12 Ağustos 2026
Yine önümüzde yoğun hak ihlali başvuruları var ve bunların başında Türkiye cezaevlerindeki ölümler, yaralanmalar başta geliyor.Daha geçen sene bu zamanlar Manisa Alaşehir M Tipi Cezaevi ile ilgili skandal bir mahpus ölümünü gündeme getirmiştim. Adalet Bakanlığı’ndan cevap geldi. Utanç verici cevaplar veriyorlar arkadaşlar bize. Gerçekten verdikleri cevaplar son derece utanç verici, doğru düzgün olayı anlatmayan, ayrıntıya girmeyen, salla pati cevaplar veriyorlar ve mahkemelerdeki yargıçlara güveniyorlar. “Nasıl olsa yargıçlar bizi korur, kollar.” diye düşünüyorlar. Adalet Bakanlığı’nın ve Sağlık Bakanlığı’nın hatası var. Manisa Alaşehir M Cezaevi ve Alaşehir Hastanesi’nin çok önemli hataları var. Biz fikri takip yapan bir milletvekiliyiz. Bir yıl da geçse, üç yıl da, beş yıl da, on yıl da geçse haksızlıkların peşinden koşarız. Mağdurların yakınları bile koşmasa biz koşarız ve mağdurların yanında dururuz arkadaşlar.
Bakın biz bunları eleştiriyoruz fakat hapishanelerdeki hak ihlalleri devam ediyor. Bakın size bir genç insanı göstereceğim. Özcan Aksu. Kendisi 22 Haziran’da bir şekilde gözaltına alınıp ardından tutuklanmış. Ailesine ne gözaltı ne tutuklama haber verilmiş. Ailesi cezaevi cezaevi Özcan’ı aramış ve ardından Silivri Marmara 2 No’lu L Tipi Cezaevi’nde olduğu haberini almış. 26’sında ziyarete gitmişler, ziyarette bilinci neredeyse kayıp, ne yaptığını bilmeyen bir kişiyle karşılaşmış ablası ve ardından 30’unda gittiklerinde bu sefer görüş bile gerçekleşmemiş. 2 Temmuz’da Metris Cezaevi’ne sevk edilmiş, hangi gerekçeyle sevk edildiği de belli değil. 5 Temmuz’da da kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmiş, gencecik bir insan. Ağır bir şekilde darp edilmiş. Belli ki kafa travması yaşamış ve 26 Haziran’da ablasını tanımıyorken ki hali sonrası hastaneye bile kaldırılmamış. Korkunç bir durum. Resmen cinayet işlenmiş. Sayın Adalet Bakanı, Sayın Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü bu ne skandaldır? Bu insan hayatını kaybetmiş. Böyle bir skandal olamaz. Böyle bir cinayet olamaz. Bunu açıklayın diyorum sizlere.
Yine bakın skandallar devam ediyor. Geçtiğimiz perşembe günü Haymana Sazağası köyüne gittim. Orada öncesinde de polisin; “Efendim çatışmaya girdik. Efendim bize karşı silah açtı. 4 kurşun değdi kalkanımıza.” dedikleri Muhammed Kavi’nin evine gittim. Babasıyla görüştüm. Muhammed Kavi 23 Haziran’da bir polis baskınında öldürülmüştü. Polisin ilk açıklamasına göre, polis kalkanına 4 kurşun değmiş. Daha sonra o kurşun sayısı 3’e indi. Daha sonraki açıklamada da 2’ye indi. Polisa göre kalkana değen kurşun sayısını düşürüyor. Valla 1’e mi düşecek, 0’a mı düşecek 1-2 hafta sonra onu bilmiyoruz ancak böyle çelişkili açıklamalar yapıyor. Biz olayın aslını babasından dinledik ve son derece vahim bir durum olduğunu gördük. Babası polisin içeri girmesiyle kendisini yere yatırdığını ve ardından koridorun başından kapalı kapısı olan yatak odasına doğru ateş açtıklarını 3 polis söylüyor ve yatak odasında kapının arkasındaki karı koca yerde 2 küçük kız çocuğu yatan karı koca orada vuruluyorlar. Baba kapıyı açtığında kanlar içinde, beyni dağılmış annenin başında iki küçük kız çocuğunu görüyor. Biri üç, biri altı yaşında. Böyle korkunç bir an. Baba öbür tarafta yaralı. Silah yok ortalıkta ve ardından polis 3 gün boyunca içeri almıyor aileyi. İçeride ne olup ne bittiğini bilmiyor. Yatak odası kapısını da alıp götürüyorlar. 