrusu. ENAG’a göre aylık %4,06 yıllık %86,76 enflasyon var. Herkeste biliyor ki bu enflasyon değerleri doğru. Maliye Bakanlığı ve TÜİK’in uydurduğu rakamların doğru olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz değerli arkadaşlar.
Abdullah Zeydan’ın Van Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapmaması için çırpınıyorlar. Kendisi yasal olarak memnu hakların iadesi hakkını almış durumda. Cezaevinden çıkmış, 3 yıl aradan geçmiş, memnu haklar iade edilmeli. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvuruyor ve kendisi hakkında aday olabilir açıklaması yapılıyor ama Van’daki AK Parti yetkilileri itiraz ediyorlar. Bunun üzerine seçildikten sonra bakın seçildikten sonra Adalet Bakanlığı’nın başvurusu üzerine Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi memnu hakların iade kararını iptal ediyor. Bunun üzerine Yüksek Seçim Kurulu hakkı iade ediyor ve belediye başkanlığına başladı Sayın Abdullah Zeydan.
Ardından Adalet Bakanlığı kanun yararına bozma ile Yargıtay’a götürdü. Yargıtay da bu kararı bozduğunu açıkladı ve inanılmaz bir hukuksuzluk ortaya çıktı. 1 yıla yakındır belediye başkanı olan Sayın Zeydan’ı görevden almak için ne yapacaklarını bilemiyorlar. Bu karar hukuksuz bir karar ve şu anda Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nin önüne geldi. En azından dönemin sonuna kadar Sayın Zeydan’ın belediye başkanlığını yürütmesi gerekiyor çünkü Yüksek Seçim Kurulu kararı da var. Seçimi kazanmış ve hak etmiş bu başkanlığı fakat birtakım ayak oyunlarıyla şimdi yine Yargıtay’dan Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi’ne getirildi. Kayyım da atanamaz. AK Partili bir yetkili de buraya başkan olarak atanamaz.
Sayın Zeydan’ın göreve devam etmesi gerekiyor. Aslında Dem Partili olmanıza gerek yok. Bu ayak oyunlarının herkes farkında. Zorla hakkı gasp etmeye çalıştıklarını herkes biliyor, görüyor. Büyük bir hukuksuzluk olduğu apaçık ortada ve yargı kendi hatasının faturasını da kişiye kesemez. Diyelim ki yargı hata yaptı ama burada kişiye de bunu kesmemesi gerekiyor.
Van Büyükşehir Belediye Başkanlığı eğer AK Parti adayına verilirse bu da kazanmadığı bir seçimi hilebazlıkla kazanma anlamına gelir. Kabul edilecek durumlar değil değerli arkadaşlar.
Yenidoğan çetesiyle ilgili yeni tutuklama kararları veriliyor. Kimisi yurt dışına kaçmış yakalanamamış. Zamanında bu tedbirlerin alınması yurt dışı yasaklarının olması gerekiyordu. Bir sürü insan yurt dışına kaçmış bakın. Salonda tutuklanan üç kişi var ama birçok hemşire başhekim yurt dışına kaçmayı başarmış. Olacak işler değil bunlar. İnsanlar çok rahat bir şekilde ellerini kollarını sallayarak yurt dışına kaçmayı başardı ve bebekler öldü. Aileler acılarıyla kala kaldılar maalesef.
Zafer İşenç bize başvurmuş. Bize birçok kişi başvuruyor. Başvurularla ilgili de burada size bilgi vermek isterim değerli arkadaşlar ve vicdani reddini ilan ediyor. “Ölmek ve öldürmek istemiyorum. Bir kamu kurumunda görev yapabilirim.” diyor Zafer İşenç.
Ayrıca başka bir başvuruda; Orta Öğretim Tıbbi Sekreterlik mezunlarının atama sorunları var. Birçok farklı sektör gibi bu alanda da atanamayan gençler çok fazla miktarda var.
