4 Nisan 2024
Önümüzde birçok hak ihlali var ancak dün akşam yaşanan sevindiren bir gelişme ile başlamak istiyorum. Malum kaç gündür gündemdeydi, Türkiye gündemindeydi sadece partimizin gündeminde değil Türkiye gündemindeydi. Seçimi kazandığı halde Van Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Abdullah Zeydan’a mazbatası verilmiyordu! Büyük bir rezalet yaşanıyordu, büyük bir skandal yaşanıyordu ve nihayet Yüksek Seçim Kurulu dün akşam saatlerinde bu yanlıştan döndü ve mazbatanın Sayın Abdullah Zeydan’a verilmesine karar verdi. Nasıl gelişti bu süreç? Zaten seçimlerde DEM Parti’ye yönelik çok ağır engellemeler olduğunu herkes biliyor sadece biz değil! Sahada çalışmasının engellenmesi ve her türlü dezavantaj, karşısındaki rakibi AK Parti’nin tüm devlet imkanlarından yararlanması, valilerin, kaymakamların, bürokratların her gücü ile AK Parti adayına destek vermesi zaten tüm halkın bildiği bir olay! Seçime adeta 100 metre geriden başlayan bir yarışmacı gibi zaten başta geriden başlıyorsunuz ve her türlü engelleme ile karşılaşıyorsunuz.
Bu yetmiyor! Bir de seçmen kaydırmalar yaşanıyor! Bakıyorsunuz, bölgede oturmayan binlerce asker ve polis bölgeye kaydırılarak bir evde 50-60 kişi oturulduğu gösterilmek suretiyle akıl mantık almayacak bir şekilde seçmen kaydırmaları yapılmak suretiyle yine AK Parti adayına önemli bir destek daha sağlanmış oluyor! Buna rağmen seçime giriyorsunuz, seçimi alıyorsunuz bu sefer de uyduruk gerekçelerle, yok “Memnu haklar ile ilgili son 5 dakikada itiraz yapıldı. Biz de onu kabul ettik.” Diyor mahkeme ki bu mahkeme öncesinde Abdullah Zeydan’ın memnu hakları ile ilgili sorunu olmadığını, Eş Başkan Adayı olabileceğine karar vermiş. Temyiz süreci de geçmiş, mahkeme kendi verdiği kararı itiraz üzerine kendisi çiğneyerek seçimi kazanan Zeydan’ın yerine ikinci sıradaki AK Parti adayına mazbata verilmesine karar veriyor! Böyle büyük bir rezalet yaşanıyor! Düşünün, halkın büyük bir oranı ile % 55’e %27 oy oranı ile seçtiği belediye başkanı ayağı kaydırılarak kendisine mazbata verilmeyerek devre dışı bırakılıyor, yaklaşık 30 puan fark attığı ikinci sıradaki adaya mazbata veriliyor. Bunu halkın vicdanı kabul etmedi! Büyük bir öfke oluştu, büyük önemli gösteriler düzenlendi, parti MYK’mız Van’a gitti ve çok önemli protesto eylemleri düzenlenmeye başladı. Sadece Van’da değil çevre il ve ilçelerde de ve sadece DEM Partililerin değil, tüm toplumun vicdanı sızladı açıkçası. Bu zalim, vicdansız karara isyan etti toplum ve en sonunda bu kabul edilemez karara noktayı koyan Yüksek Seçim Kurulu oldu ve mazbatanın Abdullah Zeydan’a verilmesine karar verdi.
Neden bu skandal yaşandı? Neden bu bütün yanlışlıklar yapıldı, edildi en sonunda doğruya dönüldü ama bu arada da bir sürü sıkıntı yaşandı. Vatandaşlar darp edildi, milletvekilleri hakarete uğradı, vatandaşlar yaralandı, yaşlı, genç bir sürü insan polis şiddetine maruz kaldı. Apaçık bir şekilde vatandaşlar mağduriyet yaşadı. Olacak bir iş değildi! Hakkari’de hatta bir araç vatandaşa bilerek çarptı! Görüntüleri de ortaya çıktı! Çantasından DEM Parti bayrağı çıkan bir delikanlının polis tarafından sırf üzerinde DEM Parti olduğu için tokatlandığı video görüntülerine şahit olduk! Yere düşürülen gencecik bir çocuğun yakalandıktan sonra orantısız bir güç uygulanarak en az 10 polis tarafından tekme tokat bir şekilde dövüldüğünü, darp edildiğini gördük ve bunun gibi yüzlerce vakaya şahit olduk. Değer miydi bu diye soruyoruz!
Bir mazbata gaspı yapıyorsunuz, halk buna karşı barışçıl eylemler düzenliyor, Türkiye’nin dört bir tarafı buna tepki gösteriyor ve kalkıp vatandaşı ağır bir şekilde darp ediyorsunuz. Büyük bir tepki alıyorsunuz, İçişleri Bakanı Sn. Ali Yerlikaya’ya buradan soruyorum; bu yaptıklarınız değer miydi? Bu görevlileriniz hakkında bir işlem başlatacak mısınız? Bir suç var ortada! Gasp edilen mazbataya karşı Anayasal haklarını kullanan insanların darbı karşısında bir açıklamanız olmayacak mı? Bir işleminiz olmayacak mı? Bu nasıl bir skandaldır diye soruyorum Sn. Ali Yerlikaya’ya? Sn. Ali Yerlikaya seçim döneminde Murat Kurum’un kazanması için İstanbul’da kapı kapı dolaşıyordu. Bu işlerden fırsat bulup da kendi memurlarına bir adap dersi, bir kamu görevlisi olma dersi neden vermedi diye sorarız? Vatandaşa zulmetmek, onların görevi midir? Resmi bir hırsızlık ile çalınan mazbatanın geri alınması için itiraz eden vatandaşlara devlet gücü ve zorbalığı gösterilmesi karşısında yetkililerin tek bir sözü yok mudur? Bu devlet ve iktidar bu denli yanlış uygulamaları ile A’dan Z’ye halkı çılgına çevirecek bu uygulamaları ile nereye varmak istemektedir? Bunu sormak istiyorum! Olacak bir şey mi?
Seçimler demokrasinin bayramıdır. Siz böyle bir seçimi zaten dezavantajlı bir partiye yaptırıyorsunuz zaten 100 metre geriden başlayan bir yarışmacı gibi muamele ediyorsunuz ve hakikaten 100 metre geriden başlıyor adeta bu parti ondan sonra seçimi kazandığında da “Sana başkanlıkta vermeyeceğim. Abuk sabuk bir yargı kumpası ile mazbatanı elinden alacağım.” Diyorsunuz ondan sonra da ülkede adalet devletin temelidir diyeceksiniz! Hiç yüzünüz kızarmıyor mu? Hiç utanmıyor musunuz? Diye sormak lazım! El insaf diyorum! Olacak bir iş mi? Kabul edilecek bir durum değil ve şöyle bir duygu oluşması kabul edilecek bir durum değil; vatandaşlar kendilerini yöneten devleti, iktidarı potansiyel haksızlık yapacak, potansiyel zorbalık yapacak, potansiyel zulmedecek bir varlık olarak görmemeli. Bu duruma kendinizi niye düşürüyorsunuz sayın devlet görevlileri, sayın iktidar yetkilileri? Vatandaş ile devletin arasını bu kadar açmaya ne hakkınız var diye soruyorum! Sonra da dönüp dolaşıp kendi yanlışınızı kendi eliniz ile temizlemek zorunda kaldınız! Toplumun hiçbir ferdinin kabul edemeyeceği bir büyük yanlışlığa imza attınız ardından da “Ya pardon yanlışlık olmuş, bu işi düzeltelim.” Dediniz. O arada darp edilen yüzlerce insan, boş yere o meydanlarda görev yapan insanlar, kamu görevlileri, başka işler ile uğraşacakken böyle bir işte vatandaşın toplantı ve gösteri yürüyüşünü engelleme görevi ile memur olanlar bütün bunların bir muhasebesi yapılmayacak!
Kürt sorunu neden çıktı diye soruyorlar! İşte Kürt sorunu bundan dolayı çıktı! “Kürtler ne istiyor kardeşim? Neye ulaşamadılar?” ya Kürtler ayrımcılık gördüğü için bu sorun ortaya çıktı! Kürtler daha ne desin ne istesin Allah aşkına! Zaten geride başlattığınız bir seçim yarışında kazandığı belediye başkanlığını bile ona vermiyorsanız bu ülkede Kürt sorunu yoktur da hangi sorun vardır size sormak isterim!
“Kürtler ne istedi de ulaşamadı?” diye sorup duruyorlar! “Kürtler ne istiyor?” “Kürtler ne alamadı?” ya ne verdiniz ki? Hangi hakkını kısıtlamadınız ki Allah aşkına sorarım size! Kürt sorununu bizzat kendi eli ile çıkartan devlet ve iktidar yetkilileri yüz yıldır aynı suçu işliyorlar! Vatandaşı mağdur edip ikinci sınıf vatandaş yerine koymak, haklarını kısıtlamak, hukukunu ayaklar altına almak ve daha sonra da “Buna razı ol kardeşim.” Demek kabul edilecek bir şey mi? Kürt sorunu bundan dolayı çıkıyor işte! Kürdün en temel haklarını ayaklar altına al, dilinin konuşulmasını yasakla, kültürünü örfünü adetini, sarı, yeşil, kırmızı renklerine alerji duy, kazandığı seçimi iptal et, mazbatayı başkasına ver, AK Parti nerede bir itiraz yapmışsa o itirazları kabul et, diğer partilerin itirazlarını reddet! Böyle bir yargı sistemi kur ondan sonra da de ki: “Bu Kürt sorunu neden ortaya çıkmış?” Neden ortaya çıkmasın ki Allah aşkına! İnsanların bu denli hakkını gasp ettikten sonra böyle bir sorun nasıl ortaya çıkmasın? Biz sadece bu seçim sonuçları nedeniyle değil tüm devlet ve iktidar yetkililerine sesleniyoruz, Kürt sorunu artık bir an evvel bitmelidir!
