11 Aralık 2024
Gergerlioğlu: “Öncelikle içinde bulunduğumuz 10 Aralık İnsan Hakları Haftası dolayısıyla insan hakları kavramının bu dönemde tüm dünyanın gündeminde olması gerektiğini söylüyorum.
İnsan hakları ihlallerinin yoğun yaşandığı bir zaman diliminde insan hakları açısından biz yaptığımız gözlemlerde cezaevlerindeki ihlallerin yoğun bir şekilde öne çıktığını görüyoruz. Ardından hayvan hakları, sağlık hakkı, ekonomik zorlukların öne çıktığını görüyoruz.
Bu sene bize gelen 1700 başvuru çerçevesinde çocuk hakları konusunun da öne çıktığını, çocuk haklarının da yoğun bir şekilde ihlal edildiğini görüyoruz. Çocuk hakları, sağlık hakkı, cezaevlerindeki yoğun ihlaller son derece önemli ama en başta cezaevinde yaşatılan yoğun insan hakları ihlalleri.
İnsan hakları denilince hüzünlü bir ortam oluşuyor çünkü yoğun, ağır insan hakları ihlalleri katliamlar, soykırımlar, insan haklarının ihtiyacını hissettirir tüm dünyaya, tüm insanlara ve bundan dolayı insan hakları kavramı ortaya çıkmıştır.
Savaşlardan, çatışmalardan, soykırımlardan dolayı insan hakları kavramına ihtiyaç duyulmuştur ve bununla ilgili bildirgeler yayınlanmıştır. O yüzden biz dünyada değişen çok fazla bir şey olmadığını, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra yine büyük katliam ve soykırımların yaşanmakta olduğunu gördüğümüz için insan hakları kavramı konusunda insanlığın maalesef zayıf bir not aldığını, taleplerin olduğunu ama devletlerin bu kavramı uygulamakta sınıfta kaldığını fakat mücadelenin devam etmesi gerektiğini söylüyoruz.
Bize gelen başvurular arasında önemli bir sıradaydı ekonomik zorluklar ve yaşam koşulları son derece önemli bir konuydu. Bu mesele ile ilgili tam da İnsan Hakları Haftası’nda yoğun bir gündem var. Nedir bu konu? Asgari ücret tespiti! Asgari ücret tespit komisyonu toplandı görüşmelere devam edilecek ama biz biraz incelediğimiz zaman vahim bir durumu görüyoruz!
Nisan 2017 referandumu ile Cumhurbaşkanlığı sistemine geçildikten sonra asgari tespiti konusunda Cumhurbaşkanlığı makamının aşırı bir şekilde yetkilendirildiğini görüyoruz. Aslında İş Kanunu çerçevesinde asgari ücret tespiti meselesi meclise gelebilecekti ama Cumhurbaşkanlığı dönemi 2017’den sonraki dönem bunu engelledi ve şu anda işveren kuruluşları, hükümet ve bütün bunlara müdahillik eden Cumhurbaşkanlığı makamı devrede.
Bakın 2 Temmuz 2018 tarihinde bir KHK çıkarıldı. 700 sayılı KHK’nın 145. maddesi ile İş Kanunu’nun 39. maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırıldı. Bakın KHK’lar her türlü zulme yol açtı bu ülkede. “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın.” dedi birçok kişi ama KHK düzeni, anayasal rejimi bypass edip bir KHK rejimi oluşturdu. Bunun sonucunda ne yaptı? Bakın görüyorsunuz İş Kanunu’nun 39. maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırıldı.
Bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi düzenlendi ve komisyon tekrar yapılandırıldı. Burada meclis çıkarılmış oldu. Düşünün bir kanun var. Normalde Cumhurbaşkanlığı kararnameleri kanun varsa müdahil olamıyor ama bir KHK çıkarıyorsunuz, İş Kanunu’nun maddesini iptal ediyorsunuz. Ondan sonra siz kanunun yerine geçiyorsunuz. İşin özeti bu arkadaşlar. Bakın biz araştırdık. Bu vahim gerçeği gördük.
Asgari ücret tespit komisyonu İş Kanunu kapsamından çıkarıldı. Komisyon Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile yeniden belirlendi. Bu olduğu için şu anda Meclis bu konuya müdahil olamıyor. Meclisi, Cumhurbaşkanlığı sistemi bypass etmiş durumda. En büyük mesele bu arkadaşlar. Şu anda milyonlarca kişinin asgari tespitiyle, ücret tespitiyle ilgili konu meclisin gündemine gelemiyor. Bir komisyonda görüşülüyor. O komisyona da meclis müdahile olamıyor. Kim var orada? İktidar, işveren kuruluşları ve en sonunda Cumhurbaşkanı’nın kararı. Olay bu! Bundan dolayı asgari ücret diplerde dolaşıyor arkadaşlar.
