6 Ağustos 2025
Tüm Türkiye bu konuyu konuşuyor. Büyük bir rezaleti, büyük bir skandalı konuşuyoruz hep birlikte. Büyük bir çürümüşlüğü, kokuşmuşluğu konuşuyoruz. Ne oluyor? Büyük bir diploma skandalı yaşanıyor. Çete veya çeteler çeşitli sistemlere girmişler, sahte belgeler, diplomalar neler neler yaşanmış, akademisyenler arasında sahte bir şekilde yükselenler var. Çok vahim vakalar var. Tam bir çürümüşlük ve kokuşmuşluk abidesi yaşanıyor adeta ve sonuçta da büyük bir infial oluşmuş durumda.
Üniversiteyi bitirmiş insanlar işsiz kalırken sahte diplomalarla, belgelerle, çeşitli yolsuzluk, dolandırıcılıklarla çeşitli belgeler üretilme yapılmış ve devlet kurumları delik desik edilmiş.
Diploma yolsuzluğu olurken 2018 yılında olan vakayı size anlatayım. Size bir fotoğraf göstereceğim; Hasan Songur 7 yıl önce bir iş kazasında hayatını kaybetti. Bu yolsuzlukların olduğu ülkede ben en önemli olay olarak bunu öne çıkarıyorum biliyor musunuz? Bu genç insan bir öğretmendi. Sosyal bilgiler öğretmeniydi. Ataması yapılmadığı için ücretli öğretmenlik yapıyordu. Ücretli öğretmenlikten önce çalıştığı fabrika içinde “İşte o FETÖ’cüdür.” denilirmiş. İşten ayrılmış, sonra bu güvenlik soruşturmasında çıkmış. Bu sefer ücretli öğretmenliğinden de olmuş. Kişi öğretmenlik de yapamaz hale gelince, bilmediği bir iş için bir fabrikaya girmiş ve orada çalışmaya başlamış. Tabi iş güvenliği meselelerini de iyi öğrenmemiş, öğretilmemiş veyahut da ne olmuş? Lalıp makinesinde sensör yok, düşen parçaları temizleyen bir alet yok, Hasan da düşen parçaları kendi temizlemeye çalışmış, çomakla temizleniyordu, hiçbir önlem alınmadı ve bir iş kazasında 20 gündür çalıştığı yerde hayatını kaybetmiş. Şu uçuruma bakın. Bu ülkede birileri yolsuzlukla, dolandırıcılıkla diplomalar elde ediyor, belgeler elde ediyor, mevkilerini yükseltiyor. Öbür tarafta bir öğretmen, iş bulamıyor, fabrikada çalışmak zorunda kalıyor ve iş kazasında hayatını kaybediyor. İşte 21. Yüzyıl’da AK Parti MHP Cumhur Zulüm İttifakı’nın yarattığı tablo bu arkadaşlar. Bu çürüşmüşlük kokuşmuşluk içinde masum delikanlılar hayatlarını kaybetmektedir. Bir de bir cadı avıyla olmaktadır. Bu cadı avından bu delikanlı da nasibini almış.” Vay efendim çalıştığın iş yeri Fetö bağlantılı. O yüzden işten çıkıyorsun. Vay efendim öyle bir yerde çalışmışsın seni ücretli öğretmenlikten dağıtıyoruz. Düşünün, işsiz kalmışsınız, bir işe girmişsiniz, iş yeri sahipler ile ilgili siyasi bir durum var. Bundan dolayı işten çıkıyorsunuz, işten çıktığınız için de ücretli öğretmenlikten de çıkarılıyorsunuz. Şu memleketin rezaletine bakın arkadaşlar. Bir tarafta sahte belgelerle diplomalar, öbür tarafta yıllar önce bir öğretmen bu şekilde öğretmenlikten men ediliyor ve bir fabrikada çalışırken pistonun altında kalarak hayatını kaybediyor. İşte bu adaletsizlik, bu kokuşmuşluk maalesef bugünün Türkiye’sinde yaşanıyor.
Neler neler yapılmamış. Usulsüz e-imza üretimi ve kamu sistemlerine yetkisiz erişim, sahte lise, lisans ve yüksek lisans diploması düzenlemek, not ortalamasını yükseltmek. ÖSYM’nin sistemine giriyorlar ya. Düşünün, olmayacak işler. Kardeşim biz size kaç kez dedik, Kişisel Verileri Koruma Kanunu ile ilgili büyük sıkıntılar var. 86 milyonun verileri çalınmış, devlet kurumları devlik deşik edilmiş, her şey kullanılıyor dediğimiz zaman yetkililer: “Bize yok öyle bir şey.” diyorlardı. “Falanca üçkağıtçılık yapan siteyi kapattık, tamam mesele bu.” Dediler. Ya sinekleri öldürmek yerine bataklığı kurutun, bu kişisel verilerin çalınması hadisesi büyük yolsuzluklara ortam hazırlıyor dediğimizde bizi hafife alıyorlardı. Alın işte bakın sonuç ortada. Ne kadar büyük dolandırıcılık yapılmış. Bu da nasıl oluyor? KHK ile bir sürü liyakatlı insanı işinden attınız. Bir sürü nitelikli insan işinden atıldı. Bazı insanlar da “oh oh ne güzel birileri işten atıldı bize gündoğdu işe gireriz.” diye düşündü. Sonra ortalık işte böyle bir hale dönüştü. Bakıyorsunuz iktidarın yandaşları sahte diplomalar bulmuş. Kimisinin 40 milletvekilinin de böyle olduğu söylentileri var. 400 akademisyenin sahte belge aldığı söylentileri var. Hala durulmuş değil. 200’e yakın kişi tutuklanmış durumda. İş iyice çığırından çıkmış. Koku artık bacayı sarmış. Ondan sonra “Bu dolandırıcılığı tespit ettik.” şimdiye kadar neler neler olmuş arkadaşlar memleketin hali bu işte!
Değerli bir kardeşimiz, mesai arkadaşımız Saliha Akkaş, meclisin çalışanı bir kadına yönelik şiddet hadisesinde bıçaklandı ve hayatını kaybetti. Allah rahmet eylesin, biz burada defalarca kadına yönelik şiddet ile ilgili çeteleleri, raporları açıkladık. Bu sefer de her gün birlikte çalıştığımız bir mesai arkadaşımız, bize, Meclis’e hizmet eden bir mesai arkadaşımız maalesef hayatını kaybetti. Boşanma aşamasında olduğu, uzaklaştırma alan eşi tarafından katledildi. Kadına yönelik şiddet, bu korkunç boyutlarda daha etkin önlemler alınması gerektiğini söylüyoruz ve ona Allah rahmet eylesin, yakınlarına da Allah sabırlar versin diyoruz. Umarım daha bunun benzeri hadiseler olmaz.
Mecliste bir komisyon kuruldu. “Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” hayırlı olsun. Umarım Kürt meselesinde olumlu adımlar atılır. Sadece eli silah tutanlarla ilgili bir yasa çıkması değil, özgürlük, insan hakları ve demokrasi anlamında ve gerçekten toplumsal barışı sağlama anlamında adımlar atılır. Atılması gerekir. Hayırlı olsun diyoruz. Umarım ülkedeki yanlışlıklar biter, bu komisyon ile önemli adımlar atılır diye umut ediyoruz.
Bize gelen birçok hak ihlali başvurusu var. Onları burada gündem etmek istiyorum. Kime yapılan ihlali durdursak bizim için kardır. Bir tane deniz yıldızını bile kurtarmak benim için kardır. Ben bu olaya böyle bakıyorum. O yüzden tekil tekil vakaları gündem ederek her biri için ihlali bitirmek uğraşı içindeyim. Bunu söylemiş olayım değerli arkadaşlar.