Kürt sorununu oluşturan devlet aklı ve iktidar eli bu hukuksuzluklardan, bu saçmalıklardan elini çekmeli, vatandaşa düzgün muamele etmeli, vatandaşı ikinci sınıf görmekten vazgeçmeli ve herkese eşit muamele, adil muamele yapmalıdır! Kürt halkının bilinçaltında “Devlet bana potansiyel kötülük yapar, haksızlık yapar, hukuksuzluk yapar, duygusunu artık bitirmek gerekiyor.” Bunu da yıllardır yapan devlet ve iktidar yetkililerinin bilincine varıp bu yanlışlıklardan bir an evvel dönmesi gerekiyor. Daha kaçıncı olacak bu? Daha kaçıncı kez bu sorunlar ortaya çıkacak anlamak mümkün değil değerli arkadaşlar!
Hak ihlalleri bitmiyor! Ben size cezaevleri başta olmak üzere vatandaşlarımızdan gelen her türlü hak ihlalini burada gündem etmeye çalışacağım.
Bakın şu fotoğrafını gördüğünüz kişi; Ali Odabaşı, yaklaşık 8 yıldır Sincan Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde kalmakta, eşi bize yazmış, 4 çocuğu var. “Eşim avukat 2012 hakimlik sınavına girdi ancak mülakatta elendi ve 2016’da gözaltına alınarak tutuklandı. 15 ay cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edildi, yine tutuklandı sonra Sincan T Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalıyor. 6 yıl 3 ay ceza verildi, uydurma bir dolandırıcılık suçlaması ile 2 yıl daha ceza verildi ve yıllardır bir delil olmadığı halde “terör örgütü” olduğunu gösterecek tanık, banka hesapları ya da deliller olmadığı halde yıllardır yatırılıyor. Denetimli serbestlik hakkı verilmedi. 22 Kasım 2022’de denetimli serbestlik alabilecekmiş. Düşünün şu anda biz Nisan 2024’teyiz. Kasım 2022’de alması gereken denetimli serbestlik hakkını alamayan bir hasta mahpus ile karşı karşıyayız. Şartlı tahliye hakkı da verilmemiş üstüne. 22 Kasım 2023’te koşullu salıverilmesi gerekirken Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu, “ 3 ay daha yat bakalım.” Demiş! Kafadan uyduruk gerekçeler zaten yönetmelikler de hazır! Soyut birtakım maddeler, “Toplum ile uyuşma sağlayacağı düşünülmedi.” vb. abuk sabuk maddeler ve buna dayanarak yönetimler bu kararları alıyor! Cezaevi yönetimi bunun doğal olduğunu söylemiş. Şartlı tahliyesi neden verilmedi denilmiş? 3 aylık süre de dolmuş. Bakın 22 Şubat’ta dolmuş, bu sefer Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu’na yetmemiş 6 ay daha uzatmış. Hiçbir gerekçede sunulmamış. Resmen tahliye edilmek istenmiyor. Kasım 2022’de denetimlisi gelen bir kişi Nisan 2024’te hala tahliye edilmiyor ve daha aylarca yatacağı söyleniyor! Niye? Gerekçe yok! Nakil talepleri de kabul edilmiyor! Sincan T’nin ağır şartlarından uygulanan haksız muameleden kurtulmak için üç yıldır nakil isteniyor onu da vermiyorlar. Dilekçe veriyor infaz koruma memurları dilekçeleri sümenaltı yapıyor. Bunu şikayet ediyor, bunun üzerine tek kişilik hücreye alınıyor! Bakın böyle işler yapılırsa bu ülkede devlete, adalete güven kalır mı arkadaşlar? Güya adalet devletin temeliydi, şu hale bakın! Cezaevindeyseniz bu denli dezavantajlı duruma sizi düşürüyorlar işte. Haksız muamelelere maruz kalıyor 4 defa ameliyat geçiriyor, 5. Ameliyatını olması lazım. 4 ameliyatta da refakatçi olmak için uğraş verdim.” Diyor ve bu arada çok hikayeler yaşanmış. “Pandemi döneminde eşim iç karın yırtılması nedeni ile Dışkapı Devlet Hastanesi’ne yatırıldı. Sabah 7’den akşam 7.30’a kadar hukuk mücadelesi verip yanına 4 asker bir komutanla girebildim. Yatakta eli kelepçeli ve kan revan içindeydi. Sabah 9’da ameliyat olmuştu. O vakte kadar en azından sıvı verilebilirdi. Önce su içip içmediğini sordum. “Burada su yok.” dediler. Bende askerler eşliğinde aşağıdan su satın alıp geldim. Sonra kanlı üzerini ve yatağını değiştirdim. Yeniden kolunu yatağa kelepçelediler. Pandemi olmasına rağmen hasta odasında dört asker vardı kapının dışında da iki asker bekliyordu. Buna rağmen eşimin kelepçelerini baygın uyurken bile açmadılar. Sabaha kadar kolunu kımıldatamadığı için tutulmuştu ve acı çekiyordu. Sabahleyin doktor gelip taburcu etti. Ayağa kalkıp yürüyecek mecali olmayan ve hastane de kalması gereken eşimi tekrar hapishaneye gönderdiler. Sonraki süreçte gün aşırı pansuman olması gereken ameliyat yerine üç gün boyunca bakılmamış.” Şu hale bakın! Hasta bir mahpusa yapılanlara bakın arkadaşlar ve refakatçi olmak isteyen eşinin çektiği zorluklara bakın! Hasta bir mahpusun çektiği çileye bakın! Bitmiyor! “Şimdi aradan 3 yıl geçti eşimin aynı ameliyat yeri yırtılmış. Acilen ameliyat olması lazım. Cezaevinde bulunduğu süre içinde geçirdiği ameliyatlar yüzünden şu an iki yerde iç karın yırtılması var. Doktor kendisine perhiz yazıyor ancak bu cezaevi idaresi tarafından dikkate alınmıyor. Her gün en az 1 saat yürümesi gerekiyor ama gerekli koşullar sağlanmıyor. Şimdi de hücreye konulduğu için durumu daha da ağırlaşıyor ve böbreklerinde ve kalp kapakçığında sorun var.” diyor! Ali Odabaşı’na yapılanlar bunlar arkadaşlar! Türkiye’de adaletin durumu bu! Hasta mahpusun durumu bu! Niye Avrupa Birliği ilerleme raporları bize gerileme notu veriyor diye soruyorlar! Ya size nasıl ilerleme notu versinler? Hiç Allah’tan korkmuyor musunuz? Kuldan utanmıyor musunuz? Yüzünüz kızarmıyor mu? Bir hasta mahpusa yapılanlar bunlar! Kasım 2022’de tahliye olması gerekirken hasta olduğu halde tahliye edilmeyip Nisan 2024’te de içeride kıvrım kıvrım çile çektirilen bir mahpusun hikayesi bu! Gerçekten zalimce ve vicdansızca! Buradan Adalet Bakanı’na da soruyorum; bu ne iştir? Bu denli ağır hak ihlalleri ve sağlık ihlalleri nasıl olmaktadır? Bu denli kararlı ve inatçı bir şekilde tahliyeyi engellemek, uyduruk gerekçeler bulmak bir suç değil midir? Bakın iktidardan düşüyorsunuz ve yarın öbür gün bu suçlardan dolayı yargılanacağınızı düşünmüyor musunuz diye soruyorum! Cezaevi savcısına, cezaevi gözlem kurulu yetkililerine, en başta Adalet Bakanı’na bu rezaletleri soruyorum! Bunlar nasıl işlerdir? Bu konuyu takip edeceğiz olacak bir iş değil! Bunları kabul etmediğimi buradan ilan ediyorum!
Edirne L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu A-2 koğuşunda bulunan mahpus ile ilgili yakınlarının başvurusu var. “Koğuş kapasitesi 20 olmasına rağmen 40’ın üzerinde tutukluyla doldurulmuş ve doldurulmaya devam ediliyor. İnsanlar rahat oturacak bir alan bulamamaları bir tarafa yatacak yer konusunda büyük sıkıntı içindeler. Tüm bunlar bir yana kurum personelinin keyfi tavırları ve Cimer üzerinden şikayet ileten tutukluları koğuşlarından alıp başka koğuşlara almaları da kabul edilecek durum değil! Düşünün devlet memurları o denli keyfileşmiş ki kendisini şikayet edene daha ağır şartlardaki hücrelere atma muamelesi yapıyorlar. Maalesef bugün ikinci defa iki vakada iki olmak üzere rastladığımız vaka. Biri Edirne L Tipi Cezaevi, diğeri Sincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi. Bunlar kabul edilecek hadiseler değil arkadaşlar. Zalimce muameleleri kabul etmediğimizi buradan sizlere beyan etmiş olalım.