Biz Dem Parti olarak asgari ücretin 35 bin lira olması gerektiğini söylüyoruz ve yılda 2 kez düzenlenmesi gerektiğini söylüyoruz. DİSK’in de yaptığı bir araştırma var. DİSK’te yaptığı araştırmada; normalde işçilerin ücretlerinin en az memur maaşıyla denk olması gerektiğini söylüyor. Bir eşitsizlik olduğunu söylüyor ve TÜİK’in enflasyon rakamlarının doğru olmadığını söylüyor. Aile fertlerinin gündeme alınması gerektiğini söylüyor. Yoksulluk sınırının kriter alınması gerektiğini söylüyor. “Yılda birkaç kez artış yapılmalı.” diyor. Bu öneriler de son derece önemli. İşverenlere sağlanan 5 puanlık SGK prim desteği işçilere de verilmeli deniliyor.
İçinde bulunduğumuz Insan Hakları Haftası’nda asgari ücretin tespitinde meclisin bypass edilmesi gerçeğin ortaya çıkması son derece çarpıcıdır arkadaşlar. Ülkede demokrasi kalmamıştır. Yasama baypas edilmiştir. Cumhurbaşkanlığı sistemi böyle asgari ücreti kendi istediği şekilde tutmak için KHK rejimi kurmuştur. Resmen böyledir! 2 ay sürecek OHAL’i bu yüzden 2 yıla uzatıp ardından bitmeyen bir OHAL’i bundan dolayı çıkardılar ve şu anda işte dün KHK’lılara yapılanlara susanlar bugün asgari ücretin bir KHK ile yasadan çekilip alındığını ve meclisin dahil olmadığı komisyona terk edildiği gerçeği ile karşılaşacaklar. Bu yüzden hep söylüyoruz “Susma sustukça sıra sana gelecek.” başkasına dokunan bir KHK’nın sana dokunmayacağını sanma diyorum tüm Türkiye toplumuna.
Cezaevlerini dolaşıyoruz, oralarda çok yoğun hak ihlalleri var ve biz bu konularda yoğun açıklamalar yapıyoruz. Halkın gündemi bizim gündemimiz. Silivri Cezaevi’nde ziyaretlerimiz oldu ve çok çarpıcı hak ihlalleri gördük.
Cihat Erol isimli bir mahpus kendisi Selahattin Demirtaş’a bir mektup gönderme için taslak oluşturmuş ve mektubun başında da “Kıymetli Selahattin Demirtaş abim” yazdığı için ve ayrıca cezaevinde yaşanan hak ihlallerini ironik tiyatro metinleri olarak yazdığı için 11 gün hücre cezasına çarptırılmış ve bu yüzden de ardından 1 yıl denetimli serbestliği verilmemiş ve ardından şu anda da halen şartlı tahliyesi verilmiyor. memleketin hali bu arkadaşlar.
Dün Meclis’te Adalet Bakanı konuştu. Güya adalet varmış gibi Adalet Bakanı konuştu! Kendisine bağlı kurumlardaki adaletin durumu bu. Bu kadar acımasızca insanların özgürlük hakkını, hukuk güvenliği hakkını gasp eden bir iktidarla karşı karşıyayız arkadaşlar.
Hukuk güvenliği hakkı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı gasp edilmiş durumda bu ülkede. Birilerinin keyfine kalmış durumdasınız. Maalesef durum bu. Düşünün bu insanlar 7 kişilik koğuşlarda 35 kişi kalıyorlar. 40-50’ye çıkarılıyor buralar. Spor hakkı az veriliyor, kurslar verilmiyor. Aramalarla bezdirmeler yapılıyor. Yemekler az veriliyor. Yeni kıyafet olmadan normal kıyafetleri cezaevine kabul edilmiyor ve bu da insanların ağır maddi sıkıntılar çekmesine yol açıyor.
Kazım Güleçyüz, 19 Aralık’ta mahkemesi var. Tüm kamuoyunu bu mahkemeye katılmaya duyarlığa çağırıyorum. Değerli arkadaşlar, Kazım Güleçyüz bir taziye dileği yüzünden cezaevine atılmış bir insan. Zulmen 2 aydır orada tutuluyor büyük bir haksızlıkla karşı karşıya. Koğuşundaki mahpuslar uzun bir süre Yeni Asya Gazetesi istemişler. Cezaevi yönetimi vermemiş ve en sonunda Yeni Asya Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni olarak Kazım Güleçyüz’ü yanlarına koymuşlar. Trajikomik, ironik bir durum var ortada. “Yeni Asya Gazetesi mi istiyorsunuz? Alın size Yeni Asya Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni” diyerek böyle bir cezalandırmayla şu andaki sistemin, adaletin iç yüzünü ortaya koyuyor.
