25 Mart 2026
Birçok hak ihlali var ama öncelikle halkın bayram kutlama isteğine yönelik ağır polis muamelelerini burada gündem etmek istiyorum Newroz tüm Orta Doğu’da farklı ülkelerde de kutlanan Türklerin milli bir bayramı ve bu bayram yıllardır kutlatılmak istenmedi. Çok zorbalık yapıldı, yokuşa sürüldü. En sonunda meydanlarda newroz kutlamasına izin verilmeye başlandı ama 1.5 yıldır süren barış sürecinin de aksine meydanlarda özellikle Kocaeli’de, Kocaeli Newrozu’nda Kocaeli Emniyet Müdürlüğü’nün çok olumsuz muamelelerini gördük. Meydana Selahattin Demirtaş resimli atkılar alınmak istenmedi ancak ben boynuma sararak bu atkıyı miting alanına alabildim. Düşünün, böyle inanılmaz hadiseler yaşatıldı. Trajikomik hadiseler yaşatıldı. “Efendim, yelken afişin plastik sapı var, alamayız.” Diye bir sürü yokuşa sürme yapıldı. Aslında Diyarbakır, Van, Amed’deki, İstanbul’daki birçok mitingde hiç böyle bir yokuşa sürme yapılmadı. Afişler, saplarıyla beraber miting alanlarına alındı. Ancak Kocaeli’de böyle yapılmadı. Kocaeli’de bu talimatları kim verdi? Kocaeli Valisi mi, Kocaeli Emniyet Müdürü’ne verdi? Yoksa Kocaeli Emniyet Müdürü Faruk Karaduman ve Kocaeli Emniyet Müdür Yardımcısı Zafer Güven mi kendi kafalarından bu halkın hakkını çiğneyen uygulamalara imza attılar? Siz kim oluyorsunuz da anayasal toplantı ve gösteri hakkını birtakım yokuşa sürmelerle baltalamaya çalışıyorsunuz? Bu iki kişiye soruyorum, bu iki yetkiliye soruyorum. Eğer ki Vali’den İçişleri Bakanlığı’dan bu talimatı almamışsanız ki almadığınız hissediliyor çünkü farklı illerde böyle Selahattin Demirtaş resimli atkıları almama veyahutta afişlerin plastik saplarını almama gibi saçma uygulamalar yapılmadı. Siz tamamen keyfi bir şekilde bu uygulamayı yaptınız ve bu afişleri plastik saplarıyla alınmamasıyla ilgili tartışma çıkınca da vatandaşlar hiçbir şey yapmamışken durup dururken onların üzerine polisleri saldırtıp darp ettirerek gözaltına aldırdınız. İlçe eşbaşkanımız Ömer Yıldız ve Gebze ilçe yönetim kurulu üyelerimizden Ferdi Gülkırmızı dahil dokuz kişi gözaltına alınıp ifadeleri alındı ve ağır bir şekilde darp edildiler. Kimsenin bunu yapmaya hakkı yok. Demokrasilerde milli iradenin beşiği olan demokrasilerde asıl olan vatandaşın hakkıdır. Yürütme vatandaşa hizmet etmek için vardır. Polisi, emniyeti, valiliği, herkes vatandaşa hizmet etmek için vardır. Vatandaşın hakkını gasp etmek için değil, onu engellemek için değil, toplantı ve gösteri yürüyüşünü anayasa madde 34’ü engellemek için değil, onun önünü açmak, onun hakkını yerine getirmesi için vardır. Bunu Polis teşkilatına buradan duyuralım tekrar. Kendi kafanıza göre iş yapmayın. İçişleri Bakanı Sayın Mustafa Çiftçi’yi de aradım, Kocaeli Emniyeti’ne şikayet etti. “Siz mi bu talimatları verdiniz Sayın Bakanım?” dedim. Bu müdür ve müdür yardımcısı hakkında Faruk Karaduman ve Zafer Güven hakkında derhal bir soruşturma başlatılmalı ve görevlerinden alınmalıdırlar çünkü bu insanlar kendilerini halkın üstünde görmekte, görevlerini kötüye kullanmakta ve suç işlemektedirler. Haklarında suç duyurusu yapıldı. Durup dururken vatandaşın hakkını çiğnetmiş ve darp ettirmiş, gözaltına aldırmış, ilçe eşbaşkanımızın yüzünde kesi olmuş ve üç dikiş atıldı.