5199 sayılı kanun değişikliği ile hayvan hakları düzenlemesi yapıldı. AYM de onayladı fakat hayvan ölümleri devam ediyor. Gerçekten sığınaklar çok kötü ve kısırlaştırma da yapılmıyor ve oralarda gereken tedaviler yapılmıyor ölüme terk ediliyor hayvanlar. Çoğunlukla olan bu. Bu barınakların bir hapishane, bir ölüm kampı olduğunu defalarca söyledim. Barınaklar bir hayvan hapishanesidir. Bu iş çok çığırından çıkmış durumda. Radikal önlemlerle kısırlaştırmanın yapılması lazım ama yine bu konuda gereken adımlar atılmıyor. Belediyeler başkasının arsasına hayvanları atıyor ve hayvan baranakları da çözüm olmuyor. Orada hayvanlar hayatlarını kaybediyorlar. Kısırlaştırma konusu da halen yetersiz bir şekilde gidiyor. Hayvanları terk edenlere ceza yok. Hayvan dövüşüne izin veriliyor. Bu konular ile ilgili kötü muamele ile ilgili yaptırımlar yok. Belediyeler kafalarına göre karar alıp çeşitli işlemler yapıyorlar. Biz insanların hakkını koruyoruz ama dili olmayan masum hayvanların hakkı çok öncelikli ve bu yüzden bunu dile getiriyoruz.
Arkeoloji mezunları çok şikayetçi bize başvuruyorlar. 2 yıl da 20 kişi işe alınıyor ama 4 bin arkeoloji mezunu var, son derece zor durumda arkadaşlarımız. “Hangi kapıya gitsek kapılar kapanıyor. İl ve ilçeler tarihi alanlarda arkeoloji mezunu arkadaşların çalışmasını istiyoruz, birçok vasıfsız insan oralarda çalışıyor.” derler.
İnsanları kandıran müteahhitlere karşı önlem alınmıyor. Fahri Özcan isimli bir kişi Başkent İnşaat sahibi Uğur Vergili’den bir daire almış 2+1 ve bir miktar para ödemiş fakat sonrasında 4 yıl olmuş bir teslim yapılmamış. Kişi hasta olmuş bir ev alayım derken. Eşi kanser tedavisi görüyor. Kendisi stres ve astım hastası olmuş. İnsanların bu kadar rahat vatandaşı mağdur etmesi kabul edilemez ve bu konuda Maliye Bakanlığı da gereken önlemleri almalıdır.
Kocaeli Dilovası’nda bir vaka yaşandı. Serhat Aydemir isimli bir kişi bazı polis memurları tarafından darp edildi. O polis memurlarının bir parka o kişiyi çektikleri, o parkı polis gücü kullanarak boşalttıkları ve orada Serhat Aydemir’i dövdükleri bildiriliyor. Biz Dilovası Kaymakamlığı’nı da uyardık. Böyle bir şey olabilir mi ya? Birileri kamu gücünü kullanarak sevmediği birisini kamusal bir alanda dövüyor. O kamusal alanı kamu gücü kullanarak boşaltıyor, o kişiyi orada dövüyor. Böyle bir rezalet olabilir mi? Sayın Dilovası Kaymakamı bunun için ne yapacaksın merak ediyorum! Dilovası İlçe Emniyet Müdürlüğü bunun için bir açıklama yapacak mısınız? Hangi aşamadadır? Biz Meclis’ten bu konuyu takip ediyoruz, kabul etmiyoruz. Devletin polis memuru almış adam kaldırıyor bir yerlere, orada kafasınca ceza kesiyor. Şu hale bak. Siz böyle mi eğitim verdiniz polislere? Bu ne haldir? Bu ne cürettir? Bu nasıl bir cesarettir? İki kişinin normal kavgası değil ki. Polis kendi polislik gücünü kullanarak birisini şahsi meselesi için dövüyor, dövdürüyor. Böyle bir şey olabilir mi ya?
Hüseyin Kayaalp Antalya Döşemealtı Y Tipi Kapalı Cezaevi’nde, defalarca kez dilekçe yazmasına rağmen doktor olmadığı için sağlık hakkından mahkum kalıyor. Göğüs sıkışması ve ayak uyuşması var.
Bir başka şikayette Turgay Olçay bir meseleden dolayı cezaevine girmiş ve birisini öldürmediği halde cezaevine girmiş. Bütün ifadeler de böyle olmasına rağmen 8 yıldır ağırlaştırılmış müebbet almış ve adil olmayan bir yargılamayla Edirne F Tipi Cezaevi’nde yatıyor. Yargıtay da onamış. “Bizim elimizde bu kadar açık bir şekilde suçsuz birisi hakkında adil olmayan bir yargılamayla çoluk çocuk sahibi olan birisi böyle bir ceza çekecek, çok ağır ve haksız bir ceza.” diyor. Anayasa Mahkemesi’nde bozulmasını umut ediyor ve bizden ona ses olmamızı istiyor, biz de buradan sesleniyoruz.
Marmara Açık Cezaevi’nde artık tahta kuruları iyice illallah dedirtmiş durumda. Mahpuslar bize defalarca başvuruyor. Memleketin cezaevleri öylesine çığırından çıkmış ki tahta kuruları sarmış arkadaşlar. Sayın Adalet Bakanlığı haberiniz var mı? Cezaevlerinde artık mahpustan çok tahta kurusu var anlaşılan. Mahpus sayısı çok fazla ama tahta kuruları yarışı önde götürüyorlar. Her tarafı istila etmişler.
Kerem Ayaz, Giresun Espiye L Tipi Cezaevi’nde kalmakta. Kerem Ayaz 16 yaşından beri cezaevinde yatmakta. Yine cezasını uzatmışlar. 3 ay, 3 ay, 3 ay cezaevleri ağzına kadar dolu. Bit, pire, kene her türlü şey artık oluşmaya başlamış ama cezaevinden insan çıkartmamak için kırk takla atan bir yargı sistemi var. Yine 3 seferdir uzatmalar yapılmış. Özgürlüğünü engelliyorlar.
Alper Gülünay, Edirne L Tipi Kapalı Ceza Infaz Kurumu’nda kalmakta. Bu da 15 Temmuz’da bir uzman erbaş. Kendisine bir şey emredilmiş. Gitmiş, kimseyi vurmamış, silah sıkmamış. fakat ağır bir şekilde cezalandırılmış. İlk önce beraat etmişler, ondan sonra tek ceza bozulmuş, “Bunlara ağır bir ceza verilelim.” denilmiş. Ne yapsınlar yani? İnsanlar beraat etmiş, bir şey de yok besbelli ki fakat Yargıtay bozuyor, “verin ceza verin.” ite kaka ceza veriyorlar. Uzman, erbaş, sözleşmeli insanlar, kendisine ne emredilirse onu yapan insanlar ne yapmış? Birisini de öldürmemiş zaten. Talimatla gitmiş, daha sonra darbe olduğunu öğrenince dönmüş. Bu insana bu kadar ağır cezalar veriyorsunuz, el insaf diyoruz.
Van Büyükşehir Belediyesi’nde büyük bir sorun var arkadaşlar. 223 kişi kayyım tarafından işten çıkarıldı. Olacak bir iş değil. Van kayyımına soruyoruz, bu ne rezalettir? İnsanların ekmeği ile oynamak, onları bu şekilde işten çıkarmak çok büyük bir vebaldir. Kendi yandaşlarını dolduracak anlaşılan. Kabul edilecek bir durum değil. Kürt meselesini çözelim diyoruz ama böyle ağır ve haksız bir şekilde zorbalıklar devam ediyor. Hani barış süreci, nasıl olacak bu süreç? İnsanları ekmeğinden, aşından, suyundan mahrum etmekle nereye varacaksınız diye soruyorum.
Fatma Bairu aslen Suriyeli’ymiş. Gaziantep’te yaşıyor. “Eşim de Suriyeli. Geçici koruma kimliğimiz yok ve bir çocuğum var. Hastaneye gidiyoruz ve masraflar var. Geçici koruma kimliği verilsin. Perişan durumdayız. Eşim 5 yıldır Türkiye’de çalışıyor.” diyor.
Eıoup Kechagıa isimli bir kişi başvurmuş ve “Oturma iznimi ısrarla onaylamıyorlar. 5 tane mahkeme var. Mahkemeler istinafa gitmiş. Türkiye’den aldığım ehliyet var. Tüm güvenlik birimlerinden hakkımda herhangi bir istihbari bilgi olup olmadığını öğrenmek için yazılı şeklinde talepte bulundular. Eşim ve oğlum Türkiye vatandaşı, kendim Yunanistan vatandaşıyım ve orada yaşayan Türklerdenim. İki defa intihar etmek istedim bu mobbinglerden dolayı. 10 yıldır hiçbir şekilde izimi onaylamıyorlar. Polis çevirmelerine kimlik ibraz edemediğimden dolayı emniyet binalarına götürülüyorum. Çok zordayım. İntihar düşüncelerim var. Yunanistan’da azınlık mücadelesi verdim. Burada da şu haldeyim. Seyahat etme imkanım yok. 1 Ağustos’tan itibaren ehliyetim de iptal olacak. Bu kadar zulüm gördük. Biz Yunanistan’da zulüm görmüştük. Şimdi burada da aynısını görüyoruz.” diyor.
