14 Mayıs 2025

Ömer Faruk Gergerlioğlu: 12 Mayıs tarihi silah bırakma ve fesih açıklaması sadece Türkiye’de değil, sadece Orta Doğu’da değil, tüm dünyada yankı buldu, çok önemliydi ve bunun gereğini şu anda bu topraklardaki tüm halklar, tüm yetkililer gereğini yerine getirmeli.

Bu ülke yıllardır büyük acılar çekti. Kimisi reddetti “Böyle bir sorun yoktur.” dedi ama ülkede anayasal bazı sorunlar olduğu için bir sonuç olarak silahlı çatışmalar ortaya çıkmıştı ve hiçbirimiz de istemiyorduk bu silahlı çatışmaları sorunun mecliste çözülmesi gerektiğini söylüyorduk ve en sonunda herkes döndü dolaştı dediğimize geldi.

Bu meselenin, Kürt sorununun çözümünün yerinin meclis olduğu ortaya çıktı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne şu anda çok büyük görevler düşüyor. Bu mecliste 2 dönemdir görev yapan bir milletvekili olarak gurur duyuyorum. Bu ülkedeki milyonlarca insanın sorununun çözümü anlamında bize esaslı tarihi ve kalıcı bir rol düşmüştür. Bunun gereğini yerine getirmek durumundayız. Canla başla bu görevi yapmaya çalışacağız. Tarihi bir sorumluluktur. Tüm gücümüzle, tüm iyi niyetimizle, tüm barış isteğimizle bunu yerine getireceğiz. Yıllardır söylediğimiz söze devam edeceğiz. Bıraktığımız yerden devam edeceğiz çünkü biz hep aynı sözü söylemiştik. “Çocuklar ölmesin, analar ağlamasın.” demiştik. Bunu çözüm sürecinde söylediğimizde taltif edilmiştik. Marmara Bölgesi Akil İnsanlar mihmandarı ilan edilmiştim ve o görevi yapmıştım. Çözüm süreci bitince “Vay efendim bu sözleri nasıl söylersin? Teröristsin.” denilerek hakkımızda 2.5 yıl ceza verilmişti. Cezavine atılmıştık. Şimdi yeni bir dönemde yine aynı sözü söylüyoruz. Bu suç değildir. Çocuklar ölmesin, analar ağlamasın, bu mesele anayasal düzlemde bitsin demek suç değildir arkadaşlar. Allah’a şükürler olsun ki sözümüzün doğruluğu olayların gelişimi tarihin ilerlemesiyle ortaya çıkmaktadır. Şimdi hepimize önemli bir görev düşmekte ve sorumsuzluk yapmamak zorundayız. Barış için elimizi taşın altına sokmak zorundayız ve kötü ihtimallerden ziyade iyiyi düşünmek, bu topraklarda değil bir insanın, tek bir canlının ölmemesini sağlayacak her türlü çabayı göstermek zorundayız.

Bu ülkede dağlar taşlar bombalandı, milyarlarca dolar bütçeden silaha ayrıldı, insanlar öldü, acılar yaşandı, gözyaşları döküldü, bir çıkmaz sokak yaşandı fakat sonunda gelinen yer önemli. Bu fırsatı değerlendirmeliyiz ve kardeşlik, eşitlik, adalet sistemini kurmalıyız.