Sevgili arkadaşlar şunu da söyleyeyim. Sayın Selahattin Demirtaş’ın atkısını içeri aldırmamakla nereye varacaksın Kocaeli Emniyet Müdürü? Kocaeli Valisi sen de duyuyor musun bunu? Senin talimatınla, onayınla mı oldu bunlar? Yoksa Kocaeli Emniyet Müdürü ve Yardımcısı seni de mi çiğneyerek böyle saçma işlere imza attı? Gördüğünüz gibi bakın zor bela, Selahattin Demirtaş atkısını ben vatandaşın boynundayken içeri alınmayan bu atkıyı kendi boynuma alarak alana giriyorum. Türkiye böyle bir yer. Yetkililer bilsinler, Selahattin Demirtaş atkısından korkanlar bilsinler, atkıdan korkanlar şunu iyi bilsin yarın öbür gün Selahattin Demirtaş geri gelse ne yapacaklar? Atkısından bu kadar korkan Selahattin Demirtaş’ın kendisini görse ne yapacak? Demek ki bu korku 10 yıldır Sayın Demirtaş’ı cezaevinde tutturuyor. Onlar bilsinler ki; Selahattin Demirtaş’ın atkısını içeri aldırmamakla ona yönelik sevgiyi engelleyemezler. Onun sevgisi milyonlarca kişinin kalbindedir. Kalbinden de mi alıp söküp atacaksınız? Atkıyı içeri almamaya çalışıyorsun, Demirtaş sevgisini vatandaşın kalbinden de mi atıp sökeceksin? Bu ne güçsüzlüktür? Bu nasıl bir düşkünlüktür? Ben bunu yetkililere soruyorum. Biz konu hakkında soru önergelerimizi verdik arkadaşlar ve bunlar ile ilgili işlemlerimize başladık. Emniyetteki bu ihlalleri yapan tüm yetkililer hakkında soru önergelerini verdik. Sayın İçişleri Bakanı ile görüştüm. Vatandaşın hakkını çiğneyenler hakkında sanırım işlem başlatıp gereken cezalandırmaları verecekler ve ayrıca adli olarak da suç duyurularımızı yaptık. Gerekenlerin yapılacağını düşünüyorum. Hiç kimse vatandaşın üstünde değildir. Sen memursun kardeşim. Polis memuruna bunu söyleyeyim. Sen vatandaşın verdiği vergilerle maaş alan bir insansın. Sen vatandaşın hakkını zorbalıkla çiğneyen bir kişi olamazsın. Anayasayı çiğneyerek, vatandaşı darp ederek, kafasını gözünü kırarak nereye varmak istiyorsun? Ne yapmaya çalışıyorsun? Elindeki kolluk gücünü anayasayı çiğneyerek mi kullanmaya çalışıyorsun? Bunların mutlaka hukuken hesabı sorulacak. Yasama alanında da hesabı sorulacak. Gereken çalışmalarımızı yapıyoruz sevgili arkadaşlar.
Sevgili arkadaşlar, Dilovası parfüm deposu yangınından 4,5 aydan fazla bir süre geçti. 8 Kasım 2025’te 3’ü çocuk, 3’ü kadın, 1’i erkek, 7 kişi katledildi. Resmen bir cinayet hatta katliam yaşandı ve kamu görevlileriyle ilgili herhangi bir iddianame halen hazırlanmış değil. Sadece patron ve adamlarını, çocuklarını suçlayan bir iddianame var ve mahkeme ancak dün 24 Mart 2026’da ancak başlayabildi ama eksik başladı. Bakın şöyle, korkunç bir yangın yaşatılmıştı ve ardından yangının yaşatıldığı yerde gereken bilirkişi raporu alınmadı. Alınan raporu eksik, yetersiz buluyoruz ve tekrar bir rapor alınmaması için de sanırım binayı hemen yıktılar. Bina yıkıldı. Avukatların tekrar bilirkişi raporu isteği var ancak bina yıkıldı ve sonuçta bu suçlar örtbas edildi. Ne oldu? İşte bu insanlar vefat etti arkadaşlar ve hiç kimse doğru düzgün bir hesap vermedi. Gencecik kız çocukları bakın. Kız çocukları, yetişkin, yaşlı teyzeler, ablalarımız vefat etti. Yazıklar olsun, 4.5 ay aradan geçmiş, bu patronun pervasız bir şekilde fabrikayı yönetmesi ve en sonunda da burada bir katliam meydana gelmesi konusunda yeterli denetimi yapmayan kamu görevlileri hakkında şu anda hala bir iddianame yok arkadaşlar. Bu nasıl bir devlettir ya? Hiç utanmıyor musunuz? 