Oğlum Muhammed Kenan Türkoğlu Hava Harp Okulu 1. Sınıf öğrencisiydi. 15 Temmuz darbe girişiminde tutuklandı ve Silivri 1 No’lu Cezaevi’nden Adana Suluca’ya gönderildi. Orada da Yargıtay cezayı onadıktan sonra Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuşlar. Oradaki infaz koruma memurları işi ihmal etmişler. Son gün yetiştirilmiş. Acaba Anayasa Mahkemesi kabul edecek mi? İnsanların hayatı ile ilgili meseleler var. İnfaz koruma memuruna belgeyi veriyorsunuz. Adam umursamıyor. Son gün alelacele bir şekilde yetiştirilmeye çalışılıyor. Mahpusun yakınları son derece öfkeli, kızgın, “bu böyle olmaz, bu nasıl bir sorumsuzluktur!” derler.
İskenderun Açık Cezaevi berbat bir durumda arkadaşlar. Depremden önce kapalı bir cezaevini şimdi açık cezaevine haline getirilmiş ama fiilen kapalı gibi yönetiliyor. İçerisi biliyorsunuz çok sıcak, 55 dereceyi bulan sıcaklıklar var. Kapasite 174 kişi, 800 mahkum içeride. Yatak yok, insanlar yerde yemekhanelerde yatıyor. Mahkumlar burada çalışıyor ama bir gün, iki gün sayılmıyor. Emeklerin karşılığı verilmiyor. Resmen köle gibi çalıştırılıyorlar. Buraya müfettiş gönderirsin.” diyorlar. Bu İskenderun Açık Cezaevi’nden çok şikayet alıyoruz. Öncesinde de basın toplantılarında gündem ettik. Yine başvurular var. Adalet Bakanlığı bu ne hal? Burayı o zaman kapalıya çevirin kardeşim. Böyle iş olur mu ya? Açık cezaevleri biraz daha rahattır. Kapalı cezaevinde insanlar açıkta kalıyormuş gibi işlem görüyorlar. Bu da olmuyor.
Bir yurttaşımız; “Urfa Siverek Karacadağ’a anne babamı ve akrabalarımı ziyarete gittim diyor. Burada çok büyük bir elektrik sıkıntısı var. Zaten hava sıcak, soğutma, klimalar çalıştırılmaya gayret ediliyor fakat elektrikler habire kesiliyor. Klimayı geç, diyalizli insanlar var, engelli insanlar var, elektriğe muhtaç insanlar var, buhar aletleri elektrikle çalışıyor her şey perişan durumda ve hayvanlar telef oluyor nasıl olacak bu elektrik kesintisi?” diye Urfa, Siverek Karacadağ halkı soruyor. Gerçekten oranın sıcaklığını bilen bilir ne kadar zor bir durumda olduklarını buradan tekrar söyleyelim.
Mehmet Ali Kaynak Adana 1 No’lu Açık Ceza İnfaz Kurumu’nda TCK 158 mağduru olarak bulunuyor. “Bir hata yaptık. Kimliğimizi verdik arkadaşımıza. Ondan sonra bizi affedecek birileri yok mudur? Keyfi uygulamalar olduğunu buradan da anlıyoruz. Soruşturma yüzünden kapalıdan açığa geçişte hakkım olan izne çıkmam engelleniyor. 22 yaşındayım. Ne psikolojim ne de vücudum bu kadar baskıyı kaldırmıyor. Bir hata ettik ama bu kadar üstümüze gelinir mi? Açıktaki ikinci günümde emaneten kimliğimi arkadaşıma verdiğim sırada arama yapıldı ve kimliğim arkadaşımda çıktığı için hakkımda tutanak tutuldıu ve savunma yapmam istendi.” diyor. Mağduriyet üstüne mağduriyet yaşamış.
Engelli bireylere ayrılan otoparklara engelli olmayan araçların park edilmesi çok yoğun bize gelen bir şikayet. Ben Meclis Engelli Hakları Komisyonu’ndayım. Bu tür mağduriyetler bitsin artık. Kamu kurumları da bu konuda daha etkili yaptırımlar uygulatasın.
Bursa İli Yıldırım ilçesi Ali Rıza Bey İlkokulu Müdürü Mehmet Turan hakkında bazı usulsüzlükler bildiriliyor. Bu konuda Milli Eğitim Bakanlığı, Bursa Valiliği, Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü ne yapıyor? Vatandaşın böyle şikayetleri var. Biz bilemiyoruz ama bize şikayetler geliyor varsa bir aslı, bir soruşturma açılmış mı? Bu konuda bilgi sahibi olmak isteriz. Yoksa üstü mü kapatılıyor bu işlere?
Veysi Ekmen, Batman T Tipi Kapalı Cezaevi’nde 25 yıl hüküm yemiş, eşinin suçsuz olduğunu söylüyor yakını ve “Sessiz çığlığıma ses olun. Meclis önünde oturma eylemi yapacağız. Avukatımız davayla ilgilenmemiş, gereken belgeleri sunmamış. Bütün belgeler eşimin suçsuz olduğunu söylediği halde psikolojik olarak sağlığı cezaevinde çok kötüye gidiyor.” diyor.
Arıcılar çok şikayet ediyor arkadaşlar. Arılar bu sıcaklarda ölüyorlar bununla ilgili arı yetiştiricilerine destek vermek gerekiyor. Zararlarını giderme noktasında da destek vermek gerekiyor.
Murat Yıldırım’ın İzmir Buca Cezaevi’nden Marmara Cezaevi’ne nakli çok isteniyor ama gerçekleşmiyor. Aile de çok zor durumda.
Rabia Ölmez, Edirne L Tipi Cezaevi’nde kalmakta. İki çocuğu var, 10 ve 2 yaşında. Yurt dışına çıkmayı düşünmüş ve tutuklanmış. Annesi, babası hasta, yaşlı. Kendisinin ciddi sağlık sorunları var. En azından bir elektronik kelepçeyle ev hapsi olsa çünkü çok zor durumda aile, iki tane çocuk. Aile zaten zor durumda, hasta. Anne cezaevinde. Bize başvurmuşlar. “Eşim 2 saat çocuklardan ayrı kalamazdı. Kendisi düşüp bayılıyor. Sıkıntılı olduğunda, psikolojisinin bozulduğunda kendisine zarar vermesinden korkuyorum.” diyor.
Binali Camgöz, Ankara, Sincan, 1 No’lu, F Tipi Cezaevi’nde. Hayatını cezaevinde idame ettiremeyeceğine dair rapor var. Başvurular reddediliyor ve toplum güvenliği denilerek engelenebiliyor olması sebebiyle yasal amaçladığı hasta mahkumların tahliyesi mümkün olmuyor. Kişinin kasları zayıf, düşüyor, ayaklarını kırıyor. Bu kişiyi daha niye cezaevinde tutuyorsunuz anlamak mümkün değil. Tehlikeli mahkum gerekçesiyle tahliyesi engelleniyor ama sağlık her şeyden önemli. Önemli bir hastalığı var ve bu kişi abartılmış bir güvenlik gerekçesiyle cezaevinde tutup daha da sağlığının bozulmasına mı yol açacaksınız?
Selim Demiray’ın eşi bize yazmış, öncesinde de kaç kez gündem etmiştik. “Eşim emir aldığı için mi suçlu? Silah kullanmadığı halde neden anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs eden sayıldı? Bir askerin komutan emrine uyması kaçınılmaz değil mi? Dosyasında somut eylem yokken sadece o gün oradaydı diye ömür boyu hapis reva mıdır? Ne benim ne eşimin annesi babası var. Biz bu hayatta yalnızca birbirimize tutunduk. Eşim hala yaşıyor ama çocuklarımın babaları hayattayken yetim gibi büyüyor. Bu ülkenin askeri olan eşime yine bu ülke vicdanıyla sahip çıksın istiyorum. Masum olan özgür olsun. Hata varsa düzelsin. Devlet bir askerin emri yerine getirdiği için ömür boyu hapse alınmasını adalet diye sunmamalı.” diyor Selim Demiray’ın eşi haklı. Gerçekten böyle çok feryatlar var, çok büyük sıkıntılar yaşanıyor.
