12 Şubat 2025

Ömer Faruk Gergerlioğlu: “İşkencede zamanaşımı yoktur. İşkence insanlığa karşı suçtur. İşkenceye yarın siz de uğrayabilirsiniz. O yüzden bir başkasına yapılan işkenceye duyarlı olun lütfen. İnsan hakları açısından işkence en ağır suçtur. Neden bunları söylüyorum? 2 yıl önceydi, deprem sonrası 11 Şubat 2023 Hatay. 2 kişi darp edilerek gözaltına alınmıştı Sabri Güreşçi ve Ahmet Güreşçi. Sabri Güreşçi bir yeri yağma ettiği iddiasıyla gözaltına alınırken kardeşi Ahmet Güreşçi olayla iddiayla hiç alakası olmayan bu kişi “Neden darp ediyorsunuz? Neden götürüyorsunuz onu?” derken “Hadi sen de gel bakalım.” denilerek götürülmüştü ve bu iki genç insan dipdiri, canlı, sağlıklı girdikleri karakoldan çıkarken Ahmet Güreşçi sedyede çıkıyordu ve cansızdı, ölmüştü.

Düşünün, dipdiri canlı giriyorsunuz bir karakola ve cenazeniz çıkıyor. Biz bu konuyu o zaman gündem ettik ve gözaltında bir işkence ile ölüm ihtimali olduğunu ve konunun ayrıntılı bir şekilde araştırılması gerektiğini söyledik fakat o sırada öylesine bir saldırıya uğradık ki troller, İçişleri Bakanlığı’na ait sanırım troller o dönemler Süleyman Soylu görevdeydi. Her türlü hakaretler havada uçuştu. “Vay sen nasıl böyle bir kişiyi savunursun?” ya kardeşim, adam dipdiri karakola girmiş, daha suçu ile ilgili kesin bir durum yok. Hatta suç iddia edilen kişi diğer kardeşi, kendisi değil. “Sen de gel” denilerek gözaltına alınmış, 3-4 saat sonra cenazesi çıkıyor. Bunu soruyoruz, bir sürü linç, hakaret, küfür yiyoruz. Neden? İçişleri Bakanlığı’na ait bir karakolda meydana gelen ölümün üstünü örtmek için. Yazıklar olsun! Yazıklar olsun! Yazıklar olsun!

İçişleri Bakanlığı’na ve Adalet Bakanlığı’na defalarca soru önergesiyle sorduk. Nedir bu ölüm diye? Bir hesap verin dedik. Bir insanın ölümü mevzubahistir. Bir hesap verin, bir açıklama yapın dedik. Ses yok. Soru önergelerimize 2 yıl sonra cevap geldi. “Ya işte soruşturma yürümektedir efendim bakıyoruz ediyoruz.” 2 yıl ya ne soruşturması ya! Karakol ise güvenlik bölgesi ise kameralar vardır bakarsın 2 dakikada mesele çıkar ortaya 2 sene bir şeyi ne bekletiyorsun Sayın İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya sana sorarım Hatay Valisi neyi beklettin 2 sene olayın unutulmasını üstünün kapatılmasını sümen altı edilmesini mi bekledin? İnsan hakları savunucuları işkenceyi sonuna kadar kovalar. Bunu çok iyi bilin. Ben Ahmet Güreşçi’yi tanımam. Ahmet Güreşçi kimdir nedir bilmem. Ahmet Güreşçi sıradan halktan birisidir. Adli bir mesele yüzünden gözaltına alınmıştır ama o bir insandır. İşte insan hakları savunucuları bunu söyler her zaman. O bir insandır. Dinine, ırkına, rengine, diline, siyasi görüşüne, mezhebi görüşüne bakılmaksızın bir insanın haklarını savunuruz biz. İnsan hakları savunucusuyum ve bu temelde siyaset yürütüyorum.