7 insan cayır cayır yanmış, buradaki yolsuzlukları, usulsüzlükleri denetlemeyen kamu görevlileri hakkında halen tek bir suçlama yok, iddianame yok. İşte patron ve birkaç kişiyle ilgili bir mahkeme başladı. İstifa eden var mı? Yazıklar olsun, o da yok. Açığa alınanlar iade edildiler. Böylece bütün yetkililer temizlenmiş durumda. Patron Kurtuluş Oransal cezaevinde kalp krizi geçirdi, öldü. Biz dün mahkemedeydik. Kocaeli Kandıra Cezaevi Kampüs mahkeme salonlarındaydım arkadaşlar. İsmail Oransal, Kurtuluş Oransal’ın oğlu, bütün suçu ölmüş babasının üstüne atıyordu. Diğerleri de anlaşılan böyle yapacak. Kamu görevlileri yargılanmıyor. Yargılananlar ölmüş kişinin üstüne suçu atacak ve böylece bu işten kurtulacaklar. Yazıklar olsun ya. Yazıklar olsun sana Kocaeli Milletvekili Cemil Yaman sana da yazıklar olsun. Bu halkın oylarıyla geldin milletvekili oldun. Bu konu yıllardır o kadar ayaklar altına alınmıştı ki Cemil Yaman, 2021’de yıkılması gereken binayı yıktırmadınız ve en sonunda bu ruhsatsız yerde bir katliam oldu. Peki mahkemeye geldin mi? Hayır gelmedin. Peki bu konuda bir açıklama yapıyor musun? Hayır. Bu konuda açıklama yapan bizlere hakaret etmekle meşgul kendileri ve bu katliamla ilgili tek bir araştırma içinde değiller kendileri ve kalkmış bana dil uzatıyor aklınca. Biz dün mahkemedeydik, halkımızla birlikteydik, onların ellerini tuttuk, gözyaşlarını silmeye, dindirmeye çalıştık ve halkımızla bir olduk. Siz paranın, menfaatin, çıkarın hakkı için sustunuz. Biz konuşmaya devam edeceğiz. Halkımızın temsilcisi olmaya devam edeceğiz. Bunu herkes bilsin. Dilovası halkı bilsin bunu. Kocaeli halkı bilsin bunu. Bakın bir katliamı nasıl örtbas ettiklerini ben size anlatıyorum burada. Kamu görevlileri ne zaman yargılanacak? O binayı zamanında yıktırmayanlar, o ruhsatsız yerde o gariban işçileri çalıştıranlar, bütün bunlara göz yumanlar. Çalışma Bakanı ne zaman yargılanacak? Yanmış binanın yanında Çalışma Bakanlığı binası İşkur vardı. Hiç utanmıyorlar. Yüzleri kızarmıyor bu yetkililerin arkadaşlar. Çalışma Bakanı, Kocaeli Valisi, Kocaeli Büyükşehir Başkanı, Dilovası Belediye Başkanı, Dilovası Kaymakamı hepsinin istifa etmesi lazım. 140 gündür ben bunu söylüyorum. Hiçbirinin yüzü kızarmıyor. “Nasıl olsa öyle bir gelenek yok gözümüzü yassılayıp önümüze bakalım. Nasıl olsa kimsenin umurunda değil. Bu memlekette istifa geleneği yok.” diyerek devam edip gidiyorlar. Kabul edilecek bir durum değil arkadaşlar. Ben her gün sosyal medyamdan bu beş yetkilinin istifa etmesi gerektiğini hatırlatıyorum. Hatırlatmaya devam edeceğim. Mahkeme nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın. Hangisi istifa etmiyorsa da açığa alınanlar görevi iade edilse de ben sormaya devam edeceğim halkımın hakkı için sevgili arkadaşlar.
Hukuksuzluklar devam ediyor. İstanbul’da ve birçok ilde newroz sonrasında newroza katılanlara yönelik operasyonlar var. 1.5 yıldır süren barış sürecine rağmen “Efendim niye newroza katıldın? Birisi mi seni kattı?” diye saçma sapan sorularla en az 38 kişi gözaltına alındı ve 1’i çocuk 10 kişi tutuklandı. Arkadaşlar böyle barış mı olur? Sorarım size, böyle barış mı olur? Böyle bir kafayla siz nereye varacaksınız ben merak ediyorum gerçekten. Bu kafayla barış mı olur ya?
Bakın, Mehmet Edip Taşar, aylardır çok ağır hasta bir insandı, ölüm döşeğindeydi ve infaz erteleme alması gerekiyordu ancak infaz erteleme almasına rağmen cezaevinden çıkamadı ve dün hayatını kaybetti. Türkiye böyle bir yer işte. İnsanlar ölene kadar cezaevlerinde tutuluyor ve tabutta tahliye ediliyor. İnsanların işlediği suç veya suç ithamı ne olursa olsun bir insan cezaevinde özgürlüğünün kısıtlanmasından daha yüksek bir şekilde, daha farklı bir şekilde sağlık ve diğer hak ihlallerine uğruyorsa bu insan hakları ihlalidir arkadaşlar. “Ya işte şöyleymiş böyleymiş.” diyerek hiçbir şeyi hafife aldıramazsınız ve böylece cezaevinde insanlar ölmeye devam eder arkadaşlar. Bu kabul edilecek bir durum değil. Marmara 5 No’lu L Tipi Cezaevi’nde 27 Aralık 2022 tarihinden bu yana tutulan bir kişiydi ve hastanede yaşamını yitirdi sevgili arkadaşlar.
