13 Mayıs 2026
İlk sorum Sayın İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’ye; Sayın Mustafa Çiftçi bu ülkenin güvenliğinden mesulsünüz ancak 9 aydır Bolu T Tipi Cezaevi’nde yatmakta olan 3 üniversite öğrencisi genç kadına yönelik polisin yaptığı zorbalıkla ilgili tek bir işlem yapmıyorsunuz. Neden Sayın Bakan neden? Bu ülkenin güvenliğinden siz sorumlu değil misiniz? Sizin polis memurlarınız üç üniversite öğrencisi genç kadını taciz edip her türlü hakaret, zorbalık, kötü muamele ve işkenceyi yaptıktan sonra ve cezaevine girişte de çıplak arama uygulamasına uğradıktan sonra neden soru önergelerimize aylardır cezvap vermiyorsunuz Sayın Mustafa Çiftçi? Sayın Bakan Yardımcısı Ali Çelik’ten de sordum. Hala bana dönmüyor. Size de soruyorum. Neden dönmüyorsunuz? 9 aydır bir başkomiserin yaptığı, kimdir bu başkomiser? Çankırı İl Emniyet Müdürlüğü’nde görevli Rahman Cebe. Böyle bir rezalet olamaz arkadaşlar. Bu kişinin yaptıklarını şimdi okuyacağım. Vicdanı olan buna ne diyecek ben merak ediyorum. İçişleri Bakanı olmanıza gerek yok. Sadece bir vatandaş olarak 22 yaşındaki bir genç kadını Bolu’dan gözaltına alınıp Çankırı’ya götürüldüğünde başına gelenleri şimdi size okuyorum. Elinizi vicdanınıza koyun. Bu ahlaksızlık konusunda bir şey söyleyin. Sayın İçişleri Bakanı bir şey demiyorsa 86 milyon bir şey desin ve beni İçişleri Bakanı dikkatle dinlesin. Bu anlatım sonrası İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’den bir cevap bekliyorum. Olmaz böyle bir şey. Sayın Mustafa Çiftçi hafız olduğunu söyleniyor. Kur’an okuduğunuz söyleniyor. “Ne kadar dindar İçişleri Bakanı deniliyor.” Öyleyseniz buyurun efendim bir polis memuru, bir başkomiserin yaptığı ahlak dışı muameleler bunlar için bir şey diyecek misiniz? Okuyorum şimdi. Soruyorum o bakanlık görevlerine ya hiç utanmıyor musunuz? Kızınız yok mu? Şu muameleler tarzında neden bu polis ekibini görevden almıyorsunuz? Bakın Merve Büyükyıldız anlatıyor. “Bundan 9 ay önce sabah 06.00 sıralarında ailemle yaşadığım eve düzenlenen operasyonla uyandım. Hakkımda gözaltı kararı olduğunu fakat nedenini bilmediklerini söylediler. Emniyete gittik ve yaklaşık 7-8 saat nezarethanede tutuldum. Bana o gün yemeği bırakın, su bile vermediler. Akşama doğru Çankırı’dan ekip geldi ve Çankırı’ya götürüldüm. Kimse hâlâ neden gözaltında olduğumu, neden Çankırı’ya götürüldüğümü söylemiyordu. Gece Çankırı Emniyet’e vardığımızda yorgunluktan, uykusuzluktan, açlıktan bitap düşmeme rağmen başkomiser Rahman Cebe 5-6 polis ile beraber “mülakat” adı altında depo gibi bir odada beni sorguya çektiler. Gece 2’ye 3’e kadar süren bu sorguda uğradığım psikolojik işkenceyi, hakaretleri, tehditleri şu an hatırlamak bile istemiyorum.” Diyor 22 yaşındaki bir genç kadın. “Yanımda getirdiğim 2 parça kıyafetle üstümü değiştirmeme bile izin vermediler. Ertesi gün yine “mülakat yapıyoruz” diyerek sorguya devam ettiler. Resmi ifademi onların istediği şekilde vermem için baskı yaptılar. Ben bunu reddettiğimde ise hakaretlere ve küfür etmeye başladılar. İşkence etmekle tehdit ettiler. Üzerime içtikleri sıcak kahveyi fırlattılar. Yüzüme tükürerek, ellerine geçeni fırlatarak isteklerini reddettiğim için kendilerinden özür dilettiler. Başkomiserin bana dediği şuydu: “Sana söz veriyorum seni ağlata ağlata cezaevine göndereceğim.” Suçsuz olduğumu bildiğim halde onun gözlerindeki hırsı görünce dediğini yapacağını anladım. Sonraki günlerde de aynı baskı, şiddet devam etti. Nezarethanede dahi kelepçelerle durdum. Tutuklanma kararı çıktığında başkomiser de bizimle beraber Bolu’ya geldi. Plakasız bir araçla, başkomiserin kendi ifadesi ile “korkutmak amacıyla tenha yollardan” geldik.” Dağ başlarından gidiyorlar, “Bak başına bir şey gelir” diye. “3-4 saatlik bu yolculukta psikolojik baskı devam etti. Yanımda oturan kadın polisi kaldırıp yanıma gelerek tehditlere devam ediyordu başkomiser ve “Yol kenarında alkol alıp içerek gidelim” diyerek kahkaha attılar.” Bunu yapanlar kamu görevlisi polisler arkadaşlar şu rezalete bakın! “Korkudan hemen cezaevine varmak istiyordum. Kim bir an önce cezaevine gitmek ister ki? O 3-4 saatlik yol bana yıllar gibi geldi. Cezaevine giriş yaptığımızda onları bir daha görmeyeceğim için çok sevindiğimi hatırlıyorum. Başkomiser Rahman Cebe de bizimle giriş yaptı ve oradaki başmemura “Bunları terör koğuşuna değil adlilerin, cinayet suçunun olduğu koğuşa koyun” diye fısıldadı. Bir yandan da bana dönerek “Burada boğulacaksın, seni çiğ çiğ yiyecekler, bunu sen istedin” gibi söylemlerde bulundu…” Şu hale bakın ya. devletin bir görevlisi kamu görevlisi işi sanığı alıp cezaevine götürmek ama her türlü zorbalığı yapıp yolda alkol alıyor her türlü küfür, hakaret, işkence bu ne rezalet. Böyle bir polis memurunu görevde tutuyor musunuz Sayın Bakan ya 9 aydır bu insana bir şey yapmıyorsunuz ya bu nasıl bir rezalettir? Nasıl bir skandaldır ya? Çankır Valisi sen neredesin ya? Ya işiniz gücünüz bu şikayetleri örtbas etmek mi? Suç duyurusu yapılmış bunun için arkadaşlar duyun şu rezaleti takipsizlik verilmiş. Araştırma yapılmaması için kırk takla atmışlar. Kamera kayıtlarını incelememişler. Her türlü şeyi yapmışlar arkadaşlar. Bir beyan var ortada ya. Bir beyan var apaçık. Bir genç kadının beyanı var. Sayın Bakan gerçekten ahlaklı ve beğenilen bir İçişleri Bakanıysanız bu başkomiseri görevden alırsınız. Böyle bir rezalet olmaz ama şu ana kadar gördüğümüz nedir? Soru önergelerine cevap bile verilmiyor. Avukatları suç durusu yapılıyor, hemen takipsizlik veriliyor. Ya memlekette kimsenin hukuk güvenliği yok mu kardeşim ya? Böyle bir rezalet nasıl oluyor ya? Ben bir milletvekili olarak bu milletin hakkını savunmayacaksam başka ne yapacağım ya? Nedir bu ya? Geçen gün gördünüz arkadaşlar İstanbul’da bir polis memuru girmiş, alkollü bir şekilde bir eve giriyor, oradaki kadına cinsel tacizde bulunuyor. Öbür tarafta geçen hafta da söyledim. Filistin için parçalanmış bebekler için Adana İncirlik üssü önünde açıklama yapan Fevziye Şenoğlu isimli Filistin hak aktivistinin cihazına girip polis oyun havaları müstehcen şarkıları açıyor. Bunlar İtiraf da edilmiş durumda. Bunu yapan polis ya kamu görevlisi ya Sayın Bakan böyle insanları nasıl görevde tutuyorsunuz ya Allah aşkına soruyorum size! Emniyet Teşkilatı bu hale mi düştü soruyorum ya! Bu ahlak dışı işleri yapanlar yapmış olabilirler. Sizin işiniz nedir Sayın Bakan? Bu insanlar hakkında gereken işlemleri yapmak değil mi? Memlekette genç kadınların namusu kimlere emanet ya? Şu işe bakın ya, bir genç kadını alıp emniyetten cezaevine gidene kadar başına gelmeyen bir şey kalmadı. Hangi genç kadın güvensin bundan sonra gözaltında doğru düzgün bir muamele göreceğine! Olayı takip edeceğiz arkadaşlar. Kabul etmiyorum. Çankırı Valisi’ni Çankırı Emniyeti’ni de uyarıyorum
işi örtbas edemezsiniz. Sonuna kadar uluslararası çapta da bunun peşindeyim. Sayın Nacho Sanchez Amor’a da bunu bildiriyorum. Türkiye’deki hal bu arkadaşlar.
