10 Haziran 2026
Öncelikle ne kadar haklı çıktığımızı tekrar söylemiş olayım. Zor zamanlarda ağır ithamlara hakaretlere rağmen hakkı hakikati savundum savunmaya devam edeceğim, kim olursa olsun zalime karşı ve kim olursa olsun mazlumun yanında da durmaya devam edeceğim değerli arkadaşlar.
Biliyorsunuz çıplak arama meselesini gündeme getirdiğimiz için AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin’den yemediğiniz hakaret kalmamıştı. Bize “Terörist, Meclisi terörize ediyor.” her türlü hakareti yapmıştı ancak çıplak arama bir gerçek, yani hukuksuzca uygulanan bir işkence olarak bir gerçek. Yasal bir mevzuat değil, çıplak arama bir zulüm, bir işkence. Bakın çoğunlukla son 10 yılda cemaat davalarından yargılanan insanlara yapıldı, ağırlıkla kadınlara, erkeklere de yapıldı çıplak arama ve biz bunu gündem ettik ve o zamanlar bir gruba yönelik bu çıplak aramayı gündeme ettiğimiz için “Ya işte sen Fetöcü müsün, şu musun, bu musun?” diye laflar yükseldi. Özlem Zengin de böyle söyledi. Hiç utanmadan, yüzü kızarmadan. Zaten biliyorsunuz “utanmıyoruz” diyor kendisi. Zaten “utanmıyoruz” diyen bir insan. En son ne oldu? İstanbul Büyükşehir Belediyesi Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker dün mahkemede bir savunma yaptı. Bakın kadınlar özellikle dikkatle dinlesin. Mahkeme salonunda bulunan tüm kadınlar ağladı. Tüm vicdan sahipleri ağladı. Bu alçaklık, bu vicdansızlık, bu gaddarlık karşısında ağladı arkadaşlar. Fatoş Pınar Türker’e çıplak arama yapılmış. Çok hayasızca. “İndir pantolonunu.” diyor. Kadın polis. İndiriyor. “Olmadı iç çamaşırını da indir.” Onu da indiriyor. Affedersiniz, cinsel organını aç.” Diyor, “Arkanı dön.” diyor, “eğil” diyor, bütün bunları yaptırıyor. Fatoş Pınar Türker oradaki kadınlara dönüp diyor ki; “Herkes utanıyor değil mi? Ama bana bunu yaptılar. Utanmayın, gerçek budur arkadaşlar.” diyor. Hayasızca, utanmazca bu eziyeti yapmışlar. Bakın, bu ülkede insan hakları savunucusu olmak gerekiyor. Kime yapılırsa yapılsın arkadaşlar. Dün ben bir kesime yapılanı söylediğim zaman herkes CHP’liler dahil umursamıyordu. “Ya bize ne kardeşim.” diyorlardı. Ya gerçek bu arkadaşlar yani ben yaşadım. Bunun için hapse de girdim. Kimsenin umurunda değildi. Adım gibi biliyorum. Kusura bakmayın yani. Gerçekleri de söyleyeceğiz. Bugün CHP’lilere yapılıyor bu ama ben yine çıplak aramanın karşısında kime yapılırsa yapılsın bu alçaklığın karşısındayım. Avukat Özlem Zengin’e buradan tekrar sesleniyorum; “Çıplak arama yoktur.” diyordu. “Efendim çıplak arama yoktur. Onu söylemek için iffetli bir kadın bir yıl mı bekler? Söylerdi. Ne olmuş? Devletimize, polisimize hakaret ediyor.” Diyordu. Uşak Emniyet Müdürlüğü’nün tüm polisleri bizim hakkımızda suç duyurusu yapıyordu. Hiçbirinin yüzü kızarmıyodu. Ne Süleyman Soylu’nun ne Özlem Zengin’in ne Uşak Emniyeti’ndeki o polislerin. Hepsi de biliyordu. Neyin nasıl yapıldığını çok iyi biliyordu. Alelacele o gün Uşak Emniyet Müdürlüğü’ne bir