9 Nisan 2025
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Önümüzde yine yüzlerce önemli olay ve hakkındaki yorumlarımız olacak ama en başta 7 yıldır bu Meclis’te basın toplantılarında gündeme getirdiğim bir husus hakkındaki haklılığımızı ve toplumun, iktidarın duyarsızlığını gündeme getireceğim.
Biliyorsunuz cezaevlerinden bana birçok mektup geliyor, burada anıyorum onları ve çözüm bulunmasını istiyorum. Haklıyım çünkü cezaevlerinde çok büyük sorunlar yaşanıyor. 300 bin kişilik cezaevlerinde 400 binden fazla mahpus var. 100 bin kişi yerlerde yatıyor ve sorunlar çok büyük.
Anne baba tutukluluklar, annesinin yanında kalan bebekler, çocuklar, anne babası tutuklu olduğu için başkalarının yanında kalmak zorunda olan çocuklar, bebekler. İşte bakın onlardan birisi bana mektup yazmıştı. Melek Gelir Sakarya, Ferizli Cezaevi’ndeydi. 6 yıl, 10 ay ceza yemişti. Burada, Ağustos 2024 yılında o mektubu okumuştum. Mektubunda diyordu ki: “Ben 3 çocuk annesiyim. Çok zor durumdayım. Asgari ücretle çalışıyor eşim. Aylarca belki çocuklarım gelemiyor ve beni Bolu Cezaevi’ne nakletsinler. En azından çocuklarım ziyaretime daha kısa sürede gelsinler.” diye. Bu kadar basit bir isteği vardı. Başka bir isteği yoktu. Yerine getirilmedi arkadaşlar. Bakın sonrasında ne oldu biliyor musunuz? 3 çocuktan en büyüğü, 15 yaşındaki Fatma Sümeyra Gelir. Bakın şu, bir cezaevi ziyaretinde annesiyle birlikte olan 15 yaşındaki kız çocuğu, psikolojik sorunlar yaşadı. İki küçük kardeşine, birisi 6, birisi 12 yaşındaki kardeşine annelik yapmak zorundaydı. Fatma Sümeyra Gelir. Ablaydı. Daha bir genç kız bile değildi. Çocuktu ama annelik ve ablalık yapmak zorundaydı iki kardeşine. Babası çalışıyordu. Akşam nöbetlere kaldığı zaman akşam evde yemeği kendisi yapmak ve bütün işleri kendisi halletmek zorundaydı ve sıkıntılar, psikolojik sorunlar yaşamaya başladı ve sonunda ne oldu biliyor musunuz? Epilepsi oldu. Fatma Sümeyra epilepsi nedeniyle de bayramın sonrasında geçirdiği bir nöbet sonrasında hayatını kaybetti. Bakın, bu fotoğraf vefatından bir gün önce çekildi. Melek Gelir, kızı Fatma Sümeyra Gelir’e nasıl da sarılmış. Çocuk annesine değil, anne çocuğa sarılmış. onu kaybetmek istemeyen bir anne edasıyla sarılmış ve belki onun yaşadığı sorunları, sıkıntıları iyi bilen bir anne olarak yavrusunu koruma içgüdüsüyle bir anne olarak ona sarılmış ama kurtaramamış. Bu olay içimizi çok yaktı arkadaşlar, vicdanlarımızı çok sızlattı. Ben yıllardır burada binlerce mektubu gündeme getirirken toplum duyarsızdı. Adalet Bakanlığı yetkilileri duyarsızdı. Birçok Pazartesi yetkilisi duyarsızdı ve şimdi neden bu olay oldu diyorlar. Neden olmasın kardeşim? Bu toplumda son 9 yıl hele Ohal döneminde binlerce çocuk cezaevinde annesiyle beraberdi. On binlerce çocuk annesi babası tutuklu olduğu için yakınlarının yanında kalmak zorundaydı ve psikolojik sorunlar yaşadı. Kimisi intihar etti. Kimisi böyle hastalıkları yakalanarak hayatını kaybetti.
Bakın biz burada kaç kez anlattık. Ahmet Burhan Ataç annesi babası tutuklu olduğu için çok zorluklar yaşadı. Annesi bir ara tutuklandı. Daha sonra serbest bırakıldı. Babası tutukluydu ve baba hasretiyle yaşıyordu ve çocuk hayatını en sonunda kaybetti. “Baba, baba” diyerek.
Yusuf Kerim Sayın. Annesi tutuklanmıştı. Çocuk kanser hastası yataktaydı. Annesi çocuğu bırakarak gitmek zorunda kaldı ve çocuk bir müddet sonra vefat etti. Bu dünyadan ayrıldı. Bitmedi. Bakın, çok haklı olduğumun bir belgesini bugün size ilk defa sunacağım. Basın mensupları da dikkatle izlesinler. Ben, Melek Gelir’den Sakarya Ferizli Cezaevi’nden gelen bu mektubu, Ağustos 2024 yılında bu kürsüde okudum arkadaşlar. Özetini okudum. Bu mektupta bana Melek Gelir adeta yalvarırcasına Adalet Bakanlığı yetkililerinden bir isteği vardı. Defalarca bu isteği söylüyordu. “Sakarya’dan Bolu’ya sevk edileyim, çocuklarıma yakın olayım.” tek derdi buydu. Ben size bu mektubu okuyacağım şimdi. “Merhaba Sayın Ömer Faruk Bey. Ben Sakarya Ferizli L Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalmakta olan hükümlü Melek Gelir. FETÖ PYD’den hüküm almış olup 6 yıl 10 ay cezaya mahkum edildim. 37 yaşında 14-11-5 yaşlarında 3 çocuk annesiyim. Eşim, ben ve çocuklarımın ikamet adresi Bolu Merkez’dir. Eşim asgari ücretle çalışmakta olup 3 çocuğuma tek başına bakmaktadır. İnfazımın 19 ayını geride bıraktım. Bu süre içerisinde çocuklarımı uzun süreler göremediğim oldu. Yakınlarımın desteğiyle çocuklarımı sadece açık görüşlerde görebilmekteyim. Bu da her zaman mümkün olmuyor. Aile bütünlüğümüz çok ciddi anlamda zarar görmektedir. Eşim, evim ve çocuklarımızın maddi giderlerini karşılamak için sürekli çalışmaktadır. Bu sebeple eşimle de görüşmemiz mümkün olmuyor, 9 aydır eşim, çocuklarım ve benim ikamet adresim olan Bolu’ya sevkimi istememe rağmen 9 aydır kapasitenin dolu olması nedeniyle sevk talebim reddediliyor. Bolu T Tipi Kapalı Cezaevi’ne sevkim olursa çocuklarımı ve eşimi daha rahat ve sık görme imkanım olacaktır. Bu konu hakkında CİMER, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Kamu Denetçiliği Kurumu’na başvurdum. Hala cevap beklemekteyim. Sayın Ömer Faruk Bey, ailecek maddi ve manevi olarak çok yıpranmış durumdayız. İnfazımı ikamet adresim Bolu’da tamamlamış olursam, eşim ve çocuklarımla daha sık görüşebilirim. Çocuklarım daha çok küçükler, annelerine ihtiyaçları var. Zorda olanların sesini duyurduğunuz için size minnettarım. Bu konuda bana yardımcı olacağınızı düşünerek size yazmak istedim. Her şey için teşekkür ederim. Allah yardımcınız olsun. Kolaylıklar diliyorum, saygılarımla. Melek Gelir 8 Temmuz 2024.” arkadaşlar Sayın Bakan Yılmaz Tunç’a buradan sesleniyorum. Şu mektubun gereği yerine getirilseydi şu çocuk ölmezdi. Bakın çok net bir şey söylüyorum size. Elinizi vicdanınıza koyun ve beni dinleyin Sayın Bakan Yılmaz Tunç. Size binlerce nakil ve sevk isteğini dile getirdim, umursamıyorsunuz. Özellikle Adalet Bakanlığı mahpusları mahpus yakınlarından en uzak cezaevlerine gönderiyor. Ankara’daysa evi Van’a gönderiyor. Diyarbakır’daysa evi Edirne’ye gönderiyor. Sonuçta ne olur? İşte çocuklar buna dayanamaz. 15 yaşındaki bir çocuk, çocuktur arkadaşlar. Anne değildir, kadın değildir. Ona anneliği ve daha pek çok işi yüklerseniz işte başına bu gelir. Adalet Bakanı’nın ve Yardımcıları’nın vicdanı sızlıyor mu acaba? Soruyorum buradan kendilerine. İktidarın, Recep Tayyip Erdoğan’ın vicdanı sızlıyor mu acaba diye buradan soruyorum sizlere. Yüksel Yalçınkaya kararı var. Bu tür suçların “Kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesi icabınca cezalandırılmaması gerektiğini AİHM söyledi. AİHM kararını bu iktidar tanımadı arkadaşlar ve bu yüzden bu insanlar ölüyor. Bu yüzden bu çileler çekiliyor. AİHM dedi ki: “Bylock, Bankasya böyle saçma sapan cezalar olmaz, kanunsuz suç ve ceza olmaz. Bunları iptal edin. Bu insanları cezaevlerinden çıkarın . Böyle saçma sapan bir karar olamaz. Hangi yasaya, hangi anayasaya uygun? Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne bunlar uymuyor.” dedi apaçık karar verdi ama Erdoğan Meclis Genel Kurulu’nda çıktı dedi ki: “Ben bu kararı tanımıyorum.” bu kararı tanımazsan işte bu insanlar ölür kardeşim. Basit bir şey mi bu? Buradan sesleniyorum ya! Bir genç kız ölmüş ya! Basit bir şey değil bu!
