28 Mayıs 2025

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Yıllardır burada basın toplantısı yaparım, 7yıl oldu. Hemen hemen her hafta basın toplantısı yapıp hak ihlerlerini burada gündem ediyoruz. Oldukça vahim hak ihlallerini gündeme getiriyorum. Kimisi olur mu öyle şey diyor. Kimisi  umursamıyor. Kimisi vurdum duymazlık içine giriyor ama hep haklı çıkıyoruz.

Bakın şu kişi kim? Bu kişinin adı Zabit Kişi. İsmi bu. Şu anda Kandıra 2 No’lu  F Tipi Cezaevi’nde yatıyor bu kişi. 2018 yılında Kazakistan’ın Almatı şehrinden kaçırıldı. Kendisi defalarca avukatı aracılığıyla MİT tarafından kaçırıldığını ve 108 gün boyunca bir gözaltı yerinde, illegal bir yerde ağır işkenceler altında tutulduğunu, 30 kilo zayıfladığını, korkunç kötü muamele ve işkence gördüğünü söyleyerek çeşitli yerlere başvurdu fakat başvuruları hep göz ardı edildi, sümen altı edildi. Şimdi ne oldu biliyor musunuz?

Son durak neresi Türkiye’de? Anayasa Mahkemesi. Anayasa Mahkemesi Zabit Kişi’nin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapmış olduğu kötü muamele, işkence ve benzeri başvurularının eksik bir şekilde soruşturulduğunu, inanılmaz hatalar, örtbaslar olduğunu belirterek kötü muamele yasağının ihlal edildiğini söyleyerek başvurusunu kabul etti.

190 bin lira bu işkenceler gören insana tazminata hükmetti ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na “İşini doğru düzgün yap. İnanılmaz eksiklikler bırakmışsın, al bu konuyu doğru düzgün soruştur.” dedi. Şimdi top nerede? Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda. 8 senedir dile kolay. Bana gönderdiği mektubunu okurken fenalaşmıştım. O kadar korkunç işkenceleri anlatıyordu ki o mektubu okurken sürekli okumak mümkün değildi. Ara vermezseniz okuyamazsınız çünkü tansiyonunuz yükseliyor. Sizi çok üzüyor, öfkelendiriyor ve mektubu okumayı bırakıyorsunuz. O denli korkunç işkencelerden geçtiğini söylüyordu Zabit Kişi.

Kazakistan’dan kaçırılmış işkence ve tecavüz girişiminde bulunulmuş, kaburgalarının tekmelenerek çatlatıldığını, vücuduna elektrik verildiğini, ayak parmaklarının sistematik bir şekilde ezildiğini, sert bir cisimle tecavüz girişiminde bulunulduğunu, makattan tecavüz girişiminde bulunulmuş, 108 gün boyunca bir yerde tutulduktan sonra 18 Ocak 2018’de gözleri bağlı bir şekilde Ankara Adliyesi’ne getirilip TEM’e teslim edilmiş. Peki Anayasa Mahkemesi diyor ki: “Bu TEM polislerini niye çağırıp sormadın Ankara Cumhuriyet Başsavcısı? Niye bunların ifadesini almadın?” diyor. Alır mı Ankara Cumhuriyet Başsavcısı? Zinhar! Bakalım ama şimdi ne yapacak?

Bakın Ankara TEM bu tür kaçılma vakalarında kaçırılan insanların teslim edildiği yerdir. Bunu hepimiz biliyoruz ama bu sefer iş Anayasa Mahkemesi’nden dönmüş. Bu kadar abuk sabuk, uyduruk soruşturmaları takipsizlikle kapatan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına ağır bir ihtarda bulunmuş Anayasa Mahkemesi. Bakalım yüzleri kızaracak ve adam gibi bir soruşturma yapacaklar mı? Göreceğiz, takip edeceğiz. Apar topar savcılık dosyayı kapatmıştı.

AYM: “İddialar ciddi etkili soruşturma yapılmadı.” diyor. Kazakistan’dan adam kaçırılmış. Türkiye giriş mührü bile yok. Apar topar getirilmiş. Anayasa Mahkemesi diyor ki: “Ya bu adamı Kazakistan’dan almışsınız, uçağa bindirmişsiniz. Türkiye giriş mührü bile vurdurmamışsınız.” çünkü illegal işler yapılıyor arkadaşlar. Şu işe bakın. Biz yıllardır söyledik bunu bakın burada 8 yıldır söyledim. Kimse kale almak istemedi. Tabi Türkiye’nin hali bu işte. Mecliste söylüyorum, genel kurulda söylüyorum. Herkes gözünü yaslıyor. Önüne bakıyor, havaya bakıyor, ıslık çalıyor ama işkence insanlığa karşı bir suçtur.

