11 Şubat 2026

Yoğun hak ihlallerinin olduğu Türkiye’de bir milletvekili olarak bunların hepsini kamuoyuna ibraz etmek zorundayım.

En başta Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi eski üyesi Azerbaycanlı eski milletvekili Gültekin Hacıbeyli’nin durumunu gündeme getiriyorum. Şu anda kendisi Çatalca Geri Gönderme Merkezi’nde ve ısrarla Azerbaycan’a gönderilmeye çalışılıyor. Azerbaycan’da hayati tehlikesi var. Azerbaycan’ın otokrat yöneticisi İlham Aliyev’i eleştirdiği için Türkiye’den Azerbaycan’a gönderilmek isteniyor. Türkiye ve Azerbaycan yetkilileri anlaşmışlar hukuksuz bir şekilde Gültekin Hacıbeyli’yi Azerbaycan’a göndermeye çalışıyorlar. Bu kabul edilecek bir durum değil. Uzun süredir takip ediyorum. Gültekin Hacıbeyli, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi eski milletvekili. Eğer ki şu anda baskıcı yönetimi nedeniyle eleştirdiği Aliyev Azerbaycan’ına gönderilirse hayati tehlikesi var ve inanılmaz hukuksuzluklarla bir şekilde hızlıca Azerbaycan’a gönderilmeye çalışılıyor. Avukatları itiraz etti ve Ankara’da G82 kodu için açılmış olan davada ret kararı verildi. Bu ret sonrasında İstanbul’daki mahkemedende eğer ret alırsa ülkeden çıkarılacak. Aslında üçüncü bir ülkeye; “Fransa’ya beni gönderin.” diyor. Onu da kabul etmiyorlar. Tüm teamüller, hukuk çiğneniyor ve “İlla seni baskıcı bir yönetimin olduğu bu ülkeye göndereceğiz.” deniliyor. Çatalca Geri Gönderme Merkezi’nde ise neler oluyor? Gültekin Hacıbeyli’nin avukatlarından aldığımız haberlere göre güvenlikler tarafından hakarete ve sözlü tacize uğruyor. Oldukça kötü şartlarda ve “Eşyalarını topla seni göndereceğiz.” muamelesine uğruyor ve Gültekin Hacıbeyli; “Beni anca zincire vurup buradan çıkartırsınız, kendim çıkmam.” diyerek bu baskılara karşı direniyor. Olacak bir iş değil. Avrupa Konseyini, Avrupa Komisyonu’nu, Avrupa Parlamentosu’nu bu rezalete karşı çıkmaya çağırıyorum Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden. Böyle bir şey olabilir mi ya? Apar topar bir şekilde “Biz iki yönetim anlaştık seni buradan apar topar göndereceğiz.” muamelesi yapılıyor. Kabul edilecek bir durum değil.

Çatalca Geri Gönderme Merkezi’ndeki bu aylardır süren hukuksuzluğa dair bir gazeteci, Karar Gazetesi’nden Feyza Nur Çalıkoğlu haberler yapmıştı. “Çatalca Geri Gönderme Merkezi’nde hukuksuzluklar var, insanlar buzdolabı gibi odalara atılıyor, hamile kadınlar bebeklerini düşürüyor, oldukça kötü muameleler var.” diye haber yapmıştı. “Geri Gönderme Merkezi’ndeki sığınmacılara dayak atılıyor, çığlık sesleri yükseliyor, insanlar bunları duyuyor.” diye bir haber yapmıştı ve hakkında “Yalan bilgiyi alenen yayma” şeklinde bir mahkeme açıldı. Böyle bir mahkeme açıldı ama bakıyorsunuz mahkeme açılırken iddianamede savcı ne demiş? Ayıptır ya! “Gazetecilik diye bir meslek yoktur.” deyin o zaman. Savcı ne diyor bak? Diyor ki: “Resmi kurum ve kuruluşların araştırma ve inceleme sonucunda tespit etmesi gereken bir bilgiyi doğru şekilde habere konu yaparak yanıltıcı şekilde alenen yaydığı” gazeteci bir haber bulacak, bunu yapacak, güvenecek ve haber yapacak ama birtakım kamu görevlerinin işine gelmediği, bakanlığın işine gelmediği için, “Efendim resmi bilgiyle teyit edilmemiş haberi nasıl yaparsın?” Kardeşim gazetecilerin işi gücü yok, sana habire dönüp resmi bilgiyle teyit edin de ona göre haber yapalım mı denecek? Dünyanın neresinde böyle bir şey var? Şu savcılığın yazdığına bakın ya, ayıptır ya. Böyle şey mi yazılır? O zaman deyin ki: “Gazetecilik mesleği bitmiştir, çöpe atılmıştır. Gazeteciler haber maber yapamayacak.” Böyle bir rezalet cümle nasıl çıkabiliyor ya bir savcının ağzında? Şu işe bakın. “O zaman gazetecilik mesleğini çöpe attım.” deyin. Yok resmi makamlar tasdik edecek de gazeteciler “Aman efendim tabii siz emir buyurdunuz biz de ona göre haber yapalım.” Diyecekler. Savcı o yüzden “Geri gönderme merkezindeki bu ihlalleri sen nasıl haber yaptın?” diye, gazeteci hakkında dava açılmasını istemiş, cezalandırılması isteniyor. Şu hale bakın. Peki ne olmuş? Sen madem kamu kurumlarının tasdiki var diyorsun, tasdiki olmalı diyorsun, öyle mi? Sana kapı gibi TİHEK raporu. Bakın Çatalca Geri Gönderme Merkezinde Ozoda Dzhabbarova isimli bir yabancı kişi, uzun süre demiş ki: “Ben hamileyim, kanamam var, çok sıkıntıdayım.” baştan savmışlar, savmışlar, ne olmuş sonunda biliyor musunuz? Bebek düşmüş, ölmüş. Bunu devletin TİHEK’I; “Evet böyle oldu.” diye karar vermiş. Bakın kararı da size okuyayım. “Burada bulunduğu süre içinde bir stres yaşadığı için düşük gerçekleştiği anlaşılmaktadır ve idari gözetimin zararı olduğuna dair ayrıntılı bir gerekçe sunmadı.” diyor geri gönderme merkezi. Kadın stres yaşayarak bebeğini düşürdü. Kötü muamele yasağı ihlal edilmiştir.” diyor. Bunu diyen kim? TİHEK devletin kurumu. Mahkeme ne diyor? “Ey gazeteci, sen işte çeşitli devlet kuruluşlarının raporları olmadan nasıl haber yaparsın?” Kardeşim devlet raporu da var.  Zaten gazeteci 50 bin tane yerden tasdik görüp de öyle mi haber yapacak ya? Gazetecilik mesleğini çöpe mi attınız siz? Ne oluyor?

Gültekin Hacıbeyli’nin de o durumu ortada. Şimdi mesela Gültekin Hacıbeyli için “Siz efendim kanun kurumlarının tasdikli onayı olacak, ey gazeteci ona göre haber yapacaksın.” mı diyeceksin? Şimdi zaten gazetecilerin %90’ı iktidara bağımlı halde ve şu haber yapılmıyor. Aslında başka bir ülkede olsa Gültekin Hacıbeyli’nin durumu manşetlik haberdir ama ülkemizde sadece ben gündeme getiriyorum. Böyle bir rezalet olur mu ya? Gazete yok mu? Medya yok mu şu ülkede? Medya özgürlüğünde zaten Avrupa’da dibe vurmuş durumdayız. Şu hale bakın. Bakanlar değiştiriliyor. “Yok efendim sen benim istediğim kadar baskıcı olamadın.” diye ülkede Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı değiştiriliyor. Şu hale bakın arkadaşlar. Şu memleketin haline bakın. “İstediğim kadar baskıcı olamadın.” diye ülkede bakan değiştiriliyor. Şu hale bakın. Bunları kabul etmiyoruz ve Gültekin Hacıbeyli’nin bir an evvel özgürlüğüne kavuşturulması ve üçüncü bir ülkeye gitme başvurusunun kabul edilmesi gerektiğini söylüyorum. Onun hayatıyla ilgili bir durum olursa, eğer ki ülkesine gönderilip o otokrat yönetim tarafından can ve mal kaybına, hukuk kaybına uğrarsa bunun sorumlusu Türkiye iktidarıdır. Bu kadar net.

