24.09.2025
Yine eleştireceğim uzun bir süredir milletvekillerini basın toplantısı odasından mahrum eden Meclis Başkanlığı’nı çünkü bu denli uzun bir tadilat olmaz, olmamalı. Memlekette tadilatı kısa bir sürede bitirecek teknik bir ekip mi yok? Meclis Başkanlığı bu işi beceremiyor mu? Yoksa bilerek mi tavsatıyor, geciktiriyor? Kaç haftadır burada meclis bahçesinde normal olmayan koşullarda basın toplantısı yapmak zorunda kalıyoruz. Basın toplantısı odamız güya hazırlanacak ama bu müddet oldukça uzadı. Bunu doğru bulmuyor, yanlış buluyor ve eleştiriyorum. Meclis Başkanlığı’nın bu konudaki tavrını son derece hantal, ağır bulduğumu burada tekrar ifade ediyorum. Sayın Numan Kurtulmuş bu eleştirilerimi duysun.
Dünya Filistin’i konuşuyor, Gazze’yi konuşuyor. Biz de Türkiye iktidarının uzun süredir hamaset üretip etkili somut bir iş yapmadığını söylüyoruz. Bunun bir benzerini Amerikan Dişişleri Bakanı Marco Rubio söyledi. Sayın Erdoğan’ın; “Trump, Ukrayna Rusya savaşını bitireceğim.” dediği, bitirmediği, “Gazze İsrail savaşını bitireceğim dedi.” Bitirmedi sözlerine cevap olarak ülkemizi aşağılayan ve maalesef iktidarın ikiyüzlü politikalarını ortaya çıkaran bir cevap verdi. Biz iktidarın ikiyüzlü politikalarını burada net bir şekilde 2 yıldır söylüyoruz. Bunu kapalı kapılar ardında ki haliyle bir Amerikan Dişişleri Bakanı’nın Türkiye’yi, iktidarı kastederek söylemesi son derece manidardır. Ne diyor? “Liderler istediklerini söyleyebilir ama günün sonunda çözüm gerektiğinde Beyaz Saray’a gelirler. Trump’la konuşmak onun sorunu çözmek istemek için “Bizi de dahil edin 5 dakika el sıkışma imkanı sağlayın derler.” diyor ve iktidarın politikalarının iç yüzünü ortaya koyuyor çünkü iktidar politikalarının gerçek anlamda yaptırım içermeyen, hamaset içeren bir mahiyette olduğunu biz defalarca söyledik ve bunlar da yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Kaç haftadır söyledik. Türkiye iktidarı bir İspanya kadar olamadı. Net somut yaptırımlar kararı alan İspanya iktidarı Türkiye’den çok daha ileri bir seviyede Türkiye bol bol hamaset yapıyor.
Bir iş yapmaya çalışan Küresel Sumud Filosu’na dün gece bir saldırı olduğu haberini aldık. İsrail, Küresel Sumud Filosu’na saldırı yapıyor ve. Bunu da lanetliyoruz, kabul etmiyoruz. İnsanlığın vicdanı Küresel Sumud Filosu’nun yanında, Küresel Sumud Filosu’nun başarılı olması, İsrail’in Gazze’de yaptığı korkunç soykırımın bir an evvel bitmesi gerektiğini tekrar haykırıyoruz ve tüm insanlığı İsrail’i durdurmaya ona karşı çıkmaya, tavır koymaya davet ediyorum.
Bize ulaşan hak ihlallerini burada anmak durumundayız.
Cezaevleriyle ilgili çok yoğun başvurular alıyoruz. 1 Eylül 2025 tarihi itibariyle cezaevi sayısı 402, normal kapasite 220 bin, artırılmış kapasite 304 bin 964 mahpus cezaevlerinde yatıyor. Bu ne demek? Mevcutta da 419.194 mahpus varsa 114.230 kişi fazlalık bulunuyor. Bu da arttırılmış kapasiteyle 7 kişilik yere 20 kapasite koyarak onun üstüne hesaplama yapılıyor. 7 kişi üzerinden hesaplama yapılmıyor. Arttırılmış kapasite ile bile insanlar sıkış sıkış orada bulunurken bile 114 bin fazlalık var ve 114 bin kişi yerlerde yatıyor. Hatta yatakları bile yok battaniyelerin üzerinde yatıyorlar. Bakın inanılmaz bir durum ve bununla birlikte bir de mahpusları tahliye etmemek için kırk takla atan cezaevi idareleri var. Bunların en başında da Sincan Cezaevi geliyor. Sincan Kadın Cezaevi’nden çok yoğun başvuru alıyoruz, şikayet alıyoruz. Özgürlük için Hukukçular Derneği Ankaraı Şubesi’nin bir raporu var elimde. Bu rapora göre hapishanedeki kadın mahpusların şartlı tahliye hakları sistematik bir biçimde engelleniyor. Şartlı tahliyeyi hak kazanan hiçbir kadın mahpusun tahliye edilmediği belirtiliyor. 12 kadın mahpus; 1. Nedime Yaklav: Tahliyesi 6. kez engellenmiştir. 2. Sermin Demirdağ: Tahliyesi 6. kez engellenmiştir. 3. Nuriye Adet: Tahliyesi 5. kez engellenmiştir. 4. Gülşan Adet: Tahliyesi 5. kez engellenmiştir. 5. Hicran Binici: Tahliyesi 4. kez engellenmiştir. 