Daha yakın ya. Bakın geçen hafta daha Türkiye’deki hukuksuzluklarla ilgili AİHM karar verdi. Yasak kararı. Daha halen uygulanmıyor. Yüz binlerce insan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yedinci maddesi çiğnenerek kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi çiğnenerek terör örgütü üyesi diye adlandırıldı. Basit legal fiilleri; Bankasya’ya para yatırma, derneğe üye ol, bir gazete al, çocuğunu bir okula gönder.” bunlar senin “terörist” olmana yol açıyor. Şu anda bile bunları yapıyorsanız, yarın size terörist diyebilirler arkadaşlar. Bu kadar hukuksuz bir ülkedeyiz. AİHM bunların terör suçu olmayacağına karar verdi. Geçtiğimiz haftaki Yasak kararıyla, geçtiğimiz yıllardaki Yüksel Yalçınkaya kararıyla ama iktidar bunları dinlemiyor. Böyle bir şey olabilir mi? Derhal bunlar uygulansın arkadaşlar. Tüm siyasi partilere de çağrım; en yüksek perdeden Yasak Kararı’nı burada dillendirin arkadaşlar. Bu kadar önemli bir karar var. Yüz binlerce kişinin hayatını karartan uygulamalar hakkında AİHM ihlal kararı verdi Kimsenin umurunda değil bu nasıl memleket ya Anayasa Mahkemesi bir şey deniyor ama ağlamaya gelince Kadir Özkaya bol bol ağlıyor Maşallah “Nur’la Naar’ı tercih edeceğim bakalım kararım nedir?” diyorsun Kadir Özkaya açıklama yapın diğer mahkemeler açıklama yapın. Yerel mahkemeler, adliyelerin adalet komisyonu başkanları bir açıklama yapın ya. Allah aşkına bu ne haldir? Niye uygulamıyorsunuz? Anayasa madde 90’ı çiğniyorsunuz. Anayasa madde 90 der ki: “Bu uluslararası mahkemelerin kararı dinlenir.” Yine bakın Yasak Kararında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 3. Madde cezaevlerinde kötü muamele, işkence, yasağının çiğnendiği söyleniyor. 10 kişilik yerde 40 kişi yatırıyorsun. Koyun gibi atmışsın içeri. İnsanlar hastalıktan patır patır ölüyor. İntiharlar %10, 13’leri bulmuş yıllık olarak. Avrupa birincisiyiz. Böyle bir ülkeden başvuru gidiyor AİHM: “Tabii ki ihlal yapmış Türkiye Devleti.” diyor ve basıyor kararı halen cezaevlerinde 100 bin fazlalık var arkadaşlar ya umrunda değil memleketi kim yönetiyor kardeşim? Sizin umrunuzda değil mi? Anayasa madde 90? Memleketi yönetenin Anayasa Madde 90’ı tanıdığı yok ya Sayın Nacho Sanchez Amor, buradan size şikayet ediyorum. Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raporuna lütfen bunlar girsin Sayın Nacho Sanchez Amor. Bu ülkede hukuk güvenliği yok, insan hakları yok, bu ülkede adalet yok ve adil yargılanma yok. Her geçen yıl dünyanın dibine vuruyoruz arkadaşlar. Hangi kriterler? Hukukun üstünlüğü kriterinde endekslerde Dünya Ligi’nin dibindeyiz. Adalet, demokrasi endekslerinde dünya liginin dibindeyiz. Türkmenistan denilen antidemokratik bir ülke ile neredeyse aynı saflardayız ya arkadaşlar, Afrika’nın ücra ismi bilinmeyen ülkeleriyle aynı saftayız ya. Ben bu ülkenin bir milletvekili olarak bunu nasıl kabul ederim arkadaşlar ya? Olacak bir iş değil.