Benim için çok önemliydi. Ahmet Güreşçi’nin durumunu iki yıldır defalarca gündeme getirdim. İçişleri Bakanları’nın yüzüne sordum. Bana hep geçiştirici cevaplar verdiler. Sonunda ne oldu biliyor musunuz? Baskılarımız sonuç verdi ve en sonunda depremin 2. yılında ölümün 2. yıl dönümünde 11 Şubat’ı birkaç gün geçen günlerde Ahmet Güreşçi’ye yapılan işkenceler nedeniyle jandarma karakol görevleri hakkında Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı dava açtı, dava açıldı ve biz bu davayı takip edeceğiz. Sonuna kadar takip edeceğiz çünkü insan hakları savunucuları için işkence meselesi çok önemlidir. Sonuna kadar takip ederiz. Yıllardır bu ülkede işkence vakaları sümen altı edildi. Faili meçhul cinayetler sümen altı edildi. İşkence, kötü muamele, zorla kaybedilme, kaçırılma vakaları sümen altı edildi. Boşuna mı Cumartesi Anneleri 30 yıldır bu ülkede cenazelerimiz nerede diye soruyor! Failini nedenini sormayı bırakın bu insanlar “Cenazemiz nerede?” diye soruyor. Cenazeleri yok bu insanların. Mezarları yok bu insanların. 30 yıldır soruyorlar. Çok önemlidir. Tabii ki siz de bir yakınınızı kaybetseniz, kaybedilse, işkenceyle öldürülse, cesedi yok edilse sormaz mısınız arkadaşlar? Sormaz mısınız? Size sorarım. Tabii ki sorarsınız. İnsan olan, annesinin, babasının, çocuğunun, kardeşinin akıbetini tabii ki sorar insan olan. İşte biz de, yakınımız bile olmasa, Ahmet Güreşçi’nin akıbetini sorduk ve en sonunda, bir adım atıldı. Şu işe bakın ya. Adam karakola dipdiri giriyor, cenazesi çıkıyor, memleketin haline bakın, baskılar sonrası 2 yıl sonra ancak dava açılıyor. 2 yıl ya 2 yıl! 2 dakikada açılması gerekiyordu. Sayın Nacho Sanchez Amor’a da bu vakayı yazdık. Böyle bir rezalet olur mu ya? Düşünün yani. İnsan hakları savunucuları bu konuda baskı yapmasa “Ya kimsesi yoktur zaten üstünü kapatalım gitsin. Birilerini koruyalım gitsin.” Diyeceklerdi ama ne oldu? Baskılar sonuç verdi ve dava açılmak zorunda kaldı. İşte bu ülkenin hali budur arkadaşlar.

Adil olmayan yargılamalar, zorbalıklar devam ediyor. Van Büyükşehir Belediyesi’nde neler oluyor? Sayın Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Abdullah Zeydan hakkında bir basın açıklamasına katıldığı için 3 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Kendisine zaten seçim sonrası da engelleme yapılmıştı. Başkanlığı gasp edilmeye çalışılmıştı. Halkın direnişi ile geri almıştı. Şimdi uyduruktan bir ceza verilerek belediye başkanlığı gasp edilmeye çalışılıyor. Kabul etmiyoruz. Çok açık, hukuksuz, siyasi bir karardır. Bakın Sayın Zeydan ne diyor? “Askerlerin ifadeleri ve bilirkişi raporu lehimize olduğu halde karar siyasi talimatla verilmiştir.” memlekette lehe ifadeyi dinleyen, bilirkişiyi dinleyen hakim mi var? Hakimler yukarıyı dinliyor, yukarıyı, yukarıdan gelen söze bakıyor. Hukuka, vicdana bakan mı var arkadaşlar? Sayın Zeydan diyor ki: “Bu karar 1.200.000 Vanlı’nın iradesine çökme girişimidir. Bunu da herkes buradan çok iyi bilsin. Halkın iradesini sonuna kadar koruyacağız. Bizim başımıza gelen hukuksuzluklar yarın sizin başınıza da gelecektir. Onun için herkese halkın iradesine sahiplenmeyi, hukuksuzluğun karşısında olmaya çağırıyoruz. Van halkına da sesleniyoruz. Onurumuzu, irademizi, haysiyetimizi koruyalım. Bu gaspçılara fırsat vermeyelim.” evet bu dedikleri doğru Sayın Eş Başkan’ın yanındayız. Sayın Belediye Eş Başkanları’nın yanındayız. Halkın iradesinin yanındayız. Bu gaspa, bu yağmaya talana karşıyız değerli arkadaşlar.