Bütün bu işkencelerden sonra kişi de travma öyküleri olmuş, sağ dirseğinde sinir sıkışmaları, işkenceyi gösteren bulgular var fakat bir bilir kişi tıp raporu alınmış mı? Alınmamış. Ya alır mı adam ya? Allah aşkına yapmadığını bırakmamış, alır mı raporu ya? Size soruyorum yani.

Anayasa Mahkemesi tık tık her şeyi tespit etmiş. “Bilimsel bir rapor, tıp raporu yok. Bu ne rezalet. Tanıklar ve mağdurun detaylı beyanları alınmadı, çelişkili tutanak araştırılmadı.” diyor. Resmi tutanağı düzenleyen kamu görevlerinin dahi tanık olarak ifadelerinin alınmadığı. Ankara Adliyesi Sarayı’nın otoparkına ne şekilde ve kimler tarafından getirildiği, teslim sürecinde neler yaşandı? Birisi getirip Ankara Adliyesi’ne teslim etmiş işkenceciler, diyor ki: “Sen nasıl getirdin?” güya adam kendisi gelip teslim olmuş Ankara Adliyesi’ne. Ankara TEM böyle söylüyor. E tabi inanırsan. Anayasa Mahkemesi inanmamış arkadaşlar ya. Bu kadar basit. “Adama 190 bin lira tazminat ödeyin.” demiş. Bakın bu para hepimizin cebinden çıkıyor. Ama neden çıkıyor? İşkenceciler yüzünden çıkıyor. İşkencecilere müsaade ettiğimiz için çıkıyor. Bunu sorgulamadığımız için çıkıyor. Türkiye toplumuna da bunu hatırlatalım. “Banane” derseniz böyle olur işte.

“Etkili bir soruşturma yap.” demiş ve konunun takip edilmesini istemiş. Bunu defalarca gündeme getirmiştik. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na son olarak tekrar hatırlatıyorum. OHAL dönemlerinde 30 kilo zayıflamış, bitmiş, işkence eden, ölmüş adam için takipsizlik verirsin ama bir gün ülkeye hukuk gelir ya. Bakın tam anlamıyla gelmedi ama Anayasa Mahkemesi 8 yıl sonra bir karar verdi. Bu da tarihi bir karardır. O yüzden basın toplantımın ilk maddesidir. Bu Türkiye’de tarihi bir karardır. Anayasa Mahkemesi almıştır.

“Ya Ömer Faruk Gergerlioğlu sen söylüyorsun yok muhalefet vekilisin inanmayız sana.” öyle mi? Al sana kapı gibi Anayasa Mahkemesi kararı. Konuşmayın yani.

Beştepe Külliyesi’nin önündeydim dün. Filistin’de bir soykırım var ve Türkiye iktidarı bu soykırıma karşı duyarsız. “Ya duyarsız olur mu? Erdoğan ve iktidar demediğini bırakmıyor mu? One minute.” Dedi. Ya biz lafa değil, icraate bakarız. Azerbaycan’dan, İsrail’e giden petrolden Türkiye komisyon alıyor mu, almıyor mu? Özlem Zengin kendisi itiraf etti. Varil başına 1 dolar 27 cent komisyon alıyorlarmış. Türkiye harıl harıl ticaretini devam ettiriyor mu? İstediği kadar yalanlasın.

Gemi İtalya’ya gidiyormuş gibi yapıp Hayfa Limanları’na gidiyor mu? Bunları biz ispatladık mı? İspatladık. İsrail ile diplomatik ilişkilerde, İsrail Büyükelçiliği’nde şurada Ankara’da duruyor mu? Duruyor. İlişkilerde bir şey yok ve Beştepe’de bu Filistin dostları, kadınlar ticaretin durdurulması ve Siyonist firmaların gemilerinin limanlara girmemesi, Zim, Maersk gemilerinin limanlara girmemesi ve ısrarla ticaretin durmasını istiyorlar ve sabaha kadar oradaydılar.

Sabaha karşı bu insanlar gözaltına alındılar. Önceki günde şu kadınlar yerlerde sürükleniyordu. Polis onları yerlerde sürüklüyordu. Bakın şu kadınları görüyorsunuz. Video görüntüleri basına aksetti ve Türkiye’nin Filistin dostlarına, Siyonist İsrail düşmanlarına ne yaptığı ortaya çıktı. Evet bunu da hiç kimse inkar edemez çünkü video görüntüleri ortada.