Bakın, şu iktidarın iki yüzlüğüne bakın arkadaşlar. Kaç kez söyleyeceğim size. Geçen hafta da söylemiştim. Şimdi İstanbul’da 5-9 Mayıs tarihleri arasında hangi silah fuarı düzenlendi arkadaşlar? Belgesiz mi konuşuyorum? İşte size belge. İsrail’e silah satışı yapan firmaların fuarı düzenlendi. Türkiye düzenliyor bunu. Kimler katılıyor? Leonardo, Bae Systems, Repkon; bunlar İsrail’e silah, bomba, her türlü techizatı satan firmalar. Bunları Birleşmiş Milletler, Filistin özel raportörü, Francesca Albanese, Birleşmiş Milletler özel raporunda kınadı ya, kınadı bu firmaları ve o yüzden kendisine yapmadıklarını bırakmadı ABD ve İsrail. Kadının kredi kartını bile yasakladılar, çocuğunu hastaneye bile götüremiyor düşünün ama o ilkeli davrandı ve bu firmaları ifşa etti. Peki bu firmaları Türkiye Cumhuriyeti ne yaptı? Onore etti. İstanbul’daki Expo 2026 fuarında onlara stant verdi. Bakın göstericiler gitti orada açıklamalar yaptı. Bu rezalet için 9 Mayıs’ta açıklamalar yaptı ve en sonunda ne oldu biliyor musunuz? Fuar görevlileri ne yapacağını bilemediler. Kaçacak yer bulamadılar ve fuarın erken bittiğini ilan ettiler. Tamam fuar erken bitmiş olabilir ama ey iktidar hesap ver bu ne utanmazlıktır, bu ne ikiyüzlülüktür! Çıkarsın “one minute” dersin “kahrolsun İsrail” dersin ondan sonra utanmadan İsrail’e silah satan firmalara stant açtırırsın Expo İstanbul fuarında. Ardından Azerbaycan’dan akan petrolden varil başına 1 dolar 27 cent komisyon alırsın cebine doldurursun. Günde ne kadar oluyor? 700 Bin varil gittiğine göre 1 milyon dolar ediyor arkadaşlar. Bunu da inkar etmiyor. Özlem Zengin söyledi hani o utanmıyoruz diyen Özlem Zengin var ya “utanmıyoruz.” diyor. “Evet utanmıyoruz” diyor.” Ne yapıyoruz? Varil başına 1 dolar 27 centi cebe indiriyoruz.” diyor. Evet 1 milyon dolar . Ya siz utanmadan nasıl kahrolsun İsrail dersiniz ya? Yüzünüz kızarmıyor mu sizin? Ey iktidar, siz ne biçim insanlarsınız ya? Nerede ahlak, nerede karakter? Nerede şeref, onur? Size soruyorum ya! Apaçık bir şekilde ikiyüzlülüğünüzü burada binlerce defa ispat ettim ya! Nasıl insanlarsınız siz ya? Gerçekten anlamak mümkün değil! Gerek vatandaşa yapılan, emniyette cezaevindeki akıl alınmaz uygulamalar, gerekse de dış ticarette yaptığınız ikiyüzlülük! Utanmazlık, yalancılık. Ya siz nereye yatacaksınız ya? Yatacak bir yeriniz var mı? Gerçekten ben soruyorum. Belgesiz kafadan atmıyorum arkadaşlar. Apaçık gerçekler bunlar işte. Binlerce defa bunları söylüyorum ama kimsenin umurunda değil arkadaşlar. Böyle bir şey olabilir mi?
Bakın size bir başka belge daha. Ya hiç mi yüzünüz kızarmıyor? Adalet Bakanlığı’na soruyorum. Şu belge, Aytaç Ünsal ile ilgili; ABD ve İsrail’in İran’a saldırılarına yönelik Edirne F Tipi Cezaevi’nde yatan bir mahpus. Adam cezaevinde yatarken koridorlarda memurlar tarafından götürülürken slogan atmış. Ne yapmış? Kimseyi itmemiş. Sadece demiş ki: “Kahrolsun emperyalizm, yaşasın halkların dirilişi, direne direne kazanacağız.” ABD İran’a saldırdığında 168 kız çocuğunu katletmişti. Füze atmıştı bir ilkokula, alçakça, hayasızca, vicdansızca da daha sonra gevrek gevrek gülmüşlerdi. Bunu yapan ABD ve İsrail’i kınayan bir mahpus. İşte belgesi, kendisi de avukat. Edirne F Tipi Cezaevi’nde bakın. Bu sloganı attığı için Türkiye cezaevlerinde ona bir ay görüş cezası verildi. Şimdi bakın o sahnelerde çıkıp “kahrolsun İsrail” diyenler, Edirne F Tipi Cezaevinde, “kahrolsun emperyalizm, yaşasın halkların direnişi, direne direne kazanacağız.” diyen Aytaç Ünsal’a bir ay yakınlarıyla görüş cezası verdi. İşte burada arkadaşlar, buyurun belgesi burada. Bakın bu utanmayanlara gösterilen bir belgedir. Tamam mı? Utanmayan, yüzü kızarmayan ve iki yüzlülere gösterilen bir belgedir. Sizin cezaevlerinde yaptığınız budur. Sahnelerden yalan atmayın. Siz İsrail’le işbirliği yapıyorsunuz. Siz İsrail’e silah satan firmalara stant açıyorsunuz. Siz İsrail’e Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattından Petrol gönderiyorsunuz Mecliste bakın kaç defa söylüyorum 7-12 Şubat tarihleri arasında Nissos Christiana isimli geminin Ceyhan’dan Hayfa’ya gittiğini belgelerle ispatladım. Buyurun cevap verin AK Partili MHP’li vekiller dedim. Tıs! Hepsi böyle önüne bakıyor. Hiç yüzleri kızarmıyor. Ondan sonra çıkıp açıklama yapmayı biliyorlar; “Kahrolsun İsrail, Filistin halkının yanındayız.” Kardeşim para mevzu bahis olunca mı fikirlerinizden vazgeçiyorsunuz? “Para var Ömer Bey neymiş para olunca Filistin mi? Ne diyorsun sen?” diyorsunuz değil mi? Biliyorum . Sizin haliniz bu. Maşallah günlük 1 milyon dolar az para değil . İşte tercihiniz bu. Yalan atmıyorum. Özlem Zengin’sin kendi ifadesi arkadaşlar. “Komisyon alıyoruz.” diyor. Artı bir de ticaret yasaklanmış diyorlar Nisan 2024’ten itibaren de şakır şakır ticaretin devam ettiğini ben ispatlıyorum. Hiç utanmadan da hala böyle ortalıkta dolaşabiliyorlar arkadaşlar. Biz millet adına onların bu utanmazlıklarını burada ifşa edeceğiz arkadaşlar. Elimizden kurtuluşları yok. Biz bunların peşindeyiz ve söylemeye devam edeceğiz.
Bakın şu fotoğrafta kim var? Narin Güran ve annesi Yüksel Güran. Ben Yüksel Güran’ı Erzincan Cezaevi’nde ziyaret ettim. Çok net söyleyeyim. Bu konuda en çok saha araştırması yapan, dosya okuyan, gidip mahpuslarla görüşen, çok kişinin yapmadığının hepsini yapan kişi olarak söylüyorum ki, Yüksel Güran masumdur arkadaşlar. O kızı öldürülükten sonra bir de kızının katili diye haksızca suçlanarak ağırlaştırılmış müebbete çarptırılan bir mazlumdur. Bunu herkes bilsin. Narin Güran kızımızın gerçek katilleri bulunsun. Adil bir yargılama tekrar baştan yapılsın. Kabul etmiyorum bunu arkadaşlar. Afaki sokakta duyduğunuz laflarla, şehir efsanesi laflarla kalkıp karar vermeyin arkadaşlar, araştırın. Araştırdıktan sonra zaten ben bu lafı söylüyorum size. Yoksa söylemem. Geçtiğimiz gün 10 Mayıs anneler gününde Tavşantepe köyünde bir yürüyüş yapıldı. Binlerce kişi yürüdü ve Güran ailesine adalet, mahpuslar için adalet ve tekrar yargılama olsun dedi. Biz bunu istiyoruz sevgili arkadaşlar.
Bakın arkadaşlar şu fotoğrafta görüyorsunuz geçtiğimiz gün Dilovası Diliskilesi’nde Yılport ve Altıntel limanlarının genişlemesi ile ilgili bir tetkik yaptım ve sonrasında açıklama yaptım. Ya böyle bir şey olur mu arkadaşlar? Dilovası’nda bakın parfüm deposu yangını oldu. 7 Kardeşimiz yanarak korkunç bir şekilde öldü ama orada sanayileşme arttırılarak devam ediliyor. İnsanı eksene almadan patronlar para kazansın, daha çok para kazansın diye insanı, çevreyi, doğayı eksene almadan bir yağma talan düzeni var. Yılport ve Altıntel limanları genişletilmeye çalışılıyor. ÇED raporu olumlu çıktı fakat biz buna Çevre Bakanlığı’nı ziyaret ederek de itiraz edeceğiz. Bu oldu bittiği kabul etmiyoruz. Kocaeli halkı adına kabul etmiyoruz sevgili arkadaşlar.
