22 Ocak 2025
Gergerlioğlu: “Malumunuz olduğu üzere tüm ülkenin konuştuğu korkunç bir facia gündemimizde. Bolu’da en az 76 kişinin ölümüyle sonuçlanan bir facia var karşımızda. Korkunç bir olay. Gerçekten şu görüntülere bakın. Cayır cayır yanan bir otel ve kurtarılamayan insanlar.
Büyük bir skandal var ortada. Bu otelin böyle bir yangınla karşılaşabileceği düşünülmedi mi? Bu otelde gerekli güvenlik önlemleri neden alınmadı? Bütün bunları sormak bizim hakkımız değerli izleyenler. Sorumluluğu birbirine atmaya çalışan bakanlık ve belediyeyi görüyoruz. Bizce sorumluluk ikisinde de bu çok önemli.
Bakanlık ve belediye hesap vermeli. Efendim Ali Yerlikaya diyor ki: “10 gün sonra kimin sorumlu olduğu ortaya çıkar bakarız ederiz.” ya yönetmelikler var, yasalar var her şey ortada kimin sorumlu olduğu apaçık belli değil mi? Hem bakanlık hem belediye buralara ruhsat veriyor.
Bolu Belediye Başkanı Sayın Tanju Özcan’a sesleniyorum. Sağda solda ırkçılık yapmak, Suriyelilere nefret duygularını kabartmaya çalışmakla uğraştın durdun. Bir belediyenin yangın yönetmeliğine uygun iş yapıp yapmadığını denetlemedin. Böyle nefret söylemleriyle uğraşacağına doğru düzgün bir oteli denetleyebilirdin. Nedir bu hal? Hiç vicdan azabı hissetmiyor musun? Hiçbir rahatsızlığın yok mu? Sana sorarım. Gayet rahat bir insan. Ona buna nefret duygularıyla dolu ve insanları doldurmaya çalışan bir insan. Şu görüntülere bir baksın bakalım. Sadece kendisi suçlu değil bakanlık da suçlu tabii ki. Bunlar nedir?
Yönetmeliklere uygun ve ruhsatı olan bir yer mi? Ruhsata uygun işler yapılan bir yer mi? Bunu sormak lazım. Eğer ki öyle bir yer olsaydı insanlar camlardan çarşafları sarkıtarak kendilerini kurtarmaya çalışmaz, doğru düzgün bir şekilde kendilerini yangın merdivenlerinden kurtarırdı. Büyük bir ihmal ve skandal olduğu apaçık ortada değerli arkadaşlar.
İnsanlar aileleri ile beraber bir tatile gitmişlerdi. Tatillerinin belki ilk günleriydi. Neşe içinde gitmişlerdi ve korkunç bir şekilde bakın sonrasında bir piliç firmasının tırının dorsesinde cesetleri sıralandı, onlarca ceset. “Aile Yılı” dediğiniz böyle bir yıl mı diye iktidara soruyoruz. “Aile Yılında” ailelere biçtiğiniz rol bu mu diye soruyoruz.
Öncesinde de aileleri mahveden bir iktidarın “Aile Yılı” ilan etme hakkı olmadığını söyledik. Aileleri zindanlara dolduran, büyük aile dramları oluşturan bu iktidar güya aile yılı ilan ediyormuş. Hadi oradan diyorum.
İkinci bir husus Ümit Özdağ’ın tutuklanması. Bu da büyük bir garabet. Ümit Özdağ’ı burada yıllarca eleştirdim. Çeşitli sosyal medya mecralarında, genel kurulda, her yerde eleştirdim ama Ümit Özdağ’ın gözaltına alınması ve tutuklanmasına karşı çıkıyorum çünkü bu sözleri tutuklama gerekçesi olamaz. Bu sözlerini ifade özgürlüğü kapsamında değerlendiriyorum.
Evet, Ümit Özdağ ırkçı bir insandır. Ümit Özdağ nefret söylemi saçan bir insandır ama bu suçları bu şekilde tutuklanarak yargılanmasıyla sonuçlanacak suçlar değildir. Nefret söylemleri, ırkçı söylemleri apaçık ortadadır. Yıllardır bunları en başta eleştiren benim. En başta onunla mücadele eden benim ama kalkıp da ifade özgürlüğü sınırları içindeki sözlerini Cumhurbaşkanı’na hakaret olarak değerlendirmek ardından da yan çizip “Efendim işte 4 yıl önce şöyle bir tweet attı” diyerek bakın bu tweetlerde burada 2020 yılındaki şu ifadelerine bakıyoruz, kendisine sorulan tweetlerine bakıyoruz. 2020, 2021, 2022 yılındaki tweetlerinden soruluyordu. Madem bu tweetleri suç olarak görüyordunuz, halkı kin ve nefrete sevk etmek gibi fiiller olarak görüyordunuz ki gerçekten son derece sorunlu, nefret içeren, ırkçılık içeren tweetler bunlar. O zaman 4 yıldır neredeydin kardeşim? 4 yıl önceki tweet’i getirmiş, “İşte bundan dolayı tutukluyoruz.” diyor. Bunun siyasi bir tutuklama olduğu buradan da belli, apaçık ortada.
Bu iktidarın nesi doğru ki? Bakın, deveye sormuşlar, boynun neden eğri, nerem doğru ki diye cevap vermiş. İlk başta Cumhurbaşkanı’na hakaret deyip bu işi tutturamayacağını görünce, “Efendim işte 4 yıl önce bir tweet atmış ya, o yüzden tutukluyoruz, yani siz de.” diyen bir iktidar ile karşı karşıyayız arkadaşlar.
Yoğun hak ihlallerine geçeceğiz. Yurdun dört bir tarafından hak ihlalleri geliyor bize. Bir insan hakları savunucusu olarak gerek mecliste gerekse de ziyaret ettiğim çeşitli kamu kurumlarında mağdurların şikayetlerini dinliyor ve bir milletvekili olarak denetleme görevimin gereği olarak bunları kamuoyuna yansıtıyorum. Gereken soru önergesi, yasa teklifi, araştırma önergesi gibi işlemleri de yapıyorum. En çok da cezaevlerinden tabii başvuru var.
“Tekirdağ 2 No’lu Hapishanesi’nde hükümlü olan oğlum Taylan Turunç’un tahliyesi, idare ve gözlem kurulları tarafından 5 kez ertelendi.” diyor. Bir kişi 12.5 yıl hüküm almış, ¾’ü tamamlanmış. 1.5 yıldır keyfi gerekçelerle engelleniyormuş. Gerekçelerde; “İmama, psikoloğa niye çıkmadın?” diyerek oluyormuş değerli arkadaşlar.
Kocaeli’de işçiler grevde! Bocchi Seramik’te işçiler maaşlarını alamıyor ve komple üretimi durdurarak fabrikada direnişe geçmişler ve seslerini duyurmamızı istiyorlar. Buradan seslerini duyuruyoruz.
“Otizmli bireyler ve aileleri olarak istismarları engellemek yerine gerçek hak sahiplerinin mağdur olmasına sebep olacak şekilde yapılan ÖTV muafiyetiyle ilgili yeni düzenlemenin iptalini bekliyoruz.” Diyorlar engelli yakınları. Evet bunun için de yönetmelikteki ilgili yerlerin iptal edilmesi gerektiğini söylüyorlar.