Bu video görüntülerinde mavi tişörtlü bir polis var. Bu mavi tişörtlü polis kimdir kardeşim? Kadını almış yerlerde sürüklüyor. Kadıncağızın hiçbir suçu günahı yok. Sadece Siyonist, katil, soykırımcı İsrail’i barışçıl bir şekilde protesto ediyor. Bir şey de yapmıyor oturduğu yerde. En ağır, rezil muameleyi yapan o polis müdürü görevden alınmalıdır. İçişleri Bakanı Sayın Ankara Valisi. Kimdir bu polis müdürü ya? Bu çirkin muameleyi yapan polis müdürü kimdir? O kişi derhal işten el çektirilmelidir. Eğer el çektirmiyorsanız Filistin konusunda söylediğiniz tüm laflar yalandır. Filistin dostlarına bu aşağılık rezil muameleyi yapan o polis müdürü işten el çektirilmelidir ve gereken cezayı da almalıdır.

“Eşim Zeyat Toptaş Ahlat T Tipi Cezaevi’nde yaklaşık 11 aydır tutsak. 12 sene önce üniversite öğrencisiyken siyasi bir ceza aldı ama bizim 10 yaşında ve 4 yaşında iki çocuğumuz var. 10 yaşındaki çocuğumuz ağır engelli ve epilepsi. Bakımları çok zor, çok zorlanıyorum. Ne olacak bu çocuğun hali? Ağır engelli fakat her şeyin farkında bir çocuk ve babasına çok bağlı ve babasının bir an evvel çıkması lazım.” iimdi bunları derken yüz binlerce mahpus ve yakınını beklediği 10. yargı paketine değineyim. Arkadaşlar nerede kaldı bu 10. yargı paketi ya? Allah aşkına insanlar bayramda biri yüzümüz gülsün diyor. Cezaevlerine gidiyorum. İnsanlar nerede bu yargı paketi deyip duruyorlar? Meclisi göreve davet ediyoruz. Daha neyi bekliyorsunuz? Bir an evvel geniş kapsamlı, daraltılmayan bir yargı paketini çıkarın artık. İnsanlar inim inim inliyor ya, yüz bin kişi yerlerde yatıyor. Daha ne diyeyim bakın her gün anlatıyorum ve arkadaşlarımıza da diyoruz, bu başvurucu hanımefendi ile bir görüşelim. Oldukça ağır ve zor bir durumda anlaşılan çocuğuyla ilgili durumu tıbbi olarak, bir hekim olarak öğrenmek istiyorum.

“%98 otizmli çocuğum Abtulkar Güleş’için için aldığım anne bakım parasını kestiler. Geriye dönük avukat yoluyla 30 bin lira istiyorlar. Eşim işçi, bir ayda mesai yaptı ve Ramazan, Kurban Bayramı ikramiyelerini kestiler. Otizm gerçekten zor bir süreç ve engelli aileleri sorunlarını mecliste dile getirsin.” diyor. Şimdi bakın arkadaşlar engelli haftası oluyor, engelli günü oluyor. Herkes “Engellileri korumalıyız.” işte engellinin durumu bu arkadaşlar. Bir gün hatırlıyorsunuz, bir hafta hatırlıyorsunuz sonra kimse engellileri hatırlamıyor. İşte %98 otizmli çocuğu için aldığı anne bakım parasını kesmişler ya. 30 bin lirayla mı zengin olacaksın ey devlet ya? Gariban bir aileden “30 bin lirayı ver bakalım geri.” ya bunlar ayıptır %98 otizmli bir çocuk. Otizm nedir biliyor musunuz arkadaşlar? Ya otizmli bir çocuğunuz olsa ne kadar ağır bir durum olduğunu çok iyi anlarsınız ama böyle 30 bin liranın peşine düşmüşler.

“Mesut Bizci Menemen Açık Ceza İnfaz Kurumu’nda iki mahkum tarafından darp edildi fakat can güvenliği olmamasına rağmen hala başka kuruma sevk edilmiyor.”

“Dede Anıl şu anda Metris R Tipi Cezaevi’nde. Eşim %98 engelli bir birey, beyin %75 hasarlı, kalbi %30 çalışıyor, kronik koah ve fibromiyalji hastası. Bu kadar sağlık sorununa rağmen adli tıp bırakmıyorç” diyor. Kalbi %30 çalışıyormuş arkadaşlar maalesef durum bu.