Değerli arkadaşlar geçtiğimiz günlerde Gaziantep merkezli bir operasyon yapıldı. Çoğunluğu üniversite öğrencisi, genç insanlar, çoğu kadın abuk sabuk gerekçelerle gözaltına alınıp Gaziantep’te gözaltında tutulduktan sonra 77’si tutuklandı. Tutuklama gerekçeleri nedir? Bosna Hersek’e, Arnavutluk’a, Kosova’ya tarihi ve turistik gezi yapmak. Bunun altında bir şey arayan bir zihniyet bu kişileri tutukladı. Veyahut da “Erasmus programına katılmak.” Erasmus yasak mı ya? Tüm dünyada gençler katılıyor. Yurtdışındaki anne babasını ziyaret etmek, onunla görüşmek. Bütün bunlar suç ilan edildi ve bu insanlar tutuklandı. Zorbalık gördüler, okullarından, yurtlarından alındılar. Bir “teröristmiş” gibi bir muamele yapıldı. Yurdunda odasından 7-8 polisle alındı sanki “eli kanlı bir terrorist”. Evinden sabahın köründe kapısı çalınarak alındı ve hakaretlere, küfürlere, kötü muameleye uğradılar. Gözaltında bir minder bile verilmedi. Bir battaniye verildi ve “Bunun yarısını altınıza serin, yarısı ile de üstünüze idare edin.” denildi. Ufacık odalarda 5-6 kişi kalmak zorundaydılar. Kadınlar için ped vb. malzemeleri yanlarına almalarına izin verilmedi. En temel ihtiyaçlar kadınlar için ve bu konuda da bir zorbalık ve zalimlik yapıldı. Gözaltında, adliyede gün boyu yemek ve su verilmedi. Avukatlar bunu temin etti. Temizlik maddeleri, peçete ve hijyen maddeleri yine temin edilmedi. Avukatlar tarafından temin edildi. Bu olacak bir şey değil. Tutanakla da bunlar ispatlandı arkadaşlar. Birçok avukatın imzaladığı tutanaklarla da bunlar ispatlandı. Bu kişilerin arasında kimler var biliyor musunuz? Öncesinde 6 aylık hamileyken düşük yapan, şimdide 4 aylık hamile olmasına rağmen tutuklanan Hatice Doğru var, öğrenciler var. 3-5 gün sonra tıp fakültesi kurul imtihanına girmek üzere olan öğrenciler var. Hukuk öğrencileri var. Hatta genç bir kadın hukuk öğrencisi yaşadığı streslerden dolayı tutuklandığı cezaevinde en az dört kez intihara teşebbüs etti. Bakın gençleri ne hale sokmuşsunuz. En az dört kez intihara teşebbüs etti, Allah’tan başaramadı, kan revan içinde kaldı ve en sonunda hastaneye kaldırıldı. Zorbalıklarınız, zalimlikleriniz, vicdansızlıklarınız insanları ne hale sokuyor? Ölümle burun buruna getiriyor. Ya ölseydi bu insanlar? Ağır psikolojik sıkıntılar yaşayarak hastaneye kaldırıldı. İnsanlara durup dururken legal fiilleri illegal ilan ederek her türlü hukuksuzluğu, zorbalığı 24 saat avukatıyla görüştürmemek suretiyle yapan dosyaya gizlilik kararı koydurarak dosyayı inceletmeyen bir anlayışla karşı karşıyayız. Ne yapmaya çalışıyorsunuz Sayın Ali Yerlikaya? Ne yapmaya çalışıyorsunuz Sayın Yılmaz Tunç? Bunlar nasıl işlerdir? Bu ülkenin geleceği olan gençlere bu muamele nedir? Allah aşkına olacak iş midir? Bu tutuklamaların bomboş olduğu, dosya doldurmak için zorlamalar olduğu apaçık ortadadır. Bu uygulamalara bir an evvel son verilmesi gerekir. Ülkede bir taraftan barış adımları atılırken, bir taraftan antidemokratik adımların atılması kabul edilemez değerli arkadaşlar. Bunları kabul etmiyoruz.

Bakın elimde bir takipsizlik kararı. Cumhuriyet Başsavcıvekili Halil Maçkaya imzasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı vermiş bunu. Neymiş? 17 Mart 2021 tarihli bir mesele. Bu mesele neydi? 17 Mart 2021’de ne olmuştu? Benim hakkımda uyduruk bir yargı kararının sonucu okunmuştu bu mecliste. Daha sonra biliyorsunuz cezaevine girmiş ve Anayasa Mahkemesi’nin oy birliği ile aldığı bu aldığı kararla hakkımdaki tüm yargısal ve yasamadaki bu karar okutma işlemlerinin bomboş işler olduğu ortaya çıkmış ve meclise geri dönmüştüm. Yüzleri kızarmaları gerekenler “Efendim yargı kararıyla gitti, yargı kararıyla geldi. Ne var bunda?” diye utanmazca laflar söylemişlerdi. Sonrasında ne oldu? Biz 7 yıldır burada yine milletvekiliyiz. Peki şimdi ne anlatacağım? Bakın bir takipsizlik kararı var elimde. Bu takipsizlik kararında bir iddia ile ilgili bir karar var. İddia neydi? Ben hakkımdaki “Milletvekilliği aldığı ceza nedeniyle düştü” kararından sonra genel kuruldan biliyorsunuz çıkmamıştım ve akşama doğru saat 19.00 sıralarında çıkmıştım ve arkadaşlarımla grup odamıza geçmiştik. Birileri bizi şikayet etmiş, yalan ve iftira atarak. “Efendim, genel kuruldan çıktıktan sonra parti katına çıkana kadar o ve arkadaşları “ Biji Serok Apo” dediler.” gibi birtakım ithamlarda bulunmuşlar. Öyle bir şey olmamıştı. Biz bunun yalan, yanlış görüntüler olduğunu, o anda böyle bir olayın olmadığını net bir şekilde ispatlamıştık. Ben ve arkadaşlarım sakin ve sessiz bir şekilde genel kuruldan çıkıp odamıza geçmiştik fakat böyle bir yalan uydurulmuştu. Biz bunun önceki yıllardaki bir görüntü olduğunu benimle bir alakası olmadığını net bir şekilde de videolarla da ispatlamıştım. Meclis kamera görüntüleriyle ispatlamıştım. Peki kararda tabi direnememiş savcı bey ve takipsizlik kararı vermiş. Aleyhimize bir karar verememiş fakat Meclis Başkanlığı’nın utanmadan o günkü Meclis Başkanı olan Mustafa Şentop’un 10 tane polis memurunu alet ederek attığı yalanın da üstünü örtmeye çalışmışlar arkadaşlar. Şimdi o günler tutanak vardı. Meclis Başkanlığı 10 tane polis memuruna imzalatarak güya ben sloganlar atıp çıkmışım diye bir tutanak hazırlamıştı. Bu tutanağın yalan olduğu ortaya çıkmasına rağmen savcı bey bu yalan ortaya çıkmasın diye “Efendim kendisi atmadı ama başkaları attı bu sloganıç” diyerek takipsizlik veriyor. Kardeşim video görüntülerinin benimle alakası benim genel kuruldan çıkışımla alakası olmadığını ispatladığım halde sayın Savcı Halil Maçkaya neden korkarak, kimden talimat alarak böyle bir karar veriyorsun? Ya insan bir utanır ya, Allah aşkına. Sanki diğerleri atmış da ben atmamışım, “İşte Gergerlioğlu atmadığı için onun hakkında bir terör örgütü propagandasına, soruşturmasına gerek yoktur.” ne ben attım ne de oradaki hiç kimse atmadı böyle bir slogan. Bütün deliller ortada olmasına rağmen sırf Meclis Başkanı ve onun manipüle ettiği 10 polis memurunu korumak için savcı bey yalan atıyor hiç utanmadan ülkenin hali bu arkadaşlar Meclis Başkanı yalanlarını temizlemek için savcı hizaya giriyor. Kardeşim apaçık ortada biz her şeyiyle ispatlamışız. O bahsettiğin video görüntüleri bizden yıllarca önce bir başka olayla alakalı her şeyiyle teknik dijital olarak ispatlamışız kalkmış böyle garip garip kararlar veriyorlar.