Bakın size bir başka skandalı da haber vereceğim. Mayıs 2024’te önceki aylarda bizim sürekli söylememize ve yalanlamalarına rağmen en sonunda artık pes edip Türkiye iktidarı demişti ki; “Türkiye İsrail ticareti bitti.” demişti. Ne zaman? Mayıs 2024’te sonrasında bu ticaret öncesinde de olduğu gibi devam etmişti. Biz binlerce defa bunu ispat etmiştik. Bakın belgelerle bu basın toplantı salonunda, genel kurulda defalarca Türkiye-İsrail ticaretini ben ispat etmiştim arkadaşlar ve devam etmişti hiç yüzleri kızarmadan. Gazze’de soykırım devam ederken Türkiye-İsrail ticareti devam etti. Sonra ne oldu? Şimdilerde ise artık Türkiye Ceyhan Limanı’ndan çıkıp İsrail’e gitmekte olan gemiler sinyal kapatıyordu. Mesela İtalya tarafına gidermiş gibi yapıp, İsrail Hayfa ve Ashdod limanlarına gidiyorlardı. Ondan sonra işlerini bitirip, petrolü oraya döktükten sonra sinyalleri açıp, İtalya tarafına gidiyorlardı. Bakın, Nissos Christiana. Tespit ettik ya! Şu anda nerede biliyor musunuz? Ceyhan Limanı’ndan çıktı. Şu anda nerede? Hayfa Limanı’nda! Artık bu sefer o kadar şımarmışlar ki sinyal bile kapatmıyorlar. Apaçık bir şekilde Türkiye-İsrail ticaretini ispatladık arkadaşlar. Bakın uydu görüntüleri, sinyalle ilgili takipler yaptık ve bu konuda hassas takip yapan kuruluşların, Direniş Çadırı’nın önemli raporuna göre Nissos Christiana şu anda Ceyhan Limanı’ndan aldığı Azerbaycan petrol yüküyle Hayfa Limanı’nda bulunuyor. “Hani Soykırımcı İsrail’di, onunla ticareti bile yasakladık.” diyordunuz. Atıp tutuyordunuz Türkiye iktidarı. Al işte buna ne diyeceksin? Konuşacak tek kelimen var mı? Neden Gültekin Hacıbeyli’nin Azerbaycan’a apar topar gönderilmesi için Türkiye iktidarının acele ettiğini anladınız mı? Çünkü Türkiye-Azerbaycan bu konuda mutabık. İsrail’e petrol nakliyatı konusunda mutabık durumdalar. Azerbaycan’dan Bakü Tiflis Ceyhan boru hattıyla Türkiye komisyon alarak petrol nakliyatı Ceyhan’a yaptırıyor ve oradan da Ceyhan’dan İsrail’e petrol şakır şakır gidiyor. Komisyon alıyor Türkiye. Bunu AK Partili vekil açıkladı. Hiç yüzleri kızarmadan açıklıyor. Özlem Zengin açıkladı. Diyor ki: “Varil başına 1 dolar 27 sene komisyon alıyoruz.” Alıyorsun ne oluyor sonra? “Biz rica ettik İsrail’e satış yapmayacak şirketler.” satış da yapıyor kardeşim. Komisyon da alıyorsun, satış da yapıyorsun. Bu rezaleti işliyorsunuz. Bundan dolayı şu anda bu gibi konuları Azerbaycan’ın baskıcı yönetimini eleştiren Azerbaycan’ın eski milletvekilinin de bundan dolayı bu tür anti-demokratik hukuksuz işleri yaptığı için Türkiye’de geri gönderme merkezine gönderiyorsun, oradan da Azerbaycan’a göre göndermeye çalışıyorsun. Canına kastettireceksin. Böyle rezalet olur mu ya? Şu hale bak, Türkiye ve Azerbaycan yönetimlerinin yaptıklarına bak. İşte tüm belgelerle ben burada ispatlarım. “Yoktur kardeşim.” diyen çıksın bakalım, alnını karıştırırım. Nerede işte bak gemi? Şu anda Hayfa Limanı’nda. Böyle rezalet olur mu ya? Utanmıyor musunuz siz? Sayın Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ne demiştin sen? “Yasaklandı” Ticaret Bakanı ne demiştin? Bize yalan dolan soru önerge, cevapları gönderiyordunuz. Nedir bu? Kaçıncı kez ispatlıyorum bunu?

Sevgili arkadaşlar birçok hak ihlali başvurusu alıyorum Türkiye’de farklı her kesim bize başvuruyor çünkü farklı her kesimin sesi olmaya çalışıyorum. Kimlik ayrımı yapmıyorum. Mesela bakın Sivas’tan bir başvuru var. “Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demir Yolları 4. Bölge Müdürü ilana koymadan 370 adet ihaleyi iki oğul bir baba şirketine devamlı olarak vermiştir.” deniliyor. Önemli bir iddia var biz. Kesin demiyoruz ama böyle bir iddiayı biz gündeme getireceğiz ve hala görevden alınmadı.” diyor. Böyle bir ciddi iddia var. Bakanlık bunu inceliyor mu? Ulaştırma Bakanlığı’na soruyorum. İhaleler birilerine veriliyor şeklinde bir iddia var. Biz kesin bir şey demiyoruz ama böyle ciddi bir iddia araştırılıyor mu? Soru önergemle de yazılı olarak da bunu sordum.

Mersin E Tipi Kapalı Cezaevi’nden şikayet var. Musa Yaşar psikiyatri hastasıymış ve hala orada tutuluyor. Hayati tehlikesi olduğunu söylüyor yakınları. Bu konunun takip edilmesi lazım. Psikiyatri hastası doktora götürülmeden orada nasıl tutuluyor, ne yapılıyor? Bunu buradan Adalet Bakanlığı’na soruyoruz.

15 Viking Service işçisi işten çıkarılmış arkadaşlar. Batman, Şırnak, Gabar ve Diyarbakır’daki petrol kulelerinde çalışan 15 Viking Service işçisi Petrol İş’e üye oldukları gerekçesiyle işten atıldı. İşçiler işten çıkarmalara karşı kulelerde iş durdurma eylemi yaptı. Evet, böyle bir başvuru da aldık. Diyorlar ki: “Viking Service işçileri olarak 2026’da bize yapılan ortalama 5-6 bin civarındaki zamlara itiraz ettiğimiz için sendikalaşma girişiminde bulunduk. Sendika üzerinden ücret başta olmak üzere haklarımız için mücadele edebilmek için çoğunluğu sağladık ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na başvuru yapıldı. Şirket yönetimi bunu öğrendikten sonra bizlere baskı yaparak tehditlere başladı. Yıldırmaya çalıştılar. Bunun üzerine dünden itibaren 15 işçinin işine son verildi. Gerekçe olarak da performans düşüklüğü, şirket küçültmesi gibi gerekçeler sunulmuş diyerek bize başvurdular arkadaşlar.

