1 Temmuz 2026

Ankara esaret altına alınıyor. NATO toplantısı bahane edilerek her türlü özgürlük ihlal edildi. Haklar gasp edildi. Yüzlerce kişi gözaltına alınıp, tutuklandı, “Eylem yapma ihtimali var.” denilerek insanlar özgürlüklerinden mahrum bırakıldı. Olacak bir iş değil ve ayrıca Ankara’lılara  bu haftasonu ve sonrasında hayat zehir edilecek birçok yol kesilecek. Bu kabul edilecek bir durum değil arkadaşlar. Bu denli özgürlükleri kısmaya kimsenin hakkı yok. Bu denli halktan korkacaksanız bu zirveyi yapmayın. İnsanların barışçıl gösteri yapma hakkı var hakkınızda yoktur ey iktidar sahipleri diyoruz.

NATO zaten zulümlere, soykırımlara sessiz kalmış bir askeri örgüt ve NATO’ya hayır diyoruz. Ülkenin NATO’dan çıkması lazım, NATO’ya hayır diyoruz ve bu zirveyi kabul etmiyoruz. NATO’ya hayır diyoruz. Çıkmak gerekir diyoruz. Bölge barışına  hizmet etmeyeceğini emperyalist güçlerin paylaşımına hizmet edeceğini düşünüyoruz.

Önümde bir yasa teklifi var. Bakın uzman erbaş yasa teklifi. Komisyonda görüşüldü şu anda genel kurulda görüşülüyor. Bu teklifin yedinci maddesi saç baş yolduracak bir madde. KHK’yla veya idari kararlarla mesleğinden ihraç edilen kişiler, idare mahkemesinde göreve iade edildikten sonra görevine başlıyor ancak bu karar sonrası karar kesinleşene kadar göreve başlayamayacaklar. Niye başlayamayacaklar kardeşim? Çünkü güvenlik gerekçesiymiş! Anayasanın 2-10-125-138 tüm maddelerini ayaklar altına alan bir yasa teklifi ile karşı karşıyayız. Kabul edilecek bir şey değil. Anayasayı ayaklar altına almışlar ve bununla ilgili yasa çıkarmaya devam ediyorlar. Zaten haksız hukuksuz bir şekilde insanları işlerinden ihraç ettiler ve kazara İdare Mahkemesi olumlu bir karar verdi. Kazara diyorum çünkü olumsuz bir karar vermek için İdare Mahkemeleri yarışıyorlar. Bu olumlu karardan sonra “Seni iade etmeyeceğim kardeşim. Kesinleşene kadar bekleyeceğiz.” sivil ölümü devam ettirmek istiyorlar. Daha yıllar sürsün kesinleşmesi; “Yok seni iade etmeyeceğiz. Sana güvenmiyoruz.” Ya kardeşim mahkemenin üstünde bir yargısal güç mü var? Sen kimsin? Mahkeme iade etmiş ama bunlara göre; “Takipsizlik ve beraat almışsa almış almış kardeşim. Benim kafama uymuyor, iade etmiyorum.” diye bir anlayış var. Şimdi bunu yasallaştırmaya çalışıyorlar. O zaman mahkemeleri çöpe atın kardeşim. Bu ne haldir ya? Mahkemeler o zaman kullanılmasın, atın kapatın adliyeleri. Mahkemeleri kapatın. Mahkeme iade etmiş. “Yok efendim bu bizim kafamıza yapmıyor. Bu kararı iptal ediyoruz, uygulamıyoruz.” Takipsizlik beraat alanlara da zaten bunu yapmırıyorsun, iade etmiyorsun. Tamamen bir idare devleti olmuş, polis devleti olmuş. Hukuksuzluk zirvede arkadaşlar. Bu kabul edilecek bir durum değil. Bu yasa teklifine şiddetle karşı çıkacağız, kabul etmeyeceğiz. Bu bir zulümdür.