50 gündür gelmiyor kapı. Otopsi sonuçları açıklanmıyor. Balistik raporlar açıklanmıyor. “Evde silah vardı.” deniliyor, silah hangi silahmış bunların teknik ayrıntısı yok. Video kayıtları nerede diyoruz? Bakın maktulün babasının anlattığıyla polisin anlattığı 180 derece farklı. Peki o zaman bu işi çözecek olan biliyorsunuz polis baskınlarında video kaydı vardır. Video kaydı nerede Sayın İçişleri Bakanı? Sayın Adalet Bakanı? Video kayıtları yok. İç edilmiş. Gösterin buyurun, her zaman böyle büyük polis operasyonları, dronelarla çekimler yapılır, 10 farklı açıdan çekimler yapılır, büyük operasyon, büyük başarı denir. Ya kardeşim, peki o zaman bu operasyondaki kamera kayıtları nerede? Bakın arkadaşlar ben mağdurun kimliğine bakmam. Ben mağdurla ilgili bir durum gündeme getirdiğimde diyelim ki cemaat yargılamalarıyla ilgili bir durum getiriyoruz. “Vay efendim FETÖ’cü müsün?”. Diyelim ki Kürt meselesiyle ilgili bir durum gündeme getiriyoruz. “Vay efendim PKK’cı mısın?” Bu kişi de İŞİD operasyonunda öldürülmüş. Ne olduğu belli değil durumu. Ya şimdi İŞİD’ci mi olacağız? Ya Allah aşkına. Bakın bu sığ kafalarınızı bırakın. Biz kim olursa olsun zalime karşı ve kim olursa olsun mazlumdan yanayız. Bir vatandaşın haksız yere infaz edilmesinin karşısındayız ama bunu sığ kafalara anlatamıyoruz ve insanların bakış açıları da maalesef çok dar. Ben bu yüzden bir an evvel İçişleri Bakanlığı’nın açıklamasını bekliyorum. Kardeşim Buyurun video kayıtlarını açıklayın. Bakın tüm operasyon videoya alınmış. Baba bir türlü söylüyor, siz bir türlü söylüyorsunuz. Buyurun hadi bakalım. “Sözümde doğruyum.” diyorsanız hadi bakalım video kayıtlarını açıklayın. Yazılı soru önergesi sorduk. Cevap yok arkadaşlar. Biz önergemizde kişiye yapılan operasyon hakkında her şeyi sormuşuz. Hatta onun ambulansla giderken neden ambulansın yavaş gittiğini de sormuşuz. Saat kaçta Haymana hastanesine vardık? Saat kaçta Bilkent’e vardı? Neden 5 saat boyunca kişinin öldüğü maktülün yakınlarına bildirilmedi? Acaba bu dönem içinde sahte delil mi oluşturuldu? Ne yapıldı? Çünkü apaçık bir şekilde kalkansız silah doğrultup ateş açan polisler var fakat polis açıklamasında “Kalkana değdi.” Diyor. Ya polisin elinde kalkan yok kardeşim. Nerede kalkana değecek kurşun? Allah aşkına! Biraz usturuplu yalan atın ya. Allah aşkına aklımızla dalga geçmeyin ya İçişleri Bakanlığı. El insaf diyorum. Ateş açan polisin elinde kalkan yok kardeşim. Kalkanda 4 kurşun izi vardı. Sonra 3’e indiriyor sonra 2’ye indiriyor. Bir karar verin ya. Polis kalkanında kaç kurşun izi vardı kardeşim! 50 Tane farklı açıklama yapıyorsunuz ya. Yalan dolu açıklama yapıp ondan sonra da “öyleydi böyleydi” diyorsunuz. Her şeyinizle yalan attığınız ortada. Bu ne rezalettir ya? Siz bizi saf mı zannettiniz! Ben olay yerine gittim, saatlerce inceleme yaptım, saatlerce mağdur yakınlarını dinledim. Her şey ortada. Vatandaşın can, mal, hukuk, güvenliği yok mu? Bunu soruyorum size! Bir eve baskın yapıyorsun, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu var Sayın İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi. Herhangi bir uyarı yapılmış mı? “Teslim ol kardeşim.” diye bir uyarı yapılmış mı? Hayır. Resmi açıklamada bile böyle bir şey yok. Arkadaşlar, bakın, kendi yaptıkları açıklamayla bile kendilerini ele veriyor çünkü yasaya uymamışlar, bir uyarı yapmamışlar. “Ey falanca şahıs teslim ol.” denilmemiş. Pat adamın yatak odasına koridordan ateş açıyorsun. Ya dünyanın neresinde var böyle bir saçmalık? Orada yerde çocuklar yatıyor. 3 ve 6 yaşında çocuklar yatıyor. Allah’tan korkmuyor musunuz siz? Bu ne rezalettir? Kapıyı da alıp gitmişler arkadaşlar. Kurşunlanan kapıyı polis sırtlanıp alıp götürmüş. Nerede kapı kardeşim? Getirin adamın kapısını. Tespit yaptığınız zaman getirin adamın kapısını, biz de görelim. Ne yapacaksınız? O kapı üstünde sahte delil mi oluşturacaksınız ya? Bu ne rezalettir ya? Allah aşkına çıldırtmayın insanı ya. Kaçıncı böyle ihlal vakası söylüyoruz? Bu ne haldir ya?