Bekaert işçilerini ziyaret ettik parti il yöneticilerimizle, ilçe yöneticilerimizle. Kocaeli’de Bekaert işçileri otuz gündür grevdeler. Haklarını alamıyorlar. Dertleri haklarını almak. Uluslararası bir firma. Birçok ülkede fabrikası var. İşçiye vereceği üç kuruştan imtina ediyor ve işçiler de haklarını talep ediyor. Başka bir şey talep etmiyorlar. Fabrikaya bir zarar vermiyorlar. Sadece fazla olanı da istemiyoruz. Bize hakkımızı ver kardeşim diyorlar. Bu kadar enflasyonun olduğu bir yerde böyle cimrilik yapma. Çok da para kazanıyorsun. Biz de senden adil olanı hak ettiğimizi istiyoruz.” diyor. Bekaert işçilerinin yanındayız. Çalışma Bakanı’na da buradan çağrım var. Böyle iş olmaz. Uluslararası bir firmaya karşı işçinin yanında olun Sayın Vedat Işıkhan bunu kabul etmiyoruz. Lütfen Kocaeli’ndeki Bekaert işçilerinin grevine bir kulak verin. Biz soru önergesiyle de sorumuzu bakanlığa soruyoruz ve işçi kardeşlerimizin mağdur edilmemesi bir an evvel iş barışının ve anlaşmanın sağlanması gerektiğini söylüyoruz.
Arkadaşlar bakın Kocaeli’de dolaşıyorum ve nereye gitsem sevgili arkadaşlar esnaf şikayetçi bakın Kocaeli Gebze’de bir esnafı ziyaret ediyorum. Bir dokun bin ah işit arkadaşlar esnaf perişan adam bakın burada da görüyorsunuz. 200 Liraya giysi satıyor ya “Daha kaça satayım ya onu bile millet alamıyor. Kaça satayım daha? 2000 liraya satmıyorum 200 liraya onu bile alan yok. Ne yapacağız esnaf olarak bir ton kira var işçi çalıştıramıyoruz iki ayağımız bir pabuçta.” esnafın hali bu arkadaşlar Kocaeli’de ve tüm Türkiye’de esnaf çok zor durumda. İşyeri kapatmalar, şirket kapatmalar, eleman çıkarmalar, had safhada ve gerçekten esnafımızın haline bir kulak verin diyorum. Hamasi laflarla hareket etmeyin. Enflasyon düşük değil. TÜİK enflasyonuna değil, Enag enflasyonuna bir bakın diyorum ve esnafın yanında olun diyorum.
Önümüzdeki günlerde arkadaşlar, şu kişiler için bir dava görülecek. Kim bunlar? Dilovası Parfüm Deposu yangında hayatını kaybeten kadınlar. Üçü çocuk, üçü kadın, biri erkek. Yedi kişi. Çoğu kömüre döndü, yandılar. Mahkemede ölen patrona suç yıkılmaya çalışılıyor ve sanıklar kurtulmaya çalışılıyor. Bu 7 kişi boş yere yanmış arkadaşlar. Bizim anladığımız bu. yandıklarıyla kalacaklar. Görüntü bu. Orada olacağız. 20 Mayıs 2026’da inşallah Kocaeli Kandıra mahkeme salonlarında duruşmada olacağım. Arkadaşlarımla ve bu kardeşlerimizin hakkını savunacağım. Tüm halkımızı da bu konuda duyarlılığa çağırıyorum. Bu mazlum çocukların, genç kadınların, annelerin hakkını arayın arkadaşlar. Olmaz böyle şey. Çağırım tüm toplumadır. Tüm vicdan sahiplerinedir. Gelin o mahkemede o sanıklar neler neler söylüyor bir dinleyin. Olacak iş değil. Hakkı hukuku mazlum masum insanları savunun sevgili arkadaşlar.
Geçtiğimiz hafta Diyarbakır Cezaevi ziyareti yaptım ve orada da önemli görüşmeler yaptım sevgili arkadaşlar.
Diyarbakır 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda yaptığım ziyarette Alper Kalın ağırlaştırılmış müebbet almış. Kendisi başarılı, zeki bir insanken, kursiyer teğmen, hep başarılarla okullarını bitirip kursiyer teğmen olmuş ve akıl almaz bir şekilde tek bir kurşun sıkmadığı halde darbe diye bir niyeti olmadığı halde ağırlaştırılmış müebbete mahkum edilmiş. Bu büyük bir zulümdür arkadaşlar. Kabul edilecek bir şey değil. Kabul etmiyorum bu işi. Memleketin gençleri niye Avrupa’ya kaçıyor diye soruyorsunuz. Kardeşim siz memleketin dürüst, ahlaklı, zeki, başarılı gençlerini yoktan yere nedenlerle alıp zindanlara atarsanız bu ülkede genç mi kalır yahu? Soruyorum size ya. Böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar? Alper Kalın’ın durumu çok üzücü. Ben ona dedim ki; “Alper bir gün bu ülkeye adalet gelir. İlelebet burada kalmazsın. Allah büyüktür. Moralini bozma. Burada kendini yetiştir, kitap oku.” O da dedi ki: “Evet burada çok önemli kitaplar okuyup kendimi yetiştiriyorum ve yağlı boya atölyeleri, resimler yapıyorum.” dedi ve ona elimizden gelen morali verdik.