Besra Erol Elazığ T Tipi Kadın Kapalı Cezaevi’nde kalmakta. Oğlu Suruç’taki katliamda hayatını kaybetmiş çok üzücü. Anne Besra Erol’da daha sonra siyasi nedenlerle tutuklanmış 6 yılı aşkın bir süredir cezaevinde ve 28. Kasım 2025’e kadar 1 yıl süreyle cezaevi onun tahliyesini ertelemiş. Şartlı tahliyenin bu denli ertelenmesi de olacak bir iş değil. 6 ay en fazla erteleme hakları var. 1 yıl nasıl ertelemişler onu da anlamak mümkün değil. Zaten bu erteleme de bir zorbalık ve dayatmayla olmuş. “Pişman mısın?” denilmiş. “Neden pişman olayım!” demiş. “Neden farklı koğuşlara gitmedin, taraflı koğuşta neden yatıyorsun?” denilmiş. Aslında Yargıtay kararı var. Taraflı koğuşunda yatsa da şartlı tahliye alabilir. Böyle bir yargıtay kararı da var aslında. Öyle böyle denilerek “İşte sen hala örgüt üyesisin.” denilerek 1 yıl şartlı tahliyesi verilmemiş. Bu da olacak bir iş değil. Yaşlı başta 65-70 yaşlarında hasta ve yaşlı bir kadın birçok ameliyat olmuş ve kitle alınmış, anjiyo olmuş. Bir sürü şikayet olmasına rağmen 1 yıl böyle bir ertelemesi yaşanmış. Tansiyonu var. Tansiyon ilaçlarını kullanıyor. Kolesterolü var. İlaçlar kullanıyor. Telefonda bunlar söylenmiş. Kendisi zor durumda olduğunu telefonda çocuklarına iletmiş. Onlar da bize başvurmuş. Bunu kabul etmiyoruz. Elazığ T Tipi Kadın Cezaevi’nde zorbalıkla Türkiye cezaevlerinde birçok kişiye yapıldığı gibi Besra Erol anneye de şartlı tahliyesi verilmemiş. Bunu da buradan kınıyoruz, kabul etmiyoruz. Bakanlığa başvurarak bu haksızlığının giderilmesi gerektiğini söyleyeceğiz.
Rıdvan Yağızer, Bursa H Tipi Ceza Infaz Kurumu’nda iki çocuğu var. Çocukları babasız büyüyor. 9 senesi cezaevinde geçmiş durumda. Bakın o kadar haksız bir karar ki. Demek ki yargıtay bile bozmuş kararı fakat tutukluluğu devam ediyor. Diğer arkadaşları tahliye olmuş. Onun tutukluluğu devam ediyor. Artık iyice çığırından çıkmış bir durum için aile bize başvurmuş.
Özgür Azat İnci, müebbet hapis cezası almış, psikolojik sorunları olan bir mahpus, 26 yıldır cezaevinde ve Osmaniye’den Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne gönderilmiş birçok psikiyatri ilacı kullanıyormuş. En azından Mersin’e nakli konusunda aile bizden yardım istiyor. Psikolojik sorunları olan çok sıkıntıları olan bir hasta mahpusu yakından takibi için aile nakil konusunda önemli bir istekte bulunuyor.
Sağlıkçılar isyanda sağlık personelinin ek ödemesini düzenleyen yeni bir usül kanunu yayınlandı. “Bu da endişelerimizi gerçekleştirdi ve çok kesintiler uygulanmaya başlandı. İstisna yapılmasızın tüm ödeme kesilmekte bu kesintinin nasıl hesaplandığı bilgisine de bir türlü sağlıklı bir cevap alamadık.” diyor. Bununla ilgili uzun mevzuatı yazmış. Biz de bununla ilgili bakanlığa başvuru yapıyoruz ve bu düzenlemenin sağlık personelinin aleyhine olduğunu ve düzeltilmesi gerektiğini söylüyoruz.
Eczacılar özellikle büyük haksızlığa uğradıklarını söylüyorlar. Eczacılar bu noktada önemli bir şekilde büyük haksızlığa uğradıklarını söyleyerek bize başvuruyorlar ve yapılması gerekenler ile ilgili olarak; “700 puan üzerinden uygulanarak kurum içi çalışma barışı ve uygulamadaki paralelliği sağlayarak dengelerin tekrar oluşması sağlanmalıdır.” diyorlar.
Bir başka başvuruda Fatma Akaltun Fırat; “1967 Dersim doğumluyum.” diyor Alevi bir vatandaşımız ve bundan dolayı bir sürü haksızlığa, itilmeye uğramış. Anestezi teknisyeni Erzurum İspir ilçesine atanmış ardından Dersim Devlet Hastanesi’ne tayin yaptırmış, 5 yıl çalışmış. Daha sonra MİT raporuyla sürgün edilmiş, 6-7 ay çalışmış ve artık hayatından da endişe ettirecek kadar mobbinglere, baskılara uğrayınca istifa etmiş. Daha sonra SSK Okmeydan Hastanesi’ne düşük ücretle sözleşmeli olarak çalışmaya başlamış, düşük ücretlerden dolayı grevler yapmış ve sürgün edilmiş. Ardından birtakım ithamlar “terörist, KESK’te niye çalışıyorsun?” gibi suçlamalardan sonra yine sürgünlere uğramış tekrar iş yerine geri dönmüş mücadele etmiş tekrar sürgünler yaşamış ve Afrin harekatına yönelik basın açıklaması öncesi gözaltına alınmış, ağır tacizlere uğramış çıplak aramaya uğrayıp kötü kirli bir koğuşa atılmış 5 ay cezaevinde kalmış daha sonra tahliye olmuş KHK ile görevinden alınmış ve beratla sonuçlanıp tekrar görevine dönmüş. Çok önemli bir mücadele süreci yürütmüş, hastanede mobbinge uğramaya devam etmiş ve anestezi bölümündeki kural dışılık, yolsuzluklarla ilgili tespitler yapmış ve dilekçeleri dikkate alınmamış, vatandaşın hakkı çiğnenmesin diye gayretler etmiş ve dilekçelerine cevap alamamış. Bir doktorun da ağır bir şekilde hakaretine maruz kalmış, küfür ve hakarete maruz kalmış. Doktor M. Ş. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne özel bir broşürü bahane ederek cerrahi kliniğinde terör estirmiş ve herkese bağırıp çağırmış. Aslında sendikaların haklarıdır. Sendikal haktır bu 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ait broşürler de sendika panolarına asılabilir ama birileri ideolojik amaçla kendi mevkilerini de ön planda tutturarak kamu görevlerine hakaret etmiş.