Necati Ertunç, beraat almama rağmen OHAL’in bitmesine saatler kala polislik mesleğimden ihraç edildim ve çok zor bir hayat yaşıyorum.” diyor.
Enez Alparslan; “Emniyet Genel Müdürlüğü’nden irtibat veya itisak diye ihraç edildim. İdare olarak mahkemelere başvurduk fakat hep aleye süreçler gelişti. Kimsenin kılı kıpırdamıyor. İçişleri Bakanı’na, Emniyet Genel Müdürlüğü’ne gerekli ilgili kim varsa sormanız dile getirmeniz. Bunu dile getiriyoruz, bu işi çözün.” diyor ama gerçekten biliyorsunuz mahkemelerde de hakimler “aman işte ben olumlu bir karar verirsem bana da şucu bucu derler.” korkusuyla tak tak bütün kararları onayıyorlar.
Samet Akpınar; “Temmuz 2022’de 375 nolu KHK kapsamında müfettiş raporuyla FETÖ şüphelisi olduğum için polis memuruyken ihraç edildim, adli soruşturma geçirmedim ve şu anda aynı iddialardan ihraç kararı vermeyip soruşturma dosyalarını kapatıyor disiplin kurulu. Bu olay eşitlik ilkesine aykırı. Şüphe üzerine kamu görevinden çıkarılmak sizce doğru mu? Sivil bir kuruma atamam yapılsın o zaman elime silah verilmiyorsa. Perişan durumdayız.”
Engelliler çok bize başvuruyor. Engelliler hakkında bakın şu anda şunu biliyor musunuz? Engelli vatandaşlarımız orduevlerine giremiyor. Milli Savunma Bakanlığı’na da bunu soralım. Engelli haklarıyla ilgili Aile Bakanlığı’na da soralım. Olacak bir iş mi? Orduevine giremiyorlar. Vatandaş bana başvurduğunda dedim ki; “Hakikaten öyle mi?” “Evet orduevlerine giremiyoruz. Askeri sosyal tesislerin engelli bireylerin ve ailelerin kullanımına açılması gerekir.” diyor. Fiziksel erişebilirlik açısından düzenlemeler yapılmalı. Bunu komisyonda da bunu komisyon başkanına söyleyeceğim. Bu olacak bir iş değil hakikaten. 21. yüzyılda ülkenin orduevlerine engelli giremiyor. Olacak iş mi bu? “Pozitif ayrımcılık tanınmalı. Bu talepler mevcut yönetmeliklere ve gerekirse 5370 sayılı kanuna eklenilecek hükümlerle güvence altına alınmalı.” Diyor.
İskenderun M Tipi Açık Cezaevi’nden bahsetmiştik. Oranın bazı personellerinden de şikayetler var. Mesela; “Bir infaz koruma memuru olan Harun Karaca psikolojik ilaçlar kullanmakta ve mahpuslara kötü davranmakta.” diye birçok şikayet var. Bu konu nedir Sayın Adalet Bakanı? Kamu gücü kullanarak zaten çok kötü, zor durumda olan mahpuslara baskı mı yapıyor bu kişi?
Tarık Kar daha önce Koncaeli Kandıra Cezaevi’nde yatarken Tekirdağ Cezaevi’ne nakledilmiş. Orada da bir ortopedik yatak verilecekmiş, vermemişler. Bu arada kendisi darp edilmiş ve böyle bir haksızlık yaşıyor. Tekirdağ Cezaevi’nin bu konuda bir açıklama yapması gerekiyor.
Mahmut Özdemir, Antalya, Döşemealtı S Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu. 4 aydır cezaevi revirine gitmiş doktor sevkini yazmış hastaneye sevki cezaevi yönetimi ertelemiş. Yaklaşık 4 aydır hastaneye göndermiyor lakin ondan daha durumu kötü olan arkadaşlar da var. Cezaevi onları hastaneye göndermemek için kırk takla atıyormuş.
Mehmet Ertan Kahramanmaraş ili Elbistan ilçesi Evcihöyük mahallesinden bize başvurmuş. “Annemin bakımı biz çocuklarca dönüşümlü yapılmakta. Bütün bunlardan dolayı oluşan sorunlar dolayısıyla taleplerim mahkeme kararına uygun yeniden tespit, az hasarlı kararının gözden geçirmesi, alzheimer hastası annem için barınma yardımı ve tazminat istiyorum.” diyor. Bu taleplerini biz de bakanlığa iletmiş olalım.
“Eskiden taşerondan memurluğa geçenler olmuş, yeni kamu işçiliğinde memurluğa geçenler olmuş, Çaykur, Türk Şeker, belediyelerden ve dershanede 5 yıl ücretli öğretmenlik yapanlar memur olmuş, biz de ön lisans ve lisans mezunları olarak memurluğa geçmek istiyoruz.” diyor birçok kişi.
Memura ödenen seyyanen zam memur emeklisine ödenmedi. Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Emekli memura da ödenecektir.” diye beyanları oldu. 26 aydır bekliyoruz.” diyor memur emeklileri.
Kursiyer Teğmen iken 9 yıldır müebbet hapis cezası verilen Sadık Emre Oral’ın babası bize başvurmuş. “Kafasında büyük bir ur çıktı. 9 yıldır tedavisine yaptıramıyor. Gittikçe büyümüş ve ağrı yapmaya başlamış.” Kayseri Bünyan 2 No’lu T Tipi Cezaevi’ni uyarmış olalım. Bu ne iştir? Ciddi bir durum neden ihmal ediliyor? Adalet Bakanlığı da bu konuda bir işlem yapsın. Beyindeki bir kitle oldukça tehlikelidir. Neden ihmal ediliyor? Zaten haksız, hukuksuz cezalar veriliyor insanlara. Bir de cezaevinde sağlık hakları da ihmal mi ediliyor diye soruyoruz.
“Babam Latif Akay Batman T Tipi Cezaevi’nde 63 yaşında gerek yaşı gerekse de cezaevinde kaldığı süre ile hastalıkları ilerlemiş. Adli Tıp Kurumu cezaevinde kalabilir demiş ama durumu oldukça kötü. Kalça kemiklerinde kırık var, platin sağ gözünde katarak bir sürü hastalığı var ve hala cezaevinde. Yemek yiyemiyor, kilo kaybı var, bir sürü sağlık sorunu var ve maalesef bu sıkıntı devam ediyor.” diyor.
Bakırköy Kadın Cezaevi’nde Delal Tekdemir, daha öncesinde ziyaret etmiştim kendisini, spor faaliyetlerine katılmadığı ve üniversite mezunu olmasına rağmen hiç açılmamış olan okuma-yazma kursuna katılmadığı için tahliyesi erteleniyor. Böyle abuk sabuk işler oluyor. Nerede? Bakırköy Kadın Cezaevi’nde olmuş bu. Delal Tekdemir, Türkan Karadaşlı ve Mekiye Sönük’ün tahliyeleri farklı tarihlerde ertelendi. Geçtiğimiz günler o cezaevine gittiğimde bundan bahsedildi bana. Tahliyesi 4 ay ertelenmiş. “İyi halli değilsin.” lafı o kadar uyduruk kararlarla veriliyor ki. Üniversite mezunu ama “okuma yazma kursuna katılmadın” demiş. Aziz Nesin romanlarında olan işler arkadaşlar. İki bacağında protez var ama “spor faaliyetine katılmadın” demiş. Ya nasıl katılsın? İki bacağında da protez var. 25 Ekim’de tekrar değerlendirilecekmiş. İnsanları zorla cezaevinde tutmaya çalışan bir anlayış son derece sıkıntı verici.
Şuayip Ünal, Kayseri 1 No’lu T Tipi Cezaevi’nde kalmakta myestenia gravias hastalığı zaten çok geç teşhis edilmiş. Hasta çok zorluklar yaşamış. Şu anda Kayseri’de hastanede yatıyor. Ancak bu kişiyi nazogastrik sonda takılmış çünkü kasları çalışmıyor. Ciğerine yemek kaçırabilir. Cezaevinde tutulacak bir hasta değil bu hasta mahpus nasıl kalacak cezaevinde kardeşim? Cezaevinde ölüme mi terk edeceksiniz? Adli Tıp Kurumu’na evraklar gitmiş. Adli Tıp Kurumu bari insafa gelse de cezaevinde kalamaz dese çünkü böylesine nazogastrik sonda ile solunum ve yemek kasları çalışmayan bir hasta nasıl cezaevinde tutulur? Yarın öbür gün aspire edecek, ciğerlerine yemek kaçıracak ve ölecek bu kişi. Çok özel bir bakıma tabi tutulması gerekiyor. Şu anda hastanede ama cezaevine gelirse büyük ihtimal ölür. Adalet Bakanlığı’na bunu hatırlatalım. Yarın öbür gün öldüğü zaman “ne yapalım öldü!” demesinler. Göz göre göre öldürmüş olacaklar. Bunu da hatırlatmış olalım.