Defalarca başvuruyor bize. Burada da gündem ettik. Kütahya, Simav ilçesinin Bahtıllı köyünde bir zorbalık yaşanıyor. Yasemin Arı isimli bir kadının evinin yanına bir kişi, bir müteahhit gelmiş, ev yapmış. Yasemin Arı’nın evi iptal. İnşaat Yasemin Arı’nın evini adeta iptal etmiş. Her tarafı mahvetmiş, işgal etmiş ve bununla ilgili halen doğru düzgün bir cevap alamıyoruz. Bu konuda defalarca Yasemin Arı bize başvuruyor. Biz de tatminkar bir cevap bekliyoruz. Kendisi de defalarca CİMER’e başvurduğunu söylüyor. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na başvurduğunu ve yeterli bir inceleme yapılmadığını söyleyerek vatandaş bize başvuruyor.

Gördüğünüz gibi bir taraftan Şırnak’tan başvuran var, bir taraftan Kütahya’dan Allah’a şükür biz bu ülkenin milletvekiliyiz. Türkiye’nin dört bir tarafından vatandaşlar bize başvuruyor ve hepsinin ayrımsız sesi oluyoruz sevgili arkadaşlar.

Kayseri Cezaevi’nden bir başvuru var. Bakın Şaban Kaygusuz, engelli bir kişi. Bünyan 2 No’lu T Tipi Cezaevi’nde. Ben gittim kendisini de gördüm. Son derece zor durumda bir mahpus. Bir kol ve bir bacağı yok mahpusun. Adli Tıp Kurumu’nda muayenelere giriyor. İddiasına göre doktor siyasi olarak, “Kardeşim sen teröristsin ben sana sağlık raporu vermem.” şeklinde muamelede bulunuyor. Ya kardeşim ideolojik görüşle sağlık konusu ayrıdır. Sen Hipokrat yemini etmedin mi ey doktor? İnsanların siyasi görüşü olabilir ama hastayı muayene ederken siyasi görüşünü, dini görüşünü, mezhebi görüşünü bir tarafa bırakacaksın kardeşim ben de doktorum. Vatandaşa  şöyle görüntüsüne göre, dinine, diyanetine göre mi muayene ediyorsun ey doktor? Adli Tıp Kurumu hakkında ciddi iddialar var arkadaşlar. Böyle bir şey olabilir mi ya? Bu iddia doğruysa o doktor hipokrat yeminini ayaklar altına almıştır. Engelli sporcular yine bize başvuruyorlar ve spor malzemelerine ait gümrük vergisini ödediklerini bu konuda gümrükten muaf tutulmaları gerektiğini söylüyorlar. Engelli Bireylerin Sorunlarını Araştırma Komisyonu olarak Türkiye’nin dört bir tarafındayız. Önceki gün Diyarbakır’daydık. Diyarbakır’da da engelli kardeşlerimizin sorunlarını dinledik. Amed’lilerin sesine kulak verdik ve engelli bireylerin çok sorunları olduğunu da gözlemledik.

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile ilgili bir şikayet var. Kürtçe baskılanmış bir dil. Yıllarca Türkiye’de Kürtçe konuşmak suçtu adeta. Kürtçe bir şarkı dinlemek suçtu. Adamı hapse götürürlerdi, karakola götürürlerdi. Sonra Turgut Özal dedi ki: “Ya kardeşim bu nedir ya Kürtçe şarkıları serbest bırakalım.” bakın memleket bunları yaşadı. Kürtçe şarkı serbest bırakıldı, kıyamet koptu.” Vay teröristlik azdı bilmem ne, terör terör.” dediler. Hiçbir şey olmadı. Bakın şu anda da Kültür Bakanlığı’nda Kürtçe el yazması eserlerinin durumuyla ilgili bir kısıtlama var ve 25 adet Kürtçe eser bulunduğu söylenmiş ama uzmanlar diyor ki: “Aslında 29 var. Bunların 1.5 yıl önce kurumun dijital sistemine yüklenmişti. Şarkiyat koleksiyonu mevcut. Söz konusu koleksiyonun kataloglanma süreci 1,5 yıl önce tamamlanmış ve durum ilgili idarecilere defaatle bildirilmiş. Aslında 400 Kürtçe eser barındırdığı tahmin edilen bir dijital koleksiyon var ama bakanlığın bunu örttüğü, göstermemeye çalıştığı şeklinde önemli bir şikayet var. Kültür Bakanlığı’na biz yazılı olarak bir soru önergesiyle sorduk ve bu konuda kendilerinden haber bekliyoruz. “Ancak 25 adet yazılı eser var.” denilmiş. Aslında birçok yazılı eser varmış. Niye Kültür Bakanlığı  bunu az göstermeye çalışıyor? Buradan soruyorum.

Denizli köyü Göleti kaynağına ve göleti besleyen derelere karışan hayvansal ve kimyasal maddeler, Gebze köylerindeki diğer derelere karışan kimyasal atıklar mevcut. Gebze köylerinde dereler kirli. Arkadaşlar bu Gebze köylerindeki bakın Denizli köyü, göleti, buralarda büyük bir kirlilik var. Bunu takip ediyoruz. Soru önergeleri verdik bu konuda Kocaeli Valiliği’nin, Çevre Bakanlığı’nın bu konuda bir açıklama yapmasını bekliyorum.

Bize öncesinde de birçok başvurdu. 1000’e yakın Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı çalışanı başvurdu arkadaşlar. Bu kişiler diyor ki: “Normal memurlar statüsünde bizi tutmuyorlar. Normal memur gibi bizi alıyorlar ama normal memur statüsünde bizi tutmuyorlar. “Bu konunun düzeltilmesi lazım.” diye uzun uzun bize başvurmuşlar. Biz de bununla ilgili yazılı soru önergesi verdik ve konuyu takip ediyoruz. Değerli arkadaşlar, “Kamu işi yapan Sosyal Yardımlaşma Dayanışma Vakfı çalışanlarının da kamu işçsi sayılmasını talep ediyoruz.” diyorlar. Uzun bir başvuru var. Biz bunu ayrıntısıyla bakanlığa da verdik. Bunu da söyleyeyim. Memurlar arasında ayrımcılık yapılmamalı Sayın Bakan diyorum.

“Yozgat 1 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde kardeşim kalmakta. İki aydır sıcak su verilmiyor. Cezaevinde mahkumlar temel ihtiyaçlarını gideremiyor. En temel ihtiyaç temizlik haklarını kullanamıyorlar. Banyo yapamıyorlar, çamaşır yıkayamıyorlar. Hak ihlali keyfi yapılan bir uygulama bir gün değil, iki gün değil. Mahkum banyo yapmazsa zaten çok da temiz bir ortamda kalmıyorlar. Hastalıklar çıkar.” diyor. Şimdi arkadaşlar Türkiye’nin dört bir tarafındaki cezaevlerine dolaşıyorum. Hesap ettik. Son 2.5 yılda 122 cezaevi dolaşmışım. 2000’e yakın mahpusla görüşmüşüm. 600 vekil içinde bu konuda en fazla ziyareti ve görüşmeyi yapan vekilim ve birçok cezaevinde ne görüyorum biliyor musunuz? Artık kötü hijyen koşullarından dolayı insanlar bitlenmiş. Uyuz hastalığı salgın haline gelmiş. Siz 100 binden fazla insanı yerlerde yatırırsanız, tuvalet önlerinde yatırırsanız, Birçok yerde su akmazsa, perişanlık devam ederse ne olur? Aha işte bu olur. Türkiye’nin dört bir tarafındaki cezaevlerinden şikayet yağıyor bize. Burada aklarmaya yetişemiyoruz arkadaşlar. Bu ne haldir ya? Ülkede hukuksuzluk zirve yaparsa cezaevleri ağzına kadar dolar. Ağzına kadar da değil yerlerde insanlar yatıyor ya. Memleket bu işte.