“Uzman doktorlar olarak mağduriyetimiz giderilerek aile birliği için yönetmeliğin iptali hususunda sağlık camiası olarak desteklerinizi bekliyoruz.” diyor. Aile hekimleri de Sağlık Bakanlığı’ndan adım atmalarını bekliyor ve başka birçok hekim de bunu bekliyor. Profesör ve doçent olarak görev yapanların ataması eşinin görev yaptığı yere yapılır. Önceden “Profesör, doçent ve uzman doktor olarak görev yapanlar.” yer alırken, yeni değişiklikle “Uzman doktorlara aile birliği mazeretine bağlı yer değişikliği hakkı verilmemektedir.” diyen hekimler mağdur.
Ahmet Boztepe vicdani reddini ilan etmiş, bizim aracılığımız ile kamuoyuna duyurulmasını istedi. Biz de buradan duyuruyoruz.
Şırnak T Tipi Kapalı Cezaevi’nden çok ihlal başvuruları alıyoruz. “Eşim Davut Karataş 12 yıl cezası vardı ve denetimli serbestliği verilmiyor.” diyor. “Yıllarca yattı. Müddetnamesi 7 Ağustos 2024 tarihinde bitmiş olmasına rağmen cezaevinden çıkarılmamıştır. Eşim neden tekli hücreye konulduğunu bilmemesine rağmen 6 yıldır tekli hücrede.” diyor. Tekli koğuştan çıkarılmış. Karışık koğuşa geçmiş. Sevki yapılmıyor. Maraş’tan görüşüne gidemiyor aile. Aile psikolojik ilaçlar kullanıyor. Çok zor durumda. 6 Şubat depreminde evi yıkılmış bir depremzede ve “Kayınvalidemle birlikte yaşıyoruz. Çocuklarımın psikolojisi bozuldu. Kızım ders çalışmayı bıraktı. Ben bu ülkede okuyup da ne yapacağım.” diye düşünüyor diyor.
“Denizli Kocabaş T Tipi kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Dayım Süleyman Ertük hakkında tarafınıza bu dilekçeyi iletmekteyim. Kendisi daha önce C13 konuşusunda kalmaktayken A5 koğuşuna nakledilmiştir ancak şu anki koğuşta yatak yetersizliği nedeniyle yerde yatmak zorunda kaldığı bilgisini aldım.” diyor. Her taraftan, cezaevlerinden bu tür ihlaller geliyor görüyorsunuz. İnsanlar yerlerde yatıyor.
Meltem Solak Kocaeli Körfez ilçesinde 100. Yıl Atatürk İlkokulu’nda ücretli öğretmen olarak çalışıyormuş. İki öğrencinin kavgasında ayıran olmuş. “Vay sen benim çocuğumu darp ettin.” diyerek. Bir öğrencinin annesi tarafından darp edilmiş. Ondan sonra veliye dava açmış, veli suçlu bulunmuş. Sonra veli kendisine dava açmış. Kendisine para cezası verilmiş. Velinin birtakım AK Partili yetkililer, Milli Eğitim Müdürü ile akrabalık bağları olması nedeniyle Milli Eğitim Bakanlığı tarafından daha sonra kendisine göre verilmemiş ve işinden olmuş bu kişi. Bu böyle bir mağduriyetini bize bildiriyor.
Kadınlara yönelik şiddet her geçen gün artıyor. Batman’dan bir şikayet. Sumeyra Papatga ablası Rahmet Turan için yazmış. Eşiyle sorunlar yaşamış ve psikolojisi alt üst edilmiş. Mahkeme karşı tarafın yalancı şahitlerini dinleyerek karar vermiş ve Rahmet Turan 75 bin lira tazminata mahkum edilmiş fakat adil bir yargılama olmadığını, her gün kadınların öldürüldüğü bir yerde bir kadına açlıkla, para cezası ile psikolojik şiddetle öldürülmeye çalışılan bir ülkede para cezası verilerek ablasının mağdur edildiğini söylüyor. Kadınlara yönelik şiddet ve ayrımcılık son haddinde. Her geçen gün ölü sayısı artıyor kadın cinayetlerinde ve aynı zamanda ev hanımı olan bir kadına da ağır para cezası, bir insafsızlık diyoruz.
Açlık grevinde olan bir mahpusun yakını başvurmuş. Mulla Zincir, Buca Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde açlık grevinde 70. günde talepleri başka bir hapishaneye sevk olmak, Ufuk Keskin isimli hasta mahpusun tedavisinin yapılması, Kırıkkale Hapishanesi’nde yaşadığı hak gasplarının sonuçlanması, tecritte tutulması onun yaşamına gasptır.” diyerek onun durumunu gündeme getirmeye çalışıyor.
“KPSS’den 86 puan alıp atanma korkusu yaşıyoruz.” diyen insanlar var bu ülkede. “Benim bölümüm tıbbi laboratuvar bölümü ve neredeyse hiç alım yapılmıyor. 100 bine yakın mezun var ve her yıl sadece 304 kişi alınıyor ve bu konuda çok büyük mağduriyet yaşıyoruz.” diyor.
Yine bir kadın başvurusu Aslı Cesur isimli 12 yıldır eşiyle sorun yaşayan bir kadın, kız çocuğu da bu konuda mağdur olmuş ve eşi kendisine Kürt olduğu için habire “terrorist” deyip duruyormuş. “Maddi manevi güç sahibi değilim ve kızımla beraber perişanım.” diyor. Kadınların bu tür şikayetleri maalesef çok fazla ve mağdurlar. E
Elazığ’dan bir şikayet, Elazığ’da bir güzellik şirketi Blue White Güzellik Merkezi ile ilgili çok şikayetler alıyoruz. Bir vatandaş şikayetinde aldığı hizmetlerden memnun kalmamış, birçok açıdan kandırılmış ve o yüzden yasal olarak caymış, hizmeti iptal etmek istemiş. Cayma bedeli altında 1500 lira ardından 1700 lira talep edilmiş. Ne bir resmi sözleşme sunulmuş ne de yasal bir belge verilmiş ve “Genel merkeze ulaşmanız yasak.” denilmiş. Blue White Güzellik Merkezi genel merkezinin bir açıklama yapması gerekiyor. Oldukça ciddi iddialarla vatandaş bize başvurdu. Diyor ki: “Burada bazı şeyler dikkat çekiyor. Ödemeler sadece nakit ya da IBAN yoluyla alınmakta. Kredi kartı yoluyla alınmayıp vergiye girmemeye çalışıyorlar. Birçok kişi buranın tutumlarından dolayı mağdur ve şikayetçi, firma müşterilerden haksız kazanç sağlamakta, şeffaflık göstermemekte, iletişim kurmaya yanaşmamakta.” diye önemli şikayetleri var. Biz buradan Ticaret Bakanlığı’na da buradan bildiriyoruz. Bir şirket grup vatandaşı kimse mağdur etmeye kalkmasın. Burada vatandaş mağdur olunca milletvekiline başvuruyor. Biz de tabii ki milletin sesi oluyoruz burada.