6. Zeliha Ustabaşı: Tahliyesi 3. kez engellenmiştir. 7. Elif Çetinbaş: Tahliyesi 2. kez engellenmiştir. 8. Melike Göksu: Tahliyesi 2. kez engellenmiştir. 9. Esra Soyaktaş: Tahliyesi 2. kez engellenmiştir. 10. Fatma Aslan: Tahliyesi 1 kez engellenmiştir. 11. Süheyla Taş: Tahliyesi 1 kez engellenmiştir. 12. Emine Abiş: Tahliyesi 1 kez engellenmiştir.Şartlı tahliyelerinin ciddiyetsiz nedenlerle engellendiği, yasaya aykırı işler yapıldığı net bir şekilde burada anlatılıyor. İyi halli mahpusların belirli koşullarla şartlı tahliyeden yer alabileceğine açıkça hüküm altına alan yasalara rağmen keyfi uygulamalarla Sincan Kadın Cezaevi’nde işlevsiz hale getiriliyor. Yok işte “Pişmanlık göstermedi, rahabilite olmadı, topluma uyum sağlamadı, taraflı koğuşta kaldı.” gibi mahpusların düşünsel konumları ve duruşları esas alınarak bu şartlı tahliyeler engelleniyor. Sorumlar hakkında bir an evvel soruşturma başlatmalı Sayın Yılmaz Tunç, Adalet Bakanı’na sesleniyorum. Bu cezaevi sizin cezaeviniz değil mi? Bu müdür sizin müdürünüz değil mi? Yasaları yönetmeliği çiğneyen bu müdür hakkında derhal bir soruşturma başlatmanız gerekir Sayın Bakan. Sistematik biçimde engellenen mahpuslar açısından bir idari soruşturma başlatılmalı bu idareciler hakkında. Bu denli apaçık politik kararları eleştiriyoruz doğru bulmuyoruz.
Yargı tel tel dökülüyor. Bir şahsın yakınları bize başvurmuş. Uğur Demir, daha öncesinde terör örgütünden hüküm giymiş ve cezası bittiği için tahliye olmuştu. Daha sonra Maydanoz Döner adlı firmanın eğer varsa örgütle bir bağı kesinlikle bilmeden sadece kendi ticareti için bayilik aldı. Kurduğu düzeni yine yıktılar.” diyor. Düşünün size bir şekilde yasaya aykırı şekilde ceza verip cezaevinde yatırmışlar. Daha sonra ekmek parası kazanmak için Maydanoz Döner’den bir bayilik almışsınız. Sırf bir kuruluştan bayilik alıyorsunuz hakkınızda tekrar bir tutuklama kararı çıkıyor. 7 aydır tutuklusunuz. İzmir, Buca Kırıklar, F2 Cezaevi’nde ve buraya kayyım atandı. Kayyım da uyduruk şekilde atanıyor ama bayi sahibi olanların burada suçu ne? Hiçbir şeyden haberi olmayan bayi sahiplerinin günahı ne? Düşünün cezaevinden çıkmışsınız ekmek parası kazanmak için bir yerden bayilik alıyorsunuz ve bu da suç olarak görülüyor. Türkiye’deki durum bu arkadaşlar. Bu denli skandal haller yaşıyoruz. İnsanların aç susuz kalması, ağaç kökü yemesi için gayret sarf eden bir iktidar var karşımızda. En ufak gerekçelerle cezaevine atıyor. Cezaevinden çıktıktan sonra ekmek parası kazanmak için bir yerden bayilik alması bile suç kabul ediliyor. Daha sonra da “Biz hukuk devletiyiz.” deyip duruyorlar hiç yüzleri kızarmadan.
Umut Kurtuluş Atan’ın yakınları bize başvurmuş. Umut Kurtuluş Atan Siverek 2 No’lu Cezaevi’nde ilaçlarını kullanamıyormuş ve cezaevi idaresinin bu noktada ihlalleri olduğunu söylüyor ve bu ilaçlarını kullanmamaktan dolayı mahpusun psikolojisinin bozulduğu söyleniyor. İlaç parası yatırılıyor. İlaç mahkuma veriliyor fakat cezaevi müdürü kısıtlıyor ve cezaevi müdürü yüzünden büyük ihlaller yaşanıyor. Evet bu konuyu takip edeceğiz. Siverek T2 Cezaevi’nde neler oluyor soruyoruz! Bir mahpusa ilacı mı verilmiyor? Bunu da bilhassa yakından takip edeceğiz.
Bekir Ak 15 Temmuz 2016 tarihinden beri Marmara Kapalı Cezaevi’nde kalmakta. Kendisi Acıbadem davasından ödülü tutulmakta. Üstelik sadece er, asker toplamda 33 erin bulunduğu davada 2025 Aralık ayında 31’i tahliye edildi ama hala bir gerekçeli karar yazılmadı 9 aydır. “Benim oğlum neden tahliye edilmedi.” diyor yakınları. “9,5 yıldır evlat hasreti çekiyoruz. Oğlumun tahliyesini istiyorum. Dosyamız Yargıtay’da incelemede 33 askerin tamamının dosyası 2023 yılında Cumhuriyet Savcısı tarafından bozulması istenmiş olmasına rağmen neden daha uzuyor bu durum?” düşünün Cumhuriyet Savcısı bile “Bozun burada çok usulsüz bir dosya.” diyor ama 2 yıldır Yargıtay bu konuda karar vermiyor. Şu hale bakın insanlar boş yere zindanlarda tutuluyor arkadaşlar.