Erzincan Kadın Kapalı Cezaevi’nden başvuru aldık. Cezaevinde gayri ahlaki birtakım ilişkiler olduğuna dair önemli bildirimler var. Mahpuslar arasında bazı ilişki biçimlerinin kabul edilemez olduğu yönünde çok sıkıntı var ve tabi bu sırada da hastaneye gidişlerde, arabada kendisini kadın değil erkek gibi hisseden mahpuslarla kadınların bir araya gelmesi bir sıkıntı oluşturuyor. Hastane nezarethanelerinde yine bir araya gelmeleri sıkıntı oluşturuyor. İdareyle konuştuk; “O bizim işimiz değil, jandarmanın işi.” Diyor. Şimdi cezaevlerinde de böyle bir durum var. Müdüriyetle konuşuyoruz; “O jandarmanın işi, efendim o sağlığın işi.” bunu tek çatı altında toplayın, o zaman kime nasıl ulaşacağız, bu nasıl bir haldir diye soruyoruz. Olacak bir iş değil. Herkes topu birbirine atıyor ve ayrıca bu sıkıntılardan kaynaklanan bir koğuşda, küçük çaplıda olsa bir yangın olayı Erzincan Kadın Cezaevi’nde belki çok büyümeden söndürülmüş ancak nefes darlığı, astım krizi yaşayanlar olmuş.  vVe bunu da buradan Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’ne söyleyelim, Adalet Bakanlığı’na söyleyelim. Bütün şikayetler varsa buraya kalıcı önlemler alınması lazım. İleride başka sıkıntılar ortaya çıkabilir. Hasta mahpus otobüslerinde biraz daha dikkatli olmak lazım. Nezarethanelerde bu tür cinsiyetle ilgili durumlara dikkat edilmesi lazım. İnsanların yönelimleri farklı olabilir. Kadın, erkek veya başka bir yönelim içinde olan. Bunların bütün gözaltı merkezlerinde farklı olması lazım çünkü sıkıntı oluyor, insanlar rahatsız oluyorlar. Buna hastanede dikkat edilmiyor. Erzincan Kadın Cezaevi’nden hastaneye giden hastalar hepsi aynı yere mi doluşturuluyır? Bir adli siyasi ayrım diye ayrım yapılıyor ama başka birtakım şeylere de dikkat edilmesi gerekiyor. Bunu da söylemiş olalım, bunu da Adalet Bakanlığı ile de konuşacağız. Bütün bu sıkıntılardan kaynaklı, sonradan söndürülse de bir yangın olayı var. Bunları da dikkatlerine sunmuş oluyoruz.

Hak ihlallerini anlatmaya devam ediyoruz.

Kemal Akgül şu an Konya Ereğli Y Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda; “Can güvenliğim yoktur. Bazı gardiyanlar tarafından tehdit edilmekteyim ve hayatımdan endişe ediyorum. Ailem Hatay İskenderun’da güvenliğim ve aileme yakın olabilmem için acilen  ya Hatay ya da İskenderun Cezaevi’ne sevkimi istiyorum.” diyor.

Erhan Kaya Burdur Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan tahliyelerin ertelendiğini söylüyor. 31 Yılı bulmuş, 6 ay daha ertelenmiş ve Burdur Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nded de bu işin daha çok yokuşa sürüldüğünü söylüyor. 11 Ay uzatılmış ve daha sonra 6 ay daha uzatılmış.

İstanbul’da TOKİ mağdurları var. İstanbul Silivri Büyükçavuşlu Mahallesi’nde bize başvuran vatandaşlar diyor ki: “2 yıl içinde ev yapmanız lazım.” diyorlar. Hem arsanın hem darienin taksitlerini nasıl ödeyeceğiz? Zaman konusunda bize sıkıştırmasınlar.” diyorlar.