Cezaevlerinden malum çok hak ihlali geliyor biliyorsunuz. Elazığ 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza Infaz Kurumu’nda 62 yaşındaki Abdullah Yılmaz’ın sağlık durumu oldukça kötü sürekli ağır kesici iğne ve haplarla yaşıyor Sağ gözü %10 görüyor. Diş sağlığı açısından ciddi sıkıntılar yaşıyor ve gerekenler yapılmıyor. Cezaevinde kalabilir yönündeki rapor sonucu tüm bu sağlık raporlarına rağmen cezaevinde tutuluyor. Yakınları uzakta ziyaret edemiyorlar ve ağır ihlaller yaşıyor. Tekrar adli tıp kurumu görmesi gerekiyor ve insan onuruna yakışır şekilde yaşaması gerekiyor. Adli Tıp Kurumu’nun ret kararı var ama hastanın durumu da oldukça kötü. Bazen kurula birinci ve ikinci girişlerde değil üçüncü girişte adil kararlar verilebiliyor.

“Kardeşim, kursiyer teğmen Emre Poyraz, Tekirdağ Çorlu, Karatepe Yüksek Güvenlik Ceza İnfaz Kurumu’nda 2016’dan beri tutuklu.. Önce Silivri’deydi, sonra Yozgat Boğazlıyan’a gitti. Şimdi de bizden en uzak cezaevi olması için Tekirdağ’a gönderildi. Müebbet suçlarına hücre cezası olmadığı halde şu an hücrede kalıyor.” Diyor çünkü ağırlaştırılmış müebbetlerde hücre var. Haksızca cezaevine atıp ardından cezaevinde olmaması gereken hücrede tutma muamelesi Türkiye’de devam ediyor.

Kat Malikleri Kanunu hemen herkesi ilgilendiriyor. Apartmanlarda oturan herkesi ilgilendiriyor ve bize bu konuda bir başvuru var. Bu konunun istismar edildiğini hepimiz biliyoruz. Birtakım ekipler bir araya geliyor. Ondan bundan vekalet topluyor ve kendisi belli bir miktarı topladığı zaman kendi istediği kararları aldırabiliyor. Burada vekalet sayısı sınırı getirilmeli diye bir başvuru var.” Bir kişinin kullanabileceği vekalet sayısı en fazla 2 ya da 3 ile sınırlandırılmalıdır.” diye istek var. Bu arttırılırsa istismara dönüyor arkadaşlar. Ben de katılıyorum bu isteğe. “Toplantıya şahsen katılan malik sayısının toplam malik sayısının en az 2/5’i ya da 3/5’i olma oranı şartı getirilmeli.” diyor. Katılıyorum doğru ve “Aidat artışları tefe tüfe oranlarını geçmemelidir sonra işin istismarı başlıyor.” diyor. Katılıyorum bu konuda bir yasa hazırlığı olması gerekir değerli arkadaşlar. Vatandaşımızın talebi doğrudur aslında gerçekten.

“Asgari ücrete memura ve özel sektöre yapılan maaş zamları ile kamu işçisine yapılan maaş zamları incelenirse yaşadığımız ekonomik katliam bizim açıklamamıza gerek kalmadan ortaya çıkacaktır.” diyor vatandaş ve bu konuda adil bir düzenlemenin yetkili konfederasyonun istediği zam ile birlikte dahi bu katliamı tamamen kapatamayacak olmamıza rağmen düşük oranlar veriliyor.” diyor işçiler.

“Laboratuvar teknikeri mezunu olarak PDC’de yüksek sayıda yerimiz olmasına rağmen yeterli sayıda istihdam verilmiyor kadro verilsin.” diyor laboratuvar teknikerleri.