Bahçeşehir Üniversitesi ile ilgili birçok başvuru aldık. Bahçeşehir Üniversitesi’nin eğitim bedellerine çok fazla zam yaptığı, haksızlıklar yaptığı, usulsüzlükler yaptığı konusunda önemli başvurular alıyoruz. Bu konuda da soru önergesi veriyoruz. Üniversiteler istediği gibi yanlış işler yapabiliyor mu? Haksız hukuksuz işler yapabiliyor mu? Bunu da YÖK’e soruyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı’na soruyoruz. Böyle şeyler olur mu? İstedikleri gibi keyiflerine göre işler yapabilirler mi? Bahçeşehir Üniversitesi ile ilgili önemli iddialar var ve “Üniversite kendisini güçlü görerek birtakım hukuksuz işler yapıyor.” diye iddialar var. Bunlarla ilgili denetimlerin yapılmadığı iddiaları var. Bu kuruluş hakkında sayfalarca iddialar var. Bütün bunları biz bakanlığa soruyoruz ayrıntılı bir şekilde. Kendi konumunu güçlü görerek böyle bir şey yapabilir mi? diye soruyoruz değerli arkadaşlar kabul edilecek bir durum değil bu durum.
Anayasa Mahkemesi KHK’lıların pasaport alması yasağını kaldırdı. İdari tahdit getiren Pasaport Madde 22’nin anayasaya aykırı olduğunu söyledi ama hala KHK’lılar pasaport alamıyor. Bir iktidar var, Anayasa Mahkemesi ile cedelleşiyor. Onun kararlarını çiğniyor arkadaşlar. Kabul edilecek bir durum değil.
Çetin Derin isimli vatandaş ölmek veya öldürmekle ilgili bir fiile girmek istemediğini, askerlik yapmak istemediğini, kamu görevlisi olarak askerlik görevini yapmak istediğini ve vicdani reddini açıkladığını söylüyor.
Umut Salhan, İzmir Aliağa Şakran Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda yakınları başvurmuş ve adil olmayan bir şekilde yargılandığını söylüyor ve adaletli bir yargılama talep ediyorlar.
Seyithan, Ağırman, İzmir, Buca, Kırıklar, F Tipi Cezaevi’nde kalmakta ve adil yargılanmadığını ve haksız yere “Uyuşturucu baronudur.” diye 30 yıl ceza verildiğini, ailece çok zor günler yaşadıklarını ve adil yargılanmadıklarını söylüyor. “Dosya 2 senedir Yargıtay’da hiçbir bilgi verilmiyor. Boş yere mağduriyet çekiyoruz.” diye iddia ediyor. Dosyayı bilmiyoruz ama vatandaşın adil olmayan bir yargılama iddiasını da buraya taşıyoruz. Tabi ki dosya içeriğiyle ilgili adil bir karar olması gerektiğini söylüyoruz.
Okan Sarı Gebze Emniyet Müdürlüğü’nde işkence, taciz, kötü muamele, hakaret her şeye uğradığını ve bunların üstünün örtüldüğünü söylüyor. “Gebze Adliyesi, Devlet Hastanesi, Sosyal Hizmetler, bütün Gebze Belediyesi bu işlerin üstünü örtüyor. Bundan dolayı üstüme yakıcı madde döküp kendimi yaktım. Bu kadar zulüm gördüm ve adalete ulaşamadım ki isyan ettim.” diyor ve bu konuda adalet talebini gündem ediyor.
Gebze Mesleki Teknik ve Anadolu Lisesi’nde bir öğrenci tornavida ile saldırıya uğramış. Bu öğrencilerin böyle yozlaşması ve birbirine saldırmasıyla ilgili olaylar liselerde çok arttı. Suçlular suçsuz, suçsuzlar suçlu ilan edilebiliyor. Öğrenciler artık okula gidecekleri zaman iki kez düşünüyorlarmış. “Akşam lisesinde öğrenciler mola saatinde uygunsuz şeyler yapıyor.” diye çok iddia var. Milli Eğitim Bakanlığı ne yapıyor? Bu okullarda usulsüz ve gayriahlaki çok şeyler olduğu iddiaları var.
