12 Kasım 2025
Öncelikle dün acı bir haber duyduk. Azerbaycan, Gürcistan sınırında bir askeri kargo uçağımız düştü. 20 askerimiz hayatını kaybetti. Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına başsağlığı diliyorum ve bu acılar bir daha yaşanmasın diyorum çünkü çok üzücü. Bu konu soruşturulmalı uçağın çok eski bir uçak olduğu söyleniyor. Kardeşim 20 tane askeri personeli bindiriyorsun. Bu kadar eski püskü bir uçak mı bu? Bu konuda bir açıklama yapın Milli Savunma Bakanlığı. İnsanların canı kime emanet Sayın Bakan? Bu konuda bir açıklamanızı bekliyoruz. Böyle bir şey olamaz. Bakın maalesef ki görüntülerde gördük kuyruğu kırılmış ve döne döne düşen bir uçak maalesef Allah rahmet eylesin, yakınlarına başsağlığı ve sabırlar diliyorum.
Değerli arkadaşlar, acı olaylar bitmiyor. Günlerdir Türkiye Dilovası’nı konuşuyor. Bakın, korkunç bir yangın. İnsanlar müdahale bile edemediler, sadece izlediler. Korkunç alevler içinde insanlar yandı gitti, kömürleştiler. Korkunç bir olay yaşandı fakat hepimizin üzüldüğü bu olay için gereken açıklama veya istifalar geldi mi? Hayır, gelmedi.
Bakın, şu görüntüleri görüyor musunuz? 10 Ağustos 2023’te ben o sokaktaydım, o mahalledeydim ve o sokaktaki fabrikaların etrafa saçtığı ihlaller hakkında açıklama yapıyordum ve maalesef bizim sözümüz dinlenmedi, gereken yapılmadı. Facia yaşandı, şimdi koşturup taziyelere gidiyor AK Partili yetkililer. A”llah rahmet eylesin işte takdiri ilahi.” diyor. Kardeşim 2 yıl önce bakın ben uyarmışım. Facia’nın olduğu sokakta o fabrikanın altında açıklama yapıyor. 10 Ağustos 2023 arkadaşlar. “Şu anda takdiri ilahi canım ne yapalım kader.” Diyenler o zaman bizim söylediklerimize uysaydınız bunlar yaşanmazdı. Gerçekten bakın çok net bir şey söylüyorum.
Cenazelere katıldık. Halkımızın acılarını paylaştık ama ne çare biz o binanın önünde bakın arkada yanan binanın önünde STK’larla beraber açıklamalar yaptık fakat olması gereken açıklamalar değil istifaların gelmesi. Rezalet bir durum var. Bakın, vatandaş, CİMER’e başvurmuş. “Gelin, bu fabrika çok sorunlu. Burayı kapatın, müdahale edin buraya. Sigortasız işçi çalıştırılıyor, ruhsatı yok. Ne olduğu belli değil.” demiş. Bakanlık cevap veriyor. “Efendim, siz gidin tespit edin, kaç çocuk işçi çalışıyor?” Ya arkadaş, senin işin yok mu ya? Sen ne işi yapıyorsun Çalışma Bakanı? Vatandaşa diyorsun ki: “Git şunları şunları tespit et.” vatandaş sana bildirmiş daha bu vatandaş sana bir bildirim yapar mı ya? “Bugün git yarın gel mantığı.” şu anda CİMER’de devam ediyor. Şu an Çalışma Bakanlığı’nda devam ediyor. Şu rezalet için söylenebilecek tek kelime yok. Vatandaş faciayaı haber vermiş. Bakın benden sonra vatandaşlar yine başvuru yapmışlar. Demişler ki: “Vekilimiz geldi burada açıklama yaptı. Gelin ey yetkililer.” Demişler fakat kimsenin umurunda olmamış. Ondan sonra kalkmış konuşuyorlar ya. Bir yüzünüz kızarsın ya.