Değerli arkadaşlar, basit işlerden bahsetmedim ben burada. 7 yıldır şu mecliste halkın sorunlarını gündeme getirdim. Burada basın mensupları da bilir. Binlerce kişinin mektubunu okuduk. İnsanlar çığlık attı, feryat etti, “ölüyoruz” dediler. “Biz ve yakınlarımız ölüyoruz, imdat.” Dediler dinlemedi bu insanlar ya, dinlemediler. Şimdi herkesin içi cız ediyor. Vallahi herkesin içi cız ediyor. Vicdan sahibi herkesin içinin cız ettiğini ben anlıyorum. Vicdanları sızlıyor ama sizin vicdanınız neredeydi? Bakın, 9 ay önce ben bu mektubu okumuşum. 9 ay önce burada bu mektubu okumuşum. Niye umursamadınız? Şimdi herkes “vah vah vah, 15 yaşındaki çocuk ölmüş vah.” en sağdan en sola kadar insanlar “vah vah vah” diyor. “Vah vah” etmeyin arkadaşlar gereğini yapın. İnsanlara bu kadar ağır yükler yükletmeyin diyorum ben size.
Bir başka korkunç zulüm de Filistin’de Gazze’de yaşanıyor biliyorsunuz arkadaşlar korkunç bir şekilde zulüm devam ediyor ve acımasızlık devam ediyor. Şu anda Gazze’de un yok arkadaşlar, ekmek yok şu anda. Gazze’de 50.000 kişi öldürüldü. 20.000’e yakını bebek ve çocuk. Barış anlaşmasının bitmesinden sonra en az 1.000 kişi öldürüldü. Gazze yerle bir oldu. Trump: “Oradan gidin.” diyor, Gazzelileri tehcir etmek istiyor İsrail ve ABD. Türkiye buna bir ses çıkarmıyor, itiraz etmiyor. Buradan iktidara sesleniyorum. Trump’ın tehcir planına niye sesini çıkarmıyorsun Sayın Erdoğan diyorum. Çok net bir ifade altını çiziyorum. Bu konuda Türkiye neden bir şey söylemiyor? Zaten İsrail ile ticaret yaptığını biliyoruz bu iktidarın. Azerbaycan petrolünün Socar şirketi, devlet şirketi vasıtasıyla Botaş üzerinden Türkiye’ye aktığını, Türkiye’nin bundan varil başına 1 dolar 27 cent para kazandığını günde 700 bin varilin geldiğini, müthiş paralar kazandıklarını biliyoruz utanmadan sonra “Gazze’de soykırım var.” diyorlar hiç utanmıyorlar. Ya siz bu soykırım üzerinden para kazanıyorsunuz. Ticaret yapıyorsunuz, diplomatik ilişkilerinizi bile kesmediniz. Hiç umurunuzda değil arkadaşlar. Gazze’deki vahşete tekrar dikkatinizi çekiyorum ve tüm kamuoyunun duyarlığa çağırıyoruz arkadaşlar. Gerçekten 21. yüzyılın en korkunç soykırımı yaşanıyor ve insanlar kanıksamış durumda kabul etmeyeceğiz, kanıksamayacağız ve reddedeceğiz, mücadele edeceğiz arkadaşlar.
Yine birçok başvuru geldi bana. Onları okumak zorundayım çünkü bunlar bir vebaldir. Bunları okumazsak insanlar ölür arkadaşlar. Biz bunları dile getirmezsek insanlar çile çeker. Üzerimizde vebal var bir milletvekili olarak yapmam gereken bu ve bunu yapmaya çalışıyorum ancak bakanlıkları da göreve çağırıyorum. Böyle şey olmaz diyorum. Niye kör, sağır, dilsiz kesildiniz?
Körfez Belediyesi sınırları altında halı sahanın oradaki insanlara gürültü ve birtakım sıkıntılar aksettirdiği yönünde şikayetler var. Halı sahanın oradan kaldırılması veya oraya kütüphane ya da taziye evi yapılması isteği var çünkü mahalle sakinleri gençlerin haylazlıklarından bıkmış, usanmış durumda. Bunu da Körfez Belediyesi’ne iletmiş olalım.
Kocaeli Şehir Tiyatroları’nda çalışan emekçilerin şikayetleri var arkadaşlar. 7 tiyatro sanatçısı 4 yıldır yevmiyeli, sigortaları eksik, ne olduğu belirsiz şekilde çalıştırıldıklarını söylüyorlar fakat tek iş günü dahi çalışmadan 7 yıldır maaş alan isimler de mevcutmuş. “Bunu da gündem edin.” diyorlar. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ne de bunu soruyoruz. Bu ne iştir? Yani böyle maraba gibi insanları mı çalıştırıyorsunuz diye soruyorum buradan.
“Nazmi Özcanlı Van T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kalmakta. Sağlık sorunları nedeniyle tahliyesini istiyorum. İntihar teşebbüsü var. Kendisini 3. kattan attı. Adli tıp kurumuna başvuru yapıldı.“ cezaevinde kalabilir raporu çıkmış. Herhalde bir daha intihar etsin, ölsün diye bekliyorlar arkadaşlar. Bakın, bir hekim olarak bunu söyleyeyim. Ya intihar riski varsa bu kimseye nasıl cezaevinde hala kalabilir diyorsunuz? Psikiyatrik tedavisi uygun mu? Nedir, ne değildir? Bir açıklama yapın ya. Patır patır cezaevlerinde insanlar öldü 2024 yılında 709 kişi hayatını kaybetti, en az.
Hasta mahpus, Soydan Akay. 11 Ağustos 2023 tarihinde cezaevinde 30 yılın doldurmuş olmasına ve infaz hukukuna göre salıverilmesi gerekirken hiçbir dayanağı olmayan İdare ve Gözlem Kurulu kararlarıyla tahliyesi 4 keze ertelenerek halen daha Silivri Kapalı Ceza Infaz Kurumu’nda tutulmaya devam ediliyor. Prostat kanseri bu kişi. Birçok hastalığı var. Kalp krizi geçirmek üzereyken son anda butona basıyor, hastaneye gidebiliyor. Tansiyonu var, kalbi var ve bu durumda hala cezaevinde. İnadına cezaevinde. Tahliyesi 4. kez ertelenerek 32 yıldır içeride. Kanserle bir de mücadele ediyor ve tekli hücrede tutuluyor. İnsanlara bunu yapıyorsunuz, ondan sonra diyorsunuz ki çocuklar niye ölüyor? Bu kişilerin çocukları niye ölüyor? Niye ölmesin kardeşim? Bu kadar zulmettikten sonra ya mahpus ya da mahpus yakını ölür.