İtalya’ya gidiş meselesi! Geçtiğimiz gün genel kurulda da gündeme getirdim. Bize öğrenciler başvurmuşlar. Birçok öğrenci mağdur ediliyor. İtalya’da okuyorlar ve şu anda İtalya’ya başvurularında İtalya devleti onları kabul etmek istemiyor. Tüm devletlerin öğrencileri kabul ediliyor. İtalya’da öğrenim gören Türk öğrenciler Türk vatandaşları olarak kabul edilmiyor. Ülkeyi getirdikleri nokta burası arkadaşlar. Ülkeyi son derece itibarsız, başka ülkelerin aşağıladığı, vatandaşlarını kabul etmediği bir hale getirdi iktidar, rezil etti. Ülkeyi bir taraftan plastik atık çöplüğüne döndürdü. Bir taraftan yurt dışına milyonlarca insanın gitmek istediği bir yere dönüştürdü. İnsanlar yurt dışına gitmek istiyor. Diğer ülkeler vatandaşlarımızı kabul etmek istemiyor. Büyük bir kriz var. Kimisine pasaport vermiyor iktidar kimisine diğer ülkeler vize vermiyor. Devleti, toplumu, vatandaşı bu kadar değersizleştiren bir iktidarla karşı karşıyayız arkadaşlar. Ülkeyi getirdikleri nokta burası. Perişan ettiler ülkeyi, mahvettiler. Ayaklar altında şu anda ülke. Hiç utanmadan, sıkılmadan da kalkıp konuşuyorlar.
İtalya’ya gitmek isteyen öğrenciler diyor ki; “Başvurularımız 90 günlük yasal işlem süresi açıkça ihlal edilerek aylarca bekletilmekte ve okul kayıt süreleri geçtikten sonra “Biz vize verecektik ama kaydınız silinmiş.” denilmekteymiş. İtalyan Büyükelçiliği de bu noktada çok haksız hukuksuz işler yapıyor. Yeşil pasaportlu öğrencilere bile belgeleri incelemeden ret veriyorlarmış. Öğrenciler mağdur, yetkililerin umurunda değil. Hal böyle arkadaşlar. Öğrencilerle daha ayrıntılı bir şekilde de görüşeceğiz.
Filistin’deki soykırıma karşı ikiyüzlü iktidara karşı eylemler her yerde artıyor. Bursa’da da vicdanlı insanlar bir yürüyüş yapmak istedi. Bursa İl Ticaret Müdürlüğü’nden Gümrük Müdürlüğü önüne yürümek istediler fakat darp edildiler. Polis tarafından gözaltına alındılar. Boğazları sıkıldı, vücutlarına vuruldu. Çevik kuvvetin sert müdahalesiyle karşı karşıya kaldılar ve her türlü haksızlığa uğradılar. Arkadaşlar bunlar olacak şeyler değil. Doğru söylediği için insanları zorbalıkla darp etmek, gözaltına almak, tutuklamak olacak bir şey değil. Her türlü hukuksuzluğun yaşandığı bir ülke Türkiye maalesef.
Ulusal Taşıt Tanıma Sistemi hakkında oldukça önemli itirazlar var. Vatandaşlar diyor ki; “Zorunlu olarak dayatılan sistemin kabul edilmesi bireysel haklarımız ve özgürlüklerimiz açısından çok önemli bir sıkıntıdır. Vatandaşlara bu ücretler yüklenmemeli. İsteyene tanınmalı bu, istenmeden yapılmamalı. İsteyen için de devlet bunun altyapısını karşılamalı. Sistem zorunlu değil, isteğe bağlı yürümeli.” diye itirazlar var ve anayasal olarak eşitlik ilkesi ve vatandaş hakları açısından bunun da böyle olması gerektiği söyleniyr.
Yeni bir vergi yasası çıktı ve YouTube’dan üç kuruş para kazanan vatandaşlara yönelik bağ kurlu olma şartı getirildi ve insanlar da bundan dolayı büyük mağduriyet yaşadılar. Herkes gelirlerini dondurdu. Gelirlerini donduramayana da bağ kur ödemesi getirildi. Primler ödensin denildi ve bu kişiler primini de ödemeyince üç kuruş para kazanabilecekken YouTube’dan bu parayı da kazanamıyor. YouTube gelirleri Bağkur zorunluluğu kapsamından çıkarılmalı ve memurların YouTube geliri almasının önü açılmalı çünkü insanlar bu ekonomik ortamda YouTube paylaşımlarından gelecek gelire bakıyorlar. Bunun da önünü kesmeyi bir marifet sanmış Sayın Mehmet Şimşek. Vatandaşın üç kuruşluk gelirini de buradan kesmiş. Kimisi gelir dondurarak bunu engellemeye çalışmış. Bu bir televizyon kanalı değil ki. Televizyon kanalı program gösterir, reklam geliriyle programın telifini öder. YouTube kanalı ise program gösterir, reklam gelirinden ona YouTube telif öder. Bu kadar ufak gelirlere göz dikmek. Bağkur primi ödenmesini istemek de vatandaşa yönelik bir haksızlıktır diye düşünüyoruz.