Az evvel bahsettiğimiz bakın Gaziantep tutuklamalarıyla ilgili bir başvuru var. “Ankara Üniversitesi 4. sınıfta okuyan kızım 6 Mayıs günü Ankara Yenimahalle’deki evinden sabah 05.20’de alınıp götürüldü. Uzun bir süredir nerede olduğunu öğrenemedik. Anne baba olarak tuvalete götürmeme, küfretme, bağırma, çağırma, korkutma, baskı, mobbing uygulama yapmış polisler, avukat talebini reddetmiş, ağır hakaretler etmiş genç kadınlara. Bakın Ali Yerlikaya memurlarının yaptığı bu. Anneler babalar bunu söylüyor. Duyuyor musun Ali Yerlikaya? Polisler tuvalete gitmek isteyen kadınlara “Size tuvalet muvalet yok.” diye azarlamışlar, ağlamışlar, şok olmuşlar ve mülakat yapan polisler mülakat sırasında sordukları soruları istedikleri cevabı alamayınca “Salaklar, gerizekalılar sizi şöyle böyle yapmalı.” gibi laflar etmişler. Hakaret, tehdit, mobbing yoğun bir şekilde yaşanmış. Bu ülkenin gençlerine yapılıyor arkadaşlar bunlar bakın. Yüzü kızaran var mı diye soruyorum iktidara. Cezaevine girişte kapalı kutu, diş fırçası, diş macunu ve özellikle kadın pedi bile yanlarına almalarına izin verilmedi diyor. Son sınıfta tezini yazıp okulun bitirmek üzereyken böyle bir şeyle karşılaştığı okulu bitiremeyecek. Kızım hali hazırda panik atak hastası, streste ürtiker hastası çok zorlanıyor. Tamamen turistik bir Bosna gezisi sonrası başına gelenler bunlar diyor. İşte bu ülkede vatandaşlara yapılanlar bunlar derler arkadaşlar. 1.5 saatlik görüş izni varken ancak 30 dakika görüş izni vermişler açık görüşte ve evlerinden 20 saat uzakta. Düşünün aileye yapılan zulüm bu boyutta arkadaşlar. Cezaevi 20 saat uzakta.

Devlet Demiryolları bünyesinde yıllardır özveriyle çalışan işçiler diyorlar ki: “Biz fedakarlıkla çalışıyoruz, kaza olmaması için en nitelikli doğru işi yapıyoruz. 696 sayılı KHK ile istihdam edilen işçiler ile KPSS yoluyla alınan işçiler arasında açıkça hissedilen farklılık, ciddi bir adaletsizlik doğuruyor. Bu konuda bir adaletsizliği giderin. Ücret adaletsizliği ve geçim zorluğu konusunda zor durumdayız. Fazla mesai yol ve yemek gibi haklarımız eksik ya da geç yatırılmakta. Zorlayıcı çalışma şartlarımız var. Gece gündüz tatil demeden çalışıyoruz. Liyakat ve sendikal özgürlük konusunda sıkıntılarımız var. Uygun bir ücret, eşitlik, iş güvenliği sağlanması, sendikal özgürlükler, garantiye alınmalı, tayin yer değişikliği yükselme gibi temel haklar herkese olmalı, liyakat sistemi tüm kurumda esas alınmalı.” diyorlar.

Beslenme ve Diyetetik lisans eğitimini başarıyla tamamlamış engelli bireyler; “Biz çok mağduruz.” diyorlar. Sağlık Bakanı Sayın Kemal Memişoğlu’ndan atama bekliyorlar. EKPSS atamalarında engelli diyetisyenlere yeterli kadro tahsis edilmemiştir. En son yapılan EKPSS atamasındaysa ne yazık ki Sağlık Bakanlığı tarafından herhangi bir kadro ayrılmadığı görülmüştür. En az 100 engelli diyetisyen için kadro ayrılmalıdır.” diyorlar.

Sürekli işçi kadrosundaki üniversite mezunu işçilerin isteğe bağlı olarak memur kadrolarına geçirilmesi için gerekli yasal düzenleme yapılmalıdır diye bir başvuru var.

Kocaeli Yukarı Hereke’den bir başvuru var. Yukarı Hereke İlköğretim Okulu önünden geçen ağır vasıta yolu hakkında şikayet ediliyor. m Yukarı Hereke İlköğretim Okulu’nun hemen önünden geçen Yeni yapılan bu İmes Yukarı Hereke bağlantı yolu, okulun önünde ağır vasıtalar vızır vızır geçiyorlar. Her gün yüzlerce öğrencinin giriş çıkış yaptığı bir yer burası ve okulun önünde güvenlik sıkıntısı var. Küçücük çocuklar, hava kirliliği, gürültü, güvenlik sıkıntısı, “Çok sıkıntı yaşıyoruz.” diyor Yukarı Hereke halkı. Mahalle sakinlerinin güvenliği için söz konusu yolun iptal edilmesini ya da alternatif bir güzergaha taşınmasını önemle talep etmekteyiz.” diyor ve bu taleplerini gündeme getiriyorlar.

Sakarya 2 No’lu L Tipi Cezaevi’ne gitmiştim. Orada açık görüş alanlarında çok üzücü bir manzara görmüştük. Umarım müdürlük değiştirmiştir. İnsanlar birbirlerine temas etmesin, yan yana oturmasın diye bir gayret vardı. Masaların arasında geçiş yok. Yan yana oturamayacaksın. Birbirine değmeyeceksin. Ancal karşı tarafa oturabilirsin şeklinde bir uygulama. Bu çok nahoş bir uygulamaydı. Değiştirin dedik. Bunu diyen diğer bazı cezaevine giden mahpus yakınları da bize başvurmuş. Diyorlar ki:” Silivri 6 No’lu L Tipi’nde de böyle bir uygulama var. U şeklinde masalar diziliyor. “Salonu açın bizi bölün.” desekte bazı gardiyanlar yapacak bir şey yok Cimer’e yazın.” diyorlar. Böyle bir şey olmamalı arkadaşlar. Çocukların içeri geçip babaların kucağına çıkmalarına izin veriyorlarmış ama anneler çok büyük bir sıkıntı çekiyor. Bir ziyarette bile insanların burnundan getirmeyin. Sakarya 2 No’lu Ferizli ve Silivri 4 No’lu cezaevlerine sesleniyorum.