Diyarbakır’dan bir başvuru var. Diyarbakır’da okulların sorunları çok deniliyor. Okul eksik sınıf mevcutları çok. Bir veli Mevlana Ortaokulu’nda 59 kişi bazı sınıflar 62 kişi bu çocuklar nasıl eğitim görecek?” diyor. 20 dakika ancak ders görüyorlarmış. yoklamadan sonra ders saati 20 dakika kalıyormuş. Sabahçıda öğlenci de var. Düşünün okullar tepe tepe dolu arkadaşlar. Sabahçı öğlenciye böldüğünüz halde yoklama o kadar uzuyor ki öğrenci sayısı çok olduğu için 20 dakika eğitime ancak sıra kalıyor. Bir de bu çocuk takipli hasta enfeksiyon riski yüksek. s Sınıf mevcudu kalabalık böyle sınıflarda enfeksiyon yükselebilir.
Bir genç kadın fotoğrafı gösteriyorum. Kendisi Havin Ergin maalesef şu anda yaşamıyor. Neden? Çünkü ihmal dolu bir olay sonrası yaşanan patlamada hayatını kaybetti. İzmir Torbalı’da bir işletmede meydana gelen tüp patlaması sonrası 17 yaşındaki Havin Ergin ile 5 vatandaş hayatını kaybetmişti. Bu bilirkişi raporu ve hakim savcıların adaletsizce verdiği raporlar merhumun yakınlarını çok üzmüş çünkü işletme sahibinin çalıştırma ruhsatı olmamasına rağmen sanayi tipinin içeride kullanılması ve havalandırma da olmaması sonucunda bir patlama yaşanıyor. Bilirkişi raporunda işyeri sahibinin suçsuz olduğuna karar veriliyor ve de tahliye ediliyor. Düşünün ruhsatsız bir işyerinizde patlama oluyor. 6 kişi ölüyor sonra da tahliye oluyorsunuz. Türkiye’den bir başka tablo daha yakınları bu duruma çok öfkeli ve üzgünler, adalet istiyorlar.
“Engelli oranına göre ÖTV indirimi olmalı.” diyor bir başvurucumuz. “%76 oranında engelliyim ÖTV indiriminden faydalanamıyorum.” diyor. Engellilerin bu araçla ilgili sorunu çok büyük bir sorun. Bunu ayrıntılı bir şekilde engelliler komisyonunda konuşacağız.
Narin Güran Davasında Suçluyu Kayırma dosyasında Birsen Güran, Maşallah Güran, Fuat Güran 3 yıl 6 ay hürriyeti bağlayıcı hapis cezası verilmişti . Karar tarihinde tutukluluk süresi 9 aya yaklaşmıştı. Gelinen aşamada tutukluluk süresi 1 yılı geçmiş durumda. Normalde verilen süre 21 ay, kapalı cezaevinde geçirilecek süre 30 gün, açıkta geçirilecek süre 8 ay, denetimli de geçirilecek 12 ay fakat her üç sanıkta 12 aydır tek kişilik hücrelerde tecrit koşullarında tutuluyor. Bu ayrımcılık nedendir? Bu hasmane tavır nedendir diye sorarız. Öğrenci bunlar. Üniversiteyi kazanmış Birsen Güran. 2. sınıfa geçmesi gereken bir öğrenciydi ama onun da eğitim hakkı böyle gasp edilmiş.
Tarsus Cezaevi’nden de bize oldukça önemli başvurular var. Tarsus Cezaevi’nde bir mahpus bize başvurmuş. Diyor ki: “Koğuş o kadar aşırı kalabalık ve adım atacak yer yoktu ki 18 kişilik yerde 30 kişi kalıyoruz. 12 kişi yerde yatıyor, yürüyemiyoruz bile koğuşun içinde.” Diyor. Düşünün kalabalığa bakın. “Hava şu an çok sıcak, daha yeni vantilatör sayımızı 6’ya çıkardılar. 29 kişi olunca onu da vermiyorlardı. 30 kişi olmak gerekiyormuş. Düşünün iki ranza arası tam olarak omuzumun genişliğinde dar bir yerdeyim ve yan tarafımıza bile dönemiyoruz. İnsanlar mecburen yerde battaniyenin üstünde yatıyor çünkü yere yatak koyma durumu yok ancak battaniye koyarak yatıyoruz.”diyor. Şu hale bakın. Artık yetkililerin bir şey yapacağı da düşünülmüyor çünkü “Burası çok kalabalık.” denildiğinde “Başka koğuşlar daha kalabalık.” diye cevap veriliyor ama bu olacak bir şey değil. “Gayriinsani ortamlarç” deniliyor. Kimisi 8-9 ay yerde yattıktan sonra ancak terfi ediyor ranzaya geçiyormuş. Gece tuvalete gitmek isteyen biri yerde yatanların üstünden dikkatlice atlayarak yürümek zorunda. Zaman zaman biri diğerinin üzerine basıyor. Koşta sürekli bir hareketlilik var. Sanki bir havaalanı terminali gibi. Biri oradan geçiyor, diğeri buradan. Uyku yok, huzur yok, mahremiyet hiç yok.” diyor. “Biraz