Değerli arkadaşlar cezaevlerinde durum çok kötü. Birçok cezaevini ziyaret ediyorum. Geçtiğimiz haftalarda ziyaret ettiğim Sincan Cezaevi’nden bazı notlar size aktarmak isterim; ülkemizde darbeci olmadığı halde darbeci ilan edilen suçsuz olduğu halde suçlu ilan edilen on binlerce kişi var. Onlardan birisi 59 yaşında eski hava kuvvetlerinde Tuğgeneral Aydın Gündüz kendisi bu olaylar duyar duymaz Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na gittiğini, darbeye zerre miktarda karışmadığını ve elinden geldiği kadar darbeye karşı çıktığını söylüyor. Zaten darbeci olsa o sırada tutuklanır. Daha sonra 2 hafta çalışmış, tutuklanmış ve diyor ki; “Haberim olmadığı bir şekilde sulh konseyinde bana görev yazmışlar. Benim öyle bir şeyden haberim biliyor. Kafasından birisi bunu yazmış ve biz tutuklandıktan sonra TEM’e götürülürken TEM’ciler tarafından çok kötü bir şekilde darp edildik. Bana yönelik helikopter ile ilgili iddialar da yanlıştır. Bu helikopterin hava kuvvetleri ile bir alakası yoktu. Kara kuvvetlerine ait bir helikopterdi. Benimle bir alakası olmadığı halde bana iftira attılar.” diyor. “Darbe ile ilgili de bana yönelik bir sağlam da delilleri olmadığı için darbeci diyemediler. Darbeye yardımdan 16 yıl ceza verdiler. Benim darbe ile de bir alakam yok.” diyor.
Genelkurmay Personel Daire Başkanlığı’nda İlhan Talu Korgeneral kendisi; “Bu olaylarla hiçbir alakam olmadığı halde darbe günü ve sonrasında Hulusi Akar’a defalarca bilgi vermeme, O ne demişse yapmama rağmen darbeci ilan edildim. Ben 16 Temmuz günü Saat 10.00’dan 16.00’ya kadar defalarca telefonla görüştüm. Hulusi Akar ne demişse onu yaptım. Fakat ardından bizi darbeci ilan ettiler. Darbe ile zerre miktar bir alakamız yoktu. Hatta ben genelkurmaydayken de özel harekatçılar genelkurmayı bastığı zaman biz onlardan uzak durmaya çalıştık. Kapımızı kilitledik. Onlar bizi gözaltına almasın, biz ayrı duralım diye elimizden geleni yaptık ve böyle ağır bir haksızlığa uğradık. Ardından biz haksız hukuksuz tutuklandıktan sonra hasta ve zor durumda olan çocuğum sırf benden dolayı işten atıldı. Lenfoma hastasıydı, tedavi altındaydı. Sırf benim oğlum olmasından dolayı işten atıldı ve ardından hastalığı nüksetti. Kısa bir süre içinde de vefat etti. Eşim de bundan dolayı depresyona girdi. Çok önemli sıkıntılar yaşadık. Ardı ardına her türlü haksızlığı, zorbalığı yaşadık. Diğer iki çocuğum da işten çıkarıldı ve çok büyük haksızlıklara uğradık. Darbeyle herhangi bir grupla, cemaatle hiçbir alakamız olmamasına rağmen biz yargısız bir infazla darbeci ilan edildik. Darbeye karşı çıktığımız halde darbeci ilan edildik . Birçok böyle kişi var. Akın Öztürk’tür, Bahadır Köse’dir. Bütün bunların darbeyle bir alakası yok. Evet darbeciler var ama darbeci olmadığı halde darbeci ilan edilen çok kişi var. Biz 2016’da işkenceyi önleme komitesinden ziyaret aldık. O zaman bana; “Sana çok işkence edilmiş.” dediler. Biz de evet öyle ama ben ülkemi şikayet etmeyeceğim dedim ve ülkemi şikayet etmedim ama şu 8 yıldır yapılanlara bakınca şikayet etmeyi düşünüyorum çünkü biz gözaltına alınıp tutuklandığımız zamanlar TEM’de çok ağır hakaret, küfür ve darp gördük.” diyor.
Bir başka mahpusu Sincan Cezaevi’nde ziyaret ettim, şu anda Kırşehir Cezaevi’ne gönderildi, Mustafa Karatepe. 1 yıldır kanser olduğu halde ne doğru düzgün tetkiki, ne tedavisi yapılan bir mahpus. Şu anda da Kırşehir Cezaevi’nde, bizim ittirmemiz, kaktırmamızla ancak bazı tahlilleri, tetkikleri yapıldı. Çok büyük ihmaller var. Göz göre göre bir insan ölüme sürükleniyor. Cezaevleri’nde 51 ölüm olduğunu söylemiştik. Mustafa Karatepe de Allah korusun bu kadar ihmalden sonra bu yıl bitmeden 52. ölüm olabilir. Çünkü ağır ihlaller yaşayan bir insan ayrıntılı bir şekilde dosyasını incelediğim zaman 1 yıldır tedavisinin, tetkiklerinin çok savsaklandığını gördüm. Resmen bir cinayet bu başka bir şey değil. Şu anda 1 yıldır tedavi alıp hastalığını geriletebilecekken halen tedavi alamamış bir insanla karşı karşıyayız.
