21 Ocak 2026

Türkiye’nin gündemi Türkiye’deki Kürtlerin gündemi Rojava ve Rojava’daki gelişmeler, Türkiye’deki barış süreci, Türkiye ve Suriye’de ayrılmaz bir husus barış sürecinin devam etmesi. Türkiye’de ve Suriye’de hakaniyete uygun uygulamalarla bu süreç yürüyecek. Birbirinden ayrılması mümkün değil.

Rojava’da son zamanlarda yaşanan gelişmeler yurt halkını son derece tedirgin etti ve önemli kazanım kayıpları oldu ve sonunda dün akşam itibariyle bir anlaşma yapıldığı söylendi. Umarım bu anlaşma tatminkar bir anlaşmadır taraflar için ve kan akmaz, katliamlar yaşanmaz ve sonuçta bir çözüm bulunur.

Suriye’deki çözümün bulunması Türkiye’deki süreci de bir şekilde hızlandıracaktır. Bütün bunların sağlanması gerekiyor ve hepimiz hem Türkiye’de hem Suriye’de Kürtler açısından, Türkler açısından hakkaniyetli bir ortamın olması için gayret etmeliyiz. Kimsenin birbirinin hakkını çiğnemediği ve özgürlüğünü kısıtlamadığı bir ortamı buluşturmak durumundayız.

Dün partimiz Nusaybin’den Kamışlı’ya doğru bir yürüyüş gerçekleştirdi ve Kamışlı civarında bir bayrak indirme olayı yaşandı. Bu tabii ki kabul edilecek bir olay değil. Biz kimsenin değerlerine, kutsalına saygısızlık yapmayız. Münferit bir hadisedir. Partimiz adına kabul edilecek bir durum kesinlikle de değildir. Bunu dün de parti genel merkezimiz beyan etti. Bugün de bunu söylemiş olalım. Kabul edilecek hadiseler değil. Bu neyi gösteriyor? Ne Türklerin ne Kürtlerin kutsallarına, değerlerine kimse hakaret etmemeli. Kimse saldırmamalı. Hepimiz ortak değerlerimizi korumalıyız. Bunları söylemiş olalım.

Sevgili arkadaşlar Ankara Büyükşehir Belediyesi ASKİ Genel Müdürlüğü’nün bir uygulaması var. Su teminat bedeli alınıyor abonelik başlangıcında ve bakıyorsunuz astronomik ücretler alınıyor. Şimdi bu ücretlere bakıyoruz bize gelen başvurularda da var. Sivil toplum kuruluşları sanki büyük bir işyeriymiş gibi onlardan teminat bedeli oldukça yüksek bir şekilde alındı. 6000 liranın üstünde teminat bedeli aldı. Konutlardan daha yüksek teminat bedeli alındı. İktidarı anladık sivil toplumu boğmak istiyor. Muhalefet sana ne oluyor? Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mansur Yavaş sana ne oluyor? Sivil toplum kuruluşlarının canına okumaya mı çalışıyorsun? 6000 liranın üstünde güvence bedeli nedir kardeşim ya? Bu nedir ya? Bu soygundur. Başka bir şey değildir. Aski Genel Müdürlüğü bu ne haldir? Buna bir açıklama yapacak mısınız ya? Nedir yani? Vatandaş suyunu açmak için gidiyor Aski’ye. “Efendim senden 6038 lira para alacağız.” Niye? Ne olmuş yani? Bir su açıyoruz kardeşim. Ne olmuş? Bu ne ya? Yani vatandaş mecbur tabii suyunu açtırmak zorunda güvence bedeli diye astronomik ücretler isteniyor ve vatandaş el mecbur suyunu açtırmak zorunda “Ne istiyorsa al kardeşim yeter ki suyumuz açılsın.” diyor. Böyle fırsatçılık olur mu Mansur Bey? Bu nasıl bir iştir ya? Nasıl yönetiyorsunuz Ankara Büyükşehir Belediyesi’ni? Aski’nin bu yaptığı nedir yani? Siz aç mı kaldınız? Parasız mı kaldınız? Bağışla  geçimini  yapan faaliyetlerini sürdürebilen derneklerden, vakıflardan, astronomik ücretler alarak  yollanmaya çalışıyoruz. Ayıptır ya. Ne biçim yönetmelik hazırlamışsınız? Soruyoruz. “Efendim yönetmelik böyle” batsın böyle yönetmelik ya. Ne biçim yönetmelik hazırlamışsınız Allah aşkına! Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın tepesine oturmuşsunuz, sivil toplum kuruluşlarının canına okumaya çalışıyorsunuz. Elektrik İdaresi bile böyle bir uygulama yapmıyor. Sivil toplum kuruluşlarına indirim yapıyor. ASKİ bindirim yapıyor. Ben tüm Ankaralılara bunu söylüyorum. Enerjisa’ya gidin. Orada indirim yapılıyor. ASKİ’ye gidin, sivil toplum kuruluşlarına bindirim yapılıyor. Canına okunuyor. En yüksek  oranda  güvence bedelini alıyor. Bu uygulamayı düzelt. Böyle saçma sapan uygulamalar yapmayın Ankara Büyükşehir Belediyesi. ASKİ Genel Müdürlüğü sizi arıyoruz, doğru dürüst cevap. Bir açıklama yapın diyoruz, doğru dürüst cevap. Bu ne biçim iştir kardeşim? Yani anlamak mümkün değil. “Vatandaş mecbur canını okuyalım, boğazına çökelim, istediğimiz kadar güvence bedelini alalım.” Böyle iş olur mu ya? Kim olursa olsun biz eleştiririz kardeşim iktidarı muhalefeti. Bu milletin canını okumak isteyen hangi yetkili varsa biz onu eleştiririz. Böyle bir saçma sapan uygulamayı da kabul etmiyorum. Bir an evvel bu yönetmeliğin değiştirilmesi gerekiyor. “Efendim yönetmenlik böyle, yapacağımız başka bir iş yok.” Nasıl böyle bir şey olur ya? Allah Allah! Dernek ve vakıfları fabrika patronu gibi gören bir anlayışla memleketi, büyükşehiri yönetiyorlar.