Bakın, Tuğba Taşdemir. Gencecik, 16 yaşında bir kız çocuğu bu ya. Babasıyla konuştum, Feyad Taşdemir; “Kanser hastasıyım vekilim, ben çocuğumu çalıştırır mıydım? ama mecbur çalışamıyordum ve bu yüzden çocuğum çalışıyordu.” Dedi. Çocuğu da devlete teslim edilmişti. Devlet ne yaptı? Gereken denetimi yapmadı, faciaya kurban verdi bu gencecik kızı. 16 yaşında ya. Ya Allah’tan korkun ya. Bir tek yetkili de istifa etmiyor. Hiç yüzleri kızarmıyor. Çalışma Bakanı’nın istifa etmeye niyeti yok. Kardeşim kim sorumlu o zaman? “Yok efendim, SGK il müdürünü, iş kur müdürünü açığa aldık efendim.” ya açığa almışsın kardeşim, üç gün sonra iade edeceksin, bilmiyor muyuz? Herkes bunu unuttuktan iki ay sonra iade edeceksin, bilmiyor muyuz sanki? İstifa edin ya! Bir kerecik olsun, bir mertlik gösterin. İstifa edin ya! Ama umurunuzda değil. Umurlarında değil.
Bakın Şengül Yılmaz kendisinin ölmeden önceki ses kaydını dinledim. Şengül Hanım diyor ki, orada çalışan eski arkadaşına sesli kayıt göndermiş arkadaşlar, diyor ki; “Ya ne yapayım. El mecbur çalışıyorum. Bir sürü haksızlık var. O yüzden bir ara çıktım oradan fakat sonra patron baktı ki yeni toy işçiler parfüm şişesi kırıyor. Beni tekrar çağırdı. Ne yapayım el mecbur çalışıyorum.” diyor. 10 saat çalışıyorlar, 750 lira alıyorlar arkadaşlar. Düşünebiliyor musunuz? 10 saatlik çalışma 750 lira mı eder? Siz ne kadara çalışıyorsunuz? 10 saat ya 8 saat bile çalışmıyor ve aldığı para 750 lira. Sigorta yok. Sosyal güvenlik yok. Yangın tedbiri yok ve işte ölüm kaçınılmaz. Şengül Yılmaz niye öldü diye soruyorlar. Niye ölmesin kardeşim? Tüm şartları hazırlamışsınız ölüm için. Bu anlayışı anlamıyoruz arkadaşlar. İlla affedilmeniz mi gerekiyor? “Afv-ı şahaneye uğrayacak mıyız bakalım.” diye bekliyorlar. “Aman efendim bizi afv-ı şahaneye uğratma. Senin bir dediğini iki etmem. Afv-ı şahaneye uğratma beni.” diyorlar. Ya bir kerecik de bir vicdanınızın sesini dinleyin ya. Afv-ı şahanenin sesini değil bir de vicdanınızın sesini dinleyin ya. Allah’tan korkun ne olacak ? Bir makamınızdan istifa etmekle ölmezsiniz ya. Sayın Çalışma Bakanı, Kocaeli Valisi, Dilovası Kaymakamı, Dilovası Belediye Başkanı hepinizin burada ihmali var, suçu var, kusuru var. Nasıl durabiliyorsunuz ya? Ama biz bu işin peşini bırakmayacağız. Manen yakanızı bırakmayacağız. Bakın manen bu işin peşini bırakmayacağız arkadaşlar ve o vicdanları hatırlatacağız. Yapmaları gerekeni her gün ama her gün hatırlatacağız. Kocaeli Milletvekili olarak da bunun için halkıma söz veriyorum.
Bakın bize birçok hak ihlali geliyor ve burada onları anmak zorundayız arkadaşlar. Sadece anmak değil, soru önergeleriyle bakanlıklara ulaşmak, Insan Hakları Inceleme Komisyonu vasıtasıyla da ihlal edilen insan haklarını şikayet etmek durumundayız. Yapıyoruz bunu.
Bakın ne demiş mesela bir kişi başvurmuş; Naci Acar’ın yakınıymış. Diyor ki: “Ateşli silah yaralanması sonucu dizinden ciddi hasar görmüştü. Gözaltına alındı. Gözaltında 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı ve tanık beyanları uygunsuz çıkınca tekrar değerlendirilmesine karar verildi. 30 yıl ceza verildi ve %74 engelli abim çok zor durumda kaldı. Çeşitli cezaevlerine nakledildi.” Diyor. Erzurum 2 No’lu Cezaevi’ndeymiş. Tek başına hücrede epilepsi krizi geçirip kafa yaralanması gerçekleşmiş. Çok zor günler yaşamakta. Bununla ilgili sağlık hakkı ve adil yargılanma hakkı ile ilgili burada gündem etmemizi istemişler. Biz de gündem ediyoruz.