Bir avukatın başvurusu Boğazlıyan Yozgat T Tipi Ceza Infaz Kurumu ile ilgili 16 kişilik koğuşlarda insanlar 27 kişi kalıyor, 11 kişi yerlerde yatıyor. Sabah da yürüyecek alan dahi kalmadığından yatakları ancak kaldırarak yürüyebiliyorlarmış. 27 kişi için koğuşta sadece bir banyo var. CİMER’e başvuruda bulunmuşlar. İnsani yaşama hakları ellerinden alınmış. Müvekkil ile avukat arasına konulan camları hala pandemi dönemindeki camları kaldırmamışlar. Sağlıklı bir iletişim müvekkil ve avukat arasında kurulamıyor.
Elektrikli araç şarjları ile ilgili bir şikayet var. Türkiye’de 160’tan fazla elektrikli araç şarj istasyonu operatörü bulunmakta. Bu şarj istasyonu operatörleri Türkiye’de binlerce şarj istasyonu kurmuş. Fakat herhangi bir mevzuat bulunmamakta. “Şarj istasyonlarında meydana gelen arızaların devletimiz tarafından takip edilmesi gerekir.” diyor başvurucu. “Ne zaman böyle bir mevzua çıkacaktır?” diye de soruyor. Evet önemli bir soru çünkü her geçen gün elektrikli araç kullanan artıyor ve bu konuda mağduriyetlerde de önemli bir artış oluyor değerli arkadaşlar.
Geçtiğimiz günlerde Sincan Cezaevi’ni ziyaret ettim arkadaşlar. Mahpuslarla görüştüm ve oradan önemli bilgiler edindim. Onları da burada size yansıtmak isterim.
Sincan, 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde Mahmut Kurt. Çok zalimce, vicdansızca bihakkın yatırılıyor. Ne denetimli serbestliği ne koşullu tahliyesi verildi. Vallahi yöneticilerin çok ah aldığını biliyoruz gerçekten çünkü insanların tahliyesini uyduruk gerekçelerle engelliyorlar. Zaten ailesi dağılmış, eşinden boşanmış, çoluk çocuğu başka ülkelere gitmiş, başka yerlerde olan bir ailenin babası haksız, hukuksuz bir şekilde yıllardır cezaevinde tutuldu. Ne denetimli serbestliği ne şartlı tahliyesi verildi. Yakinen şahidim zalimlik ve vicdansızlığın daniskası yaşatıldı ve bu mahpusu ziyaret ettiğim zaman “Burada cezaevine MİT mensupları geliyor. “itirafçı olacak mısın? İtirafçı olursan seni hemen çıkartırız. Denetimli, şartlı tahliyeni verdiririz. Yoksa yatmaya devam edersin diyorlar.” diyor ve cezaevinde ağır şartlar var. Sohbet hakları verilmiyor.
Cezaevinde sohbet hakkı verilmediği gibi cezaevinde mesela Alp Altınörs Osmanlı tarihi okumak istemiş, tarih okumak istemiş, Osmanlıca öğrenmek, İslam tarihi öğrenmek istemiş fakat kendisine bilimsel kitaplar verilmiyor. Öncesinde Kürtçe olunca, siyasi içerikli olunca kitaplara engel getiriliyordu şimdi “Efendim, işte vermiyoruz bilimsel makaleyi.” deniliyor. “Yani ben seni sevmiyorum, senin herhangi bir bölümde okumanı da istemiyorum.” diyen bir mantıkla karşı karşıyayız. Sosyalist bir insan Alp Altınörs, diyor ki: “İronik buluyorum, benim İslam tarihi ve Osmanlıca öğrenmemi bile engelliyorlar. Yeter ki bize zulmetsinler, zulmetmek için yer arıyorlar.” diyor. Kendisine makaleleri niye verilmiyor diye buradan Sayın Yılmaz Tunç’a soruyorum. Bilimsel bir tarihle ilgili makale niye verilmez? Osmanlı’daki tımar sistemi, efendim roman bir tarihçinin yazdığı bir kitap niye verilmez? “Efendim ISBN kodu yok, o yüzden veremiyoruz.” ya bu kadar mı at gözlüklüsünüz? Yani ISBN kodu olmadığı zamanlarda çıkan bir kitap, 1982 tarihli. O zaman yokmuş bu kod. Kitapta da o yüzden bu kod yok. Kitapta, piyasada satılan bir kitap, bir sıkıntısı yok. Niye bu kitabı vermiyorsun? Allah aşkına bu denli böyle at gözlüklü bir anlayışla karşı karşıyayız ve iyi niyetli değil bu anlayış. Bunu da söylemiş olalım. Mahpusa, bilimsel makale kitap vermemeyi marifet sanan2 No’lu F Tipi pratiği ile karşılaştık. Bunu kabul etmiyoruz, eleştiriyoruz. Milletvekiliyim, benim görevimdir. Bakanlığa da yazılı olarak soracağım. Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na bunları soracağız. Kabul edilemez diyorum buradan.
Cafer Tekin İpek, önceden de gündeme getirmiştim. Sincan Kadın Cezaevindeki Melek İpek’in oğlu. Kendisiyle de görüştüm ve kendisi diyor ki: “Adil yargılanmadan biz buraya atıldık. Hakkımdaki Masak raporlarının altısı da tertemiz ama biz buradayız. Öküzün altında buzağı aradılar. İltimas değil, adil yargılanma bekliyorum. Ben terörist değilim.” diyor, yargılanırken bir gizli tanık getirilmiş, Mavi isimliymiş. Mavi demiş ki: “Ya Tekin İpek hakkında benim şikayetim yok.” demiş. Hakimler şaşırmış, “İkinci Mavi’yi getirin.” demişler. Avukat demiş ki; “Ya gizli tanığın ikisinin de adı Mavi olur mu? Bu ne iştir? Ne dolap dönüyor burada?” Buna rağmen, kendisi ceza almış, adil olmayan bir şekilde yargılanmış ve diyor ki: “Tam bir zulüm görüyorum, bir suçum günahım yok. Memlekete iyilik yapmak, hayır yapmaktan başka bir şey bilmeyen bir aileydik fakat bu başımıza geldi. Mahpus olarak ellerim kelepçeli hastaneye götürüyorum. Oradaki hastaların anneleri, babaları, çocuklarını bizden böyle sakınmaya çalışıyor. Sanki korkunç bir şeyiz. Aman bizden uzak tutmaya çalışıyorlar. Bu da çok ağırıma gidiyor. Biz bunları hak edecek insanlar değildik. Hayatımız boyunca iyilik yapmaya çalıştık ve bir keresinde de kızım uçağa binmiş ve tam uçak harekete geçecekken kızım özellikle uçaktan indirilmiş ve arama yapılmış. “Senin baban terörist, sende de bir suç unsuru olabilir.” denilmiş. Sonra bir şey bulamamışlar ve tekrar uçağa binmiş. Çocuk büyük bir şok yaşadı, büyük bir travma yaşadı. Polis, jandarma gördüğü zaman artık tir tir korkuyor, titriyor. Bize bunları yaşatanlargerçekten çok acı şeyler yaşattılar ve çok büyük haklara girdiler.” Diyor gerçekten çok dolu bir insan olduğunu gördüm. “O kadar adil olmayan bir yargılama yaşatıldı ki firmamın logosu bilmem neye benzetildi. Yok efendim bir harita bulmuşlar, o haritadaki hususlar bir şeye işaret ediyormuş. Ya devletin kurumundan aldığım haritayı efendim güya bir şey ima eden bir harita şekline sokup bizi yargılayıp cezalandırdılar. Olacak bir iş değil.” diyor.