Kazım Güleçyüz bana; “Ne zaman bir soruşturma olsa kendi ayağımla giden bir insandım. Gerekçesiz tutukluluk, yargısız infazdır.” dedi ve 28. Ağır Ceza’daki 19 Aralık’taki duruşmasına herkesi beklediğini söyledi. Hapishanelerin çok kalabalık olduğunu söyledi ve ayrıca kendi mahkemesi sırasında kendisinden önce yağmadan yargılanan bir insanın tutuklanmayıp serbest bırakıldığını, ifade özgürlüğü sınırları içindeki cümlelerinden dolayı da kendisinin tutuklandığını gördüğünü söyledi. Bunlara çok kırılmış, çok üzülmüş yılların fikir insanı Kazım Güleçyüz cezaevine atılırken yağma suçlarından insanlar serbest bırakılabiliyor.
Ahmet Özer Esenyurt Belediye Başkanı, kendisini de ziyaret ettim. Bir bilim insanı. 38 kitabı var. 3550 makalesi, 200 Uluslararası Kongre’ye katılmış. Abuk sabuk bir şekilde haksız hukuksuz bir yargılama içine sokulmuş. Bandırollü Kürtçe mizah dergisi neden odasında var diye soruşturulmuş ve daha pek çok anayasal haklarını kullandığı için yargısız infazla cezaevine atılmış durumda. Kendisi bu duruma itiraz ediyor ve bunun siyasi bir tutuklama olduğunu Esenyurt’taki rantın paylaşılması için olduğunu söylüyor ve Akın Gürlek’in İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olduktan sonra bu tutuklamanın olmasının da son derece manidar olduğunu ve bir yürütmede bir yargıda yer alan kişilerin neler yaptığı da apaçık ortada. Görüyorsunuz işte arkadaşlar. Maalesef durum bu.
Hak ihlalleri konusunda da birçok başka mahpusu ziyaret ettik. Silivri cezaevleri çok kalabalık, haddinden fazla kalabalık. 7 kişilik koğuşlarda 35-40 var. Adli koğuşlarda 50-60 kişi var. İnsanlar yerlerde yatıyor. Çok kötü bir ortam var. 378000 kişi var cezaevlerinde ve şu anda cezaevlerinin kapasitesi 299000, 79000 fazlalık var. İnsanlar yerlerde yatıyor, perişan durumda. Bu ülkedeki adaletsizliğin bir sonucu, cezaevi yapmakla bu işi gideremezsiniz. Ülkeye adaleti getirirseniz bu durum geçer diye buradan söylemiş oluyorum.
8 Eylül 1999 tarihinden sonra SGK’lı olanlar çok üzgün çünkü bu tarihten önce SGK’lı olanlar EYT ile emekli olabilirken şimdi kendileri çok uzun bir süre 25 yıl sigortalılık 7000 prim günü ve oldukça ağır şartlarla beklemek zorundalar. Bu durumu da bir derecelendirme yapılma önerisiyle gidermeye çalışıyorlar. Bunu da söyleyelim. Eğer bu konuda bir gelişme olursa en azından daha hakkaniyetli bir gelişme olur diye düşünüyoruz değerli arkadaşlar.
E-KPSS memur atamalarını biz Bakanlığa da sormuştuk. Bize tatminkar olmayan cevaplar vermişlerdi. %3 engelli memur çalıştırma kuralı var fakat yeterli engelli alımı yapılmıyor. 12.784 engelli açığı var. “Her yıl 2.000 kontenjanla bizlerin hakkını mağdur ediyor.” diyor başvurucu engelli arkadaşımız. “83 puan alıyoruz yine atanamıyoruz.” diyor. 12.784 açık olduğu halde 2.000 kontenjan ile sosyal devlet ilkesi ihlal ediliyor ve birçok sorunun sorulmasını istiyor.
“Her yıl Ekim ayında kamu kurumlarından toplanan taleplerin neden az olduğu, hangi grupların talepleri vermediği tespit edilsin. O kadar büyük açık olduğu halde neden her sene 2000 kişi alınıyor.” Diyor ve kurumlar artık engelli çalıştırmak istemiyormuş. “Bu engelli adayların hakkını yemek değil mi?” diyor. Bakanlıktaki bürokratların bazı şeyleri istismar ettiğini söylüyor. En azından 5000 olarak revize edilsin 2000 sayısı diye istekleri var.