kitap okuyayım desem okuyacak alan yok. Otururken elimde tabakla yemek yiyorum çünkü yere koyacak yer bulamıyorum. İnanın bir köpek kulübesi bile buradan daha iyi olurdu. Durumu şikayet ettiğimizde ise bizi başka cezaevine sevk etmekle tehdit ediyorlar. “Rahat durmuyorsan seni gönderirim.” diyerek baskı kuruyorlar.” Şu hale bakın ortaçağ cezaevi şartlarını andıran bir yer Tarsus Cezaevi. Sayın Adalet Bakanı siz o cezaevine gidip de bir koğuştaki mahpuslarla görüşmeyi düşünüyor musunuz? Yoksa idarecilerden sorarak “Ya hiçbir şey yok burası dört dörtlük.” cevabını alacağınızı mı düşünüyorsunuz? Çoğunlukla ikinciyi yapıyorsunuz da o yüzden soruyorum. “Sular gün içinde 8 saat veriliyor. Geri kalan zamanda kesik. Sıcak su ise uzun süredir hiç verilmiyor. Yemek bile başlı başına bir sorun haline gelmiş. Yerde tabak koyacak alan olmadığı için yemekler elde yeniliyor. Huzursuzluk, gürültü, iletişim kurma zorlukları ve şikayet ettikleri takdirde daha kötü muamele görme endişesi var. Herkes” yatayım da çıkayım” psikolojisinde. Cezaevi insanların onurunu kırmak yaşamlarını zindana çevirmek amacıyla uygulanmamalıdır. Cezaevleri insan onuruna yakışır yerler olmalıdır.” diyor mahpus katılıyoruz. “Bunları gereken yerlere iletinç” diyor. Biz burada iletiyoruz ama Adalet Bakanlığı; “Ne yapalım diğer cezaevleri daha kalabalık.” diye cevap veriyorlar. Herkes birbirinden beter arkadaşlar. Müdürler, memurlar bu cevabı veriyor. Bakanlık bu cevabı veriyor ve iktidar da “İnsanları cezaevine doldurun da doldurun.” Diyor maalesef durum bu.
Geçtiğimiz aylarda Antep merkezli 320 üniversite öğrencisinin tutuklandığı bir operasyon yapılmıştı. Öğrencilerin ikinci yarı dönemleri yanmıştı. Yarı dönem kaybetmişlerdi. Şimdi de bu önümüzdeki dönemi kaybetme durumları var. Hala cezaevinde çoğu. Bu olacak bir iş değil. Anneler, babalar bize başvuruyor. Uyduruk gerekçelerle bu gençlerin içeri atıldığını söylüyorlar. Okullar açıldı. Bu çocuklar okullarında olmalı ama zindanlarda, gencecik insanlar. Gencecik, başarılı insanlarını zindanlara atan bir Türkiye iktidarıyla karşı karşıyayız. Bunu Adalet Bakanı’na söylemiyorum zaten kendileri bu işe gözlümüyor. Sayın Nacho Sanchez Amor’a söylüyoruz. Tüm dünyaya söylüyoruz. Birleşmiş Milletler yetkililerine söylüyoruz. Türkiye’de durum vahim. Türkiye’de adil bir yargı olmadığı için mahkemeler keşmekeş içinde. Bundan dolayı cezaevleri ağzına kadar doluyor. 120 bine yakın insan yerlerde yatıyor. Türkiye’de cezaevlerinin durumu bu. Adil olmayan yargılamalarla ağırlaştırılmış müebbet mahpusu olarak bile yatan birçok mahpus var. İnsanların hayatı yakılmış durumda ve oradan bir mektup göndermeleri bile engelleniyor. Edirne F1 Cezaevi’nde Aytaç Ünsal kendisi avukattır. Eşi bana yazmış Didem Ünsal diyor ki: “Aytaç Ünsal size mektup gönderirdi fakat son zamanlarda gelmediğini görüyorsunuz. Çünkü Edirne F Tipi Cezaevi, onun cezaevindeki durumu veyahut da açlık grevi yapan Serkan Onur Yılmaz ki Bolu, F Tipi Cezaevi’nde açlık grevini yapıyor kişi 320. günleri buluyor. Bu kişinin durumu hakkında bana bilgi gönderdiği için mektubu engelleniyor. Şu hale bakın arkadaşlar. Edirne F Tipi Cezaevi’ndeki önceden hukukçu olan bir mahpus bana Bolu F Tipi Cezaevi’ndeki açlık grevindeki bir mahpusun ölümcül bir durumda olduğunu, ölmek üzere olduğunu söylüyor. Sırf bunu söylediği için mektubu engelleniyor. Sayın Bakan sana söylemiyorum zaten bir çare bulamıyorsun Sayın Nacho Sanchez Amor’a söylüyorum bari Türkiye raporlarında Türkiye iktidarının uydurmalarına inanmasın da şu halleri görsün cezaevlerinin hali bu kadar berbat bir durumda bunu bize yazan mahpusların da mektubu engelleniyor . Türkiye’deki Trajikomik durum bu arkadaşlar.