Bir başka mahpus Recep Ünal, 62 yaşında eski bir tuğgeneral; “Darbeci olmadığım halde darbeci ilan edildim ben darbe gecesi uçakların havalanmasını engelledim. Havalanan uçakların yere inmesini sağladım. Buna rağmen kalkıp darbeci ilan edildim.” diyor. Böyle çok insanlar var. “Biz bu işin başındaydık ve biz müdahil olmasaydık havada uçaklar habire uçacaktı ama biz izin vermedik. Bundan sonra da kalkıp darbeci ilan edildik.” diyor. Olacak bir iş değil. Belli ki darbeci olmadığı halde darbeci ilan edilen çok kişi var bu ülkede.
Yüksel Doğan, kendisi 6 Şubat Çağlayan saldırısından sonra apar topar tutuklanmış ve tutuklu olduğu halde ağırlaştırılmış müebbet mahpus olarak Sincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde yatıyor. O da önemli bir şekilde bir mahkumiyet kararı olmadığı halde cezaevinin en ağır şartlarında yatırılıyor.
Kemal Gün, 78 yaşında yaşlı başlı bir insan, hasta ve yaşlı bir insan. O da elde doğru düzgün bir delil olmadan Sincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuklu olduğu halde mahkum koğuşunda ki en ağır mahkum koğuşunda yatırılıyor. 78 yaşında engelli bir çocuğu var. 27 yaşında ona bakmakta ve onun bakımından da mahrum durumda şu anda. Dün İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde mahkemesi vardı. Kemal Gün için adalet tesis etti ve tahliye edildi. Büyük zulümlere uğradı. 78 yaşında çocuklarını kaybetmiş ve birçok haksızlığa uğramış bir mahpus.
Muhammed İnal Sincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde bir mahpus. Kendisi adli mahpuslarda intihar oranlarının çok olduğunu, psikolojik sorunların çok olduğunu, birçok kişinin antidepresif ilaç kullandığını söylüyor ve cezaevi koşullarının çok ağır olduğunu söylüyor. Kendisi de müebbet koğuşunda yatması gerekirken ağırlaştırılmış müebbet mahpus koğuşunda yatırılıyor. Bu iktidar, bakanlık hiçbir kaide kural dinlemiyor ve insanları bu şekilde cezaevinde tutuyor. Aynı zamanda yapacağı eğitim çalışmaları için bilgisayar talebi var ve bu talebini de bir şekilde idare tarafından karşılanması lazım.
Mustafa Can Arslan isimli bir mahpusu da Sincan T Tipi Cezaevi’nde ziyaret ettik. Kendisi Çorumlu, Alevi bir vatandaş olduğunu söylüyor ama kendisine diğer birçok mahpus gibi iftira edildiğini ve cemaatçi ilan edildiğini, kendisinin sünni bile olmadığını, Alevi olduğunu ama kalkıp cemaatçi diye damgalanıp, FETÖ’cü diye damgalanıp cezaevine atıldığını söylüyor. Kendisi diyor ki: “Benim hiçbir şey ile alakam yok, ben Alevi bir vatandaşım.” kendisiyle ilgili hiçbir delil de olmadığı için müebbet verememişler, 12,5 yıl ceza vermişler ama “Bu da çok fazla çünkü benim bir suçum günahım yok, hiçbir darbeye karışmadım.” diyor ve sağlık sorunları var, bel fıtığı ile ilgili şikayetler, kalp şikayetleri var ve bunların giderilmesinde de çok önemli gecikmeler ve eksiklikler yaşanıyormuş.
Turgay Doğan Sincan Cezaevi’nde yine ziyaret ettiğimiz ağır hasta bir mahpus, testis kanseri ve bu kanser dolayısıyla pankreas enzimleri çok aşırı şekilde yükselmiş ve büyük sorunlar yaşamış. Hastanelere yatmış, çıkmış. Bütün bunlara rağmen denetimli serbestliği geldiği halde 8 aydır denetimli serbestliği verilmemiş. Genel kurulda da gündeme getirdim, zulümdür gerçekten büyük haksızlıktır, adaletsizliktir fakat bunu bu şekilde dayatmaya devam ediyorlar değerli arkadaşlar. Bir an evvel Turgay Doğan’ın tahliye edilmesi gerektiğini buradan söyleyelim. Bu zulümler bitmeli.
Geçtiğimiz gün Silivri Cezaevi’ni ziyaret ettim. Orada da çok büyük haksızlıklara tanıklık ettim. Bütün bunlara yönelik itirazlarımızı sürdürüyoruz değerli arkadaşlar.