Bir başka başvuruda, Sağlık Kurumları İşletmeciliği ön lisans mezunları bize başvurdular. Defalarca başvuruyorlar. “Sağlık teknikleri ünvanımızın fiilen değerlendirilmesi, mezunlara yeterli kadro açılarak mağduriyetimizin giderilmesini istiyoruz. Bizler bu ülkenin sağlık sistemine katkı sunmak isteyen gençleriz. Hayallerimizin ve emeğimizin görmezden gelinmemesini istiyoruz.” diyorlar.

Bir başka başvuruda; “Hamza Sünmez’in vekiliyim.” diyor. Hamza, Afyonkarahisar Bolvadin Ceza İnfaz Kurumu’nda kalmaktaymış. Çok ağır cezalar almış, müebbet ağırlaştırılmış, artı beş yıl almış. Hendek olaylarına karıştığı gerekçesiyle. 30 yaşında bir kişi. Ancak yakınları diyor ki: “Tamam  birilerine ceza verebilirsiniz. Öyle veya böyle ama mahpusun zekayla ilgili problemi var. Zeka geriliği var. Raporlarla ispatlanmış. Bu kişiyi haksız, hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutuyorsunuz. Tekrar bir inceleyin. 10 yaşındaki bir çocuğun algılama düzeyinde.” diyorlar. Bunu görmediniz mi  siz bu cezayı verirken! Düşünün, akıl, zeka ruh sağlığı problemi olan bir hastayı siz ağırlaştırılmış müebbetle doğru düzgün sağlık problemini incelemeden cezalandırmıyorsunuz.  Türkiye cezaevinde dünyanın hiçbir yerinde olmayan acayip işler var arkadaşlar.

Aktekin Gültekin; bütün mahkemelerden suç yoktur şeklinde beraat almış. Düşünün böyle bir sürü kamu görevlisi var. Her taraftan beraat alıyor. Peki iadesi? “Hayır kardeşim iade etmiyoruz.” Bakanlıklar böyle. Kardeşim o zaman mahkemeleri kapatın ya. Millet niye mahkemeye başvuruyor? Mahkemeye gitmiş, beraat almış. Bu kamu görevlisi boş yere demek ki ihraç edilmiş. Mahkeme kararıyla çıkmış. Sen adama boş yere terörist demişsin. Mahkemeye gitmiş, öyle bir şey olmadığı çıkmış. Beraat almış. İade et o zaman, etmem. Valla böyle işte Türkiye bir keyfilik ülkesi. Bundan dolayı demokrasi, hukukun üstünlüğü, adalet kriterlerinde dünyada yerin dibinde şu anda arkadaşlar. Olay bu. Bakın, bu memur da bize başvurmuş. “Ben ne yapayım! Ben suçsuz isem neden mesleğimde değilim? “Devlet suçun yok.” diyor ama benim ihraç hala devam ediyor. Suç yoksa ben neden mağdur ediliyorum?” diye soruyor. Bilmiyorum işte, biz de buradan soruyoruz. Bakanlık yetkilileri de cevaplamıyor. Memleketin hali bu arkadaşlar. Boşuna mı burada saatlerce basın toplantısında anlatıyoruz?

Yine bir başka başvuruda Velat Cin, “Güvenpark’taki bombalama olayını sen yaptın.” diyerek adamı apar topar içeri atmış. Sonra bir ton belki işkence etmişler, bilmiyoruz. Tekirdağ Cezaevi’nde yatıyormuş. Cezası da bitmiş. 11 ay fazladan da yatıyormuş. “Sen bombalamanın mesulüsün.” diye hapse atılmış ama “Yok öyle değilmiş. Yardım yataklık varmışa” çevirmişler ve ardından tahliyesi şu anda bakın 3 ay daha ertelemişler. Habire erteleme. Türkiye cezaevleri ikinci mahkeme olmuş durumda arkadaşlar. Bunu biz her yerde söylüyoruz. Bunu Sayın Nacho Sanchez Amor da duysun. Yakında Avrupa Parlamentosu raporunu hazırlayacak Sayın Nacho Sanchez Amor. Ülkede cezaevlerinde efendim ikinci mahkemeler kuruldu. “Efendim sen bakalım topluma uyumlu hale geldin mi? Benim istediğim siyasi bir duruma geldin mi? Hadi bakalım.” arkadaş sana ne ? Sen adamı bir şekilde cezalandırmışsın. Kafasının içini böyle ayıklayıp kafasını yontacak bir tornacılık mı yapmaya çalışıyorsun? Nedir bu yaptığın iş? Allah aşkına insanlar ne düşünürse düşünür, sana ne? Bir şekilde sen kendine göre cezalandırmışsın ama “Yok, öyle cezaevinden çıkacaksa tam benim istediğim gibi yontulmuş bir kafada olacak ve öyle çıkacak.” diyor.  Memleketin haline bak. “Hakim ideolojiye göre düşüneceksin. Başka bir şekilde düşünemezsin arkadaş. Bizim müktedirlerimiz ne istiyorsa öyle düşüneceksin.” öyle diyorlar bakın. Bunu kim duysun? Sayın Nacho Sanchez Amor da duysun. Türkiye raporu hazırlıyor. Avrupa Komisyonu yetkilileri de duysun. Onlar da Türkiye raporları hazırlıyor. İki önemli kuruluş var, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Komisyonu. Türkiye raporları hazırlıyor, ilerleme raporları hazırlıyor. Hepsi her geçen gün, her geçen yıl gerileme şeklinde tezahür ediyor. Burada biz boşuna feryat etmiyoruz. Bizim dediklerimizin daha fazlasını Avrupa Komisyonu, Avrupa Parlamentosu söylüyor kardeşim. Olay bu.

Fırat Ağaçkıran, Yozgat Boğazlıyan T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda ve “Uyuşturucu madde aldın.” deniliyor. Ekspertiz raporu bulunmuyor. Birisine denilmiş ki; “Sende uyuşturucu madde var.” ama bakın laboratuvar raporu yok, arama sırasında kamera kaydı alınmamış ve öncesinde memurlardan kötü muamele görmüş. Mahpus ve yakınları kasti bir ceza olduğunu söylüyor. Biz tabi net bilmiyoruz bir kesin hükümde bulunmayalım ancak konu bilimsel bir şekilde araştırıldı mı ve bundan dolayı açık cezaevine geçişi de sanırım engelleniyormuş ve nakli de bundan dolayı sanırım engelleniyormuş. Durum bu.

Yusuf Güriçin Sincan T Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalmakta. Bu Sincan T Tipi Cezaevi  dünyanın hiçbir yerinde yok arkadaşlar. Kendilerine gidip yüzlerine de söylüyorum. Cezaevi önünde de söylüyorum. Bu ne iştir ya? Adamlar rekor kırıyor biliyor musunuz? Mahpus iyi hal almış, her şeyi tamam, bir sıkıntı yok. Mahpuslara denetim serbestlik vermemek için, şartlı tahliye vermemek için kırk takla atan bir cezaevi yönetimi var ya. Savcı, yönetim, hepsi  mahpus cezaevinden çıkmasın derdinde. Millet yerlerde yatıyor, bunlar mahpuslar cezaevinden çıkmasın diye uğraş veriyor. İyi hali var, tüm puanlar tamam, bir sıkıntı yok. Oturuyor, böyle keyfi; “Toplumla uyuşacağına inanmıyorum efendim.” “Somut, raporlar var.” diyor mahpuslar. “Artık tahliye edin bizi.” “İşte ben öyle düşünüyorum, senin toplumla uyuşacağına düşünmüyorum, kal burada.” Diyor. Böyle özgürlüğünüz birilerinin iki dudağı arasında. “Yok kardeşim kalacaksın burada, bitti.” Ya bu ne rezalet? Burada bir adalet var mı? Bir bakanlık var mı burada? Bu konuyu sorgulayacak bir genel müdürlük var mı? Bu ne haldir ya? O yüzden biz diyoruz ki; “Duy Avrupa sesimizi.” Diyoruz çünkü burada Türkiye rezalet. Şu hale bakın. Buradaki hali tabii ki biz tüm dünyaya duyuracağız. Milletin vekiliyiz. Milletin vekili olarak bu hukuksuzlukları tabii ki duyuracağız. Öyle iktidarın istediği gibi gazetecilik, iktidarın istediği gibi vekillik yok öyle yağma arkadaşlar. Biz böyle yapmadık, yapmayacağız. Allah’ın izniyle kul hakkına riayet eden insanız ve bu dünyada da hukuk isteyen, öte dünyada da ayrımsız bir adaletle insanların yargılanacağına ve cezalandırılacağına inanmış bir insanız. O yüzden üç kuruşluk dünya menfaati için kimseye boyun eğmeyiz. Allah’a şükürler olsun.