Bakım merkezleri engelilerin halleri çok önemli. Bununla ilgili engelliler komisyonundayım ve bize gelen birçok başvuru var. Onları da burada anmak istiyorum. Birkaç haftalık online kurslarla insanlar hasta bakım personeli oluyor. Bu yanlış bir şey. Bu kadar ucuz olmamalı bu iş. Yetersiz, vasıfsız elemanlara hasta bakım personeli ünvanı verilmemeli. Engelli, yakınları bu konuda oldukça önemli başvurular yapıyor bize. 24 saat kamera sistemi ile çalışıyor ama denetime yetkililer geleceği zaman önceden nedense haber alıyorlar kurum yetkilileri ve dört dörtlük bir kurummuş gibi bir imaj oluşturuyorlar. Dosyalar, prosedüre uygun şekilde doldurulmuş mu diye çok ciddi bir teftiş yapılmıyor. Şiddet, hırsızlık gibi konularda soruşturma geçirmiş insanlar bile takipsizlik kararı sonrası çalışmaya devam ediliyor ancak net somut bir şiddet vakası ispatlanırsa işlem yapılıyor. Onun dışındaki şikayetler pek bir kale alınmıyor. Sağlık Bakanlığı ve Aile Bakanlığı hastanın beyanını esas aldığını dile getirmesine rağmen imza yetkisi kendisine ait bir hastanın bile bir delil gösterilmeden sorumlu müdür inisiyatifi adı altında sosyal ve bireysel alanları daraltılabiliyor. Zihinsel ve ruhsal engelli bireylerin tüm hakları da kurumların insafına bırakılıyor. Bu da rahatsız edici bir durum. Engelli bireylerin yatılı yaşam alanları ucra köşelerde tesis ediliyor. Bu da zaten eksik olan denetimi daha da azaltıyor. Ülkedeki hizmet binası sayısının yetersiz olduğu konusu apaçık ortada. Bedensel engelli bireylerle diğer grup engelli bireylerin aynı binalarda yaşamasından tehlikeler oluşuyor. Kadınlar tacize uğradığında, şiddet gördüğünde devletin adını korumak kaygısıyla hiçbir şekilde hak arayamıyorlar. Devlet teşvikinden yararlanabilmen için kendi gelirinin 14.700 liradan düşük olması gerekiyor deniliyor ve 65.000-70.000 olan özellere başvuramıyorlar. Asgari ücretli işe girdiğinde bile başını kurtarmışsın deyip seni kapının önüne koyuyor. Kasıtlı olarak seni işsizliğe ve muhtaçlığa mahkum ediyor. Ücretsiz ve güvenli bir ortam sağlayabilme ihtimali çok uzaksa ya da teşvik düşürülsün ya da gelir sınırı teşvikle eşitlensin deniliyor. Bu gelir sınırı gerçekten çok düşük arkadaşlar. 14.700 nedir bu devirde gerçekten? Bunların tekrar yeniden tesis edilmesi gerekiyor. Fizik tedavi ve rehabilitasyonun ön lisans versiyonu olarak fizik tedavi teknikerliği diye bir bölüm icat edildi diyor. Yine denetimsizlik ve kanuni boşluklarla birlikte fizyoterapistlerle aynı yetkilere sahipmiş gibi muameleler oluyor. Aslında bu da sağlık hizmetinin verimini düşürüyor. Fizyoterapist ayrı, fizik tedavi teknikleri ayrı olmalı değerli arkadaşlar. 18 yaşını geçmiş bireylerin ücretsiz özel eğitim ve rehabilitasyon hakkının kesilmesi için türlü kriterler üretiliyor. Yetişkin bireylerin öğrenim hayatının bitme süresi gibi baz alınarak tipik seyreden bireylerin üniversiteye kadar geçirdiği süreçle uzaktan yakından alakası olmayan fizik tedavi, rehabilitasyon, özel eğitim alanının yetkisinin acilen Milli Eğitim Bakanlığı’na alınıp sosyal hizmetler ve Sağlık Bakanlığı’nın bir arada çalıştığı ya da sadece Sağlık Bakanlığı’na bağlı hale getirilmesi gerekiyor.” diyor engelli arkadaşlarımız. Sanki engelli değilmiş ya da hayatı çok kolaymış gibi ücretsiz ulaşım dışında hiçbir hakkı olmaması haline de son verilmeli deniliyor. Refakatsız sokağa çıkabilme yetkisi olan engeliler ile refakatsiz çıkamayan engellilerin ulaşımdaki hak ve özgürlükleri sürekli birbirine karıştırılıyor. Belediyelerde acilen şoförlere ulaşım yönetmeliği ile ilgili kapsamlı eğitim verilmeli cezalar sıklaştırmalı isteği var. Rampa zorunluluğu olan tüm binalarda rampalar göstermelik ve işlevsiz kullanılabilirliği uygunluğu gerçekten denetim altında tutulmalı ve cezalar uygulanmalı Bunlar; belediyeler, sosyal hizmetler il müdürlüğünün kriterlerini esas almalı. Çok farklı kriterler var. Hastaların muayene yatakları bile engelli bireylerin hareket kapasitelerini dikkate almayan bir şekilde yapılıyor. Engelli kadınların barınacağı özel gereksinimlerin düşünüldüğü bir destek versiyonunun bulunduğu kadın sığınma evi yok. Direkt olarak devletin devlet teşviği alan yarı özel bakım merkezlerine yönlendiriliyor kadınlar.
Şöyle bir istatistik göstereceğim size; Türkiye’deki intihar oranlarıyla ilgili bu konuda acilen tedbir alınmalı. Türkiye’de bakın intihar oranları 2002’de %3,49 AK Parti iktidarının başladığı yıllar. AK Parti iktidarının devam ettiği son halde 2024’te %5,22 insanların intihar oranı artmış, daha mutsuz bir toplum haline gelmişiz. Sorunlar artmış, çağ atladık, “çalışınca oluyor” diyen iktidara bunu sunuyoruz. İntihar oranlarında önemli bir yükseliş var. İntihar eden polisler, intihar eden gençler, intihar eden kadınlar çok dikkat çekiyor. Bunlara çare bulunmuyor arkadaşlar.