Ülkenin dört bir tarafından iş cinayetleri hakkında bize başvurular geliyor ve “gerekeni yapın.” diyorlar arkadaşlar. Bu konuda gerekenin yapılması lazım.
Yine bir başka şikayet; biz yıllarca gittik orada açıklama da yaptık. Kocaeli Çayırova Devlet Hastanesi’nin yapımı tam bir yılan hikayesine dönmüştü. Büyük bir beceriksizlik. 8-9 yılda hastane yapılamamıştı, alan müteahhit kaçmıştı. En sonunda artık geçtiğimiz ay bir müteahhite verdiler. Fakat bize ulaşan işçiler, inşaatta çok önemli usul eksiklikleri olduğunu ve vicdansızlıklar olduğunu söyledi. Şimdi bu kabul edilecek bir durum değil arkadaşlar. Hani yıllarca Çayırova halkını mahvettiniz. Ardından da inşaat başlıyor. Allah bilir ne oluyor? Kim ne kaçırıyor? Teknik insanlar burada çok büyük bir sıkıntı olduğunu söylüyorlar. Biz yetkilileri göreve davet ediyoruz. Yarın öbür gün hastane yapıldıktan sonra “bu bina çürüktür.” deyip de milletin bir ton parasını çöpe atmasınlar kardeşim. Bu ne haldir ya?
Halil Sarıbey, Manisa E Tipi Açık Cezaevi’nde mahkum. “Üniversiteye başladı ve her gün öğrenim için okula gidiyor. Ancak cezaevi yönetimi tarafından psikolojik baskıya maruz bırakılıyor. Her iki haftada bir koğuşları değiştiriyor. Şimdiki koğuşları 100 kişi,18 öğrenci var. Koğuşun suyu akmıyor. Sabahları yüzlerini bile yıkayamadan çıkıyorlar. Burası nasıl denetlenecek.” diyor. Manisa Açık Cezaevi, Adalet Bakanlığı yetkilileri. Not alın. Ya bakın; “Mahkumlara ya okula gideceksiniz ya da yemek yiyeceksiniz.” diyerek okul dönüşü yemek verilmiyor. Tuvalete sabunları kendi paralarıyla alıp koyuyorlar. Devletin cezaevindeki durum bu arkadaşlar. Mahkumlar sabun koyuyormuş. Sabun yok.
Yataklı hastaların hastanede ve evde bakım ücreti çok fazla. En azından yarısını Sağlık Bakanlığı’nın, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın ya da Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından karşılanmasını talep ediyoruz demişler.
Bir başka Sağlık Bakanlığı başvurusu var. Akça ağaç, şurubu genetik hastalığı varmış bir vatandaşın çocuğunda. Ömer Mirza Karataş, 2025 Temmuz doğumlu. Daha bakın 4 aylık bir çocuk. Diğer kardeşi de vefat etmiş. Amino asit kan değerleri yükseliyor. Anında ölçüp gereken yapılmazsa önemli beyin hasarı oluyor. Gaziantep Şehir Hastanesi’nde ise bu konuda bir yetersizlik varmış. Araştırma hastanesi bu konuyu yapıyormuş. Gaziantep Şehir Hastanesi’nde amino asit kan değerlerini ölçecek cihaz temin edilsin.” diyor. Madem şehir hastanesi diyorsunuz, kardeşim burada ayrıntılı olarak gerekeni yapın. Şehir hastanesindeki doktor iyiymiş ama cihaz yok. 2022 yılında da çocuğunu kaybetmiş bu hastalıktan çünkü çok geç kalınmış. Lösin değeri 4800 çıkmış. Ölümcül değer. Bu çocuğu da mı kaybetsin? Sağlık Bakanlığı’na buradan sesleniyoruz. 4-5 gün sonra çıkıyormuş. “4 aylık bebeğim için içim yanıyor. Doktor da çırpınıyor.” diyor ama olan bu.