devlet heyeti gönderip çıplak arama yapılmadığını uyduruk bir belgeyle güya ispatladılar ama güneş balçıkla sıvanmaz. Siz Bu aşağılık eyleme devam ediyorsunuz. Ey İstanbul Valisi! Neredesin kardeşim? Bir kadına bu kadar alçakça, gaddarca bir işkence yapılıyor, daha tek bir açıklaman yok İstanbul Valisi Davut Gül, neredesin? Biz bunları gündeme getirdiğimizde bize hakaret eden tweetler atmayı beceriyordun değil mi? Filistin için hak aktivistliği yapan genç kadınlara çıplak arama yapıldığını ben Meclis Genel Kurulu’nda söyledim. Ardından utanmadan İstanbul Valisi Davut Gül bana “Yalan söylüyorsun.” diye tweet aldı ve alçakça hakaretler yaptı. Ya kardeşim yapıyorsunuz. Ya bana hakaret etmeden önce sen İstanbul Vatan Emniyeti’nde ne rezillikler yapıldığına dönüp baktın mı İstanbul Valisi Davut Gül ne rezilliktir ya? Şu memlekette bir insanın can, mal, hukuk güvenliği yok mu? Bir kadının can, namus emniyeti yok mu ya? Bu ne rezalettir ya? Tek bir insan buna karşı çıkıp açıklama yapmaz mı ya? Hepsi pısmış böyle. Devlet yetkililerinin hepsi pısmış, masanın altına saklanmış. İçişleri Bakanı neredesin? Mustafa Çiftçi neredesin? Hiçbir açıklama yok. İstanbul Valisi Davut Gül neredesin? Hiçbir açıklama yok. Kardeşim rezil bir işlem yapılmış. O polisi kadın polisi kulağından tutup atıyor musun atmıyor musun kardeşim? Ben size haftalardır Çankırı Emniyeti’nde Rahman Cebe’nin bir genç kadına yaptığı alçakça işkenceleri anlatıyorum. Kimsenin umurunda değil ama bu işin peşini bırakmayacağız. Uluslararası alana da çıkartacağız. Çankırı Emniyeti TEM’deki Rahman Cebe isimli başkomiserin yaptıklarını uluslararası alana da taşıyacağız. Türkiye raporlarına da girecek Sayın İçişleri Bakanı. İstanbul Vatan Emniyeti’ndeki bu korkunç işkence Fatoş Pınar Türker’e yapılan çıplak arama işkencesi de uluslararası raporlara girecek. Hiçbiriniz açıklama yapmıyorsunuz. Hepiniz böyle saklanıyorsunuz. Çıkın kardeşim bir açıklama yapın ya. Ne biçim insanlarsınız sizler. Dün mahkeme salonunda bu kadın ağlayarak bu açıklamayı yapıyor. Herkes bir yerlere saklanmış durumda. Şu memleketin haline bakın. Bir kadının namus emniyeti yok arkadaşlar. Emniyete giriyor. Her türlü cinsel taciz, çıplak arama, her türlüsü yapılıyor işte kadın ağlayarak anlatıyor ya. Şu hale bakın ya. Avukat Özlem Zengin, daha dün “çıplak arama yoktur” diyor. Bak nasıl olduğu ortaya çıktı değil mi? Ardından “Evet kardeşim utanmıyoruz.” diyordun değil mi? Utanmıyorsunuz, evet utanmıyorsun. Utanmıyorsun Özlem Zengin. Bak çıplak arama yine bir başka vakayla ortaya çıktı. Dün Uşak Emniyeti’nde yapıldı. Dün İstanbul’da kadın Filistin aktivistlerine yapıldı. Utanmazca reddettiniz, hakaretler ederek bana. Bugün de kime yapılıyor? CHP’li bir hanımefendiye yapılıyor. Ya utanın ya. Utanın ya. Gerçekten. “Utanmıyoruz” diyorsunuz ama ya biraz utanın ya. Allah aşkına yani bak 86 milyon utanmanızı bekliyor ve bir şeyler demenizi bekliyor ya. Yüzünüzün kızarmasını