Bize gelen birçok başvuru var. Cezaevi ve diğer birçok kuruluştan gelen başvuruları da burada anmak durumundayız. Mesela Kocaeli 1 No’lu Yüksek Güvenlikli F Cezaevi’nde ne oluyor? Hasta mahpuslar doktora çıkıyor ama mahrem bir şeyini anlatacak. Belki üroloji muayenesi olacak, mahrem birtakım şikayetleri olacak. Başında bir sürü jandarma personeli, mahremiyet den,len bir şey vardır. Ben de hekimim, bakın hasta ve doktor arasında mahrem konular vardı. Başında 10 tane jandarmayla bir insan nasıl mahrem bir meselesini anlatsın arkadaşlar? Bunlar o kadar abartılı bir şekilde uygulanıyor ki doktor polikiliniklerinde. Bunu kabul etmiyoruz. Kelepçeler çıkarılmıyor. Doktorlar bu jandarmanın başlarında olmasına da tepki göstermiyor. İzmit Seka Devlet Hastanesi’ni bu noktada uyarıyoruz. Doğru değil. Uygulamaları değiştirsinler. Doktorları uyarsınlar ve hastanın mahremiyetine dikkat etsinler. Kocaeli İl Sağlık Müdürü ve Sağlık Bakanlığı’na da bu noktada tekrar uyarımızı yapıyoruz. Bir insan mahpussa, affedersiniz hayvan değildir insandır. Hayvan muamelesi yapmayın kardeşim. Bu nedir ya? Herkes insandır. Onuru, şerefi, haysiyeti, utanma duygusu, mahremiyet duygusu vardır. Nedir bu yani? “O bir çöp gibidir.” Böyle bakılır mı yani? Hipokrat yemini etmiş doktorlara da söylüyor. Böyle bir aşağılayıcı muamele olabilir mi ya? Derhal bu uygulamaları kaldırın. Bunları kabul etmiyoruz, bize geldikçe artık canımız sıkılıyor ve daha halen 21. yüzyılda bu uygulamalar mı devam ediyor diyoruz.

Rojhat Başaran ve Faruk Başaran Aydın E Tipi Kapalı Cezaevi’ndeler ve orada bir kavga yaşanmış bir haksız ceza verilmiş taraflar arasında ve tutukluluk halleri devam ediyormuş.

Ramazan, Ercan Aydın Açık Cezaevi’nde intihara kalkışmış, kafasına bir darbe almış, bıçak darbesi %88 engelli hale gelmiş. “Kardeşimin askerlik yapmamasından dolayı 45 gün cezaevine girdi. Fizik tedavi gördü.” Diyor. Tekrar cezaevine girmiş. engelli haliyle perişan durumda. Bize başvurarak onun cezaevinde kalamayacak derecede ağır engelli olduğunu söylüyor. Biz de bakanlığa iletiyoruz.

Doğukan Yılmaz, Eskişehir L Tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda hükümlü olarak bulunmakta ve infaz koruma memurları tarafından beyin kanaması geçirecek düzeyde ağır darp edildiğini söylüyor. “Darp raporu almaya götürmedim. Kameraların olmadığı yerde bunu yaptılar. Telefon erişimim kapatılıyor. Aileme bunu anlatmayayım diye telefon izni verilmedi. Size sesimi duyuruyorum. Dilekçelerimin akıbeti meçhul ilgili kişilerden bu dünyada da öteki dünyada da şikayetçiyim Allah rızası için sesimi duyurun.” diyor. 60 kişilik bir koğuştalarmış ve son derece zor durumdalarmış.

Önceki haftalarda da anmıştım. Gümüşhane Belediyesi bir konut faaliyetine başlamış. Neredeyse altı yıl olmuş. Kardeşim mağdurlar bize defalarca başvuruyor. Bu ne haldir Gümüşhane Belediyesi? Ya bu işi temizleyin. Önceki belediye başkanlığı “Ev yapıyoruz, Gümsaş kooperatifleri” demiş diye evlere başlamış. Ardından müteahhit kaçmış. İnsanlar paralarını ödediği halde mağdur olmuş. Yeni gelen belediye; “Biz Toki’ye devrediyoruz, biz artık bu işten çekildik.” demiş. Toki ne inşaat başlatıyor, ne bir şey ve “İşte verin 5 milyon, 6 milyon size ev verelim.” “Biz zamanında bir sürü 5 milyona yakın değerdeki paramızı verdik. Şu anda da hiçbir iş yapılmadı. Dönüp bizden para istiyor. Olacak iş mi bu?” diyor. Vatandaşlar son derece mağdur. Gümüşhane Belediyesi bir açıklama yapın. Bu ne haldir? Bu ne rezalettir?

Gümüşhane Belediyesi hayvan barınağıyla ilgili bir açıklama yapmışlar fakat dostlar alışverişte görürsün açıklaması. Resmen hayvanlar mağdur edilmiş, her türlü zulme uğramış, karda son derece kötü koşullarda kalmışlar. Bunun fotoğrafları var. Bunları inkar etmeye çalışıyor. Peki Gümsaş evleri için ne diyeceksiniz? Hadi buyurun belediye açıklama yapın. Vatandaşlar bana, başvurmaya devam ediyorlar. Ne diyeceksiniz? Ya vatandaşları mağdur edip bırakmışsınız. Kimin ne yapacağı belli değil. Bir açıklama yapın ve bu işi artık halledin. Vatandaşın mağduriyetini bitirin.

Ferhat Erkan bize defalarca başvuruyor. MS hastası ve tedavisi iyi yürümemiş. Sağlık Bakanlığı’na da bunu bildiriyor. Kardeşim bu MS hastası insanın çektiği nedir ya? Bakın en sonunda engelli kalmış ve kullanması gereken çok önemli bir ilaç Ocrevus ise SGK’nın prosedürleri yüzünden verilmemiş. Ya prosedür denilen bir şey olabilir mi? İnsan sağlığı varken bunu söyleyelim insan sağlığı mevzu bahisse, prosedür nedir kardeşim? Adam ölecek ya! Sayın Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu duymuyor musun? Ferhat Erkan, MS hastası kullanması gereken ilacı kullanamıyor. Olay bu yani. Bir vatandaş bundan dolayı Sağlık Bakanlığı’nın, SGK’nın insan sağlığını hiçe saymasından dolayı ölümle burun buruna ya. Bari siz halledin ya Allah aşkına.