Bir veli başvurmuş; “Çocuklarım Samet Siri, Ahmet Can Siri, Zafer Yakut ve Gökhan Kurt Bursa Yıldırım İlçe Emniyet Müdürlüğü Suç Önleme ve Soruşturma Büro Amirliğinde insanlık dışı işkenceye maruz kaldılar.” diyor. Emniyette bunu yapmışlar. Bursa, Yıldırım Emniyeti’nde arkadaşlar. Şu hale bakın. Vatandaşın hukuk güvenliği kalmazsa böyle oluyor. Vatandaşı gözaltına aldıktan sonra içeride darp etme hakkı kimsede yok ama yapılan bu ağır bir şekilde gözaltında darbedilmiş bu gençler. Yakınları bize başvurdu. Şu hale sokmuşlar insanları. İnanılmaz bir durum. Çok vahşice darp edilmişler. Korkunç bir durum. Herkes şu durumu görsün arkadaşlar. Kabul edilecek bir durum değil.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ne yapıyor? Bursa Valisi ne yapıyor? Bursa Emniyet Müdürü ne yapıyor? Eğer ki kendi emirleriyle bu dayaklar atılıyorsa yazıklar olsun diyoruz. Yani gerçekten şu hale bakın ya. Şu hale bakın yani. Bursa Yıldırım İlçe Emniyet Müdürlüğü birilerinin derebeyliği midir? Bu kadar ağır bir şekilde bu gençler nasıl darp edilir? Bakın kaç tane genç böyle darp edilmiş. Suçluysa yargılarsın ayrı bir konudur ama gözaltında darp nedir arkadaşlar ya? Hiç utanmadan ulusal ve uluslararası yargının insan hakları kuruluşlarının önüne çıkıp “Türkiye’de işkence yok.” diyorlar. İşte Türkiye’de işkence yok diyenlere Bursa Yıldırım Ilçe Emniyet Müdürlüğü’nde yapılan bu işkenceleri gösteriyorum. Apaçık fotoğraflarıyla gösteriyorum. Gençlerin avukatları suç duyurusunda bulundu ama biz de buradan bu kötü muameleyi duyuruyoruz.
KESK üyesi İsmet Aslan’a kanser ilaçlarının verilmediği haberini aldık. Tutuklu, kanser hastası ve doğru düzgün ilaçları verilmiyor kendisine. Tedaviye erişemiyor arkadaşlar. İsmet Arslan isimli Marmara 5 No’lu L Tipi Cezaevi’nde tutulan KESK üyesi İsmet Aslan.
Değerli arkadaşlar biz bakanlıklara komisyonlarda soru soruyoruz ve onlar da bize cevaplar veriyor. O cevaplar çerçevesinde biz tekrar araştırmalara devam ediyoruz. Kocaeli’de Mesem yolsuzluğunun yapıldığını defalarca söyledik. 1 milyar liralık büyük bir yolsuzluk yapıldı. Bakanlıkta bunu reddetmedi. Bakanlık kabul etti ve sorumlular hakkında işlem yaptığını, bazılarına işten attığını, bazılarına disiplin cezası verdiğini söyledi Sayın Bakan fakat tatminkar cevaplar veremediler. Biz Mesem yolsuzluğuyla ilgili neler yapıldı diye sorduğumuzda bize böyle hikaye anlatır gibi bir cevap vermiş. Komisyon sorumuza istinaden bakanlığın cevabı diyor ki; “İlgililere gerekli tebligatlar yapılmış, mal müdürlüklerine ödemelerin yapılması istenmiş ve süreç devam etmekte.” biz biliyoruz ki kamu zararıyla ilgili herkesten aynı oranda kamu zararının giderilmesi isteği yapılmadı. Bir dengesizlik var. Kimisine yapıldı kimisine yapılmadı.
Devletin malı talan edilmiş, çarçur edilmiş. Danışman firmalar, okul idaresi, işveren ve öğrenci arasında bir köprü kurmuş. Buradan nemalanmış veyahut da öğrencilerin haberi bile olmadan okul idaresi, işveren ve danışman firma insanların haberi bile olmadan orada ustalık telafi programı, MESEM projesi çerçevesinde yağma ve talan yapmışlar. Sanki öğrenciler kaydedilmiş gibi.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın bize cevabı var. Bakın soru önergemize de cevap vermiş. Burada da diyor ki; “Mevzuatta danışman firma uygulaması yoktur.” peki bu danışman firmalar nereden çıktı? Nasıl oldu? Buna ne kadar süre neden böyle izin verildi? “Mevzuatta yoktur.” diyerek kurtulmaya çalışıyorlar. Bunlar olacak iş değil arkadaşlar.