bekliyor ya. İnsan olan böyle olur ya. Allah aşkına bakın ben bunları ifşa ettim, ifşa ediyorum, ifşa edeceğim. Hiç kimseden de korkmam arkadaşlar. Bunu da herkes çok iyi bilsin. İstediğiniz kadar beni tehdit edin, hakaret edin, bana yapılan hakaret tehditlere savcılar takipsizlik versin. Biz boyun eğmeyiz. Bunu da herkes çok iyi bilsin. Bu rezillikleri ifşa etmeye devam edeceğiz. Ey İstanbul Valisi Davut Gül, hiç unutma ben Filistin aktivisti kadınlara yapılan çıplak aramayı anlattığımda hiç yüzünüz kızarmadan bizim hakkımızda çok ağır ifadelerle tweet atmıştınız. “İstanbul Emniyeti öyle bir şey yapmaz. Vallahi billahi yapmadık.” diye. Al kardeşim kaç bin tane kadın anlatacak sana bunu ey İçişleri Bakanı, ey Özlem Zengin, ey İstanbul Valisi. Ya Allah’tan korkun. Ne biçim insanlarsınız? Üç kuruşluk dünya menfaati için bir devlet makamı için kadınların namusunun çiğnenmesine göz mü yumacaksınız ya? Kızınız yok mu sizin ya? Sizin kızınıza yapılsa ne dersiniz ya? Allah’tan korkun ya. Kaç bin defa söyleyeceğim. Kaç haftadır size Çankırı Emniyeti’nde TEM başkomiseri Rahmen Cebe’yi anlatıyorum ya. Adana’da insanların cihazına girip de oyun havaları müstehcen şarkıları açan polisleri anlatıyorum ya. Niye işlem yapmıyorsunuz? Şu emniyetlerde ne işler dönüyor arkadaşlar? Kimsenin görmediği o gözaltı merkezlerinde ne dönüyor ya? Bir milletvekili olarak 86 milyonun tabii ki hakkını savunacağım ben burada. Şu hale bakın. “Ben orada bir yetki sahibi olduğum polis müdürüyüm, istediğimi yaparım kardeşim.” Böyle bir Türkiye olmaz, olmayacak. Bunu herkes çok iyi bilsin.
Bakın şu memleketin rezaletlerine bakın. Şu adamı kaç haftadır söylüyorum. Mehmet Parlak Sincan 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde yatıyor. İki böbreği vardı zamanında iki böbreği çürüdü. Bir nadir rastlanan böbrek hastalığı var. Ardından annesi ona böbrek verdi ve cezaevine girdi uyduruk nedenlerle. “Yok Bankasya’da paran varmış, yok bilmem ne.” Bir zabıt katibi adam, KHK ile ihraç edilip dünyası başına yıkıldı. Bir de zindana atıldı. Sanki azılı “terörist” gibi hasta bir mahpus. Düşünün böbrek nakilli bir adam. Çok iyi korunması gereken bir insan. Ne oldu biliyor musunuz? Cezaevinin kötü koşullarında ishal oldu, 16 ay boyunca tedavi edilmedi. Adam ishal olduğu için böbrek yetmezliğine girdi ve annesinden aldığı böbrek de çürüdü. Şimdi zor bela yaşıyor. Şu anda kreatini 4’lerde bakın ve çok kötü durumda, iki gün önce onu tekrar ziyaret ettim. “Ömer Bey beni burada öldürecekler.” dedi. “Ne infaz erteleme veriyorlar, ağır hasta bir böbrek hastasıyım, vücudumdaki üçüncü böbrek de çürüyor, bitmiş durumdayım diyalize her an girebilirim, yoğun bakıma alınabilirim ve ne infaz erteleme veriyorlar ne de gözlem kurulu hakkımda bir tahliye kararı veriyor.” Dedi. Önceki haftalarda anlatmıştım. Önceki gözlem kurulu kararında adamı eski bir yargıtay üyesi ilan etmişler. Kopyala yapıştır abuk sabuk kararlar veriyorlar ya. İşte bundan