Abdulkani Tatlısu, 1958 Ankara doğumlu, diyabeti varmış. “%100 engelliyim.. Ankara Büyükşehir Belediyesi yeni malzeme olmadığından çare olamamıştır. Memur emeklisiyim ve 26 yaşındaki oğlum da engelli ve üniversite mezunu işsiz durumdadır. Akülü sandalye temin edemiyorum. Aküllü sandalye temin edilmesini rica ediyorum.” diyor. Böylece bunu da yetkililere iletmiş olalım, Bakanlığa. Sağ ayak diz altı, sol ayak, üç parmakla ayak yarısı ampute edilmiş.

Emekli maaşlarıyla ilgili büyük bir tartışma var. “Tamam 16.881 liradan efendim 20.000 lira yapıyoruz. En düşük emekli aylığını 20.000 lira yapıyoruz.” Denilmiş fakat bu sefer en düşük emekli aylığı olmayan biraz daha iyi olanlar diyor ki: “Bize niye düşük az oran uygulanıyor? Bize de en düşük emekli aylığına uygulanan oran kadar uygulansaydı ve burada biz zararlı çıkıyoruz.. En düşüğe %18,48 uygulanırken bize %12,46 uygulanıyor.” diyorlar. Bu da bizim kabul edebileceğimiz bir şey değil. Zaten “Ne para ki?” diyor emekli. Bari doğru düzgün bir oran ne olacak yani o oran uygulansa 21.000 lira olacak. Ya arkadaş 1000 lira vererek mi fakir olacaksın ey iktidar. Yazık günah adam %3-4 artış peşinde yani onu da çok görüyorsun emekliye şu hale bakın.

İbrahim Aksöz; “Yıllardır devletime hizmet ettim ve hasta oldum sonunda. Hidradenitis Suppurativa. Köpek memesi hastalığı.” sürekli enfekte olan ağrılı yaralar olur. Çok çileli bir hastalıktır. Bir ilaç varmış. Humira 40 mg isimli ve bu ilacı SGK Yüksek Sağlık Kurulu elindeki üniversite raporlarına rağmen “Çalışma gücünü kaybetmemiştir.” diyerek ilacı vermiyormuş. Bakın ikinci bir vaka. SGK 3 kuruş parayı düşünerek insanların ölmesini mi istiyorsun? Sağlık Bakanlığı bunu onaylıyor. “Bu ilaç verilmeli.” diyor. “SGK yok vermem.” diyor. Ne olsun? Adam ölsün mü kardeşim? Ne yapalım? Nadir bir hastalık, pahalı bir ilaç olabilir ama bu adam ölsün mü? Allah aşkına SGK yetkilileri, Çalışma Bakanlığı bir açıklama yapın ya. Bakın, kişinin ismini de söyleyeyim İbrahim Aksöz. Alması gereken ilaç Humira 40 mg ve alamıyor.

Sinan Durmaz, Konya Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde, babası da Van F Tipi Cezaevi’ndeymiş. “Ben ve babam haftada üç defa dilekçe gönderiyoruz fakat dilekçelerimiz ret veya onay almadan geri dönüyor. Cezası biten arkadaşlarım var ama tahliyelerine izin verilmiyor. Psikolojik olarak baskı ve şiddet var. Avukat gönderilmesini ve bir milletvekili gönderilmesini talep ediyorum.” diyor. Sinan Durmaz, Konya Ereğli Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden.

Eski uzman çavuş Sinan Dursun’un eşi bize başvurmuş. Burhaniye Cezaevi’nde kalmaktaymış. “15 Temmuz lanet darbe gecesinde neye uğradığını şaşırdı ve cezaevine atıldı. Yaptığı bir şey yoktu.” Diyor ve sevk istemiş, onu da yapmamışlar. Sürekli olumsuz cevaplar verilmiş. “En azından sevk yapılsın ve adil bir yargılama.” olsun diyorlar.

“Bedensel engelliler ve gümrük mevzuatı hakkında Anayasamızın 61. maddesi ile engellilerin hayat standartlarının iyileştirmesi ve geliştirmesi analizsal güvence altına alınmalıdır.” diyor. “Başarı kazanan engelli sporcuların spor yaşantılarındaki başarılarını idame ettirebilmesi için kişisel kullanımlarına mahsus, özel surette sadece yurt dışında imal edilen ve uluslararası spor kuruluşlarınca onaylanan takım ve kişisel spor malzemeleri yasal olmayan yollarla getirilerek asıl olan fiyatlarından çok daha yüksek bedelleriyle satılmaktadır. Bu durum engelliler için kurulmuş spor kulüplerini ve engelli kişilerin bizzat kendileri tarafından alındığında mağduriyet yaşatmaktadır.” diyor. Evet, bu durumun düzeltilmesi lazım. Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bunu söyleyelim. Engellilere yönelik sportif faaliyetlerin kolaylaştırılması gerektiği yönünde engelli kardeşlerimizin önemli bir başvurusu var.

15 Ocak 2025 yasası nedeniyle mağdur olan on binlerce engelli vatandaşımız var. Vergi indiriminden kaynaklı engelli emekli haklarını istiyorlar ve hala verilmiyor. Bu konudaki yasa teklifimizi sunduk. İktidar adım atmalı ve Meclis Genel Kurulu’na bu yasa teklifimiz gelmeli. Çok kolay eski yasa iptal edilecek, yeni bir yasayla bu haksızlık düzeltilecek arkadaşlar.

Karlı günlerde engelli vatandaşlarımıza bir pozitif ayrımcılık yapılıyor ve tatil ilan ediliyor, iş yerlerine gitmeleri önleniyor fakat özel sektörde böyle olmuyor. Özel sektörün de bundan istifade etmesi gerekiyor. Kamuda engelliler bir muafiyet görüyor ama özelde göremiyor. Bununla da ilgili bize çok şikayetler geliyor.

Geçtiğimiz gün Sincan Cezaevi’ni ziyaret ettim. Orada pek çok mahpusla görüştüm. Onlardan birisi Şahin Söğüt’tü kendisi Sincan 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde kalmakta ve Karlov cinayeti sanığı olarak haksız hukuksuz bir şekilde işlemediği bir cinayetten dolayı cezaevine atılmış bir kişi. Anlattıkları gerçekten kan dondurucu bir şekildeydi çünkü işlemediği, alakasının olmadığı bir cinayet üstüne atılmış ve ağırlaştırılmış müebbet ceza verilmiş. Türkiye’de maalesef yargının durumu bu. Önceden alınan siyasi kararlarla insanlara delil yokken birtakım kararlar dikte ettiriliveriliyor ve büyük bir zulüm ortaya çıkıyor. Onun söylediklerini dinledim ve bir gün adalete kavuşmasını umduğumu söylüyorum buradan çünkü çok büyük bir adaletsizliğe uğramış. Aynı zamanda da içeride MEF Üniversitesi’nde hukuk okurken, YÖK’ün birtakım anayasayı çiğneyen genelgelerinden dolayı hukuk okuması da engellenmiş. İnsanı adil olmayan bir şekilde zindana atıyorsun, orada hukuk okumak istiyor, hukuku anlamak, hukuka ulaşmak istiyor. Onu da engelliyorsun. Adamın elini kolunu her şeyini kesiyorsun. Tüm hayat duyargalarını yok etmeye çalışıyorsun.