Devlet ticaretle geçinmeye çalışan mükelleflerden geliri olmadığı ve zarar ettiği ayda sabit vergi alıyor. Devletin aylık ödenmesinin şart koştuğu vergi 1219 lira civarı. Bunu dört çeşit verginin içindeki damga vergisi ile alıyor. Bu dört vergi türü ve damga vergisi miktarları ile ilgili bize bir başvuru var. 488 ve 5035 sayılı damga vergisi kanunlarında değişiklik ile, zararda olan mükellefe, hatta belli bir aylık asgari gelire kadar, damga vergisi tahakkuk ettirilmesinin engellenmesini istiyor vatandaşlarımız. Yine birçok başvuru geldi bana. Onları okumak zorundayım çünkü bunlar bir vebaldir. Bunları okumazsak insanlar ölür arkadaşlar. Biz bunları dile getirmezsek insanlar çile çeker. Üzerimizde vebal var bir milletvekili olarak yapmam gereken bu ve bunu yapmaya çalışıyorum ancak bakanlıkları da göreve çağırıyorum. Böyle şey olmaz diyorum. Niye kör, sağır, dilsiz kesildiniz?
Körfez Belediyesi sınırları altında halı sahanın oradaki insanlara gürültü ve birtakım sıkıntılar aksettirdiği yönünde şikayetler var. Halı sahanın oradan kaldırılması veya oraya kütüphane ya da taziye evi yapılması isteği var çünkü mahalle sakinleri gençlerin haylazlıklarından bıkmış, usanmış durumda. Bunu da Körfez Belediyesi’ne iletmiş olalım.
Kocaeli Şehir Tiyatroları’nda çalışan emekçilerin şikayetleri var arkadaşlar. 7 tiyatro sanatçısı 4 yıldır yevmiyeli, sigortaları eksik, ne olduğu belirsiz şekilde çalıştırıldıklarını söylüyorlar fakat tek iş günü dahi çalışmadan 7 yıldır maaş alan isimler de mevcutmuş. “Bunu da gündem edin.” diyorlar. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ne de bunu soruyoruz. Bu ne iştir? Yani böyle maraba gibi insanları mı çalıştırıyorsunuz diye soruyorum buradan.
“Nazmi Özcanlı Van T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kalmakta. Sağlık sorunları nedeniyle tahliyesini istiyorum. İntihar teşebbüsü var. Kendisini 3. kattan attı. Adli tıp kurumuna başvuru yapıldı.“ cezaevinde kalabilir raporu çıkmış. Herhalde bir daha intihar etsin, ölsün diye bekliyorlar arkadaşlar. Bakın, bir hekim olarak bunu söyleyeyim. Ya intihar riski varsa bu kimseye nasıl cezaevinde hala kalabilir diyorsunuz? Psikiyatrik tedavisi uygun mu? Nedir, ne değildir? Bir açıklama yapın ya. Patır patır cezaevlerinde insanlar öldü 2024 yılında 709 kişi hayatını kaybetti, en az.
Hasta mahpus, Soydan Akay. 11 Ağustos 2023 tarihinde cezaevinde 30 yılın doldurmuş olmasına ve infaz hukukuna göre salıverilmesi gerekirken hiçbir dayanağı olmayan İdare ve Gözlem Kurulu kararlarıyla tahliyesi 4 keze ertelenerek halen daha Silivri Kapalı Ceza Infaz Kurumu’nda tutulmaya devam ediliyor. Prostat kanseri bu kişi. Birçok hastalığı var. Kalp krizi geçirmek üzereyken son anda butona basıyor, hastaneye gidebiliyor. Tansiyonu var, kalbi var ve bu durumda hala cezaevinde. İnadına cezaevinde. Tahliyesi 4. kez ertelenerek 32 yıldır içeride. Kanserle bir de mücadele ediyor ve tekli hücrede tutuluyor. İnsanlara bunu yapıyorsunuz, ondan sonra diyorsunuz ki çocuklar niye ölüyor? Bu kişilerin çocukları niye ölüyor? Niye ölmesin kardeşim? Bu kadar zulmettikten sonra ya mahpus ya da mahpus yakını ölür.
Devlet ticaretle geçinmeye çalışan mükelleflerden geliri olmadığı ve zarar ettiği ayda sabit vergi alıyor. Devletin aylık ödenmesinin şart koştuğu vergi 1219 lira civarı. Bunu dört çeşit verginin içindeki damga vergisi ile alıyor. Bu dört vergi türü ve damga vergisi miktarları ile ilgili bize bir başvuru var. 488 ve 5035 sayılı damga vergisi kanunlarında değişiklik ile, zararda olan mükellefe, hatta belli bir aylık asgari gelire kadar, damga vergisi tahakkuk ettirilmesinin engellenmesini istiyor vatandaşlarımız.
Bir anne başvurmuş, 3 çocuğu da cezaevindeymiş ve aynı cezaevinde de değil, farklı farklı cezaevlerinde çocuklar yerlerinde duruyor ama anne perişan. Bir bir oğluna, bir diğer oğluna gidiyor. En azından 3 çocuğu da Burdur Cezaevi’nde bir araya gelsin istiyor. Bir çocuğu Emrah Karataş, Hatay İskenderun T Tipi Cezaevi’nde, diğeri Tayfun Karataş, Afyon Bolvadin T Tipi Cezaevi’nde, Abisi Murat Karataş, Burdur Kapalı Cezaevi’ndeymiş. “Hepsi Burdur’da bir araya gelsin.” diyor.
Konya Ereğli T Tipi Cezaevi’nde mahpuslar uyuz olmuş arkadaşlar, bitlenmişler. Koğuşta 28 kişi kalıyor. Bakın, burası ortaçağ Bastille zindanları değil güya, Sayın Bakan Yılmaz Tunç. Bakın, ya bitlenmiş insanlar ya, uyuz olmuşlar. Cezaevleri o kadar kalabalık ki üst üste sere serpe yatılıyor. Vardiye usulü yatılıyor. Tuvaletin önünde, pislik içinde yatıyorlar. Herhangi bir temizlik olmadığı ve kalabalık olduğu için imkanlar yetersiz. Durum bu işte.
Nusaybin Davası’ndan Kırşehir Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu bulunan kardeşim Özgür Sevim’e keyfi gerekçelerle 4 ay önce görüş cezası verildi. Sonra 1 Nisan 2025 tarihinde telefon görüşmesi gerçekleştirdiğimiz konuşmada kendisine 20 ay daha aile görüş yasağı verildi. Mahpusu değil, mahpusun yakınlarını cezalandırmaya çalışıyorlar.
Karadeniz’den vatandaşlarımız bize başvuruyor. Neden? Karadeniz’de büyük bir felaket var. Kokarca zararlısı fındıkları mahvediyor. Karadenizliyi mahvediyor ve bunun için gereken önlemler alınmıyor arkadaşlar. Bakın ne diyor vatandaş? “Geçen yıl serbest piyasada 130 lira olan fındık fiyatı bu yılda üretici fındığını aynı fiyata satmakta. Üretici tarlasına küsmüş. Kokarca zararlısı nedeniyle üreticilerin bir kısmı fındığını hatta 50-60 liraya satıyor. Bunu satamayan da var. Bu çok önemli bir sorun. Bir vahamettir, aciliyettir. Batı Karadeniz’e yayılıyor. Etkin önlemler alınmazsa fındık üretiminin önemli bir bölümü risk altındadır. Fındık sektörünün sürdürülebilirliğine de büyük bir darbedir.” diyor. Bakın çok büyük bir sıkıntı var. Ulusal bazda bir mücadele yapılmalı. Tarım ve Orman Bakanlığı devreye girmeli. Ayakta uyumamalı Sayın Tarım Orman Bakanı İbrahim Yumaklı sana söylüyorum. Ciddi ve yaptırımı olan mücadeleler yapılmalı. Mücadeleye katılım ve etkinliğin arttırılması sağlanmalı. Fındık üreticisine destek sağlanmalı. Yanında durulmalı. Ekonomik destek mekanizmaları oluşturmalı. Araştırma ve geliştirme yapılmalı. Bu kokarca zararlısı neden yayılıyor? Erken uyarı sistemi yapılmalı. Fındık üreticileri bizden bunu istiyor arkadaşlar. Gördüğünüz gibi Türkiye’nin dört bir tarafından başvuru alıyoruz. Sadece cezaevlerinden değil, işçiden, emekçiden, emekliden, memurdan, çiftçiden, herkesten başvuru alıyoruz ve hiçbir ayrım yapmadan burada dile getiriyoruz yeter ki çözüm bulunsun.