Milli Eğitim Bakanı’na buradan tekrar soruyoruz; büyük bir yolsuzluk, usulsüzlük var. Bu konunun hesabını vermek zorundasınız. Gerçek bir inceleme yapın. Sadece bir iki kişiyi işten atmakla, ufak disiplin cezaları vermekle kurtulamazsınız. O danışma firmalarının bazılarının sahiplerinin AK Partili milletvekilleri olduğu söyleniyor. Bu iddialar konusunda bir netlik oluşmalı. Bunları da söyleyelim.
Devletin parasını, malını, mülkünü böyle yağma ve talan eden bir iktidarla karşı karşıyayız. Bunu da bir İnsan Hakları Haftası’nda söylüyoruz değerli arkadaşlar. Bu konunun peşinde olacağız ve kabul etmeyeceğiz. Bunu da söyleyelim. Büyük bir skandaldır. Milli Eğitim Bakanlığı apaçık orada faaliyet yapan danışman firmaların aslında mevzuatta olmadığını söylüyor ama aylarca bu danışman firmalar okul müdürü işveren arasında bu sahtekarlığı organize etmiş öğrencilerin haberi olmadan bir yerlere kursa kayıt gösterilmiş ve buradan insanlar nemalanmışlar okul müdürü de işveren de, danışman firma da böyle bir çark dönmüş.
Kocaeli Gölcük Saraylı Türk-Alman Vakfı yurdunda neler dönüyor arkadaşlar? Birçok veli bize şikayet ediyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na da soruyoruz. Oradaki bürokratlar ne yapıyor? Bürokrat değişimi olduğunu da biliyoruz. Yeni bürokratların bu çürümüşlüğü gidermesi gerektiğini söylüyoruz. Yurda teslim edilen çocuklar esrar ticareti yapıyor, çeteleşiyor, inanılmaz hadiseler oluşuyor ve Bakanlık bu konuda yeterli bir uygulama yapmıyor. En son bir müdür değişikliği olmuş. Oradaki çocukların vahim hali ne olacak onu bilmiyoruz. Demek ki kendileri de orada yanlış bir mekanizma olduğunu görüp müdür değiştirdiler ama biz şu ana kadar burada neden büyük ihmaller olduğunu tekrar soruyoruz. Neden bu çocuklar çeteleşiyor? Tarafıma iletilen başvurularda ufacık çocukların suça bulaştıkları, hırsızlık yaptıkları ve esrar sattıkları yönünde iddialar var.
Beratiye Dere Kocaeli Şehir Hastanesi’nde bir hasta bakıcı Kocaeli Şehir Hastanesi’nde işlerin iyi gitmediğini ve bypass olmuş, göğüs kafesi kırılmış bir hastanın yardımcısı olduğunu ve hijyene dikkat edilmediğini, hastaların enfeksiyon kapabildiğini söylüyor. Hasta da zaten enfeksiyon kapmış. Kocaeli Şehir Hastanesi’ne, Kocaeli İl Sağlık Müdürlüğü’ne, Sağlık Bakanlığı’na soruyoruz. Hastaların enfeksiyon kapmadan bir an evvel hastaneden taburcu edilmesi gerekirken bu ne haldir diye soruyoruz. Tekrardan enfeksiyon kapabilir. Bunun gereği yapılmalı diye bildiriyoruz.
Diyarbakır’dan bir depremzede Arif Altundal bize başvurdu. Diyarbakır depreminden sonra bina ağır hasarlı olduğu için binadan çıkartmışlar. AFAD kira yardımı yapmış fakat binanın altındaki dükkanlar; “Bina ağır hasarlı değil” diye mahkemeye başvurmuşlar ve binada tekrar oturum verilmiş fakat vatandaş mağdur olmuş. Bu sefer kira yardımı kesilmiş. Vatandaş tekrar gelip orada oturuyor mecburen fakat çok büyük tedirginlik içindeler. Bu sıkıntının giderilmesi gerekiyor. Arif Altundal, istinafa gitmiş fakat binanın sağlam olmadığını ve bilimsel olmayan usullerle binaya oturum verildiği konusunda iddiaları var. Biz de bu konunun daha ciddi bir şekilde araştırılması gerektiğini söylüyoruz. AFAD kira yardımını kesmiş, vatandaş perişan, geri gidip oturduğu binanın bina güvenliği anlamında oldukça önemli soru işaretleri taşıdığını söylüyor.