Eski bir vekil İlhan İşbilen, onu da ziyaret ettim. 10 yıldır içerideymiş ama o kadar adil olmayan bir şekilde yargılandık ki sonunda yargıtay da cezamızı bozdu. Hiçbir şey bulamadılar çünkü yargısız infazla yargılanmıştık. En sonunda yargıtay da cezamızı bozdu. Tekrar yargıtay ceza genel kurulundaymış sanırım. “Bir suçum yok.” diyor ve 80 yaşını aşmış yaşlı bir insan olarak o da hapishanede çok üzücü görüntüler bunlar.
Orhan İnandı Kırgızistan’da bir okul yöneticisiyken Kırgızistan yetkililerinin izin vermesiyle Türkiye’ye kaçırılan havaalanında “Türkiye’ye hoş geldin” denilerek ağır bir şekilde darp edilip dövülen kolu omuzu üç yerinden kırılan bir insan daha sonra 37 gün bir sorgulama merkezinde, işkencehanede kalan, 24 saat boyunca ışıkların açık tutulduğu 2×2,5 metre bir tabutluk gibi yerde tutulan bir insan diyor ki: “Öylesine işkence gördük ki sürekli gözlerimiz bağlıydı ve tuvalete gitme ihtiyacımızı söylediğimizde en hafifi “şerefsiz” denilen küfürler edilerek tuvalete götürülürdük ve tuvalette bir dakika bile durmamıza müsaade edilmez kapı çalınır küfür edilirdi. Kilolarca zayıfladım, perişan bir duruma düştüm. Bir ton işkence gördüm. Ardından emniyete götürüldüm. Orada 6 gün kaldım.” Bu arada doktora bir iki kez götürülmüş. Kırık olduğu halde gereken yapılmamış. Basit bir sargı işlemi yapılmış. İki ay sonra “Senin ameliyat edilmen gerekiyordu.” denilmiş ama ya polis ya da işte birilerinin korkusundan dolayı ameliyat edilmemiş. İki ay sonra “Ya ameliyat edecektik seni.” denilmiş “Ama işte geçti.” denilmiş Dışkapı Hastanesi’nde ve alçıya alınmış. Alçı tutmamış. Bir sürü ağrılar sıkıntılar çekmiş ve kolu kırılan bir şahıs olarak 16 ay sonra ancak ameliyatını olabilmiş. Gerçekten çok üzücü bir şey. Diyor ki: “Ben Minyeli Abdullah romanını okumuştum. Orada Mısır’da Nasır’ın işkencelerini duyardım. Ya derdim Müslüman bir ülkede insanlara işkence mi edilir? Ya nasıl olmuş böyle bir şey derken, kendi ülkemde aynı işkencelere maruz kaldım ve Minyeli Abdullah kitabında anlatılanın ne olduğunu çok yakinen anladım. Bu iktidar Gazze’de deyip duruyor. Gazze’de yapılanın bin beterini bize yapılıyor. Hakaret, küfürden başka bir şey işitmedim.” diyor. Sonunda Birleşmiş Milletler’e bu ihlalleri götürmüş, oradan bir sonuç bekliyor ve Birleşmiş Milletler’den bu zorla kaybedilip kaçırılmayla ilgili sonucu büyük bir merak ve adalet isteğiyle bekliyor.
Muhammed İnal’da, Sincan 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde kalıyor. Çok üzücü gerçekten, zaten 1.5 saat durabildikleri havalandırmada, çatıdan kuşlar yere ekmek düşürmüş, o ekmeği alıp çatıya atmış kuşlar yesin yerde haram olmasın, ayak altında kalmasın diye, başmemur ve yanındaki iki memur gelip bunlara hakaret etmiş, “Siz yan koğuşa pusula atıyorsunuz.” demiş. “Ya gidin kameradan kontrol edin. Pusula falan atmıyoruz. Yere düşen ekmekleri bir iki defa çatıya attık. Ekmek attığımız apaçık ortada.” demesine rağmen bir ton hakaret yemişler ve görevlileri şikayet ettikleri halde görevliler yargılanmıyor ve kendileri hakkında soruşturma açılmış. Memleketin haline bakın. Yani yerdeki ekmeği kaldırıp çatıya atıyorsun ve bunun karşılığında bir ton hakaret yiyorsun. Sana hakaret eden yargılanmıyor, sen yargılanıp disiplin cezası almak üzere soruşturma içindesin. Şu skandala bakar mısınız arkadaşlar ya? Şu hukuksuzluğa bakar mısın? Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, siz adalet işleriyle mi uğraşıyorsunuz? Hangi işlerle uğraşıyorsunuz acaba? Bir sormak isterim. Şu cezaevindeki insanların haline bakın ya. Nedir şu hal yani? Gerçekten çok acımasız işler.
Acımasız işlerin en büyüğü de İbrahim Coşkun isimli mahpusa yapılmış. Öncesinde Sincan T Tipi Cezaevi’nde 8 yıl 9 ay yatmakla olan bir mahpus. Kendisinin çok ağır engelli, %99 engelli bir çocuğu var ve bu çocuğu ölmek üzere ve mahpus 8 yıl 9 ayın yıllarcasını yatmış. Denetimli serbestliği gelmiş, puanı iyi 60-65 puanı var. İdareye demiş ki gözlem kurulunda “ Ya çocuğum hasta çıkmam lazım ölecek bu çocuk dünya gözüyle son defa göreyim çocuğun bakımını üstleneyim ne olur beni artık bırakın bakın bir eksiğim gediğim de yok iyi halimde yüksek puanda.” demiş buna rağmen Sincan T Cezaevi psikoloğu ki ne kadar zalim bir psikolog. “Efendim çocuğun hastalığını çıkmak için kullanıyor.” notu düşmüş, tahliye edilmemiş. Denetimli serbestliğini vermemişler. Ardından şartlı tahliye zamanı gelmiş, onu da vermemişler. Dilekçe üstüne dilekçe vermiş. Çocuk ölüm döşeğinde ve mahpusun verdiği dilekçeler umursanmıyor. İyi hali var, her şey dört dörtlük ama “Efendim işte bize isim vermiyorsun. İsim vermediğin için seni bırakmayız. İyi halin var ama bize isim vereceksin.” ve bu arada 2024 Ocak’ta verdiği bu dilekçelerine karşılık alamıyor. 10 Mart 2024’te 12 yaşında %99 engelli çocuğu vefat ediyor. Dünya gözüyle son defa çocuğunu göremiyor bu baba ve büyük bir üzüntüyle “Nasıl böyle bir vicdansızlık, insafsızlık yaptınız?” diye bir dilekçe yazınca, “Vay efendim sen nasıl bize diklenirsin?” diyerek ağır koşulları olan 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne sürülüyor. Düşünün yani adama bu kadar zulüm ediyorsunuz, adam da “Bana bu zulmü nasıl yaparsınız? Çocuğum öldü, insafsızlar, vicdansızlar.” diyor. “Vay sen mi bize böyle dersin, seni böyle iyice sürürüz, burnunu sürteriz, kötü bir cezaevine göndeririz.” diyorlar. Tek kişilik hücrede kalıyor şu anda. Bakın koğuşta kalan kişiyi hücreye gönderiyorlar ve kişiyi böyle cezalandırıyorlar. Kişi şu anda 8 yıl 9 ayını doldurmaya 3 ay var. Tamamen cezasını yatacak Mahmut Kurt gibi. Böyle zalimlik, vicdansızlık olabilir mi arkadaşlar? Cezaevleri ağzına kadar dolu, tepe tepe dolu. Siz hasta çocuğu olan ve ardından ölen bir mahpusu oradan bırakmamak için 40 takla atıyorsunuz. İyi hali olmasına rağmen ona her türlü zulmü yapıyorsunuz. Adalet Bakanı Sayın Yılmaz Tunç, sana soruyorum. Senin çocuğun yok mu? Bu insafsızlığa, vicdansızlığa ne diyorsun? Sincan T Tipi Cezaevi, derebeylik mi? Soruyorum sana. Bu zalimlikler, vicdansızlıklar nasıl yapılıyor Sincan Cezaevi’nde? Biz bunları gidip görüyoruz. Sizin haberiniz yok mu? Bu kadar keyfiyet mi var? Cezavi müdürleri bir derebeylik içinde mi? diye ben size sorarım. Hangi insan bu zalimliklere göz yumabilir, kabul edebilir? Değerli arkadaşlar buradan size bunu da soruyoruz. Kabul etmiyoruz bu zalimlikleri ve bütün bunları da sadece kabul etmemekle kalmıyor. Gereken makamlara da bildiriyoruz. Bunu da herkes bilsin. Hukuken kimsenin yaptığı yanına kalmaz. Hukuk önünde mutlaka bir gün cezalandırılırlar.