Hemen Van’da gösterilere 15 gün yasak. Zorla gasp ediyorsun, hukuksuz cezalar veriyorsun, zorla gasp yapıyorsun. Ardından kimsenin çıtı çıkmasın. Şu hale bakın. Bu kabul edilecek durum mu arkadaşlar?

Az evvel bahsettik. Polis şiddeti, jandarma kötü muamelesi her yerde, çok cüretkar bir şekilde. Neden bu oluyor? Çünkü artık hukuk devleti olmaktan çıktık, polis devletini de aştık, başka şeyler olduk. İsteyen istediğini yapıyor. Daha sonra üstünü kapattırıveriyor. Bir karakola girmeye gör! Yemediğin hakaret, sopa, dayak, darp kalmıyor. Sonra takipsizlik veriyor savcılık. Şu hale bakın. Vatandaşta bir hukuk güvenliği kalmamış. Sana yönelik bir zarar geldiğinde hesap sorabileceğin bir yer kalmamış. Hesap sorabileceğin bir mekanizma kalmamış. Bakın size bir başka olay okuyorum. Açığa alınan bir doktor Barış Kaya ve Seda Kaya bir konu için Haseki Eğitim Araştırma Hastanesi önünde haksızlıklara karşı bildiri dağıtmışlar. Sultangazi TEM Şube ekiplerinden olduğunu söyleyen yaklaşık 10 polis gelmiş ve agresif davranmışlar. Kimlik istemişler, kimliklerini çıkarmasına bile fırsat vermeden darp edilerek gözaltına alınmışlar. “Mami” dedikleri 1.80 boylarında 90 kilo civarında siyah saçlı beyaz sweatshirt giyen erkek polis, Seda Kaya’nın yanına gelip ondan kimlik istemiş. Bu arada kimliğini de almasına rağmen onu sürüklemeye devam etmiş. Hastaneye götürülmüş ve Seda Kaya’nın yüzünde derin bir çizik olduğu görülmüş. Bu güvenlik kameralarına da yansımış bu yapılanlar ama şu ana kadar araştıran yok. Kelepçeleri açılmadığı için muayene olmak istememişler. Ters kelepçeyle ve yumruk vurularak geri araca götürülmüş ve araçta iki kadın polis tarafından nefessiz kalana kadar onlar darp edip boğmaya çalışmışlar. Biri mavi gözlü 1.60 boylarında 30 yaşlarında sarı saçlı siyah pantolon üstünde beyaz kazak giyen kadın polis. Diğeri de 25 yaşlarında esmer kıvırcık saçlı gözlerinde kayma olan çevik polis. “Bu iki polis yolda dakikalarca kızımın üzerinden kalkmamış ve onu nefessiz bırakmışlar.” diyor babası. “Kızıma yapılan bu nefessiz bırakma işlemi Barış Kaya’ya daha ağır bir şekilde yapılmış ve Sultangazi Güvenlik Büro’ya getirilmişlerdir. Orada da 3. kata çıkarılmış ve “3. kattır burası” falan denilmiş. Belli ki orada kötü muameleler yapılıyor. “Sen de 3. kata geldin, 3. katta onu da çekeriz.” gibi cümleler kurmuşlar. Orada arama bahanesiyle mavi gözlü polis kızımın göğüslerine ve kasıklarına rahatsız edici bir şekilde dokunmak suretiyle onu taciz etmiştir. Arama yapmamış, taciz etmiştir ve ardından gülmüştür. Sonra koridora çıkarılmış ve yüzüstü koridorda yatırılmış. Gelen geçen polisler onların üstüne basmış, tekmelemişler, üstünde zıplamışlar. Bütün ağırlığıyla bir anda kızın üstüne oturmuşlar, bacaklarına tekme atmışlar ve işkencenin devamında 1.5 saat boyunca üstünde oturduktan sonra ikisi de bu muameleyi görüyor, Seda Kaya ve Barış Kaya. Kafalarını duvara doğru döndürüp, kafayı yere bastırmışlar. Bu arada darp, hakaret, küfür hepsi var. Ardından son ses müzikler açıp “Seni de sarı torbaya koyacağız.” şeklinde cümleler söylemişler. “Mami” dedikleri iri yarı polis kendilerine cinsel içerikli söylemler ve sözlü tacizlerde bulunmuşlar. 1.85 boylarında Hakan isimli polis fiziki işkence yapmış, sivil tişört giyen polis ve Barış Kaya’nın kulak zarı patlamış. Bakın bunlar bir karakolda oldu.