“Vakıflar Bursa Müdürlüğü’nde 4D işçiler için kurum içinde ayrımcılık yapılıyor.” başvuruları var. Böyle bir iş ortamında ayrımcılık olduğu yönünde şikayetler var. Tabii doğruluğu, yanlışlığı konusunda biz hüküm söylemiyoruz fakat araştırılması gerektiğini söylüyoruz çünkü bize böyle bir başvuru var.

Sağlık Kurumları İşletmeciliği önlisans mezunları ciddi bir mağduriyet yaşıyor. “Açık bir meslek tanımı mevcut değil.” diyorlar. Birçok soru önergesine rağmen adım atılmamış.

Burak Savaş, Antalya Y Tipi Kapalı Cezaevi’nde hayatını kaybetmiş, yakınları bize başvuruyor. “İntihar diye bize bildirildi ama cinayet olabilir.” diye başvuruyorlar. Tabii bu ortada bir durum. Gereken soruşturma başlatıldı mı diye bakanlığa soruyorum çünkü yakınlarının bazı şüpheleri var. Tabi kesin cinayettir demiyoruz ama bu konuda ayrıntılı bir kamera ile tespit yapılması gerekiyor. Veyahut da kişi eğer intihar etmişse onu intihara sevk eden nedenler depresyonda ise gereken tedavileri verilmiş mi tüm bunların yakından incelenmesi gerekiyor.

Nurhan İlhan; işinden atıp hapse giren bir Türk Dili Edebiyatı bölümü mezunu, şu anda da diyor ki: “Hiçbir öğretmenlik yapamıyorum. Hapisten çıktıktan sonra sınıf öğretmenliği  de bitirdim. Diplomalarımın hiçbiri iptal değil ama kullanamıyorum. Yıllardır işsizim artık ne yapacağımı bilemiyorum. En azından özel kurumlarda çalışma hakkımız verilsin.” diyor. Düşünün  on binlerce öğretmen var ve siz bunlara öğretmenlik yaptırmamak için büyük bir gayret sarf ediyorsunuz. Bu çok gaddarca bir tutum. KHK ile ihraç doktorlar özel hastanelerde çalışabiliyor. Öğretmenler niye özel okullarda çalışamıyor? Çalışmaya kalksa adamı “terörist” diye içeri atıyorsunuzd. Bu ne rezalet ya? Kendi içinizle çelişkilisiniz. Biz bu konuyu düzeltin dediğimizde, yıllar önce bize şunu demişlerdi; “Tamam düzeltelim, doktorlar için de öğretmenlere yaptığımızı uygulayalım, onların da özelde çalışmasını engelleyelim.” demişlerdi. AK Partililerin yüzü hiç kızarmadan bize bu cümleyi söylemişlerdi arkadaşlar. İnsanları aç susuz bırakıp bir deri bir kemik bırakmaya o kadar ahdetmişler ki, yazıklar olsun, “ağaç kökü yedireceğiz.” demişti AK Parti Isparta Milletvekili Osman Zabun evet, bunu yapmaya çalıştılar 10 yıldır ve şu anda da bunu dayatıyorlar. Bu kabul edilecek bir durum değil.

Vedat Kumek kendini cezaevine bakamamakta, Vedat Kumek Tokat Cezaevi’nde tutuklu sıfatında kendisine bakması çok güç. 75 Yaşındaki Vedat Kumek ileri yaşına bağlı sağlık sorunları yaşamakta, görme ve işitme kaybı nedeniyle günlük ihtiyaçlarını karşılamakta, zorlanmakta.

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından toplanan sokak köpeklerinin 5 iş günü içerisinde sahiplenilmemesi durumunda doğal yaşam alanlarına alınacağına dair bilgilendirmeler yapılmakta. “Gönüllüleri sürecin dışında bırakmayın.” diyorlar gönüllülerin böyle bir başlığımız var.