Kılavuzluk ve Römorkörcülük Hizmetleri Hakkında Yönetmelik hükümleri gereğince bize başvurmuşlar. Kocaeli 1 ve 2 bölgesel hizmet sahalarıyla ilgili. Bu işlerde de böyle biliyorsunuz işin özeti şu; her geçen gün insanlar mağdur ediliyor. Özel şirketlerin isteğine göre daha ucuz bir işçilik öne çıkarılıyor. Şimdi burada bakın Anadolu Kılavuzluk Şirketi’nde 70’ten fazla sayıda halen aktif çalışan bölge ehliyetli kılavuz kaptan mevcut olup, yönetmelik hükümlerine göre bölgeyi devralmak için ihale üzerinde kalan istekli şirketlerin bünyesine katması gereken ehliyetli kılavuz kaptan gerekiyor ama alevere yapıp ne yapıyorlar? Ehliyetli kılavuz kaptanlar yerine stajyerler ehliyetli, olduğu şüpheli kişilerin yönetim ve kılavuzluk yapması konusunda bir icraat var. Bize başvurdular. Uzun uzun bir başvuru var. Biz bunu yazılı olarak ayrıntılı bir şekilde ilettik bakanlığa. Ancak bu nedir arkadaş? En az 51 kılavuz kaptanı işsiz bırakacak. İşi özel firmalara yönelik daha ucuz işçilik anlamında bir olay var. Biz bunu kabul etmiyoruz. Yönetmeliğe aykırı bir şekilde dışarıdan staj görev başı eğitimi ile ehliyetlendirme gibi hukuksuz yol izlemelerine yardımcı olunmaması gerektiğini söylüyoruz. Ayrıntılı başvurumuzu da yaptık. Ayrıntılı bir şekilde bize başvurmuşlar. Konuyu da takip edeceğiz.

Bugün Çağlayan Adliyesi’nde 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir duruşma var. Şu anda mahpuslar. Bunlar aile babası. Çoluk çocukları var. Birisinin daha gözaltına alınıp tutuklandığında karısı hamileydi. Baba cezaevindeyken anne doğum yaptı. Bebek hala babasını dışarıda göremiyor ve diğer aile de böyle, çoluk çocuk. Çalışan insanlar bunlar. Ekmeğini temin etmeye çalışan insanlara abuk sabuk gerekçelerle,  gerçekten abuk sabuk, gülünç gerekçelerle tutuklama verildi. Bugün mahkemeleri var, umarım serbest bırakılırlar.  Bana yazdıkları mektupları ayrıntılı bir şekilde önceden de burada gündem ettim. Akıllara, hayallere durgunluk verici.  Gitmişsin bir yerden alışveriş yapmışsın. Bir fişin var. “Yok terör örgütüne yardım yaptın.” memleket böyle arkadaşlar.  Gidip şu anda İBAN’la bir yerden bir alışveriş yapıyorsun. “Yok terör örgütüne yardım yaptın.” bu insanlar böyle abuk subuk gerekçelerle şu anda mahkeme ediliyorlar İstanbul’da Şafak Kurt ve Mecit Şahinkaya. Umarım bugün tahliye edilirler.

Kıymetli yazar Ali Ünal neredeyse 10 seneyi bulacak cezaevinde. İzmir, Buca’da böyle dağın başı denilebilecek ücra bir cezaevinde, tek kişilik hücrede bu insan hapsedilmiş durumda. Bir bilim insanı, Arapça ve İngilizceyi anadili gibi konuşup yazabilen, seri bir şekilde kitap üretimi yapmış, yazmış, çizmiş, düşünen, yazan bir insan elde hukuki hiçbir delil olmadı. “Vay efendim sen terör örgütün yöneticisin.” diyerek 19 yıl cezalandırıldı. Bakın neymiş? 13 ay sonra zaten iddianame hazırlanmış. İddianame hazırlanmadan önce gözaltına alındığında da hakim kararı olmaksızın evi aranmış, aileye ait para ve kişisel eşyalara el konulmuş, Kendisi; “Suçum ne?” diye sormuş, “Sen merkezde öğrenirsin suçunu, yürü.” böyle muamele et. Sonra dosyaya erişim engellenmiş, gizli kararı yokken, şiddet içeriği içeren bir suç yok ortada. Yazan bir insan, kitaplar, makaleler yazan. Tüm bu yaptığı ifade özgürlüğü ancak “Sen anayasal düzeni ortadan kaldırdın, örgüt yöneticisisin.” diyerek ağır bir şekilde yıllardır cezalandırılıyor. Neymiş? Bankasya’da hesabı varmış, televizyon programında görüşlerini gündeme getirmiş, yazılarında görüşlerini gündeme getirmiş. HTS kayıtları hakim kararı olmadan elde edilmiş. Cep telefonu incelemesi sırasında avukatı yanında yokmuş. Kakao Talk isimli bir program, yasal bir program telefonunda var diye kıyamet koparılmış. Tutuklandıktan 17 ay sonra yargılamalar başlamış. Tanıklar da bir suç isnadında bulunmamış. Hatta kalkıp, “Yeğenin de soruşturuluyor.” denilerek dosyaya böyle evraklar konuldu. Ya sana ne kardeşim? Yeğeninden ne ? Allah Allah işte Türkiye’de hukuk yok ya. Cezai sorumluluk doğuracak hiçbir şey yok ortada. “Entelektüel etki var.” denilmiş. Bakın mahkeme kararlarında var. “Entelektüel etki işte. Yöneticidir.” denilmiş. Yıllarca cezalandırıyorsun sen insanı. Bu insan hala cezaevinde. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu konuda bir karar vermeli arkadaşlar. Türkiye’de hukuk yok. Türkiye’de bir entelektüel, bir yazar, bir düşünce insanı zindanlarda çürütülüyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne sesleniyorum. 7292/23 numarası ile başvuru yapılmış 21 Ocak 2023’te. Hala bir karar yok. 3 yılı geçmiş ve beklemede. Bir an evvel bu konuda AİHM karar vermeli.

Türkiye cezaevleri ile ilgili bakın size bir tablo. Ülkemizde 25.177 üniversite mezunu ve 274 doktoralı insan cezaevindeymiş arkadaşlar. Memleketin hali bu. Şu anda Türkiye cezaevleri dünyanın birincisi. En yüksek düzeyde eğitim alan kişilerin cezaevinde olması açısından birinci sıradayız. Neden? Çünkü böyle işte görüyorsunuz. Ortada bir suç yok. “Efendim sen benim siyasi görüşüme uymadın. Sana üyelikten, olmadı yöneticilikten ceza veriyorum, gir içeri.” deniliyor. O zaman ne olur? İşte bir sürü doktoralı insan cezaevlerinde. Memleketin hali bu arkadaşlar.