Rezzan Şengül Çağlayan eylemi bahane edilerek yol ortasından gündüz vakti kaçırıldı, ailesi 4 gün sonra bu kişiden haberdar olmuş ailesi bize böyle iletiyor. “4 gün boyunca haber alamadık meğer gözaltındaymış. Tutukluluk talebiyle Silivri’ye sevk edildi. Silivri’de 1 ay kalmadan ansızın 5 gün sonra haberimiz oldu ki oğlum Kırşehir Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’ne götürülmüş. Bu kuyu tipi hapishanesinde tek başına tutuluyor. Vedat Doğan ve Halil Yakut isimli arkadaşları da onunla birlikle bu hapishaneye sürgün edilmiş tek başına havalandırması olmayan hücresine götürülürken şiddet ve kötü muameleye maruz kalmış parmakları çatlamış. Oğlum Grup Yorum emekçisi. Yeniden bir kalabalık grup ona saldırmış. Açlık grevine başlamış. Ani bayılmaları ve kasılmaları olan yüksek tansiyonu var. Kırşehir’de ziyaret ettim, benim de bir nedenden dolayı kolum sargılıydı, parmaklarımda bir sorun vardı, parmaklarım kopmuştu. Alçıda olan yeni ameliyattan çıkan elimi bana her defasında açtırdılar. Bu yüzden tedavim çok geriledi, oğluma yapmış olduğum açık görüş ziyaretinde zorla bana bir evrak imzalatıp bir daha bu sargıyla beni almayacaklarına dair evrak imzalattılar. Yanında ameliyat olduğum ıslak imzalı kaşeli ameliyat evraklarım olmasına rağmen bu şekilde insanlık onuruna sığmayan muameleler ile karşı karşıya bırakıldım ve sürgün edildi Kırşehir Cezaevi’ne. Telefon evrakları nakledilmedi.” diyorlar ve ardından 2 hafta boyunca aile ile iletişim kurması engellendi. 2 haftanın sonunda 10 dakika olması gereken telefon görüş hakkı 8. dakikada kesildi. Tek kişilik hücrede tutuluyor. Günde sadece 1 saat havalandırmaya çıkartılıyor. İşkenceyle kolunda zedelenme ve de parmaklarında çatlak oluştu. Şu hale bakın arkadaşlar! Burası neresidir Allah’tan korkun ya! Bu nasıl bir haldir? Bu nasıl zalimce bir haldir? Güya cezaevlerinde işkence yok diyorlardı! Bırakın işkenceyi insanların parmakları kolları kopuyor, kırılıyor! Ağır bir şekilde darp ediliyorlar ve kimsenin umurunda değil, kimse bir şey yapmak istemiyor ve bu kişiler de suçları kesinleşmiş kişiler de değil. Suçu kesinleşmiş olsa bile kimseye eziyet edemezsiniz fakat suçu kesinleşmediği halde onu ağırlaştırılmış müebbet hapislerinin kolluğu hücrelere koyuyorsunuz. Ondan sonra da itiraz etmemelisin diyorsunuz. Bunlar olacak işler değil! Tek kişilik hücrede tutuluyor! Günde sadece 1 saat havalandırmaya çıkartılıyor. İşkence ile kolunda zedelenme ve parmaklarında çatlak oluşturuluyor! Sayın Adalet Bakanı’na buradan sesleniyorum; Kırşehir Cezaevi sizin cezaeviniz değil mi? Bu ne haldir? Bakın az evvel Sincan Cezaevi’ndeki zalimce denetimli serbestlik vermeme şartlı tahliye vermeme olayını bir hasta mahpusun yaşadığını aktardım. Şu anda da daha tutukluyken ilk girdiği cezaevinde ağır bir şekilde darp edilen ve daha mahkum bile olmadığı halde, tutuklu olduğu halde ağırlaştırılmış müebbet mahpusların konulduğu tek kişilik hücrelere konan bir mahpusun durumunu aktarıyorum. Bu cezaevlerinden sizin haberiniz yok mu Sayın Bakan Yılmaz Tunç? Size soruyorum; bu ne rezalettir! Bu nasıl bir haldir? Bu mahpusların yaşadıkları sizin umurunuzda değil midir? Sizin bakanı olduğunuz Bakanlık ki Adalet Bakanlığı mı Zulümat Bakanlığı mı ne olduğu belli değil çünkü Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü bu muamelelere demek ki göz yumuyor! Biz bunu soruyoruz buradan ve kabul etmiyoruz! Bu ne haldir? Vatandaşa da çile çektiriliyor! Sağ kolu açtırılıyor, tedavisinin başarıya ulaşması engelleniyor ve her defasında mahpusun yakınına da zulmediliyor! Bunları anlamak mümkün değil! Bunları tekrar yakinen takip edeceğiz. Yazılı soru önergesi ile Adalet Bakanlığı’na ve dilekçemiz ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na başvurduk ve sonucu bekliyoruz. Buradan da ilan ediyoruz, sosyal medyadan da soruyoruz ve bütün bu haksızlıkları zulmü kabul etmediğimi buradan beyan ediyorum. Bizden önce Adalet Bakanı Sn. Yılmaz Tunç müdahil olmalıydı. Hükmü altındaki, sorumluluğu altındaki cezaevlerinde bu zulümler yaşanıyor. Kendisi mi emrediyor bu zulümler yaşansın diye? “Bilerek tahliye ettirmeyin şu mahpusu.” Diye kendisi mi emrediyor Sn. Yılmaz Tunç’un? “Şu mahpusa ağır bir şekilde darp yapın. Parmağını kırın çatlatın, canına okuyun.” diye kendisi mi emir veriyor? Yoksa kendisi dışında birileri mi yapıyor! Kendisi dışında birileri yapıyorsa bu Sincan T ve Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevi yönetimleri hakkında neden bir işlem başlatmıyor? Bunu da buradan soruyoruz Sayın Bakan Yılmaz Tunç, o zaman buna cevap verin! Bu ne rezalettir? Bu nasıl bir skandaldır? Anlamak mümkün değil bunları ama yaşatıyorsunuz!
Cezaevinde olmayan bir Eş Belediye Başkanı Abdullah Zeydan’a bu zulmü yapıp mazbatasını elinden alıyorsanız siz cezaevindekilere neler yapmazsınız? Cezaevi dışındakilere bunu yapıyorsanız kimsenin görmediği yerlerde, dört duvar arası, demir parmaklıklar arkasında kalanlara neler yapılmaz ki bize aktarılan olaylar bunlar! Biz yine de size soruyoruz; bunlar gerçek midir? Nedir? Açıklamayı siz yapacaksınız! Kim yapacak bunu Allah aşkına! Bu nasıl bir sorumluluk anlayışıdır?
Bir başka şikayet Kocaeli ile ilgili. Kocaeli Darıca’da vatandaşlar bize başvurdular. “Darıca’da otobüsler geç geliyor ve otobüs beklerken aynı otobüsler arka arkaya geliyor. Bir de Eskihisar kavşağından otobüs beklerken belediye otobüsü gelip görüyor ama ‘hadi lan’ diyerek beni otobüse almadı durduğu halde.” Diyor. Plakası 41 BR 303, 26 Mart Saat 21:33’de olmuş. Kamunun izni ile görev yapan bir otobüs şoförü vatandaşa böyle muamele yapabilir mi? Bunu yetkililere soruyoruz! Saati, dakikasına ve plakasına kara bu şoförün yaptığını buradan vatandaşın başvurusu ile açıklıyoruz. Yetkililer bir işlem yapacak mı? Bunu yazılı soru önergesi ile de soruyoruz! Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ndeki yetkililere de soruyoruz. Darıca Belediyesi’ne de soruyoruz. Kim sorumluysa soruyoruz! Vatandaş bize başvurmuş, plakayı, saati vermiş. Hadi bakalım işlem yapacak mısınız yapmayacak mısınız bunu da bekliyoruz ve sorgulamaya da devam edeceğiz. Vatandaşın hakkını hukukunu sormaya devam edeceğiz. Bunu da buradan söylemiş olalım.
İsa Bal örgüt üyeliğinden 7 yıl 6 ay alarak Tarsus Cezaevi’ne konulmuş. 2 Nisan 2024’te artık infazı dolmuş ve bırakılması gerekirken infazı yakıldı diye bırakmamışlar. Herhangi bir disiplin cezası da yokmuş ve önceden verilen disiplin cezaları mahkeme kanalı ile iptal edilmiş. “Babam hasta, böbrek, tansiyon, kalp rahatsızlığı var. Gözlerindeki katarakt yüzünden 13 derece gözlük kullanmak zorunda. Defalarca Van’a yakın bir cezaevine nakil yapmasını istedik ama defalarca reddedildi. Şimdi de infaz yaktılar. Ortada bir disiplin cezası olmadan verilen bu infaz yakma işleminin hukuki olmadığını düşünüyoruz.” Düşünün infazını yakıyorsunuz, nakil olmasını engelliyorsunuz, çileyi daha çok mahpusun yakınları çekiyor çünkü çok uzaklardan Tarsus’a gitmek zorunda kalıyorlar Van’dan Tarsus’a gitmek zorunda kalıyorlar. En azından Van’a yakın bir cezaevine getirin deniliyor ama zulmedecekler ya! Aynı şekilde zulme devam ediyorlar ve hiçbir adım atmıyorlar. Bunu da Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a iletmiş olalım. Bu nedir yani? Bu kadar ısrarla mahpusları cezaevinde tutma isteğiniz nedir? Uyduruk gerekçeler bularak, Nisan 2020’de çıkan bir yasayı ileri sürerek bu nedir yaptığınız yani? Bu kadar ağırlaştırılmış şartlar ile bir yönetmelik hazırladınız ve cezaevi gözlem kurullarına mahpusları içeride tutma yetkisi verdiniz! Bunu çok iyi biliyoruz. Bunların iktidarın emri ile oldu, ağır yönetmelikler hazırlandı ve cezaevi müdürlerine “Arkanızda biz varız siz yeter ki içeride tutun biz onların çıkmasını istemiyoruz.” Denildi bunları bilmiyor muyuz sanki? Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç elini vicdanına koy ve söyle; bu infaz indirim yasası çıkarken ki aslında infaz bindirim yasasıydı! İnsanlar genel af bekliyordu fakat bu yasadan öyle bir yönetmelik icat ettiler ki insanların denetimli serbestliğini vermeyen, şartlı tahliyelerini vermeyen insafsızca onları bu hapishanelerde tutan bir yönetmelik çıkarttılar ve bu zulme devam ediyorlar! Binlerce kişi etkileniyor, bunların arasında hasta mahpuslar da var, maddi manevi çok büyük zorluklar çeken, sadece kendisi değil ailesi ve çocukları bunu çeken binlerce mahpus olmasına rağmen bu zalimliği yaptılar. Yatacak yerleri yok aslında çünkü o kadar beddua alıyorlar ki bu arşa değdi artık! Bu son seçimi de aslında halk bütün bu yaptıklarına yönelik bir cezalandırma yapıp oylarını da düşürdü ama hala anlamıyorlar zulme devam ediyorlar. Zulme devam ettikçe düşmeye de devam edecekler. Buradan da bunu söyleyelim! Niye oylarımız düştü diyorlar! Niye oyunuz düşmesin ki kardeşim? Bu kadar vatandaşa zulmettikten sonra zengin ile fakir arasının bu denli açan uçurumlar oluşturduktan sonra muhalif bildiğiniz her vatandaşa yönelik her zalimce işlemi yaptıktan sonra nasıl olur da iflah olursunuz anlamak mümkün değil! İflah olamazsınız işte ve oylarınız da düştükçe düşer! İstediğiniz kadar toplantılar yapın, “Ya biz oylarımızı yükselteceğiz.” Deyin oylarınız düşmeye devam edecek Sn. Erdoğan çünkü zulmediyorsunuz çünkü haksızlık yapıyorsunuz, haksızlıklara göz yumuyorsunuz. Buradan yıllardır beyan ettiğimiz haksızlıklar ile ilgili gereken adımları atmıyor bakanlıklarınız ve zulümlere devam ediyorsunuz!
Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden gelen bir şikayette; artık mahpus ve mahpus yakınlarının açık görüşlerde yan yana oturma hakları da ellerinden alınmış! Bu birçok cezaevinde de yapılıyor! Araya bir masa konuluyor geçiş mümkün değil, karşı karşıya oturacaksın, yan yana oturmak mümkün değil, mahpusa değmek mümkün değil. Onu günlerce görememiş eşi ve çocuklarının kendisine dokunması mümkün değil. Oradaki anne veya babanın veya eşinin onlara dokunması mümkün değil. Böyle zalimce işler yapılıyor. Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ni buradan kınıyorum ve bu uygulamasının bitmesi gerektiğini söylüyorum. Zaten güvenlik önlemlerinden geçen araması yapılan kişiler bunlar. Daha ne istiyorsunuz? Bu kişiler hem mahpus hem yakını, ileri derecede titiz bir şekilde aranıyor zaten ve ardından daha ne olabilir ki? Bu insanlar birbirine yeter ki temas etmesin yan yana oturmasın! Birbirine değmesin! Açık görüş bu! Açık görüşün özelliği bu, insanlar yan yana oturur ve birbirleri ile samimi bir muhabbet yapmak isterler fakat bu da engelleniyor. En ağır bir şekilde tüm hakların engellendiği Türkiye cezaevleri burası. Bunu da Sayın Nacho Sánchez Amor’un duymasını istiyorum! Ulusal yetkililer bizim dediklerimize gereken duyarlılığı göstermiyorlar Sn. Amor bunu da bilin. Bakın mazbataların gasp edildi, cezaevlerinde hasta mahpusların inim inim inlediği, denetimli serbestliklerin, şartlı tahliyelerin verilmediği ki bunun zulmen ve zorbalıkla yapıldığı, hukuksuz bir şekilde yapıldığı bir Türkiye hapishaneleri gerçeği var ortada! Raporlarınıza bunları da geçirin ve bütün bunlar ile ilgili ayrıntıları da size ileteceğiz. Bu hukuksuzluklara biz burada susmuyoruz lütfen AB İlerleme Raporlarında tüm bunları dikkate alın!
Ankara 2 No’lu L Tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda bir mahpus Manisa T Tipi’ne sevk olan Enes Talha Ata’nın durumu ile ilgili eşi bize yazmış. “4 yaşında oğlum bu zorlu süreçte çalışarak eşime ve çocuğuma bakmakla yükümlü olup görüşe gitmek de maddi güçlük çekeceğim. 8-9 saatlik bir yol aylık görüşe gitmemiz çocuğumla şu zorlu ekonomik koşulda oldukça zor olacaktır. Ciddi bir mağduriyet bu mağduriyet yanı sıra ben özel bir şirkette çalışıyorum haftada 1 gün izin kullanıyorum şehir dışına görüşe gitmem geliş gidiş 2 gün olacak. İzin dahi alamayacağım işin neresinden bakılırsa zülüm insanları zora sokmak ceza içinde neden küçük çocuğa anneye zorluk üstüne zorluk zülüm üstüne zülüm, Allah rızası için yakın illere sevk olunmasını istiyorum.” diyor Enes Talha Ata’nın eşi Ankara’da oturuyor, aniden Manisa’ya sevki aileyi perişan etmiş. Durup dururken mahpusu bırakın mahpusun yakınına bile zulmetmeye çalışan bu anlayışa niye evriliyorsunuz? Adalet Bakanlığı yetkililerine soruyorum tekrar!
Bir başka başvuru; “Kocaeli’den Hüseyin Cebe öğretmenimiz 17 yıl önce katledildi. Anmasını KESK Eğitim Sen Kocaeli 2 No’lu Şubemizde yaptık. Ölümüne neden olan öğretmen akli dengesi yerinde olmadığına dair raporla işin için sıyrılıyor fakat 657 sayılı kanunun 48 A- 7. maddesinde “Görevini devamlı yapmasına engel olabilecek akıl hastalığı bulunmamak.” denmektedir. Buna rağmen ilçe milli eğitim müdürü, kaymakam, il milli eğitim müdürü ve vali müteselsil sorumluluk konusunda bir işlem yapılmamıştır. Bu konuda o dönemin kamu sorumluları hakkında da işlem yapılmasını bekliyoruz.” Diyor aradan 17 yıl geçmiş ama adaletsizlik adaletsizliktir unutulmuyor! Bir öğretmen öldürülüyor ve ölümüne neden olan öğretmen adli dengesi yerinde olmadığına dair bir rapor ile işin içinden sıyrılıyor ve sonrasında çalıştırılmaya devam ediliyor ve bu hukuksuzluğun hesabını arkadaşları sormaya devam ediyor.
Mehmet Özgezer: “Vatandaşlık hakkımın geri kazanılmasını istiyorum.” diyor. “2000 yılında askerliğe gitmemekten dolayı Türk Vatandaşlığı Kanunu uyarınca vatandaşlıktan men edildim. Men edilme gerekçesi ise yurt dışında olduğum ileri sürüldü fakat ben yurt dışında değildim yurt içinde olduğuma dair her türlü delilim var fakat hiçbir kurumdan makamdan netice alamadım. Bana Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Müdürlüğü nüfus kayıt örneği dahi vermemekte. Yıllardır Kızıltepe ilçesinde çeşitli işlerde çalıştım buna dair iş yeri kayıtları ve kimlik belgelerim de var. Eşim Kudret Özgezer ve çocuklarım da benimle birlikte Kızıltepe ilçesinde ikamet etmekteler. Uzun zamandır bağırsak kanseri hastalığım nedeniyle gerekli tedavilerimi olamıyorum hiçbir haktan yararlanamıyorum. Bu anlattığım gerekçelerden dolayı bu haksızlığın bir an önce giderilerek vatandaş hakkımın geri verilmesini talep ediyorum.” Diyor. Vatandaş olan bir kişi, hukuksuz gerekçelerle vatandaşlıktan çıkartılmış, bu arada hasta bir kişi, kanser maddi ve manevi büyük zorluklar yaşıyor. Bunu yazılı soru önergesi ile bakanlığa sorduk, Sayın bakanlık yetkililerinden cevap bekliyoruz. Bu ne haldir? Bir insan ölüme mi terk edilmiştir? Bu denli zorluk neden yaşatılmaktadır? Bu konuda bir açıklama bekliyoruz!
Aslan Köse Kayseri Bünyan 1 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalmakta. Bu da 15 Temmuz 2016’daki suçsuz, günahsız askerlerden birisi, bir emir alarak gittiği yerde darbe yapıldığını öğrenmiş ve her şeyden elini çekmesine rağmen darbeci diye tutuklanarak ağır bir şekilde mağdur edilmiş. Genelkurmay’a saldırı var.” denilerek tanklar ile dışarı çıkartılmış. Komutanları hiçbir şekilde darbe diye bir şey söylememiş ve ardından Genelkurmay içerisinde olduklarını anladıklarında kendi istekleri ile teslim olmuşlar fakat ardından büyük mağduriyet yaşanmaya devam etmiş ve müebbet hapis cezası alınmış ve Yargıtay, Anayasa Mahkemesi tarafından da onanmış. Şu an AİHM aşamasında, mahkemede öldürme ve yaralamadan beraat etmiş ancak 309’dan ceza almış, komutanlarına da aynı ceza verilmiş. Kendisi emir alan birisi olduğu halde bu ağır cezaları almış. Daha ne kadar içeride kalacak suçsuz bir insan?” diye soruyor? Kayseri Cezaevi’nde şu anda ben Ankara’dayım çok nakil istedik geri çevrildi, 5 saat gidiş 5 saat geliş günübirlik 50 dakikalık görüş için Kayseri’ye gidip geliyorum. Tabi her zaman gidemiyorum bu arada çalışamıyorum omurilik tümör ameliyatı oldum. Zaten destek ile ayakta duruyoruz madden manen bir de bunun üstüne hukuksuz bir şekilde eşimin aldığı cezadan dolayı da büyük bir zorluk çekiyorum.” Diye vatandaş bize başvurmuş. Evet vatandaşın hali bu! Türkiye’deki adaletin durumu bu!