Bülent Kaya Kandıra 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde hem yurttaşın Diyarbakır veya derslerini takip edebileceği cezaevlerine nakil talebi yapılmıyor. Hem de birçok ihlale uğruyor, okuyamıyor. Cezaevi idaresi ona her türlü haksızlığı yapmakla meşgul. Bunu da söylemiş olalım.
Metin Karaduman, Çetin Engin Ferhat ve İbrahim Karaduman adil bir şekilde yargılanmadıklarını, bir kavgaya karışan kardeşlerinin hapiste yaşamını yitirdiğini, çok kötü şartlarda tedavi bile olamadığını söyleyerek bize başvurmuşlar. Bir kavgaya karışmışlar. Ardından adil yargılanmadıklarını söylüyorlar ve bu konuda. Adalet ve adil yargılanma bekliyorlar.
Cezaevi nakil talepleri ile ilgili Ankara 14. İdare Mahkemesi’nden bir karar çıktı. Bu da önemli. Nakilleri vermeyen cezaevi müdürlerini haksız bulan bir karar. Bu önemli bir karar. Bu tür nakil sıkıntısı yaşayan insanların Ankara 14. İdare Mahkemesi 2024/1405 esas no’lu, 2025/ 19 karar no’lu bu kararından istifade edebileceğini düşünüyorum. Bu da önemli çünkü cezaevlerinde en az son 20 yılda 6 kat artış var. Korkunç derecede mahpus sayısı var, sağlık bozuluyor ve ihlaller acımasız bir şekilde sonuna kadar artmış durumda. Mahpus çocukların dramları bitmiyor ve acımasız bir şekilde bunlar devam ediyor arkadaşlar.
Geçtiğimiz günlerde uğradım ve çok üzücü buluyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı’nın önünde eylem yapan öğretmenler var. Şu anda halen eylemdeler. Neden? Çünkü mülakatzede öğretmenler bunlar. Yüksek puan almışlar yazılıdan. Mülakata girdiklerinde patır patır puanları düşürülmüş. Zalimce, adaletsizce muameleler yapılmış. Öğretmenleri ziyaret etmenizi isterim. O öğretmenleri bir dinleyin ve onların sesini yükseltmeye çalışın derim.
Ayrıca azınlık okullarının tercih hakkı kaldırıldı arkadaşlar. Yönetmelik değişikliği öğretmen tercihlerini kısıtlıyor. Azınlık okullarında görev alan Türkçe kültür dersleri öğretmenleriyle müdür başyardımcılarının belirlenmesi konusunda Milli Eğitim Bakanlığı değişikliğe gitti. Bakanlık tarafından yapılan değişiklikle azınlık okullarının Türkçe ve kültür dersleri öğretmenlerinin ve müdür başyardımcısını tercih etme hakkı ellerinden alınarak 2015 öncesindeki sisteme geri dönüldü. Artık bu daldaki öğretmenler Milli Eğitim tarafından atanacak ve aralarından bir kişi müdür başyardımcısı olarak belirlenecek. Yani arkadaşlar memlekette 30-40 bin kişi kalmış. Ermenileri kalkıp böyle ülkeye tehdit olarak görüp “Vay senin müdür başyardımcını ben atarım işte sen bir tehditsin.” mantıkları nedir ya Allah aşkına yani bu insanlar korunup nadide bir hatıra olarak değerlendirilmesi gerekirken bir tehdit, bir tehlike olarak görülüyor. Kabul edilecek bir şey değil. Azınlık okullarına yönelik bu muamelenin geriye gidişini kabul etmiyoruz arkadaşlar. Bununla ilgili de önümüzdeki günlerde daha etraflı ÖFG TV programlarımızda çalışmalar yaparak mağdurları ekranlarımıza çıkaracağız.
Şimdi değerli arkadaşlar Özel Eğitim Konfederasyonu yetkilileri bize uğradılar ve mağduriyetlerini gündeme getirdiler. Şimdi diyorlar ki: “Özel eğitime ödenen ücretler o denli azaldı ki 2006 yılında bir öğrenci için ödenen aylık özel eğitim ödemesi bir asgari ücret miktarı kadar iken 2025 yılına yaklaşırken bu oran asgari ücretin %28’ine geriledi. Hadi biz eskisini istemiyoruz, % 50’si olsun ama biraz arttırılsın biz böyle yaşayamıyoruz.” diyorlar. Tüm rakamları gösterdiler bize. Biz de inceledik ve tabii haklılar ve çok daralan bir ortamda oldukça zorlandıkları da apaçık ortada. Engellilere yönelik hizmette işte sonsuz imkan şu bu deniliyor ama görünen bu. Bu konuyla da ilgili soru önergesi verdik ve konuyu da takibimize aldık.
Vicdan ssızlatan olaylar devam ediyor. Bakın 6 Şubat depremlerinde yıkılan ve 105 kişiye mezar alan Osmaniye’deki Bilge Sitesi davasında yargılanan Osmaniye Eski Belediye Başkanı Kadir Kara tahliye edilmiş. Şu hale bakın. Yani bir sürü insanın ölümüne neden oluyorsunuz. Ondan sonra çok uzamadan tahliye bile ediliveriyorsunuz. Memleketin hali bu arkadaşlar.