Az evvel de aradım bakın Antalya L Tipi Cezaevi’ni, şu hale bakın arkadaşlar ya. Adam banyoda düşüp kolunu incitiyor. Ardından buna bir ilaç getiriyorlar ve o ilaç sonrası kişi hayatını kaybediyor arkadaşlar ya. Olacak iş mi? Bakın burada fotoğrafı Menna Acemoğlu Şimdi, Antalya L Tipi Cezaevi’nde adam banyoda düşmüş, kolunu incitmiş. Başvuru böyle. Cezaevine soruyoruz, ilacın adını söylemiyor. Getiriyorlar koğuşa, bir tane ilaç veriyorlar. Adam o ilacı aldıktan sonra fenalaşıyor, nefesi kesiliyor, yere düşüyor ve hayatını kaybediyor. Ya bu ilacın adı nedir diyoruz, “Söylemeyiz.” Diyorlar. Sayın Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü, bu ne haldir ya? Allah aşkına, bu ne haldir? Ya niye bir açıklama yapmazsınız, neden korkuyorsunuz? İlacın adını söyleyin ben hekim, nedir bu ilaç? Hangi ilaç ? Gencecik bir insan bakın, bu adam bir ilaç yutmuş, pat yere düşüp ölüp gitmiş. Nasıl bir ilaç verildi? Adı nedir? Alerjisi mi vardı? Ne oldu, ne bitti! Adalet Bakanlığı’nın bir açıklaması yok arkadaşlar. Sizin canınız bu kadar değersiz bakın. Cezaevine girip bir yanlış ilaç sonucu ölürseniz Adalet Bakanlığı tek bir açıklama bile yapmıyor. Şöyledir de böyledir. Mağdur yakınları bize ulaşıyor, bize söylüyor. Biz gündeme getirirsek gündeme getirdik. Her şeyimiz Allah’a emanet. Bu devlete emanet değil arkadaşlar. Artık İşiniz Allah’a kalmış. Bu devlet sizin herhangi bir can, mal, hukuk, güvenliğinizle ilgilenmiyor. Maalesef durum bu. Şu hale bakın. Gencecik insanları gösteriyorum. Bakın basın toplantıma iki genç insanın ölümüyle başladım. Bunları şimdi Adalet Bakanlığı’na da soracağız ama anlamak mümkün değil.
Cezaevlerinin bu durumu nedir arkadaşlar? “Bursa, Yenişehir kadın Kapalı Cezaevi B3 koğuşu ile ilgili bazı sorunları iletmek istiyoruz.” diyor. 12 Kişilik bir koğuşun son 1 yılda 27 kişiye ulaşması mevzu bahis. Hava alamıyoruz havalandırma sorunu var. 1,5 Litre su yasak, 5 litre almak zorundayız. Anneler çocuklarına görüşlerde hediye olarak yaptıkları örme oyuncaklar, amigurumi, kantinde satılan elyaf satışı yasaklanarak engelleniyor. Gözleri görmeyen ve kalçasındaki sorun nedeniyle kendi başına bakımını ve tuvaletini yapamayan bir kadının bu koğuşta olması ve bakımını diğerlerinin yapmak zorunda kalması.” Diyor. Aksaray Kapalı Cezaevi’nden yeni gelen haberler var. Uyuz salgını başlamış. Neden? Çünkü cezaevlerinde şu anda %142 kapasite var. Bu tümüne şamil kılındığı için bazı koğuşlarda %300 kapasite var ama bazı tekli hücreler olduğu için oralar oranı düşürüyor. Genel orana baktığımızda %142 ama dediğim gibi bakıyorsunuz 15 kişilik yerde 60 kişi kalıyor ve böyle bir anda bile cezaevlerini boşaltmadılar. Herhangi bir af girişiminde bulunmadılar. Biz defalarca söyledik. Mahpus yakınları bize söyledi ama biz de dedik ki; “İktidarın maalesef ki niyeti böyle.” Maalesef durum bu arkadaşlar. Şu anda gelinen noktada cezaevlerinde %142’yi aşmış 433.250 mahpus var. Bir rekor kırıyor. Avrupa 1.’si olmuş durumdayız sevgili arkadaşlar.