Az evvel size bir karakolda işkence sonucu ölen Ahmet Güreşçi’yi anlatmıştım. İki sene sonra Türkiye aynı halde. Şu hale bakın, adamın kulak zarını patlatana kadar dövüyorlar, nefessiz kalana kadar üstünde oturuyorlar insanların. Ahmet Güreşçi için 2 yıl bekleyip üstünü kapatmaya çalışanlar, aynı şeyleri bir başkasına yapıyor. Ya bu ülke ne zaman adam olacak arkadaşlar? Ne zaman bu ülkenin 85 milyon insanı, insan muamelesi görecek ya? Bir şekilde karakola düşmeyi verin. Neler göreceğiniz belli değil ya. Şu hale bakın. Ağza alınmayacak küfürler. “Bir daha gelirseniz görürsünüz.” lafları. “Çağlayan Adliyesi’nin kamerasında bütün bunlar vardır. Sol elimin serçe parmak kemiğinde kırık tespit edildi.” diyor. Bakın vücutların birçok yerinde morluk, sol serçe parmağında kırık, tomografiler filmler çekiliyor, işkence ile ilgili suç duyurusunda bulunmuşlar, gelip ifade vermişler ve daha sonra “Sizi bir daha davet ederiz.” denilmiş. Herhalde iki yıl sonra davet ederler. Bu iki yıl meselesine taktım yani arkadaşlar kusura bakmayın. Adam ölüyor, iki yıl sonra dava açılıyor. Memleketin hali bu. “Sen git, biz seni çağırırız. 2 yıl sonra çağırırız.” ülkenin hali bu. Ne olur? İki sene sonra da takipsizlik verilir. Hiçbir şey yoktur, üstü kapatılır. İl sınırlarını terk etmeme adli kontrol ile tahliye edilmiş sonra. Kelepçede ihlal varsa tekrar tutuklayabilirler.” diyor böyle ağır bir işkence serencamı anlattık size.

Başka bir vaka, bakın cezaevlerinde ağır hasta mahpuslar yatıyor bu ülkede. Ahmet Yiğit, Diyarbakır Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu, yaşlı, kronik hastalıkları var. Sağlık raporu burada. Kalp yetmezliği, yüksek tansiyon, şeker, böbrek yetmezliği. 10 gün arayla hastaneye sevki yapılmış. Hastaneye gidip geliyor. 80 yaşında hasta bir kişi. Adli tıp kurumuna sevk edilmeli ve infaz erteleme alması gerekiyor. Bir an evvel bu işlemleri yapılmalı yoksa eziyet çekiyor bu insan içeride. Eesmen eziyet çekiyor. Onu da söylemiş olalım.