Vicdani reddini beyan eden bir kişi bize başvurmuş! Diyor ki: “ Ben İbrahim Atsız komuta altına girmek istemiyorum. Bir canlının her ne olursa olsun ölümüne karşıyım öldürmek istemiyorum. Savaşın öncüsü olan hiçbir türlü orduya katılmak istemiyorum. Toplumu köleleştiren hiçbir kurum için hiçbir canlıyı öldürmek istemiyorum ve öldürmem. Şiddeti silahı ve orduları reddediyorum. Vicdan suçluluk hissinden doğar, Savaşlarda insanların ölümünün hala devam ediyor oluşundan kendimi daha az suçlu hissetmek adına devletin bana biçtiği ‘’askerlik görevini’’ yerine getirmeyeceğimi ilan ediyorum bir vicdani retçiyim ve vicdani retçi olduğumu açıklamak istiyorum.” diyor!
Tarsus Kadın Cezaevi’nde bir mahpus; “ 4 hafta önce cezaevinde üst kattan düşen ve ayağını 2 yerden kıran 50 yaşında kadın mahpusu ne hastaneye götürüyorlar ne de tedavi yapıyorlar ailesini kapalı görüşte gördüm çok acizlerdi yüzlerinden belliydi. Kaç defa dilekçe yazmış alçıya aldırmak için “İkinci defa hastaneye gitmem gerek.” demiş ve götürmemişler. Düşünün mahpus olunca düzgün bir tedavi olma şansınız bile olmuyor. Önemli mağduriyetler yaşıyorsunuz. Bunu işin doğrusu bir hekim olarak ben de çok gördüm. Mahpuslar dezavantajlı kişilerdir ve sağlıkta öncelik tanınmalıdır ve maalesef öncelik tanınması yerine son derece önemli mağduriyetler yaşarlar. Bunu da mesleki hayatımdan çok iyi yaşamış ve bilen bir kişiyim ve bu yüzden onlara hak tanınması gerektiğini hep söylemişimdir ve söylüyorum ve bunun örneklerini de maalesef acı bir şekilde görüyoruz.”
Size bir mahpus göstereceğim; 70 yaşında bir teyze Hatice Yıldız. Bu teyze geçtiğimiz haftalarda evine gelen görevliler tarafından gördüğünüz çuval gibi bir sedyeye konularak hapishaneye götürüldü. Teyze hastaydı, ayakta duramayacak bir haldeydi, adım atamayacak bir haldeydi ve teyzeyi böyle bir sedyeye koyarak sonunda cezaevine attılar. Nerede? Bakırköy Kadın Cezaevi’nde. Teyzenin bir an evvel tahliye olması lazım. Düşünün bakın fotoğraf belgesi bunun! Böyle bir sedyeye konularak cezaevine götürülmüş bu teyze! Olacak bir iş mi yani! Bu teyzenin hastanede yatması gerekirken şu anda cezaevinde yatıyor ve son derece ağır bir hasta. Kendisini görmeye gelenlere bir görevli yardımıyla ancak geliyor, ulaşıyor, son derece yorgun, bitkin ve hasta bir görünümü var. Hali de böyle ve buna rağmen cezaevinde. Peki isnat edilen suç ne? 75 yaşındaki Hatice Yıldız annemiz cezaevindeki kızı ve arkadaşına para göndermiş! Bu suç olabilir mi arkadaşlar? Cezaevindeki kızınıza orada kantinden alışveriş yapsın diye tabii ki para göndereceksiniz! Göndermeyip ne yapacaksın Allah aşkına! Arkadaşına da göndermiş. İyilik yapmış! Birisine iyilik yapmış, ardından “Vay sen terör örgütüne yardım yaptın” diyerek teyze yargılanmış 4 yıldan fazla ceza almış ve bu haliyle de cezaevine atılmış. Bu nasıl bir zalimliktir? Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç şu hali görmüyor musun? Şu teyzeyi görmüyor musun? Sizin annenize bu muamele yapılsa hiç itiraz etmez misiniz? Bir şey demez misiniz? Vicdanınız sızlamaz mı? Soruyorum size! Bu kadın bir anne! Çocukları perişan durumda ve ne yapacağını bilemez bir durumdalar. Anneleri mahkumiyet onandıktan sonra apar topar sedyeye konularak cezaevine atıldı. Cezaevinde duracak bir insan değil ağır hasta bir kadın ve cezaevinde başına her türlü iş gelebilir. Zaten adil olmayan bir yargılama ile suç olmayan bir mesele yüzünden “terörist” diye damgalanıp “terör örgütüne yardım ettin.” Diye 4 yıldan fazla ceza verilmiş, bir de hasta haliyle cezaevine atılmış. Bu nasıl bir zalimliktir vicdansızlıktır anlamak mümkün değil! Hatice Yıldız annemiz son derece zor koşullarda. Yaşlı başlı bir kadın, bu kadını terörist ilan edip zindana atan bir iktidar ise bugünkü 2024 Türkiye’deki iktidar. “Neden oylarımız düşüyor?” diyorlar! Vatandaşa bu kadar zulmedersen, vatandaşa bu kadar hakaret edersen, yaşlı başlı hasta insanları abuk sabuk gerekçeler ile zindanlara atarsan senin oyunun düşmesini bırak, başına taş yağmadığına şükret Allah aşkına! Bu dünyada ve öte dünyada başına neler gelebileceğini hesap et! “Şimdi ben kuvvetliyim, muktedirim, kimse bana bir şey yapamaz.” Diyebilirsin ama bak düşeceğinin sinyallerini alıyorsun. 31 Mart 2024 seçimleri artık iktidarının sonuna geldiğine dair çok önemli sinyalleri vermiş durumda! Bu zulmü bırak, bu zulmü bırak diyoruz Adalet Bakanlığı yetkililerine sesleniyorum; yargı yetkililerine sesleniyorum; yargı yetkilisine seslenmeye gerek yok zaten! Bu hukuksuz emirleri talimatları verenler siyasiler, bu hukuksuz yasaları çıkartan siyasiler, yargı yetkililerine hasta yaşlı çoluk çocuk dinlemeden atın bunları zindanlara diye emir veriyor bunu bilmiyor muyuz ve bundan dolayı bu insanlar böyle mağdur bir durumda!
Bir başka başvuruda; “ Oğlum Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde, cezaevinde uzun zamandır sular akmıyor, mahkumlar tuvalet ve banyo ihtiyacına 1 saat veriliyor, su 1 saat veriliyor. Bu konuyu gündem edin.” diyor. Cezaevindeki hale bakın! Uzun süredir Kırşehir Cezaevi’nin hali bu arkadaşlar! Zaten ağır ihlaller yaşanıyor bir de üstüne günde 1 saat su ancak!
Abdurrahman Tekmen bize başvurmuş. “İstanbul Büyükşehir Belediyesi İETT Genel Müdürlüğü’nde mülakat ile işe giriş yaptım. Sosyal medya üzerinden düşünce özgürlüğü paylaşımlarımdan dolayı 2018’de tarafıma dava açıldı. Cumhurbaşkanı’na hakaret, propaganda davasında 18 ay 15 gün ceza aldım. İtiraz dilekçesi verdik dosyam Yargıtay’da henüz onaylanmış bir durum söz konusu değil ve İETT Genel Müdürlüğü bunu gerekçe göstererek iş sözleşmesini feshetmiş. Şu ana kadar onaylanmış olan bir cezam yok suçsuzum görevime tekrardan dönmeyi istiyorum.” diyor.
“Elazığ T Tipi Cezaevi A-27 koğuşunda tutuklu bulunan Nevzat Akbulak’ın babasıyım. Oğlum siyasi bir tutuklu 12 yıl ceza verilmişti, 12 yılı doldu keyfi sebeplerle tahliyesini 3 ay uzattılar.” Yine bakın sadece bir mahpusa değil herkese bunu yapıyorlar. Herkese bunu yaptıkları için normal değil tabi herkese yaptıkları anormal! “Bu süre bitti 6 ay daha uzattılar.” 3 ay uzatma yetmemiş 6 ay daha uzatıyor. Tuttukça tutuyor. “Keyfi muameleden dolayı biz avukat yoluyla sevkini istedik “Ama cezaevi tutukluluk süresinin bittiğini sevk işleminin yapılamayacağını söylüyor defalarca başvurularımıza rağmen kimse ilgilenmiyor bizimle. Sizden bize yardımcı olmanızı istiyoruz.” Diyor Nevzat Akbulak’ın babasının bu şikayetlerini buradan Sayın Bakan Yılmaz Tunç’a iletmiş olalım! Bunlar ne iştir? Bu denli yokuşa sürmeler sizin bakanlığınızda, sizin bakanlığınızın sorumluluk alanındaki cezaevlerinde yaşanıyor. Elazığ T Tipi Cezaevi’nde yaşanıyor.
“30 Eylül 2008 tarihinde işe giren %50 engelli bir kişi, sadece sakatlık vergi indirimi ile 20 yıl sigortalılık süresi ve 4400 gün ile SSK’dan emekli olurken; bir gün sonra 01.10.2008 tarihinde işe giren % 50 engelli (4-a) SSK’lı biri ise 16 yıl sigortalılık süresi ve 3700 günle emekli olabiliyor.1 gün sonra işe girende hem sakatlık vergi indirimi aranmıyor hem 4 yıl erken emekli olabiliyor ve 700 gün daha az prim ödeyerek emekli olabiliyor.01.10.2008 tarihinden önce çalışmaya başlayan ve sakatlık vergi indiriminden yararlanamayan engellilere erken emeklilik hakkı da tanınmıyor. Muhakkak vergi indirim belgesi isteniyor ama bir gün sonra işe girenlerden vergi indirim belgesi istenmeden emekli olunur.” diyor.