Bakın ben Meclis Engelli Bireylerin Sorunlarını Araştırma Komisyonu üyesiyim fakat engelli bireylerin aradan bakın 1 yıldan fazla zaman geçti bir engelli bireyler komisyonu oluşturduk. 1 yıldan fazla süre geçti. İktidar; engelli bireylerle ilgili önemli günler var. Sonrasında işte böyle yine önemli gün hafta sonrasında “Tamam canım bir komisyon oluşturalım, karar alalım.” Aradan 1.5 yıl geçmiş durumda. Bakın böyle bir karar alındıktan 5-6 ay sonra komisyon kuruldu. Biz komisyonda aylarca çalıştık. Sonuç ne arkadaşlar? Sonuç sıfır. Hiçbir şey yok. Engellilerin özlük hakları ve her türlü sosyal hakları ile ilgili hiçbir şey yok. Engelli emeklilikleriyle ilgili kötüye giden durumlar düzeltilmiyor. Vergi indiriminden kaynaklı engelli emeklilik hakları 15 Ocak 2025 yasasıyla gasp edilmişti. Anayasa Mahkemesi’nde şu anda biz her yerde Anayasa Mahkemesi’nin önünde de açıklama yapıyoruz fakat Anayasa Mahkemesi de bu konuda karar vermiyor. Engelli komisyonu kurup engelli haklarını geriye götürmekte mahir bir iktidarla karşı karşıyayız arkadaşlar. Sonuçta ne oluyor? Bakın, bir haber. İzmir’in Urla ilçesinde emekli bir kadın, lösemi hastası engelli oğlunu ilk önce tabancayla vurmuş, sonra aynı silahla da intihar etmiş. Arkadaşlar işte engelli ailelerin durumu bu. Ne kadar üzücü değil mi? Biz üzülüyoruz ama engelli aileleri on kat fazla üzülüyor. Bunu çok iyi biliyorum ve çok üzülüyorum. Zaten her gün sıkıntılar yaşıyorlar her açıdan. Psikolojik, sosyolojik her açıdan sıkıntılar yaşıyorlar. Bir de bunun üstüne hiçbir hak tanınmıyor. Göz boyamak için “Efendim sizin için bir komisyon oluşturduk. Efendim gelin otizmliler, gelin diğer engelliler efendim sizi dinleyeceğiz efendim.” Ya dinlesen ne olur kardeşim hiçbir şey yapmaya niyetin yok senin. Bakın ben 2 yıl önce de yeni doğan bebek skandalı ile ilgili bir komisyondaydım. İki yıl oldu. Hadi 1 yılı bile geç. İki yıl geçti bu komisyonun raporuyla ilgili de tek bir adım yok. Ben halkımıza şikayet ediyorum. Sayın Numan Kurtulmuş Başkanlığındaki meclis bu halde arkadaşlar. Felaket yani. Memleketin sorunları çöpe atılıyor Sayın Numan Kurtulmuş vasıtasıyla. Memleketin parası çöpe atılıyor Sayın Numan Kurtulmuş vasıtasıyla çünkü başkan o, karar verici o arkadaşlar. Bu komisyonların toplanmasına son kararı veren o. Bu komisyonların rapor hazırlamamasına sebep olan ve bunları sorgulamayan kendisi. Böyle bir şey olabilir mi ya? Bu milletin meclisinde laubali işler yapılıyor ya. Şu hale bakın. Meclis şimdi tatile girdi. “Efendim çok yorulduk. 2 Yıldır komisyonlar kurduk ama raporu hazırlayamıyoruz efendim çok yorulduk.” Bakın iki önemli dev komisyonunun raporları, onunla ilgili yasalar hiçbir şey çıkmadı. Engelli hakları ile ilgili, yeni doğan hakları ile ilgili hiçbir şey yapılmadı. Boş yere bir sürü maddi manevi masraf, yorgunluk yapıldı ama elde var sıfır. Ben bu Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’u 86 Milyona şikayet ediyorum kardeşim. Ne iş yapıyorsun sayın Kurtulmuş, ne iş? 15 Temmuz Araştırma Komisyonu raporu çöpte. 2006’daki Hakkari, Yüksekova, Şemdinli, Umut Kitapevi Araştırma Komisyonu raporu çöpte. Her şey çöpte. Yani “Eskisinden ben sorumlu değilim Ömer Bey.” Diyeceksin ama yani siz teamül haline getirmişsiniz ya. Teamül haline gelmiş. Bu mecliste Araştırma Komisyonu raporları çöpe gidiyor arkadaşlar. Çıksa bile hiç kimse bir şey yapmıyor. Onunla ilgili bir yasa bile doğru düzgün çıkmıyor işte hal bu arkadaşlar. Şu hale bakın yani. Vatandaş bir de meclisten bir şey bekleyecek. Arkadaşlar şu halimize bakın yani. Gerçekten söylenecek kelimeler bitiyor yani. Gerçekten inanılmaz bir durumdayız.
Bakın size bir fotoğraf daha gösteriyorum. Türkiye’nin son 10 yılını gösteren bir fotoğraf bu. Aile Urfa Siverek’ten Edirne’ye gidiyor. Edirne’de kanser hastası bir baba yatıyor. Yatma nedenleri “Yok Bankasya’ya para yatırmışsın. Bir derneğe üye olmuşsun.” İbrahim Halil Al. Aile perişan maddi manevi gidemiyor cezaevine. Çoluk çocuk perişan. Hasta öbür tarafta perişan. 5 aydır tomografisi çekilmiyor. Sağlık kuruluna çıkamıyor. Sersefil olmuş perişan bir aile. Psikolojilerin hepsi berbat olmuş durumda. İşte AK Parti iktidarının Türkiye’yi getirdiği yer burası arkadaşlar. Bu korkunç hal maalesef. Bu kabul edilecek bir durum değil gerçekten.
