10 Şubat 2022
İşçiler direniyor, ekonomik felakete karşı işçiler hak talep ediyorlar, insanca yaşam talep ediyorlar ve maalesef ki birçok yerde işten çıkarmalar var. Migros’ta 250 işçi bir gecede kapının önüne konuldu. Direnenler: “Içuk rakamlar istemiyorduk insan gibi yaşamak için lazım olan rakamlar istiyorduk.” Diyordu. “Bir saat ücretine bir ekmek bir süt alabilelim dedik fakat buna da izin verilmedi ve kapının önüne konulduk.” Diyor ve % 8’lik ücret artışına karşı eylem yapmışlardı ve maalesef kapının önüne konuldular. “Ekmek istiyoruz boş açıklamalar yapmayın.” dedi işçiler ve “Gidin buradan.” diyen yetkililere karşı da işçiler bir direniş gösterdiler. “İşçiler açken Özilhan’a huzur yok. Zafer direnen emekçinin olacak” sloganları attılar. İşçi kardeşlerimizden 250 kişi atıldı fakat bu son derece yanlış bir karar var. İşçi kardeşlerimizin yanındayız. Kesinlikle kabul edilebilecek bir durum değil! Makul bir ücret artışıyla bir uzlaşma sağlanabilirdi ama patronlar son derece açlar ve çok rahat bir şekilde işçileri sokağa atabiliyorlar. Protesto ediyoruz, kınıyoruz bunları da gündem ederek buradan Migros ürünlerinin protesto edilmesine yönelik de bir çağrıda bulunuyorum çünkü böyle acımasızca 250 işçiyi sokağa atan bir anlayışında bir protesto edilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Hamile ve 18 aylık bebeği olana kadar anneler cezaevine alınmıyor, böyle bir yasa var ama bu yasalar bile dinlenmiyor ve maalesef ki anneler cezaevine atılıyor. Bütün bunlara karşı durmaya çalışıyoruz, geçtiğimiz gün yine Elif Karlıdağ Samsun’da şu gördüğünüz gibi bebeği olan bir anne Yargıtay’da cezası onandığı için cezaevine atıldı. “Ya bebeğim var durun etmeyin eylemeyin.” demesine fırsat kalmadan onu cezaevine attılar. Müdahil olduk gayret ettik yetkililerle görüştük ve sonrasında yapılan hata kabul edip de cezaevinden tahliye edildi. Beril bebek ve annesine en azından 18.ay olana kadar güzel bir yaşam diliyoruz. Ailelerin hepsine de mutluluk diliyorum. Umarım ki bu haksızlıklar biter, bebekler çocuklar artık cezaevinde olmaz. Anneler ve bebek, çocuk hasreti ile yaşamaz o zindanlarda. Umarım ki bu konuları bir çözüm bulunur. Daha insani bir çözüm bulunur. Adil yargılamalar olur ve boş yere bebekli çocuklu anneler zindanlara atılmaz diye ümit ediyorum.
Kriz devam ediyor. Bakın hayata dönüş operasyonlarında yüzü yanan, unutamadığımız o görüntüyle yıllardır o video görüntülerinde enkazın arasından çıkan yüzü yanmış kadın Birsen Kars geçtiğimiz günlerde kanserden hayatını kaybetti ve şu anda cenazesi bir krize döndü. Yurtdışından cenazesi getirildi, yakınları almak istedi fakat verilmedi. Adli tıpa gitti, insanlar: “Cenazemizi verin.” dedi vermediler. Cemevine gidildi ve orada yine engelleme yapıldı. Panzerler, polisler ile cenaze götürüldü ve bu arada gözaltılar yapıldı, insanlar darp edildi. Gerçekten çok üzücü hadiseler. Bir cenazeye yapmadıklarını bırakmadılar! İçişleri Bakanlığı’na buradan sesleniyorum! Bunlar nasıl hadiselerdir? Olacak işler midir? Bırakın da şu cenaze toprağa girsin. Elinizden kurtulsun ya bu nedir ya? Allah aşkına bir cenaze için bile bu kadar böyle yüzlerce, binlerce polis panzerler falan nedir yani? Bunlar ne anlama geliyor anlamak mümkün değil! Bırakın da zaten büyük acılar çekmiş ve hayatını kaybetmiş bir insan toprağa girsin, yakınları da ona son görevlerini yapsın.