Şanlıurfa, Siverek’ten bir başvuru var. Bu sefer Karadeniz’den Şanlıurfa’ya geldik. “Şanlıurfa, Siverek’ten yazıyorum. “Amcam Taceddin Kalgı örgüt üyeliğinden gözaltına alındı. Ev baskınında kendisi teslim oldu. Teslim olduktan sonra polislerin fiziki ve psikolojik şiddetine maruz kaldı. Bunu belgelemek isteyen avukatı da darp ettiler adliye içerisinde. Gözaltına alındığında biz de karakola gittik durumunu öğrenmek için. Aynı şekilde bizleri de tartaklayıp gönderdiler. Akabinde Taceddin Kalgı tutuklanarak Şanlıurfa Siverek T Tipi Kapalı Cezaevi’ne götürüldü ve tutuklandı. Urfa İnsan Hakları Derneği’nin yayınladığı rapor da mevcuttur. Şu hale bakın. Taceddin Kalgı’yı ne hale çevirmişler. İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı ne diyordu geçen gün? “Efendim gözaltı merkezlerinde, cezaevlerinde hiçbir şiddet olayı yoktur, çıplak arama yoktur, hiçbir şey yoktur, çok şeffaf ve itinayla muamele yapmaktayız.” diyorlardı. Öyle mi? Sayın Ali Yerlikaya buyurun! Bakın bir gözaltı manzarası size. Görüyor musunuz? Sayın Adalet Bakanı bakın sözleriniz nasıl yalanlanıyor. Kötü muamele ve şiddet var arkadaşlar. Özlem Zengin çıplak aramayı yalanlasa da kendini yerden yere vursa da var.
Bakın 299 genç şu anda cezaevinde, üniversite öğrencisi, derslerine giremiyorlar ve bu çocuklara her türlü kötü muamele, şiddet, cinsel taciz kadınlara bilhassa, çıplak aramalar yapıldı, hayasızca yapıldı. Çıkmış bakanlar, “Efendim hiçbir şey yapılmadı gayet iyi, her şey dört dörtlük, çok güzel her şey.” Diyorlar ama hiç yüzleri kızarmıyor maşallah. Arkadaşlar şu fotoğrafları gösteriyoruz. İnsanların kırılan kemiklerini gösteriyoruz. Hiç bakanlarımızın yüzleri kızarmıyor.
Adım Ersan Özmen coğrafya öğretmeniyim. Orduluymuş bu arkadaşımız. İstanbul’da ikamet ediyor. Bir coğrafya öğretmeni. Malum gençlerin sorunlarının en büyüğü olan KPSS meselesinden bize başvurmuş. Girmiş yazılı sınava, iyi puan almış 81. Mülakata girmiş, yine mülakatta da 81 almış. Ya nedense yanında giren arkadaşları da 81 almış. Önüne gelene 81 veriyormuş oradaki görevliler. Sonra tabi “kaybettiniz” şeklinde de bir yazı almışlar. İtiraz etmiş kar etmemiş. Milli Eğitim Bakanlığı’ndan bir sürü yetkiliye gitmişler ve onlar da demişler ki: “Ya bizim de bu işe içimiz sinmiyor.” Sonrasında AK Parti’lilere gitmiş onlar da “İçimize sinmiyor bu iş.” Demişler, MHP’’liler de böyle söylemiş. “Çözüm yolu arıyoruz gençler hadi güle güle.” demişler göndermişler. Tabi ne çözüm yolu ne bir şey. İktidarın zalimce bir uygulaması bu kardeşim. Kaç yıldır devam ediyor? Bilmeyen genç mi var bu ülkede ya? Allah aşkına yani. Bilmeyen genç mi var bunu? Bu kişi diyor ki: “25 Ekim’den bu yana psikolojik olarak bitik haldeyim. İntiharın eşindeyim. 3 kişinin keyfine göre puan verdiği 10 dakikalık mülakat ile hakkımın çalınmasını ne onurum, ne gururum, ne de aklım kabullenemiyor. Her an, her saniye bu yıkımı tekrar tekrar yaşıyorum. Uyuyamıyorum, yiyip içemiyorum. Vücudumu yaralar sardı. Kollarım, bacaklarım inceldi. Hem fiziken hem ruhen eriyip tükeniyorum. 7 ayı aşkın süredir işsizim. Artık kredi ve kredi kartı borçlarımı ödeyemez hale geldim. Kredi kartım işleme kapatıldı. Cebimde tek kuruş kalmadı. Annemin, babamın yüzüne bakamaz hale geldim. “Allah’ım al canımı kurtulayım artık bu zulümden.” deyip duruyorum. Nisan ayı sonuna kadar bu mağduriyetimin giderilmesine dair bir adım atılmazsa hayatıma son vereceğim. İntiharımın da sessiz sedasız bir intihar olmayacağından emin olabilirsiniz.” diyor. İlla intihar etsin o zaman mı vah vah diyeceksiniz? Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri. Gerçekten hayret ediyorum size ya. Bu kadar vicdansız mısınız yani? Bu kadar duyarsız mısınız anlamak mümkün değil.
Murat Feyzioğlu, Bolu Gerede L Tipi Cezaevi’nde, 30 Mart’ta açık cezaevine geçiş hakkı doğmasına rağmen 63 puanı varmış. Bakın çok da iyi puan cezaevi şartlarında. 60’ın üstü çok iyidir. Gözlem Kurulu’na çıkıyor. Orada lakayt bir savcı, bacak bacak üstüne atmış. Aslında vermezse bile 3 ay sonraya vermesi gerekiyor. “Vermiyorum kardeşim, 9 ay sonra gel.” diyor. Ya insanlar perişan. Üç ay değil, altı ay değil, “dokuz ay sonra gel.” diyor. Adamın iyi hal puanı, 63 arkadaşlar ya, çok iyi bir puandır. 45 puan alan iyi halden tahliye edilebilir. Böyleyken 63 iken “9 ay sonra gel.” diyor. “Hangi vicdana sığar. Eşime açık hakkının verilmesini talip ediyorum. İki çocuğum var, babalarını göremiyorlar. Biz Şırnak’ta yaşıyoruz. Cezaevi ile aramızda 2000 bin kilometre yol var.
Yine birçok başvuru geldi bana. Onları okumak zorundayım çünkü bunlar bir vebaldir. Bunları okumazsak insanlar ölür arkadaşlar. Biz bunları dile getirmezsek insanlar çile çeker. Üzerimizde vebal var bir milletvekili olarak yapmam gereken bu ve bunu yapmaya çalışıyorum ancak bakanlıkları da göreve çağırıyorum. Böyle şey olmaz diyorum. Niye kör, sağır, dilsiz kesildiniz?
Körfez Belediyesi sınırları altında halı sahanın oradaki insanlara gürültü ve birtakım sıkıntılar aksettirdiği yönünde şikayetler var. Halı sahanın oradan kaldırılması veya oraya kütüphane ya da taziye evi yapılması isteği var çünkü mahalle sakinleri gençlerin haylazlıklarından bıkmış, usanmış durumda. Bunu da Körfez Belediyesi’ne iletmiş olalım.
Kocaeli Şehir Tiyatroları’nda çalışan emekçilerin şikayetleri var arkadaşlar. 7 tiyatro sanatçısı 4 yıldır yevmiyeli, sigortaları eksik, ne olduğu belirsiz şekilde çalıştırıldıklarını söylüyorlar fakat tek iş günü dahi çalışmadan 7 yıldır maaş alan isimler de mevcutmuş. “Bunu da gündem edin.” diyorlar. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ne de bunu soruyoruz. Bu ne iştir? Yani böyle maraba gibi insanları mı çalıştırıyorsunuz diye soruyorum buradan.