Diyarbakır 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda ikinci ziyaret ettiğim kişi yine bir eski Tuğgeneral Ahmet Bican Kırker. Bu kişi de YAŞ ile ilgili Yüksek Askeri Şura Şube Müdürüymüş. Bu konudaki pozisyonu buymuş. Kendisi: “Biz babadan değil, dededen değil, sülale boyu asker bir aileyiz. Anafartalarda Atatürk’ün yanındaki fotoğrafta üçüncü sıradaki kişi benim dedemdir. Kahraman bir gazidir. Büyük kahramanlıklar göstermiştir. Böyle devlet dairelerinde bu fotoğraflar vardır. Onun oğlu yine demokrasiye aşık bir babaydı babam ve ben de darbelere şiddetle karşı olan demokrasi aşığı bir insandım ve ama kalkıp biz ağırlaştırılmış müebbete mahkum edildik. Olacak bir iş değil. Hep darbe karşıtı olan ben meslek hayatı boyunca YAŞ’ta şube müdürü olan ben darbeci olarak niteleniyorum. Bunu kabul edemiyorum.” diyor. O akşam kendisine emir gelmiş. O emrin de nereden geldiği belli. “Git Etimesgut’a. Şu görevi alacaksın.” denilmiş. Gitmiş, “Terör saldırısı var.” denilerek orada bir görev devralmış. “Bu da bir resmi yazı dahilinde oldu. Ben kalkıp kimseye bir darbecilik yapmadım ama bu ülkede asker sanki darbe yapabilir gibi bir anlayış vardır. Türk İnkılap Tarihi kitabı Hamza Eroğlu bunu işler. Daha sonra bu müfredattan çıkarıldı ancak hep böyle bu işler bilinirdi. Sanki askerin darbeye hakkı varmış gibi ama ben askerin demokrasiye uyması gerektiğini yıllardır söyleyen bir insanım. İsmet Giritli’nin İdare Hukuku kitabı vardır. Bu kitapta da eğer ki bir darbe olursa bu işler nasıl dizayn edilecek bunlar anlatılır. Bunlar adeta normalleştirilmişti zamanında. Bu iktidar döneminde bu kitaplar müfredattan kaldırıldı, iyi de yapıldı Kimse darbeye heveslenmesin. Evet haksızlık yapıldı ama ben askerin darbeye heveslenmesini kabul etmiyorum. Bu ülkede Beştepe ve Fenerbahçe Külliyesi meselesi vardır. Emekli askerler bir eli yağda bir eli balda yaşar ve bu iktidarların bitmesini istemezler ve sonunda Beştepe ile anlaştı. Beştepe’yi hiç sevmeseler de Beştepe ile Fenerbahçe Külliyesi anlaştı ve bu ülkede bir anlayış vardı askerin sanki darbe yapma hakkı varmış gibi bir şey pompalanıyordu ve iktidar da bunu görmezden geliyor ve bir miktarda teşvik ediyordu ki daha sonra birileri bu işe yeltenirse tepesine binsin. Bunu uzaktan ben görüyordum böyle bir adeta gel gel yapılıyordu ve birileri de bu oyuna düştü. Bu kesinlikle kabul edilecek bir şey değil ama baştan bu işlerin önlemi alınsaydı böyle darbe niyeti olanların önü baştan kesilseydi darbeye kalkışan olmazdı. Mesela Hulusi Akar, o gün öğle saatlerinde darbe yapılacağının haberini almışsa, kendisi koca genelkurmay başkanı.” diyor ve bunu bir tuğgeneral söylüyor arkadaşlar. “Kendisi koca bir genelkurmay başkanı. Panik butonu onun koltuğunun arkasındadır. Basar ve tüm sistemler devreye girer, darbeci ortada kalmaz. Hepsi bertaraf olur ama bunu yapmadı. Saatlerce bunu yapmadı ve serbestti aslında ve bunu yapmadı. Ege ordu komutanına darbeciler gittiğinde o panik butonuna dokundu ve kendisini almaya gelenler derdest edildi. Demek ki yapılabilirmiş.” Diyor ve bakın bunları anlattı. “Hulusi Akar ve Yaşar Güler doğruyu anlatmıyor. Kimse de sormuyor zaten bunu ve birilerinin Doğu Perinçek’in de Temel Karamollaoğlu’na darbe olabileceğini anlattığını, Yavuz Aloğan’ın yazılarının Aydınlık’ta bunu işlediğini anlatıyor. İktidar böyle bir darbe hevesi, girişiminin olacağını biliyordu ve ona göre hazırlık yapıyordu. Öncesinde aslında durdurabilirdi bunu ve hatta 15 Temmuz günü de erkenden durdurabilirdi, bunu tercih etmedi ve o gece bazı kişilerin sahte kahraman olduğunu ve her şeyin birbirine karıştığını söylüyor. Hakan Fidan’a 580 ismi sorduk. “Bunlar FETÖ’cü mü?” diye.” Diyor. Kendisi çünkü YAŞ şube müdürü ve “500’ünü eledik.” denilmiş. “Burada biz sürekli Hakan Fidan’a soruyorduk.” diyor, kendisi çünkü yaşın şube müdürü ama belli ki birilerinin olmasına da göz yumuyorlardı. Bu üçlü isim Hakan Fidan organize ediyordu.” diyor. Kim bunlar? Kemal Eskintan, Baki Kaya ve Sadık Üstün’ü Hakan Fidan’ın koordine ettiğini söylüyor ve ardından başka konularda da açıklamaları var. Genel anlamda bu darbe girişiminin çok şaibeli olduğunu ve suçsuz günahsız bir ton insanın mağdur edildiğini söylüyor. Bunu geçtiğimiz gün mahkemede de çok dinledim. Çok kişi; “Ben ne FETÖ’cüyüm ne darbeciyim ama ağırlaştırılmış müebbet aldım.” diyen yüzlerce asker binlerce daha alt rütbedeki insanlar var. Gerçekten de böyle. Her şey birbirine karışmış durumda arkadaşlar. Bunu da söyleyelim.
Diyarbakır 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda Melih Döner ile görüştüm kendisi kursiyer teğmen, İngilizce kitap okuyan bir delikanlı. O da mağdur edilen insanlardan birisi. Ağırlaştırılmış müebbet cezası almış, başarılı bir insan. Biz ona da; “Bir gün adalet bu ülkeye gelir, sen burada kitabını oku, işine bak.” dedik.
Gültekin Kızılbulut Diyarbakır 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kalmakta. Legal fiilleri işlediği için terör örgütü üyesi diye nitelenen bir doktor ve AYM’ye başvurmuş. O da ülkede adalet bekliyor. Memleketteki siz KBB uzmanı bir doktoru alevere dalevere uyduruk nedenlerle hapse atarsanız, ondan sonra da; “Bu ülkede niye doktorlar kalmıyor, herkes kaçıyor?” diye sormayın arkadaşlar. Başarılı bir doktor, memlekete hizmet eden bir doktor, insana değer veren bir doktor ama cezası legal fiilleri işlediği için 6 yıl 3 ay ceza.
Diyarbakır 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kalmakta olan İbrahim Çiftçi isimli mahpusla da görüştük. O da cezaevinde baskıların olduğunu ve dışarıdaki barış sürecinin cezaevinde olmadığını söyledi.
Diyarbakır 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda bulunan Murat Çakır ile görüştüm. Annesi Sevinç Çakır Adalet Bakanlığı’nın önünde iki yılı aşkın bir süredir adalet nöbeti tutuyor. Her gün sosyal medyadan haykırıyor. Çok haklı Sevinç anne. Gerçekten büyük bir mücadele sergileyen, fedakar bir anne. Onun oğlunu yine gördüm, önceki ziyaretlerimde de kendisini ziyaret etmiştim. Gerçekten başarılı ve çok saygılı bir delikanlı. İçeride kitap yazıyormuş. İlim, irfan araştırma peşinde koşuyor ve kitap yazıyormuş. “Çok büyük haksızlığa uğradık. Yeni deliller çıkıyor. Yeniden yargılama olması lazım.” diyor. Bunun gündeme gelmesini istiyor. Biz de buradan onun adına Milletin Meclisi’nde gündem edelim.
Diyarbakır 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda bulunan Fikri Toğluk yine hasta bir mahpus. 6 ay infaz erteleme almış, tekrar cezaevine girmiş. kardeşim bu insanın esansiyel trombositozu var. Kanda hızlı bir pıhtılaşma var. Her an kanı pıhtılaşıp, beyin damarları tıkanıp ölebilir bu insan ama hala cezaevinde. O kadar da böyle meraklılar ki insanları cezaevine atmak için. Kardeşim adamın kan pıhtılaştırıcı hücreleri tavan yapmış ya. Her an bir tehlike yaşayabilir ama “Gir cezaevine.” diyorlar.