Kocaeli 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nden de bize başvuru var. Kürtçe kitapların alımı konusunda çok böyle yokuşa sürmeler var. Almamışlar bir Kürtçe kitabı. “Efendim Kürtçe kitabın çevrisini yap. Parasını da sen ver. Ondan sonra bakarız.” Verememiş adamın cebinde beş kuruş yok mahkum. “Efendim yaptıramadın tercümesini alamayız kitabı.” Ya sen devletsin kardeşim. Vatandaşına anayasal bir hizmet sunmak zorundasın. Vatandaşının parası olmayabilir. Bir çevirmenle çevirt. Yasaya aykırı bir şey varsa alma kitabı tamam ama  sen vatandaşa “Çeviriyi de sen yapacaksın.” O zaman demek ki Kürtçe’ye yönelik baskılar bitmemiş ve halen devam ediyor. Mesela mahpus önceden yoktu, bu da yeni böyle baskı artsın. Cezaevlerinde koğuşlar arası mektup pulsuz gönderilir çünkü arada PTT görevlisi yok ki. Memura veriyorsun, diğer koğuşa götürüyor mektubu. Burada parasal bir durum yok, pulluk bir durum yok. “Yok efendim, koğuşlar arası mektuba da pul yapıştıracaksın.” Mahkumun parası yok ya, para verdirsin, işi yokuşa sürdürsün. Bakın, yine bir kişiye mektup gönderiyor. Diyelim ki bir aileye adam mektup göndermiş. Babaya göndermiş. Bir de işte küçük çocuğuna da “Ne haber çocuğum?” gibi ufak bir ek mektup göndermiş. “Yok efendim. Bir mektupta ancak bir kişiye gönderilir. Ailenin diğer ferdine gönderilmez. Mümkün değil.” gibi böyle şeyler var. Amaçları işi yokuşa sürmek. İnsanlar haberleşemesin. İşte bu Kocaeli F2’de çok böyle problemler var. Kürtçe kitap için mahpustan tercüme ücreti habire istiyorlar.

Bakın size Sağlık Bakanlığı’nın Kocaeli’ndeki hizmetleriyle ilgili skandal bir durumunu göstereyim. Ben 8 yıla yakındır milletvekiliyim ve bir hekimim. Meclis Sağlık Komisyonu üyesiyim. Engelli Bireylerin Sorunlarını Araştırma Komisyonu üyesiyim ve Yenidoğan Bebek Komisyonu üyesiyim çünkü görüyorsunuz sağlıkla ilgili çok önemli takipler yapan komisyonların üyesiyim. Peki Kocaeli’ndeki sağlık hizmetleriyle ilgili 8 yıla yakındır yaptığım eleştiriler haklı mı haksız mı onu soruyorum? Haklılığı şu listede ortaya çıkıyor. Kocaeli’ndeki sağlık hizmetleri Türkiye çapında kaçın sıradaymış biliyor musunuz? Bakın 61. sırada. 52 puan vermişler. 52,81 puan. Kocaeli’ndeki sağlık hizmetleri; Kocaeli Türkiye’nin 10. büyük şehri, hem sanayinin orada olması, nüfus açısından. İlk 10’da olan bir kenttir. Ancak sağlık hizmetleri 61. il seviyesinde. Kocaeli İl Sağlık Müdürlüğü’ne sesleniyorum. Kocaeli Valiliği’ne sesleniyorum. Sağlık Bakanlığı’na sesleniyorum. Bu ne haldir kardeşim? Biz zaten biliyoruz Kocaeli’de hastaneler yapılıyor diye temeller atılır. Ortada 7-8 yıl hastane olmaz. İstisnasız tüm hastanelerin yapımı gecikmiştir. Müteahhitler kaçmıştır. Şu anda bakın yıllardır yapılıyor Derince’de diş hastanesi halen bitmemiş. Körfez’de devlet hastanesi halen bitmemiş. Kocaeli Devlet Hastanesi, İzmit Seka Devlet Hastanesi atıl hale getirilmiş. Kartepe’de, Başiskele’de hastane var mı? Yok. Millet sıra bulabiliyor mu? Yok. Kocaeli Şehir Hastanesi’ne herkes gitsin diye diğer hastaneleri atıl duruma getirdiler. Mesela Darıca’daki Eğitim Araştırma Hastanesi, bir akademik personeli olan hastane olması gerektiği halde bir devlet hastanesi pozisyonunda şu anda. Kardeşim biz kaç yıldır söylüyoruz. “Ya Ömer Bey sen muhalefet ediyorsun, doğru söylemiyorsun.” diyorsun. Al işte sonunda bakın, istatistikler bizi doğruluyor. Biz boşuna mı konuşuyoruz kardeşim? İşimizi doğru dürüst yapın. Kocaeli Valiliği, Kocaeli İl Sağlık Müdürlüğü. Şu ne haldir ya? Bir hesap verin. Telefon ediyoruz, telefonlarımıza çıkmıyorlar. Telefonlardan kaçıyorlar.

Ancak şunu biliyorlar, bakın; geçtiğimiz gün Gebze’de bir hemşire hanım bir cani insanın saçı örgülü bir kadını öldürüp onun saç örgüsünü alıp “İşte bak kadından geriye kalan bu vardır.” diyen bir cani insanı eleştirmek için hemşire hanım saçını ördü. Sadece saç ördü, saç. “Vay efendim sen nasıl teröristleri desteklersin?” diye hemşire hanım açığa alındı. Böyle bir ülkede sen sağlıkta ileri gidebilir misin arkadaşlar? Bakın tek açığa alınma nedeni bu. Hemşireliğini yapamıyor şu anda. “Vay sen nasıl saçını ördün?” Ya arkadaş, şimdi gülsem mi ağlasam mı ya? Memleketin hali bu. O yüzden, bakın Kocaeli 61. sırada olur. Sağlık müdürünü arıyoruz. Bu nasıl haldir kardeşim? Bunun için mi siz bu kişiyi açığa alıyorsunuz diyince diyoruz. Onlar telefonlardan kaçıyor. Diyecek kelimeleri yok. Yukarıdan emir gelmiş. “Açığa al kardeşim.” ya kadın saçını ördüğü için şu anda işini yapamıyor arkadaşlar. Gidin sorun kendisine ya. Kadınlar bunu duysun. Saç örme suçu çıkarılmış şu anda. Gülsek mi, ağlasak mı arkadaşlar? İşte durum bu.

Bakın durumun bu olduğu ülkede neler yaşanıyor? Adalet Bakanlığı’na bir sürü soru önergesiyle cezaevlerinin durumunu sormuşum. Tam bir rezalet. Biz neler neler soruyoruz, bir sürü şikayetleri soruyoruz. Bize gelen cevaplarda; “Hiçbir şey yoktur. Dört dörtlük işler yürümektedir cezaevimizde. Tüm iş ve işlemlerin mevzuat hükümlerine uygun olarak yürütüldüğü bellidir. Soru önergesindeki iddiaların hepsi yalandır.” arkadaş bir olur iki olur, binlerce soru önergesi veriyorum. Ben Adalet Bakanlığı’na çok soru önergesi veren milletvekiliyim en çok cezaevlerinde dolaştığım için meseleleri biliyorum. Binlerce insanla yüz yüze görüşüyorum, mektuplarını okuyorum. Soruyoruz, “Ya hiçbir şey yok. Tertemiz” diyor. Bakın, cevaplar böyle. Hepsi rezalet. Neler neler sormuşuz; “Hiçbir şey yok.” 87 yaşındaki adam perişan cezaevinde kalıyor, ölmek üzere. Soruyoruz, “Efendim hiçbir sıkıntı yoktur.” cevabı geliyor. Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi ile ilgili bir sürü şey sormuşum. Hiçbir sıkıntı yoktur. Muğla, Seydikemer Eşen Cezaeviyle ilgili sormuşum. “Hiçbir sıkıntı yoktur.” Remzi Uçucu İzmir 1 No’lu  F Tipi Cezaevi için 50 tane belki şikayet yazmış. Mahpus. Cevap? “Efendim, tüm işlemler mevzuata uygundur. Hiçbir sıkıntı yoktur.” Bakın insanın bir yüzü kızarır ya! Bunları kim imzalıyor, kim bakıyor, bu ne rezalettir? Ben millet adına soruyorum bir milletvekili olarak. Böyle cevaplar nedir ya? Allah aşkına! Bunları kabul etmiyoruz.