Van Yüksek Güvenlikli Cezaevinde altı hasta tutuklu altı aydır tek kişilik hücrede tutuluyor. Hastaneye gitmeleri ile ilgili sıkıntılar var. Bunları protesto ediyoruz. Hasta mahpuslar veyahut sağlık hakkı kesinlikle ihlal edilemez.
Bakın cezaevinden çok başvuruları alıyoruz. ““Ben ve eşim tutukluyuz. 2 kızım 2 yıldır açık görüşte beni göremedi. 7 aydır kapalı görüşe bile gelemediler. Daha 1 yıl kimse getiremez. Dede nine yaşlı. Çocuklarımda ben de perişan durumdayız. 15 kilo verdim bu süreçte.” Diyor Zeynep Köyden Bünyan Cezaevi’nden. Biz bu mektubu alınca çok üzüldük ve devreye girdik. Yakınları ile de görüştük, dede, nine ile de görüştük. Çocukların anneye bir an evvel gitmesi için bir çalışma başlattık. Böyle bir çalışma sonucunda da inşallah bunu gerçekleştireceğiz, umarım ki bu önümüzdeki günlerde çocukları anneye götürecek hayırseverler olacak ve bu mutluluğu da hep birlikte yaşayacağız. Gerçekten anne baba tutuklar çok can yakıyor. Anneler babalar perişan, çocuklar perişan, onlara bakan dede nineler perişan. Bunlar kabul edecek hadiseler değil. Adil olmayan, hukuksuz yargılamalar sonrası Türkiye bir felaketi yaşıyor.
Yusuf Kenan Dinçer Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden “Haber kanalları seçimi, sohbet, kitap yayın hakkımız gasp ediliyor. Tekirdağ Cezaevindeki Hasta Ali Osman Köse için adalet istiyoruz. Hapiste Ölmesin” diyor bir mahpus Türkiye’nin öbür tarafındaki Tekirdağ’daki bir cezaevindeki hasta mahpus için tahliye ve özgürlük diliyor.
Remzi Uçucu Kırıklar Cezaevi’nden vana gönderdiği mektupta: “A’dan Z’ye her hakkımız gasp ediliyor. Kitap, yayın, iletişim, sohbet heps gasp ediliyor. Ziyaret günlerimize ayrı yaparak aynı mahalleden gelen görüşçülerimizin tek araba kullanmasını dahi engelliyorlar.” Diyor. Uzun mektubunun hepsini aktaramıyorum ama bunlar son derece üzücü mahpuslar bir tarafta zaten sıkıntıda ama mahpus yakınlarına da çile çektirmenin hiçbir anlamı yok. Düşman ceza hukuku uygulamaları yapmanın hiçbir anlamı yok.
Baki Can Işık Silivri Cezaevi’nden bize mektup göndermiş. ““Legal faaliyetler illegal gösterilerek tutuklandım. İdil kültür merkezindeki enstrümanlarımız polis tarafından kırıldı. Grup Yorum’da gitar çalmam suç oldu. Halkımızın hüznünü, öfkesini umudunu türkülerimize yansıtmıştık oysaki.” diyor ve buna da devam edeceğini söylüyor. Türkülerin susmayacağını söylüyor.
Ümraniye Cezaevi’ndeki bir yangın vardı neden çıktı bu yangın? Evet yangın durduruldu ama mesele neden çıktığı ne oldu ne bitti? Birtakım haksızlıklar zulümler mi yapıldı ki insanlar yangın çıkardı yoksa kazayen mi çıktı. Bu konuda halen bir açıklamaya yok. Sayın Bekir Bozdağ bu konuda lütfen bir açıklama yapın. Cezaevi ihlallerine karşı öfkelenen mahpusların işi mi yoksa kaza ile mi bunu bir lütfen açıklayın.
Susma Platformu’nun ‘Türkiye’de Sansür ve Otosansür ile ilgili bir çalışması var. Bu çalışmayı size sunmuş olayım. Bu çalışmayı ayrıntılı bir şekilde inceleyeceğim Ocak-Aralık 2021 raporlarını bana göndermişler ayrıntılı bir şekilde araştırıp bununla ilgili daha iyi başka sözlerimiz de olabilir.
