12 Temmuz 2023

Yeni Asya – Hakan Özlen

Anayasa’ya göre (m. 83/2), “Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclis’in kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır Ceza’yı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır.”

Bu maddedeki “yasama dokunulmazlığı” bir kural. Kalkması ise iki istisnaya bağlı. 

Buna göre seçimden önce veya sonra suç işlediği iddia edilen bir milletvekilinin “tutulması, sorguya çekilmesi, tutuklanması, yargılanması” ancak Meclisin izni ile mümkündür. Kural bunu gerektirir.

Birinci istisnaya göre bir milletvekilinin Ağır Ceza’yı gerektiren suçüstü hali dokunulmazlığını kendiliğinden kaldırır. 

İkinci istisna ise belirsiz bir istisnadır. Zira atıf yapılan 14’üncü madde muğlak ifadelerle dolu olup herhangi bir suç eylemini açıklamamakta.

“Suçüstü” durumunun dokunulmazlık kapsamı dışında bırakılması kurumun mahiyetine uygun. Ama Anayasa’da yer alan ikinci istisna, yani Anayasa’nın 14. maddesinde değinilen durumlar hakkında aynı şeyi söylemek mümkün değil.

Anayasa Mahkemesi “silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçundan 13 yıl 15 ay hapsine, silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçlarından 4 yıl (iki kez) hapis cezalarıyla mahkûmiyetine” karar verilen Leyla Güven hakkındaki kararında “Anayasa’dan kaynaklanan bir engel olmasına rağmen yeniden tutuklanarak hürriyetinden yoksun bırakılması(nın) yasama dokunulmazlığına ilişkin güvencelerin yer aldığı Anayasa’nın 83. maddesiyle bağdaşmadığı” gerekçesiyle hak ihlali bulunduğuna karar vermişti. 

Benzer karar Ömer Faruk Gergerlioğlu hakkında da verilmişti. 

Anayasa Mahkemesinin; Anayasanın 14’üncü maddesi kapsamındaki suçların neler olduğunun açıkça belirlenmediği, kanun koyucunun da söz konusu suçları belirleyen bir kanuni düzenleme yapma yoluna gitmediği, bu sebeple ikinci istisnanın “yasama dokunulmazlığı” kurumunu etkilemeyeceği yolundaki yorumu gayet isabetli.

Gelelim Can Atalay meselesine.

Can Atalay’ın “yasama dokunulmazlığı” kuralının ikinci istisnası kapsamında olduğu aşikâr.

Hatay milletvekili seçilen Can Atalay Gezi Parkı Eylemleri sebebiyle “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlamasıyla 18 yıl hapis cezasına çarptırılarak tutuklanmıştı. 

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 3. Ceza Dairesi’ne gönderdiği tebliğnamede, Can Atalay’ın Anayasa’nın 14/1. maddesi kapsamında suç işlediğini, bu suçun TCK m. 312 kapsamına girdiğini, bu yüzden Anayasa’nın 83/2 maddesinde öngörülen yasama dokunulmazlığından yararlanamayacağını ifade ediyor.

Ceza hukukunun bir ilkesi de şu: Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz. Dolayısıyla hak kaybına neden olacak belirsiz istisnalara dayanmak yerine hakkı güvence altına alan belirli kurallara dayanmak lazımdı. 

Kaldı ki AYM var olan belirsizliği ortadan kaldırmıştı zaten.

Yine Anayasa maddelerinin nihai yorum yetkisi Anayasa Mahkemesi’ne aittir. 

Bu sebeple konunun sürüncemede bırakılması ve AYM’nin çizmiş olduğu yolun izlenilmemesi tuhaf bir durum.

Can Atalay hakkında Yargıtay 3. Ceza Dairesi nihai kararı verecek. Cezası onanırsa Can Atalay hakkında “milletvekilliğinin düşürülmesi” gündeme gelecek. 

Bu olayda adaletin geciktirilmesinin amacı acaba birilerinin intikam duygularının peşin peşin tatmini mi?

Ceza Hukukçusu Prof. Dr. İzzet Özgenç’in dediği gibi, bu durum ancak “bağımlı yargı” ile açıklanabilir.

Bağımlı yargı namına görüş beyan edenlerin, karar verenlerin kulakları çınlasın!

Yorumlar