Yine hastane doğum masrafı yüzünden Filistinli bebek alıkonulmuştu. Süleymaniye Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi’nde doğum yapan Filistinli Samah Rafat El Ahmad, doğum masraflarını ödeyemediği için hastanenin bebeğini alıkoyduğunu ve her gün hastaneye gidip bebeğini emzirdiğini söylemişti. Filistin edebiyatı yapıp ardından da Filistinli bir anneyi bebeğinden ayıran ve ona yardımcı olmayan bir iktidarla karşı karşıyayız. Bu konuda bir hesap verilmesi gerekiyor. Bu da zalimce bir uygulamadır diyoruz değerli arkadaşlar.
Şimdi İstanbul Barosu ile ilgili soruşturmalar açılıyor. Asli hukuk mahkemesinde dava açılıyor. İstanbul Barosu hakkın hukukun yanında durmaya çalışmış. Zalimce üstüne gidiliyor ve siyasallaşmış yargı aklınca canına okumaya çalışıyor. Bu da kabul edilecek bir durum değil arkadaşlar.
Bize gelen soru önerge cevaplarına bakıyoruz arkadaşlar. Gerçekten son derece üzücü. Mesela KHK’lı bir mağdur emekli maaşını da ikramiyesini de alamıyor ve onunla ilgili başvurular konusunda da çok üzücü cevaplar oluyor. Bunları görüyoruz.
Muammer Dereli Fen Lisesi’nde 15 yaşında bir kız çocuğu intihar etmişti. Onunla ilgili bir soru sorduk. Ona gelen cevapta da Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda hocaların birbirine girdiği yönünde üzücü bir görüntü var. Yani çocukları eğitmek, öğretmek ve geliştirmek ile görevli öğretmenlerin birbirine düştüğü yerde öğrenciler intihar etmeye başlamış arkadaşlar. Üzücü görüntü bu.
Kocaeli Darıca, Barış İlkokulu’nda öğrencilere zarfla para istendiği yönünde bir şikayet var. Bunu da reddetmiyor Milli Eğitim Bakanlığı, “Okul aile birliğine verdik.” diyor. Kardeşim, Milli Eğitim Bakanlığı olarak bu okulların ihtiyacını karşılamalısın. Velilerden dilenci gibi para dilenmemelisin diyoruz. Bunu da size aktarmış olalım.
Şimdi bakın, bilhassa Çalışma Bakanlığı’nın cevapları son derece üzücü bize gelen cevaplar. Biz iş cinayetleriyle ilgili soru soruyoruz ve bize mevzuat yazıp gönderiyorlar. Bu çok utanılacak bir haldir arkadaşlar. Kocaeli Çayırova’da insanların öldüğü bir iş cinayetiyle ilgili soru sormuşuz. Olayı bile araştırmamış, bize mevzuat yazıp göndermiş. İşte bu kafa yüzünden, bakın arkadaşlar, bu kafa yüzünden Bolu’da bir otelde yeniden bir iş cinayeti işlendi. Sen ona bir iş cinayetini soruyorsun. Konuyu hiç araştırmıyor, bakmıyor. Sana konuyla ilgili mevzuatı yazıyor. Zaten bu mevzuatı yapmadığın için gereğini yerine getirmediğin için ben sana bunu soruyorum Sayın Bakan. Sen bana böyle laubali cevaplar veriyorsun ardından ne oluyor? Denetlemediğin ve ve ruhsatın nasıl alındığı bile belli olmayan bir otelde yangın çıkıyor, 76 kişi ölüyor. Sen daha böyle ciddiyetsiz cevaplara devam et Sayın Çalışma Bakanı ya. İnsan bir utanır ya, yüzü kızarır yani. Bir ton iş cinayeti işleniyor. Bunları soruyoruz. Tabi aradan zaman geçiyor. Biz mesela Bolu’daki cinayeti de soracağız. Mutlaka aradan zaman geçecek, iş hafifleyecek. Bize gayri ciddi cevaplar verecekler. İşte biz biliyoruz arkadaşlar.
Kamuda hukuk mezunu alımlarının yetersiz olması dolayısıyla hukuk mezunlarına yönelik avukat, tüketici hakem heyeti raportörlüğü, büro personeli, icra memurluğu alanlarına kadro açılmasını talep ediyor vatandaşlar.
Bir vatandaş için başvurusu var ve onunla ilgili cevaplarda da siyasi adaletin değil ilahi adaletin tecelli ettiğini görüyoruz işin doğrusu.
Bir başka başvuruda ise Palgaz ile biz 30 Ekim 2024’te sormuşuz. Önceki kazaları sormuşuz ve bize gelen cevap da diyor ki: “Palgaz son 5 yıl içerisinde doğalgaz kaynaklı başka bir patlama yaşatmamıştır.” tamam siz böyle inceleme yaparsanız ne olur? Sonra Palgaz’a bağlı Gebze’de insanlar ölür, Darıca’da insanlar ölür ve siz de gayet sorumsuz bir şekilde yine görevinize devam edersiniz. Şu hale bak. Biz kaç yıldır devam eden Palgaz patlamalarını soruyoruz. “Ya öncesinde patlama yok efendim gerekli denetimler EPDK tarafından yapılmıştır, yapılacaktır.” gibi basmakalıp cevaplar yazıp gönderiyorlar. Ondan sonra da bakın en az üç kişi öldü, bir sürü kişi yaralandı. Sonra devam eden patlamalarda Palgaz hakkında sonunda bir soruşturma açtılar. Sonuç nereye bağlanacak bilmiyoruz ama işte rezalet bu boyutlarda görüyorsunuz.
Şimdi bir başka başvuruda Adalet Bakanlığı cevabındaki gayri ciddiliğe bakın. Malatya T Tipi Kapalı Cezaevi’nde diyor ki; “İnsanlar yerlerde yatıyor, yer döşekleri bile dolu, dolap olmadığı için kıyafetlerini, kitaplarını dışarı çıkarmak zorundalar. 40 derece sıcaklıkta 33 kişi bir arada çok zor durumdayız.” diye bir durumu göndermişler. Bize gelen cevapta bu kadar gayri ciddilik olmaz. Zaten siz kendiniz açıklıyorsunuz, Türkiye cezaevlerinde en az 86 bin kapasite fazlası mahpus var diye kendileri açıklıyor. İnsanlar yerlerde yatıyor, herkes biliyor bunu. Bize gelen cevapta ne diyor biliyor musunuz Adalet Bakanlığı? “Hiçbir mevzuat dışı olay yoktur, her şey dört dörtlüktür.” gibi böyle gayri ciddi cevap. İşte memleketin hali bu arkadaşlar. Bu kişilerin eline kalmış memleket.
Yine Adalet Bakanı yine gayri ciddi bir cevap. Bakın 13 Haziran 2023’te sormuşuz. Sezgin Zengin isimli bir mahpus kötü muamelelerden dolayı açlık grevi yapıyormuş. Kaç ay sonra? 6-7 ay sonra bize cevap vermişler. Yani şunu bekliyorlar. “Açlık grevi bitsin, ortalık sakinleşsin, olay soğusun, ondan sonra cevap verelim.” “Efendim, açlık grevi bitti zaten.” diyorlar tamam da ben sana açlık grevi devam ederken soru sormuştum. O zaman cevap versene. “Yani her şey dört dörtlüktür.” e niye bu adam o zaman kendini aç bırakıyor? Allah aşkına insanların aklından zoru mu var? Boş yere durup dururken niye kendisini onlarca gün aç bıraksınlar? Bir mesele var demek ki. “Her şey dört dörtlüktür. İşler mevzuata uygundur. E canım merak etmeyin.” 7 ay sonra da diyor ki :”Ya açlık grevini de bıraktı hiç canınızı sıkmayın.” yani böyle cevaplar arkadaşlar. Gerçekten şu gayri ciddiliklere bakıp da üzülmemek mümkün değil bunları görüyoruz.