Van’da askeri helikopterden atılan Osman Şiban ve Servet Turgut hadisesini iyi biliyoruz. Kardeşi Naif Turgut’u ziyaret ziyaret edip gündeme getirmiştim fakat biliyorsunuz bu olayı haber yapan gazeteciler suçlu ile edildi. Helikopterden atanlar değil haberi yapanlar suçlu ilan edildi ve aylarca cezaevlerinde kaldılar. Bu kişiler Anayasa Mahkemesi’ne gittiler ve haklarındaki bu tutuklamanın hak ihlali olduğuna dair Anayasa Mahkemesi oy birliğiyle bir karar verdi. Bu çok önemliydi gerçekten. Biz de değerli buluyoruz çünkü benim de hapisten çıkmam Anayasa Mahkemesi kararıyla olmuştu yani yerel İstinaf Yargıtay çok haksızlık yapabiliyor ama Anayasa Mahkemesi’nden böyle adil kararlar çıkabiliyor. O yüzden biz Anayasa Mahkemesi’nin bu adil kararlarını devam etmesi gerektiğinin altını çiziyoruz.
Avukat Mesut Can Tarım beyin önemli bir beyanı var. Süreç öncesiymiş, süreç sonrasıymış fark etmiyor Yargıtay raydan çıktı diyor. Ellerindeki dosyalar azaldıkça hukuksuz kararları çoğalıyor, insanların dosyaları doğru dürüst incelenmiyor ve takır takır mahkumiyet kararları veriliyor. Hukuksuz kararlar onanıyor. Ben de bunu yaşadım Yargıtay inanılmaz bir ceza kararını hakkımdaki bu kararı onamıştı. Bu kabul edilemez bir durumdur ve sonrası AYM bu kararı bozmuştu ama AYM de olmazsa Yargıtay kararı icabınca hala cezaevinde olacaktım, benim gibi binlerce insan cezaevinde olacaktı. Bunlar gerçekten kabul edecek hadiseler değil.
Savcı Sayan’ın bir konuşmasında eskiden CHP’de namaz kılmakla ilgili sorun yaşadığını söylemiş ve bununla birçok kişi dalga geçti ama biz işin iç yüzünü biliyoruz. Dindarlar bu ülkede başörtüsü, Kur’an kursları, imam hatipler ve diğer birçok inancı ile ilgili meselelerden dolayı aşağılandığı, ötekileştirildi bunu hiç kimse görmezden gelmesin. Şu andaki dindar gibi görünen zalim AK Parti iktidarından dolayı hiç kimse zamanında dindarlara yapılan haksızlıkları görmezden gelmesin lütfen. Biz kin nefret intikam peşinde değiliz. AK Parti iktidarını en sert eleştirenlerden birisiyim ama benim derdim adalet, hukuk, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve ayrımcılık yapmamak. Hiçbir grubun ayrımcılığa uğrama hakkı yoktur. Bunu çok net söyleyelim. CHP bu konuda çok yanlışlar yaptı ama şu anda Sayın Kılıçdaroğlu helalleşme diyor, adımlar atıyor, din ve vicdan özgürlüğü alanındaki yasaklara karşı çıkıyor. Bunları son derece önemli, değerli buluyorum ve bu adımların artması gerektiğini söylüyorum ama eski yanlışlar var. Biz başörtüsü yasaklarına karşı direnirken CHP’liler tarafından kınanırdık ve bu yasakların devam etmesi istenirdi. Bunları unutmadık hiç kimse kusura bakmasın. O böyle yanlı bir şekilde yazan gazeteci arkadaşlar da bunu unutmasınlar. Neyin ne olduğunu biz çok iyi biliyoruz ama biz kin nefret intikam duygularıyla kalmıyoruz. Biz diyoruz ki kendini düzeltiyorsa bir kurum, parti, dernek biz bu düzelmeyi, iyileşmeyi her zaman için destekleriz.