Burak Okuç 55 yaşında ve Sincan T Tipi Cezaevi’nde kalıyor. İkinci kez şartlı tahliyesi verilmemiş abuk sabuk nedenlerle. Sincan T Cezaevi’nin Türkiye çapında adı çıkmış durumda arkadaşlar. Bu cezaevinde özellikle insanlara denetimli serbestlik ve şartlı tahliyeler verilmek istenmiyor. Sayın Adalet Bakanı bu neden kaynaklanıyor? Bakın bunu size özellikle soruyorum. Sayın Yılmaz Tunç, bu nedir ya? Sincan T Cezaevi’nde neler dönüyor? Sincan Cezaevi’nin Türkiye çapında adı çıkmış durumda. Nedir bu yani? Abuk sabuk gerekçelerle, yokuşa sürülerek, denetimli serbestlik ve şartlı tahliyelerin verilmemesi nedir? İnsanların maddi manevi yaşadığı sorunlar var. Mahpus yakınlarının yaşadığı sorunlar. Eşlerin, çocukların, hasta, mahpus veya mahpus yakınlarının yaşadığı bin tane sorun var. Bakın neler neler yaşanıyor mesela bir mahpusun kızı beyin kanaması geçirmiş, ölüm deşeğinde, adamın denetimli serbestliği gelmiş, yine ona denetimli serbestliği verilmiyor. Tam bir zalimlik ve vicdansızlık hüküm sürüyor. Sincan T Tipi Cezaevi’nde.Hiç bir gerekçe yok. “İşte dışarıda sosyal hayatla, toplumla uyuşacağını sanmıyorum.” tamamen soyut, afaki gerekçeler. İyi hali var, her şeyi var. “Efendim seni çıkartmıyorum.” “Neden?” “Ya sen işte önceden yüksek ceza almışsın, sende bir şey vardır.” Ya sen burada ikinci mahkememisin kardeşim? Sincan Cezaevleri’nde ikinci mahkeme yapılıyor arkadaşlar. Bakın böyle bir şey olamaz. İkinci mahkeme nasıl olur ya? Türkiye Cumhuriyeti’nde mahkemeleri, yargı kurumları yapmıyor mu kardeşim? Ama işte Sincan Cezaevi’nde cezaevi gözlem kurulları ikinci mahkemeleri yapıyor. Bunların mağdurlarından birkaçı Burak Okuç, Ahmet Kaya. Maalesef durum bu.

Sincan Cezaevi’nde karı koca mahpuslar var. Çocukları açısından anne baba mahpuslar var. Kazım Melizci bunlardan birisi Sincan T Tipi Cezaevi’nde. Çocuk 6 yaşını geçtiği için annesinden alınmış ve Konya’ya gönderilmiş. Kazım Melizci diyor ki: “En azından çocuğumuzun olduğu yere Konya Ereğli Cezaevi’ne bizi eşimle beraber göndersinler. Bizi cezalandırıyorlar. Artı bir de üstüne çocuğumuzu cezalandırıyorlar. Çocuğumuz Konya’dan buraya gelemiyor. En azından Konya’ya bizi göndersinler.” kimsenin umurunda değil. Yani mahpusu değil, mahpusun çocuğunu da cezalandırıyorlar arkadaşlar. Mahpusun eşini de cezalandırıyorlar. Mahpusun hasta çocuğunu da cezalandırıyorlar. Adalet Bakanı’nın uygulaması bu arkadaşlar.

Bahsettik Sincan T Tipi Cezaevi’nde kalan Ahmet Özkan’ın kızı beyin kanaması geçirmiş. 1 yıldır çocuğunu göremiyor. Kimsenin umurunda değil. Çocuk ölüp gidecek. Baba çocuğunu göremeyecek. Cenazesine katılamayacak ama Adalet Bakanı’nın umurunda değil. Hukuk, vicdan buralara uğramamış arkadaşlar. Bu cezaevine uğramamış yani. Şu hale bakın.

Halil İbrahim Üçgül, Sincan 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde kalıyor. Bu cezaevinde bakın ne yapılıyor. Normalde hücreler zaten çok kötü koşullarda, kuyu gibi bir hapishane. Bir de daha da kuyulaştırmaya, karanlıklaştırmaya çalışıyorlar. Normalde mevzuatta bir demir parmaklığın üzerine bir demir tel örgü vurulur. Mevzuat budur ama No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi kendini tutamamış, alamamış bir demir tel örgü daha vurmuş. Ya bu ne hal kardeşim ya? Bu ne hal yani? İstedikleri gibi uygulama yapıyorlar. Mevzuatı çiğniyorlar. Yeter ki insanları kuyunun dibine gönderelim. Türkiye cezaevlerinin hali bu arkadaşlar. Adalet Bakanı duymuyorsa Sayın Nacho Sanchez Amor duysun. Bakın kuyunun dibine atıyorlar mahpusu. Bir ufacık camın önüne bir demir parmaklık yetmiyor. Bir demir tel örgü mevzuat var, böyle yapıyorlar. İkincisi mevzuatı da çiğneyip bir demir tel örgü daha örüyor. Ya içerisi güneş ışığı bile görmüyor. Tam bir kuyunun çukurun dibi. Şu hale bakın ya. Yani böyle mi olacak bu işler? Böyle mi insanları ıslah edeceksiniz? Yani siz ancak bir öfke doğurursunuz. Bir hukuksuzluk doğurursunuz. Başka bir şey değil.

Murat Dayı, Sincan 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde iki çocuğu varmış; Elif, Sena çocuk sıkıntılar yaşıyor. Sorunlar yaşıyor. Psikolojik sorunlar yaşıyor. Diğer çocuk yine hakeza ve bu insanlar bu halleriyle hala burada tutuluyor arkadaşlar. Çocukların durumu böyle ve ağır ve adil olmayan yargılamalarla insanlar cezaevinde.