TCK 158 kapsamında bize başvuran çok kişi var arkadaşlar. Bakın birçok kişi, kandırılmış gençler, hesap numaralarını vermişler. Tabii onların yaptığı doğru değil, büyük bir yanlış yapmışlar. Belki karşılığında para aldılar ama bir kere, gencecik yaşlarında büyük bir hata yapmışlar. Bunun bir şekilde giderilmesi gerekiyor. Bir çözüm bulunması lazım. Binlerce böyle insan var. Bu insanlar; “Biz hayata girelim, hayat bizi kazansın, toplum bizi kazansın, bu sıkıntılar bitsin.” diyerek büyük bir uğraş veriyorlar fakat şu anda durum iyi değil arkadaşlar. Maalesef çoğu cezaevinde çoluk çocuk sahibiyken cezaevine giriyor. Aileler çocuklar perişan oluyor. Gerçekten çok zor. Mesela Hakan Akdeniz isimli kişi demiş ki: “Jandarma uzman çavuşluğa hak kazanmıştım başıma bunlar geldi. Şimdi perişan durumdayız ve insanların mağduriyetini gidereyim.” diyor. Birçok böyle bakın başvurular var. İlyas Ataş da mağdur platformları başkanı; “Birçok yerde açıklama yaptım. Kırk bin imza topladık. Daha ne yapalım? Tek istediğimiz mağdurun zararını giderip hayatımıza devam etmek. İş bile vermiyorlar. Perişan durumdayız.” diyor. Bir şekilde bu gençlere el atılması lazım sevgili arkadaşlar.
Aysun Öztürk; “Komşuma güvene dayalı parayo çekip verdiğim için para başıma bela oldu.” diyor ve Bu kişi de mağdur olmuş. “Kimseyi dolandırmadım.” diyor. Böyle başvurular da geliyor.
Ramazan Bacak Afyon 1 No’lu T Tipi Cezaevi’nde eski asker sözleşmeli erbaş. Sakarya Taşkısığı Kışlası’nda sözleşmeli erbaşmış ve 26 aydır suçsuz yere cezaevinde. Açık görüşe gidiyormuş eşi. Çocuk 6 yaşında babasıyla oyun oynuyormuş ve gece uykularında “son 5 dakika” sözünü söylüyormuş. Açık görüşte memurlar; “Son 5 dakika hadi toparlanın.” der ufacık çocuğun zihninde o “son 5 dakika” cümlesi yankılanıyormuş. “Biz neye uğradığımızı şaşırdık. Darbe yapmadığımız halde vatan haini ilan edildik. Neye uğradığımızı şaşırdık.” diyor.
Bakın şu amca şu anda cezaevinde arkadaşlar. Abdullah Tırpan. Ağır bir hasta şeker hastası bakın ayaklarında yaralar çıkıyor ve iyileşmiyor akciğer enfeksiyonları geçiriyor perişan durumda 72 yaşında bir amca ve bu adamcağız bakın raporları da var ancak cezaevinde Tekirdağ 2 No’lu T Tipi Cezaevi’nde Tekirdağ’da köfte sucuk imalatı yapan bir esnaf. Ne yapmış ? İnsan mı öldürmüş? Bir yeri ateşe mi vermiş? Hiçbir şey yapmamış. İnsanlara iyilik yapmış. En sonunda “Yok efendim Bankasya’da hesabın vardı. Şu derneğe üye idin.” diye. Bu yaşta adamcağızı tutuklayıp atmışlar zindanın dibine. Koğuşta fenalaşıp duruyormuş. Tutuklandığından beri 40 kez hastaneye gitmiş. Allah’tan korkun. Bakın adam hasta ve kendini kaybederek, titreyerek, bilincini kaybederek hastanelere gidiyor. Koğuşta tuvalet ihtiyacını bile göremiyor. Sağlığı çok kötü ve yarın öbür gün cezaevinde ölürse bunun suçlusu kimi arkadaşlar? “Babamızın orada ölmesinden çok korkuyoruz. Son aylarda kaç kişi ihlaller yüzünden vefat etti. Aynı akıbeti yaşamak istemiyoruz.” diyorlar.
Metin Yağmur; “2018 yılında benimle alakası olmayan uyuşturucu suçundan 10 yıl ceza aldım. 2028 yılının 6. ayında infazım bitiyor. 2021 yılında COVID sürecinde dışarı çıktım. Sonrasında denetim imzada vermedi. Ben de kamyon şoförlüğü yapıyordum. Ehliyet yenileme kuralı geldi ve yenileyemiyorum. “2028’in 6. ayına kadar araç kullanamazsın.” deyip ehliyetimi yenilemeyip el koyuyorlar. Biz bu süreçte işsiz kalıyoruz ve mağdur oluyoruz. Anayasaya aykırı bu durum için yardım talep ediyoruz.” diyor. İlgililere bunu da iletmiş olalım arkadaşlar.