Bir başka işkence vakası daha. Bakın bitmiyor. Hataylı depremzede Tahsin Nihadioğlu. Bu kişi de aramızda yok şu anda. Hayatını kaybetmiş durumda. Bu kişi deprem sonrası Hatay Büyükşehir Belediyesi, Hatay İmar’da taşeron firmada temizlikçi olarak çalışıyormuş. Deprem olmuş, evleri yıkılmış, perişan durumdalar. Yakının yanına Antalya’ya gitmiş, belediye başkanlığı “İlla gel buraya” demiş. O da el mecbur dönmüş. Ardından ağır hasarlı evine uğramış, ısınmak için battaniye almış. kendi evi. Gidiyor, bir tane battaniye alıyor, çıkıyor. “Vay efendim sen nasıl evden bir şey alırsın, şüphelisin.” denilmiş. Şüpheli olduğu gerekçesiyle durdurulmuş. Ani bir şekilde yere yatırılıp ters gelebçe yapılmış. Tekme, yumruk, tokat, cop ile ağır bir şekilde dövülmüş. Ardından Hatay’a geçici görevlendirme ile gelen 34 A 89161 plakalı resmi polis aracına teslim edilmiş. Aynı işkence resmi polis aracında da artarak devam etmiş. “Ben evime girdim, battaniye aldım. Nedir bu?” demesine fırsat kalmadan bir ton sopa atılmış. Arkadaşı Halil Yakut ile buluşacağını söylemiş, Sevgi Parkı’nda. Oraya götürmüşler. Halil Yakut’u da gözaltına almaya çalışırken orada Milletvekili Barış Atay gayret etmiş ve ikisini de gözaltından kurtarmış. Düşünün yani deprem olmuş. Depremzedelere dayak atılıyor. Depremzedelere yardım etmeye çalışanlara dayak atılıyor. Şu hale bakın. Bu yaşadıklarını, işkenceleri Artı TV’ye bir röportaj vermiş, orada anlatmış. İşkencecilerle ilgili suç duyurusunda bulunacağını belirtmiş ve izne çıkarılmış. Ardından Hatay Otogarı’na gitmiş. Tekirdağ Çorlu’ya gitmek üzere bir otobüse binmiş. Fakat o darp ve kötü muameleler nedeniyle yanlış otobüse binmiş. Yolda giderken yanlış otobüse bindin diye indirilmiş. Sen karşıya geç, bir başka otobüse bineceksin denilmiş. Adam o haliyle altı üstüne gelmiş bir şekilde inmiş otobüsten. Karşıya geçerken bir araç gelip ona çarpmış ve ölmüş. Koç Holding’e bağlı bir özel cip çarpmış ve bu konunun da üstü örtülmüş. Oradaki güvenlik kameraları, tespitleri yapılmamış. Koç Holding’e ait özel bir cip çarpmış, öldürmüş insanı ve bu konunun da üstü örtülmeye çalışılmış. Şoför hemen serbest bırakılmış. Bir sürü kamera olduğu halde bir işlem yapılmamış. Bütün suç Tahsin Nihadioğlu’nun üstüne yıkılmaya çalışılmış polis raporunda. Kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş ardından ve itiraz edilmiş Adli Tıp Kurumu bilirkişi raporu olması gerektiği söylenmiş. Koç Holding kendi lüks aracındaki kamera kaydını dahi yok etmiş olayın üstünü örtebilmek için ve Hatay Valiliği’ne daha önceki işkenceyle ilgili başvurular yapmışlar. 9 ay sonra işlemler başlatılmış. Az evvel 2 yıl sonra dava açılmıştı. Burada da 9 ay sonra işlem başlatılıyor ve Sevgi Parkı’ndaki görgü tanıklarının ifadeleri alınmamış. MOBESE görüntüleri incelenmemiş. “14 Şubat 2023 tarihindeki görüntülere ulaşılamamakta.” diyerek işkence ile ilgili görüntülerin de üstü kapatılmış. “MOBESE kayıtları geri getirilebilir durumdadır fakat üstünü örttüler.” diyorlar ve bu 34 A 89161 plaka sayılı aracın telsiz kodu hakkında bilgi yoktur. İşkenceye ait tüm görüntüler, kamera görüntüleri, araç bilgileri hepsi hakkında emniyet yetkilerinin bilgisi yokmuş. Kamera görüntüleri yokmuş ellerinde. Hepsi kaybolmuş. Aniden kaybolmuş arkadaşlar. Bir haber programında gazeteciUmut Taştan’ın olayı detaylı anlatırken “Tahsin Nihadioğlu’ndaki işkence izlerine ben de tanığım” demesi işkenceye kanıttır ve “Şikayetçilerin soyut beyanı ve bir mesaj içeriği dışında her türlü şüpheden uzak yeterli ve inandırıcı delil elde edilemediğinden cezai sorumluluklarinin olmadiği değerlendirilmiştir.” diyor, bütün bu işkence ile ilgili asker üniformalı kişilerin kim olduğu soruşturma dışı bırakılmış. Bugüne kadar açılmış tek bir dava yok, yargılanan tek bir kişi yok. Hatay Altınözü ilçe Jandarma Karakolunda işkenceyle katledilen Ahmet Güreşçi de çarpıcı bir örnek. Ulusal ve uluslararası kuruluşları Adalet mücadelemizde yanımızda olmaya davet ediyoruz diyorlar. Görüyorsunuz Hatay’dan iki vaka. Birisi karakolda işkenceyle öldürülen Ahmet Güreşçi, ikincisi uğradığı ağır işkenceler sonrası belki Allah bilir bütün ruh hali altüst olmuş bir kişinin trafik kazası sonucu ölümü. İki ölüm vakası var deprem sonrası Hatay’da.