Zuhra Shakirjanova Ankara Akyurt Geri Gönderme Merkezi’ndeymiş. Bu kişi ile ilgili kendisi İstanbul Sağlık bilimleri Üniversitesi son sınıf öğrencisi, kaçak durumda da değil. Kendisi dolandırıcılığa maruz kalmış ve mağdur durumda. “Kendisi geri gönderme merkezlerinde çok kötü durumda. En azından eğitim gören yabancı öğrenciler deport edilmesin. Zuhra, İstanbul Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nde okuyordu. Kiraladığı ev ve faturası vardı. Covid zamanı Türkmenistan havayollarını kapattı, giriş çıkış yapamadığı için kaçak durumuna düştü. Şirket para aldı, pasaportuna oturma izni alamadı, paramızı alamadık. İnsani ikamete başvurduk, aktif öğrenci hastanelerde staj gördüğünden dolayı ikamet verildi 1 senelik. 11 Şubat 2024’te havalimanında çıkış yapmak istediği zaman pasaportunda işlem yapılmış denildi Silivri’ye gönderildi. Avukat idari ve sulh cezaya dava açtı. Şu an Ankara Akyurt Geri Gönderme Merkezi’nde kalmaktadır. Okulunu bitirene kadar imza ile serbest bırakılsın okulunun son senesi son 4 ayı kaldı.” diyor yakını.
Malatya/Akçadağ T tipi hapishanesinde hasta tutuklu Mehmet Yamaç ile bir kişi telefon görüşmesi yapıyor. Mehmet Yamaç aktarıyor bunu; “ Yanında zihinsel engelli Burhan Nas kalıyormuş ve hücresinde çok kötü şartlarda kalıyormuş. Zihinsel engelli düşünün mükellefiyeti bulunmayan bir kişi. Zihinsel engelli olması nedeniyle yaşamsal ihtiyaçlarını (yeme, içme, giyinme, temizliği yardım olmadan karşılayamamaktadır. Ailesinde de zihinsel engelliler olduğu için geleni gideni ilgileneni yok. Zihinsel engelli oluşu devlet tarafından da bilinmesine rağmen ki halen zihinsel engelli maaşı alıyor. Birilerinin üzerine ifade vermesinden dolayı cezaevinde tutulmakta. Konuyu bize iletiyorlar. Bu nasıl bir iştir? Malatya Akçadağ Cezaevi’nde mükellefiyeti olmayan bir vatandaş zihinsel engelli bir kişi halen nasıl tutuluyor infaz erteleme işlemleri yapıldı mı yapılmadı mı diye nedir durum diye Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a soruyorum! Bu konuları yazılı olarakta kendisine sorduk cevap bekliyoruz!
Gazze’de soykırım devam ediyor arkadaşlar, korkunç işler oluyor Gazze’de. İnsanlığın vicdanı isyan ediyor. ABD: “Biz soykırım ile ilgili bir delil bulamadık.” Diyor. Bu lafa gülsek mi ağlasak mı ne diyeceğimi bilemiyorum! 35 binden fazla insanın katledildiği korkunç zalimlikler, vicdansızlıklar yapıldığı bir yerde herhangi bir hukuksuzluk, soykırım izi bulamadık diyen bir ABD ile karşı karşıyayız. Çok üzücü ve onun onayı olmadan da bu soykırım devam etmiyor. ABD bunu diyor ama toplumu bunu söylemiyor. ABD’li asker Aaron Bushnell İsrail’in Washington Büyükelçiliği önünde kendisini yakarak hayatına son vermişti. Bu çok ciddi bir protesto gösterisiydi, canından vazgeçen Aaron Bushnell insanlığa bir hatırlatma yapmak istemişti. “Kabul edilmeyecek bir soykırım var, sırf size bunu hatırlatmak için canımdan vazgeçiyor ve böyle önemli bir eylem yapıyorum. Belki aşırı bir eylem ama Gazze’deki insanların yaşadığı daha aşırı, onlar zalimce yakılarak parçalanarak öldürülüyor ki onlar kadınlar, çocuklar, bebekler ve hastalar başta olmak üzere binlerce masum kişi katlediliyor. İnsanlar böcek gibi görülerek eziliyor ve katlediliyor. Bu soykırıma ortak olmayacağım.” Diye hayatına son vermişti. Amerika toplumundan birisi bunu söylüyor, Amerika yönetimi de herhangi bir delil bulamadık diyor! Böyle bir durum varsa, vicdanlar isyan eder arkadaşlar insanlığın vicdanı neler bulmadı ki! İnsanlığın vicdanı her türlü hukuksuzluğu buldu! Her gün her gün acımasızca insan öldüren bir İsrail Devleti ile karşı karşıyayız. Güney Afrika bu devletin cezalandırılması için Adalet Divanı’na başvurdu onun yanı sıra da başka ülkeler de başvuruyor. En son İrlanda’da bu başvuruyu yapmış ama halen Türkiye ne başvuru yapıyor ne de başvuru yapanın yanında yer alıyor, müdahil oluyor! Türkiye sırf atıp tutsun, palavra atsın, hamaset yapsın!
Bakın Gazze’de masum çocukların hali bu! Aylardır aynı kıyafetleri giyen ve komşularının çadırında karnını doyuran Gazzeli Jude’un tek isteği annesine kavuşmak! Öyle çocuklar görüyoruz ki; mezara konulan annesinin toprağına sarılıyor, gözyaşları ile “Anne neredesin?” diyor. Her gün her gün böyle videolar, yürek yakan, vicdan sızlatan görüntüler, fotoğraflar geliyor Gazze’den. Korkunç bir soykırım, canlı canlı devam ediyor ve halen insanlık alemi sessiz. Olacak bir şey değil! İsrail korkunç vahşetine ve soykırımına devam ediyor. İtiraz ediyoruz, kabul etmiyoruz. Hiçbir şekilde toplum kabul etmiyor Allah da kabul etmiyor bu zalimlik sürdüğü müddetçe tüm insanlık bunun bedelini öder diye düşünüyorum.
Uluslararası Adalet Divanı Güney Afrika İsrail davasında Güney Afrika’nın ikinci “Ek Geçici Tedbir Talebi’ni kabul etti ve 26 Ocak tarihli kararındakilere ek geçici tedbirlere de hükmetmiş durumda. Hala ABD: “Biz herhangi bir iz görmedik.” Diyor. Mahkemeler bunu görmüş, mahkeme işlemlerini başlatmış ve tedbirler alınmasını istiyor çünkü canlı bir soykırım devam ediyor şu anda. Bitmiş bir soykırım değil ki halen soykırım devam ediyor. Buna rağmen Amerika yönetimi hala sessizliği tercih ediyor!
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Gazze için gittiği Mısır’da: “Müslüman halkın inançlarına saygımdan dolayı Ramazan dayanışma ziyaretim sırasında oruç tutuyorum.” Diyor Müslüman değil başka bir dinden fakat “Müslüman halkın inançlarına saygımdan dolayı Ramazan dayanışma ziyaretim sırasında oruç tutuyorum. Gazze’deki Filistinlilerin doğru dürüst iftar yapamayacağını bilmek kalbimi kırıyor.” diyor “Guterres’ten Refah Sınır Kapısı’nda acil ateşkes çağrısı! Filistinlilere seslendi: “Yalnız değilsiniz” demiş! Gazze’de acil ateşkes ve kesintisiz insani yardım zamanı geldiğini söylemiş Guterres ve Filistinlilere “yalnız değilsiniz” diyerek seslenmiş. Vicdanlı bir ses, sağ olsun BM Genel Sekreteri’nin vicdanlı bir duruşunu görüyoruz fakat BM’de veto yetkisine sahip ülkelerin bunu yapamadığını en başta ABD’nin yapmadığını görüyoruz.
Bakın bu soykırıma karşı vicdanlı bir başka örnek. ABD Dışişleri’nde çalışan Annelle Sheline, ABD’nin İsrail’e verdiği desteği protesto ederek işinden istifa etti: “Kızım ileride bana bunlar olurken ne yaptığımı soracak olursa, sessiz kalmadığımı bilmesini isterim. Olanları izlemeye ve her gün işe gitmeye devam edemezdim.” Diyor bu vicdanlı insan! İşte Amerika yönetimi böyle bir şekilde soykırımı görmezden geliyor ama Amerika toplumunun fertleri bu soykırıma isyan ediyor, sessiz kalmayı bırakın çok önemli görevlerdeki işlerinden bile istifa etmek veyahut da canına kıymak yoluyla önemli bir protesto tavrı geliştiriyorlar. Biz Annelle Sheline’ı tebrik ediyoruz bu onurlu, vicdanlı davranışından dolayı insanlık adına.
Bakın bir vicdansızca eylem daha; yardım görevlilerini görüyor musunuz? Bu kişiler depremde de ülkemize yardım yapmış görevliler! Bu kişiler World Central Kitchen’a ait üç arabada Gazze’de giderken 3 füze ile vurulup katledildiler! Neşe içinde dünyanın dört bir tarafından, kimisi Avustralya’dan kimisi Polonya’dan kimisi İngiltere’den gelen bu görevliler zalimce katledildiler. İsrail’in attığı 3 füze ile katledildi. Onlar Filistinli de değil, Arapça da konuşmuyor, Müslüman da değiller depremde Türkiye’ye gelmişler ancak insanlık adına soykırım sırasında Gazze’de insanlara aşevinde yemek dağıtıyorlar. Tek yaptıkları bu ve bu suç olarak görülmüş. İsrail onları paramparça ederek katletmiş. İşte böylesi insanlığa karşı suçlar işleyen bir İsrail var karşımızda böylesi vicdansızlıklar var. Bu vicdanlı insanlar güler yüzleri ile yaptıkları iyilikleri anlatıyor ve mutlu olduklarını söylüyorlar. İnsanların karnını doyurduklarını ve çok mutlu olduklarını söylüyorlar. Bir İngiliz, bir Avustralyalı, bir Polonyalı toplamda maalesef 5 yardım görevlisi hayatını kaybetmiş ve biz bu görevlileri rahmetle, minnetle anıyoruz. İnsanlık adına yaptıkları bu değerli işler için onları tebrik ediyoruz. İnsanlığın vicdanında unutulmayacak bir hatıra bıraktılar ve büyük bir vicdansızlıkla katledildiler. Onların hatıralarını kesinlikle unutmayacağız ve zihnimizde canlı tutacağız.