Evet, cezaevlerinde insanlar tutulmaya devam ediyor. Bakın, Mervane Albayrak herhangi bir kaçma girişimi yok, yakalama kararı yok. Buna rağmen DMD hastası çocuğunu Edirne’de bir doktora 2.-3. kez götürdüğü halde bütün raporları olduğu halde “Vay sen kaçacaktın.” diyerek çocuğuyla beraber bu anneyi tutukluyorlar görüyorsunuz arkadaşlar acımasız işler devam ediyor cezaevlerinde. Acımasızlık had safhada bunu da söyleyelim.
Bize birçok mektup geliyor. Onları özetleyerek size aktaralım. Ümit Çobanoğlu, Antalya Yüksek Güvenlik Hapishanesi’nden bize bildiriyor; “Kuyu tipi denilen yüksek güvenlikli hapishanelerde insanlar işte bu yedi adımlık hücrede 22.5 saat tek tutuluyor. Hücrenin havalandırması yok. Günde 1.5 saat ayrı bir yere hava almaya çıkarılıyoruz. Hücrenin penceresine tel örgü takmışlar. Temiz hava girmiyor. Gökyüzü rahat görünmüyor. Gardiyan ile megafondan konuşuyoruz. Amaç insan yüzü göstermemek.” diyor.
Yine Ümit Çobanoğlu diyor ki: “Süresiz açlık grevi yapan Serkan Onur Yılmaz’a destek için 6 günlük açlık grevindeyiz. Kuyu tipi hapishanelerden gitmek istiyoruz. Ağırlaştırılmış müebbet infazı kaldırılsın. Hasta tutsakların tahliyesi sağlansın. Sürgünle sevk infaz yakmaları durdurulsun. Kitap ve sohbet kısıtlamasına son verilsin. Suriye’de Sednaya Hapishanesi’ni öne çıkaranlar kuyu tiplerinde insanın ruhu presle eziliyor. Aşağı kalır bir işkence olmadığını bilsin. Burada bizi tecride alanlar şu ülkenin hapishanelerinde işkence var diye ahkem kesiyor diye Suriye Sednanya Hapishanesi’ni habire ısıtıp ısıtıp duranları eleştiriyor. Evet düşünün yani şu mahpusun kaldığı yer burası. Bakın küçücük bir yerde camına baktığınız zaman dışarı çamaşır asamıyorsunuz. Camın önüne çamaşır astığınızda camın önü kapanıyor. Demir parmaklık ve tel örgülerle kapalı. Şu denli kötü bir ortamda insanlar tutuluyor arkadaşlar ve bu ortamdaki bir insan bize durumunu iletmeye çalışmış. Antalya, S Tipi Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’ndeki ihlaller çok ağır ve yoğun boyutta bize geliyor. Bunları da buradan bakanlığa iletmiş olalım.
Antalya L Tipi Cezaevi’nden ağır bir iddia aldık, şikayet aldık. Durkadın Sargın isimli kadın mahpusun psikolojisinin bozulduğunu ve ağır bir psikiyatrik durumda olduğunu, koğuşta üstünü başını çıkardığını ve daha ağır şeyler yapmaya başladığını öğrendik. Bir an evvel infaz erteleme başvurusu yapılmalı. Cezaevlerinde bakın gözlem kurulları var. 2021 sonrası kuruldu ve bu kurullarda tek hukukçu, savcı, onun dışında kalorifer tamircisinin bile karar yetkisi var ve bu kurullar huzur hakkı alıyor. Mahpusa denetimli serbestliğini vermedikçe yeniden kurula alıyor. Kurula aldıkça orada huzur hakkını, maaşını alıyor ve soyut gerekçelerle insanların tahliye olmasını engellemeye devam ediyorlar. Gözlem kurulları kaldırılmalı, ikinci mahkeme olmaktan çıkarılmalı. diyoruz.
Bursa H Tipi Kapalı Cezaevi’nden Gökhan Aytaç yazdığı mektubunda bize diyor ki; “Ne yapalım, ne yapmalıyım, ne yapmalıyız, lütfen yardım edin. Gönderdiğim dört sayfalık mektupta suçsuz olduğumu fakat mahkemelerin ceza verdiğini görüyorsunuz. Sadece ve sadece hakkımı istiyorum, halimi arz ediyorum, sesimi duyun.” diyor.
Görkem Yazıcı Manisa 1 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış bize. “Devletim beni yargılasın boynum kıldan ince fakat yargılama esnasında darbe girişimi ile öncesi sonrası örgütsel hiçbir bağım yokken hiçbir mala canlıya zarar vermemiş olduğum halde neden beraat edemiyorum? Neden 8 yıldır tutukluyum? Ben bu vatan için canımı vermeye hazırdım. Ben canımı vermeye çekinmedim ama hakimlerimiz bana ve aileme adalet vermeye cesaret edemediler.” diyor.
İbrahim Şahin Marmara Kapalı Cezaevi’nden yazmış. “15 Temmuz gecesi sadece emirlere uyduk. Kimseye zarar vermedik. Sabaha kadar darbe olduğundan haberimiz bile yoktu. Biz öğrenciyiz. Talat Aydemir darbe girişiminde bile askeri öğrenciler beraat etmiştir. Biz müebbete mahkum edildik. Büyük acılar çektik. Büyük mağduriyetler yaşadık. Darbeci gibi muamele gördük. Sesimizi kamuoyuna duyurun.” diyor.
Evet, Gazze’de barış sağlandı ancak ABD’li yetkililerin yakasındaki o soykırım suç damgası duruyor. Dışişleri Bakanı Blinken’e bir toplantıda bir şahıs protesto gösterisi yapmış. Çok da iyi yapmış. Tebrik ediyoruz. Çünkü 50 binden fazla insan öldü ve bunun sorumlusu hesap vermiyor. İsrail, ABD bu soykırımı destekledi arkadaşlar.
Evet, zam, zam, zam. Yüksek hızlı tren biletleri de korkunç bir şekilde zamlandı. %44,4 zamlanarak 540 liradan 780’e yükseldi Ankara-İstanbul tren fiyatları. Zaten vatandaş her yerden yumruk yiyor. Emekli, asgari ücretli memur her yerden yumruk yiyor. Bu sefer de trenlerden yedi.
Kocaeli’de de pazarlarda fiyatlar korkunç bir şekilde artmış durumda ve vatandaş açlığa mahkum edilmiş durumda değerli arkadaşlar.
Bakın Kocaeli Gebze Pelitli Mahallesi’nde Balçıkköy’ünden akan dereye deşarj edilen kimyasal atığı görüyorsunuz. Dere kıpkırmızı renkte akıyor. Şu hale bakın. Çevrenin hali bu arkadaşlar.