Hasan Sevimli Sincan 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde, o da adil olmayan bir yargılamayla, darbeyle bir alakası olmadığı halde, ağır bir şekilde, müebbetle cezalandırıldığını söyleyen eski bir asker teğmen.

Ahmet Durmaz, Sincan 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde; Mehmet Dişli Paşa ile birlikte çalışmış. Söylediği şu; “Dişli Paşa ne kadar bu işin içindeyse diğer şu anda atıp tutan birtakım generaller de bu işin içindedir. Herkes birilerini satarak kendi mevkilerini yükseltmeye çalıştılar.” Diyor ve çok önemli birtakım gerçeklerin gizlendiğini söylüyor. 7-8 ayda basit bir sözlüğü bile zor bela cezaevine alabildiklerini söylüyor.

Ahmet Ünsal, Sincan T Tipi Cezaevi’nde; TRT Okul’da çalışan bir sınıf öğretmeniymiş ve diyor ki; “Bel fıtığım var. 2,5 yıldır bel fıtığımla ilgili bir tedavi alamadım. Bir MR’a gitmek bile 6 ayı buluyor.” diyor.  Randevu almak, hastaneye gitme sırası almak, askerlerin müsait olma durumunu yakalamak, hastaneden sıra alabilmek. 6 ayı buluyor. “2,5 yıldır da bir hastalığım düzelmedi.” diyor.

Bütün bunlarla Sincan T Cezaevi’nde insanların son derece mağdur durumda olduğunu gördüm ve buradan da eleştiriyorum. Eleştirmeye devam edeceğim çünkü haksız hukuksuz bir şekilde insanların denetimli serbestliğini ve şartlı tahliyesini kısıp ondan sonra da “Biz istediğimiz keyfiyeti yaparız. Kimse bize hesap soramaz.” mantığıyla hareket edenleri biz meclis kürsüsünden eleştirmeye devam edeceğiz. Böyle mevzuatta bile olmayan dayatmalarla insanları cezaevleri çok kalabalık olmasına rağmen cezaevinde tutan bir anlayışı anlamak mümkün değil.

Kocaeli Engelli Dernekleri Dayanışma Platformu’yla görüştük ve Görme Engelli ve Aile Yakınları Derneği’yle görüştük hafta sonu. Onlar da bize engellilerle ilgili birçok hususu anlattı. “Bütün kararlarda engelliler yer almalıdır.” diyor. “Engelliler İdaresi Başkanlığı kurulmalıdır.” diyor. “Politika kurullarının içerisinde engelliler olmalıdır. Bizim çektiğimizi başkaları anlamaz.” diyor. “Sosyal devlet ilkesinden hareketle protez, ortez ıengelli bireylere ücretsiz sağlanmalıdır. O kadar büyük fiyat farkları var ki çok mağdur durumdayız. 150 bin liralık bir ortez, protez için bize ödenen üç bin lira mesela. Geri kalanını biz ödeyeceğiz. Ne yapacağımızı şaşırıyoruz. Erişilebilirlik sağlanmalı caddelerde. Tekrar tekrar engellilerden rapor istenmemeli. Herkes için bir takip sistemi kurulmalı. İstihdam politikalarıyla engelliler istihdama katılmalı. Yardımcı hizmetlerdeki engelliler genel idari hizmetlere geçmeli. İşaret dili tercümanı istihdamı sağlanmalı. ÖTV ve MTV indirimli otomobil alımlarında 10 yıl 5 yıla düşmeli. 15 yıl çalışarak emekli olan engellilerin ikramiye ve maaş hesaplamaları 30 yıl üzerinden yapılmalı. Özel afet acil eylem planlarında engelli bireylere yönelik özel çalışmalar yapılmalı. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi engelli bireylerin ticari araç kullanabilmesinin önü açılmalı ve daha pek çok istekleri var. Biz bunları not aldık ve bakanlığa da sunacağız değerli arkadaşlar. Ortopedik engelli kardeşlerimizin de bize yönelik başvuruları var ve onları da burada kayıtlarımıza aldık.

İrfan Yılmaz, Silivri 2 No’lu L Tipi Cezaevi’nde, %96 engelliymiş. Adli Tıp Kurumu kimseye vermez infaz erteleme, bu kişiye vermiş fakat buna rağmen savcılık demiş ki; “ Efendim, güvenlik gerekçesiyle iptal ediyorum.” Yani %96 engelli bir insanı cezaevinde tutup başınız göğe mi erecek! Hekim o zaman niye rapor veriyor Allah aşkına? Adam zaten bakın ne halde. Siz bu adamı şu haldeki bir insanı cezaevinde tutarak nereye varacaksınız? %96 engelli, perişan durumdaki bir insan. Adli Tıp; “Tamam çıkabilir.” demiş ama yani demek ki bunlar hep hikaye yani adli tıplar! Bir kişi, doktor olmayan bir kişi, engelli bir kişinin cezaevinde kalmasına karar verebiliyor arkadaşlar. Ülkenin durumu bu. Adalet Bakanı duymuyorsa, Nacho Sanchez Amor duysun uluslararası alan duysun. Böyle saçma bir ülkede yaşıyoruz maalesef.

Geçtiğimiz yıllarda 2023 Mayıs ayında kız çocuklarına yönelik bir operasyon yapılmıştı. Çocuk yani 18 yaşından küçük çocuklar Üsküdar Çocuk Şube’ye götürülüp gün boyu mağdur edilmişti. Sert sözlerle hakarete uğramışlardı. Avukatsız ifadeye zorlanmışlardı, aç susuz bırakılmışlardı ve biz bunu Aile Bakanlığı’na sorduk. Aile Bakanlığı’nın cevabı geldi bize bakın. Diyor ki; “Ya bu işten biz sorumlu değiliz Adalet Bakanlığı’na, İçişleri Bakanlığı’na sorun.”   kardeşim yani sen ne işle meşgulsün Sayın Aile Bakanı Mahinur Hanım? Ya kız çocukları gözaltına alınmış. Gözaltında her türlü kötü muameleye uğramış. “Ben bu işten mesul değilim.” diyorsun. Hangi işten mesulsün Sayın Bakan? Bu ülkede kız çocukları 18 yaşına bile gelmemiş çocuklar çok ağır muamelelerle, “terörist” muamelesi görsün. Ondan sonra da “Ya bir şey yokmuş, hadi güle güle.” Denilsin. Hayatları karartılmaya çalışsın. Ondan sonra da sana soralım. “Ya bizi ilgilendirmiyor.” deyin. Böyle olacak bir şey mi ya? Bu nasıl bir cevaptır yani? Demek ki Aile Bakanlığı’nda siyasi mülahazalar var. “Efendim işte polisin yaptığı şu operasyona göre ben şöyle bir tavır geliştirmeliyim.” diyen bir anlayış yani. Ailenin A’sı B’si mi olur ya? Aile ailedir. Çocuk çocuktur. Sayın Bakan daha bunları bilmiyor musunuz? Sorarım size ya. Şu cevaba bakın yani.