Mehmet Edip Taşar cezaevinde öldü gitti, fakat başka hasta mahpuslar var. İstanbul Metris R Tipi Cezaevi’nde Mehmet Gürler ağır MS hastası ve bu 15 Temmuz darbe girişimi davalarında aslında kendisinin darbeyle ilgili hiçbir fiili olmamasına ve Yalova’daki kamptan kalkan otobüsleri, 5. otobüsü durdururan bir komutan olmasına rağmen, “Vay sen darbecisin.” diyerek damgalanıp, tutuklanan, ağır bir şekilde ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılan ve o arada yaşadığı kötü muamelelerden dolayı MS hastalığına tutulan bir kişi. MS hastalığı son derece ciddi bir hastalık ve cezaevi şartlarında yeterli bir şekilde takip edilemedi, yeterli tedavi alamadı ve gittikçe kötüleşti bu kişi Koceali T Tipi Cezaevi’ndeydi ve ardından Covid oldu. Covid olduğu zaman hastaneye yattı, MS’i daha da kötüleşti. Eşinin onun başında durmasına bile uzun bir süre müsaade etmediler. En sonunda zor bela başında biraz durabildi. Ardından böylesine ağır bir hastayı bakın ne kadar zalimce işler bunlar. İnfaz erteleme vermediler. “R Tipi cezaevinde kalsın.” dediler. Tamam, o zaman en yakın R-tipi İstanbul’da. Adamı alıp ta Elazığ R Tipi’ne gönderdiler. 18 saat eli kelepçeli, perişan bir şekilde, ağır hasta, bütün vücudu uyuşuk bir insanı Elazığ R Tipi Cezaevi’ne gönderdiler. Orada da bir ton perişanlık yaşadı ve en sonunda tekrar kurula gönderildi. İstanbul’a tekrar gömdü. İstanbul Adli Tıp Kurumu’na yine bir 18 saatlik yolculukla gönderildi. Tam bir işkence. Uzun uzun başvuruyu okudum. Tam bir işkence yaşamış. İstanbul Adli Tıp Kurumu’ndan muayeneden sonra yine infaz erteleme veriliyor. Ardından yine R Tipi Cezaevi’nde kalsın deniliyor. “Bu sefer tamam İstanbul Metris R Tipi Cezaevi’nde kalsın.” deniliyor. Yine oraya getiriliyor. Hasta mahpus bir ton zorluklar ve kötüleşme ile bunları yaşıyor ve ardında İstanbul Metris R Tipi Cezaevi’nde. Hasta 2022’den itibaren daha da kötüleşiyor çünkü ilerleyen bir hastalık MS ve en son tomografilerde beyin sapı ve beyinciğe de, belluma da bulaştığı hastalığın görülüyor. Denge ve konuşma bozuklukları olmuş durumda. Hasta perişan durumda ve en sonunda Adli Tıp Kurumu diyor ki; “İnfaz erteleme verelim buna. Bu adamın artık cezaevinde kalabilecek bir hali yoktur.” bakın, ben bir hekimim arkadaşlar. En sonunda artık zor bela vermiş bir kurul. Adli Tıp Kurumu vermiş. Sonra ne oluyor biliyor musunuz? Bakın bütün belgeler elimde. Sonra ne oluyor? Savcı diyor ki: “Güvenlik gerekçesiyle Adli Tıp Kurumu’nun raporunu tasdik etmiyorum. Bu kişi yine cezaevinde kalacaktır.” savcı hiçbir tıbbi bilgisi olan birisi değil. “Güvenlik” diye bir gerekçe uydurmuş. Bakın şu adli tıp raporuna rağmen “güvenlik” demiş adamı cezaevinde tekrar tutmuş. Sayın savcı sen hekim misin? Allah’tan kork ya. Bu kadar ağır bir hastayı hangi vicdanla sen o cezaevinde tutturmaya devam ediyorsun ya. İnfaz hakimliğine müracaat etmişler. Böyle bir rezalet olamaz arkadaşlar ya. Bakın biraz evvel ölen hasta da aynı şekildeydi. İnfaz erteleme aldığı halde çıkamadı cezaevinden. Şimdi bu hasta için de aynı durum. Türkiye’de değişen bir şey yok arkadaşlar. Barış süreci şu bu diyorlar. Hasta mahpuslara yapmadıklarını bırakmıyorlar. Ne tahliyesi ne hali. Adam için Adli Tıp Kurumu işte gördüğünüz gibi infaz erteleme verdiği halde savcı hekimmiş gibi çıkmış diyor ki: “Yok çıkamaz cezaevinden” ya arkadaşlar kendinize de böyle işlerin yapılabileceğini düşünün ya! Böyle bir ülke olabilir mi ya! Böyle bir rezalet olabilir mi! Nerede yaşıyoruz ya size soruyorum! Bakın Şurada savcının kararı işte. Bir gerekçede yok arkadaşlar. Adli tıbbın, infaz erteleme talebinin reddine dair bir gerekçede yok. “Yani kafamdan reddediyorum kardeşim.” diyor. Böylesine bir jüristokrasideyiz yani. Yargıçlar, savcılar kendi kafalarına göre kararlar veriyor. Hekim dinlemiyor, hukuk dinlemiyor, her şey ayaklar altına alınmış. Alın, tüm belgeler elimde arkadaşlar. Adli Tıp Kurumu’nun, savcının kararları hepsi elimde. Bütün bunlar suç belgeleri. Yarın öbür gün bu iktidar gitsin, bu işleri yapan insanlar yargılanacak arkadaşlar. Öyle bir şey olamaz yani. Siz kendi kafanıza göre hasta, ölecek, perişan, felç durumdaki bir kişiyi cezaevinde nasıl tutarsınız ya? Adam oturarak büyük abdestini bile yapamıyor. Bu kadar zor durumda olan bir insanı siz cezaevinde tutmaya çalışıyorsunuz ki bu adamın darbeyle bir alakası da yok.