Bakın OHAL zalimlikleri bitmiyor! Bana gelen iki ayrı mesajı size okumak istiyorum! Bir mahpusun başına gelen zalimlikler; Vedat Bayrakdar isimli mahpusun ve ailesinin başına gelen zalimlikleri burada anlatmak istiyorum. Bazen kelimeler de bitiyor, ne diyeceğinizi bilemiyorsunuz, ben sadece bana gelen mesajları okumak istiyorum, Türkiye’deki acımasızlığı, vicdansızlığı anlatmak için başka bir söze gerek yok, bu mesajları okuduğunuz zaman insanların nasıl bir kırıma uğratıldığını anlarsınız. Vedat Bayrakdar’ın eşi bana yazmış, onu size okumak isterim. “ 2012 yılından beri yurt dışından yaşıyoruz Aralık 2015 de eşim Vedat Bayrakdar Türkiye geldi. Vize işlemlerini beklerken 15 Temmuz yaşandı sonrasında tanık beyanları ile Kasım 2016 da tutuklandı. 9 yıl 4 ay 15 gün ceza verildi ve yatarını bitirmek suretiyle Kasım 2022’de tahliye oldu. Altı yıl cezaevinde kaldı. Ancak birçok hastalık ve ameliyatlarla geçen bu altı yıl onu çok yıpratmıştı. Tahliye olduğunda da hastaydı ve Şubat 2023 de lenfoma teşhisi konuldu. 2015 yılından beri ayrıydık ve bir an evvel kavuşmayı bekliyorduk. Zira sekiz yıldır evlatlarından ve eşinden ayrı çok zor yıllar geçirmişti. Teşhis konulduktan sonra doktorların tedavide en önemli şeyin moral olduğunu söylüyorlardı. Fakat maalesef eşimin bize kavuşmasındaki önemli bir engel yurt dışı yasağı vardı. Dilekçeler ile uğraşmalarımıza rağmen kalkmadı. Denetimlisi bitince kalkar diye ümit etmiştik. Bu süreçte hem tedavinin ağır şartları (kemoterapi alıyordu) hem de yasağın kalkmaması onu zihnen ve bedenen çok yordu. Ekim 2023’te tedavi gördüğü hastanede maalesef entübe edildi. Üç gün sonra mucizevi bir şekilde hayata dönmüştü. Ancak hala yasağı kaldırılmamıştı. Bütün bu sıkıntılara yorulan vücudu maalesef 6 Şubat 2024 tarihinde Miraç gecesinde ruhunun ufkuna yürüdü. Geride hasretlerle dolu dokuz yıl; ülkesine gittiğinde biri 9, biri 1 yaşında olan ama şimdi biri 18 diğeri 9 yaşında olan babaya hasret iki evlat bırakarak 50 yaşında bu dünyadan göçüp gitti. Bırakmadılar yanımıza gelebilseydi belki moral ile iyileşecekti. Zaten boş iddialarla yıllarca hapis yatırılan; yatarı bitmiş bir insanın neden yasağı kaldırılmaz? Rabbime havale ediyorum bütün bu hukuksuzlukları. Elbet hesabı sorulacaktır.” Demiş bana eşi ve ardından bir müddet sonra ikinci bir mesajı geldi. Düşünün hasta bir mahpusa yurt dışına çıkış izni vermiyorsunuz, 9 yıldır görüşemediği ailesi ile görüşme hakkı vermiyorsunuz ve son gelen mesajda da eşi şunu söylüyor; “Sayın vekilim, Eşimin yurt dışı yasağının kalkması için açtığımız dava lehimize sonuçlanmış artık neye yarar ki eşim yurt dışı yasağı kalksın diye sayıklaya sayıklaya hastane odasında bize hasret vefat etti.” diyor! Hukuksuzluk, adaletsizlik insanlara böyle acılar yaşatıyor arkadaşlar. Bu da Türkiye iktidar yetkililerinin yaptıkları bir zalimlik belgesi olarak burada kalsın!
İnanılmaz bir olay, korkunç bir olay! Suriyeli bir mahpus ismi Ali Veli, cezaevine atılıyor, Erzincan Cezaevi’nden tahliye ediliyor. Bir müddet orada yattıktan sonra ardından ailesini arıyor “Geri gönderme merkezine gönderiliyorum.” diyor ve sonrasında ondan haber alınamıyor. Ailesi arıyor, günlerce haber alamıyor. Nerede bu insan? Cezaevi yetkilileri, geri gönderme merkezine göndermiş, jandarmalar onu götürmüş kimse bir açıklama yapmıyor. Ne olup ne bitiyor anlamak mümkün değil! En sonunda bu kişinin görüntüleri çıkıyor. Bir kişi, Suriye’deki annesini aramış, “Ali Veli elimizde ve eğer dediklerimizi yapmazsan onu işkence ile öldürürüz. Canına okuruz.” diye annesine telefonda söylüyorlar ve annesi ne yapacağını bilemiyor. Telefon kayıtlarını da medyaya veriyor ve bakanlığın eline de geçiyor bu kayıtlar! Bu kayıtlarda şu gördüğünüz gibi insana bakın dizi üstünde oturtulmuş, işkence ediliyor, dayak atılıyor, çığlıklar atıyor. Telefondaki kişi diyor ki: “Annesine onu öldüreceğiz bak, istediğimizi yap.” Diyor. Böyle bir görüntü olmasına rağmen hala İçişleri Bakanlığı bir açıklama yapmıyor. Sayın Ali Yerlikaya siz orada boşuna mı duruyorsunuz? Bakın bir kişi cezaevinden alınıp götürülüyor, geri gönderme merkezine vardı mı varmadı mı? Birileri gelip o jandarmaların elinden Ali Veli’yi alıp götürdü mü götürmedi mi? Geri gönderme merkezine varmışsa daha sonra oradan Ali Veli’yi kim aldı götürdü? Bütün bunların bir cevabının olması lazım! Bu ne rezalettir! Bu konuda bir şey demeyecek misiniz hala? Kaç gün geçti hala bir açıklama yok! 13 Mart’ta tahliye edilmiş! 20 günden fazla zaman geçmiş! Suriyeli Ali Veli nerede Sayın Ali Yerlikaya size soruyorum! Bilmemeniz mümkün değil. Bu ülkede MOBESE kameraları var, jandarmanın eline teslim etmişsiniz, daha sonra bu kişi ortadan kaybedilmiş ardından da işkence gördüğüne dair fotoğraflar ve videolar çıkmış. Telefon görüşmeleri çıkmış ortaya ve halen susuyorsunuz! Suriyeli Ali Veli’nin can güvenliği ağır bir tehdit altında! Belki şimdi işkence altında öldürüldü, belki de halen işkence görüyor! Bu konuda bir şey yapmayacak mısınız? Bir şey söylemeyecek misiniz Sayın Bakan? Siz güvenlik ile ilgili bir bakanlığın bakanı değil misiniz? Ne ile ilgilisiniz? Murat Kurum için oy toplama bakanlığı sorumlusu musunuz? Size soruyorum! Güvenlik ile ilgili bir bakanlığın sorumlusuysanız bu konu hakkında bir açıklama yaparsınız çünkü kamu görevlilerinin elindeyken kaybediliyor bu kişi. Ne oldu bu kişiye? Allah aşkına Türkiye’de son 8 yılda zorla kaçırılıp kaybedilen yüzlerce kişi oldu! Bunların bir kısmını biz kayıtlarımıza aldık, sorduk hiçbirine doğru düzgün cevap verilmedi! Bu denli hukuk güvenliğinin ayaklar altına alındığı insanların zorbalıkla kaçırılıp dağa çıkartıldığı bir ülkenin İçişleri Bakanı olarak hala bir şey demeyecek misiniz size soruyorum! İşte işkence görüntüleri apaçık ortada, fotoğraf ortada, daha ben size ne diyeyim diye ben size soruyorum! Türkçe konuşan bir şahıs telefonda “Bütün aileni öldüreceğim.” Diye tehdit ediyor kimdir bu kişi ne oluyor ne bitiyor bir adım attığınıza dair bir açıklama yok. Size yazılı soru önergesi ile de sorduk fakat halen bir cevap yok!
Devlet Bahçeli kendisi kaybedenler arasında, 3 milyondan fazla oy kaybetti, Cumhur Zulüm İttifakı’nın küçük ortağıdır kendisi ve bu iktidarın büyük zulümlerinin ve suçlarının çıkar nedeniyle ortağıdır ve büyük kaybetmiştir. Bu seçimin büyük kaybedenidir. Bu zulümlere devam ettikçe de kaybedeceklerdir. Onun bir milletvekilinin Kayseri’de hakime küfür ederken görüntüleri de yansıdı kamuoyuna, biz kamu görevlileri ile muhatap olduğumuzda nahoş muameleler görebiliyoruz fakat MHP Milletvekilleri kamu görevlilerine alenen küfrediyor, kimse bir şey demiyor. İşte ülkenin hali bu arkadaşlar! AK Partili belediyeyi kazandığı zaman yapılan itirazlar reddediliyor, MHP’liler istedikleri gibi küfredebiliyorlar, hiçbir şey yapılmıyor! İşte ülkenin adaletsizlik tablosundan bir kesitte bu arkadaşlar.