Günlerdir bana başvuruyorlar; Marmara 6 No’lu L Tipi Kapalı Hapishanesi’nde dayatmalar yüzünden mahpuslar açlık grevinde. Onlardan birisi de Can Kaba. Grup Yorum emekçisi. Annesi bana defalarca başvuruyor. Diğer kişilerin yakınları da başvuruyor. Rezzan Şengül’ün yakınları da başvuruyor. Düşünün kamerada yatmasına karşı çıktıkları için bazıları 2 kişi 5 metre karelik hücrelere atılmıştır. 5 Metrekarelik hücreyi atıyorsunuz ve bu kişiler açlık grevine girmiş. “8 Saat olması gereken havalandırma 2 saat uygulanıyor.” Ya kardeşim bunlar ağırlaştırılmış, müebbet değil ki insanların hakkını niye çiğniyorsunuz? Hapse atmışsın, anladım ama hapiste sıradan bir tutuklu veya fazla ağır olmayan bir hükümlü, sen ona en ağırlaştırılmış, hükmü kesinleşmiş mahkuma yapacağını yapıyorsun. Ya bu nasıl bir zulüm? Memleket Dağbaşı mı? Burada Adalet Bakanlığı yok mu? Ceza Tevkifevleri  Genel Müdürlüğü ne iş yapmak mı? Allah aşkına bu yüzden mahpuslar da açlık grevine girmiş arkadaşlar. Talepleri açık kamerasız bir koğuşta arkadaşlarıyla 8 saat havalandırması olan yasalara uygun bir koğuş ve keyfi uygulamalara son verilmesini talep ediyorlar. Uygun vakitte cezaevine gideceğim.

Şükrü Seke’nin Denizli Kocabaş T Tipi Kapalı Cezaevi’nde darp edildiği iddiası var. Hücre cezası alıyor, ardından disiplin ve kalbinde stent var, psikolojik olarak çöktüğü söyleniyor. Kapalı cezaevine tekrar açıktan gönderilmiş. Çok keyfi muameleler olduğunu söylüyor yakınları.

Yıllardır söylüyoruz; Hatice Yıldız Bakırköy Kadın Cezaevi’nde kızıyla beraber yanındaki mahpusa para gönderdi diye insani hisleri galip gelmiş bu teyzenin kızının yanında yatan mahpusa da para yollamış “Vay sen teröre yardım yaptın.” diyerek kadına 4 yıldan fazla ceza vermişler şu işe bakın ya  şu hale bakın, şu abartıya bakın arkadaşlar nasıl bir haldir anlamak mümkün değil. Şimdi kanser hastası teyzemiz bir sürü yaşlılığa bağlı hastalığı var. Skolyoz, göz problemi, unutkanlık, denetimli serbestlikten de yararlandırılmıyor. Böyle gadarca işler yapılıyor arkadaşlar.

Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’nda bulunan Bahadır Akdağ’a yönelik hukuksuzluklar ile ilgili iddialar var. “Somut bir kanıt ortaya konulamasa da biz kendi dayatmalarımızı yapacağız.” şeklinde kararlar var. Bunlar nasıl işler arkadaşlar? Mahkemeler iyice ortadan kalkmış. Somut bir kanıt yok ama “İşte bir kafamdan ya da yukarıdan gelen talimatla böyle bir karar veriyorum.” diyorlar.  “Elazığ 1. Ağır Ceza Mahkemesi savcılığın delil yok itirafını ve AYM içtihatlarını görmezden gelerek, oğlumun tam da istinaf aşamasında olduğu bu kritik evrede kısıtlama kararını yeniden tesis etmiştir.” diyor. Ağır hasta kızı varmış ve bunların takibi böyle suç karinesi gibi sunulmuş. “En mahrum ailevi bilgiler ve savunma stratejilerinin devlet kayıtlarına alınması aile hayatının açıkça çiğnenmesidir.” diyor. 1.5 yıldır ağır bir tecrit altında olduğunu söylüyorlar. “Yargı kararları etkisiz. Sistematik mobbing var.” diyor. Biz Elazığ Cezaevi’ne gidince bu durumu yakından kendisiyle de görüşüp anlamaya çalışacağız arkadaşlar ama şimdiden bu ne hal diye soruyorum.