“Nazmi Özcanlı Van T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kalmakta. Sağlık sorunları nedeniyle tahliyesini istiyorum. İntihar teşebbüsü var. Kendisini 3. kattan attı. Adli tıp kurumuna başvuru yapıldı.“ cezaevinde kalabilir raporu çıkmış. Herhalde bir daha intihar etsin, ölsün diye bekliyorlar arkadaşlar. Bakın, bir hekim olarak bunu söyleyeyim. Ya intihar riski varsa bu kimseye nasıl cezaevinde hala kalabilir diyorsunuz? Psikiyatrik tedavisi uygun mu? Nedir, ne değildir? Bir açıklama yapın ya. Patır patır cezaevlerinde insanlar öldü 2024 yılında 709 kişi hayatını kaybetti, en az.
Hasta mahpus, Soydan Akay. 11 Ağustos 2023 tarihinde cezaevinde 30 yılın doldurmuş olmasına ve infaz hukukuna göre salıverilmesi gerekirken hiçbir dayanağı olmayan İdare ve Gözlem Kurulu kararlarıyla tahliyesi 4 keze ertelenerek halen daha Silivri Kapalı Ceza Infaz Kurumu’nda tutulmaya devam ediliyor. Prostat kanseri bu kişi. Birçok hastalığı var. Kalp krizi geçirmek üzereyken son anda butona basıyor, hastaneye gidebiliyor. Tansiyonu var, kalbi var ve bu durumda hala cezaevinde. İnadına cezaevinde. Tahliyesi 4. kez ertelenerek 32 yıldır içeride. Kanserle bir de mücadele ediyor ve tekli hücrede tutuluyor. İnsanlara bunu yapıyorsunuz, ondan sonra diyorsunuz ki çocuklar niye ölüyor? Bu kişilerin çocukları niye ölüyor? Niye ölmesin kardeşim? Bu kadar zulmettikten sonra ya mahpus ya da mahpus yakını ölür.
Devlet ticaretle geçinmeye çalışan mükelleflerden geliri olmadığı ve zarar ettiği ayda sabit vergi alıyor. Devletin aylık ödenmesinin şart koştuğu vergi 1219 lira civarı. Bunu dört çeşit verginin içindeki damga vergisi ile alıyor. Bu dört vergi türü ve damga vergisi miktarları ile ilgili bize bir başvuru var. 488 ve 5035 sayılı damga vergisi kanunlarında değişiklik ile, zararda olan mükellefe, hatta belli bir aylık asgari gelire kadar, damga vergisi tahakkuk ettirilmesinin engellenmesini istiyor vatandaşlarımız.
Bir anne başvurmuş, 3 çocuğu da cezaevindeymiş ve aynı cezaevinde de değil, farklı farklı cezaevlerinde çocuklar yerlerinde duruyor ama anne perişan. Bir bir oğluna, bir diğer oğluna gidiyor. En azından 3 çocuğu da Burdur Cezaevi’nde bir araya gelsin istiyor. Bir çocuğu Emrah Karataş, Hatay İskenderun T Tipi Cezaevi’nde, diğeri Tayfun Karataş, Afyon Bolvadin T Tipi Cezaevi’nde, Abisi Murat Karataş, Burdur Kapalı Cezaevi’ndeymiş. “Hepsi Burdur’da bir araya gelsin.” diyor.
Konya Ereğli T Tipi Cezaevi’nde mahpuslar uyuz olmuş arkadaşlar, bitlenmişler. Koğuşta 28 kişi kalıyor. Bakın, burası ortaçağ Bastille zindanları değil güya, Sayın Bakan Yılmaz Tunç. Bakın, ya bitlenmiş insanlar ya, uyuz olmuşlar. Cezaevleri o kadar kalabalık ki üst üste sere serpe yatılıyor. Vardiye usulü yatılıyor. Tuvaletin önünde, pislik içinde yatıyorlar. Herhangi bir temizlik olmadığı ve kalabalık olduğu için imkanlar yetersiz. Durum bu işte.
Nusaybin Davası’ndan Kırşehir Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu bulunan kardeşim Özgür Sevim’e keyfi gerekçelerle 4 ay önce görüş cezası verildi. Sonra 1 Nisan 2025 tarihinde telefon görüşmesi gerçekleştirdiğimiz konuşmada kendisine 20 ay daha aile görüş yasağı verildi. Mahpusu değil, mahpusun yakınlarını cezalandırmaya çalışıyorlar.
Karadeniz’den vatandaşlarımız bize başvuruyor. Neden? Karadeniz’de büyük bir felaket var. Kokarca zararlısı fındıkları mahvediyor. Karadenizliyi mahvediyor ve bunun için gereken önlemler alınmıyor arkadaşlar. Bakın ne diyor vatandaş? “Geçen yıl serbest piyasada 130 lira olan fındık fiyatı bu yılda üretici fındığını aynı fiyata satmakta. Üretici tarlasına küsmüş. Kokarca zararlısı nedeniyle üreticilerin bir kısmı fındığını hatta 50-60 liraya satıyor. Bunu satamayan da var. Bu çok önemli bir sorun. Bir vahamettir, aciliyettir. Batı Karadeniz’e yayılıyor. Etkin önlemler alınmazsa fındık üretiminin önemli bir bölümü risk altındadır. Fındık sektörünün sürdürülebilirliğine de büyük bir darbedir.” diyor. Bakın çok büyük bir sıkıntı var. Ulusal bazda bir mücadele yapılmalı. Tarım ve Orman Bakanlığı devreye girmeli. Ayakta uyumamalı Sayın Tarım Orman Bakanı İbrahim Yumaklı sana söylüyorum. Ciddi ve yaptırımı olan mücadeleler yapılmalı. Mücadeleye katılım ve etkinliğin arttırılması sağlanmalı. Fındık üreticisine destek sağlanmalı. Yanında durulmalı. Ekonomik destek mekanizmaları oluşturmalı. Araştırma ve geliştirme yapılmalı. Bu kokarca zararlısı neden yayılıyor? Erken uyarı sistemi yapılmalı. Fındık üreticileri bizden bunu istiyor arkadaşlar. Gördüğünüz gibi Türkiye’nin dört bir tarafından başvuru alıyoruz. Sadece cezaevlerinden değil, işçiden, emekçiden, emekliden, memurdan, çiftçiden, herkesten başvuru alıyoruz ve hiçbir ayrım yapmadan burada dile getiriyoruz yeter ki çözüm bulunsun.
Şanlıurfa, Siverek’ten bir başvuru var. Bu sefer Karadeniz’den Şanlıurfa’ya geldik. “Şanlıurfa, Siverek’ten yazıyorum. “Amcam Taceddin Kalgı örgüt üyeliğinden gözaltına alındı. Ev baskınında kendisi teslim oldu. Teslim olduktan sonra polislerin fiziki ve psikolojik şiddetine maruz kaldı. Bunu belgelemek isteyen avukatı da darp ettiler adliye içerisinde. Gözaltına alındığında biz de karakola gittik durumunu öğrenmek için. Aynı şekilde bizleri de tartaklayıp gönderdiler. Akabinde Taceddin Kalgı tutuklanarak Şanlıurfa Siverek T Tipi Kapalı Cezaevi’ne götürüldü ve tutuklandı. Urfa İnsan Hakları Derneği’nin yayınladığı rapor da mevcuttur. Şu hale bakın. Taceddin Kalgı’yı ne hale çevirmişler. İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı ne diyordu geçen gün? “Efendim gözaltı merkezlerinde, cezaevlerinde hiçbir şiddet olayı yoktur, çıplak arama yoktur, hiçbir şey yoktur, çok şeffaf ve itinayla muamele yapmaktayız.” diyorlardı. Öyle mi? Sayın Ali Yerlikaya buyurun! Bakın bir gözaltı manzarası size. Görüyor musunuz? Sayın Adalet Bakanı bakın sözleriniz nasıl yalanlanıyor. Kötü muamele ve şiddet var arkadaşlar. Özlem Zengin çıplak aramayı yalanlasa da kendini yerden yere vursa da var. Bakın 299 genç şu anda cezaevinde, üniversite öğrencisi, derslerine giremiyorlar ve bu çocuklara her türlü kötü muamele, şiddet, cinsel taciz kadınlara bilhassa, çıplak aramalar yapıldı, hayasızca yapıldı. Çıkmış bakanlar, “Efendim hiçbir şey yapılmadı gayet iyi, her şey dört dörtlük, çok güzel her şey.” Diyorlar ama hiç yüzleri kızarmıyor maşallah. Arkadaşlar şu fotoğrafları gösteriyoruz. İnsanların kırılan kemiklerini gösteriyoruz. Hiç bakanlarımızın yüzleri kızarmıyor.