Ali Alarslan Bolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “Her sabah bahçem açılıp, her koridora çıktığımda kelepçe takılıyor. ‘Aşağıya in, kelepçe takacağız’ deyince ‘Hastayım, aşağı inemem’ demem sonrası darp edildim. Kalp hastasıyım, kalbimde iki stent var. İşkence yaptılar, işkencede ölebilirdim.” Cezaevlerinin haline bakın.
Can Kaba Marmara 6 No’lu Hapishanesi’nden yazmış; O tahliye oldu, açlık grevini bıraktı ama orada açlık grevine devam eden mahpuslar var. Taceddin ve arkadaşları var. “Sabahtan akşama kadar, gün boyunca kullanmamız gereken havalandırmaya sadece 2 saat çıkabiliyoruz. Günün 22 saatini içeride geçirmek zorunda kalıyoruz. Diğer altı arkadaşımız da aynı durumdadır. Konuyu Adalet Bakanlığına iletmemize rağmen henüz bir çözüm bulunamamıştır.”
Mahpus Üsteğmen Mesut Yurtseven’in annesi Emine Yurtseven bana mektup yazmış; “ Sayın vekilim oğlum yolda öğrendiği halde ağırlaştırılmış müebbet verdiler, Yargıtay bozdu bir müebbet verdiler. Babası öldü, başka kardeşi yok. Erzurum Dumlu 2 No’lu Cezaevi’nde yatıyor. Üsteğmendi, 10 sene hizmeti vardı… Eşi 5 yıl onu bekledi ve ayrıldı… 15 gün oldu belimden ameliyat oldum ve artık gidemiyorum ziyarete. Bir maaş yetmiyor, 5 tane ilaç kullanıyorum…” Anadolu’nun mazlum annelerinin hali bu arkadaşlar. Adil olmayan yargılamalarla insanlar ağır cezalara çarptırıldı. Aileler perişan edilip, mazlum anneler gözyaşlarına boğuldu.
Yusuf Kenan Dinçer, Van Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nden yazmış; “ Hukuksuzluklar gibi pervasızlıklar da hat safhada. Sohbet hakkımız hâlâ 2,5 saat olarak uygulanıyor. Açlık grevlerine kayıtsız kalan bir Adalet Bakanlığı görüyoruz. Maden işçileri yerin altında ölüme, açlığa ve sefalete mahkûm ediliyor. Direnenler kazanacak, umudumuz büyük.” Diyor.
Osman Turan Önal, Dumlu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “ 9 senedir başka birinin suçu üzerime yüklenerek masum halde hapis yatıyorum. Tek kişilik bir hücrede ailemden çok uzakta ömrüm eriyor. Birliğimden 15 Temmuz’da çıkmadığım halde bir hata ile adım çıkanlara karıştı ve 9 yıldır böyle gidiyor. Savcı beni yanlışlıkla iddianameye koydu, mahkemeye çıkarttı ve sonunda ağırlaştırılmış müebbet ceza aldım. Ceza onandı… Durumumu inceleyin, sesimi duyurun.”
Mustafa Özcan Çay, Metris R Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “ 26 yıl vatanseverdim, bir gecede vatan haini oldum. Son 10 yılım da böyle geçti. Bakalım gelecek yıllarda nasıl etiketleneceğim. Devletin şefkatli kollarından bahsederdim, şimdi devletin çelik gibi sert ve soğuk yüzünü gördüm.” diyor. Maalesef işte böyle.
Ayşe Lerzan (Caner Conde)¸ Bakırköy Kapalı Kadın Hapishanesi’nden yazmış; “ Tutuklandım ama tutuklanmadan 15 gün önce tutuklanmışım. Bu ne demek? Vasisi olduğum kişide vasiliğim kaldırılmış, benim tutuklandığım açıklanmış. Tutuklanma gerekçelerim; vasimle 10 dakika telefonda görüşmek, hapiste olmayan kardeşime 1.000 lira göndermişim. Ayrıca ilk geldiğimde 53 kişilik bir koğuşta bir yatakta iki kişi yattık. Sonra bir hücreye götürüldük, orası böcek kaynıyordu. Masamız yok. Fareler, böcekler çok.” Ayşe Lerzan (Caner Conde)¸ Bakırköy Kapalı Kadın Hapishanesi’nden yazmış.
Berfin Polat, Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi’nden yazmış; “ Diyarbakır kadın hapishanesinde bulunan Seda Baykan, siyasi mahpus olmasına rağmen adli mahpuslarla tutulmakta ve onların taciz ile tehditlerine maruz kalmaktadır. Hayatı tehlike altındadır. Baykan’ın hiçbir isteği yerine getirilmemekte ve açlık grevine başlamıştır. Bakırköy kadın hapishanesindeki 27 siyasi kadın tutsak olarak biz de destek açlık grevine başladık.”