Cezaevlerinden çok da mektup alıyoruz. Bakın onlardan bazılarını sayfalarca olan mektupları çok kısa özetleyerek size aktarmak isterim; Serhat Çağlı, Antalya S Tipi Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış; “Bu cezaevinde çok sorun var. En başta sağlık sevklerini geciktiriyorlar. “Cezaevinde doktor yok.” denilerek kurum revirine gitmemize geciktiriliyor. Kurs hakkı verilmiyor ve bu yüzden dönem iyi hal değerlendirmesinde olumsuz not alıyoruz. Adaletsizlik tanımayan kursların üzerinden verilen puanlarla ortaya çıkıyor. Gazetelerimiz sakıncalı diye verilmiyor. Yemekler kötü, personeller kaba, tahliyeler engelleniyor. Sorumlu 1. müdürdür. Tüm bunlardan dolayı mahpuslar. Kendilerine zarar veriyor. Acil sesimizi duyurun. Sorumlular hukuk önünde yargılansın.” diyor.
Antalya S Tipi Cezaevi’nden çok ağır hak ihlalleri olduğu yönünde şikayetler alıyoruz. Orhan Şahin Antalya S Tipi Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış; “Sağlık sevkleri çok gecikiyor. Tedavi hakkımız işkenceye döndü. Yemekler çok kötü. Ortak etkinlikler haftada bir gün yetersiz veriliyor, kurslar verilmeyerek iyi halimiz engelleniyor, görüş saatimiz kısıtlanıyor, kurum kantininde kimi ihtiyaçlarımız yok, kurum 1. Müdürü bunlardan sorumlu.” diyor. Bilerek, isteyerek yapılan ihlallerden bahsediyor mektuplar.
Ferhat Sayiner, o da Antalya S Tipi Kapalı Cezaevi’nden mektup yazmış. Bakın 1-2 kişi değil, onlarca kişi bu hak ihlallerinden bahsediyor Antalya S Tipi Cezaevi’nden. Sayın Bakan Yılmaz Tunç bunları duyuyor musun? Bu Antalya S Tipi Cezaevi senin denetiminde değil mi diye kaç kez sordum. Bir derebeylik mi var? Bu kadar ağır, haksız işler nasıl yapılıyor? Oraya dönüp bakmıyor musunuz? Bir müfettiş gönderin ya! Bakın neler yaşanıyor. Şikayet edilenin düzenlediği cevaplarla hareket etmeyin lütfen Sayın Bakan Yılmaz Tunç. Bir müfettiş göndermenizi bekliyorum. Müfettiş sonrası tekrar mahpuslarla görüşeceğim. Ferhat Sayiner diyor ki; “Cezası biten arkadaşlarımızı bırakmamak için idare elinden geleni yapıyor. Tehditvari söylemlerde bulunuyor. Sağlık sorunları had safhada askeri sayım sohbet ve kurs faaliyetlerine çıkarmama devam ediyor. Hastaneden verilmeyen ilaçları dış kantin aracılığıyla almamıza izin verilmiyor. Ayakkabılarımızın çıkarılması, istenmesi hakarettir. Sesimizi duyurun.” diyor.
Rıza Kartal İzmir 2 No’lu F Tipi Hapishanesi’nden yazmış; “Burdur Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde açlık grevinde olan Abdurrahman Aziz Arslan’ın durumuna dikkat çekmek için size yazıyorum. 34 gündür süresiz açlık grevinde. Adalet Bakanlığı niye açlık grevinde olan bir insanın sesini duymuyor? Sesimizi duyurun.” diyor.
Her gün çocukların, bebeklerin cezaevine girdiği ülke Türkiye’dir arkadaşlar! İşte bir anne, iki çocuğuyla zor durumda, baba ne yapacağını bilemez bir halde ve daha sonra anne tutuklanıyor. Anne ve bebeği Edirne Cezaevi’nde, kız, babasının yanında bir aile dramı yaşanıyor. Normalde 18 aylığa kadar bebeği olan kadınların cezaevinde olmaması gerekiyor. Bakın 4 aylık bebeği var ve bu kadın cezaevinde. İşte Türkiye cezaevlerindeki zulümden bir kesit. Sayın Nacho Sanchez Amor da bunları görsün. Apaçık yasalara rağmen 4 aylık bebeğiyle anneler cezaevinde bu ülkede arkadaşlar. İngilizce öğretmeni Sema Gökkan ve 4 aylık Bebek Uras dünden beri Edirne Cezaevi’nde. Baba önceden hapis yatmış, KHK’lı bir kişiymiş. “Kızım bensiz büyüdü. Şimdi kızım bana kavuştu. Bu sefer anne cezaevine girdi. Oğlum babasız, kızım annesiz büyütmek zorunda kalacak. Bu dayanılmaz bir durum. AİHM’e göre suçsuz yetiyor çünkü kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesini söyleyerek AİHM Türkiye’nin ihlaller yaptığını söyledi Yüksel Yalçınkaya kararında ve yeni ihlaller de ardı ardına geliyor. Bu yanlıştan ne zaman dönülecek.” diyor Osman Gökkan değerli arkadaşlar.