Cezaevlerini ziyaret ettik. Onları da kısaca açıklayarak geçelim. Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde Seyit Alp Herdem, bir askeri öğrenci ve Boğaziçi Köprüsü’ne gönderilmişler neye uğradıklarını şaşırmışlar. Orada halk otobüsü sarsmaya başlamış. Bunlar “Ne yapıyorsunuz? Buraya niye geldiğimizi bile bilmiyoruz.” Sonrasında otobüsten indirilmişler, bir tarafta tutulmuşlar. Orada da askerlerin oraya sevk edilmişler. Madem halk onlara darbeci muamelesi yapıyor, niye köprüdeki askerlerin arasına gönderiliyor? Bunlar çok acayip sorular. Madem o insanları alıp bir şekilde gözaltına alınsaydı daha sonra da sabaha karşı silah bırakma eylemi yapılınca da halk bunların üstüne saldırıyor. 20 kişilik minibüse 60 kişi doluşuyorlar. Minibüse binemeyenleri ise halk linç ediyor. Böyle korkunç olaylar yaşanmış. Murat Tekin ve Ragıb Enes Katrancı o sırada öldürülüyor. Böyle korkunç olaylar yaşanıyor arkadaşlar. Diğer gişelerdeki askeri öğrencilerin çoğunun kararı bozulmuş. Diyor ki: “Biz yolu kaybetmiştik Boğaziçi Köprüsü’ne gittik. Yolu kaybetmeseydik ben de şimdi tahliye edilecektim. Bu kadar şansa bir şekilde ağır bir şekilde ağırlaştırılmış müebbet mahpusu oldum.” Diyor. Bu çocuk bakın genç bir insan çok da zeki bir insan Işıklar Askeri Lisesi’ni birinci olarak bitirmiş. Sonra Harp okulunda Kimya dalında birinci olmuş. NASA, Intel, ISEF’te dünya ikincisi olmuş. Böyle süper bir çocuk ama bu ülke süper gençlerini ağırlaştırmış, müebbet mahpusu yapan bir ülke. Haksız, hukuksuz bir şekilde onları zindanlara atan bir ülke. O cezaevinde bir sürü ihlalden bahsetti. Onları idareye söyledik. Umarım düzelir. Çok ayrıntıya girmeyeceğim ama önemli sıkıntılar vardı.
Ercan Kartal öncesinde kalp krizi geçirmiş, kalbi %30 çalışıyor ve bir sürü kalp ile ilgili ilaç kullanmasına rağmen hala cezaevinde ve adli tıp kurumunun ona bir infaz erteleme vermesi gerekli ama ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü. Ne olacak? Sonuçta verilmeyecekte hapiste mi ölecek? Nasıl olacak? Bunu anlamak da mümkün değil arkadaşlar. Bir de kitap kısıtlığı yapılıyormuş. Adam hapiste yatıyor. Ne yapsın? Ne iş yapsın? Oturacak kitap okuyacak. Niye kitabını kısıyorsunuz? Anlamak mümkün değil arkadaşlar. Bir de sağlık hakkının ihlal edilmesi de doğru bir şey değil.
Tekirdağ Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlik Cezaevini ziyaret ettik. Selçuk Göçmen 15 Temmuz’da görev yapan eski bir uzman çavuşmuş. O da bir emre istinaden gitmiş Sakarya’ya. Orada eline hiçbir silah alıp kimseyi vurmamış etmemiş darbeye karışmamış fakat kendisi ilk önce beraat etmesine rağmen ve birçok askeri harekata katılmasına rağmen daha sonra Yargıtay beraati bozmuş ve şu anda 12 yıl 6 ay darbeye yardımdan ceza almış. “Ne yardımı ne hali. Ben bir sürü askeri harekata da katıldım ama şimdi geldiğimiz nokta burası. Eşim de Çanakkale’den zor bela geliyor. Tekirdağ’a çok zorluklar çekiyor. Nedir bu çektiğimiz zulüm.” diyor.
Özkan Aydın o da yine bir er. İstanbul Hava Harp Okulu’nda 6 aylık er. Atatürk Havalimanı’na gidiyor. Orada apron bölümünde neye uğradıklarını şaşırıyorlar. Halk onları linç etmeye kalkıyor. Bunlar da darbe olduğunu anlayınca hemen oradan ayrılıp kendi birliğine dönüyor. Hiç kimseye de karışmıyor, etmiyor. Oradan kaçıyorlar. Bakıyorlar burada bir darbe denilen bir şey var kaçıyorlar ama buna rağmen ağır bir şekilde müebbette çarptırılmış ve bu kuyu tipi hapishanelerde en alt katta çok zor kaşıllarda kalıyor insanlar. En alt kata güneş girmiyor. Cezaevinin 5-6 kilometre ilerisinde bir çöp dönüşüm tesisi var. Oradan ağır kokular geliyor. “Ben bir örgüt üyesi değilim, köylü bir çocuğum. Müebbet hapis aldım. Eşim benden boşanacak diye korkuyorum. Her şey paralı, beş kuruş param yok. Ne yapacağımı bilemiyorum.” diyor.
Emre Poyraz yine Tekirdağ Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlik Cezaevi’nde. Ailesi Kayseri’den gidip geliyor. Mahpusa en uzak cezaevine koyuyorlar. En azından Kayseri’yi alın. Nakil isteğini kabul edin. Ailesi Kayseri’den gelirken trafik kazaları geçiriyor. Bir sürü sıkıntılar yaşıyor. “Üçüncü kat çok sıcak oluyor.” diyor. Zemin kat rutubetli. “Nedir bu halimiz? Bunu da anlamak mümkün değil. Biz kimiz ki darbe yapalım. Her şey çok hızlı oldu. Niye uğradığımızı şaşırdık. Öncesinde İŞİD bombalamaları olmuştu. Teyakkuzdaydık. Tekli kalmak istemiyorum. Nedir bu halim!” diyor. Çok zor durumda olduğunu beyan ediyor.
Mehmet Develi, o da 43 yaşında. Çorlu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde; “Ağırlaştırılmış olmadığım halde niye buradayız? Havalandırma 1.5 saat, iki defa spor faaliyetine katılma hakkı veriliyor, hareketsiz alandayız. Demir parmaklık üstüne fens teli takılmış, bir sürü sıcak ve havasız ortamdayız, çok zor durumdayız. Koku geliyor, atölyeye gidiyoruz, boş bir odada ne yaptığımız belli değil. Sohbet saatinin 6’sı veriliyor, 4’ü verilmiyor. Bir sürü hak ihlali var.” diyor. “Ayakkabını çıkar arayacağız.” denilmiş. Çıkarmamış. Onlar da alıp ayakkabıyı yere vura yura parçalamışlar. Bir sürü ihlali anlattı. Biz hapishane idaresine de söyledik. Umarım bu konularda çözümler bulunur.