Hak ihlalleri en çok cezaevlerinde oluyor diyoruz ve cezaevlerinden de bize çok mektup geliyor. Bakın, Mehmet Emin Vural, Adana F Tipi Cezaevi’nden; “8 yıldır hapishanedeyim. Kalçamdaki kireçlenme vaktinde tedavi edilmedi. Kalça eklemim kemikleşti. Engelli hale geldim… Cezaevi cezaevi sürgün edildim. Geri dönüşü olmayan engelim oldu. Bu halimle hücrede tek başımayım, R Tipi cezaevine, Şehir Hastanesi raporum olmasına rağmen sevk edilmiyorum. Yaşamım tamamen kısıtlıdır. Sesimi duyun.” diyor.
Hapishanedeki ihmallerin ağır bir boyutta olduğunu, sağlık hakkı nedeniyle ağır ihlaller olduğunu, hasta mahpuslar ve cezaevindeki ölümlerin çok yoğun hak ihlalleri oluşturduğunu söyledik. 709 ölümle belki bu yılın en önemli çarpıcı ağır insan hakları ihlali cezaevlerindeki sağlık hakkı ihlalleri olarak dikkat çekmekte. Tekrar söyleyelim. Bu yılın en ağır insan hakları ihlalleri cezaevlerindeki sağlık hakkı ihlalleridir ve bütün bunlardan dolayı da Insan Hakları Haftası’nda üzücü bir tablo karşımıza çıkıyor.
Zehra Kaya, Bünyan Kadın Cezaevi’nden yazmış. Şu cezaevlerinin haline bakın arkadaşlar! Bir kadın olarak cezaevine girdiğinizi düşünün. Kuledeki asker size cinsiyetçi pis küfürler bile edebiliyor ve bu yanına kalabiliyor. Kayseri Cezaevi’nde olmuş bu. “Nöbetçi kulübesindeki asker bize cinsiyetçi küfürler etti. “Niye küfür ediyorsun?” dediğimizde, “Ne mutlu Türk’üm diyene” dedi ve “Ölürüm Türkiyem” şarkısını söylemeye başladı. Askerin bize kuleden küfür etme hakkı yoktur. Çok üzüldük buna kadınlar olarak. Kimse bize küfür edemez, onurumuza sahip çıkarız.” diyor Zehra Kaya, Bünyan Kadın Cezaevi’nden.
Uğur Seldüz Çorum L Tipi Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış. Uzun mektupları kısa özet olarak sunuyorum. “Ben bir erim haksız yere 8 yıldır darbeci diye yatıyorum. Devletin bekası için yatıyormuşuz. Devletin bekası bana kaldıysa vah o devletin haline vah bu milletin geleceğine. Koskoca devletin bekası bir ere bir çobana kalmış. Beni ne zannediyorlar bir türlü anlamadım.” diyor.
Fecriye Benek, Kayseri Kadın Cezaevi’nden yazmış; “Son bir yıl içinde onlarca Rojavalı mahpus tahliye olmasına rağmen kayıplar, İŞİD’e teslim ediliyorlar, İŞİD de fidye ve takas için rehin tutuyor, tahliye edilecek mahpuslar İŞİD’in eline düşmemeli.” diyor.
Remzi Uçucu İzmir 1 No’lu F Tipi Hapishanesi’nden yazmış; “Cezaevinde kitap yayın yasakları var. Sohbet hakkı tam uygulanmıyor. İletişim hakkı yasaklanıyor. Mektuplarımız sansürleniyor. Fotoğraflar engelleniyor. Keyfi, disiplin, cezaları veriliyor. Birçok hak ihlali daha. Hasta tutsaklar bir diğer sorun.” diyor.
Yusuf Kenan Dinçer, Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “Tedavi hakkımız engelleniyor. 5 arkadaşımız 92 aydır tek kişilik hücrelerde. Kitap yayın hakkımız gasp ediliyor. Haftada 10 saat sohbet hakkı tam olarak uygulanmıyor. Keyfi disiplin cezaları uygulanıyor. Gazetelerin bir kısmı verilmiyor.”
Mahsun Çay, Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “Farklı suç grubundaki mahkumlarla aynı bloklarda tutuluyoruz. Onların küfürlerine maruz kalıyoruz. yerimizin değiştirilmesi talebimiz karşılanmıyor, hastane sevklerimiz iptal ediliyor, ağız içi aramaya zorlandığımız için hastaneye gidemiyoruz, su kesintileri çok sık, 12 saat olan havalandırma hakkımız elimizden alınmış, tuvalet kokusu her yeri sarmış, kantin pahalı, ihlaller had safhada.” diyor.