Kocaeli Derince ilçesinde 4 mevsim kreş ve gündüz bakımevi ile ilgili çok şikayetler var ve iktidarın burayı koruduğuna dair şikayetler var ve soruşturma başlatılmadığına dair şikayetler var. Aile Bakanlığı zaten aile dışında her türlü işle uğraşıyor ve bu personel, idare ile ilgili de önemli şikayetler, iddialar geliyor. İl Müdürlüğü ile ilgili iddialar geliyor bize. Bu konuların Aile Bakanlığı tarafından incelenmesi gerekiyor.

“Sağlık Bakanlığı bünyesinde sağlıklı hayat merkezlerinde görev yapan 137 uzman olarak vatandaşlarımıza hizmet ediyoruz. Hak edişlerimiz gecikirken borçlarımızın faizleri gecikmemekte.  Vatandaşlara hizmet sunuyoruz ama bizim  haklarımız çiğneniyor. Ödemelerimiz zamanında yapılmıyor. Bir ayrıcalık talep etmiyoruz.  Çalışma barışını bozan mağduriyetler giderilsin ve bize adil bir muamele yapılsın.” diyorlar.

Duygu Lermioğlu, 2023/5 atamasında Antalya Şehir Hastanesi’ne ataması yapılmış ancak güvenlik soruşturmasında herhangi bir cezası olmamasına rağmen geçit verilmemiş, göreve başlayamamış. “18 Yaşında kızım var. Çok ihtiyacım var. Hiçbir soruşturma, hiçbir disiplin cezası almadım. Çok ağır koşullarda mesleğimi seve seve yaptım. Bu neden böyle?” diyor. Sağlık Bakanlığı’ndan cevap bekliyoruz.

Sağlık. Kurumları İşletmeciliği programı olarak değiştirilmiş, Sağlık kurumları yöneticiliği, hastane yönetimi, organizasyon. Burada sağlık kurumları işletmeciliği ön lisans programına eşdeğer sayılmasına karar verilmiş. “CİMER’den YÖK tarafından tanımlanan bölüm olduğumuzu, sağlık teknikleri olduğumuzu ve Sağlık Bakanı’nın adımlarda sayı verilmesi gerektiğini içeren yanıtı göndermişler. Sonuçta 2011 yılından bu yana Sağlık Bakanlığı tarafından atamalarda kontenjan verilmeyerek mağdur bırakıldık.” diyor.

Berkan Yıldırım Osmaniye T Tipi Cezaevi’nde kalmakta. “Darp edilmiş, can güvenliğinden endişeliyiz, bizi yıpratıyor psikolojisi aşırı etkilenmiş durumda.” diyor.

Ahmet Tepedelen Birleşik Krallık’ta bir öğrenci; Türkiye’de liseden sonra İngiltere’ye gitmiş ve “Amacım bir ayrıcalık talep etmek değil, mevcut hukuk düzenine güvenilerek yapılan eğitim planlamasının korunması ve ortaya çıkan mağduriyetin giderilmesi.” diyor. Uzun yıllar akademik ve mesleki hayatı uluslararası eğitim planlaması çevresinde şekillendirilmiş. Eğitim ve kariyer planlama da bu hukuki zemine güvenerek yapılmış. Düzenleme, Türkiye’de lise eğitimini tamamlamış yabancı uyruklu kişiler yönünden yeniden değerlendirilmeli. Bu kişiler bakımından geçici madde veya geçiş hükmü ihdas edilmesi gerektiğinde istisnai başvuru imkanı tanınması gerektiğini söylüyor. Makul bir geçiş süreci olsun çünkü 2547 sayılı kanunun 45. Maddesinde yapılan düzenleme nedeniyle mağdur olduk.” diyor.