“Yusuf Aydoğan Erzincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde. Batman’a nakil istemişler. 9 yıldır suçsuz gençliği çürüdü. Çocuklarımın babasız büyümesini istemiyorum ve aftan yararlansın olmadı. Batman’a nakli olsun.” diyor.

Bize Selimpaşa’da Uygur çocuklarının gittiği bir eğitim merkeziyle ilgili bir başvuru gelmiş. Biz bunu bakanlığa sormuştuk. Milli Eğitim Bakanlığı da “Bize ait ruhsatlı bir yurt yoktur.” cevabı vermişti bize. Bu nasıl bir iştir? İzin almadan bir yer nasıl devam ediyor? Bunu da anlamak mümkün değil. “Biz izin vermedik.” diyor. O zaman bu izinsiz nasıl devam ediyor? Bu konuda bir açıklamayı Milli Eğitim Bakanlığından bekliyoruz.

Van Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Necdet Takva, AK Parti Milletvekili Burhan Kayatürk, Mera alanına Van BES adı altında 4 milyon metrekare alanlık projeyi Çevre Şehircilik Bakanlığı’na onaylattırmış. Köylüler diyor ki: “Bizim bir mera alanımız vardı. Orayı da proje alanı diye yasak koydurdular. Köylü olarak perişan durumdayız, otlağımız yok. Hiç hak ve konuşma hakkı bize tanınmadı.” diyorlar. Bu konuda Necdet Takva ve Burhan Kayatürk’ten açıklama bekliyoruz. Köylülerin başvurusu bu. Biz onlara cevap hakkı da veriyoruz. Eğer ki bir beyanatları olursa söz burada gündeme getiririm ama bekliyoruz, buyursunlar.

“Engellilerin 12 bin engelli memur atama yapılmasını istiyoruz. Özellikle ön lisans alımlar çok düşük almıştı. İlk merkezi atama da engelliler mağdur atanmak istiyoruz.” diyorlar. Engelliler yoğun bir şekilde bize başvuruyor, zor durumdalar.

2025 ilk dönem TUS’a girenler kadro azlığı nedeniyle çok zor durumda kalmışlar. “O kadar uğraştık, ettik, çalıştık ve uzmanlık kadroları arttırılsın.” diyorlar. TUS’a giren bir hekim olarak arkadaşlarımızı çok haklı buluyorum. Oldukça ağır ve zor bir sınavdır. 6 yıllık derslerinizi oturup tekrardan ezberlemek zorundasınız. Böyle bir imtihana girersiniz. Oldukça ağır ve zor bir imtihandır. Bundan dolayı bu kadrolar meselesine Sağlık Bakanlığı lütfen eğilsin.

“İş ve Uğraşı Terapisi Teknikleri mezunları olarak istihdam konusunda çok mağduriyet yaşıyoruz.” seniliyor. Son atamada 10 kişilik kadro verilmiş arkadaşlar. Binlerce böyle insan var ve 10 kişi atanabilmiş. Şu hale bakın.

Bakın Türkiye’de bu dramlar bitmiyor arkadaşlar. Yine bir aile dramı. Özlem Düzenli bu kadının adı. Eşi İbrahim Düzenli, bir de bebekleri var ve KHK mağdurlular. İbrahim Düzenli 6 yıl 10 ay 15 gün ceza almış. Öncesinde yatmış, çıkmış. Eşi bebek için tedavi olmuş ve en sonunda bir bebekleri olmuş. Çok sevinmişler ama sonrasında çok zorluklar çekmişler. Genel Sağlık Sigortası borcu olduğu için hiçbir sağlık hizmetinden faydalandırılmıyormuş. Eşi de artık Türkiye’deki bu zorluklardan dolayı yurtdışına gitmeye çalışmış ve çocuğuyla birlikte yakalanmış. Edirne L Tipi Cezaevi’ne atılmış. Hafta sonu bebek ateşlenmiş, son derece hastaymış ve cezaevinde bu bebek annesi son derece zor durumda. “Masraf yaptım, elde avuçta ne varsa harcadık. Gidecek bir yerim, yuvam da yok zaten. Hem dolandırılmış hem de eşim ve bebeğim özgürlüklerinden ve sağlıklarından oldular.” diyor. Bu babanın feryadını duyun. Özlem Düzenli ve bebeği Edirne L Tipi Cezaevi’nde çok zor durumda.

