2016-06-20 00:00:00

Çözüm süreci tam bir iyiniyetle başlamamıştı. Devlet “bir deneyelim, bu arada seçimleri atlatırız, ne kadar tutarsa” diyordu, PKK ise  “Suriye karıştı, bu fırsatı kaçırmayalım Rojava için bulunmaz fırsat, Türkiye'yi bırakıp Rojava'ya yoğunlaşırız” diyordu. Bu samimiyetsizlik sürecin sonlanmasının da nedeni oldu. 

.
2,5 yıllık çözüm sürecinin son 1-1,5 yılı uzatmaları oynamayla geçti. Sözlerinde, fiillerinde samimi olmayan iki taraf   ayak sürümeye başlamıştı. Ancak bu ayak sürümenin en büyük faili devletti, zira meseleyi çözmesi gereken oydu, örgüt bir itiraz makamıydı devlet cesur adım atmalıydı. Ancak 1923'te belirlenmiş kırmızı çizgi, yani Türkiye'nin güneyinde bir Kürt hakimiyetine şiddetle karşı çıkış, tüm “olabilirleri”,”olmaz” kılıyordu. Erdoğan, Sırrı Süreyya ile haber gönderdiği Öcalan'a “herşeyi yapacağım zamanla ama benden Rojava'da hakimiyete izin vermemi beklemesin” diyordu. Rojava hakimiyeti de Kandil için kırmızı çizgiydi. Süreç iki büyüklenenin, Erdoğan ve Öcalan'ın omuzundaydı ve niyetler tam halis değildi. Akil adamlar, söylem değişiklikleri, İmralı görüşmeleri, Nevruz mesajları  sürece Erdoğan'ın karizması nedeniyle katlanan toplumun itirazını dindirmek amaçlıydı. Topluma Kürt meselesinin nasıl bir devlet hatası nedeniyle çıktığını anlatma amaçlı değildi. İki büyüklenenin omuzuna kalmış bir sürecin çok geçmeden çökeceği tahmin edilebilmeliydi. Sürecin çöküşe dair gidişine itiraz eden önemli bir toplumsal engelleme yoksa çökeceği belliydi. Sonuçta devletin kalıcı değişime niyetli olmadığı anlaşılıyordu.
.
“Nereden incelirse oradan kopsun” denilerek iki tarafın da umudunu kestiği ama bitirmeğe, alacağı tepki yüzünden cesaret edemediği süreç, yükselen tansiyona dayanamayıp patlıyordu. Şehirdeki silah depolanmasına devlet göz yumuyor, PKK da ipin koptuğu yerin faili oluyordu. “Bu süreç de bozulursa felaket olur” diyenlerin korktuğu başına geliyor  ve bozulan süreç sadece ve sadece kana, gözyaşına, zulme, ekonomik ve sosyal felaketlere hizmet ediyordu. Tahir Elçi gibi samimi ve iyi niyetli barış elçilerinin bu çatışmada arada kalarak ölmesi boşuna değildi. Zira kavgada araya giren zarar görürdü ve bu savaş en çok barış ve barış yanlılarına zarar verecekti. Barış için en büyük fedakarlığı yapanlar en büyük zararı görecekti. Adeta ilahi bir uyarı gibi görülmesi gereken bu olay da kimseyi uyandırmadı.
..
Süreci bozan her iki taraf da “Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan oldu”. Ak Parti milliyetçiliğe, HDP ise Erdoğan karşıtlığına oynadı. Sürecin niteliği ve nasıl devam edeceği konusunda karşılıklı kafa karışıklığı mevcuttu. Ufak, emin adımlarla ilerlemediler. Biz iyi niyetle bakarken onlar bozma hazırlığındaydı. PKK Rojava için süreçten vaz geçti ve başlamasını Rojava'ya bağladı. Belirsiz ve Amerika'nın insafına kalmış bir konu için, Türkiye'de ortaya çıkmış bir örgütün süreç planı değişti. Süreç bitince ayaklanma olacağına güvendi, şehir ayaklanması planladı, hendek, barikatları mahalle çocuklarına kazdırdı ve hem barikatların altında kaldı, hem de toplumu kaybetti. HDP'nin baraj altına yuvarlanmasını, Türklerde büyük bir güvensizlik ve kredi kaybı oluşturduğunu önemsemedi. Kalıcı çözüm için zayıf da olsa elde kalan son değerleri de yitirdi. Büyük bir perişanlıkla ölüme sürüklediği gençlerin yerine yeni genç militanlar da kazansa insan canını hiç önemsemediğini gösterdi.  PKK ateşkes ilan etti ama fırsatı Erdoğan'a verdiği için geç kalmıştı. Artık eskisi gibi değildi ve çözüm sürecinin tadını alan halk kendisini riske edecek işlerden kaçıyordu. Orta sınıfın gelişmesi, yeni toplum yapısı sosyolojiyi değiştirmişti.
.