Geçtiğimiz günlerde Ankara’da bir AVM’ye gittim. Bakın bunu çok yerde görüyorum nereye gitseniz, hangi il ilçeye gitseniz bir sürü KHK ile ihraç edilmiş insan var, masum insan var, bir sürü çileler çekmişler. Bir dokunsan bin ah işitiyorsun çoğunlukla beni tanıyorlar KHK konusunda bir gayret sarf ettiğim için kamuoyu tarafından ve özellikleKHK’lılar tarafından tanınıyorum ve tanışıp sohbet etmek istiyorlar, sohbet ediyorum, kırmıyorum onları ve 3 tane en az bir AVM’de KHK’lıya bir iki saat içinde rastladım ve bir tanesi eşinin de KHK ile ihraç edildiğini, cezaevinden daha bir ay önce çıktığını, dört buçuk yıl yattığını söyledi bana ama sevinemedik çünkü bu arada bütün bu olanlardan, yaşananlardan dolayı 9 yaşındaki çocuğun “Kekeme olmuştu.” Dedi. Biz de o çocukla tanıştık delikanlıyla konuşmaya çalıştım. Evet sıkıntıları vardı. Sadece KHK ile ihraç edilenlere ve hatta diğer mağdurlara değil onların annelerine babalarına çocuklarına da çok büyük mağduriyetler yaşattılar. Bundan dolayı gerçekten çok ağır bir hesap verecekler, hukukun önünde bunu net bir şekilde söylüyoruz. Bunlar hesapsız, kitapsız bitmez bunu net olarak söylüyoruz.
Benim çağrım sadece kendi kesimime değil, kendi seçmenime değil. Ben Türkiye’nin her kesimine çağrı yapıyorum. Edirne’den Kars’a kadar Ağrı’dan İzmir’e kadar Efendim Hakkari’den Muğla’ya kadar her kesime çağrılar yapıyorum. Her partiliye çağrılar yapıyorum. MHP’li bir vekil olmasam da MHP seçmeninin uyanması gerektiğini söylüyorum. Ey MHP seçmeni diyorum niye bu yıkama bu zulme bu talana ses çıkarmıyorsun. Değer mi diyorum ve MHP yetkililerine değil MHP seçmenine seslenerek insafa, vicdana ve merhamete çağırıyorum. Benim partimden olmayabilir ama biz Tüm Türkiye’ye hitap ediyoruz. MHP seçmenine de hitap ediyorum AK Parti seçmenine de hitap ediyorum. Bu partileri eleştiriyorum ama seçmenlerinin bu partilerin yanlışlarını görebileceğini düşünüyorum ve MHP seçmenine: “Niye bu ülkenin fakirleşmesine, tarımın hayvancılığın bitişine ses çıkarmadıklarını soruyorum? Niye Uygur Türklerin zulmeden Çin’e bu Cumhur İttifakı’nın sesini çıkarmadığını? Niye bu çürüyen topluma sessiz kaldıklarını soruyorum! AK Parti’li seçmene de aynısını soruyorum. Evet birtakım belki dini hislerle AK Parti’nin peşinden gittiler veya başka düşünceleri vardı bilemiyorum fakat AK Parti’li seçmen bu çürümüşlüğü görmüyor mu bu kokuşmuşluğu bu yolsuzluğu görmüyor mu? Ötekileştiren dili görmüyor mu? Ben samimi olarak bu çağrıları yapıyorum. Başka türlü de kendi kamplarımızdan çıkamayız. Ben sadece HDP seçmenine seslenen biri vekil olamam, ben herkese seslenirim. Doğruya doğru yanlışa yanlış derim ve AK Parti’li ve MHP’li seçmenlerin de bu yanlışlar yapan partilerinden uzaklaşmaları gerektiğini net olarak söylüyorum. Ak Parti’li seçmen partilerin haktan kopuşunu görmüyor mu Abdullah Gül’e Abdullatif Şener’e yapılan kendilerine sıra geldiği zaman onlara yapılanın aynısı kendilerine yapılınca mı akılları başlarına gelecek diye soruyorum!