Ayrıca Engelli Bireylerin Sorunlarını Araştırma Komisyonu’nda gündeme getirmemiz gereken bir durum var. “Ben Devrim Hazar, ortopedik engelli bireyim. Erzurum’da ehliyet almak için iki kez başvurdum. İkisinde de dalga geçer gibi hiçbir test yapmadan reddettiler. Neden? Manuel aracı bile ekipman olmadan rahatlıkla kullanıyorum aslında. Bu konuyu komisyona iletir misiniz? Yönetmeliğin değişmesi gerekiyor. 2006’da yapılan değişiklikle sürücü kodları değişmiş. Test yapılmadan sürücü olamaz raporu veriliyor. 26 yıllık ehliyeti iptal olanlar var. Doktorun kullanamaz denilmesiyle ehliyetler iptal ediliyor. Engelli sürücü yönetmeliğinin değişmesi gerekiyor. Trafik güvenliği maddesi nedeniyle reddediliyor taleplerimiz.” diyor.
Sayın Nacho Sanchez Amor, Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü. Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Sayın Nacho Sanchez Amor Avrupa Komisyonu 2025 Türkiye raporuna ilişkin değerlendirmelerde bulunmuş ve “Türkiye’deki tablo demokrasi standartları açısından daha da kötüleşti.” demiş. Haksız mı? Haklı. “Türkiye’de ciddi bir demokratik gerileme var. İşbirliği yapabileceğimiz alanlar var ama üyelik süreci tamamen donmuş durumda.” diyor. “Donmuş artık.” diyor. İyice Türkiye’den umudu kesmiş durumdalar. “Anayasa Mahkemesi’nin otoritesi kalmadı çünkü devlet hakimleri ve savcıları disipline etmiyor.” diyor. Yerel mahkeme bakıyorsunuz Anayasa Mahkemesi’nin kararını iplemiyor arkadaşlar. Hatta Anayasa Mahkemesi bile Meclis’in kararlarına müdahale edemiyor. Hal bu. İyice iktidarın emrine getirilmiş durumda tüm yargı. En son direnen Anayasa Mahkemesi vardı. O da şu anda artık aldığı son kararlarla çok kötü bir izlenim veriyor. Can Atalay kararı olsun, Kahraman kararı olsun. Hepsinde bu rezaletler yaşanıyor arkadaşlar. “Avrupa’da Türkiye’de demokrasinin durumu konusunda herkes hemfikir çok kötü olduğunu düşünüyorlar.” diyor. “Avrupa Birliği’ne mi yaklaşmak istiyorsun yoksa güvenlik devleti mi olmak istiyorsunuz?” diyor. “Süslü laflar etmeyin, palavra atmayın.” demek istiyor Sayın Amor. “Bu koşullarda katılım müzakerelerini yeniden başlatmak mümkün değil.” diyor Sayın Amor. Ya çok net bir şey söylüyor. Sayın Amor’un bu kadar net ağır eleştirili konuştuğunu görmemiştim. Hep bir ihtiyat payı bırakırdı Sayın Amor ama bu sefer çok net konuşmuş. Bakın; “Anayasa Mahkemesi kararlarına bile uymayan bir sisteme hukukun üstünlüğü sistemi diyebilir misiniz?” demiş. “Güvenlik meseleleriyle üyelik süreci birbirine karıştırılmamalıdır.” demiş. Dinleyen kim?
Bunun üstüne bakıyorsunuz. Bırakın insanları hayvanlardan bile intikam alıyorlar. Ankara Valiliği ne yapmış? Öerhametli insanlar böyle gidip hayvanlara mama verir ya o da yasaklanmış. Şu hale bakın. Ya arkadaş sen işini yap. Hayvanları kısırlaştır. Hayvanları besleyen insanları niye cezalandırıyorsun? Sokakta yaşayan köpeklerin beslenmesini yasaklamış Ankara Valiliği, İl Hayvanları Koruma Kurulu. Ya hayvanları koruma kurulu musun? Hayvanları aç bırakma kurulu musun? Allah aşkına nedir bu iş ? Hayvanı öldürecek misin kardeşim? Ne yapacaksın ? Biz sana diyoruz; tamam çok üremesin, kısırlaştır diyoruz ama ne var hayvan yaşıyor ne yapalım öldürelim mi bu hayvanı? Aç susuz bir deri bir kemik mi kalsın? Bir vicdanlı merhametli insan gidiyor, bir yemek veriyor. “Yok efendim! Yasak!” Para cezası veriyor. Para cezası da veriyormuş. İyilik yap, para cezası öde arkadaşlar. Memleketin hali bu. Hakikaten ilginç bir durum. Ne diyeceğini insan hakikaten şaşırıyor arkadaşlar.