Abdullah Ünal, Kandıra 2 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde denetimli serbestliği tüm uygun şartlara rağmen verilmemiş. 3 tane çocuk evde perişan ve işler yokuşa sürülerek verilmiyor. Biz cezaevine de gittik, mahpusla da görüştük, idarecilerle de görüştük. Bu zalimce uygulamalar bitsin. Bakın çocuklar psikolojik sıkıntılar yaşıyor. Baba sıkıntıda, herkes sıkıntıda ve cezaevi ağzına kadar dolmuş yerlerde yatıyor insanlar uyduruktan, gerekçelerle kişilerin tahliyesi verilmiyor.

İbrahim Temel, İzmir Buca Kırıklar 1 No’Lu F Tipi Cezaevi’nde. 9/3 diye birçok sorunla karşılaşıyormuş. Tehlikeli mahpus muamelesi görüyormuş ve ailesi Diyarbakır’da oturuyor, oğlunun yanına gidemiyor.

Avukat Akif Görgü müvekkilleri tarafından 19 Nisan 2025’te aranmış. Hakan Görgü, Onur Görgü ve Mehmet Sena Görgü’nün yakınlarıymış. Onlar da Avukat Bey’i aramışlar ve müvekillerinin polis şiddeti gördüğünü söylüyor. Uzun uzun yazmış bize. Bunu İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya görsün. Bir ülkede gözaltına alındığınızda bu kadar mı can güvenliğiniz yok? Bu kadar mı zorbalık ve şiddete maruz kalırsınız ya? Bu kadar mı kişi güvenliği, hukuk güvenliği ortadan kalkar? Hiç yüzünüz kızarmıyor mu? Hiç utanmıyor musunuz Ali Yerlika? Size soru önergesiyle de soracağım. Bu ne haldir ya? Orada karakollarda polisler görev yapıyor diye iyice kendilerini despot mu sanıyorlar? Derebey mi sanıyorlar? Bu ne zorbalıktır ya? öyle şeyler anlatılmış ki gerçekten çok üzücü. Kardeşim herkes bu devletin memuru, doktoru, mühendisi, polisi. Polis oldun diye bu kadar insanlara yüksekten bakma, zorbalık. Bunlar nedir ya? neler neler yapıldığı iddia ediliyor olacak işler değil bu konuyla ilgili bakın uzun uzun anlatılmış sayfalarca anlatılmış. Avukat geliyor karakola diyor ki: “Müvekkillerim burada.” “Yok burada değil.” Diyorlar. 5 dakika sonra ağızlarından kaçırıyorlar “burada” diyorlar ya devlet memuru yalan atıyor arkadaşlar. Avukata yalan atıyor şu halleri görüyor musunuz. Sonrasında müvekkiller içeriden çıkıyor acayip darp edilmiş. Kafası, gözü şişmiş. Her tarafı yara bere içinde. Olacak işler değil.

Bakın geçtiğimiz yıllarda biz soru önergesi verdik, peşine düştük. Burada da gündeme getirdik. Duymazdan görmezden geldiler. Üstünü kapatmaya çalıştılar. Hatay’da bir kişi gözaltı merkezine böyle sapasağlam girmişti. Gencecik bir insan Ahmet Güreşçi. Sonra gözaltı merkezinden cenazesini çıkarmışlardı. Bunun bile üstünü örtmeye çalıştılar. Yıllarca İçişleri Bakanlığı önergemize cevap vermemeye çalıştı. En sonunda soruşturma açıldı. Yuh artık ve sonrasında yine bu olaylar devam ediyor. Ölesiye dövmüşler. İşte bakın Hatay’da ölesiye dövüp adamı öldürmüşler. Sonra şimdi de ölesiye dövüyor. Kan revan içinde içeriden çıkıyor. Medeniyet bu mudur? İnsan hakları nerede? Allah aşkına bunu sormak lazım. Sayfalarca sayfalarca anlatmış avukat bey. Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi’ne de başvurmuş. Bunlar nedir ya? Bir sürü belge var Allah aşkına burası dağ başı mı ya? Sayın İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya. Sana soruyorum ya, dağ başı mı burası ya? Ülkenin karakolları dağ başı mı Sayın Ali Yerlikaya? Sayın Vali Bey, bunlar nedir ya? İnsanlar gözaltına alındığında onların hayatından ümidini kesecek miyiz yani bu ülkede?

Muhammed Kar: “Kardeşim Azad Kar, Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde ve kendisine ırkçılık ayrımcılık yapılıyor. Hiçbir dilekçesine cevap verilmiyor. CİMER’e başvurduğum için 1 yıl görüş cezası aldım.” diyor. Düşünün CİMER’e başvurduğunuz zaman bile cezaevinde bu görülüp zorbalık yapılıyor.