Diyarbakır 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda bulunan Fırat Ertunç , Hakari il eski eşbaşkanımız, o da yasal bir açıklama ve ifade özgürlüğü dahilinde bir açıklama yapmasına rağmen terör örgütü üyesi diye içeri atılmış. “Burada bize tıraş makası bile vermiyorlar. Sohbet ve havalandırma bir saat arttırmıyorlar. Mehmet Ruhi Bakır ve Seyda Şimşek hasta mahpuslar ve süreleri uzatıldı. Kimsenin umurunda değil. Hacı Zeytun’un da süresi uzatılmış.” diyor. İdari bunu reddediyor ama “Yemekler kötü.” diyor. “Cezaevinde 7-8 bin kişi var, kurslar verilmiyor. İlke TV verilmiyor.” diyor. Bütün bunları sorduk cezaevi idaresine. Habire, “Ya işte anket yaptık, İlke TV yok.” diyor. İlke TV yetkililerine de buradan söyleyeyim. Diyarbakır Cezaevi’nde İlke TV vermeme direnci var. Mahpuslar yoğun bir şekilde istiyor. “Yok efendim anket” ya ne olacak bir televizyon kanalını versen ne olacak kardeşim Allah aşkına ama böyle bir direnç var. İlke TV’nin de haberi olsun duysun. Nedir bu inatlar anlamak mümkün değil arkadaşlar!
Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunan Ceylan Başpınar Azerbaycanlı bir kadın o da yemeklerin kötü olduğunu söylüyor. Ağırlaştırılmış müebbet değil ama bir saat havalandırmaya çıkıyor. Şu hale bakın. Olacak bir iş değil. İşte 9/3’sün, firar etmişsin.” Deniliyor ama insanlara bu kadar böyle çocukları olan bir anne bu. Bu kadar zindanın dibi muamelesi yapılır mı arkadaşlar ya? Allah aşkına hala sevki yapılmamış, bekletiliyor. En azından sevkinin Eylül’de yapılma ihtimali varmış. O zamana kadar farklı bir koğuşa verilse iyi olacak. Bunu ayrıca değerlendireceğiz.
Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunan Özlem Artan’ın da eşi Konya Ereğli’deymiş. O da mahpusmuş. Konya Ereğli’den eşinin Diyarbakır’a getirilmesini istiyor. Bunu da burada not olarak söyleyelim arkadaşlar.
Türk Psikologlar Derneği bana bir mektup göndermiş. Psikolog arkadaşlarımızın çok sorunları olduğunu biliyorum. Aslında ülkenin psikolojisi bozuk ve psikologlara çok ihtiyacımız var ve psikologların da neredeyse psikolojisi bozulacak arkadaşlar çünkü çok ağır haksızlıklara uğradıklarını söylüyorlar ve bunlara bir çözüm bulun.” diyorlar. “Meslek kanunu eksik.” diyorlar. Temel sorun bu. Bunu bir çıkarın. Psikolog ünvanı yasal güvence altında değil, meslek odası bulunmadığından psikologlar esnaf beraber gibi odalara kayıt oluyor. Olacak iş mi arkadaşlar bunlar? Denetim mekanizması yokluğu hizmet kalitesini ve vatandaş güvenliğini tehdit ediyor. “Yasal düzenleme istiyoruz.” diyorlar. Psikolog meslek kanunu yasalaşsın. Psikolog tanımının 1219 sayılı kanunda yer almasını istiyoruz. Psikologlara diyetisyen ve fizyoterapist gibi lisans mezunu diğer sağlık çalışanlarının yararlandığı fiili hizmet süresi zammından mahrum kalmaktadır.” diyorlar. Yine Psikologların sundukları psikolojik hizmetler denetlenememekte vatandaşın korunması güçleşmektedir diyorlar. Yine istihdam ve özgürlük haklarında eşitsizlikler olduğunu söylüyorlar. Taban ek ödeme kat sayısı 0.32’den 0.96’ya yükseltilmeli ve derin maaş ve özlük hakları uçurumlarımız oldu.” diyor. Psikolog olarak başlayan meslek mensupları kadroya geçişte spor uzmanı ünvanı ile atanarak psikolog özlük haklarından mahrum bırakılıyorlar gibi birçok istekleri var. Yine eğitim ve istihdam dengesizliği 13 bin öğrenci kayıt yaptırmaktaymış 166 psikoloji bölümüne. Baraj ve kontenjan sınırlanması uygulanmıyor. Hukuk ve tıp gibi alanlarda uygulanan benzer biçimde YÖK tarafından psikoloji bölümlerine kontenjan ve baraj düzenlenmesi getirilmeli diyorlar. Özel hastane, diyaliz merkezleri, engelli bakım merkezi yönetmelikleri ve özel eğitim kanununda psikoloğun zorluğunun personel eklenmesi, mili eğitim, özel eğitim, rehabilitasyon merkezlerinde psikoloğun zorluğunun personel olarak düzenlenmesi ve yerel yönetimlerde psikologların görev tanımlarının yapılması ve kamuda istihdam edilen psikologlarla eşit özlük haklarında çalışmaların sağlanması gibi birçok istekleri var Türk Psikologlar Derneği, Genel Merkezi Yönetim Kurulu’nun. Bunları da biz burada anmış oluyoruz arkadaşlar. Bir hekim olarak birlikte çalıştığımız psikolog arkadaşlarımızın sorunlarına duyarlıyım. O yüzden bana gelen bu iletiyi gündem ettim. Aynı zamanda Meclis Sağlık Komisyonu üyesiyim. Bu konuları ayrıntılı tartışırız.
Bir başka konuda işçi sağlığı, iş güvenliğiyle ilgili bu konu çok sorunlu arkadaşlar. İşçi sağlığıyla ilgili 28 Nisan iş güvenliği gününün ulusal yas günü ilan edilmesinin gerektiğini söylüyorum çünkü bakın 13 yılda 25 bin işçi hayatını kaybetmiş. Korkunç bir sayı var. Avrupa birincisiyiz. Patır patır insanlar ölüyor. Bir kısmı ölmüyor, yaralanıyor ve sakat kalıyorlar. Bütün bunların nedeninde ne var biliyor musunuz? İş güvenliği uzmanlarıyla konuşuyoruz. “Ya biz mevzuatı biliyoruz elimizden geleni yapmak istiyoruz kurallara ve vicdanımıza dayanarak bir şeyler yapmaya çalışıyoruz ama sonuçta ne oluyor; patron diyor ki: “Kardeşim fazla konuşma fazla bir şey isteme bana masraf çıkarma iş güvenliği uzmanı konuşma bak bunları habire böyle söylersen işten çıkarırım seni.” deyince insanlar da tabi ekonomik durumlar malum arkadaşlar sonuçta diyorlar ki: “Sadece biz kendi hakkımız için demiyoruz. İşçi kurallara uymuyor. Uzman yetersiz diyorlar.” diyor. “Hayır aslında bu patronun iş güvenliği uzmanına maaş ödemesi yerine devletin ödeme sistemini getirirseniz işçi ve iş güvenliği uzmanı Bu zulümden kurtulur.” diyorlar arkadaşlar. Bu da önemli, bunu da anmış olalım. İş güvenliği meselesine çok duyarlıyım ve sürekli biliyorsunuz seçim bölgem Kocaeli’de iş kazaları oluyor ve takip ediyorum. Sürekli sanayi tesisleri artıyor ve güvenceler düşüyor.