Bir başka başvuru Urfa Viranşehir’de yaşayan bir kişi; “Elektrik faturaları ile ilgili şikayetim var. Faturalar her ay yavaş yavaş alıştırılacak şekilde yükseltiliyor. Bir çorba maliyeti bile 2000 liraya mal olmakta. Kimseye sesimizi duyuramıyoruz. Fatura artışlarından son derece rahatsızız.” diyor.

Bayram Özmiş isimli bir kişi hastanelerde sağlık hakkına ulaşamadığı, çocuğunun diş ağrısı için tedavi ettiremediği, çocuk doktoru olmadığı ve bu nedenle yaptığı söylemlerinin hakaret olarak algılanıp Fahrettin Koca’nın hakkında dava açtığı, Arnavutköy ilçe sağlıkta darp edildiği, Sultangazi Haseki Hastanesi’nde temizlik görevlisi tarafından kötü muameleye maruz kaldığını anlatıyor ve “Arnavutköy Yavuz Sultan Selim Karakolu’nda ifade vermem istendi.” diyor. “Bütün bu sağlık hakkı gaspları yememe rağmen ben yargılanıyorum.” diye bize başvurmuş. Biz de Sağlık Bakanlığı’na bu konuyu ileteceğiz.

Manisa T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu A-18 koğuşunda yatan mahkumlara aşırı şiddet darp ve sözlü hakaretler yapılıyor deniliyor. Bununla ilgili de bakanlığın bir açıklama yapması lazım. 2018’den bugüne dek bu cezaevinde işkence, darp şiddet, ırkçılık, sözlü hakaret gibi eylemleri toplumu iyice rahatsız etmektir.

Nesrin Çelik, abim Cengiz Sinan Halis Çelik’in Silivri Kapalı Cezaevi L Tipi B9 alt koğuşunda karşı karşıya olduğu ciddi sağlık sorunları, keyfi uygulamalar ve insan hakları ihlalleri hakkında size başvuruda bulunuyorum. 23 yaşında, 1997 yılında gözaltına alınmış, 54 gün boyunca ağır işkencelere maruz kalmış. Müebbet hapis cezasına çarptırılmış ve sağlık durumu daha kötüye gidiyor. Eplepsi, kanser hastalıkları var. Eplepsi, sürekli nöbet geçirme riski olan bir kişi. Kanser hastalığı var. Düzenli sevkler yapılmıyor. Psikolojik sağlığı bozuk. Keyfi hücre cezaları veriliyor bunun üstüne. 11 günlük bir hücre cezası verilmiş. Kötü hijyen altında, keyfi hücre cezaları sonlandırılsın. Tıbbi gözetim, nöbet riski nedeniyle yalnız bırakılmamalıdır, sürekli gözetim altında tutulmalı. Psikolojik baskı ve provokasyonlar sonlandırılmalı. Cezaevi koşulları iyileştirilmeli. Bağımsız incelemeler yapılmalı. Abimin yaşam hakkının korunması için acil adımlar atmanızı ve can güvenliği sağlanması için gerekli önlemleri almanızı önemli talep ediyorum.” diyor.

Mulla Zincir, Buca F Tipi Kırıklar Cezaevi’nde, açlık grevinde. O da benzer şikayetler nedeniyle, kötü muameleler, hakaretler, işkenceler nedeniyle açlık grevinde. Cezaevlerinde bu nedenle açlık grevinde olan çok kişi var.