Ford faturayı işçiye kesmiş Kocaeli’de ısıtıcıları kapatmış ve bundan da dolayı işçiler çok mağdur.
Kocaeli’de poğaça fiyatları da çok arttı arkadaşlar bakın Kocaeli’deki ekmek fiyatları Türkiye’de en pahalı yeri gösteriyor ve şu anda gerçekten çok kötü bir hale ulaşmış durumda.
Mezopotamya Ajansı’na bağlı 6 gazeteci daha tutuklandı. Nazım Daştan ve Cihan Bilgin ile ilgili protesto gösterisi yaptıkları için tutuklandılar ve haksız hukuksuz bir şekilde özgürlük hakları ellerinden alındı değerli arkadaşlar.
KHK direnişi devam ediyor. Önceki günlerde Cemal Yıldırım, Acun Karadağ, Nazan Bozkurt, Alev Şahin’in katıldığı bir mahkemede, duruşmada onlara destek verdik. KHK direnişi yargılanmaya çalışılıyor ve biz de bunu kabul etmiyoruz değerli arkadaşlar.
Aynı zamanda Kocaelispor’u da tebrik ediyoruz. Şampiyonluğa doğru yürüyor. Tebrik ediyoruz. Yanınızdayız. Umarım kazasız belasız bir şekilde şampiyonluğa çok rahat bir şekilde ulaşır diyoruz. Tebrikler Kocaelispor diyoruz değerli arkadaşlar.
Cihan Ayverdi Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden bize yazmış; “2 yıldır tutukluyum. Bu süreçte mevcut olan kronik rahatsızlığım ciddi anlamda nüksetti. Sayısız kalp atakları geçirdim fakat tedavi olamadım. Tetkik ve tahiller çok gecikti. Sevkimin yapılması öngörülürken kurum revirinde Doktor Ömer Faruk Kazez beni sevk etmedi. Bir doktorun önerdiğini diğer doktor reddediyor. Haklarım ihlal ediliyor. İnsan yaşamı cezaevinde hiçe sayılıyor. Soykırım politikaları uygulanıyor. Durumum ağırlaşıyor.” diyor. Cihan Ayverdi Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden.
Hazine Alçı Gebze Kadın Cezaevi’nden bize yazdığı mektupta diyor ki; “Hastane hastane dolaştırılıyorum fakat bir türlü sağlığa kavuşamıyorum. Hastanelerin verdiği raporlara göre uygun cezaevine nakledilmem gerekiyor. O da yapılmıyor. Sağlığım ve dilekçelerim askıda tutuluyor.”
Aydın Kuş, Adana 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden bize yazdığı mektubunda özetle diyor ki; “Türkiye zindanlarının durumunu önemsemeyenler Suriye zindanlarını gündem ediyor. Oysa tutulduğumuz bu zindan hücre tipi zindandır. Sürekli tecrit, sürekli psikolojik işkence yapılmaktadır. Kafes tarzıdır. Günün 23 saatini bu kafeste geçiriyoruz. Psikolojik işkenceyle kendimizi küçük görmemizi sağlamaya çalışıyorlar. Sağlığa ulaşmamızda bir başka ihlal konusu. Ağız içi arama yapmadan hastaneye götürmüyorlar. Bu yüzden hastaneye gitmiyoruz. Karıştır barıştır uygulamasıyla farklı suç gruplarını birleştiriyorlar. Sürekli disiplin soruşturması açıp cezalar vererek hakkımız yeniliyor, açık görüşler kısa tutuluyor, infaz hakimlikleri keyfilik yapıyor.” diyor.
Baki Can Işık, Sincan 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nden diyor ki; “Yüksek güvenlikli cezaevlerindeki dayatmaları kabul etmeyenler, direnenler var. Bugün ülkemizin hapishanelerinde haklarımızın gasp edilmesine tecride kuyu tipi hapishanelere karşı direniş var. İzmir’de, Burdur’da, Antalya’da süresiz açlık greviyle direnen insanlar var. Ben de 19 Aralık tarihi itibariyle kuyu tipi hapishanelere karşı direnişin bir halkası olmak için süresiz olarak açlık grevi direnişine başladım.”
Hapishanelerde intiharlar devam ediyor. Gözlem kurulları, felaketleri devam ediyor. Bakın, bunları hiç bakanlık açıklamıyor. Biz ulaşıp öğreniyoruz. Rekor sayıda ölüm ve intihar sayıları var Türkiye cezaevlerinde. En son Kırşehir S Tipi Cezaevi’nde Mehmet Ünal isimli mahpus intihar etti ve maalesef bu hadiselerde hiç duyurulmamaya çalışılıyor.
Barış Yüksel, İzmir 2 No’lu F Tipi Hapishanesi’nden yazmış; “Sohbet kitap hakkımız engelleniyor, çift kelepçe dayatması yapılıyor, dolayısıyla sağlık hakkımız çiğneniyor, yaşam hakkımız güvende değil, haberleşme ifade özgürlüğü ihlal ediliyor, tahliye hakkı engelleniyor.” diyor.
Bülent Parmaksız, Sincan 2 No’lu Cezaevi’nden yazmış; “Yeni yılın eskinin tekrarı olmamasını diliyorum. Yeni başlangıçlara vesile olsun. 2025 yeni başlangıçlara çok ihtiyacımız var. Çünkü başlangıçlar yapabilmekte mücadelenin yükselmesine bağlı. Eğer bunu beceremezsek kapitalizm kendisiyle birlikte her şeyi çürütecek insan, doğa, toplum çok yoruldu kapitalizmden. 2025’te barış ve huzur beklemiyorum. Ne yazık ki ABD ve İsrail bölgeye huzur vermeyecek.” diyor.
Güven Süvarioğulları Çorlu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “Kandıra 1 No’lu Cezaevi’nden Çorlu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne geldim. Çıplak arama boyun eğdirme amaçlı olarak keyfi uygulanır. İnsanlık onurunu ayakları altına almak için uygulanır. İsrail’in, Filistinli tutsakları yaptıklarını tartışanlar kendi ülkelerindeki çıplak aramayı görmüyorlar. Neye mal olursa olsun zerre kadar geri adım atmayacağız ve inandığımız değerlere sonuna kadar sahip çıkarak hayallerimizin gerçekleşmesinin mücadelesini vereceğiz.” diyor. “Çıplak arama yoktur.” deyip deyip duran Özlem Zengin bunları duysun. Daha bir ay öncesinde Kandıra F1’den Çorlu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne nakledilen bu mahpus ağır bir çıplak aramaya uğradığını söylüyor. Çıplak arama rezaleti son bulsun. Bunun üstünü örtme girişimleri son bulsun diyorum buradan tekrar.
Hacı Aslan Adana 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “Açlık grevi yaptığım için ceza verildi. Aslında açlık grevinin TCK’da hiç suç tanımı yok. Açlık grevi 2012’de Hendek olayları ise 2014 sonrası gerçekleşti. Tüm itirazlarımıza rağmen istinaf onayladı. 30 yıldır bilfiil cezaevindeyim. Tahliyemi alamıyorum. Sesimi duyurun.” diyor bu kişi.”
























Yorumlar