Ankara Barosu’ndaki işkence raporu devam ediyor. Ankara Barosu raporu açıklamıyor. Biz de onlara her gün tweetler atıp, bu leke ile yaşamayı tercih etmeyin diyoruz. Bir kendi oluşturduğu işkence raporunu İnsan Hakları Merkezi’nin oluşturduğu raporu açıklamayan bir baro olmayın diyoruz Ankara Barosu’na. Hala inat ediyorlar, hala ısrar ediyorlar. Biz onlara yanlış yapıyorsunuz diyoruz lütfen bu yanlıştan dönün ve gerçek anlamda bir demokratik kitle örgütü olarak hak savunucularının yanında yer alın lütfen diyoruz. Uyarılarda bulunuyoruz İnsan Hakları Merkezi’nin 6 üyesi ve Başkanı Rıza Türmen istifa etti. Ankara Baro Başkanlığı yönetim kurulu hala baroyu baro raporunu açıklamıyor. Olacak şey değil bu! Bize gelen bilgilere göre mülakat adı altında avukatta olmadan işkence ile sorulan sorular alınmaya çalışılan cevaplarla dolu bir gözaltı. Gözaltındakiler işkenceye uğradıklarını söylemişler söyleyebildikleri kadar söylemişler ama tek bir kişinin bile söylemesi son derece önemli. İşkence insanlığa karşı suçtur! İşkencede zamanaşımı yoktur! Bu ağır cümleleri sarf etmekte kolay değildir. Zamanı gelince insanlar bu cümlelerin hakkını vermelidir.Böylesine ağır bir suça yönelik bu cümleleri hepimiz sarf ediyoruz. AK Parti iktidarı ‘işkenceye sıfır tolerans’ gibi uydurmaya laflarını söylemeye devam ediyor ama biz hak savunucuları lafımızın arkasında durmalıyız. Ankara Barosu avukatları Yönetim Kurulu Başkanı da bunları söylüyor işkence insanlığa karşı suçtur vb. lafları peki niye gereğini yerine getirmiyorsun? İşte imtihan ediyorsun yerine gereğini getir diyorum Ankara Barosu’na. Bunu söylemeye devam edeceğim. Bu utançla yaşama diyorum, bu lekeyle yaşama diyorum. Kendi hazırladığıb işkence raporunu lütfen açıkla Ankara Barosu.
Avukat Gizay Dulkadir bize bildirdi ve AİHM’in açıklamasının bültende yer almaması, Aysel Tuğluk ile ilgili kınamanın Ankara Barosu tarafından yapılmaması, askeri öğrencilerle ilgili bilgilerin bültene Ankara Barosu tarafından sokulmaması vb. böyle maalesef ki hukuk dışı uygulamalarla ilgili birtakım eleştiriler yaptı, bu her yere yansıd,ı herkes konuşuyor. Ankara Barosu lütfen demokrasiye dön, hukuk’a dön. Yanlı bakma, hukuk bunu kaldırmaz. Hukuk insanları o terazinin eşit durması gerektiğini bilir, falanca kimlikten diye böyle birilerine karşı yapılan işkenceye karşı duyarsız kalma lütfen.
İşyeri Hekimliği belgeleri gasp ediliyor. Bize yağmur gibi başvuru geliyor. Çok zalimce haksızca yapılıyor bunlar. Bakın kurslara bir sürü para veriyor insanlar. 3-4 ay eve kapanıyor, işine gitmiyor, rapor alıyor, izin alıyor gitmiyor işine sonra sınavı kazanıyor fakat belgeleri yok. Niye? “Sana güvenlik soruşturmasında olumsuz verdik, sen KHK ile ihraç edildin.” “Peki hakkımda bir kesin yargı kararı yok.” “Olsun süren yargı kararından dolayı belge vermiyorum.” Böyle bir şey olabilir mi? Ama bunu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yapıyor. Buradan Bakan’a sesleniyorum. Lütfen bu zalimce uygulamayı değiştir, doktorlara aç susuz bırakma. Sağlık Bakanı sana da söylüyorum yettti bu zulümleriniz!