Cezaevlerinden çok başvuru alıyoruz. Mektuplar geliyor bize. Hızlıca okuyalım. Ünsal Canboğa¸ Antalya S Tipi Kapalı Cezaevi; “O kadar uğraş verdim, Bolu’dan beni Ankara’ya sevk edin çok zor durumdayım diye, Antalya’ya sevk ettiler. Çok zor durumdayım ve Ankara’ya sevk olmak istiyorum.”diyor. Bunu duyun. Adamı zaten adil olmayan yargılamalarla zindana atmışsın bari bir isteğini yap da yakınının olduğu Ankara’ya sevk et. Ne var bunda?
Ercan Kartal, Tekirdağ 1 No’lu F Tipi Hapishanesi’nden yazmış; “ İnsan hakları savunucuları’, demokratlar, halkın yanında ve halktan yana olduğunu söyleyenler, halkın çocukları; devrimci tutsakların ölüm kuyularında sakat kalmalarına, ölmelerine seyirci kalmamalıdır. Sol sosyalist, demokrat her ne sıfat taşıyorlarsa taşısınlar bu sıfatların gereğini yerine getirmeli, ölümlere izin vermemelidir. Serkan Onur Yılmaz ölüm orucunda” demiş. Bu mektuplar uzun. Ben size çok kısaca özetliyorum arkadaşlar. Türkiye’deki insan hakları ihlallerini ve insan hakları ihlal tarihini cezaevlerinden gelen mektuplarla öğreniyoruz. O yüzden size bunların özetlerini okumak zorundayım.
Barbaros Kalyoncu, Bandırma T Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “ TCK 158 mağduruyum. Ağır cezalar aldık. Ailelerimiz dağıldı, eşler ayrıldı, çocuklar babasız kaldı, babaların kalbi dayanamadı. Uzlaştırma yasası 10. yargı paketinde var sandık, kandırıldık. Yasa niye verilmiyor. Uzlaştırma yapılsın, iş çözülür. Herkes perişan. Mektubu ben yazıyorum ama 27 koğuş arkadaşımın gözleri parlıyor yazdığım için… Bizleri dile getirin sürekli… Bize abilik yapın…” diyor. Barbaros valla biz elimizden geleni yapıyoruz arkadaşlar.
Kırıkkale F Tipi Hapishanesi’nden Ayberk Demirdöğen; “Aylardır çeşitli kişi, kurum, kuruluşlara, aydınlara gönderdiğim mektuplar engellendi. Açlık grevindeyim ve sesimi duyurmamı bile engelliyorlar. Sesimi duyun. Kuyu tipi cezaevlerine hayır! Yalnızlık, sessizlik ve insansızlığı bize buralarda dayatıyorlar…“diyor.
Süleyman Kastarlı, İsviçre, Bern’den bize yazmış; “Gizli Gizli tanıkların beyanıyla (bunların gerçek olmadığını biliyorum) hakkımda ağırlaştırılmış müebbet verildi. Dört çocuğumu bırakarak yurtdışına çıkmak zorunda kaldım. Bu nasıl zulümdür anlamak mümkün değil. Sesimi Meclis’te duyurun. Çocuklarım beni çok özlemiş… Haksız, hukuksuz, Kürt olduğum için zalimce cezalandırılıyorum. Günahsız çocuklarımın hakkı için bana yardımcı olun.” diyor.