Bize gelen birçok hak ihlali başvurusu var. Onları anmak durumundayız. Bakın, yine bir başka hasta mahpus; Mehmet Emin Çam. Nerede? Batman Beşiri T Tipi Cezaevi’nde. 9 yıl ceza verilmiş. 4 seneden beri tutuklu. Her türlü hastalığı var. Safra kesesi, beyninde ur, böbrekte kist, gözlerde astimat miyop. Her iki kulak işitme kaybı. Çok yaşlı, perişan bir hasta düşünün. 25 Mayıs 2024 tarihinde iki sene öncesinde bir kalp krizi geçirmiş. Kapalı, tıkalı iki damarı var. Bir sürü hastalıkla boğuşuyor. Kardiyoloji, nöroloji, fizik tedavi bölümlerine gidip geliyor. Baş ağrıları var ve bu durumdaki hastaya da Adli Tıp Kurumu cezaevinde kalabilir raporu vermiş. Adamın cezaevinde ölmesini mi bekliyorsunuz kardeşim? “Babam günde 17 çeşit ilaç kullanıyor. Görüş kabinine gelinceye kadar yürümekte çok güçlük çekiyor. Her görüşmede kabindeki telefon şifresini unutuyor. Alzheimer’ı var adamın. Sürekli Adli Tıp Kurumu’ndan ret alıyor.” Diyor. Tekrar bu konuda bir inceleme yapsın Sayın Adli Tıp Kurumu Başkanlığı. Bakın vicdanen çok rahatsız edici işler bunlar. Perperişan bir hasta mahpus ve hala bu adam cezaevinde. Ya bu adamın çektiği ceza ne olacak ya? Bu adam ceza çekse ne olur, çekmese ne olur! Adam zaten yarı hayat yaşamıyor yani. Böyle bitkisel bir hayat yaşıyor ve siz onu cezaevinde tutmaya çalışıyorsunuz. Anlamak mümkün değil.
Arçelik Çayırova işletmesi çalışanları bize başvurmuş Arçelik yetkilileri duysun; “Bizi daha ucuz işçi almak için işten çıkardılar. İş akdi feshedilmiş yüzlerce işçiden biriyim. İş akdimin feshedilmesinin hukuka aykırı olduğunu düşünerek işe iade davası açtım.
Çalıştığımız iş yerinin Manisa iline taşınacağı belirtilmiş ama bu vesileyle bir fırsatçılık yaparak bizi çıkarıyorlar ve ardından hakkımız yeniliyor.” Diyor. Birçok resmi hukuki işlem çiğnenmiş Arçelik yetkilileri buna cevap versinler işçilerde ciddi soru işaretleri ve mağduriyet duygusu oluşmuş. “Yaşanan mağduriyetin ilgili kurumlar nezdinde gündeme getirilmesini istiyoruz.” diyorlar. Biz de burada gündeme getiriyoruz.
Marmara, 3 No’lu L Tipi Cezaevi’nde yatmakta olan bir mahpus için başvuru var. Bu mahpusla ilgili Salih Furkan Aydoğan, bu kişi ve onun ciddi bir iddiası var. Diyor ki; kuruldan geçebilmesi için bir memur ondan rüşvet istemiş. Biz bu başvuruyu gündem ediyoruz. Öyle olmuştur demiyoruz fakat yeterli araştırma yapılmış mı? Ciddi bir iddia var ortada ki memurun ismini de veriyor. Bizde memurun ismi. Bu ciddi iddia ile ilgili bakanlığa soru önergesi vereceğiz. Biz kesin böyle olmuştur demiyoruz fakat mahpusun ciddi bir iddiası var iken bu konu araştırılmış mıdır? Örtbas mı edilmektedir? Mahpus ve yakını bu işin örtbas edilmeye çalışıldığını iddia etmektedir. Bununla ilgili biz gereken başvuruyu yapıyoruz ve sonucu bekleyeceğiz. Şu anda başvuruyu gördük ve ardından mağdur edildiği bu olayla ilgili bu şikayetiyle ilgili mağdur edildiği tehdit edildiği yönünde şikayetleri devam ediyor. “Baban mı sana bunu söyledi?” gibi ithamlar idareden geldiğini söylüyor. “Yapmış olduğum suç duyuruları yüzünden oğluma cezaevinde her hafta disiplin cezası veriliyor.” Bizim hukuki mücadelemiz sonrası bir de mahpus cezalandırılıyor. Psikolojik baskı var.” diyor ve diğer birçok başvurusu var. “Büyük bir travma yaşıyoruz ailece.” diyor ve bununla ilgili de bakanlığın açıklama yapması gerekiyor. Biz zaten soru önergemizle de sorduk.