Ufuk Hasan Dağ, Aksaray T Tipi Kapalı Cezaevi’nden bize başvurmuş. Kendisi bir askeri öğrenci, bakın gencecik bir insan, cezaevlerinde böyle gencecik 20’li yaşlarını geçiren insanlarla karşılaşıyorum. “20’li yaşlarımız bitti, 30’lu yaşlarımıza giriyoruz.” diyorlar. Çok acı, dramatik sözler söylüyorlar. “Burada monotonluktan, tek düzelikten psikolojimiz bozuluyor, sağlığımız bozuluyor.” diyorlar ama onları duyan yok. Biz vicdanımızın sesini dinleyerek gidip onları dinliyoruz. Ufuk Hasan Dağ da diyor ki; “En kritik anlarda darbeye karşı durduk. Darbeye karşı mücadele ettik. Darbe başarılı olsa idam edilirdik. Darbe başarısız oldu yine de cezaevindeyiz. Bu ne hal? Birçok arkadaşım ve ben büyük talihsizlik yaşadık. Size hangi bir haksızlığı anlatayım? Cezaevine girdiğimde 24 yaşındaydım, şimdi 33 yaşındayım. Resmen çocukmuşum girdiğimde bu 9 yılın hakkını. Bana kim nasıl verebilir ki?” diyor. Çok acı cümleler bunlar. Çok yürekten yazılmış cümleler ama onun karşısında zalimler var, vicdansızlar var.
Kocaeli Dilovası’nda arkadaşlarımızla ziyaretler yaptık ve Dilovası’nda önemli hak ihlallerin olduğunu gördük değerli arkadaşlar. Dilovası’nda temizlik sorunu var. Çöpler doğru düzgün toplanmıyor. Personel çok ama doğru düzgün iş yapan personel yok çünkü temizliğe personel verilmiyor ve doğru düzgün bir temizlik yapılmıyor. Bu noktada önemli şikayetler aldık. Bunları biz söylemiyoruz. Esnaflara gittik, yüzlerce kişiyle konuştuk. Çoğunun oy birliğiyle ittifak ettiği husus buydu. “Temizlik yok.” diyorlardı ve başka ihlallerden de bahsettiler. Kimisi Dilovası’nda fiber optik kablolarının olmadığını söyledi. Kimisi ulaşımda büyük sıkıntılar olduğunu söyledi. Kimisi esnafın çok zor durumda olduğunu söyledi. Kimisi belediye işlemlerinde usulsüzlükler olduğunu söyledi. Yeni personel alımlarında yandaşların kayrıldığını söyledi. Bakın yandaşların önemli bir kayrılmaya tabi tutulduğunu, kendi ideolojisinden olmayan kişileri belediyenin göreve almadığını söyledi ve göreve alındıktan sonra da bu tür hak ihlalleri devam ediyor değerli arkadaşlar. Biz bunların giderilmesi için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Bunları da buradan söylemiş olalım değerli arkadaşlar. Dilovası’nda gördüğünüz gibi yoğun bir şekilde ziyaretlerde bulunduk ve durumu tetkik ettik.
Yenidoğan Çetesi ile ilgili de meclis komisyonunda görevimizi yapıyoruz. Komisyon toplantıları devam ediyor. Dün de komisyon toplantısına katıldım. Neden insanların kaçmasına müsaade ettiniz diye de soracağız. Bunları da söyleyelim.
Amedspor’u da Kocaelispor’u da yakından takip ediyoruz. İkisine de başarılar diliyoruz. Kocaelispor, Adanaspor’u 2-0 yendi. Tebrik ediyoruz. Şampiyon olma yolunda ilerliyor.
Amedspor da yine zorlu bir maç sonrası Manisa FK’yı 3-2 yendi. Tüm engellemelere rağmen futbolunu oynamaya çalışan Amedspor’u da tebrik ediyoruz değerli arkadaşlar.
KHK’lılar her türlü zulme ve zorbalığa uğruyor ve her gün genç yaşta ölüm haberlerini alıyoruz. 46 yaşında iki çocuklu Cemal Altıparmakoğlu 17 yıllık KHK’lı sınıf öğretmeniydi. İşinden atıldı. Haksız hukuksuz gerekçelerle cezaevine atıldı. Hastalığı ilerledi ve emekli edilmedi KHK’lı olduğu için, %75 engelliydi. En sonunda ağır hastalığı ilerledi ve hayatını kaybetti. Bir deri bir kemik kaldı. Bu iyi günlerindeki fotoğrafı. Türkiye’deki zulmün bir fotoğrafıdır bu. Haksız hukuksuz gerekçelerle işinden atmak, zindana atmak, hasta etmek, hasta ettikten sonra ona raporuna uygun emekliliği yapmamak bütün bunlar insanları kahreden psikolojik ve fizyolojik olarak kahreden durumlardır. Böyle bir kırım yaşatıyorlar Türkiye’de. İktidar büyük bir zulüm ve vicdansızlık yapıyor değerli arkadaşlar.”
























Yorumlar