Engelli hakları da son derece önemli. Meclis engelli bireylerin hakları komisyonundayım ve bu konuda da bize birçok başvuru geliyor fakat içinde bulunduğumuz hafta engelliler haftası arkadaşlar ama açıkçası artık bakın bir engelli babası arkadaşım var. Dedi ki: “Biz bu hafta artık böyle hamasi açıklamalardan bıktık usandık. Engelli haklarıyla ilgili bu iş yapma yerine hamasi açıklamaları yapanları kınama işi yapacağız. Başka bir şey yapmayacağız. Boş konuşanları kınama işi yapacağız.” Dedi. Öyle bir dil kullanılıyor ki sağlamcı bir dil her şey sağlamlara göre ayarlanmış “İşte engelli de sağlam gibi olmalı canım işte hadi gelsin bir gün böyle askere gider gibi yapalım ona.” gibi böyle sürekli bir böyle uygulamalar ya engelli birey engelli bireydir kardeşim hayatı ona göre dizayn edin ya işin özeti bu bakın çok laf salatası yapmayacağım size engelli bireyi hakları olan bir birey olarak tanıyın. Anayasal olarak onu tam bir vatandaş olarak tanıyın. “Sen üçüncü sınıf vatandaşsın hele dur biz sağlamlarla uğraşıyoruz. Sen engelli ne konuşuyorsun? Sana da işte bir şeyler ihsan ederiz canım.” mantığından vazgeçelim arkadaşlar.
Bakın Erdal Öztürk Bursa’da oturuyor. “Kızım Ece Naz Öztürk engelli. Kızımın hakkı için başvurdum, rapor aldım.” Diyor. Uzun bir başvurusu var. Bakın sayfalarca bize anlatmış. İki sayfa boyunca anlatmış. İşin özeti ben bakanlığa da bunu sunuyorum. Tabii Aile Bakanımız yurt dışlarında dolaşmaktan bizim soru önergilerine cevap vermiyor arkadaşlar. Bakanımız bütün memleketin parasını yurt dışı gezilerine ayırdığı için böyle soru önergelerine cevapmış, engellilerin engelli bakım aylığını üç kuruş beş kuruş arttırmaymış bu tür işlerle uğraşmıyor kendileri. Böyle konu mankeni gibi sağda solda dolaşıyor. Türkiye’de demek pek dolaşmaya cesaret edemiyor. Belçikalarda dolaşıyor ve böyle hamasi açıklamalar yapıyor ve ayrımcılık da yapıyor. İktidara muhalif kesimin çocukları onun için “teröristin çocukları” “Teröristlerin sorunlarını bana getirmeyin.” diyen bir Bakan var karşımızda. Bunu kulaklarımla duyduğumu da kaç kez söylüyorum ve onun hukuken peşini de bırakmayacağımı söylüyorum. Bir vekil olarak da peşini bırakmayacağımı söylüyorum çünkü bu vicdansızca sözler affedilecek işler değil. İşte böylesine bir Bakan’ın Mahinur Özdemir Göktaş’ın Bakan olduğu bir ülkede engelliler bana başvuruyor arkadaşlar. Adam, bakın gariban insan ya, üç kuruşun hesabını yapıyor. Diyor ki: “Ya raporumu hak etmiştim ama bir şekilde devlet engellilere para vermemek için raporumuzu iptal etti.” bu gariban bir insan arkadaşlar. Ey Aile Bakanı milyon dolarları yurt dışı gezilerine dökeceğine engelli gariban insanın Erdal Öztürk’ün kızı Ece Naz Öztürk’ün raporunun nasıl iptal edildiğini bir araştır. Sana soruyoruz. Umurumda değil. Yurt dışından gelmiyor ki bu işleri araştırsın. Veyahut da işte sağda solda böyle vitrinlerde dolaşacak Bakan hanım.
Veysi Şimşek Marmara 4 No’lu L Tipi Cezaevi’nde kendisi darp edilmiş, darp raporu almak için hastaneye bile götürülmemiş. Bakın bir araştırın. Arkadaşlar ben milletvekiliyim. Şimdi bunları söylediğimiz zaman Adalet Bakanlığı diyor ki: “Ya Ömer Bey sen işte niye bunları söylüyorsun bir araştırdın mı?” Kardeşim milletvekili araştırmacı değildir. Milletvekili bakanlığa soru önergesiyle sorar. Vatandaş bizim için önceliklidir. Vatandaş Ahmet, Mehmet, Hasan, gazeteci, doktor, mühendis kim olursa olsun benim için fark etmez. Bana başvurup da “Ben herhangi bir müdürlükte, bakanlıkta haksızlığa uğradım.” deyince benim işim gücüm yok 10 ay oturup onu mu araştırmak arkadaş? Benim işim nedir? Kimseyi de itham etmeden kesin bir yargı olmaksızın bakanlığa bunu sorarım. Hakkınızda ağır iddialar var ne diyorsunuz?” derim ve siz de cevap verirsiniz. Biz de ona göre davranırız. Ya bu budur. “Niye bunlar gündem oluyor?” böyle olmaz arkadaşlar.
Şaban Çetinkaya’nın kardeşi bize başvurmuş ve Irak’ta olduğu, “Irak’ta keyfi cezalandırmalar ve ciddi hak ihlalleri var.” diyor. “Bunlara rağmen orada ve Kardeşimin getirilmesi için Dışişleri Bakanlığı’na temasa geçin.” diyor.
Yine bir engelli başvurusu var. Şimdi ben buradaki başvuruları söyleyeceğim. O, engelliler mahpus çocukları umurunda olmayan Bakan bakalım ne diyecek? Bakın Engelli vatandaşımız diyor ki; “Down sendromlu bireylerin raporları ömür boyu geçerli olsun. Engelli vatandaş, vatandaşlarımız habire “Ya işte şu kadar süreyle rapor aldın, hadi bir daha rapora git.” deniliyor. Ya anası babası kalkıp bir daha engelli çocuğu hastane hastane poliklinik poliklinik dolaştırıyor. Çocuk belli zaten hasta değişmeyecek bu çocuk. Allah aşkına bunu neresine tekrar rapor istiyorsun? Biz bunu Engelli Bireylerin Sorunlarını Araştırma Komisyonu’nda da defalarca söyledik. Değişen bir şey var mı? Yok. Arkadaşlar değişen hiçbir şey yok memlekette komisyonlar. Sonuç? Bir şey yok. Anne veya babası memur olan bireylerin 25 yaşına gelince hakları bitiyor. Ya bu çocuklar erişkinliğe geçemiyor ki arkadaşlar. Bunlar çocuk . Mükellef bile değiller. Bunların niye haklarını iptal ediyorsunuz? Yeşil pasaportunu verin. 25 Yaş altı muamelesi yapın. Sağlık güvenceleri memur olan anne ve babanın üzerinde ömür boyu devam etsin. Araç alma hakları olsun. Çalışan anneye daha çok haklar sağlansın, bakıcı giderleri karşılansın, vesayat kararı her şeyi kapsasın. Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde rapor çok düşük oranda veriliyormuş. Diyarbakır’da %25 veriyorlarmış Şanlıurfa’ya gidiyorlarmış vatandaşlar %60 orada alabiliyorlarmış. Böyle hastane hastane fark olur mu arkadaşlar ya Allah aşkına nerede yaşıyoruz?