Hüseyin Çakmaklı, İzmir 1 No’lu Cezaevi’nden yazmış; “Normal hayatımda bir cezam yokken uyduruk gerekçelerle 12 yıl ceza alan bir öğretmenim. Cezaevindeyken eşim benden boşandı. Çocuğu göremiyorum. Sırf çocuğumu görebilmek için Antalya’ya nakil istedim. Herkesin nakli çıktığı halde benim çıkmadı. Çok zor durumdayım. Çocuğum benden koptu. Antalya ve çevresine nakil için elimizden geleni yapın. Çocuğumu görmek için talep ettiğim naklin reddedilmesine çok üzülüyorum.” diyor.
Avukat Özlem Bariner’in bana bir başvurusu var; “Müvekkilimiz Akın Öztürk’e yapılan işkence ve kötü muamele ile ilgili suç duyurumuz sayfalarca belgeye, fotoğraflara rağmen takipsizlik almış ve ardından da Ankara Sulh Ceza Hakimliği tarafından kesin şekilde reddedilmiştir.” diyor. Kamuoyunun vicdanına sunuyoruz. Akın Öztürk’e yapılan işkenceler herkesin malumuydu. Darbeci olmadığı halde darbenin bir numarası ilan edilerek ardından da en ağır işkencelerin üstü kapatılarak bugünlere gelindi. Ülkede işte bundan dolayı hukuk yok değerli arkadaşlar.
Filistin Için Bin Genç karakollarda, cezaevinde hayasızca muamelelere maruz kalıyor. Bunları gündeme diyoruz. Bu zindanlar Türkiye’nin mi, İsrail’in mi diye soruyoruz! Bu cezaevi Silivri’de mi, Tel Aviv’de mi diye soruyoruz! Filistin Için Bin Genç mensupları ağır bir şekilde gözaltında ve cezaevinde işkenceye uğradı arkadaşlar.
KHK’lılara yönelik zulümleri her yerde anlattık. Anlatmaya devam edeceğiz. Anayasa Mahkemesi’nin son bir kararı çıktı. Uyduruk yargılamalarla doktorlar, veteriner hekimler cezalara çarptırıldılar ve bu ceza sonrası doktorluk ve veteriner hekimlikleri ellerinden alındı. “Memnu hakların iadesi için geri başvurup sonra alabilirsiniz.” Deniyor fakat bu konuda da ne olacağı belli değil. Çok kişi mağdur ediliyor. Anayasa Mahkemesi de; “Memnu hakların iadesi mevzu bahis. O yüzden yasa ve uygulama anayasaya aykırı değil.” kararı verdi fakat binlerce doktor ve veteriner hekim uyduruk yargılamalar sonucu girdikleri cezaevinde çok büyük maddi sıkıntılar yaşadı ve çıktıktan sonra da böyle ağır bir şekilde mesleki hak mahrumiyetine uğramış durumdalar. Bu kabul edilecek bir durum değil.
Doktorlar, veteriner hekimler yargılandıkları uyduruk davalardan sonra girdikleri cezaevinden çıktıktan sonra işlerine bir an evvel başlamalılar. Zaten haksız, hukuksuz bir şekilde cezalandırılmış durumdalar. Bir de anayasayı çiğneyerek böyle uygulamalar yapılmasını kabul etmiyoruz değerli arkadaşlar.
Bebek Ölümlerini Araştırma Komisyonu; bebek, yaşlı, engelli bakım merkezlerindeki ihlalleri araştıran bir komisyon olarak çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bu konuda da elimizden geleni yapacağız değerli arkadaşlar.
Kocaeli ve Bursa gibi şehirlerde 18 yaş altı genç kadınların istismar edilerek fuhşa yönlendirildikleri yönünde çok önemli şikayetler uzun süredir devam ediyor. Daha yeni harekete geçmiş Kocaeli Valiliği, İçişleri Bakanlığı ve diğer birimler bu çok büyük bir gecikme. Şu ana kadar ne yapıyorlardı diye soruyoruz.
Kocaelispor’u takip ediyoruz. Kocaelispor deplasmanda da yeniyor. 3-1 Malatyaspor’u yendi ve çok değerli işlere imza attı.
İnsan hakları haftası dolayısıyla yurdun dört bir tarafını dolaştık. Batman Baro’sunda KHK mağduriyetlerini anlatan bir konferansta konuşmacıydım. Batman Baro’suna teşekkür ederim. Değerli bir çalışma yaptılar. Batman’lılara bu zulmü duyurduk.