Devlet de kaybetti. PKK 'yı şehir savaşlarında yense de toplumu kazanamadı, süreçteki kazanımlarının 10 katını kaybetti. Devlet  HDP'nin güçlü tabanını, karşısında tabana inmiş bir örgüt olduğunu pek hesap etmedi. Züccaciye dükkanına giren fil gibi hakimiyetini ilan etti. Hem Kürtlerde yüksek olan güvensizliği artırdı hem de çok büyük sosyal ve ekonomik bir felakete imza atarak sırtındaki yükü kendisi artırarak meselenin çözümünü zorlaştırdı. Rojava'daki hakimiyeti engelleyemediği gibi züccaciye dükkanının raflarını düzenleyemeyecek bir fil gibi meseleyi çözemedi. Zira sorunu çıkaran ve çözmeye kurucu yapı anlayışı dolayısıyla müsait olmayan bir kimliği vardı. Artan ölü sayısının olası tepkilerini ajitasyonlarla perdelemeye çalıştı. Devlet kendisine  çözüm sürecini bitirmesi sonrası önceki halden daha ileri bir halde olup olmadığını sormalı. Aynı çatışmacı mantığın devamı hem devlete hem PKK'ya kaybettirecektir.
.
İki tarafın durumu bir solucan yemini birlikte kapıp, solucanı kaptırmamak için  verilen yeni yemleri almama inadına devam eden kuşlar gibidir. Devlet ve PKK savaşıyor, siyaset ayak altında eziliyor, tüm siyaset devreden çıkıyor. Savaş konsepti anlayışı nedeniyle gittikçe artan siyaseti boğma işlemi devam ediyor. Halledilemeyen sorun,  Suriye, IŞİD, Amerika, Rusya İran'ı devreye soktu. Rojava hakimiyeti kalıcı olup olmayacağı ve Türkiye'deki meseleye faydasının ne olacağı sorgulanmadı.
.
Çatışma ortamıyla arada kalan Kürtler artıyor. Halen Kürt meselesinin çözümü çok kolay ama egemenler sayesinde çok zor.
.
PKK'nin Irak ve Suriye'de kontrol ettiği bölgelerde silahla amacına ulaşması zor, oluşturulsa da muhafaza edilmesi çok zor. Farklı kimliklerin olduğu alanda kalıcı hakimiyet konusu belirsizdir.
ABD başta “Esad düşsün” diyordu, daha sonra “Esad düşerse IŞİD hiç zaptedilemez” dedi. ABD Türkiye'nin “PYD'den vazgeçin karada biz savaşırız” demesine aldırmıyor, tam gaz PYD'ye desteğe devam ediyor. Rakka ve Rojava'nın PYD eline geçmesi Türkiye'nin Esad'la işbirliğine yol açabilir
 .
Gelinen noktada ateşe benzin dökecek işlerden uzaklaşmalı. Devlet ihlali araştıracak komisyon kurmaz çünkü savaş konseptinde, “kaybet kaybet”i mi, kazan kazan “mayı mı tercih edeceğimiz önemlidir.
.
Çözüm sürecinin PKK tarafından bir ihanet ve nankörlükle, bomba depolamakla kullanıldığına ikna olan toplum şu an yapılan tüm hukuk dışı fiillere destek vermektedir. Yüksek asker, polis can kaybı bile kabul edilebilir durumdadır. 
.
Devlet tarafından Öcalan kenarda bekletiliyor. “Öcalan'a ev hapsi geliyor” haberleri var. ABD savaşın bitmesini istiyor, Türkiye ve PKK arasında uzlaşı arıyor, uzlaşma tam sağlanamadı, ara formüller üzerinde çalışıyorlar.
.
Çözüm biran evvel barışın sağlanmasını gerektiriyor. Devam eden savaş kin, nefret ve milliyetçiliği iki taraflı  körüklüyor.
.
Çözümün önlenemez bir  toplumsal isteği gerçekle olacağı her geçen gün daha net ortaya çıkıyor. Yeni bir sürece onun bozulmasını istemeyen sivil toplum baskısı gerekmektedir. Kürt meselesini çözmek için şu an hayal gibi görünse den en kalıcı ve hayal kırıklığı oluşturmayacak metod bu yoldur. Barış için gayret sarf eden oluşumlar bıkmadan usanmadan milliyetçiliğin zararlarını anlatmalıdır. Boş yere çocuğunun güç odakları devlet ve örgüt tarafından öldürüldüğünü gören toplum, sonunda kuvvetli barış isteyeni olacaktır. Kolombiya örneğinde olduğu gibi toplumsal tüm aktörler barışın gelmesi yönünde irade ve hesap sorma makamında olmalıdır. Devlet ve örgütün yaptığını film seyreder gibi izleyen sivil toplumla bir yere varılmaz. 
.
Yeni süreç tüm toplumla ama gerekirse bazı hususları gizlilikle yürütülmelidir. CHP’nin de iştirakinin sağlanacağı bir süreç, çok daha güçlü ve sağlıklı bir şekilde yürütülecektir. İzleme Heyeti oluşturulmalıdır. Ülke ölçeğinde tüm süreci takip edecek, taraflardan bağımsız bir Uzlaşı ve Çözüm Heyeti kurulmalıdır. 
.
Konu çözümsüz bırakıldıkça büyüyecektir. Kürt nüfusu asimile etme çalışmaları sonuç vermeyecektir zira Kürt nüfus artışı bir 30 yıl sonra önemli denge değişikliklerine yol açacaktır. Birlikte yaşam yönünde halen güçlü bir iradesi olan ve iç savaş kışkırtıcılığı yapıldığı halde bunu gerçekleştirmeyecek olan toplum, kararını başkası değil, kendisinin vermesi gerektiğini yakinen anlamadıkça felaketlerden kurtulamayacaktır.

Yorumlar