TTB’nin bir açıklaması var elimde. Bu işin ayarı kaçıyor. Bakın Malpraktis dediğimiz tıbbi yanlış uygulama ile komplikasyonlar arasındaki farklar göz ardı edilerek özellikle de özelde çalışan hekimlere çok ağır tazminat cezaları veriliyor. Belki kamusal idare tarafından korunuyor ama özel sektördekiler hepten korunmasız durumda. Bu konuda adım atılması ve düzenleme yapılması gerekiyor. Bu sefer ne oluyor? Hekimler cerrahi branşları tercih etmiyorlar ve ülkede cerrah kalmıyor. Herkes daha sıradan uygulamalar yapma peşinde, riskli uygulamaları yapmama peşinde düşünün insan sağlığı bu nedenle risk altına girecek zamanla.
Geçtiğimiz günlerde soru önergemizi verdik. Bakın Türkiye’de 245 gözaltı yapıldı. Nedir? Soykırım yapılan Filistin’deki uygulamalara karşı Türkiye iktidarının gerekeni yapmadığını haykıran Filistin aktivistleri hakkında 245 gözaltı kararı verildi. 12 tutuklama çıktı buradan. 2 kişi hala tutuklu. 2 kişi hala ev hapsinde. 4t olayda eve baskın yapıldı. Düşünün soykırıma karşı çıkan insanların evine baskın yapılıyor sabahın köründe gözaltılar, tutuklamalar ve bizim yetkililerimiz gidiyor, işte Birleşmiş Milletler’de, “Vay efendim biz Filistin’in hamisiyiz.” diyor. Ya sen kendi ülkende Filistin aktivistlerini tutukluyorsun, yapmadığın eziyeti bırakmıyorsun, hala cezaevinde bu insanlar. Yurt dışı yasağı süren 70’ten fazla kişi var, mahkemesi devam edenler var. Somut talepler içeriyor. “Şunu yapın, bunu yapın.” Türkiye iktidarının yapmadığını haykırınca Türkiye’de sizin başınıza bunlar geliyor arkadaşlar.
Kocaeli Kandıra 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde neler oluyor diye soruyoruz. İnanılmaz hadiseler yaşatılıyor. F2 cezaevi müdürlüğüne soruyoruz. Bu ne iştir? Mahpuslardan bize şikayetler var. Hayatta duymadığımız işleri yapıyor musunuz hakikaten ya? Bakın, görüşleri oturarak değil ayakta yaptırıyormuş Kandıra F2 Cezaevi. Bunu da yeni duyduk. Mahpus diyor ki: “23 yıldır cezaevlerindeyim. Böyle bir uygulama yaşamamıştım. Şu anda biz ayakta görüş yapıyoruz.” Diyor. Ya bir sandalyeniz yok mu Kandıra F2 cezaevi? Bu ne iştir ya? Ortaçağı bile aştınız tarih öncesine doğru gidiyorsunuz. Bir sandalyeniz mi yok? Mahpusa eziyet etmek için sandalye vermemeyi maharet mi sanıyorsunuz? Bu ne iştir ya? Bakın, sakıncalı denilerek bir sürü kitap dergiye el konuluyor. 10 saat olan sohbet hakkı 2-3 saat uygulanıyor. Görüşler normalde 1.5 saat olması gerekiyor. 1 saat. Hani personel mi az? Hayır. Kalabalık bir cezaevi değil burası F tipi. T tipi değil ki çok kalabalık olsun. F tipi olduğu için zaten fazla mahpus koyamıyorsun. Biz böyle müdürlerle konuştuğumuzda hemen şuna sığınıyorlar. “Ya vekilim işte personelimiz yok, memurumuz yok. O yüzden sohbet saatini 10 saat değil 4 saat veriyoruz.” diyorlar. Kardeşim personeliniz de var. Niye mahpusa zulmetme peşindesiniz? Kocaeli 2 No’lu, F Tipi Cezaevi idaresine soruyorum. Adalet Bakanı’na onu şikayet ediyorum. Bu ne haldir ya? Bakın yine fazladan ziyaret hakkı bazı mahpuslara veriliyor, bazılarına verilmiyor. Bu ayrımcılık nedendir Sayın İdare? Yine aynı mahpus grupları bir arada tutulmuyor. Farklı bir bloğun farklı bir köşesine veriliyor. Aslında yasal olarak da aynı suç grupları aynı blokta aynı yerde olmalıdır. Burada da yine bir ihlale imza atıyor cezaevi idaresi. Oda değişim talepleri de karşılanmıyormuş. Bütün bunlar maalesef idarenin haksız hukuksuz uygulamalarını gösteriyor.