Van’da Van Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Sayın Abdullah Zeydan, Batman Belediye Eş Başkanı Gülistan Sönük ile birlikte bir panelde Kürt meselesinin durumunu konuştuk. Van Barosu, Eğitim Sen ve diğer sivil toplum kuruluşları demokratik kitle örgütlerine teşekkür ederim. Van’da önemli bir insan hakları rüzgarının esmesine neden oldular. İnsan hakları haftasını boşuna geçirmediler.
Rize’de Rize Fındıklı ilçesinde Ercüment Şahin Çervatoğlu Başkanımız çok güzel bir insan hakları sempozyumunu dört gün boyunca düzenlemiş. 4. gün sempozyumda konuştuk ve insan hakları anıtının açılışına eşlik ettik. İnsan hakları anıtı oluşturmuşlar. Bir güvercin ve insan hakları evrensel beyannamesinin 30 maddesi orada yer alıyor. Rize, Fındıklı hatta Karadeniz için çok büyük bir kazanım. Sayın Belediye Başkanımız Ercüment Şahin Çervatoğlu’na da teşekkür ediyorum bu değerli çalışması için.
Cemal Kaşıkçı, Suudi Arabistan Konsolosluğu’nda vahşice öldürüldü. Ne dirisi ne ölüsü çıktı. Bir iktidar anlaşmasıyla dosyası Suudi Arabistan’a gönderilip dosya iç edildi. Kabul etmiyoruz bu zulmü arkadaşlar.
Osman Kavala, 7 yıldır zindanlarda suçsuz, günahsız yatıyor. İnsanlara iyilik etmekten başka bir şey düşünmeyen bir sivil toplum aktivisti, zulmen zindanlarda haksız, hukuksuz, damgalanarak yatırılıyor.
Şerif Mesutoğlu yine hakeza işlemediği bir cinayetin katili gibi gösterilerek ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Kanun yararına bozma talebi reddedilince tekrar Anayasa Mahkemesi’ne gidildi. Bir şekilde, bir yol ile Şerif Mesutoğlu bir gün bu zindanlardan çıkmalı. Günlerdir açlık grevinde biz onun sesi oluyoruz. Bize gönderdiği mektupları seslendirip kamuoyuna duyuruyoruz. Buradan basın toplantımda da her hafta duyuruyorum. Bu zulmü kabul etmiyorum. Eşi ve iki çocuğu büyük bir zulüm altında inletiliyor. Kendisi de şu anda açlık grevinde Sincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde bu zulmü kabul etmiyoruz.
Selçuk Kozağaçlı da Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı olarak savunduğu mazlumların hakkını, hukukunu gündem ettiği için cezalandırılıp zindana atılan bir insan.
Sevinç Çakır son derece önemli bir direnişi Adalet Bakanlığı önünde yürütüyor, destekliyoruz. Büyük bir fedakarlıkla kar, kış, çamur, soğuk, sıcak demeden orada adalet diye haykırıyor. Başta oğlu olmak üzere tüm masumların cezaevinden çıkmasını istiyor. Darbeyi yapan cezalandırılsın. Darbeye karşı çıkanlar darbe ile alakası olmayanlar niye zindanlarda tutuluyor diye soruyor.
Gabonlu Dina’nın hakkını hep savunduk, savunacağız ve dava sürecini takip ediyoruz. Umarız adaletli bir karar alınır.
Yusuf Bilge Tunç çok vahim bir şekilde zorla kaybedilip yok edildi, kaçırıldı. Bu durumu kabul etmiyor ve onun hakkını aramaya devam edeceğimizi söylüyoruz. Onun gibi zorla kaçırılıp kaybedilen Yasin Ugan ve Gökhan Türkmen şu anda cezaevlerinde ve Şu anda da Türkiye’de çıkarılan yasalarda zorla kaybedilmeyle suçlanan MİT mensuplarının yasal zırh içinde bulunduğu ve yargılanmadığını da biliyoruz. Türkiye’de böyle bir durum mevzu bahis. Hakikatler ne zaman ortaya çıkacak? Onları bekliyoruz, bunların peşindeyiz.
Gülistan Doku 3 yılı geçti, kaybedildi ve halen bulunmuyor. Ailesi acılar içinde ve biz de Gülistan’ı Meclis’te gündem etmeye devam ettik ve edeceğiz de.
Son olarak Şimoni Diril’in cesedi bulunduktan sonra Eşi Hürmüz Diril’in akıbeti bilinmiyor. Hürmüz Diril’in hakkını, hukukunu Meclis’te dillendirmeye devam edeceğiz.”
























Yorumlar