Hayvan hakları konusunda çok başvuru geliyor ve bazen İçişleri Bakanlığı bazı belediyeler hakkında kararlar alındığını söylüyor ama bu konuyu çok sıkı takip etmek lazım. Anlaşılan birçok belediyede kötü muameleler var. Hayvan hakları savunucuları önemli bir gayret sarf ediyor ve sadece onlara bu konuyu bırakmamak lazım.

Özbekistan uyruklu Mokhibonu Karimova Kocaeli geri gönderme merkezinde bir aydan fazla tutuluyormuş. “Denetim şartıyla serbest bırakılsın. Kaçma kaybolma riski yoktur. Türk vatandaşıyız.” diyor. Çocuğu, annesi için başvurmuş.

“Yalova Altınova’da Cemre Tersanesi’nde çalışıyorum ve asgari ücret verip üstünü elden veriyorlar. “Taşerona neden ödeme yapmıyorsunuz?” diye sorduğumuzda “Tersaneden hak ediş alamıyoruz.” diyor. Böyle sonuçta işçinin hakkı çiğneniyor. “Resmi tatillerde yevmiyelerimiz kesiliyor ve hiçbir şekilde hak iddia edemiyoruz. Müfettişler denetime geldiler ama patronların ayarladığı birkaç kişiden başka kimseyle görüşmeden yalan beyanları dinleyip gittiler.” diyor. Böyle şikayetler var. “Gittikçe ödemeler konusunda geriye gidiyoruz.” diyor işçi.

Nargiza Sidamutova; “Kocaeli Gönderme Merkezi’nden imza şartıyla serbest kaldım. Şu an çember daralıyor çocuk 18 yaşını doldurunca Türkiye beni doğduğum ülkeye sınır dışı edecek. Ya da üçüncü bir ülke seçeceğim.  Ne yapayım! Boşandım ben 4 yıldır birlikte yaşadığım, imam nikahıyla yaşadığım bir insan var. Resmi nikah yapamıyorum. Türkiye ise kendi sınırları içinde bu soruna çözüm üretemiyor. Zaten çok zor durumdayım. Geri gönderme merkezlerinde çok kötü ortamlarda kaldım.” diyor. Rüya Altuner’e yardımcı olalım diye önceden de bir açıklama yapmışız. Diyor ki: “Aile deyip duruyorlar ama ben aile açısından perişan durumdayım. 2003 yılından önce Türk vatandaşıyla evlenen kişiler anında vatandaş oluyordu. Kimse kucağında bebekle karakollarda bir suçlu gibi tutulamaz.” diyor. “Bu yasalar yeniden titizlikle gözden geçirmelidir. Ülkemde olmayan suçtan aranmam var, oraya gidersem beni öldürürler.” diyor.

KHK ihraçları ve AİHM hak ihlali sonuçları üzerine bir araştırma yapılmış. Yüz binlerce kişi ihraç edildi ve 2018’den itibaren AİHM Türkiye’ye tazminat cezaları veriyor. 43.100 Euroymuş. 2018’de AHİM’in Türkiye’ye verdiği tazminat cezası kararları. Şimdi bakın 2024’te bu 8.181.697’ye yükselmiş. Öyle bir iktidar var ki ne tazminat kararı verirsen ver, ne ihlal kararı verirsen ver “Ben burnumun dikine gideceğim.” diyen bir anlayış var. Bu olacak bir iş değil arkadaşlar.