dolayı adam hakkında maddi hata yapmışlar. Sonra bir daha altı ay daha uzatmışlar. Adam diyor ki: “Ben Sincan Cezaevi’nden anlaşılan tahliye edilmeyeceğim. Gözlem kurulları buna karar vermeyecek. Böbrek naklimin olduğu Adana Cezaevi’ne sevk istiyorum. Bari onu yapsınlar. Kurtulayım ellerimden.” Bakın feryat ediyor adam ya. Bakın bir hekim olarak ben yüzüne baktım adamın. Kararmış bir deri bir kemik bir insan yani. Bakın şu gördüğünüz halden daha kötü durumda ben size söyleyeyim. Ya adamı içeride öldüreceksiniz diyorum. Yetkililere söylüyorum umurlarında değil arkadaşlar. Uyduruk nedenlerle iyi hal puanı yüksek olmasına rağmen adamı içeride tutmanın sadistliğini yaşıyorlar ya sadistliktir bu başka bir şey değildir arkadaşlar. Bu bir rezalettir yani. Bu insan içeride öldükten sonra mı hesap verecek bu insanlar? Bakın bitmedi. Şu belge ile hakkında böyle bir karar vermişler. Belge de elimde. Rezalet belgeler bunlar. Soyut kararlarla; “Toplumla uyuşmayacağını düşünüyorum.” İyi valla ben de senin gözüne bakayım; “Senin toplumla uyuşmayacağını düşünüyorum.” bu kadar iyi hal puana olan bir insana bu kadar kötü niyetle verilen kararlar arkadaşlar ya. Ben bunların karşısında nasıl öfkelenmem? Söyleyin bana yani. 8 Yıllık milletvekili hayatım boyunca binlerce defa öfkelendim. Kendimi zor tuttuğum anlar oldu ama nasıl ben bunlara susarım?
Bakın bir başka vaka daha. Şu yaşlı başlı adamı görüyor musunuz? 90’lı yaşlara merdiven dayamış. Abdullah Tırpan. Tekirdağ’da eski bir meşhur köfteci bir amca, çok saygın, beyefendi bir insan, insanlara iyilik yapmaktan başka bir şey bilmeyen bir insan, şu anda ağır hasta haliyle cezaevinde Tekirdağ’da. Adam öldü ölecek ya! Allah’tan korkun, bakın Şubat ayında yakınlarıyla görüştüm, Şubat ayında aniden konuşamamaya başlamış Abdullah amca. Dili tutulmuş, “Aman ne oldu” demişler doktor çağırmışlar, sonra birazcık dili açılmış. “Ya bir şey yoktur.” denilmiş, gönderilmiş. Sonra yakın süre önce işte MR randevusunun tarihi gelmiş. MR çekilmiş, bir bakılmış ki işte o konuşamama hadisesi boşuna değil, adamın beyin damarlarında %70 oranında tıkanma var. Bu ne demek tıbben? Her an yoğun bakımlık olabilir, ölebilir. Adam böyle çok ufacık bir delikten akan kanla hayatını devam ettiriyor. Damarın büyük bir kısmı tıkanmış, zor bela sızıntı şeklinde akan bir kanla beyin idare ediyor ve arada da bu yüzden ani konuşamama, unutma, kendinden geçme halleri oluşuyor ve dün ziyaret etmiş yakınları “Çok korktuk.” dediler. Yüzü bembeyazdı, ölüme yaklaşmıştı. “Ölmeden ne olur babamı çıkarın.” dedi. Şu hale bakın ya. Şu adamı yaşlı başlı 90’ına merdiven dayamış adamı siz ne vesile ile tutuyorsunuz ya? Allah aşkına adam öldüğü zaman “Ne yapalım kardeşim takdiri ilahidir sen ölmeyecek misin Ömer Bey?” diyor Adalet Bakanlığı yetkilileri hiç böyle yüzleri de kızarmıyor ya. Bakın biliyorum bunu. Böyle diyorlar; “Ya hepimiz ölmeyecek miyiz Ömer Bey?” gerçekten çıldırmamak elde değil arkadaşlar.