İlhan Kaya¸ Sincan 2 No’lu Hapishanesi’nden yazmış;“İstanbul’un bir gecekondu mahallesinde doğdum. Bütün yoksul çocuklar gibi zenginlerle yoksullar arasındaki adaletsizliğe karşı öfkeyle büyüdüm. Mücadeleden başka çare yoktu… ODTÜ’de İlkay Akkaya konserinde provokatör bir grubun saldırısına uğradık. Bayrağa hiçbir müdahalemiz olmamasına rağmen öyle lanse edildi. Yalan ve hakaret kampanyasıyla hapse atıldık. Hep vatanımız için mücadele ettik. Halkımız için gayret ettik. Bu geçmişimizle onur duyarız. Kimse suçunun üstünü bayrakla örtmesin. Nasıl onurumuzla girdiysek öyle de çıkarız.” diyor.
Sosyal sigorta ve genel sağlık sigortası kanunuyla bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun 45 yıllık vergi indirimiyle engelli emeklilik sistemine hiçbir geçiş süreci olmaksızın kaldırıldı. 20 Yıl zorluklarla çalışmış primini doldurmuş ve emekliliğine günler kalmış çeşitli engel gruplarına dair binlerce engelli çalışan mağdur edildi ve sağlıklı bireyler gibi 60 yaşına kadar çalışma şartlarına tabi tutuldu. Doğuştan engelli okulda işe girerken çalışırken engellilik oranıyla değerlendirilirken emekli olmaya gelince çalışma gücü kaybı adı verilen bir değerlendirmenin esas alınması yüzünden emeklilik hakkımız elimizden alınmış oldu. Şu an çalışamaz veya sağlık problemi yüzünden çok zor şartlarda çalışmaya devam eden engellerin bu mağduriyetine sessiz kalmayın.” Diyor.
Serhat Polat Foça Açık Ceza Infaz Kurumu’nda kalmaktaymış. Piknik yaparken müzik dinleyenlerle bir tartışma yaşanıyor. Ondan sonra üç polis, bekçi eşine saldırıyorlar. Kadın araya girmeye çalışıyor, ona da vuruyorlar. Sonrasında mağduriyet yaşanıyor ve kadın hem darp edildiğini hem de ardından mağduriyet yaşadığını söylüyor. Bu konuda maalesef bir gelişme yok.
Mehmet Yıldırım diyor ki: “ FETÖ soruşturması kapsamında toplam 3 yıl 8 ay cezaevi yattım. Ardından “itirafçı ol” demişler. Avukatı ona sormadan itirafçı dilekçesi vermiş. Sonra şubede tehdit edilmiş, hakarete uğramış. Sol kulağının yanında iki el silah sıkılmış. İşitme kaybı yaşamış ve bir dosyaya imza attırılmış. Sonra bir daha getirmişler, “Bunu da imzala.” demişler, onu imzalamamış. Tem Şube’de başına gelenlere anlatmış, bir işlem yapılmamış. Şanlıurfa 1 No’lu T cezaevine girmiş. Orada da dilekçe yazmış, dilekçeleri kaybedilmiş. Sonra dosya onaylanmadan önce askere gitmiş diyor ki: “Madem bize “terörist” diyorsunuz, askere bizi niye gönderdiniz?” böyle işte maalesef binlerce kişinin yaşadığı bir hikayenin benzeri bir olay. Bugün de Mehmet Yıldırım yaşamış.
Mehmet Develi, Çorlu-Karatepe Yüksek Güvenlik Ceza İnfaz Kurumu’nda tek odada tutuluyor ve yakınları diyor ki: “Ağırlaştırılmış müebbet değil cezası. Epilepsi hastası ve astım hastası Tekirdağ veya Silivri’ye gelsin.” diyor. Adalet Bakanlığı’na da bunu bildirmiş olalım.
Gökhan Güçlü’nün yaşadığı haksızlıklar var diye bir başvuru var. “Adil bir yargılama ve adalet mekanizması olmamasından dolayı sesimizi duyuramıyoruz. Hiç suçu.” yok diyorlar. Cumhurbaşkanına suikast yapmışsın demiş ama başvurucu diyor ki: “Hiçbir alakası yok. Dosyaya böyle haksızca konuldu.”
Özgür Yılmaz Osmaniye Açık Ceza Infaz Kurumu’nda kalmakta. Eski suçları yüzünden ceza almış ve nakil istiyor, Kuşadası-Nazilli-Aydın bölgelerine nakil istiyor.
Bakın şu çocuk Down sendromlu Fatma Gök. Daha öncesinde de takip etmiştik. Yusuf Kerim yasasından dolayı infaz erteleme almıştı. Daha sonra İnfaz erteleme süreli olarak verildiği için süre bitince “Tamam seni içeri alalım.” denilmiş ama çocuğun hastalığında bir değişim yok ki arkadaşlar. Daha önce annesinden başkasıyla tuvalete gitmeye alışık olmadığından tuvalete giderken huzursuz oluyor ve çoğu zaman altına kaçırıyor. Sürekli annesinin telefonunu alıp annesinin fotoğraflarına bakıyormuş.