Şerif Mesidoğlu, Sincan 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde. Onun şikayeti cezaevinden dolayı değil, adil bir şekilde yargılanmadığından dolayı fakat adil bir şekilde yargılanmayıp olmaması gereken ağır şartları olan cezaevlerine konulan mahpusların da bir kısmı açlık grevlerinde kötü muamele, işkence gören çok kişi var. Şimdi değerli arkadaşlar bu kadar kötü bir ortamın yanına kalacağını mı zannediyor iktidar? Avrupa Parlamentosu 2023-2024 Türkiye İnsan Hakları raporunu hazırlıyor. Bu ve benzeri meseleler bu raporlara girecek arkadaşlar. Bu ne haldir? Bu nasıl bir cesarettir? “Ben istediğimi yaparım. AB kriterleri de bana ne? Ben Ankara kriterleriyle devam ederim. Vururum, kırırım, darp ederim. Karakolda adamın canını okurum. Kimse bana hesap soramaz mı demek istiyor.” İçişleri Bakanlığı! Adalet Bakanlığı cezaevlerinde istediğimi yaparım, kimse bana hesap soramaz mı?” diyor. İşte hesap soracak olan mekanizmalar var. Türkiye raportörü Sayın Nacho Sanchez Amor raporunu hazırlıyor. Bakalım nasıl bir tablo çıkacak? Türkiye felaket bir halde arkadaşlar. Bizim sesimizi duymamakla, üç maymunu oynamakla bir yere gideceğinizi sanıyorsunuz, öyle mi? Karakollardan insan cenazeleri çıksın, insanların kolu bacağı kırılsın cezaevlerinden, gözaltı merkezlerinden çıkarken, geri gönderme merkezlerine insanları gönderip mağdur edin, yapmadığınızı bırakmayın, ondan sonra “Bu yanıma kalır canım, hiçbir şey olmaz.” deyin, öyle mi? Öyle değil işte. Biz insan hakları savunucuları ve tüm insan hakları mekanizmaları ve kurumları bunları takip ediyoruz.

Şimdi bakın şu genç kadının fotoğrafını gösteriyorum size. Genç bir kadın görüyorsunuz. İki çocuk annesi, eşi var. Gülten Nene adil olmayan yargılamalarla mahkum edildi. Şu anda cezaevinde yatıyor. Sağlık hakkına erişmekten neredeyse 1 senedir mahrum. Bu kadında meme kanseri var. Bir senedir tetkikleri bile bitmiş değil. Bir senedir tedaviye bile ulaşabilmiş değil ve durumu gittikçe kötüleşiyor. 1 sene ya, 1 sene. Sayın Bakan Yılmaz Tunç, senin idarende olan cezaevlerinde bunlar yaşanıyor. Hangi cezaevi? Tarsus Kadın Cezaevi. Bu nasıl bir rezalet? Bu nasıl bir sağlık rezaleti? İnanılmaz bir şey. Bir hekim olarak çıldırdım şu hali görünce. Bu kadın bana mektup yazmış. “10 aydır sağlığa erişemiyorum, bana yardımcı olun Ömer Bey.” demiş. Konuyu inceledim ve şok oldum çünkü daha evre 1 olan bir meme kanseri, tedavisizlikten, takipsizlikten Allah bilir evre 4 olmuş. Kadının yıllar boyu olabilecek yaşam hakkı gasp edilmiş. Gasp edilmiş ya, iki çocuk annesi bu kadın. Yaşam hakkı gasp ediliyor. Siz neredeyse 1 yıla yakın teşhiste büyük gecikmeler yaşatıyorsunuz. “Hastaneye beni götürün.” diyor, “araç yok” diyor. Hastaneye zor bela aylar sonra gidebiliyor. Hastane diyor ki: “Bir daha gel, bir tetkik daha yapacağız.” aylarca yine gidemiyor. Araç yok, hastane sevki olmuyor vb. 1 yıla yakındır daha size net teşhis konulamamış arkadaşlar yani. Ondan sonra diyorlar ki Türkiye neden eleştiriliyor? Ya Türkiye vatandaşına böyle zulmeden bir ülke ya! Böyle zulmeden bir ülke! Gülten Nene’nin şu çektikleri olacak iş mi? Bir hekim olarak saçımı başımı yolarım şu durumda ya! Bunun gibi birçok hasta mahpusun dramıyla uğraştık biz bu ülkede ya! Böyle bir rezalet olabilir mi ya? Şu hale bakın! 2 çocuk annesi bir kadına yapılan bu büyük bir zulümdür. Yaşam hakkı ve yaşam süresi gaspıdır bu, gasp gasp. Başka bir şey değil, sizin başınıza geldiğini düşünün. Ne derdiniz? Kabul eder miydiniz? Ey kadınlar, ey erkekler, ey babalar, ey anneler, kabul eder miydiniz bu durumu? Bir aileyi çökertmek için bunların yapıldığı apaçık ortada. Olacak iş mi bunlar? Bu kadar duyarsızlık, vicdansızlık nerede görülmüş? Sayın Bakan Yılma Tunç, bu ne hal der ya? Eleştirdiğimiz zaman niye eleştiriyorsun diyorsun? Ondan sonra işte bu vakalar dökülüyor. İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı, dün açıkladı Kamu Denetçiliği Kurumu Başkanı Mehmet Akarca. Vatandaşlar en çok hangi bakanlıktan şikayetçi olmuş bu ülkede geçen sene? Çok trajikomik, ironik. Güya herkese adalet dağıtacağını ilan eden bakanlıktan en fazla şikayet gitmiş Kamu Denetçiliği Kurumu’na. Adalet Bakanlığı. Ya ben bu Adalet Bakanlığı’na uzun süre zulümat bakanlığı dedim. Adalet değil, zulüm dağıtıyor mübarekler. Kamu Denetçiliği Kurumu Başkanı bile feryat ediyor diyor ki: “Ya nedir bu Adalet Bakanlığı’ndan çektiğimiz habire şikayet şikayet.” cezaevlerinin hali buysa 100 bine yakın fazlalık var 301 bin kapasiteli cezaevlerinde 392 bin kişi var. 91 bin fazlalık var arkadaşlar. 100 bine yakın fazla insan tutuyorsunuz yerlerde yatıyor insanlar tuvaletin önünde yatıyor hal bu.