Edirne Cezaevi’ni ziyaret ettik çok üzücüydü. Merve Zayım, 38 haftalık bir kadın, hamile. Her an doğum yapabilir. “Bana dün akşam biraz hafif sancılar geldi. Artık önümüzdeki hafta doğum yapabilirim.” diyerek, ağlayarak anlattı. Durumu çok vahimdi gerçekten. Burada bakın yapay zeka ile temsili fotoğrafını oluşturduk. Gerçekten gerçeği de buna çok benziyordu. Ağlayan bir hamile kadın ve lavabolarda yerlerin ıslak olmasından dolayı düşüp bebeğibe zarar gelebilir kaygısıyla yaşayan bir anne, bir başka çocuğu daha var. Diyor ki: “Aldığım haksız cezadan kurtulmak için Edirne’den çıkış yapmak isterken yakalandım ve çok üzücü hadiseler, tacizler olduğunu duydum. Bize bir şey yapmadılar ama başkalarına çok kötü şeyler yapılmış.” Dedi ve biz Adalet Bakanlığı’nı buradan uyarıyoruz çünkü kişi hükümlü olsa cezaevinde durmayacak hamile olduğu için ama hüküm onanmamış, hükümözlü. Peki ev hapsi verin bu kişiye cezaevinde doğum mu olur Allah aşkına? Zaten bu cezaevinde 18 saat su yok. “Ben bu cezaevinde doğum yapsam da bu kadar kötü hijyenin olduğu, suyun olmadığı bir cezaevinde bir bebeği nasıl büyüteceğim?” diyor. Mahpusa yaptığınız zulüm yetmez, bir de bebeğine mi zulüm ediyorsunuz diye yetkililere soruyorum. Bu mahpusun bir an evvel ev hapsine alınması lazım. Mahkeme başkanı, sanırım Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, bu nasıl bir insafsızlık? Bu kadın ne yapmış bu zulmü çekiyor! Gerçekten olacak bir iş değil. Zaten 8 kişilik yerde 25 kişi kalıyorlar. Bir de çocuk var. Oldukça zor bir ortam. Sıcak ve su yok. Tam böyle bir işkence ortamında, çok zor durumda insanlar var. Diyor ki: “Burada yaşlı kadınlar var, gençler var, habire bir sirkülasyon var. Kimisi çıkıyor, kimisi geliyor. Başka bir mahpus AİHM’e başvurmuş hak ihlali için. Ben de oraya başvuracağım.” diyor. Türkiye mahkemelerinden bir umut yok. Gerçekten son derece üzgün bir kadınla karşılaştık.
Özlem Düzenli 9 aylık Murat Efe ile kalıyor. Murat Efe yanıma geldi böyle kocaman gözlerini açmış bana şaşkınlıkla bakıyor. Çok çarpıcı bir manzaraydı ve onu ağlatmamak için tabi biz elimizden geleni yaptık ki anne ile konuşalım. İki tane infaz koruma memuru bekliyor salonda. Biz anne ile konuşmaya çalışıyoruz. O da aldığı haksız ceza sonrası yurt dışına çıkmaya çalışırken yakalanmış. Aslında içerideyken Yargıtay kararı da bozulmuş çünkü bomboş bir dosya. Öncesinde eşi de içeri girip çıkmış. Zaten çok zor bir hayat yaşamışlar. Eşi çıktıktan sonra çocuk düşünmüşler fakat çocuklar olmayınca tüp bebek tedavisiyle uğraşmışlar. Zaten maddi manevi büyük sıkıntılar yaşarken yakalanmış. Yargıtay kararı bozmuş. “Hani beni bırakırlar.” demiş. Yine bırakmamışlar. Yargıtay da kararı bozmuş. Ne bileyim ev hapsi vererek tutukluğu bitir ey hakim fakat böyle ısrarla ne kadar büyük bir hevesle acaba bu kadın mahpusları cezaevinde tutan hakimler terfi mi ediyor arkadaşlar? Merak ediyorum. Hemen terfi edip Yargıtay’a gidiyorlar anlaşılan çünkü başka bir açıklaması olamaz bunun. “Zaten çok ağır sosyal baskılar yaşıyorduk. Maddi manevi zorluklar yaşıyorduk. Bütün dünya burnumuzdan geliyordu.” dedi kendisi 9 aylık bebeği ile 3 aydır cezaevinde. Ben baktım o çocuğun vücudunda döküntüler çıkmış. Sinekler var, ısırıyor. Yemekler çocuğa uygun değil. Kendisi emziriyor ama ek gıdalar vermesi gerekiyor. Her türlü çileyi yaşıyor kadıncağız. “Ranzanın kenarına demirlik yapılmalı.” diyor. Çocuk ranzadan düşebilir diye korkuyor. “Ben banyo tuvaletteyken diğer anneler bana yardımcı olmasa ne yaparım.” diyor. Cezavinde çocuklu bir anne olmak çok zor. Gerçekten diğer insanlar lütfedip size yardım ettiği için yardım alıyorsunuz. Yoksa kimsenin bir zorunluluğu yok.
Deniz Gündoğdu, Edirne L Tipi Cezaevi’nde 34 yaşında Van’lı bir öğretmen. Bu kişinin de öncesinde eşi cezaevine girmiş. Çıkmış tam “böyle bir hayat yaşayalım” derken kendi cezası onanmak üzere iken “yurt dışına çıkayım” demiş ve bu arada yakalanmış. “Kimse bizi bu ülkede istemiyor madem maddi manevi her türlü dışlanma, ekonomik sorun, psikolojik sorun yaşıyoruz çıkalım bari.” demiş. Aslında o sırada Yargıtay kararı da bozmuş fakat “Yine de çıkalım.” demişler ve yakalanmışlar. Bakın şu fotoğrafta görüyorsunuz. Deniz Gündoğdu 17 aylık Asude ile bana bunları anlattı. Tüm kadınlar ağlıyorlardı, üzgünlerdi gerçekten. O sırada bu 17 aylık bebek biraz oynasın, biz anne ile rahat konuşalım dedik. Oradaki memura hanımlar da alıp onu “sevelim” dedi ama baktık ki bebek gitmek istemiyor. Anne dedi ki: “Önceden memure hanımlara gidiyordu. koğuş kapılarını sert kapatan memure hanımlardan korktular ve çocuk artık gidemiyor.” bakın en basit olayda bile çocukların psikolojilerinin nasıl bozulabileceği bir ortam olduğunu anlayın. Çocuk annesinin kucağından ayrılmadı, kimseye gitmedi. Ben o ağlamasın diye ne yapacağımı bilemedim çünkü anne ile diyaloğumuzun devam etmesi gerekiyordu. Anne kucağından inmedi. Anneler için çok zor bir ortam çünkü çocuklar o ortamlarda korkuyorlar. Kapılar sert bir şekilde kapatılıyor. Bağırış, çağrış, kalabalık, sıcak, bunaltıcı bir ortam. Diyor ki: “Benim de kansızlığım var. Hastaneye yatmam gerekecek.” hemoglobini çok düşüyormuş. “Cezaevinde kadınlar bana yardımcı oluyor ama hastaneye gittiğimde ne yapacağım? Kan alınırken, serum takıldığında benim çocuğuma kim bakacak?” düşünün anneler bu dertlerle muzdarip cezaevlerinde. İnsanların aklına gelmez ama bu dertlerle muzdarip. Kimse ağlayamıyor çünkü tüm kadınlar dertli. “Birisi ağlasa diğer herkes diyor ki: “Kardeşim ağlama biz de dertliyiz.” derdimizi anlatacak kimse bile yok.” diyor maalesef.
Aytaç Ünsal Edirne F Tipi Cezaevi’nde, o da. Açlık grevinde olan ve 270 günü geçmiş olan Serkan Onur Yılmaz’ı hatırlatıyor. Gerçekten çok ağır bir durum var. Serkan Onur Yılmaz ölmek üzere. Allah korusun bu konuya bir çözüm bulmak gerekiyor. Adalet Bakanlığı’nı uyarıyoruz. Çok vahim bir durumda artık Serkan Onur Yılmaz. Mahpuslar kendilerinden önce onu söylüyorlar. Serdar Karaçelik, 30 yıllık mahpus, Holter takılmıyormuş ve Holter ile ilgili mesele devam ediyormuş.
Ali Ürgü Edirne F Tipi cezaevinde; “Murat Şahin 45 aydır burada kronik kalp hastası stentleri var. Ameliyat ilaçlarını kullanamayınca ameliyat süreci Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, cezaevinden gelen belgeyi bekliyor.” diyor. Bir belge gelmediği için tedavi aksıyor. Biz hep söylüyoruz mahpuslar cezaevinde sağlık açısından çok dezavantajlı durumda. İşlemler çok aksıyor. Belge gelmediği için işlemler yapılmıyor. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, cezaevinden gelen belgeyi bekliyor. Cezaevi Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne göndermiyormuş. Gecikiyormuş sanırım. Sohbet saatleri 10 saat ama 5 saat veriliyormuş.
Yılmaz Gürgül Edirne F Tipi Cezaevi’nde o da yurt dışına çıkarken yakalanmış. “Çırılçıplak bizi soyup bota bindirip gönderdiler. Veganım ama burada verilen yemeklerde sıkıntılar var. Biraz düzeldi ama yine de tam olarak düzelmedi.” diyor.