Şimdi önümde bir mesele var. İdarenin yasaları nasıl çiğnediğine dair bir mesele bu. Şimdi bu yasayı zamanında biz çıkarmıştık. 2020 Yılının Nisan aylarında Adalet Komisyonu toplantılarında bu yasa vekiller aracılığıyla komisyondan geçmişti. Daha sonra Genel Kurul’da kabul edilmişti.  0-6 yaş arası çocuğu olan anneler mahpussa siyasi veya adli ayırt edilmeksizin koşullu tahliyesinden önce 1 yıl değil 2 yıl öncesinde denetim serbestlik hakkı alıyor ve iyi hal puanı varsa da çıkabilir ancak bunu cezaevleri uygulamıyor. Mesela Aksaray T Tipi Cezaevi’nin bunu uygulamadığına dair başvurular aldık. Bu cezaevini de arayacağız.  Yasayla tanınan bir hakkın yönetmelik gerekçe gösterilerek gasp edilmesini kabul etmiyoruz. Madde 32 var. Madde 32’yi kabul ediyorlar. Kardeşim iyi hal puanı varsa daha sonra bunun üstüne herhangi bir soyut gerekçe koyamaz ama birileri işi yokuşa sürecek ya. “Yok işte toplumla uyuşmayacağına kanaat getiriyorum efendim.” Ya iyi hal puanı var kardeşim madde 32’yi niye uyguluyorsun? Cezaevi yönetimine de bu yönetmelikteki madde 32 bahsinin olamayacağını söylüyorum çünkü bakın kanun metnini size net özetliyorum; “5275 Sayılı kanun madde 105/A-3 hükmü. “0-6 Yaş grubunda çocuğu bulunan ve iyi halde olan kadın hükümlülerin koşullu salıverilmelerine 2 yıl veya daha süre kalması halinde talepleri doğrultusunda cezaların denetimi serbestlik tedbiri altında infazına karar verilir.” Şimdi biz böyle yasa çıkarıyoruz. Sonra bakıyorsun cezaevlerinde “Yok öyledir, böyledir, şöyledir.” derken bunu yönetmeliğin birtakım maddelerini ileri sürüyorlar ki onlar da yanlış. Annelerin hakkını yiyorlar. Anne hakkı yiyorlar. Çocuğun, bebeğin hakkını yiyorlar. Yapılan bu arkadaşlar. Bunu da gündem edeceğiz.

Cezaevlerinde durum çok kötü. Millet yerlerde yatıyor. 17 Kişilik yerde 40 kişi kalıyor. Fethiye Eşen T Tipi Cezaevinde. Millet bunalıma giriyor, intihar ediyor. Kimsenin tabii umurunda değil arkadaşlar.

Buğra Baldan’ı önceden de gündem etmiştim. Çok nitelikli bir asker fakat ağır bir cezayla Elazığ Cezaevi’nde. Kendisi zamanında Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’den ödül almış. Uluslararası alanda büyük başarıları var ama Türkiye’de zaten başarılı olan cezalandırılıyor. Bana yazdığı mektupta da demişti ki: “İsmimi internetten arattığınızda Kuleli ile Hava Harp Okulu’nu derece ile ABD’de aldığım uçuş eğitimini ise havacılık tarihinde bir ilki gerçekleştirip 3 ödül alarak birincilikle bitirdiğimi göreceksiniz. Şu an suçsuz günahsız cezaevindeyim.” diyor. Elazığ 1 No’lu YGC’den yazmış. Buğra Baldan eski kursiyer teğmen

Cem Göçer, Buca 1 No’lu F Tipi’nden yazmış; “ Hapishane idaresi dışarıda basılan ve okunan kitaplara AKP’nin siyasi düşüncesine uymadığı, biz tutsakların kişilikli düşünen ve sorgulayan insanlar olmasını sağladığı için vermiyor el koyuyor. Bu kitap düşmanlığı değil de nedir?”

Hüseyin Karaoğlan, Kandıra 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nden yazmış; “Bugün ülkemizde, iş yerinde, tarlada, okulda, hastanede,. Hapishanede her türlü haklarımıza saldırıyorlar. Bütün bir halk olarak biz de bu saldırılara karşı hakkımızı istiyoruz. Size yazdığım yer hapishaneler ki bu halk mücadelesinin en çetin sürdüğü alanlardan biridir. Burada halk mücadelesi devam ediyor.” Diyor.

Eylem Yücel Sincan Kadın Hapishanesi’nden yazmış; “Sohbete çıkmak isteyen biz yedi tutsağa özel bir saldırı olduğunu yazdıklarımdan anlamışsınızdır. Hukuksuz gerekçelerle sohbet hakkımız engelleniyor. Sohbet hakkı kolay kazanılmadı, kolay vermeyiz.” diyor.