Ahmet Demir 53 yaşında İzmir Foça Açık Cezaevi’nde kalmakta. Kendisi kanser hastası fakat hastaneye götürmüyorlar. Durumu acil cezaevinden arayıp durumunun iyi olmadığını söylüyorlar.

Fatih Şahan Marmara 4 No’lu Cezaevi’nde kalmakta. Kendisi astsubay öğrencisiydi daha rütbesi bile yoktu. 15 Temmuz olduğunda 19 yaşındaydı. Tatbikat var denilerek götürüldü. Müebbet verildi. Şimdi de farklı illere naklediliyor.

Fırat Gültekin Balıkesir’de astsubay öğrencisiydi. Darbe girişim gecesi başına gelmeyen kalmadı. Daha sonra hapse girdi biliyorsunuz bu insanlar ve oradan oraya sürülüyorlar. Şimdi de çeşitli yerlere sürülmüşler. Kimisi Kırşehir Cezaevi, kimisi farklı cezaevlerine “Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevinde hiç iyi görmedim. O zamana kadar “Ya idare ederiz burada.” diyen kardeşim şu an çok kötüydü daha. “Ağırlaştırılmış müebbetlerden daha kötü bir muamele görüyoruz.” diyor.

Ankara Ayaş Açık Cezaevi’nden çok şikayet var. 494 mahkum var. 15 gündür su kesintisi varmış. Günde 3 kez yarım saat su geliyor. Tuvalet için su veriyorlarmış. Herkes ihtiyacını gideremiyor. 15 gündür banyo yapamıyorlar. Temizlik hiç yapılamıyor. Yeraltı suyu kullanılıyor. Şu cezaevlerinin haline bakın arkadaşlar. Açık cezaevinin hali bile bu. Kapalı cezaevini size hiç anlatamam. Burası nedir ya? Allah aşkına! İnsanların insanca yaşayabileceği bir ortamı sağlayamayacaksan niye insanları zorbalıkla burada tutuyorsunuz?

Hasan Karakoyun Maltepe 1 No’lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kalmakta. Kendisi 3 ayrı kanser geçmişi ve nüksetme ihtimali var. Bu kişinin cezaevi şartlarında kalması mümkün olmamasına rağmen cezaevinden tahliye edilmiyor.

Emrecan Demir Samsun Kavak S Tipi Cezaevi’nde tek kişilik hücrede cezaevi revir doktoruna sağlık sorunları için çıkıyor. Revir doktoru gereken sevki yapmıyormuş.

Veli Saçılık KHK konusunda kahramanca yıllarca direnmiş, mücadele etmiş bir arkadaşımız. “2017 yılında KHK karşıtı eylemde polisin saldırısına uğradım.” diyor. Uzun mücadele sonucunda AYM’den şiddet faili polislerin yargılanması yönünde karar çıktı. Bakın bu polisler ne yapmıştı? Plastik mermi sıkıyorlar. Adam işinden haksızca atılmış sıradan bir basın açıklaması yaparken polisler plastik mermi sıkıyor üstüne. Şimdi bu böyle takipsizlikle kapatılmış. Sonra ne olmuş biliyor musunuz? Anayasa Mahkemesi demiş ki: “Bu ne ya? Bakın şu adamı ne hale soktunuz!” demiş. Görüntüler var. “İhlal var burada. Bu polisler yargılansın.” demiş. Peki sonra ne olmuş? Ankara Valiliği şimdi polisleri sorgulamıyor. Anayasa Mahkemesi gibi en yüksek mahkemenin kararını umursamayan bir Ankara Valiliği var. Şu utanmazlığa bakın ya! Şu hale bakın ya! Ankara Valiliği kararı tanımayarak failler hakkında soruşturma izni vermemiş. Maşallah yani! Maşallah şu işe bakın yani! Ankara Valiliği’nin kararı burada. Anayasa Mahkemesi’nin kararı da  burada. “Anayasa Mahkemesi’nden üstüm ben, onu tanımam, çiğnerim.” diyen bir anlayış var. Bir valilik anlayışı var. Burada hukuk devleti var mı arkadaşlar? Size sorarım ya. Allah aşkına sorarım size.

Arkadaşlar bir dram yaşanıyor. Menemen R Tipi Cezaevi’nde bir dram yaşanıyor. Bakın çırpınan bir genç kadın Sueda Güngör. İbrahim Güngör babası oldukça hasta. Alzheimer var, prostat var. Kızını bile tanıyamıyor ama Adli Tıp Kurumu hastanede kalabilir raporu veriyor. Çok üzücü bunlar. Bakın bu raporlara bakıyorum. Bu adamı daha hapiste tutarak nereye varacaksınız ya? Olacak bir iş değil ve maalesef hala bu kararlar verilmeye devam ediliyor arkadaşlar.