Kocaeli Halk Gazetesi sahibi Faruk Bostan sert eleştiriler yapıyor iktidara. Muktedirlerin hatalarını ortaya koyuyor. Korkmuyor da, yılmıyor da. Şimdi kendisini yıldırmak için malum, biliyorsunuz bu devirde herkes birbirine “Fetöcü” diyerek onu ekarte ediyor. Artık bir adet oldu. Adamın öyle bir şeyle de hiçbir alakası olmamasına rağmen “Faruk Bostan Fetöcü’dür.” deyip adam hakkında soruşturma açılmış. Ya şimdi hakikaten arkadaşlar gülsek mi ağlasak mı ya? Bakın belge de elimde. Adamı içeri attılar, zindanlarda süründürdüler, yapmadıklarını bırakmadılar. En sonunda savcı diyor ki: “Ya adamın yaptığı gazetecilik işidir. Bir başka gazetenin arşivini almış, kendi gazetesine satın almış. Ne var bunda?” diyor savcı. “Buradan bir terör örgütü propagandası çıkmaz. Takipsizlik verdim.” diyor, meseleyi kapatmış ama birileri “İşte sen FETÖ’cüsün kardeşim.” diyerek. Faruk Bostan’ı susturmaya çalışmış. Şimdi bu takipsizlik kararından sonra ben bunu söylemeyecek miyim arkadaşlar? Kocaeli’de 3-5 tane zaten doğru düzgün haber yapan gazeteci var, çoğu iktidarın yandaşı. Faruk Bostan eksiklikleri, haksızlıkları söylemeye çalışıyor. Sen kalkıp Adama “FETÖ’cü”. Ya zaten biliyorsunuz bir moda oldu. Yani önüne gelen FETÖ’cü. Kalıçdaroğlu, Özgür Özel’e FETÖ’cü. O ona FETÖ’cü. Öbürü ona FETÖ’cü. Karı koca arası bozuluyor. Birbirlerine FETÖ’cü diyorlar. Adam kira sorunu yaşıyor. Ev sahibi kiracısına FETÖ’cü diyor. Kiracı ev sahibine FETÖ’cü diyor. Ya tam bir komediye döndü arkadaşlar. Ülkede hukuk kalmazsa işte böyle komediler yaşanır. FETÖ aşağı, FETÖ yukarı. “Sen FETÖ’cüsün, o FETÖ’cü.” memleket bu hale dönmüş durumda. Böyle bir rezaleti hep birlikte yaşıyoruz sevgili arkadaşlar. Olacak bir iş değil ve biz bunlara boyun eğmiyoruz. Bunları ifşa ediyoruz. Bunları da burada söylemiş olalım.
Sağlıkla ilgili bir başvuru aldık. Urfa Hilvan ilçesinden Sedat Kaya bize başvurmuş. “Urfa Özel Şanmed hastanesinde kızım dünyaya geldi. Ondan sonra bir gariplikler olmaya başladı meğerse göbek katederi takmışlar ve çıkarırken katederin ucu kopmuş ve damardan karaciğere kadar ilerlemiş, ana damarı tıkamış. Bakın bebeğin yaşadığına bakın. Ondan sonra filmler çekilmiş, bir bakmışlar çok tehlikeli bir yerde. Ya ne yapalım? Hastane hastanede dolaşılmış, kimse bunu çıkaramamış. Çocuk şu anda böyle büyüyor. Ne yapacak? Herkes bekliyor. Ya Sağlık Bakanlığı bu özel hastane için bir soruşturma başlattın mı? Bu ne haldir ya? Bu nasıl bir beceriksizliktir? Allah aşkına çocuğa operasyon yapacaklar bütün üniversite hastaneleri korkmuş. “Ya çok tehlikeli bunu nasıl yapacağız?” Çocuğun karaciğer damarında kateter var ne olacak? Memlekette böyle işler oluyor arkadaşlar. Sağlıkta özelleştirmenin sonucu bu. Kar hırsıyla yaklaşırsan arkadaşlar olay bu oluyor maalesef hal bu.