Bu seçimlerde kaybeden çok AK Partili belediye başkanı oldu ama birisini unutmuyoruz. AK Partili Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş kendisini niye biz yıllardır unutmadık? Çünkü 2018 yılında Ege’de zulümden kaçarken gemilerinin batması nedeniyle boğulan bir ailenin fertlerine ki aralarında bebekler de vardı. Bursa Büyükşehir Belediyesi “Onlar Fetöcüdür, onlara ambulans vermiyoruz.” Denilerek ambulans vermemişlerdi. Şu gördüğünüz ölmüş bebeklere Bursa’dan Amasya’ya götürülmesi için ambulans vermemişti Bursa Büyükşehir Belediyesi! Böylesi bir suçun failidir Alinur Aktaş, yıllardır halkın kendisini oyları ile cezalandırmasını bekledik ve işte bugün artık ancak bu seçimde cezalandırdılar ama biz bu olayı unutmadık! Onlar sadece 31 Mart’ta kaybetmedi, Alinur Aktaş 31 Mart’ta kaybetmedi, 2018 yılında bu masum bebeklerin cenazeleri için ambulans vermediği gün aslında bu dünyada ve öte dünyada kaybetti. Bunu herkes bilsin, gece de rüyalarına girsin bu bebekler. O gün ambulans vermedi, ardından tepkiler üzerine yalan dolan bir açıklama yaptı çünkü olayı bizzat takip eden bendim, Meclis’ten Bursa Büyükşehir Belediyesi Cenaze İşleri Müdürlüğü’nü arayan ve o cenazelere ambulans vermeyeceğiz lafını duyan bendim ki bu insanlar hayatını kaybetmiş masum bebeklerdi. Böylesine nefret dolu bir fiilin faili sonunda halk tarafından oylar ile cezalandırıldı, geç kalındı belki fakat iyi oldu Alinur Aktaş sadece bugün kaybetmedi aslında bundan sonrasında da vicdanı ile başbaşa kaldığında sürekli kaybedenlerden olacak bunu da buradan söylemiş olalım!
Kocaeli Valisi bir açıklama yapmış “AMATEM, ÇEMATEM bitti, birileri söylenip duruyordu, bitirdik.” Diyor. Kocaeli Valisi Sn. Seddar Yavuz, Allah’tan kork ya! Yıllardır bitirilemeyen, geciken AMATEM ÇEMATEM sonunda zor bela bitiyor, bir ton hasta mağdur olmuş, bir ton genç madde bağımlısı olmuş sen diyorsun ki: “İşte bak AMATEM ÇEMATEM açıyoruz bizi alkışlayın.” Utanacağınıza sıkılacağınıza bizi alkışlayın diyorsunuz, Allah’tan korkun ya! Nasıl bir iştir bunu anlamak mümkün değil. Biz AMATEM, ÇEMATEM’in ne kadar geciktiğini çok iyi biliyoruz. Yıllardır bunu takip ediyoruz söylüyoruz feryat ediyoruz. Birileri söyleniyor denildiğinde ben olduğumu iyi biliyorum ama biz gerçekleri söylüyoruz. Kimseyi kandıramazsınız, biz ne kadar büyük gecikmeler yaşandığını çok iyi biliyoruz. Konuyu takip ediyoruz ve bir de utanmadan kalkıp çok büyük iş yaptık denilmesine de tahammül edemiyoruz.
Bakın bu da Kocaeli Dilovası’ndan bir manzara, Çolakoğlu zehir saçmaya devam ediyor. Her gün her gün Dilovası halkının başına bu zehirler çalınıyor, saçılıyor. Bunu da söylemiş olalım arkadaşlar.
AK Partililer Dilovası’nda seçim kazandı ama nasıl? Bakın her gün halka erzak dağıttılar ve üstünde AK Parti amblemleri ile çalışma yaptılar. Böyle böyle sonunda bir seçim kazandılar, işte Türkiye’nin hali de bu! Ya bir şekilde böyle yaparak seçim kazanıyorlar ya da seçimi kaybettikleri halde mazbatayı yürütüyorlar.
Seçim süresince birçok bölgeye gittik ve Muş’ta Sirt’te işsizliğin ve ekonominin çok kötü olduğunu gördüm. Çeşitli ziyaretler yaptım, oradaki halkın da sesi olmak isterim. Diyarbakır Hani’ye gittim, 1 aydır elektrik yok, su da yok! Beş dakika geliyor, 1 saat gelmiyor. Herkes menfaat peşinde, bir oy insanın şerefi ve namusudur ne elektrik var ne de su var diyordu vatandaşlar. Onlar ile konuştuk!
Diyarbakır’da Çermik halkı ile konuştuk ve bölgede çok önemli sorunlar olduğunu gördük.
Yıllardır gündeme getirdiğimiz Muş Vartinis’te 9 kişinin ölümüne neden olan ve insanlığa karşı suç fiili olan Vartinis faciasının yaşandığı evi ve müzeyi ziyaret ettik. Çok etkilendim, çok duygulandım çünkü yıllardır bu evi görmediğimiz halde bu olayı çok gündem ettik ve şimdi de bu evi ziyaret ettik, müzeye çevrilmiş, o gün yakılan eşyalar hepsi ortada ve bölge halkı ve tüm insanlık bu katliamı unutamıyor!
Bölgede her gün halkımız ile birlikteydik. Muş, Siirt, Diyarbakır Hani, Çermik, çok büyük bir heyecan ve azim gördük ve bunun sonucunda önemli kazanımlar da çıktı ortaya. Daha iyisi olamaz mıydı? Olabilirdi. Tüm bunları da ayrıca değerlendirmek lazım. En son uğradığım memleketim Şanlıurfa’da da birçok ziyaretler gerçekleştirdim.
Her hafta gündeme getirdiğimiz çok önemli hak ihlallerine değinmeden geçemeyeceğim;
Cemal Kaşıkçı Suudi Arabistan Konsolosluğu’nda katledildi, ne ölüsü ne dirisi çıktı. İktidar kredi anlaşması yaptıktan sonra öfke ile gündeme getirdiği bu cinayetin dosyasını Suudi Arabistan’a teslim etti ama biz bu hali kabul etmiyor ve itiraz etmeye devam ediyoruz.
Osman Kavala zulmen 7 yılı aşkın bir süredir cezaevinde, bu zorbalığı, zulmü kabul etmiyor ve insan hakları savunucusu Osman Kavala’nın yanında olduğumuzu söylüyoruz.
Şerif Mesutoğlu işlemediği bir cinayetin faili olarak Kaymakam Muhammed Fatih Safitürk cinayetinin iftira edilmiş katili olarak gösterildi, cinayet ile bir alakası yok fakat yıllardır cezaevinde ve bir şekilde buna bir çözüm bulunması gerekiyor. AİHM başvurusu da reddedildi, çok büyük haksızlıklar ile karşı karşıya. İnsanlığın vicdanı kabul etmiyor, evet hukuk, yasa bu hukuksuz isnadı kabul etti ama vicdanlar kabul etmiyor. O vesile ile biz her hafta bunu gündem ediyoruz.
Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı cezaevinde ve yaptığı iyilikler, adaletsizliğe karşı mücadelelerden dolayı cezalandırıldığını biliyor ve onu her hafta anıyoruz.
Emine Şenyaşar ve Ferit Şenyaşar adalet nöbetini devam ettiriyor. Ankara’da Adalet Bakanlığı’nın önündeler ve adaletsizliğe karşı isyan ediyorlar. Her zaman yanlarında olduk olmaya devam edeceğiz. Elimizden gelen her yol ile onların sesi olmaya devam edeceğiz çünkü mazlumlar çünkü büyük zulme uğramış durumdalar ve bu zulümde halen devam ediyor. Bir çözüm bulunmak istenmiyor.
Karabük Üniversitesi çok söylenti ile gündeme geldi. Bu mağduriyetlerin, sıkıntıların en büyük kurbanlarından birisi ilk olarak bu meselenin ortaya çıkmasına neden olan; Gabonlu Dina’ydı daha sonra Karabük Üniversitesi’nde çok önemli sıkıntılar olduğunu duyduk ve bunun için de bir soru önergesi verdik. Karabük Üniversitesi’nde ağırlıklı Afrika kökenli öğrencilere yönelik cinsel taciz iddiaları ve cinsel sağlık ile ilgili son durum ile ilgili bir soru önergesi verdik ve konunun araştırılmasını istiyoruz.
Yusuf Bilge Tunç, 6 Ağustos 2019’da zorbalık ile kaçırıldı halen kendisinden hayatına dair bir haber alınamıyor. Öldü mü kaldı mı ne oldu? 2024’ün Nisan’ı olmuş hala kendisinden haber alınamıyor. Bir de bu devlete hukuk devleti diyoruz. Olacak bir iş değil. Göz göre göre kaçırılan bir insan, kaçırıldığı yerde işkence ile öldürülüp bir tarafa mı atıldı? Faili meçhul mü yapıldı bilmiyoruz fakat kendisinden bir haber alınamıyor! Olacak bir iş değil.
Yine kaçırılan iki kişi Gökhan Türkmen ve Yasin Ugan zorla kaçırılıp kaybedildiklerini söylediler. Yasin Ugan 6 ay, Gökhan Türkmen 9 ay kaçırıldığını söyledi mahkemede ve ardından bu kişiler cezaevinde ortaya çıktı. Mahkemede ağır bir şekilde işkence gördüklerini söylediler. Bu kişilerden birisi de; önceki aylarda kaçırılan ve daha sonra Ankara Emniyeti’nde ortaya çıkan Koray Vural’dı.
Gülistan Doku yıllardır, 3 yılı buldu halen kendisinden bir haber alınamıyor. Ya bir cinayete kurban gitti ama en azından cenazesi çıksın ortaya o da bilinmiyor bulunmuyor ve hiçbir açıklamada yapılmıyor.
Hürmüz Diril eşi Şimoni Diril’in cesedinin bulunmasından sonra zorla kaçırılıp kaybedilenler listesine eklenen bir kişi ve hakkındaki yargılama da şaibeler ile dolu, Hürmüz Diril nerede ölüsü dirisi nerede ve hakkındaki yargılama neden şaibeler ile dolu diye soruyoruz!
























Yorumlar