Giresun, Espiye L Tipi Cezaevi’nden çok şikayet alıyoruz. Özellikle denetimli serbestlik ve şartlı tahliyelerin verilmemesi konusunda çok gayret eden bir cezaevi nedense çok üzücü. Bakın oradan bize başvuran bir mahpus diyor ki: “Çocuk yaşta cezaevine girdim. 8 yılı aşkın bir süredir bilfil kapalı cezaevindeyim. Ceza infazımın neredeyse tamamını 800 km ailemden uzak il cezaevlerinde yatmak zorunda kaldım. Ayrıntılı bir şekilde bize ifade etmiş. “Artık tahliye edin beni.” demiş. Cezaevi idarelerine verilen yetkilerle soyut bir şekilde “iyi halli değilsin” kararları çıkartıyor cezaevi idareleri. Zaten infaz hakimlikleri ve ağır cezaları da onların tasdikçi başısı. Ne derlerse anında tasdik ediyorlar ve maalesef bu durum devam ediyor değerli arkadaşlar. Biz bunu kabul etmiyoruz. Her cezaevinden çok yoğun başvuru alıyoruz ve burada da bunları dile getirmeyi çok önemli buluyoruz. Dile getirmeye de devam edeceğiz. Bunu da söyleyelim. Bu durumlar kabul edilemez değerli arkadaşlar.
Cezaevlerinden aldığımız mektupların özetlerini burada size sunmak isterim. Buğra Baldan Elazığ Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden bize yazmış; “ Kuleli Harp Okulu’nu derece ile ABD’de aldığım uçuş eğitimini ise havacılık tarihinde bir ilki gerçekleştirip 3 ödül alarak birincilikle bitirdiğimi göreceksiniz ancak şu anda haksızca cezaevindeyim. Darbe ile bir alakam olmamasına ragmen darbeci ilan edilerek müebbet cezaya çarptırıldım. Masumiyetime dair her delili gösterdim ne yazık ki sesimi duyan olmadı. Bize bir insan değil sayı gözüyle bakıldı. Bu satırlarımı okurken gönül gözünüz hakikati görsün.” diyor. Bu çığlığı duyun, kursiyer teğmenler, sözleşmeli erler, uzman çavuşlar, binlercesi haksız, hukuksuz bir şekilde darbeci ilan edilerek cezaevlerinde yatmakta değerli arkadaşlar.
Ünlü sanatçı Fazıl Say feryat etmiş, vicdani bir feryat bu. değerli buluyoruz, burada anıyoruz. Sayın Fazıl Say, Filistin’deki, Gazze’deki soykırımı eleştirdiği için müzik camiasında yalnız kaldığını dışlandığını söylüyor ve bunu doğru bulmuyor. Çok haklı, yanındayız. O, insanlığın yanında olsun. Paranın gücün değil insanlığın yanında olmak çok değerli. Sayın Fazıl Say’ın bu haykırışının yanındayız. Bu vicdani feryadının yanındayız.
Bakın Türkiye’de bu kadarı yapılamadı. İtalya’da genel grev var arkadaşlar. Bakın İspanya yaptırım kararı alıyor, İtalya’da grev oluyor ve Türkiye onlar kadar olamıyor. Bakın İtalya’dan bir görüntü. Cenova’da liman işçileri liman girişini kapatmış. Ülke çapında 81 şehir ve kasabada protestolar düzenlenmiş. Öğretmenler, öğrenciler greve katılınca okullar, üniversiteler kapanmış. Floransa’da eylemciler bir otoyolun girişini bloke etmiş. Ne oluyor? “Dostum Trump’tan F-35 almaya çalışıyor bizim idareciler ve Türkiye’de bir türlü başka bir ülkede başka bir türlü konuşuyorlar. Bütün bunlardan sonra niye Filistin’de soykırımın devam ettiğini, İsrail’e neden net bir tepki verilemediğini sanırım az çok anlatmışızdır.
Biz Geri Gönderme Merkezleri’ndeki sıkıntıları da burada anıyoruz değerli arkadaşlar. Bunu anan Gazeteciler de var. Bakın İstanbul Valiliği Çatalca Geri Gönderme Merkezi burası. Burada çok çarpıcı iddialar vardı. Göçmenlere sessiz oda ve soğuk oda işkencesi yapıldığına dair iddialar. Göç idaresi sevk işlemini yaşanan hak ihlallerin üzerin, örtmenin yöntemi olarak kullanılıyor dediler. Avukat Yakup Sevinçhan, “Guantanamo ve Ebu Gureyb cezaevlerinin altında yatan temel mantıkla GGM’leri temellendiren mantık aynı: ülke vatandaşı değilseniz sizin için insan hakları geçerli değildir” deniliyor. Bununla ilgili Feyza Nur Çalıkoğlu Karar Gazetesi’nde bir haber yapmış, hakkında dava açılmış. Kardeşim gerçekleri söylemek dava konusu mu oluyor? Bir gazeteci gazeteciliğini yapıyor, gerçekleri yazıyor. “Vay sen neden gerçekleri yazdın?” diye hemen hakkında dava açılıyor, taciz ediliyor resmen. Şimdi duruşması Şubat’a ertelenmiş ama gazeteci Feyza Nur Çalıkoğlu’nun yanındayız. Bunu da söyleyelim çünkü hakkı hakikati söyleyen güzel bir haber yapmış. Hörüşme odalarında kamera var mı diye sormuş. Göçmenlere sabun verilmediğini tespit etmiş. Hak ihlallerini gizlemenin yolu sevk işlemi demiş. Çatalca’da bu yaşananlar ilk değil demiş. 50göçmen bodruma bir ara hapsedilmiş. Bunu tespit etmiş. Denetim makamları etkili değil. “Avrupa’dan göçmenler için para alıp onları hapsediyoruz.” demiş. Çatalca’da yemek bile işkence yöntemi demiş. Guantanamo ve Ebu Gureyb ve geri gönderme merkezleri aynı mantıkla çalışıyor demiş. “Bu eziyeti çekeceğime ülkeme dönerim.” cümlesini söyletmeye çalışıyorlar demiş.