Diş hekimleri bize başvuruyor. Diş hekimleri artık kamuya çok az alınıyormuş ve birçok sıkıntı yaşıyorlar. Biraz gayretleri sonucunda kadro açılmış fakat çok yetersiz. Diyor ki: “314 genel diş hekimi, 207 uzman diş hekimi kadrosu açıldı ama onbinleri aşan diş hekimi var ve onlar boşta. Diş hekimliği ile ilgili bir muayenehane açmak da çok para. Birisinin yanında çalışırsan hakların çiğneniyor. Bununla ilgili çok büyük bir sıkıntı var.” diyor. Kadro sayısının açılması yönünde çok istekleri var.
Yüksel Doğan adına başvuran bir kişi Silivri 6 No’lu L Tipi’nde mahpus, koğuşta kamera sistemi nedeniyle şiddet uygulanarak tekli hücrelere alınmış. “Açlık grevinde ve bugün görüşüne gittiğimde hiç iyi değildi.” Diyor.
Safi Holding’den şikayet var. Safi Holding, biliyorsunuz iktidarın yürü ya kulum dediği holdinglerden birisi. Safiport’tan İsrail’e petrol gidiyor arkadaşlar. Defalarca bunu ispat ettik. Derince Limanı’ndan ve bu suçları işlemeye devam ediyorlar. Biz bunu belgeleriyle, delilleriyle ispat ettik. Ayrıca Safiport’taki çalışanların da bize başvuruları var. “Limanın kılavuzluk ve römorkörcülük imtiyaz hakkını kendi bünyesinde kullanmaya başlıyor ve hak çiğnemeye başlıyor. Araştırma yapılsın.” deniliyor ve birçok konuda bize başvurmuşlar. Safi Holding’in vergi kaçırdığı ile ilgili bir ihbar var. Burada bakın açıkça söylüyorum. Maliye yetkilileri ne yapıyor? Kılavuz kaptanları diyor ki: “Hakkımız çiğneniyor.” Safi Holding böyle gayet rahat bir ton para kazanıyor. 39 yıllığına Safiport Limanı’nı kiralamış, limanı genişlettikçe genişletiyor. Neredeyse Gölcük’e varacak. Habire yeni genişletmeler yapıyor. Babasının malı çiftliği gibi orayı kullanıyor ve personelinin de hakkını vermediği, kılavuz kaptanların hakkının çiğnendiği yönünde çok ciddi şikayetler var. Birçok maddede bize başvurmuş kılavuz kaptanlar ve vergi kaçakçılığı yaptığı kesinleşen şirketlerin ve iştiraklerinin kamu ihalelerine girmesi ve kazansa dahi devralması mevzuat gereği mümkün değildir ve düşünün adamın vergi kaçakçılığı ile ilgili çok ciddi bir ihbar var ve yeni ihaleler alıyor bu kişi. Nisan ayı içerisinde yeni bölgelerin ihalesini alma durumu var. Biz konuyu yakından takip edeceğiz arkadaşlar. Kılavuz kaptanlar; “Hakkımız çiğneniyor.” diyor. “Vergi mahremiyeti adı altında paylaşmıyorlar ve konuyu defalarca kapatmak isteyen Anadolu Kurumlar Vergi Dairesi’ni çalışanların hal ve tavırları itibariyle bir güven duygusu vermiyor.” diyor. Biz ayrıntılı başvurumuzu yapıyoruz arkadaşlar. Artık bakanlık bu konuyu incelesin. Büyük firma, zengin firma, efendim iktidarla kol kola firma diye bu ihbarı acaba yetkililer örtbas mı edecekler? Buradan soruyoruz çünkü çok ciddi vergi kaçakçılığı ile ilgili ihbarlar, iddialar var.
Çek kanun nedeniyle bugün cezaevlerinde binlerce esnaf var ve çok zor durumda. Onlarla ilgili yargı paketinde bir husus olması gerektiği yönünde başvuruları var. “Vergisini ödemiş istihdam sağlamış tek suçu ekonomik kriz karşısında ayakta kalamamak olan esnafın hapis yatması adalet değildir. Buna çözüm bulunsun.” diyorlar.
Yine İçişleri Bakanı’nın yaptığı bir açıklamayla ilgili başvuru var. Araçlara takılan ekranları söktürme ile ilgili 1 Nisan’dan sonra 21 bin lira para cezası uygulanacakmış. Vatandaş diyor ki: “Bunun akılla mantıkla izahı yok çünkü eski araçlarda sonradan takılmakta. Gerekçesi ise trafik güvenliğini tehlikeye sokmak diye açıklanıyor. Bu ekranlar trafik güvenliğini tehlikeye atmıyor da eski araçlarda mı tehlike oluşturuyor. Niye bu eski yeni farkı var.” diyorlar. Eşitlikle bağdaşır mı? Artık sıradan hale geldi. Birçoğu navigasyon ve geri dönüş kamerası olarak kullanılıyor. Bu uygulama bir tarafta senin aracın yeni, senin multimedya ekranında sorun yok. Trafik güvenliğinin tehlikeye soktuğunda, sen bizdensin. Diğer tarafta senin aracın eski, sen ekran taktıramazsın. Senin taktığın ekran trafik güvenliğini tehlikeye atıyor. Eski yeni ayrımcılığı yapılacak.” Diyor.