Edirne F Tipi Cezaevi’nde Sayın Selahattin Demirtaş’ı ziyaret ettim. Sevgili Başkan gayet diri ve dik duruyordu. Gayet sağlıklı ve umut doluydu, barış sürecini destekliyordu ve silahların bırakılmasının, siyasetin önüne açılmasının çok önemli olduğunu söylüyordu. “Silahları bırakmak çok sıkıntı oluşturmaz çünkü güçlü bir siyaset onun yerine geçer. Hiç kimse kaygı duymasın, silahlar artık bitmeli, durmalı. Güçlü bir siyaset, en güçlü silahtan daha güçlüdür.” diyordu. Yine Filistin’in durumunu çok gündem ediyordu. “Filistin için Mersin’de 5 milyon kişilik bir miting düzenlense, orada tüm partilerden insanlar katılsa, İsrail’e güçlü bir irade gösterilse” gibi fikirleri vardı. Bunları kendisi ile konuştuk. Filistin için içinin yandığını, büyük bir soykırımın olduğunu, korkunç işlerin olduğunu söylüyordu. Önemli olan içimizdeki özü hatırlamak, erdemli bir toplum olabilmek dedi hep ve artık devleti düzeltme durumundayız. Devletin demokratikleşmesini sağlamalıyız. “Evet herkes bir travma yaşıyor ama bu travmaları bir şekilde yenmeliyiz.” diyordu. Önemli olan erdemli bir toplum oluşturabilmemiz. Toplum çökmüşse bedelini insan öder. Bir değerler hareketi olmalıyız ve ahlaki politik bir toplum olmalıyız. Barış bu imkanları sağlayacak erdemli toplum silahı kendini korumak için kullanmaz. Devlet: “Silahı bırakırsanız konuşuruz.” diyor o halde önce silahı bırakacağız sonra konuşacağız . Kendimize güvenelim, silahı bıraktığımız anda eğer ki güçlü siyaset varsa o silah gibi güçlü bir şeydir ve güçlü bir siyaset oluşturursak bunun çok değerli olacağını söylüyor. Kime yararsa yarasın, Kürt meselesinin çözümü için barış süreci çok önemlidir.” diyor. Kendisinin halk nezdinde çok sevildiğini bildiğini, yaşarken bir kahraman olduğunu bildiğini, Kürt halkının kendisini çok sevdiğini, Türklerin de çok sevdiğini bildiğini ve onlara layık olmaya çalışacağını söyledi bana. “Ben halkım için, toplum için yaşıyorum. Herhangi bir mevkide, makamda gözüm yok. Zaten gelebildiğim yere geldim. Önemli olan bu toplum için en hayırlı olan nedir onu düşünüyorum burada hep bunun peşindeyim. Erdemli topluma ulaşmak bize yarayacaktır. Çatışmalı bir toplumda erdemli toplum olmaz. Çözüm süreci olursa erdemli toplum olur.” diyor. Barış sürecinden endişe edip “Kürtler savaşmalı” diyenlere de bozuk atıyor ve diyor ki: “Evet bize bir zamanlar habire “terörist terrorist” dediler şu anda PKK silahı bırakıyor birileri de “Aa niye silahı bırakıyor örgüt” diye şikayet ediyor. Bu olacak bir şey değil. Biz tüm insanlarımızı ölmekten kurtarmalıyız. O Casane mağaralarında silah bırakan gerillaların gözlerinde barış isteğini gördüm ben ve bu isteği desteklemeliyiz. Güçlü bir siyaset kurmalıyız.” diyor. Bir kişinin: “Benim annem Selahattin Demirtaş’a dua ede ede öldü” dediğini aktarınca çok duygulandı, gözleri yaşardı ve o kişiye annesi için bir taziye yazarak gönderdi. Ayrıca halka da bir mesaj, topluma da bir mesaj gönderdi. Onu da beyan ettik. Süreci destekleyen, herkes için adalet ve özgürlük isteyen bir mesaj gönderdi kendisi. Ayrıca oğlum Salih’te; “Sevgili Demirtaş ne zaman çay içeceğiz!” diye bir latife yaptı kendisinden sordu. O da bunu aldı ve gülerek “Hiç merak etmesin çay demleniyor az kaldı dışarıda hep birlikte çay içeceğiz.” diye güzel bir cümle ile cevap gönderdi.
Selçuk Mızraklı da aynı zamanda Edirne F Tipi Cezaevi’nde ve o da barış sürecini çok kuvvetli bir şekilde destekliyor. Türk ve Kürt birlikteliğinin çok önemli olduğunu söylüyor. Sayın Demirtaş’ın çok önemli olduğunu söylüyor. Güçlü bir lider olduğunu söylüyor ve “Bu mesele tavsamadan başka güçler el atmadan bu meseleyi çözelim.” diyor.
Marmara 6 No’lu Cezaevi’nde Erhan Erkoç. MS hastası bir kişi. Sağlık ile ilgili aksayan yönler var ve MS ile ilgili sıkıntıların bitmesi lazım.
Barış Kaya, kendisi bir doktor. Bizim de başımıza geldi. Barış istediği için, demokrasi olmadığı için, şikayet ettiği için açığa alınıp ihraç edilmiş. Düşünün memlekette bir doktoru bu kadar rahat ihraç edebiliyorlar. Doktorlar yurt dışına giderken, yurt içinde kalmak isteyen doktorlar böyle çok basit bir şekilde ihraç ediliyor. Kabul edilecek bir durum değil.
Ayşe Barım 6 ayda 28 kilo zayıfladığını ve sıcaklarda yattığı 2. katın 38 dereceleri bulduğunu, çok perişan olduğunu, yemek yiyemediğini beyninde anevrizma ve kalbinde hipertrofik miyopati olduğunu ve çok zorlandığını, bayılıp düşüp kaldığını, kendisini koğuşta baygın bir şekilde bulduklarını, ölüm tehlikesi yaşadığını, “Benim buradan herhalde cenazem çıkacak.” diyordu. Çok üzgün ve bitkindi gerçekten. “Ben ne yaptım. Ben siyasi birisi bile değilim ki, bir menajerim. Oyuncuları almış, Gezi Parkı’na götürmüşsem ne var bunda bu kadar büyütülecek ne var! Hayatımıza bile kastedecek ne var bunda bu kadar.” diyordu.
Yurdagül Gümüş, Marmara 2 No’lu L Tipi Cezaevi’nde o kendisinden ziyade açlık grevi yapan Serkan Onur Yılmaz’ı gündem etti. Başka bir cezaevinde Kandıra 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde kalan çocuğunu gündem etti. Burdur Cezaevi’nde psikolojik sorunları olan Abdurrahman Aziz Arslan’ın psikolojik açıdan rehabilite edilmesi ve tedavilerin verilmesi gerektiğini söyledi.
Necmiye Birkoç kardeşinin işlediği bir suçtan dolayı ağır bir tecride uğradığını, bana gönderdiği mektupların iletilmediğini söyledi. Benim gönderdiğim mektuplar kendisine ulaşmıyor. Böyle bir ağır tecrit altında bu da kabul edilecek bir durum değil.” Tam bir yargısız infaza uğradım.” diyor. “Kardeşimin işlediği suçtan bana ne. O bir suç işlemişse cezalandırılsın ama benimle ilgili nedir bu? İnsan kardeşinden dolayı cezalandırılır mı?” diyor ve bunları adalet duygusuyla dile getiriyor.
Hülya Kınalı da; “Eşi tarafından birtakım kumpaslara düşürüldüğünü söylüyor ve o yüzden ağır cezalar aldım, maddi ve manevi perişan durumdayım burada.” diyor.
Mehmet Baransu’yu da ziyaret ettik, o da bir gazeteci olarak içeride iç ve dış politikayı çok etkili bir şekilde takip ediyor ve barış süreci ile ilgili kaygılı ve bu sürecin adalet ve barış getirmeyeceğini düşünüyor ve iktidarın, niyetinin iyi olmadığını söylüyor. Oluşan yürütme ve yasama ortamının, aynı zamanda da toplumsal ortamın son derece kokuşmuş olduğunu, bozulduğunu ve insanların da bundan çok büyük mağduriyetler yaşadığını söylüyor.