Ahmet Polatoğlu diyor ki: “Mersin ili Tars ülkesinde ikamet etmekteydim, ihraç edildim, sonra iade edildim, sonra bir daha ihraç edildim. Dosyam tekrardan Danıştay’a gitti. Danıştay tekrar karar verecek. Çok zor durumdayım şu anda 8 yaşında bir kız çocuğum var. Ailece çok mağduruz. Beraat almışız, iade edilmiyoruz. Böyle bir şey olur mu?” diyor. Af konusunda talebi var.

Şanlıurfa Eğitim Araştırma Hastanesi’nde 4D kamu işçisi olarak çalışan bir arkadaşımız başvurmuş. 4 görüşme geride kalırken henüz devlet tarafından bir teklif dahi verilmemiş.

Maltepe Açık Cezaevi’nden çok şikayet var arkadaşlar. Ali Kaya orada kalmış. Eşi bize başvurmuş ve 110 kişiyi geçici koğuş dedikleri yerde tutmuşlar. Düşünün 110 kişi ya. Ortak bir tuvalet var ve 110 kişi. 3 günün sonunda geçici koğuştan çıkınca 10 kişilik koğuşta 18 kişi kalmışlar. İnsanlar yerde yatmış, dolapları yok, giysiler, poşetler içinde. Herkes hasta, soğuk, salgın bitmiyor. Odalarda böcek tahta kurusu var. İnfaz koruma memurları kötü muamele ediyor, gazeteler verilmiyor. Bu durumu mecliste gündem etmemizi istedi. Biz de gündem ediyoruz arkadaşlar.

Urfa Suruç ilçesinden çiftçi arkadaşlarımız bize başvuruyor. Çok zor durumdalar. Çünkü büyük bir adaletsizliğe de uğruyorlar. Mesela Harran’da bir dönüm pamuk sulaması için 550 lira alınırken Suruç’ta 2009 lira alınıyor. Bu ne olacak şimdi? Bakın devletin vermiş olduğu destek ile 3 dönüm tarlanın su ücretini ödenirken 2025 yılında bu destek sadece 350 metrekarenin su ücretini karşılıyor. Bu ücreti azaltın. Gerçekten çok zor durumda çiftçi. Biz tekrar buradan hatırlatıyoruz. Sayın Tarım Bakanı’na hatırlatıyoruz. Buna bir çözüm bulun. İnsanların suçu Suruçlu olmak mı kardeşim ya? Nedir yani? Bakın kaçıncı kezdir gündeme getiriyoruz Sayın Tarım Bakanı. Neredesiniz? Urfa tarımın merkezidir ama çiftçiyi küstürmeyin ya. Suruçlu diye böyle dışlanacak ve en ağır şartlarda çalışmak zorunda bırakılacak ve buna rağmen de en fazla ücreti ödemek zorunda mı kalacak?

Geçtiğimiz günlerde Erzincan Cezaevi İnfaz Kurumları Kampüsüne gittim arkadaşlar. Kampüste birçok mahpusla görüştüm. Onların söyledikleri hakkında kısaca bilgiler vermek isterim.

Şefik Yalçın Yavuz, 75 yaşında mali müşavir, hasta, kalbi %15 çalışan, 3 kez kalp krizi geçirmiş, stentleri olan bir yaşlı amca. “Hükümetten umudumu kestim. Bu yargı paketinden de bir şey çıkmaz, umurunda değil ama çocuğumu bir özel okula gönderdim diye bana en ağır cezaların verilmesini hazmedemiyorum. Buraya iki ayaklı girdim ama dört ayaklı bir tabutla çıkabilirim Ömer Bey.” dedi. Bakın 75 yaşında bir hasta kendisinden daha yaşlı kişiler varmış. İşte cezaevlerinin durumu bu. O yüzden cezaevlerinde bir ilerleme olsun diyoruz. Diyor ki: “Atölyede şal örüyorum öyle biraz ruhum sakinleşiyor yoksa çok büyük stres içindeyiz.”

Seyithan Yaman kendisi havalandırmaya 1 saat çıkıyormuş. Diğer cezaevlerinde 2 saati bulabilirken onlara böyle az süre veriyorlarmış ve cezaevine girişlerde çıplak arama yapıldığını söyledi. Ayrıca 5 yaşındaki yeğeninin Kocaeli Newrozu’ndaki fotoğrafının kendisine verilmediğini söyledi. Bunu cezaevi idarecilerine sorduk, bakarız ederiz dediler ama tam bir skandal. Sayın Adalet Bakanı bir araştırın Erzincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde böyle bir skandal var. 5 yaşındaki bir çocuğun Kocaeli Newroz’undaki fotoğrafı mahpusa verilmiyor. Bir gidin araştırın ya, bakalım ne olmuş Sayın Yılmaz Tunç.

Erzincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde önemli bir kişiyi de ziyaret ettim. Bu kişi Enes Güran, Narin Güran’ın abisi. Katil diyerek cezaevine konulmuş ama onu dinlediğim zaman ve dosyaları inceleyip, köyde öncesinde de tetkik yapmıştım. Kendisinin bu cinayetle alakasının olmadığı kanaatine vardım. Kendisi Malatya Arguvan’da kepçe operatörü olarak çalışıyormuş. Gece o cinayet günü geç vakit gelmiş, sabah erkenden kalkmış ve uykusunu tam alamamış. Narin Güran kendisine gelip “Abi bana bebeğimi getirdin mi?” demiş. O da “Ya patron bana ödeme vermedi ki sana bebek alayım ama sonradan alırım.” diye onu oyalamış ve ardından kahvaltı yapmışlar, öğle yemeği yemişler ve ardından ağırlık basmış yemekten sonra uyumaya başlamış saat 4’e doğru uyanmış ve dışarı çıkmış gezmiş. Arkadaşlarıyla sohbet muhabbet sigara içmiş ve ardından saat yedi buçuk civarlarında kardeşinin kaybolduğu haberini almış ve deli gibi terliksiz köyün içinde mısır tarlalarında kardeşini aramış. “Ben katil değilim, canım kardeşimi ben nasıl öldürürüm? Ben katili de bilmiyorum.” dedi, yeminler etti “Eğer böyle bir şeyi bilsem söylemez miyim.” dedi. Bunu da size aktarmış olayım.

Annesi Yüksel Güran’ı da ziyaret ettik. Beni gördüğünde, içeri geldiğinde gözyaşlarıyla geldi ve “Bir bebek doğduğunda nasıl ki masumsa ben de o kadar masumum Ömer Bey.” dedi. Zaten kapıdan girişte ağlayarak geliyordu ve çökmüş bir kadın vardı karşımda. Oldukça da zayıfladığı belliydi. Karakolda çok işkence görmüşler. “Enes’e yapılan işkenceyi bana gösterip beni tehdit ediyorlardı. Bana yapılanı Enes’e gösteriyorlardı.” dedi bana. Çocuk bulunduğu için bunlar suçlanmaya başlamış. Karakolda işkence, ağır hakaret ve çirkin cümleler söylenmiş kendisine. Çok hayasızca cümleler bunlar gerçekten. Oradaki kadın jandarmalar, erkekler; “Sen eşinle ve kaynınla birlikte oldun, ne biçim kadınsın?” deyip hakaret etmişler. “Gece gündüz iki aslanla birlikte olmuşsun, bak o yüzden kadın hastalıkları yaşamışsın.” gibi yine çirkin laflar edilmiş. Bunu gözyaşları içinde ve utanarak bana anlattı. “Kocan yetmiyor mu Salimle birlikte oldun?” deyip duruyormuş kadın jandarmalar. Savcı kendisine “Niye ağlamıyorsun? Bak demek ki sen katilsin.” diyormuş. “Narin’i gördük ne biçim annesin sen?” diyorlarmış. “Jandarma eşliğinde hastaneye gidiyorduk. Korkudan yediğimiz dayağı söyleyemiyorduk çünkü dönünce yine gözaltındaydık. Nevzat’ın kardeşi Vecdi arayıp bilgiler alıp Nevzat’a söylemiş. Diyor ki bu kişilerin telefon konuşmaları hiç incelenmedi. Niye Vecdi? Dosyada yok. Baroya’da başvurmuşlar ve yeterince bu işkencelerin araştırılmadığını söylüyor. Nevzat’ın yeterince soruşturulmadığını söylüyor. “Enes geldi, sabah neşe ile kahvaltı hazırladım. Çamaşır makinesi bozuktu, çamaşırları Hediye’ye götürdüm. Daha sonra çocuklarım gelmiş, bayrama doğru gidiyoruz. Neşe ile kahvaltı yaptık. Öğlen yemeği yedik ardından Narin, “Anne ben Kur’an kursuna gideceğim.” dedi. “Ya kızım gitme hava çok sıcak.” dedim. “Yok işte kuzenlerim geldi onları görürüm daha sonra onlarla oynarım.” dedi bana. “Hadi madem git.” dedim. Dışarısı çok sıcaktı, içeride klima çalışıyordu ben ve Enes biraz uyumaya başladık. O sırada benim iki çocuğum da evde oynuyordu. Hediye gelip çamaşırları bırakmış uyandırmamış beni. Sonra bir daha gelmiş. O sırada ben uyanmıştım ve onunla sohbet ettik saat 18.00’a kadar ve o sırada köpekler bir hindiyi parçalamış. Enes’e “Git ahırın penceresini kapat.” Demiş ve ardından Narin akıllarına gelmiş. Narin herhalde işte kuzenleriyle oynuyordur. Git artık onları çağır Maşallah’a git demiş. Maşallah demiş ki: “Bizde yok.” Başkası “Bizde yok.” deyince hepsi bir telaşlanmış. Saat 19.30 civarlarında köyde aramaya başlamışlar. Narin yok. Amcaya haber veriliyor. Saat 20.00 civarında jandarmaya haber veriyor ve sonuçta kendisi çocuk bulunduktan sonra tutuklanıyor ve halen cezaevinde. “Nevzat ile Salim arasında bir araç meselesi vardı, araları yoktu. Eğer ki serbest bırakılırsam, kızım Narin’in mezarına gidip kapanacağım. Mermer yapılmış, ben taşı kırıp toprağa kapanacağım, Narin’in hakkını istiyorum diyeceğim. Bizim hakkımızda karar verenler koltuklarından korkuyorlar. Çoban olsun, insan devlet memuru olsun, olmasın diyor. İnsan olsun diyor devlet memurluğu için bu haksızlığı yapmasın kimse diyor. “Arif iyi bir babaydı ve kendisine çok ağır hakaretleri defalarca söyledi ve ağladı. İşkenceler için kimse harekete geçmedi ve her lafım yanlış yorumlandı.” diyor. Bu arada depresyon ilacı alıyormuş, onu da öğrendim. Cezaevi İdaresi de bunu teyit etti ama bayağı perişan ve çökmüş durumda bir kadındı.