Bir mahpus yakını başvurmuş. Eşim: “Kars’ta 18 aylık uzman çavuştu. Adı Ahmet Bozgaç. 15 Temmuz darbe girişiminde darbeyle alakamız olmadığı halde mağdur edildik. Daha evlenecektik. Hayatımızın baharındayken 15 Temmuz sabah çeyizimiz gidecekken eşimi cezaevine gönderdim. Düğün günü eşim yanımda yoktu. Hayatımızı bir gecede mahvettiler ve 19 ay cezaevinde yatırılıp beraatine karar verildi. Sonrasında düğünümüz oldu. Bir evladımız dünyaya geldi. Kızımın 40’ı çıkmadan eşim göreve iade edildi. Sonrasında Suriye görevine gönderilecekken davadan ceza gelince yurt dışı yasağı konuldu ve eşimin göreve gidecek olduğu Suriye’deki aracı bombalandı. Eşim değil, arkadaşı hayatını kaybetti. Belki de kendisine şehit oldu diyeceklerdi ama şimdi terörist diyorlar. 9 sene iş vermediler ekmeğimizi bir şekilde kazanırken tekrar cezaevine gönderildi. 13,5 yıl ceza aldı. Bu büyük bir haksızlık. 6 yaşındaki evladından ayrı yaşamak, hepsinden ayrı.” diyor. Böyle bir başvuruyu da burada gündem edelim. Bunun gibi binlerce insan var.
Adıyaman Eğitim Sen Şube Başkanı bize başvurmuş. Diyor ki: “Biz okullara mesleki faaliyet için gittik. Önce okul müdürü ile görüştük. Belören İlköğretim Okulu’na sendikal çalışma için gitmişler. Okul müdürü Mikail Daloğlu ile görüştük. Öğretmenleri toplantı yapmak için odaya davet ettik, her şey iyiydi. O sırada okul müdürü öğretmenler odasına gelerek “Üyeniz olmamasına rağmen neden İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne şikayet dilekçesi yazdınız? Hemen okulumu terk edin, yoksa jandarma çağıracağım.” diyerek bizi kovdu. Sonradan anladık ki okul müdürünün abisi, Gölbaşı Şube Müdürü Mehmet Daloğlu usulsüzlük iddiaları nedeniyle şube müdürlüğü görevinden alınmıştı ve bizim şikayetimiz sonucu olmuştu bu ve intikam duygusuyla bize yaklaşıyor.” diyor. “Kardeşi görevden alınmış diye bizim onun görev yaptığı okula girmesini engelledi, bizi okuldan kovdu.” Diyor. Milli Eğitim Bakanlığı bunu duyuyor musunuz? Okullar müdürlerin derebeylik yaptığı yerler mi? Emniyet müdürlükleri müdürlerin derebeylik yaptığı yerler mi? Bunu buradan soruyoruz.
Devlet tiyatroları bünyesinde görev yapan sanat emekçileri bize başvurmuş. Kültürümüzü yaşatan ülkemizin sanat mirasını geleceğe taşıyan sahnede ve perde arkasında kurumun sürekliliğini sağlayan repertuvarın n yükünü omuzlayan birçok yapımda önemli sorumlulukla üstlenen sanat insanlarıyız. Aynı sahneyi aynı emeği aynı yoğunluğu ve aynı sorumluluğu paylaştığımız meslektaşlarımızla birlikte çalışıyoruz. Ancak statü farklılıkları nedeniyle haksızlığa uğruyoruz. Günlük ücret karşılığı çalışansanatçıyız Bir ay bile oyun sahnelenmediğinde maddi sıkıntı yaşıyoruz. Oysa hayat beklemiyor, kira faturalar kapımıza dayanıyor. Aile kurmak, çocuk sahibi olmak istiyoruz fakat olmuyor, çok zorlanıyoruz bu konuda. Sanatımıza odaklanamıyoruz. 2019 yılında yayınlanan KHK ile bazı sanatçılar 4B Sözleşmesi’ne tabi tam zamanlı çalışma sistemine geçirildi. Kadro ihdası yapıldı ve yıllık Sözleşmeli Sanatkar Memur statüsü verildi. Biz de aynı şartlarda çalışıyoruz ama biz bunun dışında kaldık. Ayrıcalık değil eşitlik istiyoruz. Aynı özlük hakları istiyoruz. Niye biz dışarıda kaldık? Aynı işi yapıyoruz. Bizler bu kurumun geçici unsurları değil taşıyıcı kolonlarıyız. Sesimizin duyulacağına ve bu konuda destek olacağınıza inanıyoruz.” diye eklemişler. Evet onların yanındayız. Sanat çok önemli, kolay bir iş değil ve güzel sanat eserleri oluşturulduğunda da gerçekten böyle tarihe not düşen muazzam eserler oluşuyor. Bu konudaki emekçi arkadaşlarımızı lütfen Kültür Bakanlığı dinlesin.