Bilal Yirmibeş; davet üzerine Azerbaycan’a giderek Komidesi’nın bir birimi olan Azerbor ATSC ile karşılıklı olarak sözleşme imzaladık.” Diyor ve mahkemelere müracaat etmiş fakat ödeme yapmamışlar, mahkemelere müracaat edilmiş. Mahkemeler lehine sonuçlanmış. Türkiye’de temyize gitmiş. Azerbaycan Ticaret Mahkemesi’nde icra kararı verilmiş fakat icra yapmıyorlarmış. Diyor ki: “ Orası mafya hükümeti. Rüşvet vermediğimden dolayı bütün işimi engelleyenler var orada.” diyor. Yani Azerbaycan için çok olumsuz şeyler söyleniyor arkadaşlar. Oraya giden Türk iş adamlarının çok önemli şikayetleri var. Onlardan birisi de Yunus Demirtaş. 2022 yılında Azerbaycan polisleri iş birliği yapan Azeri ortağın mağaza açılışından 15 gün sonra mağazamı boşaltıp kaçtı.” diyor. Sonra tüm şikayetler cevapsız kaldı. Nedeni rüşvetin kanun ile yasal olduğu tek devlet Azerbaycan. Beş kere Prezident Sarayı’na şikayete gittim. Beş kere Azeri İçişleri Bakanlığı’na gittim. Beş kere Azerbaycan Polis Baş İdaresi’ne gittim. Üç kere Azerbaycan Başsavcılığı’na gittim. Üç kere İlham Aliyev danışmanı Fuad Ali Askerov’a gittim. Bir kere İlham Aliyev’e mektup yazdım. Bir kere Haydar Fonu’nda Mihriban Aliyev kabülüne çıktım. Lakin bütün bunları yaptım iki yılda tek cevap alamadım.” Diyor Nasıl bir yer bu Azerbaycan? “Sonra polis tacizleri ve tehditleri başladı. Bu işin peşini bırakmasam hapishaneye gireceğimi anladım. Derhal İstanbul’a geri döndüm ve mücadeleme buradan devam ettim. Sürekli Azerbaycan siyasilerinden, mafyalarından, basından tehdit hakaretler gördüm. Türkiye’de Azerbaycan Derenekleri Başkanı Altay Mirzaliyev şikayetiyle tutuklandım. Savcı ve hakim karşısında hiç savunma yaptırmadılar. Sonradan öğrendim ki bu kişi Azerbaycan hakimiyeti harici keşfiyat dedikleri KGB ajanı olduğunu öğrendim.” Diyor ve Azerbaycan’da rüşvetçi polisleri koruyan eski Meclis Başkan Yardımcısı Adil Aliyeva, olayın gerçekleştiği Karadağ polis reisi Adalet Abbasov tarafından 200 bin dolar finanse edilerek, benim öldürülmem veya uzun yıllar cezaevinde kalmam karşısında Türkiye’ye bu para gönderildi.” diye iddia ediyor. Tabii onun iddiası bu, biz kesin bir şey diyemiyoruz. “Silivri cezaevinden bir ay sonra adli kontrol şartıyla tahliye oldu. Mücadeleme kaldığım yerden devam ediyorum ve sonrasında beni habire bir şeyle suçladılar.” Diyor. Burada da bana bazı evraklar göndermiş. Hakikaten çarpıcı. Kendisine bir Asala demişler. Bir PKK’cısın demişler içeri atmışlar sanırım bir de Hamasçı demişler yani her türlü bir şey denilmiş Hamas, FETÖ bilmem ne yani her türlü terör örgütü diye kendisi itham edilmiş memleket böyledir zaten hasmına bir iftira mı atmak istiyorsun “Şucudur şu terördendir bu terördendir.” deyip durursun böyle olmuş Diyor ki: “Bu iddialarla böyle tavuk kümesi gibi hücrelere beni attılar. Güya ben Azerbaycan İstanbul Konsolosluğu’nu basarak üç kişiyi öldürdüğümü yayınladılar. Hamas örgütü lideri olduğumu söylediler. Her türlü örgüt lafı ettiler. Ankara’ya geldiğimde evimi polisler bastı. Ardından tekrar gözaltılar, tutuklamalar olmuş. Azerbaycan’daki gizli servisin Türkiye’deki emniyet teşkilatına bu talimatları verdiğini düşünüyor kendisi. Bu kadar emniyette veya yargıda nasıl güçlü olmuşlar? Nerede devlet, nerede millet ve tüm dünyaya sesimi duyurun.. Biz orada haksızlığa uğradık. Bunun sonucunda hakkımızı alamadık. Ardından da bir sürü iftiraya uğradım. Her türlü teröristlikle suçlanıp, gözaltına aldım, tutuklandım. Başıma gelmeyen kalmadı. Bu ne haldir!” diye bize başvuru yaptı. Biz Azerbaycan devletiyle ilgili Türk tüccarlardan çok rüşvet iddiasıyla başvuru aldık. Azerbaycan’da hani Fuzili şiirinde bile demiş; “Selam verdik rüşvet değüldür deyu almadılar.” demiş Fuzili şiirinde oralar için hala böyle devam ediyorsa çok üzücü gerçekten iddialar son derece ağır bu konularda bir açıklama yapmaları gerekiyor çünkü Azerbaycan’a ticaret için gidip de orada bu denli can mal hukuk güvenliğinizin ihlal edilmesi ardından birtakım istihbarat örgütleri kanalıyla abuk sabuk suçlamalarla da Türkiye’de gözaltı ve tutuklamalar yaşamanız korkunç bir şey tabii. Bunlar kabul edilecek şeyler değil ama tabii Azerbaycan ve Türkiye devleti iktidarının da birbirinden farkı yok şu anda biliyorsunuz.