Bakın bu ülkede geçen yıl aile yılı ilan edilmişti değil mi? Ama ülkede aileyi mahveden bir iktidar bunu ilan etmiş yani aileleri mahvettiği için bunun farkına varmış “Ya aileleri kurtaralım.” demiş ya arkadaş aileleri kurtaralım değil senden kurtulalım yani senin yüzünden aileler bu hale geldi ey iktidar. Aile yılı ilan ederek mahvettiğin aileyi kurtaramazsın sen defolup gideceksin aile öyle kurtulacak. Bakın Size bir örnek. Hatice Tekcan, Samsun Çarşamba Hapishanesi’nde, eşi de Çorum cezaevinde. Yıkılmış bir aile, bir çocukları var. Anne baba hapiste, çocuk perişan, anneannenin yanında. Uyduruk nedenlerle, “Bankasya’da paran vardı.” gibi nedenlerle bu insanlar mağdur edilmiş durumda, aileler çökmüş durumda ve iu anda çocuk her gün ağlıyor. Anne dayanamıyor. Çocuğu yanına alacak cezaevi koşulları çok kötü alamıyor. Anneanne bakıyor. Perişan bir aile. Arkadaşlar durum bu. Şimdi biz bunları, bu tür durumları Aile Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’a söylüyoruz. “Ya bakın sen Aile Bakanı’sın. Aileler çökmüş. Şu durumlara bakmıyor musun? Bu cezaevindeki annelerin durumu ne olacak? Sen bununla ilgili bir yasa tasarısı hazırla. Bu konuda bir duyarlılık göster. En azından annelerin cezası ertelensin. Bir çözüm yolu bulalım.” Diyoruz. “Bana ne FETÖ’cülerden!” diyor. Bakın böyle diyor. Vicdansız. Bakın binlerce aile bunları yaşamış vicdansız olursan bunu söylersin. Zamanında kendisi nerelerde olmuş o ayrı bir hikaye ama gücü tercih etmiş ve yaşanan bu arkadaşlar gerçekten olacak bir şey değil. Bizim vicdanımız buna razı değil. Biz ona aile deyince “Banane fetöcülerden!” diyen bir Aile Bakanımız var. Bakın ben bunu sonuna kadar söyleyeceğim. Mahinur Özdemir Göktaş elimden kurtulamayacak ki arkadaşlar. Ben bir milletvekili olarak O Bakan’dan bu korkunç sözleri duydum ve ben onun peşini bırakır mıyım arkadaşlar? Ben Ömer Faruk Gergerlioğlu’yum. Mümkün mü o vicdansız Bakan’ın peşini bırakmam? Sonuna kadar onu ifşa edeceğim arkadaşlar. Ulusal planda değil, Belçika’da da ifşa edeceğim. O hani Belçika’da dolaşıyor ya, Avrupa Parlamentosuna da onu bildireceğim. Avrupa Komisyonuna da bildireceğim. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları raporuna da girecek Mahinur Özdemir Göktaş. “Aile Bakanıyım” deyip Türkiye’de değil yurt dışında dolanıp keyif yapıyor kendisi. Aileleri söylediğimiz zaman böyle aşağılayarak o yüz ifadesini unutamam aşağılayarak “O teröristlerin, o fetöcülerin halleriyle mi ben ilgileneceğim! Gitsin Adalet Bakanlığı ilgilensin.” Bakın bu memleketin Aile Bakanı’nın hali bu. O zaman bu kadınlar ne duruma düşer arkadaşlar? O kadınlara çıplak arama da yapılır. O ailelerde çöker, her şeyi yaşar.
“Ben Kevser Çaçan, 80 yaşında bir kadınım. Rızam olmadan evimi açık artırım ile evimin satışı yapıldı. Üzerimde daire vardı. Burada bir usulsüzlük var diye, okuma yazmam yok diye beni aldattılar.” diye başvuran bir teyzemiz var. Onun durumunu da burada kaydedelim. Biz onunla ilgili soru önergemizi de verdik.
Aysu Baykal, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde tek böbrekle tutuklu-hükümlü. 10 Mart 2026’da İstanbul Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’ne asker tarafından götürülüyor. Kelepçeli muayeneye zorlanıyor ve tedavisi engelleniyor. Daha sonra yemekten zehirleniyor. Bakırköy Kadın Cezaevi çok kötü arkadaşlar, defalarca gittim. Gerçekten eski kötü bir cezaevi ve çok kalabalık. Üst üste insanlar yatıyor, yerlerde insanlar yatıyor. Çok kötü bir durum gerçekten. Görmediğim bir yer değil, gördüğüm bildiğim bir yer. Onu da söylemiş olayım.