Hakkari Yüksekova’da Ekim 2025’te yaşanan kavgada hayatını kaybeden Yusuf Babat dosyası var. İlgili dosya kapsamında 13 kişi tutuklanmış ve tutuklu bulunan şahıslardan 2 kişinin olayı gerçekleştirmesine rağmen içeride bulunan 13 kişiden 7’sine müebbet kalan 6 kişiye ise 11-12 yıl ceza verilmiş. Çok ağır cezalar ve haksız cezalar. Başvurucular diyor ki: “11 kişiye haksız yere müebbet istenilmesi ve 11 yıl üzeri cezaların verilmesi hiçbir yerde görülmemiştir. Bu nasıl iştir?” diye bize müracaat etmişler. Adil bir yargılanma olmadığını söylüyorlar. Hakkari Yüksekova Adliyesi de bunu duysun ve burada büyük bir haksızlık olduğu algısı var vatandaşlar arasında adil bir yargılama olması gerektiğinin altını çiziyorlar.
Eczacı arkadaşlarımız bize başvurmuş, diş hekimi arkadaşlarımız gibi onlar da son derece zor durumda ve kadro açılmadığını, çok fazla eczacılık fakültesi olduğunu ve mezun olanların eczane açamadıklarını, eczane devralmak zorunda olduklarını ve devirlerin de 10 milyondan başlayan paralar olduğunu ve çok zor durumda olduklarını söylüyorlar. Düşünün yüksek puanlarla eczacılık fakültesi kazanmışsınız ve bir yere eczane açacaksınız. Her türlü zorluk çıkarılıyor. Eskiden eczane yeri bulanlar avantajlı hale getiriliyor ve yeniler son derece zorlanıyor. “Nüfusa dayalı eczane açma sınırlaması mesleğe girişi fiilen engellemekte. Yeni mezun eczacıların eczane açması zorlaşıyor. Mesleğe girişte yapay bir kısıtlama yaratılıyor. Meslekte ciddi bir fırsat eşitsizliği ortaya çıkmış durumda.” diyorlar. Mesleklerini icra edemiyorlar. “Kamuya yapılan eczacı atamaları son derece yetersiz. Mezun sayısındaki artış ve istihdam politikaları gözden geçirilmeli.” diyorlar. Özel sektördeki iş imkanları sınırlı ve ücretler yetersiz. “Anayasanın temel ilkeleri açısından tartışmalı bir uygulama görüyoruz diyorlar ve sonuçta da eczane açma sınırlamasının yeniden değerlendirilmesi. Genç eczacıların mesleklerini icra edebilmesini sağlayacak daha adil ve sürdürülebilir bir düzenleme yapılması, eczane devir bedellerinin yarattığı ekonomik eşitsizliklerin giderilmesine yönelik düzenlemeler yapılması. Kamu hastanelerinde klinik eczacılık ve ilaç yönetimi hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve bu alanlarda eczacı istihdamı arttırılması, eczacılık fakülte kontenjanlarının gözden geçirilmesini istiyorlar. Eczacı arkadaşlarımız yıllarca okuyup bir eczane açma hayali içinde yaşarken böyle çok kötü bir tabloyla karşılaşabiliyorlar. Bunlar bitmeli.
Özel sektörde çalışan engelli vatandaşlar belli bir yıllı doldurdukları takdirde yeşil pasaport istiyorlar çünkü diyorlar ki: “Biz yeşil pasaport alamadığımız için çok zorlanıyoruz engelli halimizle. Vize başvuru süreçlerinde ağır bürokrasiler bizi perişan ediyor. En azından belli bir süreyi doldurmuş olanlara bir yeşil pasaport verilmesi konusunda engelli vatandaşlarımıza bir hak verilmeli yönünde bir başvuruları var. Burada biz de onların hakkını gündem etmiş olalım sevgili arkadaşlar.
İskenderun T Tipi Cezaevi’nde işkence iddiaları var. “Denetim yok.” diyorlar. Adalet Bakanlığı’na dahil değil mi İskenderun T Tipi Cezaevi? Defalarca burada kötü muamele ve işkence var deniliyor ama denetleme olmadığı yönünde de yine defalarca başvuru alıyoruz. Sayın Adalet Bakanı bu konuda ne yapıyorsunuz? Size soruyoruz.
“Silivri 6 No’lu Cezaevi’nde kalan müvekkilim Doğukan Magul’un yaşadığı işkence ve tecrit açlık grevi uygulaması sona erdirilmeli.” demiş. Avukatı bize başvurmuş. 6 Mart’tan beri açlık grevinde çünkü bir açıklamaya katıldı diye tutuklandı ve çoklu koğuşa geçmek istiyorlar. Tek kişilik hücredeler. Düşünün tutuklu ve tek kişilik hücrede olmaması lazım. Kameralar özel alanı izliyor. Kameraların kapatılmasını istiyorlar. İnsanların ortak alanına ranzalar konulmuş. Kameralar kaldıkları yatak odalarını gözetliyor.” diyorlar.
























Yorumlar