Adım Ersan Özmen coğrafya öğretmeniyim. Orduluymuş bu arkadaşımız. İstanbul’da ikamet ediyor. Bir coğrafya öğretmeni. Malum gençlerin sorunlarının en büyüğü olan KPSS meselesinden bize başvurmuş. Girmiş yazılı sınava, iyi puan almış 81. Mülakata girmiş, yine mülakatta da 81 almış. Ya nedense yanında giren arkadaşları da 81 almış. Önüne gelene 81 veriyormuş oradaki görevliler. Sonra tabi “kaybettiniz” şeklinde de bir yazı almışlar. İtiraz etmiş kar etmemiş. Milli Eğitim Bakanlığı’ndan bir sürü yetkiliye gitmişler ve onlar da demişler ki: “Ya bizim de bu işe içimiz sinmiyor.” Sonrasında AK Parti’lilere gitmiş onlar da “İçimize sinmiyor bu iş.” Demişler, MHP’’liler de böyle söylemiş. “Çözüm yolu arıyoruz gençler hadi güle güle.” demişler göndermişler. Tabi ne çözüm yolu ne bir şey. İktidarın zalimce bir uygulaması bu kardeşim. Kaç yıldır devam ediyor? Bilmeyen genç mi var bu ülkede ya? Allah aşkına yani. Bilmeyen genç mi var bunu? Bu kişi diyor ki: “25 Ekim’den bu yana psikolojik olarak bitik haldeyim. İntiharın eşindeyim. 3 kişinin keyfine göre puan verdiği 10 dakikalık mülakat ile hakkımın çalınmasını ne onurum, ne gururum, ne de aklım kabullenemiyor. Her an, her saniye bu yıkımı tekrar tekrar yaşıyorum. Uyuyamıyorum, yiyip içemiyorum. Vücudumu yaralar sardı. Kollarım, bacaklarım inceldi. Hem fiziken hem ruhen eriyip tükeniyorum. 7 ayı aşkın süredir işsizim. Artık kredi ve kredi kartı borçlarımı ödeyemez hale geldim. Kredi kartım işleme kapatıldı. Cebimde tek kuruş kalmadı. Annemin, babamın yüzüne bakamaz hale geldim. “Allah’ım al canımı kurtulayım artık bu zulümden.” deyip duruyorum. Nisan ayı sonuna kadar bu mağduriyetimin giderilmesine dair bir adım atılmazsa hayatıma son vereceğim. İntiharımın da sessiz sedasız bir intihar olmayacağından emin olabilirsiniz.” diyor. İlla intihar etsin o zaman mı vah vah diyeceksiniz? Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri. Gerçekten hayret ediyorum size ya. Bu kadar vicdansız mısınız yani? Bu kadar duyarsız mısınız anlamak mümkün değil.
Murat Feyzioğlu, Bolu Gerede L Tipi Cezaevi’nde, 30 Mart’ta açık cezaevine geçiş hakkı doğmasına rağmen 63 puanı varmış. Bakın çok da iyi puan cezaevi şartlarında. 60’ın üstü çok iyidir. Gözlem Kurulu’na çıkıyor. Orada lakayt bir savcı, bacak bacak üstüne atmış. Aslında vermezse bile 3 ay sonraya vermesi gerekiyor. “Vermiyorum kardeşim, 9 ay sonra gel.” diyor. Ya insanlar perişan. Üç ay değil, altı ay değil, “dokuz ay sonra gel.” diyor. Adamın iyi hal puanı, 63 arkadaşlar ya, çok iyi bir puandır. 45 puan alan iyi halden tahliye edilebilir. Böyleyken 63 iken “9 ay sonra gel.” diyor. “Hangi vicdana sığar. Eşime açık hakkının verilmesini talip ediyorum. İki çocuğum var, babalarını göremiyorlar. Biz Şırnak’ta yaşıyoruz. Cezaevi ile aramızda 2000 bin kilometre yol var. Görüşlere gidemiyorum. Maddi sıkıntılardan dolayı eşim defalarca sevk yazmasına rağmen kabul görmedi hiçbiri. Lütfen bu konuda ses olun bana vekilim.” diyor. Hani az evvel anlattık. Bu genç kız niye öldü diyorlar! Niye ölmesin arkadaşlar? İnsanlara bu kadar çile çektiriyorsunuz ya. Tahliyesi gelmiş, tahliye vermemek için kırk takla atan bir cezaevi idaresi, aile perişan, 2000 bin kilometre yol var, çoluk çocuk eş mahpusu göremiyor, bu durumda savcı, cezaevi müdürü gayet lakayt bir şekilde “Attım dokuz ay sonrasına git işine.” diyor. Böyle bir ülkede adalet olur mu arkadaşlar?
Bir merhume hanımefendiyi göstereceğim size. Çağla Tuğaltay. 25 yıl önce evde boğazı kesilerek öldürülmüş. 25 yıldır katili bulunamıyormuş. Ailenin avukatlarından birisi bana yazmış. Düşünün aradan 25 yıl geçmiş. Hala bu davada adalet yok arkadaşlar. Düşünebiliyor musunuz? Bu gencecik kız öldürülmüş. “Aslında katile ulaştık ancak ne zaman biz bu çalışmaları yaptık çok acayip şeyler olmaya başladı. Çünkü AK Parti’nin desteklediği güçlü ve zengin bir aileye mensup tahmin ettiğimiz kişi ve önümüz kesiliyor.” diyor. Kapalı yer cinayet olması sebebiyle zaten aile kaç kez araştırılmış. “Aileye suç atmaya çalışıyorlar bir avukat çıkmış diyor, birtakım bilgiler veriyor ama tutarsız. Şimdi de apar topar dosyayı kapatma derdine düşmüşler. Gencecik bir kız vahşice öldürülmüş. kendi evinde bir katilin bulunmaması bir yana bu kişiler şu an manipülasyonlarla kendi işledikleri cinayeti evlatlarını katlettikleri ailenin üstüne yıkmaya çalışıyorlar.” diye iddiası var avukatın. Tabi biz hakim değiliz bu avukatın iddiası sonuçta. “Çağla kızımızın kanı yerde kalmasın en azından bizi dinlerseniz çok müteşekkir kalırız.” diyor. Biz buradan en azından gündem ediyoruz ayrıntılı da dinleriz değerli arkadaşlar.
Eskişehir Kapalı Cezaevi’nde hasta mahpus Yılmaz Çerçel, Diyarbakır Devlet Hastanesi’nde ameliyata alınmış. Daha sonra gözaltına götürüldü. 30 gün sonra yoğun işkenceye maruz kalmış. Cezanın tehiri için başvuru yapılan tüm tebligatlara cevap yazısı vasisi olan anneme gelirken 2004’te tehir yazısını hasta tutsağa bizzat tebliğ edilmiş. Bu kişi Manisa Ruh Ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne yatırılmış. Hasta bir mahpus olduğu halde de hala serbest bırakılmıyormuş. Bunlar da son derece üzücü gerçekten arkadaşlar. Bilhassa psikiyatri hastası hasta mahpusların durumu çok daha vahim oluyor. Böyle önemli ihmaller yaşıyorlar.
Silivri Cezaevi’nde 2 No’lu L Tipi Cezaevi’nde kalan Nuri Sayar yaşlı bir mahpus, 80 yaşında, sağlık problemleri yüzünden ev hapsine ya da denetimli serbestlik verilmesi rica ediliyor buradan.
Regaib Beydeniz Bodrum Mumcular S Tipi Cezaevinde ameliyat geçirmesine yoğun işkenceye maruz bırakılmış ve şu an tek kişilik hücrede.