Şilan Yılmaz 30 yaşında Diyarbakır’lı 6 yıl 3 ay ceza almış. “6 kişilik koğuşta 7 kişi kalıyoruz ben yerde yatıyorum.” diyor ve bütün bunlara rağmen kendisine tahliyesi verilmemiş. Cezaevleri işi böyle zora koştukça koşuyor maalesef.

Zeynep Erdem de çok zorluklar yaşamış birisi. “Koğuş değişikliği yapılmıyor.” diyor Mardin Derikli.

Sedef Duman ise Bakürköy’den Bafra’ya oradan Erzincan’a gelmiş. Bir çocuğu var. Eşi de öncesinde hapis yatmış. İkisi de KHK’lı karı koca. Eşini cezaevine gönderirken hamileymiş. Eşi çıktığında kendisi cezaevine girmiş ve 9 yıl geçmiş aradan. “9 yıldır çocuğumuz anne ve babayı bir anda birlikte başında göremiyor. Çok zor durumdayız. Ben stresten dişlerimi sıkıyorum, dişlerim bozuldu. Orta kulak iltihabı olmuştum. Doğru düzgün tedavi edilmedi. Bu sefer yüz felcine çevirdi ve aynı zamanda epilepsisi artmış. Daha fazla ilaç kullanıyormuş. “Çocuk cezaevine girişte görevlilere artık ben buranın ustası oldum abla bir şey tarif etme.” Diyor çünkü çocuğun hayatı cezaevi yollarında geçti. Buna çok içim sızlıyor.” diyor. Durum bu arkadaşlar.

Ardıl Çeşme 52 yaşında Diyarbakır Liceli. 30 yıldır yatıyor. 6 aylık şartlı tahliye vermemişler. Bir 6 ay daha vermemişler ve tuttukça tutuyorlar içeride maalesef.

Erzincan Cezaevi’nde sağlık problemleri yoğun arkadaşlar. Doktor sayısının arttırılması lazım. Adalet Bakanlığı’na da buradan söylüyorum. Mahpus çok, doktor az. Bu sefer ne olur? Teşhisler gecikir, tedaviler gecikir. Vebaldir bu. İnsanların ölümüne yol açabilirsiniz geç tedaviden dolayı.