Ramazan Bayhan bize başvurmuş diyor ki: “2012 yılında 1.5 yaşındayken kızım süs havuzuna düştü ve engelli kaldı. Sonra mahkemeleştik. 60 Yıl yaşar diye denilerek bana 1 milyon 670 bin lira tazminat ödenmesine karar verdiler.” Diyor. Sonrasında kızı 5-6 yıl sonra ölmüş. Belediye mahkemeye başvurmuş. “İşte bak öldü. 60 Yıl hesaplamıştınız.” diye. Kızı ölen adamdan 3 milyon 300 bin lira geri istemişler. Demişler ki: “ Faiziyle ver bakalım senin kızın 60 yıl yaşamadı, 8 yıl yaşadı. Ver bakalım faiziyle milyonlarca lira parayı geri ver.” Vatandaş da diyor ki: “Nen neye üzüleceğimi bilemedim. Bir hatadan dolayı kızımın böyle engelli kalması ve sonra ölmesine mi? Yoksa ölümünden sonra bir ton para ödemek durumunda kalmama mı?” Tazminat faiziyle geri isteniyor. Niğde Belediyesi’ne de buradan sesleniyoruz. Bu işten vazgeçin kardeşim yani. El insaf ayıptır yani bakın zaten hatalı bir süs havuzu meselesi var ve sonrasında da siz paranın peşine mi düştünüz Niğde Belediyesi? Yani Allah aşkına 3 kuruş para ile başınız göğe mi ereceK? Gerçekten inanılmaz durumlar bence bunlar.
Ali Ürküt, 9 Haziran 2026’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Ürküt Türkiye başvurusunda Ali Ürküt hakkında çok önemli bir ihlal kararı verdi. Özgürlük ve güvenlik hakkı, makul sürede yargılanma ve tutukluluğunun gerekçelendirilmesi, 10. Madde ifade özgürlüğü, hak sınırlamalarının siyasi amaçla kullanılması yasağı ihlal edildi. Yani 18. Maddeden de vermişler. Ali Ürküt’ün bir an evvel serbest bırakılması gerekiyor. Tutukluluğun artık ne hukuki ne de vicdani bir gerekçesi kalmıştır. Derhal tahliye edilmelidir. Açık kesinleşmiş AİHM kararları var. Ali Ürküt’ün serbest bırakılması gerektiğini Adalet Bakanlığı’na bildiriyoruz. Adalet Bakanlığı 40 yıl önceki Uğur Mumcu dosyalarını açacağına yok “Muhsin Yazıcıoğlu” şu bu deyip de birçok somut olmayan işler peşinde koşup kendini parlatma, cilalatma peşinde koşacağına AİHM kararlarının uygulanması için adım atsın diye kendilerine söylüyoruz arkadaşlar.
Yunus Emre Vakfı rezaleti devam ediyor arkadaşlar. Yunus Emre Vakfı’nın eski Başkan Yardımcısı kimdi? Aile Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın eşi Rahmi Göktaş. Adam cezaevinde mi? Hayır. Yargılanıyor mu? Hayır. Arkan varsa, arkandaki bakansa böyle gayet rahatsın arkadaşlar. Şu Yunus Emre Vakfı’ndaki soyguna bak yani. Daha bazı insanlar cezaevinde yargılama sürüyor ama bazıları da kayrılıyor gördüğümüz kadarıyla. Tamamen ahbap çavuş işleri yapılmış, naylon faturalar, inanılmaz işler. Bu konuyu takip edeceğiz, bunu da bilin.
Bakın bu Ohal Türkiye’sinden kalan bir üzücü hatıra, Anneler çizmiş bunu. Cezaevi koğuşlarında anneler, çocuklarını özgür bırakmak, özgür kalmalarını istiyorlar. Böyle kuşların sırtlarında onları özgürlüğe uçan resimler yapmışlar. Bu da unutulmaz bir hatıra. İleride bunları böyle Türkiye’de 2016-2026 arasında neler yaşandığına dair bununla ilgili olayları anlatan müzelerde bu resimler sergilenecek mutlaka.
























Yorumlar