Kimsesiz bir çocuk devletin kurumlarında yetiştirilmiş, daha sonra memur olmuş, sonra memurluktan atılmış. Soruyoruz Aile Bakanlığı’na; “Doğrudur, bu iş böyledir.” Diyor.

Üsküdar Çocuk Şube’de 15 yaşındaki kız çocukları kötü muameleye uğramış. Gün boyu aç bırakılmış, avukatsız ifadeye zorlanmış. Bunu soruyoruz kime? Aile Bakanı’na soruyoruz. Aile Bakanı Mahinur Hanım  bize diyor ki; “Efendim bize yönelik bir başvuruları yok. Bunlarla bizi ilgilenemeyiz.” ya sen Aile Bakanısın. 15 yaşındaki çocuk, Üsküdar Çocuk Şube’de kötü muameleye maruz kalmış, gün boyu aç susuz bırakılmış, hakaretler görmüş, avukatsız ifadeye zorlanmış bir çocuk. Bundan sen sorumlu değil misin sayın Aile Bakanı? Aile ne işlerle uğraşıyor? Aile ne işle uğraşıyor? Bir tane çocuğun karakolda kötü muamele görmesiyle uğraşmıyor musunuz? Ailenin hakkı savunması gerekmiyor mu? “Efendim bize başvurusu yok.” tamam başvurmuş işte. Ben başvuruyorum. Çocuk bana başvurmuş. Ben de sana başvuruyorum. Cevap ver. “O başvurmamış.” tamam ben başvuruyorum. Bana cevap ver. “Yok efendim işte…” hemen sümenaltı. Memleketin hali bu arkadaşlar. Gel de saçını başını yolma bakın. Kaç tane burada soru önergesi cevapları rezalet. Peki biz bunları böyle burada mı bırakıyoruz? Biz bunları tüm Avrupa’ya ve uluslararası kuruluşlara da götürüyoruz ve onlara da sunuyoruz. Başvurularımız, raporlarımız, uluslararası başvurularımız tabii ki oluyor, olacak. Türkiye bizi duymazsa duy bizi Avrupa diyoruz ve tüm dünyanın bu ülkedeki hukuksuzlukları duymasını gerektiğini söylüyoruz sevgili arkadaşlar.

Son olarak cezaevlerinden bize gelen mektuplar var. Yüzlerce sayfalık mektuplardan kısacık aldığımız özetleri de burada sunmak isterim yoksa bu üstümde vebaldir.

İrfan Yılmaz, Silivri 2 No’lu Kapalı Cezaevi’nden yazmış sayfalarca mektup. Sadece bir paragraf size özetliyorum; “%96 engelliydim. Cezam onanınca hastane yerine cezaevine götürüldüm. Çok zor durumdayım, arkadaşlarım olmasa yaşayamam. Bir an evvel Adli Tıp Kurumu’na götürülmem gerekiyor, bana yardımcı olur musunuz?” %96 engelli, adamın elini kıpırdatacak durumu yok. Tüm işleri, tuvalet işleri bile mahpus arkadaşları tarafından yapılıyor. Engelli , yatalak adam. Cezaevine koymuşsun. Ya, doktor rapor da vermiş ama savcı diyor ki: “Hayır doktor raporunu takmam, o adam cezaevinde kalacak.” durum bu. Adli Tıp Kurumu da demiş ki: “Tamam bu kişi cezaevinde kalamaz.” Orada bir tane savcı diyor ki: “Efendim ben böyle karar verdim.” o zaman gazeteciliği kapatın, tıp fakültelerini kapatın, milletvekilliği yaptırmayın. İşte ülkenin hali bu arkadaşlar.

Mehmet Akdemir, Antalya Yüksek Güvenlikli Hapishane’den bize başvurmuş; “ Ümit Çobanoğlu, Gürkan Türkoğlu, Tahsin Sağaltıcı ve Hüseyin Özen ile beşimiz hasta ve yaşlı olan Hüseyin Özarslan, yüksek tansiyon hastası ve diğerleri evlerimize yakın ve kuyu tipi olmayan hapishanelere sevk edilmeliyiz. Engellenen tehlikeli şiirimizi size yolluyorum.” diyor. Gönderdiği şiiri de okudum, hiçbir şey yok. Birilerinin kafasına uymadığı için bize gönderilmesi bir müddet engellenmiş.

Remziye Meral Turmuş, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nden; “Telefonla görüşme sorunları yaşıyoruz. ACEP kabini yankı yapıyor, çok sorunlu. 3 haftadır telefonla görüşemiyoruz. Zaten 30-60 dakika değil, 10 dakika. Ne kadar görüşmesek o kadar kar diye bakıyorlar. Kantine çıkamazsın, talebin reddedildi deniliyor. Ayrıca çamaşırlar çok seyrek alınıyor. Astımım var, bu da beni çok rahatsız ediyor. Hastalığımız artıyor. Yastıklar kirli, sık yıkayamıyoruz, alerji toz yapıyor. Sorunlar çok keyfi ama yarattığı mağduriyetler çok büyük.” diyor. Remziye Meral Turmuş, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nden.

Barış İnan, Kocaeli F Tipi Hapishanesi’nden yazmış; “ Sağlık muayenesinde kelepçemin açılmamasıyla ilgili hukuki mücadelemi yürütüyorum. Fakat bir de kış olmasına rağmen kapüşonlu giysilerimiz verilmiyor. Hem üşüyeceğiz hem de madden zarar edeceğiz. Bu ne hal? Bu hukuksuzluk, bu saçmalık nedir?” Adamın kapişonu, kazağı var, onu vermiyorlar. Neden? İşte abuk sabuk gerekçeler. İnsanlar hem üşüyor hem de madden zarar ediliyor.

Güngör Karagün, Sakarya L Tipi Kapalı Cezaevi; “ 15 Temmuz akşamı hiçbir şeyden haberimiz yoktu. Daha sonra beraat ettik. Yargıtay kararı bozdu ve müebbet verilip onandı. İki çocuk babasıyım. Erkek çocuğum 6 yaşında, kız çocuğum 2 yaşında. Oğlum ilkokula başladı, görmedim. Kızımı ise ömrüm boyunca 1,5 saat gördüm. Çocuklarım babanın ne olduğunu sadece isim olarak biliyor. Kızım ise babasını tanımıyor. Halimiz bu.” diyor mahmus. Cezaevlerinden feryatlar yükseliyor arkadaşlar. Bunlar bakın sayfa sayfa yazılan mektuplar, ben size iki üç cümleyle özetliyorum.

Özlem Artan, Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “ Eşim Konya Ereğli’de, eş birleşimi için gayret ediyoruz fakat hala bunu sağlayamadık. Zor durumdayız, yardımınızı istiyoruz.” Diyor.