Fırat Baltacı, Antalya Elmalı T Tipi Kapalı Cezaevi’nde C26 koğuşunda yatmakta. Sağ kolu kazayla kırılmış. Bakın. Sonra ne olmuş? 10 kez ameliyat olmuş. Fizik tedavi ilacı kullanması gerekiyor. Cezaevi yönetimi hastaneye sevk etmemek için çeşitli bahane üretiyor. 1,5 senedir hastaneye sevki yok. 5 haftadır cezaevi yönetimi sevk etmemiş. 76 gündür de bu kişi açlık grevinde. Niye sağlık hakkıma ulaşamıyorum? Şu hale bakın ya. Tel tel dökülüyor şu cezaevleri. Tel tel dökülüyorlar.

Sincan Hapishanesi’nden Tuzsak Özgür Çelik’in aynı hapishanede Tutsak eşi Sevinç Çelik’e gönderdiği çizime hapishane tarafından el konulmuş. Bakın dikkatle dinleyin arkadaşlar. Gülmemek için kendinizi zor tutacaksınız. Kocası kadına toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ve erkek hegomanyasını anlatmaya çalışan, iki cinsiyetin rollerine atıf yapan bir çizim göndermiş ve bu çizimi, düşünün, erkeğin kadın üstündeki hegomanyasıyla ilgili bir çizim göndermiş. Cezavi idaresi buna izin vermemiş. Çizimin adına “Eylem zamanı” koymuş. Erkeğin kadın üstündeki hakimiyetini anlatan bir çizim. Demiş ki: “Karikatürü sakıncalı bulduk.” ya erkeklerin kadınlar üstündeki baskısını anlatan bir karikatürü bile sakıncalı bulan cezaevi idareleri var. Kim bu? Sincan Cezaevleri’nde oluyor bunlar. Çelik’in son 2 adet üst üste mektuplarına da el konulmuş. Havalandırmaya da kısıtlı sürede çıkarılıyormuş Sevinç Çelik.”

Yorumlar