Cezaevlerinde açlık grevleri var arkadaşlar. Geçtiğimiz günler Sincan Cezaevi’ni ziyaret ettim. Sincan Cezaevi’nde ilginç olaylar yaşanıyor. Mesela bakın Özgür Çelik, Yüksek Güvenlikli 1 No’lu Cezaevi’nde kalıyor. Eşine bir karikatür çizip göndermiş. Kadın haklarıyla ilgili bir şey göndermiş. Gülsek mi ağlasak mı gerçekten bilemiyoruz. Bir saat çizmiş, kadın çizmiş, “kadın hakları için eylem zamanı.” gibi bir şeyler yazmış. Kadın hakları ile ilgili bir duyarlılık oluşturmak istemiş. Eşi de kadın cezaevinde yatıyor, ona mektup göndermiş. Ne var bunda? “Vay efendim işte eylem yazmışsın. Eylem hazırlığındasınız.” herhalde denilerek mektup engellenmiş. Gönderilmemiş karikatür. Ya arkadaşlar bakın bunlar belgeleri. Bunlar Türkiye’de yaşanıyor. Sayın Nacho Sanchez Amor da duysun. Gülsek mi ağlasak mı bilemiyoruz ama bunlar Türkiye’de yaşanıyor ve ne diyeceğimizi bilemiyoruz gerçekten.

Sincan Cezaevi’nde daha pek çoğu yaşanıyor. 1 No’lu Yüksek Güvenlikli de şu anda 86. gününde Ali Hasan Akgül açlık grevinde, tutuklu olmasına rağmen kuyu tipi hapishanelerinde. Ali Aracı, Ufuk Keskin ile beraber kalıyor ve oldukça kötü, çok çok kötü şartlarda kuyuların dibinde kalıyor. Buna yönelik bir direnişi var. Bir an evvel bu cezaevinden başka bir yere sevk edilmeli veya tahliye edilmeli.

Ali Aracı ile de konuştuk. O da açlık grevinde burada bulunmamaları gerektiği cezası onanmamış, hükümözlü ve o da açlık grevinde.

Ufuk Keskin hasta bir mahpus, tip 1 diyabet hastası, çölyak dermatitis herpetiformis, Reynaud fenomeni var. Laktoz intoleransı, alerji gibi hastalıkları var ve 2042’ye kadar müddetname görünüyormuş. Diyet yemeği veriliyor ama ona uygun değil. Diyet yemeklerinin düzeltilmesi gerekiyor. Çok hastalıkları olan bir hasta mahpus. Dişle ilgili sorunları var. Bunlar umarım halledilme yoluna girmiştir.

Bager Sayek, 33 yaşında, yaşı büyütülerek ceza verilmiş bir mahpus. O da cezaevi koşullarının zorluğundan bahsediyordu.

Erkan Peker eski kıdemli yüzbaşı darbe gecesi nizamiyede olduğu iddia edilerek tutuklanmış olmadığı anlaşılarak serbest bırakılmış. “Darbe ile bir alakam olmamasına rağmen benim başım yakıldı.” diyor. Böyle çok kişi var maalesef.

Ferhat Musa: “Bizi burada bir demir parmaklık üstüne de iki kat tel örgü ile vahşi hayvanlar gibi tutuyorlar.” dedi. Gazete gelmiyor, Özgür Gündem Yeni Yaşam vermiyorlar, radyo vermiyorlar, artan bir baskı var dışarıda bir barış havası var ama burada artan bir baskı havası var. Atölye yok, boş odalarda etkinlik yaptırılıyor.” diyor.

Rümeysa Öztürk serbest bırakıldı. Kararlı duruşuyla aslında çok vicdani rüzgarlar estirdi. Hoş geldin Rümeysa Öztürk diyoruz. Sırf Filistin’deki katliamı soykırımı protesto ettiği için tutuklandı ve sonunda serbest bırakıldı, kutluyoruz. Filistin’de bir soykırım var. ABD’nin de onayıyla bu soykırım devam ediyor. İsrail’in vahşi soykırımına karşı çıkmalıyız arkadaşlar.

Cezaevlerinden pek çok mektup alıyoruz. Onları dile getireceğim. Sayfalarca yazan bu mektupları ancak kısa kısa dile getireceğim, o sesleri size duyuracağım.

İlyas Argun, Kırıkkale F Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; ““Buraya geleli doktora çıkamıyoruz. Acil dışında doktor görmüyoruz. Hasta bir tutsağım, kronik rahatsızlıklarım var. 40 gündür revire çıkamıyorum. Zayıf olan ölsün denilen Darwin’in doğal seçilim yasası mı uygulanıyor?” diyor.

Çağla Çağlın Kış, Bafra T Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “Bu ülkenin öğretmeni, hemşiresi koğuşun bir köşesinde oturmuş boncuk işi yapıyor. Dünü, bugünü, yarınları çalınmış çocuklar annelerini ziyarete gelir minik bedenleriyle… Küçücük kollarıyla annelerine sarılırlar ağlayarak… Vicdanlar uyur sessizce, işitilmez hiçbir çocuğun ağlayışları… ‘Anne beni de al yanına’ deyişleri… Yorgunluğun, bunalmışlığın, çaresizliğin iniltisi çok ağırdır cezaevinde her iki taraf içinde…”çok içli, hisli ve içten satırların yazarı Çağla Çağlın Kış’ın mektubundan bir kesit okudum.