Bakın arkadaşlar size skandal bir şey göstereceğim. Şu hale bakın ya. Gerçekten anlamak mümkün değil. Şu araca bakın. İçinde mahpus kalıyordu, naklediliyordu. Bir hata sonucu, ihmal sonucu araç yandı arkadaşlar. Kül oldu, mahpuslar öldü. Peki sonra ne oldu? 5 mahpus yanarak ölmüştü. Nakil aracı davası on dört yıl sonra cezasızlıkla sonuçlandı. Hiç kimsenin kusuru yokmuş. 5 kişi ölmüş, araç küle dönmüş. Hiç kimsenin kusuru yokmuş arkadaşlar. Memleketin şu haline bakın ya. 2011 yılından hatırlıyorum bu vakayı. Sürücü beraat etmiş. Komutan için usulden bozma kararı verilmiş. Hiçbir suçlu yok maşallah. Gerçekten anlamak mümkün değil.
Yine bakın. Ya boşuna mı Sayın Nacho Sanchez Amor feryat ediyor? Aralarında ünlü gazetecilerin bulunduğu Ruşen Çakır ve diğer gazeteciler böyle apar topar sabah evlerinden gözaltına alınıyor. Neymiş? “Böyle gazeteciler fazla konuşmasın. Haddinizi bilin kardeşim sınırınızı bilin. Size bir ayar çekiyoruz.” diyorlar. Kabul etmiyoruz. Demokrasilerde ifade özgürlüğünün en net yansıması. Medya özgürlüğündedir. Gazetecilerin özgürlüğündedir çünkü gazeteci iktidar sahiplerinin hoşuna gitmeyen şeyleri en yüksek sesle söyleyen insandır. En etkili şekilde söyleyen insanlardan birisidir ve o yüzden iktidarlar gazetecileri sevmez. Tokatlayıp durur ama sıra işte bakıyorsunuz böyle yılların ünlü gazetecilerine de geldi tüm bu gazetecilere yapılanları kınıyorum doğru değil kim olursa olsun siyasi görüşüme uysun uymasın tüm bu gazeteciler resimde gördüğünüz insanlar gazetecilik yapmaya çalışıyorsa kendilerine göre birtakım olayları düşünce sınırları içinde yorumluyorsa onlara yapılan bu tacizler, bu iktidar tacizleri doğru değildir.
Engelliler ile ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Şırnak’tan, Cizre’den engelli kardeşlerimiz geliyor. Engelli Bireylerin Sorunlarını Araştırma Komisyonu’nda yoğun bir şekilde varız.
Tüm bu gailenin arasında Sayın Selahattin Demirtaş’ı bekliyoruz. Kardeşim, ne zaman çıkaracaksınız? El insaf diyoruz. Kaçıncı ihlal kararı artık yerel mahkemenin gerekeni söylemesi lazım ve Sayın Demirtaş’ın çıkması lazım ancak hala Sayın Demirtaş cezaevinde tutulmaya devam ediliyor.
Faruk Bostan, felaketler hakkında eleştiri yapınca gazeteciler içeri atılıyor. 2 hafta önce Gebze metrosunun altından geçtiği bina çöktü. 4 kişi öldü. Faruk Bostan bunun için belediye yetkililerini eleştirdi. Ya kimseye hakaret de etmedi Allah için ve adamı apar topar sabah evinden alıp götürdüler. Kaç gün gözaltında tutuldu. Yuh ya! El insaf ya! Bu ne ya? Büyükşehir yetkilileri, Ulaştırma Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı hata yapıyor. Eleştirdiğinde seni gözaltına alıyorlar. Şu rezalete bak. Kendisi istifa edeceğine eleştireni taciz ediyor, gözaltına alıyor. Faruk Bostan’a geçmiş olsun diyorum.
İstanbul’da Anti Siyonist Kongre toplandı arkadaşlar. Çok önemli. Ben de katıldım. Siyonist Kongre toplandığı zaman dünyaya kötülükler düşünmüştü fakat Anti Siyonist Kongre bu kötülüklere karşı bir kalkan vazifesi görecek ve iyilikleri yaymak için uğraşacak. Allah kolaylık versin onlara diyorum.
İki tebriğimiz var. Birisi Amedspor’a. Son haftada 2-1 yendi. Gayet iyi gidiyor. Öbürü de Kocaelispor’a. İki takımın galibiyetlerini hep tebrik ediyorum. Birisi vekili olduğum il, birisi de sevdiğim bir takım, Amed’in takımı Amedspor. İkisini de tebrik ediyoruz. İkisi de gayet başarılı sonuçlar alıyor. Yolları açık olsun diyoruz.























Yorumlar