Hak aktivistleriyle ilgili verdiğimiz soru önergesini de gündeme getirelim. Geçtiğimiz hafta biz bununla ilgili bir soru önergesi verdik ve cevabını bekliyoruz. İsrail’in Türkiye hava sahasını kullanmasıyla ilgili Filistin aktivistlerinin tutuklanmasıyla ilgili soru önergileri veriyoruz ve bu hamaset bombardımanının gerisinde gerçekleri sorgulamaya çalışıyoruz. Sorgulayacağız ve gerçekleri ortaya çıkaracağız arkadaşlar.
Basın toplantımızın sonunda da önemine binaen çok önemli hak ihlallerini tekrar anıyoruz. Cemal Kaşıkçı Türkiye’de Suudi Arabistan konsolosluğunda öldürüldü. Ne izi bulundu ne de hakkında doğru düzgün bir yargılama yapıldı. İktidar attı tuttu ardından dosyası Suudi Arabistan’a kredi alınmak koşuluyla verildi. Böyle çirkin anlaşmalar işte.
Osman Kavala 9 yılı aşkındır cezaevinde haksız hukuksuz bir şekilde tutuluyor ve hatta Osman Kavala’yı milletvekillerinin ziyaret etmesi bile engelleniyor şu anda arkadaşlar. Bunu biliyor musunuz? Osman Kavala’yı geçen günlerde ziyaret etmek istedim ve ziyareti yasaklanmış milletvekillerine. Bu olacak bir iş değil.
Şerif Mesutoğlu işlemediği bir cinayetten dolayı ağırlaştırılmış müebbet mahpus. Buna itiraz ediyoruz. İtiraz etmeye devam edeceğiz çünkü bir insanın bir ailenin hayatı karartılıyor.
Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı çok değerli bir hukukçu. Sırf hak hukuk peşinde koştuğu için gaddarca cezalandırılıyor. Tahliye ettikten sonra yukarıdan gelen bir kararla tekrar içeri alınıyor.
Sevinç Çakır bir hak aktivisti tekrar Adalet Bakanlığı’nın önünde yazın biraz ara vermişti. Sevinç Çakır’ın hep yanında olmaya devam edeceğiz çünkü çok haklı. Diyarbakır’daki oğlunun yanına gittiği zaman direniş gücü daha çok artıyor, “daha çok şey yapmalıyım.” diyor ve Adalet Bakanlığı’nın önünde adalet bekliyor. Onu yetkililer görmek istemiyorlar ama çok haklı ve adalet bekliyor. Sevinç Çakır’ın oğlu Murat Çakır için adalet nöbetinin yanındayız.
Gabonlu Dina bir genç hanım hakkında onun öldürülmesinden sonra bir yargı kararı verildi ama adil bir karar değildi ve bu kararı takip edeceğimizi buradan bildiriyoruz.
Vezir Muhammed Nourtani hakkında Afganistan’lı yakılan işçi hakkındaki karar da son derece bir zayıf karardı ve bu mesele hakkındaki takimizi de sürdüreceğiz.
Yusuf Bilge Tunç 6 Ağustos 2019’dan beri kayıp. Zorla kaybedildi, kaçırıldı ve muhtemelen öldürüldü. Hiçbir yetkili bununla ilgili bir açıklama yapmıyor. Ankara’nın ortasında bir insan kaçırılıyor. Muhtemelen katlediliyor ve kimse bu konu hakkında bir açıklama yapmıyor. Böyle bir rezaleti yaşıyoruz.
Gökhan Türkmen ve Yasin Ugan onun kadar şanssız değillerdi. Kaçırıldıktan sonra Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde bir anda ortaya çıktılar. 6 ay, 9 ay sonra ve şu anda cezaevindeler. Bir insanı cezaevine atabilirsiniz ama onu uzun bir süre kaçırarak böyle işkenceli sorgular altında tutarsanız bu kabul edilecek bir durum değil.
Gülistan Doku’nun kaybı da halen gündemimizde ve konuyu takip etmeye devam edeceğiz.
Hürmüz Diril eşi Şimoni Diril’in ölümünden sonra hala hakkında adil bir yargılama olmayan bir şekilde akıbeti karanlık bir şekilde gidiyor.
Van’da okurken hayatını kaybeden bir genç öğrenci hanım var, Rojin Kabaiş. Kendisinin Adli Tıp Kurumu’ndan raporu bekleniyor. Cenazesinde iki erkek DNA’sı bulunduğu belirtiliyor. Hukukçularla görüştüm, Baro Başkanlığı ile görüştüm, olayı takip ediyorum. Adli Tıp Kurumu’ndan gelecek rapor bekleniyor. Bu raporun gecikmemesi gerekiyor. Bu raporun bir an evvel çıkması için Adli Tıp Kurumu’na çağrı yapıyorum. Rojin Kabaiş genç bir öğrenci, çok büyük umutları, hayalleri vardı ancak ya intihar etti ya öldürüldü bilinmiyor. Adli Tıp Kurumu raporlarına göre bir şey ortaya çıkacak. Cenazesinde bulunan iki erkek DNA’sının vasfı hakkında Adli Tıp Kurumu’nun son raporu son derece önem arz ediyor. Bu raporun gecikmemesini talep ediyoruz.
























Yorumlar