Yetiştirme yurtlarında kalan çocuklarla da ilgili sıkıntılar devam ediyor. Yetiştirme yurdunda bir hatası olmuş daha sonra 18 yaşını bitirmiş memur olmuş onunla ilgili dava bitiyor ve memuriyeti bu mağdur gençlerin elinden alınıyor. Bu mevzuatı hala değiştirmiyorlar. Bak bununla ilgili sorduğumuz sorularda da “Efendim mevzuat böyle.” diye bize dönüyorlar. Çocuk yetiştirme yurdunda kalankimsesiz gençleri hayata kazandırmak sizin işiniz değil mi Allah aşkına? Girdiği memuriyetten çıkarılmasıyla başınız göğe mi eriyor? Ne kazanıyorsunuz? Bunu anlamak mümkün değil sevgili arkadaşlar. Bunu da Aile Bakanlığı’na iletiyoruz. Bu konudaki mevzuatı düzeltin diyoruz.

Adalet Bakanlığı’ndan bize gelen cevaplar gerçekten trajikomik. Mesela Bakırköy Kadın Cezaevinde Avukat Dilek Ekmekçi her türlü haksızlığa uğradı. Bununla ilgili soru önergemizle sorduk. Neler neler söylemiş. Açlık grevine girmiş, akıl hastanesine gönderilmeye çalışılmış bir başarılı bir avukat. Neler neler yapılmış. Efendim soruyoruz. Neler neler sormuşuz. “Kurumda tüm iş ve işlemler mevzuat hükümlerine uygun.” Denilmiş. Her soruya böyle cevap.

İzmir 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nden Remzi Uçucu bakın neler neler anlatmış. Ya birisi yanlışsa birisi doğrudur. Neler neler anlatmış. Cevap; “Cezaevinde tüm işlemler on numara yürümektedir. Hiçbir eksiklik yoktur, mevzata uygundur.” ezbere basma kalıp matbu cevaplar gönderiyor Adalet Bakanlığı bize. Şunlara bak ya. Gönderme o zaman bunları. Sonradan da cevap verdim kategorisine ekliyor. Adam 50 tane şikayet yazmış, hiçbirini araştırmamış, bakmamış, kafadan yazmış “Hiçbir sıkıntı yok, ihlal yok.” demiş, göndermiş bize ya. Böyle cevaplar yazacaksanız yazmayın, göndermeyin Sayın Bakan ya. Bu ne ciddiyetsizlik ya. Kaç kez uyarıyoruz sizi.

Muğla Seydikemer Eşen Cezaevi’nde bakın 29 kişi yerlerde yatıyor. Perişan durumda bir koğuşla ilgili sormuşuz. Herkes sere serpe yerlerde yatıyor. Bunun inkar edilecek bir tarafı da yok. Soruyoruz. Bakanlık bize diyor ki; “Bütün iddialar gerçeği yansıtmamaktadır.” ya 50 bin tane adam diyor ki; “Biz ihlal görüyoruz, haksızlık, hukuksuzluk görüyoruz.” cevaplar böyle; “Her şey dört dörtlük, hiçbir ihlal yoktur.” şimdi siz böyle yalan dolanla nereye varacaksınız? Bunlar yalan dolan cevaplar. Sonra da cevap gönderdik diye. Bakın devletin cevabı diye bize gönderiyorlar. Ya insan bir utanır ya. Bunun altındaki imza Sayın Bakan’ın imzası, Yılmaz Tunç. Kendisine de soruyorum ya, bu imza senin imzan mı ya? İnsan şu cevabı göndermeye utanır ya. Sayın Bakanlar ya, bize böyle saçma sapan cevaplar göndermeyin. Allah aşkına siz mi görmüyorsunuz, sizin yerinize başkası mı imza atıyor? Böyle gülünç cevaplar göndermeyin ya. Bir devlet ciddiyeti vardır ya, devlet adına bunları gönderiyorsunuz ya. Çocuk mu kandırıyorsunuz siz? Eğer böyle yapıyorsanız biz bunların hepsini uluslararası alanına taşıyoruz. Bunları kayıt alıyoruz, bütün bu örnekleri Avrupa’ya da gönderiyoruz ve bu ciddiyetsiz cevaplarla bu ülkenin yönetildiğini söyleyeceğiz.

Karatepe Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde kalmış mahpus ve açlık grevi yapmış, neler neler yaşanmış. Yine soruyoruz. “Her şey dört dörtlük.” diye cevap vermiş bakanlık. Bakın. Yüzlerce böyle cevap var. Hangi birini göstereyim?

Sincan, T Tipi Cezaevi’nde, 87 yaşında, sağlık sorunları yaşayan bir kişi. Bununla ilgili soruyoruz. Cevap; “Her şey dört dörtlük, hiçbir şikayet yok.” cevaplar böyle.

“16 kişilik koğuşta 27 kişi kalıyor. Yerlerde insanlar tuvalet önünde yatıyor.” diyoruz. “Efendim her şey dört dörtlük mevzata uygun.” bu neresiymiş? Boğazlayan  T Tipi Cezaevi. Ya bile bile yalan atıyorlar arkadaşlar. Bile bile yalan atıyorlar. Ya kardeşim Türkiye cezaevlerinde 130 bin insanın fazla olduğunu siz söylüyorsunuz. Ben söylemiyorum. O zaman koğuşlardaki ahali, yerlerde yatan insanları sorduğumuzda; “Bunlar yalan, efendim her şey dört dörtlük.”  cevabını vermeye utanmıyor musunuz ya? Bunlar nasıl cevaplar? Bakın bir sürü cevap gelmiş, hepsi de yalan dolan. Başka bir şey değil.