Bakın, Çankaya Belediyesi’nin sokaktan aldığı köpek öldü. Hak Savunucuları Belediye önünde protestoya başladı. “Uyumuyorum, öldürüldüm.” demiş. Köpeğin böyle söylediğini düşünerek bunu yazmışlar. Bu konuda bir açıklama yapılması lazım.

Kürt meselesinde barış sürecinin yürümesinden dolayı önemli bir iyileşme var. Biz iyiye iyi, kötüye kötü deriz. Batman’dan bir başvuru var. Diyorlar ki: “Batman’dan Ovacık’a kadar olan mesafede emniyet ve askeri personel tarafından durdurulup soruşturulmadık. Bu yıllardır görmediğimiz bir şeydi. O yüzden barış güzeldir, barışın devam etmesi lazım.” diyor Batman halkı. Bunun da altını çizelim. Barışın devamını istiyor Batman halkı, tüm Kürt halkı, tüm duyarlı Türkler barışın devam etmesini istiyor değerli arkadaşlar.

Bize gelen mektuplardan kısa özetler yapalım. Yusuf Kenan Dinçer Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “Tedavi hakkımız engelleniyor. Tekli ring dayatmasını kabul etmiyoruz. Bu yüzden hastaneye götürülmüyoruz. 5 arkadaşımız 98 aydır tek kişilik hücrede tutuluyor. Kitap yayın hakkımız gasp ediliyor. Kitap yayın ile ilgili yasalara uyulmuyor. Sohbet hakkı tam uygulanmıyor. Disiplin cezaları verilerek yıldırılmaya çalışılıyoruz. Açık görüşler 1,5 saat olması gerekirken 1 saat oluyor. Bazı gazeteler verilmiyor.” diyor. Bu mektubun özeti. Bayağı uzun uzun mektuplar yazıyor Yusuf Kenan Dinçer. Biz ancak size özetini sunuyoruz arkadaşlar.

Her gün her gün bize anneler başvuruyor, anneanneler başvuruyor. Çok zor durumdalar arkadaşlar gerçekten çok üzücü. Bakın şu anneanne başvurdu. Torununun, hem babası hem annesi mahpus. Torunu 15 yaşlarında ve çocuğun psikolojisi çok kötü bozulmuş. Anneanne ne yapacağını şaşırmış durumda. Biz soruyoruz ne olacak bu çocukların hali? Anne ile babayı tutukladınız, bu çocuklar perişan durumda. Baba neyse de anne tutuklanınca hepten böyle çocukların ayarı kaçıyor, psikolojileri bozuluyor ve böyle binlerce çocuk var. Benim vicdanım bunu kabul etmiyor arkadaşlar. Bunlara bir çözüm bulunmalı. Yargı paketinde bu konuda adımlar atılmalı.

Uğur Ok Sincan Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “ İstanbul’a kayyım atama girişimi öncesi ESP’ye yönelik operasyonlarda tutuklandık, ardından da yurdun değişik yerlerindeki cezaevlerine sürgün edildik. Ağır hak ihlallerine uğruyoruz. Radyo yasak, kargo ile gelen mektupları vermiyorlar, farkı gruptan mahpuslarla beraberiz. Bronşektazi hastasıyım, bir haftadır ilaçlarım verilmedi, kanlı balgam geliyor. Sağlık sevkleri çok sıkıntılı. Açlık grevi yaptık diye iletişim cezaları verildi. Kapı vurma eylemleri, dışarıya ‘sesimizi duyun, zulmü görün’ çığlığıdır.” diyor.

Ünsal Canboğa, Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi yazmış; “Cezaevinde kaldığım sürece tüm suç grupları ile irtibatım oldu. İnsanlara şucu bucu değil de insan olarak değer vermeyi öğrendim. Çünkü burada herkes kimliklerinden sıyrılıyor, öncelikle insan kimliği çıkıyor.” diyor. Bakın cezaevine girip bu sonucu çıkarmak da son derece değerli.

Sincan Kadın Cezaevi’nden önemli şikayetler var. Ne olmuş biliyor musunuz? Cezaevinde kalan bunu daha iyi anlar! Logar patlamış. 1 haftadır bakan yok. Pis koku etrafa dağılmış. Bir yere de kaçamıyorsun kardeşim. “Tadilat var.” deyip koğuşu boşaltmışlar. Boşalan koğuşa adli mahkumları koymuşlar. 12 kişilik koğuşa 33 kişi koymuşlar. Millet yerlerde sere serpe yatıyor. Şu hale bak. Siz daha yargı paketinde ilerleme kat etmeyin.

Yorumlar