Türkiye’de dehşet işler dönüyor! Bakın gerçekten çok üzücü işler dönüyor. Size fotoğrafın da burada gösterelim. Video kaydı da var. Bakınız avukat bürolarına dinleme cihazları konuluyor! Bu gördüğünüz fotoğrafta bir kablo borusunun içine dinleme cihazı yerleştirilmiş. Olacak iş değil! Bu avukatların kimliğini bilmiyorum ama Sn. Avukat Levent Mazılıgüney bu konuda bir açıklama yaptı ve muhalif avukatlara yönelik böyle bir dinleme faaliyetinin olduğunu söylüyor. Açıklama bekliyoruz İçişleri Bakanlığı’ndan. Bu bir rezalettir. Mesleki faaliyetlerde kullanılan bilgisayarlara izinsiz uzaktan erişimlerle dinleme yapılmış! Olacak bir iş değil ama maalesef ki bunu yapmışlar, acımasızca böyle bir zalimlik yapıyorlar!
Yeni Asya Gazetesi yıllardır demokrasi çizgisinde yürür, demokrasi talep eder, takip ederim gerçekten çok nitelikli, dürüst, ahlaklı bir habercilik, cesur bir habercilik yaparlar. Cezaevlerine Yeni Asya Gazetesi’ni bu iktidar sokmuyor! Neden? Çünkü doğru dürüst habercilik yapıyor, iktidarı eleştiriyor. Bundan dolayı cezaevlerine giremiyor! Maddi yetersizlikler içinde zor durumda olmasına rağmen ahlaki yayıncılığını Yeni Asya devam ettiriyor. Bütün bunlara rağmen Yeni Asya şu anda mağdur ediliyor. Bir de Basın İlan Kurumu’ndan ilan alamıyor! Her türlü zalimlikle muhaliflerin sesini kesmeye çalışıyorlar! Biz Yeni Asya Gazetesi’ne diyoruz ki: “Yazın lütfen, yanınızdayız elimizden gelen desteği veriyoruz. Yeni Asya Gazetesi hakkın, hukukun, demokrasinin sesi olmaya çalışıyor yıllardır bunu yapıyor. Ellerine sağlık.” diyoruz Kazım Güleçyüz ve ekibine buradan selam ve saygılarımı sunuyorum!
Halk Radyo’da bir programa katıldık ve orada değerli Avukat Hasan Seymen ile bir çalışma yaptık. Bana önemli sorular sordu ve o konuda da görüşlerimi aktardım. Hayatından kesitler, siyasi ve insan hakları hayatımdan kesitlerle bunları anlatmaya çalıştık.
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nde büyük yolsuzluklar oluyor! Reklam işlerini yeni kurulan bir firma aniden alıveriyor! Bakın şöyle yandaş işleri maşallah oluyor mu diye soruyoruz? Ahbap-Çavuş ilişkileri midir bunlar diye soruyoruz? Cevap bekliyoruz belediyeden. Tramvay’ın giydirmelerini kim yapıyor diye Ses Kocaeli Gazetesi de sormuş. İlginç ilişkiler yaşanıyor kimin eli kimin cebinde belli değil ve eğer iş gizli kapaklı kapalı kapılar ardında mı yapılıyor bunları soru sormak istiyoruz!
Kocaeli İzmit’te yürüyüş yolunda Simge Mat firması yapıyor. Büyük bir skandal oldu! Firma işi doğru dürüst yapamadı! Defalarca gittim parke taşları uygunsuz yerleştirilmiş! 3-5 gün sonra kırılacak işçilik iyi yapılmamış, bir ton masraf var, felaket bir işçilik var çok kötü. Peki sonunda ne oldu ?Anlaşılan Simge Mat firması işi bıraktı doğru dürüst yapmıyor vatandaş mağdur, esnaf mağdur aylardır bitirilemeyen bir çalışma var. Büyük Şehir Belediyesi devreye girdi onlar bir şeyler yapıyor peki bunun masrafı nedir? Ne oldu? Ne bitti? Ne olduğu belli değil, tam bir rezalet. Ya bir açıklama yapın yani nedir bu rezalet? Bu konuda bir açıklama yapın halk perişan oldu! Bir de Fethiye Caddesi’ne girdiniz orada da bir çalışma var şu anda. Yani gerçekten kabul edilecek bir durum yok. Şehri mahvettiler, halkı bunalttılar, yüzlerine gözlerine bulaştırdılar! Müteahhiti patlayan Yürüyüş Yolu projesinde 90 kişilik ekiple Belediye işe el atmış çok geç.