Sincan T Cezaevi’nde ben pazartesi günü de gittim. Hepsi doğru. Bakın 1.5 saat görüşü 50 dakika yaptırıyorlar. Ondan sonra denetimli serbestlik şartlı tahliye verilmiyor. Sormuşuz bunu. Cevap ne? “Sincan T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tüm iş ve işlemlerin mevzuat hükümlerine uygun yürütüldüğü, aksi yöndeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını söylüyoruz.” diyor. Kim demiş? Yılmaz Tunç. Senin Sincan T Cezaevi’nden haberin var mı kardeşim? Haberin bile yok demek ki. Ya bu ne haldir ya? Bu nasıl cevaplardır yani? Allah aşkına yani. Böyle bir ciddiyetsizlik yok ve biz de bunları burada sergiliyoruz. Bunu tüm dünyaya da sunacağız. Ben bu işin peşini bırakmam arkadaşlar söyleyeyim size.

Bakın bu da Antalya Döşemealtı S Tipi Cezaevi’nden sağlıkla ilgili bir sürü sorunlar iletilmiş bize. Adam ne kadar kalp, mide, beyin cerrahi, bir sürü doktorluk sorununu anlatmış, cevap; “Hiçbir sorun yoktur.” ciddiyetsizlik bu boyutta yani. Gerçekten yazıklar olsun diyorum. Devlet böyle mi yönetiliyor kardeşim? Böyle bir ciddiyetsizlikle mi yönetiliyor? Gerçekten anlamak mümkün değil.

Cezaevlerinden bize gelen mektupları da burada anmak durumundayım. Gerçek hali; bu soru önergelerindeki uyduruk cevapları değil, mahpusların neler çektiğini onların mektuplarından görelim.

Süleyman Keklik Marmara Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “  Sosyal medyadaki paylaşımlarından dolayı İrfan Yılmaz tutuklandı. Ancak 60 yaşında ve % 96 engelli. Elinden tutup yemeği yedirilmese yemek yiyemez. İhtiyaçlarını başkası karşılıyor. Tahliye edilmezse yaşayan bir ölüye dönecek. Bu mektup bir adalet çığlığıdır. İrfan Yılmaz’ın sesini duyun.” az evvel fotoğrafını göstermiştim. Hapishanedeki arkadaşları da feryat ediyor. Herkes feryat ediyor adam içeride ölecek, kimsenin umurunda değil. Doktor da rapor veriyor ama savcı diyor ki: “Çıkarma.” Ya böyle bir keyfiyet ülkesi işte.

Tayfun Kahraman, bakın MS hastası, ağır bir hasta. MS son derece ağır bir hastalık. Tedavisini alamıyor. Böyle bir hasta çok iyi koşullarda yaşamalı. Bunun yerine zulmen cezaevine abuk sabuk gerekçelerle atılmış. Adamın cezaevinde nöbetleri çıkıyor ve buna rağmen hastaneye yatırılıp tekrar cezaevine yatırılıyor, düşüyor, kafasını kırıyor, kafası kanıyor ama bütün bunlara rağmen bu adam cezaevinde. Böyle bir zalimlik olamaz, vicdansızlık olamaz arkadaşlar.

Sinan Adıgüzel, Kırşehir Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış; “Buranın idaresi bana sürekli, olmayan şeylerden disiplin cezası kesiyor. Oda camındaki flex benden önce mahkumlar tarafından kesilmiş, benim kestiğimi iddia ederek ceza kestiler. Normal bir cezaevine bundan dolayı gidemiyorum. Hem haksızca cezalandırılıyorum hem de nakil hakkım gasp ediliyor.” diyor.

Tacittin Kalgı, Şanlıurfa T Tipi Cezaevi’nden yazmış; “ Sizinle bana yapılan işkence için görüşmüştük fakat suç duyurumuza rağmen dosya kapatılmış. Yeteri kadar partimde tepki vermedi. DEM Parti’yi de sorumluluk alıp tepki vermeye davet ediyorum. Her iki işkencede de dört dişim kırıldı, ve vücudumda darplar yaşandı.” diyor.

Uğur Seldüz, Çorum L Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “ Ömer abi, Suriye’nin yeni lideri bile göreve gelir gelmez kendi halkını öldüren Esad rejimine bağlı bütün erleri affetti. Daha devlet düzeni oturmamış Suriye hukuku bile erlerin emir kulu olduğunu anlamışken ben kimseyi öldürmediğim halde kimseyi yaralamadığım halde Türk askeri Mehmetçik olarak müebbet ceza alacak ne yapmış olabilirim?… Ülkemizdeki hukuk sistemi Suriye’deki hukuk sisteminden çok kötü ve aciz mi?…” diyor.

Aytaç Ünsal, Edirne F Tipi Cezaevi’nden yazmış; “Denizin kıyısından bir nehir gibi akan Filistin halkını izliyor musunuz? Ateşkesi bile beklemediler, tek bir kişisel hesap yapmadan yürüdüler. Çok sevince böyle oluyor, hep yürünüyor… 340 gün de, bir yıl da sürse sadece yürünüyor; Anadolu’dan Gazze’ye bu gerçek değişmiyor. Kuyu tipleri de öyle. Serkan Onur Yılmaz’ın neredeyse bir yıl aç kalmak zorunda kalışını unutturabilecekler mi? Kuyu tiplerinin Türkiye’de zulmün somut bir sembolü olmasına engel olabilecekler mi?” diyor.

Cansu Alataş, Marmara Kapalı Hapishanesi’nden yazmış; “ Mektubunuz bana moral oldu. Birilerinin benim derdimi dert edinmesi ve bunun için harekete geçmesi çok kıymetli. Üniversite öğrencisiyken tutuklandım. Üniversite öğrenciliğim hep hapishanede geçti. Ömrümün 4 yılı hapishanede geçti. Ailemden uzakta, özlemle, haklarından yoksun bir şekilde geçirmek çok üzücü.” diyor.

Emre Kurt, Aksaray T Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “ Ben o lanet 15 Temmuz gecesi Atatürk Havalimanı’na götürülen erlerden biriyim. Başımızdaki komutanların ‘terör saldırısı var’ emri ile o gün Atatürk Havalimanı’na götürüldüm. Tek görevi araç tamir etmek olan ben, bu emre hiçbir şekilde itiraz edemezdim. Ben ilkokul mezunu bir erdim. Bana da ses olur musunuz?” diyor. Ses oluyoruz sevgili kardeşim.