Marmara Kapalı Hapishanesi’nden Hülya Kınaylı yazmış. “Hiç tanımadığım insanların asılsız ithamlarıyla tutuklandım. Tüm birikmiş parama el konuldu. Boşanmış olduğum adam bu davadan evliliğimiz sürecinde iki kez hapis yattı. Bir kız çocuğumuz var, o da 2023 yılı mayıs ayında aynı davadan Silivri Hapishanesi’nde hükümlü yatmaktaydı. Ne yaşadım niye yaşadım çözmüş değilim. Bir insanın hayatının mahvolmasını sağlamak bu kadar kolay olmamalı.” diyor.

Lokman Yılmaz Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış; “Duruşmam için gittiğim Van T Tipi Cezaevi’nde her türlü ihlale uğradım. Çıplak arama, taciz, eşyalarımın verilmemesi ile karşılaştım. Her taraf pislik içindeydi. Sayımlarda zorla koridora çıkartıldım ve darp edildim. İki gün mahkeme için misafir gittiğim Van T Tipi Cezaevi’nde sistemik olarak fiziki ve psikolojik işkenceye maruz kaldım.” diyor.

Mehmet Durak Karak, Erzincan Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nden bakın çok vahim şeyler söylüyor; “Urfa Cezaevi’nden Erzincan Yüksek Güvenlikli’ye girişte radyomun daha iyi çekmesi için bir tel vardı onu buldular ve 30 yıllık cezamı daha da ağırlaştırarak iyi halli olmadığıma hükmederek ömür boyu hapse mahkum edildim, infazım yakılmıştır. Ne hukuki ne insanidir yapılan. 73 yaşındayım, ağır sağlık sorunları yaşıyorum.” insanlara bunlar yapılıyor arkadaşlar.

Avukat Cenk Yiğiter bize müvekkilin durumu ile ilgili göndermiş; “Irak göçmeni Türkmen müvekkilim Amman Omar gözaltına alınıp geri gönderme merkezine gönderildi. Ülkesine gönderilmesi durumunda can güvenliğinin olmaması bir yana, ağır ceza mahkemesinde çocuğunun mağdur sıfatıyla tarafı olduğu süren bir dava var. Çocuğu ayrıca davaya konu olay sebebiyle tedavi görüyor. İki çocuğu Türkiye’de öğrenim görüyor. Cuma günü akşam saati alıyorlar şahsı, haftasonu geri gönderme merkezinde avukatı ile görüşme imkanı dahi yok.” Evet  güya soydaşlarımız ama onlara da yapılan bu sır. Sığınmacı olunca işte sana her türlü zorbalık yapılıyor arkadaşlar. Türkmen bile olsa yapılıyor. “İşte kardeşimiz” gibi palavralarına inanmayın. İçişleri Bakanı’na, Göç İdaresi Başkanlığına sesleniyorum. Bu nedir yani Allah aşkına?

Geçtiğimiz günlerde Vicdan Vakfı’nda bir Anneler Günü programı düzenledik. Yurdun her kesiminden anne ile bir araya gelmeye çalıştık ve annelerin sesini duyurmaya çalıştık arkadaşlar. Annelerin sesini lütfen duyun diyorum. Bakın mesela Eren Bülbül sesini duyurmaya çalışan bir anne “Bizi duyun.” diyor. Tüm anneler seslerinin duyulmasını istiyor değerli arkadaşlar. H

Cemal Kaşıkçı Suudi Arabistan konsolosluğunda yok edildi, imha edildi. Onunla ilgili soruşturmada bir kredi alınma karşılığında Suudi Arabistan’a teslim edildi arkadaşlar. Utanç verici hadiseler bunlar maalesef.

Osman Kavala’nın uğradığı zorbalık devam ediyor, kabul etmiyoruz ve karşı çıkıyoruz.

Şerif Mesutoğlu işlemediği bir cinayetten dolayı en ağır şekilde kuyu tipi cezaevlerinde kabul etmiyoruz.

Selçuk Kozağaçlı sonunda cezasını bitirip çıktığı halde bile zorbalıkla ve keyfilikle tekrar cezaevine atıldı, kabul etmiyoruz.

Sevinç Çakır Adalet Bakanlığı önünde 1 yılı aşkın bir şekilde oğlu için adalet nöbeti tutuyor ve tüm kamuoyuna sesini duyurmaya çalışıyor, destekliyoruz. Yanında engelli bir çocuk var, yine de yılmıyor ve gayret ediyor, destekliyoruz.

Gabonlu Dina, Afganistanlı yakılarak öldürülen Vezir Muhammed Nourtani, Türk olmasalar da hakkı aranması gereken ağır bir şekilde çiğnenmiş insanlar.

Yusuf Bilge Tunç, düşünün yıllardır yok edilmesine rağmen hala burada anıyoruz ve bir gün ölü veya dirisinin ortaya çıkması gerektiğini söylüyoruz. Birtakım güçler tarafından kaybedildi, kaçırıldı ve yok şu anda.

Gökhan Türkmen ve Yasin Ugan kaçırıldıktan aylar sonra, 6 ve 9 ay sonra bulundular. Yusuf Bilge Tunç onlar kadar şanslı değildi.

Gülistan Doku hala yok, hala arıyoruz, hala gündem ediyoruz.

Hürmüz Diril eşi Şimoni Diril’in bulunmasından sonra, cesedinin bulunmasından sonra hala yok bu kişiler bulunsun ve adalet tecelli etsin.

Yorumlar