Faruk Karakaş: “2023 tarihli engelli raporumla emeklilik için başvuru yaptım.. Yeni rapor istedi hastaneye, yeni rapor aldım. SKK’ya teslim ettim. Kaç aydır hareket yok. Şimdi de fizik tedaviden randevu al, sonra bize gel” bugün git, yarın gel! Bakın engelli bir kişi 2023’ten beri bu işlerin peşinde bir de engelli. Memleketin hali bu.
Bayramda da cezaevlerinden bize mektup geldi. Bayram tatillerinde cezaevlerinin durumunun daha kötü olduğunu söylediler. Neden? “2 haftalık bayram tatili nedeniyle, bir haftada sayım nedeniyle toplam üç hafta meyve sebze gelmedi dediler. Kantin de 2 hafta bayram nedeniyle yapılamadı. Öncesinde de sayım nedeniyle kantinde çok az ürün vardı. Herkes mağdur oldu diyorlar. Manavgat S Tipi Cezaevi özellikle çok sorun yaşıyormuş. “Sıcak su akmıyor günlerce ya da günde iki saat verip kapatılıyor. Kaloriferler tamamen durmuş durumda. Geceleri buz gibi donuyoruz.” diyor.
Açlık grevleri var arkadaşlar cezaevlerinde. Durum o kadar kötü ki bakın onları sayayım size. Burada bir liste var elimde. İnsanlar yüzlerce gündür aç durumda. Bundan mutlaka bir insan olarak haberinizin olması lazım.
Sercan Ahmet Aslan 174 gündür açlık grevinde, Mulla Zincir 150, Serkan Onur Yılmaz 152, Baki Can Işık 113, Yurdagül Gümüş 101, Mithat Öztürk 58, Ali Aracı ve Ali Hasan Akgül 52, Ayberk Demirdöğen 31, Fikret Akar 12 gündür süresiz açlık grevinde arkadaşlar. Cezaevlerinin bu çok kötü ortamı yüzünden de durum böyle.
Kandıra Cezaevi ile ilgili bir bilgi geldi. Kandıra Cezaevi’nde yataklara mahpuslar vardiya usulü yatıyor. 60 kişilik yere 100 kişi koyarsanız, düşünün 8×3 vardiyası. “8 saat sen yattın, kalk bakalım yataktan ben yatayım.” düşünebiliyor musunuz? Adamın yatağı bile yok. Cezaevlerinin hali bu arkadaşlar. 100 bin kişi yerlerde yatıyor ya. Olacak iş mi? Ama işte gerçek bu. Ondan sonra da hiç yüzleri kızarmadan kalkıp, “Hiçbir şey yok, durum dört dörtlüktür.” Deniliyor. Biz her şeyi biliyoruz, kusura bakmayın.
Keskin Cezaevi’nden bir şikayet geldi. 15 gündür sular kesik. Günde 1 saat bazen su veriyorlar. Bulaşık, çamaşır yıkayamıyor, pislik içinde insanlar.
Doktor Barış Kaya, bakın bir doktor. Barış istediği için, hak hukuk istediği için bu doktor günlerdir cezaevinde arkadaşlar. Doktor Barış Kaya’nın 1 aydır cezaevinde olduğunun resmidir. Neden? Kendisine para göndermiş birisi. Telefon tamircisi ücreti göndermiş birisine. Telefoncudan bir telefon, bir kılıf, iki adet kablosuz kulaklık satın almış, oraya bir para göndermiş. Kız kardeşi, hemşire Seda Kaya’ya para göndermiş. Bunlardan dolayı adam aylardır mahpus Silivri 2 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nde “terör örgütüne yardım yapmak” nedeniyle itham edilen bir kişiye para göndermiş. Akıl alır, işler değil ama böyle işte.
Türkiye’de siyasi soykırım devam ediyor. Bakın bir belgesi. Birinu Üniversitesi Estetik ve Kozmetik Uygulamaları Sertifikalı Eğitim Programı açmış ama burada diyor ki “KHK ile ihraç edilen bir hekimseniz buraya kesinlikle sizi almayız.” iktidar sizi bir cezalandırmış aynı şekilde aynı iktidar sizin diplomanızı da yok sayarak tüm tıbbi işlem hakkınızı elinizden alıyor arkadaşlar.
Öncesinde de gündeme getirmiştik bir hasta mahpus daha Menemen R Tipi Cezaevi’nde bakın şu kişinin durumu 72 yaşında alzheimer hastası prostat var, başka birçok hastalığı var ve halen cezaevinde tutuluyor. Adli tıptan hala bir sonuç yok. Kızını bile tanıyamıyor bu mahpus, bakın. Koğuştan açık görüş salonuna getiriyorlar. Bir terliğini giymiş, diğerini giymemiş, içinde atleti yok, kendinden haberi yok bir amca. Böyle hallere düşüyor ve bu adam cezaevinde. Arkadaşlar işte cezaevlerinin hali bu. Ben size bakın ispatlı gösteriyorum.
Az evvel bahsettik “intihar edeceğim” diyen öğretmenler. Biraz ileride biliyorsunuz Milli Eğitim Bakanlığı’nda eylem yapıyor bu öğretmenler. İnsanlar işe girmiş olabilir ama işe giremeyen ve hakkı yenen insanlara empati yapın arkadaşlar. Vicdanınız sızlasın. Benim vicdanım sızlıyor bu insanların suçu ne? Gittim konuştum şu arkadaşlarla. Kimisi 85 almış, kimisi 90 almış. Yazık günah değil mi ya? Sırf adam bulamadığı için, iltimas bulamadığı için mülakatta elenmiş. Allah’tan kork Yusuf Tekin ya. Bu ne iştir anlamak mümkün değil gerçekten. Zalimce işler yapılıyor. Gençler intihar ediyor. Perişan durumdalar. Olacak işler değil. Mülakat mağduru öğretmenlerin yanındayız arkadaşlar. Bize başvuruyorlar. Gördüğünüz gibi birçok cümleyle başvuruyorlar ve algı değil hakikat, adaletsiz mülakat, adalet dediniz kul hakkına girdiniz. Mülakatçı Bakan Yusuf Tekin istifa sloganları atıyorlar.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin İş Cinayetleri Raporu var elimde. Mart 2025’te ne olmuş biliyor musunuz? 145 işçi hayatını kaybetmiş. Az değil bakın. En çok inşaat sektöründe olmuş. Türkiye’nin sanayi illeri ağırlıklı ve intihar eden işçiler var arkadaşlar. Bakın. Çok uzun bir rapor ama ben size bu bölümünü anlatayım çünkü çok üzücü. Surhan Resulov, 26 yaşında, mühendislik fakültesi mezunuymuş. Okul sonrası Zonguldak’a yerleşmiş, iş bulamadığı için çiğ köftecide çalışıyormuş. İşsizlik nedeniyle bunalımdaymış ve intihar etmiş.
Emine Sarıaydin, 21 yaşında, ataması yapılmayan Türkçe öğretmeni, 16 Mart’ta Giresun Yağlıdere’de intihar etti. KPSS’den yeterli puanı kıl payı alamadığı için bunalıma girdiği belirtiliyor. Arkadaşları: “ Emine, öğretmen olmak için çok çabaladı ancak sistem onu yıktı. Bu acının hesabını kim verecek?” diyorlar.
Ece Gürel 36 yaşında, peyzaj mimarı. İşten ayrıldığı gün olan 2 Mart’ta gittiği İstanbul Sarıyer Belgrad Ormanı’nda kendisinden haber alınamadı ve hayatını kaybetti.
Ali Gergin, 36 yaşında, DSİ Amasya Gümüşhacıköy Sulama Birliği Başkanı, ziraat mühendisi kendisi. 17 Mart’ta intihar etti. “Görevimde başarılı olamadım.” yazılı bir not bırakarak intihar etmiş.
İş cinayetleri, iş kazaları var ama bir de işçi intiharları var. Bu da son derece üzücü arkadaşlar.