Kocaeli’nde biz esnafı dolaşıyoruz, elektrik faturalarından dolayı vatandaş, esnaf perişan durumda. Maçka İşkembe sahibi isyan. “İşletmemde 2 adet elektrik sayacı var. Toplamda geçen ay 21 bin 376 lira geldi, 47 bin 900 lira fatura geldi. Ne yapacağız vatandaş, esnaf olarak aklımız durdu, belimizi büktü bu zamlar. Yeter artık.” Diyorlar. Gerçekten durum son derece kötü değerli arkadaşlar.
Size yürüyüş yolundan manzaralar. Yürüyüş yolunda belediye devreye girdi, durum oldukça kötü. Bu haliyle eleştirmekten başka bir şey yapmayacağız ve bu hali eleştireceğiz sonuna kadar.
Osman Kavala zulmen tutuklu her zaman söylüyoruz söylemeye de devam edeceğiz
Şerif Mesutoğlu kendisi Yargıtay’ca, zalimce bir cezaya çarptırıldı. Anayasa Mahkemesi’nden bir sonuç bekliyoruz. Bu haksızlığa karşı durmak gerekiyor.
Selçuk Kozağaçlı Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı olarak zulmen tutuklu ve bir arada serbest bırakılması gerektiğini söylüyoruz.
Mazlum Dönder Aksaray Cezaevi’nde ve zulmen tutuklu bir Kürt üniversite öğrencisi. Neler çektiğini çok yakinen bildiğim için onu sürekli anmaktan geri duramıyorum.
Şenyaşar ailesinin dramı maalesef ki devam ediyor. Emine Şenyaşar’ın durumunu Urfa’ya giderek yakinen müşahede ettim, daha öncesinde ÖFG TV programlarıma yoğun bir şekilde aldım. Sesleri olmaya çalışyorum, mazlum bir aile, büyük bir acıyla kavrulmuş bir anne ve çocukları. Lütfen artık adalet gelsin. Yeter artık hastane davası açılsın! Adalet gelsin, yeter bu baskı diyoruz buradan! Herkes bunu biliyor! Herkes bu zulme razı değil ama iktidarın eli yargının boynunda ve maalesef ki gelişme olmuyor!
Yusuf Bilge Tunç’tan hala hala haber yok! 6 Ağustos 2019’dan beri haber yok! En son arabası bir yere park edilmiş olarak bulundu. Yusuf Bilge Tunç maalesef yok! Nerede? Bir insanın hayatı her şeyin üstündedir. Hiçbir şekilde unutmayacağız!
Yasin Ugan’ın işkence ile ifadelerinin alındığını ve birtakım siyasileri beni de dahil olmak üzere töhmet altında bırakmak için işkence altında ondan ifade aldıklarını çok iyi biliyoruz. Uzun bir müddet kaçırılmıştı ve işkence yapıldığını beyan etti daha sonra kendisi de 6 ay boyunca legal olmayan bir yerde tutulup işkence yapıldı. Şu an cezaevinde ama kendisinin ifadelerinin işkence ile alındığını defalarca söylüyor.
Aynı şeyi Gökhan Türkmen’de söylüyor ve 9 ay boyunca işkence ile kendisinden ifade alınmaya çalışıldığını, mahkemede kendisine emniyette dikte edilen avukatı tanımadığını ve 9 ay boyunca işkence gördüğünü söyledi.
Gülistan Doku halen yok! Halen maalesef ki bulunamıyor Dersim’de Gülistna Doku 2 yılı aştı, bir büyük felaket haline geldi. Aile hala kızlarının dirisine, ölüsüne rastlayamadı, yeri göğü aradılar ama hiçbir yerde Gülistan yok maalesef. Bir an evvel devletin Gülistan Doku’yu bulması gerekiyor.
Hürmüz Şimoni Diril 2 yılı geçti. Şimoni Diril’in cesedi bulundu, bir garip vaka devlet eli var. Vali, savcı, hakim bir araya geldikten sonra iddianame iptal edildi ve birtakım esrarengiz işler dönüyor ama Hürmüz Diril 2 yılı aşkın bir süredir yok. Hürmüz Diril nerede diye tekrar soruyoruz ve basın toplantımızı burada bitiriyoruz.
























Yorumlar