Burdur Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden Hamza Yıldız yazmış; “ Kuleli Askeri Lisesi’ne er olarak geldim. 15 Temmuz akşamı ‘tatbikat’ diyerek dışarı çıkarıldım. 42 günlük asker olan bir ere, 9 ağırlaştırılmış müebbet ve 564 yıl ceza verdiler.” Hangi vicdan bunu kabul eder arkadaşlar şu hale bakın! Erin mektubu devam ediyor; “Adalet bu mu sayın vekilim? 42 günlük erdim. Şimdi bir komisyon kuruldu. Lütfen bu komisyonda bari hiç değilse bizi, erleri dile getirsinler. Kaç yıldır uğraşıyorum suçsuzluğumu kanıtlamak için ama kimse duymuyor beni. Ailesi zengin olanlar gibi bedelli askerlik yapmaya gelmedim ben. 10 yaşından 20 yaşına kadar çalıştım. Gençliğimiz burada çürüyor. Sesimiz olun, sesimizi duyun.” Diyor gariban bir er Burdur Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde kalıyor. Arkadaşlar bu hal nedir ya? 42 günlük eri siz darbe yapmış diye bakın 9 ağırlaştırılmış müebbet 564 yıld a ceza vermişler. Ya Allah’tan korkun ya! Allah’tan korkun ya! Nasıl bir adaletsiz ülke burası? Ben bu genci hiç tanımam bilmem ama vicdanım buna müsaade etmiyor. Kimdir nedir bu genç bilmem ama apaçık bir şekilde bir er, gariban bir er. Hulusi Akar 12 Eylül Darbesi’nde apaçık o darbede, o lanetlenen darbede üsteğmendi. Şimdi geldi Milli Savunma Bakanı oldu, milletvekili oldu, Genelkurmay Başkanı oldu. Efendim böyle oluyor. Gariban erlerin hali bu arkadaşlar. Şu hale bakın.

Hüseyin Kartaler, Marmara 1 No’lu Cezaevi’nden yazmış; “158. madde kapsamında suçlu bulunan bizler, uzlaşma bekliyoruz. Hayatımda hiçbir kişiyi dolandırmadım, ancak Show TV baskını nedeniyle tüm İslam dünyasına rezil edildim.” diyor.

İbrahim Arslan, Diyarbakır Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “ 15 Temmuz’dan sonra üsteğmen rütbesiyle yargılandım. Yargılanıp beraat etmiş olmama rağmen, 2021 yılında yeniden yargılandım ve 12 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldım. Tek talebim adil yargılanma; hiçbir zaman torpil ya da iltimas istemedim. Önce beraat eden birinin, dosyasında hiçbir değişiklik olmamasına rağmen sonradan ceza alması hangi vicdana, hangi hukuk sistemine uyar?” diyor.

Arkadaşlar biz bunu unutmadık. 75. günde Dilovası yangınında ölen 7 kişiyi tekrar hatırlatıyorum. Hala iddianame yok. Cayır cayır yandı bu insanlar. Kömür oldular. Cesetleri şu kadarcık bir kömüre dönmüşmüştü. Bakın korkunç bir halde öldürüldüler. Resmen ölüm değil yani. Normal bir ölüm değil. Cinayet çünkü bu, iş cinayeti ve hala bir iddianame yok ortada.

Sedaş’ın bu hali nedir kardeşim? Bakın, artık iktidar partisi belediye başkanları bile itiraz ediyor. Darıca Belediye Başkanı itiraz ediyor. Kocaeli Valisi bile diyor ki; “Ya nedir bu elektrik kesintileri?” Geç kaldınız! Günaydın! Biz yıllardır söylüyoruz. Kocaeli’de Sedaş gerekli altyapıyı yıllardır yapmadığı, iktidar yetkilileri de bunu sormadığı için işte bu rezalet oldu ve Kocaeli zırt pırt elektrik kesintilerine maruz kalıyor. Başka bir şey değil. Şimdi “Ya niye böyle yapıyorsun Sedaş?” demeye başladı iktidar yetkileri. Kardeşim kaç yıldır ben burada söylüyorum ya. Ya yeni mi uyandınız? Sayın Vali İlhami Aktaş ya yeni mi uyandın?

Derince Devlet Hastanesi’nde bakın, şu arkamızda görünen üç blok da yıkılacak. Koca Derince’deki Eğitim Araştırma Jastanesi resmen iptal yani. Hasta yatışı olmadıktan sonra o hastaneye, hasta niye gitsin arkadaşlar? “Efendim acil bölümümüz var.” Kardeşim ben hekimim bana hikaye, masal anlatma. Yatması gereken hasta acile gidip de yatamazsa o hastaneye niye gitsin? Bütün yataklı servisleri kapatıyorsun. “Efendim aciller var canım hastaneyi kapatmıyoruz.” ya fiilen hastaneyi kapatmışsın kardeşim bakın şu üç blok yıkılacak karar aldılar ama halkın tepkisinden korktukları için “Efendim hastane yıkılmıyor.” Ya kardeşim ya siz iyi misiniz ya? Allah aşkına iyi misiniz yani? Böyle bir şey olabilir mi ya? Hastaneye ben iki sene önce de gittim, fiilen bitirilmiş durumdaydı. Neydi? Kocaeli Şehir Hastanesi açılmış, efendim bütün hastalar oraya gitsin diye Derince’deki hastaneyi kapatıyorsun, Derince’yi büyük bir köy haline getiriyorsun, en sonunda da kalan üç bloğu da yıkıyorsun. Peki, bunlar deprem açısından riskli diyorsan, kaç yıldır niye o zaman bu binaları kullandın? Kaç yıldır bu tadilatı niye yapmadın? Gerçekten ne yaptıkları belli değil sevgili arkadaşlar. Yani ne desek boş.

Bakın geçtiğimiz gün İSİG Kocaeli toplantısına katıldım. Kocaeli’de 2025 yılında 49 işçi hayatını kaybetmiş. Bunların arasında çocuk yaştaki işçiler, yaşlı işçiler, kadın işçiler dikkat çekiyor. İntiharlar Kocaeli’de ülke geneline göre iki kat fazla ve gerçekten iş cinayetleri Avrupa’nın 3-4 katı, Avrupa birincisiyiz, dünya üçüncüsüyüz ve Allah bilir gerçek istatistikler çıksa dünyada da birinci olduğumuz ortaya çıkacak.

Yorumlar