Veysel Topçu, Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde; “ Annem Ordu ilinde ikamet ediyor ve çok yaşlı, yanıma gelemiyor. Onun yanına nakil istiyorum, göndermiyorlar. 17 Kasım’dan itibaren süresiz açlık grevine başladım. Aile yılı ilan ettikleri yılda bile ailelerin taleplerine kulaklarını tıkıyorlar.” Diyor.

Aytaç Ünsal, Edirne F Tipi Hapishanesi’den; “ Hak gasp edilerek, sevkler keyfi biçimde engellenerek analara, babalara da acı çektiriliyor. Yeni Şafak Gazetesi cevap versin. Gannuşi’nin 3 günlük açlık grevini haber yapan gazete… fakat ülkesinin hapishanesine kör olan bir gazete… Filistinli tutsakların açlık grevlerine haber yapıyorlar. Ne diyorlar biliyor musunuz? Siyonistler tutsağı açlığa terk etti. Ya Türkiye’de açlık grevindekileri niye haber yapmıyorsunuz?” diye soruyor Aytaç Ünsal, Edirne F Tipi Cezaevi’nde.

Aytaç Ünsal, Edirne F Tipi Cezaevi’nden; “ Nisa Taşdemir’in o kömür bedeninde, harekete geçmesi gerekenlerin ‘bir bekleyelim görelim’lerinin payı çok büyüktür. Emperyalizmin işgali sömürüyü açıkça savunduğu, AB emperyalizminin göçmenler için işkence yasağını esnetmeyi tartıştığı bir dünyadayız.” diyor.

Murat Çınar, Antalya Yüksek Güvenlikliği Cezaevi’nden; “ 15 Temmuz 2016’da üniformasını 28 yıl boyunca şerefiyle taşımış F-16 pilotu Kurmay Albay idim. Doktora tez hocamın daveti üzerine ODTÜ’deydim. Kendi tezimin kitap haline getirilmesiyle ilgili olarak hocamla çalıştık. Sıradan bir gündü. Gece 22’ye doğru Akıncılara beni çağırdılar. Tuzağın içine düştük. Aleyhimde tek delil olmadığı halde baştan sona haksız ve hukuksuz yargılama ile ağırlaştırılmış müebbet hüküm verildi. Öylesine korkunç bir propagandaya maruz kaldık ki toplum neyin gerçek neyin yalan olduğunu anlamadı. Bize ve ailelerimize yapılanın bir benzeri var mı?” diyor.

Ecevit Bülent Gökalp, Adana T Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış bana ; “Aylan bebek davasında ismim geçmişti ancak dosyada Aylan bebeğin ismi bile yok. Hiçbir alakamız olmayan bu dosya ile yargılanıyoruz. 187 yıl cezaya mahkum ettiler. Dosyayla alakamız yok. Ağır bir şekilde haksızlığa uğradık. Kumpasa uğradık.”

Mahir Can Ada, Giresun L Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “  10 yıldır yatıyorum. Gözlem kurullarına çıkıyorum, düşüncelerim sorgulanıyor. Düşüncelerime hakaret ediliyor. Hukuki yollarla ve itirazla sonuna kadar teşhirleri yapıyorum. Bize yapılanlara duyarsız kalmayın.” diyor.

Selim Mahmut, Giresun L Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “Ben Selim Mahmut. Giresun Espiye Cezaevi’ndeyim. 31 yıla yakındır cezaevindeyim. 31. yılda bırakılmam gerekiyordu fakat kurul uzattı. Bana sergilenen bu tavır milyonlara sergilenmektedir. Barış süreci böyle mi tesis edilecek? Böyleyse bize uzak olsun.” diyor.

Sinan Çetin, Kırşehir S Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “15 Temmuz gecesi öncesinde çalışarak hayatını kazanan bir er iken emirlere uydum. Kışladan çıkarıldım. Ama darbeci ilan edilerek ağır bir şekilde cezalandırıldım. Hapse girdikten 2 ay sonra annem beyin kanaması geçirdi üzüntüden cenazesine bile gidemedim annemin. Bayramlarda koğuşta yakınlarımdan mektup bekliyorum, gelmiyor. Annemin mezarına gitmek istiyorum, gidemiyorum. Yerini bile bilmiyorum. Bu başıma gelenler nedir? Bir Erdim ben.” bakın memlekette insanların başına ne hal geliyor arkadaşlar.

Furkan Hatayoğlu, Bandırma T Tipi Cezaevi’nden yazmış; “ İlk cezaevine girdiğimde 18 yaşındaydım. Gözaltına alındığıma bile inanamadım. ‘Tutuklanmam’ dedim, tutuklandım ve cezaevine girdim. Tahliye edilmeme rağmen yine beraat edeceğime inanıyordum ama ceza verildi ve tekrar cezaevine girdim. Bu denli inanılmaz şeyler yaşadım. Burası insana hayatın kıymetini, sevdiklerinin değerini hatırlatıyor. Yaşananlar üzüntüye sebep olsa da karamsar değilim, kendimi geliştiriyorum. Tam hayata atılmışken tekrar cezaevine girmek çok üzücü ama yine de gayret ediyorum.” diyor Furkan Hatayoğlu, Bandırma T Tipi Cezaevi’nde.

İsmail Aydın, Bursa H Tipi Cezaevi’nden bize yazmış; “ 15 Temmuz lanet darbe girişimi gecesinde Atatürk Havalimanı’nda tek kurşun bile sıkmadığım halde ve sonunda serbest bırakıldığım halde tekrar tutuklanarak cezaya çarptırıldım. Bu haksızlık ve hukuksuzluk çok fazla. Oysa Türk Telekom davasındakilerin Yargıtay kararı bozuldu. Bu kararın bize emsal olması gerekiyor. Fakat biz hala mağduruz. Hiç kimseyle bir bağımız yok. Bizim durumumuzu dile getirin. Annem çok üzülüyor Ömer abi.” demiş. Bana böyle samimiyetle vekilim de dememiş. Abi demiş. Kendisine çok yakın görmüş bu gariban er. “Annem çok üzülüyor, perişan oluyor.” diyor. Ailelerin perişan olduğu, yıkıldığı, insanların üzüntüden kahrolup kanser olduğu, öldüğü bir ülkedeyiz arkadaşlar.

Arkadaşlar bir başka rezalet de Dilovası parfüm deposu yangınında yaşandı. Ne oldu? 3 ay geçti, daha dün iddianame ortaya çıktı. Kamu görevlilerini yargılayacak iddianame var mı? Yok. Üç ay sonra ne oldu biliyor musunuz? Açığa alınan kamu görevlileri iade edildi. SGK il müdürü, İşkur il müdür iade edildi. Şu rezalete bakın. 7 kişi kömür oldu kömür. Aileleriyle konuştum. Kadın diyor ki: “Çocuğumun, kızımın bedeni bir avuç kömürdü. Yıkamadık.” diyor.  “İmam neyi yıkasın? Kömür olmuş bir beden ufacık. Kafası şu kadar yumruğum kadar olmuştu kızımın. Yana yana kömür olmuştu. Cesedini böyle gördüm bir anne olarak. Adalet istiyorum.” diyor. Ne yapıyorlar? Üç ay sonra görevliler göreve iade ediliyor. Hiç gidip bir gün bakmamışlar o ruhsatsız yere ve sonunda insanlar kömür olmuş, yanmışlar, kül olmuşlar ve sonra da herkes işinin başında, görevine devam ediyor arkadaşlar.

Bugün de basın toplantımızı burada bitiriyoruz. Hepinizi sevgi saygıyla selamlıyorum vse bu hukuksuzlukların bir an evvel bitmesi gerektiğini söylüyorum.

Yorumlar