Selçuk Kozaşlı esprili bir insan zaten; “İçe dönük birisi olsaydım tahliye edilip geri döndüğümde üzülürdüm ama ben bu işi hep espriyle karşıladım.” diyor.
Fatih Altaylı Bey ile de görüştüm. O da barış süreci hakkındaki düşüncelerini iletiyordu.
Bakırköy Kadın Cezaevi’ndeki mahpusları anlatalım. Çok vahim bir görüntü vardı. Fatma Öztimur, iki çocuk annesi orada. 4 yaşındaki çocuğu otizmli ve ağır engelli. Hala altına kakasını yapıyor, bezleniyor. Konuşamayan bir çocuk. Bir de 20 aylık bebeği var. Çok zor koşullarda onunla konuştuk. Bakın yapay zeka ile temsili bir resmi oluşturuldu. Gerçekten şu gördüğünüz görüntüden daha kötü bir ortamda kan ter içindeki bir kadın iki çocuğu kucağında, tepesinde, sağında solunda dolaşıyor. Sürekli onları korumaya çalışıyor. Bir ara “bu çocukları senden alalım.” demiş Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı. “Madem ailen bakamayacak.” O “Aman çocuklarımı almayın.” demiş. Daha sonra çocuklar annede kalsın kararı çıkmış fakat 4 yaşındaki çocuk otizmli olduğu için özel eğitim alamıyor. Cezaevi de diyor ki: “Biz özel eğitime gönderemiyoruz. Mevzuatımız da yok. Kreşe ancak gönderiyoruz.” ama anneden ayrılıp dışarıya ablaya verilse bu sefer annesiz kalacak çocuk. o açıdan gerileyecek. Özel eğitime belki gidebilecek ama böyle bir paradoks yaşanıyor. Biz çocuğun annede kalması ama oradan özel eğitime gitmesi için cezaevine ricada bulunduk. Adalet Bakanlığı’na da bunu hatırlatalım. Çok zor durumdaki bir anne bu kadın hükümlü olduğu için tahliye edilsin diyemiyoruz ama çocuğun hastalığından dolayı anneye infaz erteleme de verilmemiş. Böyle bir sıkışmışlık var. En azından çocuğun özel eğitim alması gerekiyor değerli arkadaşlar. Bunu da söylemiş olalım. Çok şey anlattı; koğuşta fare varmış, şimdi bitirilmiş ama şimdi de böcek bitmiyormuş. Çocukları ısırıp duruyormuş böcekler veya sivrisinekler. “Ne yaptık? Bankasya’da para varmış, bir derneğe üye olmuşuz, bir sohbete gitmişiz işlem görmemiş bir bylock var. Ben buradan önce Bandırma Cezaevi’ne girdiğimde çıplak arandım. Orada çok kötü, beni utandıran hadiseler yaşadım.” diyor. Şimdi bu cezaevinde de bazı şikayetleri var. Onları da idare ile konuştuk. Umarım ki çözülür.
Sevil Sevinir Ersoy Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde; evli 37 yaşında bir çocuk annesi. Bu da yine çok zor durumda ve “Çocuğumun iki yılını kaçırdım. 6 yaşındaydı, 8 oldu. 1 yıldır kız çocuğu, ağaç, toprak, bitki görmüyor, kedi görmüyor, tabi hiçbir şey görmüyor. Fare sıkıntısı azaldı, böcek var, alanlar çok çok dar, çok sıcak, berbat bir ortamdayız.” Diyor. “Konuş, isim ver yoksa ömür boyu çocuğunu gremezsin.” demişler gözaltında polisler, düşünün. Çocuk bunun üzerine annesine “Anne çişim geldi.” demiş, tuvalete gidince de “Anne seni kurtarmak istedim.” demiş küçücük çocuk düşünün yani o yaşta neler düşünüyor çocuklar Türkiye’de cezaevlerinde. “Çok sıcak. Her odada vantilatör olması lazım ama yok. Ne zaman çıkacağız buradan?” deyip duruyor mahpuslar.
Zeynep Besi Dara Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde kalmakta, Hakkari Eski İl Eş Başkanımız, O da verilmeyen şartlı tahliyelerden çok şikayetçiydi. Az evvel bahsettiğimiz Delal Tekdemir’i anlattı ve Gülizar Singar isimli bir mahpusun da raporlarının gelmemesiyle ilgili bir sıkıntı varmış. Onları konuştuk. Umarım idare bu konuları çözmüştür. Biz idareyi arayacağız, bu konuları çözmeye çalışacağız.
Seda Kaya ile Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde görüştük; yaşlı başlı insanların eylem yapma potansiyeli olduğu için tutuklanıp kendi koğuşlarına getirildiğini söyledi. Kim onlar? Hatun Polat, Cemile Temizkalp isimli kişiler ve Bakırköy Kadın Cezaevi’nde doktorun çok kötü bir sağlık hizmeti verdiğini, kendisinin bir hemşire olarak muayene edilmeden ilaçlar yazılmasını çok yadırgadığını söyledi. Biz de idareye bunu söyledik ama idare de; “Doktor bize bağlı değil, Sağlık Bakanlığı’na bağlı bir şey yapamıyoruz.” dedi. Böyle bir şey olur mu? Jandarmaları söylüyoruz; “İçişleri Bakanlığı’na söyle.” diyorlar. Doktorları söylüyoruz; “Sağlık Bakanlığı’na söyle.” diyorlar kardeşim bir kurum içindeyse o kuruma ait olması gerekir. İhlal için başvuracağımız yer de bulamıyoruz bu memlekette maalesef.
Ankara, Sincan T Tipi Kapalı Cezaevi’nde 120 mahpus ishalden dolayı acile kaldırılmış durumda. Bu konuda da Adalet Bakanlığı’ndan bir açıklama bekliyoruz.
Erkan Özkaya isimli İzmir’deki hakim ile ilgili çok ciddi şikayetler alıyoruz. Kendisinin birtakım yolsuzluklar yaptığına dair önemli şikayetler vardı. Bunlarla ilgili sonuç nereye ulaştı? Bu hakimin bu tür iddialar ile ilgili durumu nedir? Adalet Bakanlığı’na tekrar soruyoruz. Bir memurda olamayacak büyük bir mal varlığına sahip olması araştırılmayacak bir durum mudur? Bu tür çok ciddi iddialar var. Şu anda ülke yolsuzluktan kırılıp geçiliyor. Sahte diplomalar, belgeler ve bu hakim hakkında da önemli iddialar var. Bu konuda ne oldu, ne bitti zamanında da biz burada gündeme getirmiştik bu kişinin durumunu. Çeşitli yayın organlarında bu kişi ile ilgili haberler çıkmıştı. Adalet Bakanlığı’na soruyoruz; Bu kişinin son durumu nedir? Bu soruşturmaların vardığı yer nedir? Bu konuda bir açıklama bekliyoruz.
Çok vahim bir çlüm haberi bakın. %95 engelli birey cezaevinde öldü. %95 zihinsel engelli Oğuzcan Gürbüzer aldığı disiplin cezası sonrası konulduğu hücrede epilepsi nöbeti geçirerek hayatını kaybetti. Olacak işler mi arkadaşlar? Bakın bu kadar ağır engelli kişileri cezaevinde tutuyorsunuz. Epilepsi var, nöbet geçirdiği anda aspire eder, ölebilir bu kişi ama aile hekimi demiş ki: “Hayır hücrede kalabilir.” iyi vallahi yani. Sonra ne olmuş? Hücreye alınmış, nöbet geçirmiş ve ölmüş. Peki ne olacak? Bu işin bir sorumlusu yok mu arkadaşlar? Bu %95 ağır engelli kişinin zaten cezaevinde durmaması lazım. Cezaevinde dururken bir de zaten ağır engelli olduğu için habire orada da birtakım disiplin cezaları almış. Sonuç ne olmuş? Hücrede ölmüş. Adalet Bakanlığı bununla ilgili bir açıklama yapmayacak mı? Bunlar nedir? Daha sonra doktorla ilgili “Suçu yoktur.” şeklinde birtakım şeyler söylenmiş ama aile doktor hakkında dava açmış. Kararı istinafa taşıyacaklarmış. Bunlar son derece üzücü hadiseler arkadaşlar. Türkiye bu olaylarla anılmamalı. Bunu da söylemiş olalım. Bu üzücü olaylarla anılan bir ülke olmamalıyız diyoruz.
























Yorumlar