Hüseyin Kartaler, Silivri Cezaevi’nden yazmış; “ Sorarım bizi temsil eden TBMM’ye, binlerce genci hayata yeniden bağlayarak onları ve ailelerinin psikolojisini düzeltmekten daha önemli bir insanlık görevi var mıdır?” diye soruyor bize.

Öğretmenler bize çok başvuruyor arkadaşlar. “672 KHK ile öğretmenlikten ihraç edildim. Hakkımda hiçbir soruşturma dava yok ama özel okullarda çalışmama, eğitim kurumlarında çalışmama izin verilmiyor. Başka kişilerin de çalışmaması için baskı yapılıyor. Gaddarlık, zalimlik Türkiye’de devam ediyor arkadaşlar. Bunu Sayın Nacho Sanchez Amor da duysun. Düşünün 35.000’i KHK ile ihraç. 20.000’i “Sen şu okulda çalıştın o yüzden senin diplomanı iptal ediyoruz.” diye öğretmenlikten ihraç edilen 55.000 en az öğretmen şu anda özel eğitim kurumlarında öğretmenlik yapamıyor. “Sana bunu yaptırmam.” diyor. “Git ağaç kökü ye, ağaç kabuğu ye. Ne yersen ye. İstersen öl. Ne olursan ol kardeşim. Ya sev ya terk et. Defol git.” diyor. Ya adam gitsin de bir de pasaportunu da iptal ediyorsun. Ya illallah ettirdiniz. İnsanlar var ya yaka silkiyor, yaka silkiyor sizden. İktidarın bu zalim uygulamalarından yaka silkiyor arkadaşlar.

Fatma Kaya; “Necmeddin Erbakan Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi.’nde haksızlığa uğradım. Dersime girme denildi bana hakaretler edildi. Dekanlık ve rektörlük örtbas etti, soruşturma açmadı, tanıklarımı dinlemedi. Benimle görüşmeyi kabul etmediler, hakkımı alamıyorum.” diyor. Türk Sanatları Bölümünde öğrenciymiş.

Şimdi Mehmet Alim Sucu bize başvurmuş. Cezaevinde yatmış çıkmış. Sonra Ankara’da dolaşırken birtakım kendisini polis olarak tanıtan kişiler bu kişiyi böyle bir kenara çekmişler. Adamı ajanlaştırmaya çalışmışlar. “Mehmet Alim, bak bizim sözümüzü dinle. Sonra bak üzücü şeyler olur.” Adam zaten yıllarca cezaevinde yatmış. “Bak  sen bize haber getir bak.” “Ya gidin kardeşim başımdan.” diyor. İçişleri Bakanlığı’na sesleniyorum ya, adama yapmadığınızı bırakmamışsınız. Yıllarca cezaevinde yatmış, ondan sonra başına birilerini musallat mı ediyorsunuz? Kimdir bunlar ya, polis midir nedir? Allah aşkına! Milleti ajanlaştırmaya çalışıyorsunuz. Olacak işler değil. Adam bana başvurmuş diyor ki: “Ya depresyona girdim. Habire çevremde, etrafımda birileri dolaşıyor. İyi polis, kötü polis rolleri oynuyor.” Bu ne iştir ya? Bununla ilgilenecek birisi yok mu? Kim ilgilenecek? İçişleri Bakanlığı mı, Ankara Valiliği mi? Ankara Emniyet Müdürlüğü mü? Nedir bu adamın can güvenliği, hukuk güvenliği yok mu? Mehmet Alim Sucu ismini de vererek adam bana başvuruyor. Ya çekilin adamın etrafından. Nedir bu ajanlaştırma girişimleri? Her zaman, her yerde yapıyorsunuz. Türküne, Kürdüne, herkese yapıyorsunuz ya. Kabul edilecek bir davranış değil.

Yorumlar