“8 Aylık oğlumuz İbrahim Kaya, Ege Üniversitesi hastanesinde yetişkin hasta yatağına yatırılmış, düşme sonucu ağır şekilde yaralanmış.” diyor. Birden fazla ameliyat geçirmiş ve yoğun bakımda tedavi görmüş. “Uygun koruma ekipmanı bulunmayan bir yetişkin hasta yatağında yattığı için biz de şikayet ettik.” diyor. Konu uzun süredir takipte biz de Sağlık Bakanlığı’na bunu bildirdik arkadaşlar.
İbrahim Yıldız kızı Lavin için yazmış. “Kızım akondroplazi hastası. Tedavisinde kullanılan ilaç onun yaşam kalitesi ve gelişimi için hayati önem taşıyor. Ancak bu ilacı maliyeti yaklaşık 1 milyon lira ve bunu karşılayabilmemiz mümkün değil. Davamız 1,5 yıldır devam ediyor bu acı. Benim davam çocuğumun tedavisine devam edebilmesi. Bu da yok.” İşte durum bu arkadaşlar.
Hatay ili İskenderun M Tipi Açık Ceza İnfaz Kurumu’nda bir infaz koruma memurundan bahsediyor mahpuslar. Yoğun bir şekilde şikayet var ondan. Murat Balcı isimli bir kişi. Mahkumlara psikolojik baskı uyguladığı, koğuş kapılarını keyfi şekilde kilitleyerek hak ihlaline neden olduğu, ayrımcılık yaptığı, huzursuzluk oluşturduğuna ilişkin çok yoğun şikayetler var. Bakanlığa bu konuyu söyleyelim. Bu konuda bir bakalım bu denilenler doğru mu diye bir soruşturma başlasınlar. Biz taraf değiliz ama bize böyle ciddi iddialar geliyor.
Taner Baran; “Ailemin vatandaşlıktan atılma durumu var.” diyor. “Kendimiz cezaevinde kaldık, okul okuduk, meslek sahibi olduk. Zaten yıllardır ayrımcılığa uğruyoruz. Şubat ayında bir anda vatandaşlıktan atma kararı ile karşı karşıya kaldık. Evliliklerimiz bile iptal edilmiş. Biz aile olarak Türkiye vatandaşıyız ama aileyi vatandaşlıktan attılar. Bu nasıl bir iş.” diyor.
Alper Gülünay Edirne L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda Diyor ki;” 15 Temmuz’da uzman çavuştum. Neye uğradığımızı şaşırdık. 2 Yıl cezaevinde kaldım. Sonra beraat ettim.” diyor. Şu hikayelere bakın. “Zaten nişanlıydım. Sonrasında evlendik. Oğlumuz oldu. Ondan sonra “yeniden seni yargılıyoruz.” Dediler ceza veriyorlar ve cezalandırıp evine atıyorlar. “Kimse sesimizi duymuyor ve duymak istemiyor. Çok zor durumdayım ve çok mağdur durumdayım. Çocuğumla yollarda perişan oluyoruz. Samsun’da ikamet ediyoruz. Eşimin Samsun’da bulunan cezaevine gelmesini talep ediyoruz.” diyor.
Emre Yiğit 9 Nisan 2026’da bir trafik kazası yapmış. Polis memurları gelmiş ve alkol muayenesi yapılmış. Polisler tarafından bu arada kötü muameleye uğramış. “Burası yatma yeri mi?” denilmiş. Kötü muamele gördüğü için de bize başvurmuş. Bunun araştırılmasını istiyor.
“Hakkı Gören Adana Kürkçüler F Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalmakta Huntington hastası ölümcü bir hastalık cezaevindeki kişisel ihtiyaçlarını karşıyamıyor. Koğuştaki arkadaşların yardımıyla yemek yiyip kişisel ihtiyaçlarını karşılıyor. Bu kişi cezaevinde kalması uygun değildir.” diyor başvurucu.
























Yorumlar