Bakın hasta mahpusların dramlarını anlatmaya devam edeceğim. İstedikleri kadar duymasınlar. Biz üstümüzdeki vebali atmak istiyoruz arkadaşlar. Bunu buradan söyleyeyim. Bakın şu gördüğünüz kişi Ramazan Aktaş, sağlıklı orta yaşlı bir kişi değil mi? Bu kişi bir tarih öğretmeni. KHK ile ihraç edilmiş şu anda cezaevinde. Isparta E Tipi Cezaevi’nde ve dördüncü evre pankreas kanseri. Acılar içinde kıvranıyor. Günlerdir, aylardır doğru düzgün teşhis ve tedavi yapılamadı. Perişan oldu bu kişi. Yakından takip ediyorum. Eşiyle görüştüm kaç kez ve en sonunda bizim ısrarlarımız sonrası ki bayramda ben bununla ilgili tweet attım. Bayram günü perişan bir haldeydi bu mahpus ve sonunda hastaneye yatırıldı. İlla bizim baskı yapmamız mı gerekiyor arkadaşlar? Hiç mi insafınız, vicdanınız yok? Bu kişinin aslında yani bir an evvel infaz erteleme alıp tahliye edilmesi gerekiyor. Allah korusun ölümüne az kalmış bir insan belli ki dördüncü evre bir kanser perişan halde zayıflamış ama onu cezaevinde tutmaya devam ediyorlar.
Mahir Polat Kalp hastası İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri ve çok büyük sıkıntılar yaşıyor, kalp ile ilgili işlemler yaşıyor ve inatla bırakılmamıştı.
İsmail Köse bize Sincan T Tipi Cezaevi’nden yazmış; “Koğuşta ağır bir kalp krizi geçirdim. İyileşemeden tekrar koğuşa konuldum. Kalbimde hasarlar bıraktı. Hijyen koşulları, yemekler, şeker hastalığıma uygun değil. Arkadaşlarımın yardımıyla hayatta kalmaya çalışıyorum.” daha cezaevlerinde ölmek üzere olan çok kişi var arkadaşlar. Bunu da size söylemiş olalım.
Bakın size yine cezaevlerinden inanılmaz bir haber bakın; şu sağlıklı gördüğünüz kişi Kadir Coşkun. Sol tarafta sağlıklı görüyorsunuz değil mi? Sağ tarafta ise adamın son anları. Ödemiş Cezaevi’nde hayatını kaybetmiş. O da bir duyarsızlığın mağduru olarak Ödemiş Cezaevi’nde 66 yaşında hayatını kaybetti. Cezaevi onu hastaneye götürmemiş. Mahpuslar yakınlarını çağırmışlar. Onlar alıp hastaneye götürmüş. Şu rezaleti görüyor musunuz ya? Cezaevinde olan bir kişiyi mahpus yakınları alıp hastaneye götürüyor.
Veysel Topçu bize yazmış Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden; “Siyasiler sürekli kamuya mal olmuş birkaç kişinin haksız yere mağdur edildiğini dile getirerek muhalefet yaptıklarını sanıyorlar. Evet onlar da mağdur ancak sesi duyulmayan kıyıda köşede kalmış binlerce insanın derdi ele alınmıyor. Popülist siyaset tek sermayeleri olmuş ezberledikleri şarkı sıkıcı hale geldi.” diyor.
Geçtiğimiz gün Ceylanpınar Belediyesi ve kaymakamlığı sınırları içinde bir iş kazası daha doğrusu iş cinayeti yaşandı. 4 işçi toprağın altında kaldı. 3’ü hayatını kaybetti arkadaşlar. Kimse bunların hesabını vermiyor maalesef ama işte bu ülkede bunlar yaşanıyor, yaşanmaya devam ediliyor maalesef ki çok üzücü cenazelerinden bir görüntüyü burada görüyorsunuz.
İsrail son derece acımasız arkadaşlar. Tekrar tekrar değinmek zorundayız. Bakın geçtiğimiz günlerde İsrail insanların sığınılabilir yer diye sığındığı bir okulu vurdu. Kişinin arkasında gördüğünüz yer bir okul. İsrail bir ambulansı vurdu, sağlık görevlileri yanarak hayatını kaybetti. Bu kadar vahşi bir devlettir İsrail. Peki “Bu İsrail ile ticareti devam ettiren Türkiye’ye ne demeli?” sorusunu şimdi tekrar soruyorum.
Emniyet Genel Müdürlüğü açıklama yapmış, “Çıplak arama yapmadık.” demiş. Ya zaten sizin işiniz gücünüz inkar. Özlem Zengin başta olmak üzere hepiniz inkar ediyorsunuz ama çıplak arama var. Yaşayan erkek ve kadınlar bunu çok iyi biliyor. Bir şey bulmak için değil, burun sürtmek, boyun eğdirmek için çıplak aramanın olduğunu biliyoruz. Söylemeye devam edeceğiz. Çatlasanız da patlasanız da söylemeye devam edeceğiz. Bunu da herkes duysun.
Bakın şu anne feryat ediyor. Oğlu İran’da idam cezasına çaptıran Kürt tutsak Hamid Hüseyinnejad Heyderanlı’nın annesi. Bu kişinin idam edilmemesi için büyük bir kampanya var ve biz de destek oluyoruz arkadaşlar.
Kocaeli’de simit fiyatları 20 lira olmuş arkadaşlar. Denetimsizlik, başıbozukluk olursa böyle olur. Kocaeli Valiliği ne yapıyorsun diye soruyorum buradan. Simitçilerin hükümranlığına kalmış bir il Kocaeli. Kimi yerde 30’a satıyorlar, kimi yerde 20 isteyen istediği fiyatı uygulasın, denetim hak getire. İşte hal bu arkadaşlar.
Körfez Belediyesi’nde kokmuş tavuk yedirdiler. Kocaeli Valiliği’nin, Körfez Kaymakamlığı’nın, Körfez Belediyesi’nin haberi yok, 650 kişi zehirlendi arkadaşlar. Bunu da duyurduk. En sonunda önlemler aldılar ama olanlar oldu.
Cemal Kaşıkçı Türkiye’de Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda katledildi. Ne ölüsü ne dirisi bulundu. Türkiye’nin Suudi Arabistan’da kredi anlaşması yapması sonrasında dosyası Suudi Arabistan’a teslim edildi. Biz bu vahameti unutmadık, unutturmayacağız.
Osman Kavala 8 yıldır zulmen cezaevinde, haksız, hukuksuz bir şekilde bu yardımsever, merhametli, insaflı sivil toplum aktivisti cezaevinde.
Şerif Mesutoğlu işlemediği bir cinayetin faili olarak zindanlarda ve tek başına tutuluyor, kabul edilecek bir hal değil. Bir gün bu cinayet aydınlanacak ve Şerif Mesutoğlu’nun suçsuzluğu ortaya çıkacak arkadaşlar.
Selçuk Kozağaçlı, Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı ve hakkını aradığı yüz binlerce mağdur nedeniyle cezalandırılıyor zindanlarda.
Sevinç Çakır 1 yılı aşkın Adalet Bakanlığı’nın önünde. Onun yanındaydık, her zaman yanında olmaya devam edeceğiz ta ki hakkını alana kadar, oğlunu oradan çıkarana kadar ama Sevinç Çakır da biliyor ki haksızlıklar bitene kadar bu mücadeleyi sürdürmek gerekiyor.
Gabonlu Dina’nın durumunu burada çok gündeme getirdik. Onun için adil bir yargı aramaya devam edeceğiz.
Yusuf Bilge Tunç’u burada söylemekten belki dillerimiz kurudu ama söylemeye devam edeceğiz. 6 Ağustos 2019’da birtakım görevliler tarafından kaçırıldıktan sonra ondan haber alınamadı. Ne ölüsü ne dirisi bulunamadı ve halen onu aramaya devam ediyoruz 6 yıldır. Onun kadar şanssız olmayanlar vardı.
Gökhan Türkmen ve Yasin Ugan ise bulundular ve şu anda en azından cezaevindeler. Onlar, hayatlarını kaybetmediler çünkü kaçırılmışlardı.
Gülistan Doku ise Dersim’de yok olduktan sonra bir daha bulunamadı. Onu gündeme getirmeye devam ediyoruz.
Hürmüz Diril ise eşi Şimoni Diril’in kaybından sonra öldürülmesinden sonra bulunamadı. Onu da gündem etmeye devam ediyoruz.
























Yorumlar