Yine bir başka müracaatta diyor ki; “Kazanılmış haklar kaybolmayacak.” Denildi bize bir engelli kardeşimiz. Nazlı Pınar Tetik, 2007 sigorta girişli %80 engel raporu ve 4009 prim günüyle 2023’te dönemin mevzuatını tam uyum sağlayarak emekli oldum. Raporumun süreli olduğu ve onkolojik remisyon sonrası oranımın %71 ile düşeceği en baştan belli olmasına rağmen bu değişikliğin 18 yıl sigortalılık şartıyla emekliliğimi etkilemeyeceği bilgisini teyit ederek işimden ayrıldım ve engelli emekli kriterleri yerine çok daha ağır şartlar içeren maluliyet listelerinin uygulanması hukuka aykırıdır.” diyor. “Yasal kriterlere uyduğum halde maaşının kesilmesi meclis tutanaklarında da vurgulanan engellilerin ekonomik mağduriyetten korunması ilkesine aykırıdır.” diyor.
Bir başka başvuru da evet sigarayla mücadele ediyoruz değil mi? Ben de bir hekim olarak sigara bıraktırma polikliniği yapmış bir insanım ve sigaranın bırakılması gerektiğini düşünüyorum. Bir vatandaşımız bize başvurmuş demiş ki: “Bunun için en güzeli teşviktir. Sigarayı bırakanlara onların sigorta primlerinin bir miktarı kamu tarafından ödensin ve böylece de sigara bırakanlar bakın görün nasıl artacak.” Diyor. Bence de iyi bir teklif. Yoksa sigara yüzünden oluşan hastalıklar ve diğerleriyle daha çok mücadele edip para harcarız.
Ağırlaştırılmış müebbet hapis ceza koşullarının düzeltilmesi yönünde bir başvuru var. 2000’e yakın ağırlaştırılmış müebbet var arkadaşlar memlekette ve gerçekten o kuyu tipi cezaevlerini görüyorum inanılmaz bir insanın yaşayacağı yerler değil. Bir insanın özgürlüğünü kısıtlayabilirsiniz ama ağırlaştırılmış müebbet diyerek bu kadar ağır bir şekilde insan haklarının ayaklar altına alınması kabul edilemez. 15 Günde bir ancak bir telefon görüşü, yakınlarıyla sınırlı bir görüşme ve bir saatlik ancak havalandırma bunlar gayri insani bunlar olmaz arkadaşlar bunları biraz genişletmek gerekiyor.
TCK 158 mağdurları çok miktarda bize başvuruyor. Birçok başvuru var ve diyorlar ki: “Biz zarar tamamen ödendiğinde dosyanın kapanmasını istiyoruz. Kamu davasının düşmesi, mevcut arşiv kayıtların silinmesi, TCK 158 mağduriyeti nedeniyle memuriyete engel oluşturulmamasını istiyoruz. Cezasızlık değil, zarar giderildiğinde hayatımıza devam edebilmek için adil ve ölçülü bir çözüm talep ediyoruz.” diyorlar. Birçok böyle başvuru var. Memlekette birçok genç kandırılarak bu mağduriyete düşürülmüş durumda. Bu meselenin bitmesi lazım.
Ramazan Çambel, Tekirdağ Çorlu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde; “15 Temmuz’da Atatürk Havalimanı’na git.” dediler. “Biz erlerdik gittik. Hiçbir şeyden haberimiz yok. Gittik. Orada tek bir kurşun bile sıkmadık. Kimseye dokunmadık. Ağır bir şekilde işte cezalandırıldık.” Diyor. “Anadolu’nun dört bir yanında gözümüz gibi sakındığımız pırıl pırıl gençleri vatan borcudur diyerek yine vatana emanet ettik.” Bunu yakınları söylüyor. “O çocuklar tek hayalleri huzurlu bir yuva kurmak ve memleketine sahip çıkmak olan çoğu ilkokul mezunu kalbi tertemiz evlatlardı. Peygamber ocağı bildikleri o kapıdan içeri vatan sevdasıyla girdiler ancak bugün üzerlerine atılan terörist yaftasıyla hayatlarının baharında parmaklıklar ardına mahkum edildiler.” Diyorlar. Maalesef durum bu arkadaşlar.
Zorunlu askerlik süresini kısaltacak bir kanun teklifi sunun diyen gençler var.
Yusuf Kenan Deniz, Samsun Çarşamba, S Tipi Kapalı cezaevinde; “Tek suçum komutanlarım emretti gidip Hulusi Akar’ı korudum ama Hulusi Akar kimseyi korumadı bizi yaktı.” diyor. Evet bunu binlerce insan söylüyor ve o kadar ah alıyor ki bakın ne diyor? “Olay olduğu dönem 2 yaşında olan mahpusun oğlu şu an 12 yaşında. Haram olsun o çocuğun babasız geçirdiği her bir dakikası Hulusi Akar’a öbür dünyada zulüm olsun. Mahkemede üstten aldığı kararları okuyan, adalet yerine kendi koltuğunu gözeten hakimlere haram zehir zıkkım olsun. Haklarımız bu kadar kolay olmamalı. Masum insanları gözden çıkarmak Allah’a havale ediyorum. Allah’ın havalesinde kaçacak delik bulamayacak o zalimler.” diyor. Milletin ciğeri yanmış durumda.
“15 Temmuz gecesi Eşim Muhammed Günday sözleşmeli er olarak görev başındaydı. O gece yaşananların ne olduğunu bilmeden sadece komutanın emrine uyarak bulunduğu yerden alınıp olayların içine götürüldü ve ağır bir şekilde cezalandırıldı.” Kendi ifadelerinden okuyorum; “Olayın oluş şekli emir altında hareket ettiği gerçeği hiçbir kasıt ya da bilinçli bir dahlin olmadığı açıkça ortadayken ne yazık ki tüm başvurularımız reddedildi. Adalet arayışımız her seferinde sonuçsuz kaldı. Biz sadece bir kararın değil bir hayatın bir ailenin yükünü taşıyoruz. 5 yaşında Ömer Halis ve 3 yaşındaki Alptuğ çocuklar babasız bir eşsiz kaldı. Kurulan hayaller yarım kaldı. Umutlar sessizliğe büründü. Eşim ve onun gibi birçok sözleşmeli er O gece sadece görev yaptığını zanneden emir alan insanlardı ama bugün en ağır bedeli ödeyenler oldular. Yeniden adil bir şekilde incelenmesi için destek olun. Adaletin bir gün herkese eşit olacağına inanmak istiyoruz.” diyor Mahpus’un eşi.
Eleştirdiğimiz hususlar konusunda bakanlıkların adım atmasını, adım atmazlarsa onları uluslararası mecralara şikayet edeceğimi de söyleyeyim. Ben fikri takip yapan bir milletvekiliyim. İşin peşini bırakmam. Bugün konuşur, yarın unutur demeyin. Yıllarca işlerin peşinde koşan bir insanım ve hep de haklı çıkıyorum. Hiçbir şeyi örtbas etmeyin. Peşinizdeyim diyorum. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
























Yorumlar