15 Nisan 2026
Birçok hak ihlali var onlara değineceğiz.
İlk olarak Milli Eğitim Bakanlığı’nın durumu. Milli Eğitim Bakanlığı AK Parti iktidarının en başarısız bakanlığı çünkü bu konuda çok yoğun ihlaller ve skandallar kamuoyuna yansıyor. Son olarak Siverik’te bir okula yapılan baskını dün Türkiye konuştu. Bir öğrenci okula baskın yapıyor 16 kişiyi yaralıyor ardından hayatına son veriyor. Bu anlık bir hadise değil. Defalarca tehdit mesajları atmış ve bu konuda ciddi işlemler yapılmamış! Bunu görüyoruz. Okul idaresi hakkında sosyal medya paylaşımı var, bunlar savcılığa bildirilmiş mi? Savcılık mı gereken işlemleri yapmamış? Göz göre göre bu hadise olmuş ve göz göre göre 16 öğrenci Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okulda hayati tehlike yaşamış. O kişi daha sonra intihar etmiş ancak belli ki uzun süreli bir problem var ortada ve bakanlık, adli yetkiler bu konuya müdahil olmamış olmamış ve en sonunda böyle bir patlamayla karşınıza gelmiş. Ülkede bu işler böyle oluyor işte. En son gereken müdahaleler yapılmıyor en son bir skandal, bir patlama, bir felaket, bir katliam olarak bize duyuluyor. Allah’tan şu an için ölü yok ama son derece vahim bir hadise bu hadise.
İşte böylesi bir ortamda doktorlar yargılanıyor. Bakın barış aktivisti Ayşe Uğurlu doktor. Bugün duruşması vardı beraat etti. En ufak ifade özgürlüğünün Cumhurbaşkanı’na hakaret olarak yargılandığı topraklardayız. Ayşe Uğurlu bir doktor ve insan hakları barışta demokrasi için doktor Ayşe Uğurlu’nun yanında olduğumuzu söylüyoruz.
Öğretmenler grevde ve çeşitli toplantılar düzenliyorlar ve öğretmenlerle ilgili programlar önemli.
Ayrıca son günlerde bizim yıllardır burada gündem ettiğimiz Gülistan Doku ile ilgili gelişmeler var. Gülistan Doku’nun ölümü ile ilgili yeterli araştırmaların yapılmadığı yönünde itirazlarımız vardı ve bu konuda gereken araştırmalar yapılmamıştı. Ne olduysa bakın yıllar sonra eski Tunceli Valisi’nin oğlu da dahil on üç kişi gözaltına aldı. Ya kardeşim genç bir kadın kaybolmuş. Çok büyük şaibeler var, aradan yıllar geçiyor. Yeni adalet bakanı yeni bir dönemde birilerine dokunuluyor. Böyle mi olacak? Türkiye’de adalet böyle mi aranıyor arkadaşlar? Yıllardır aileyi takip ediyorum ve Gülistan Doku’nun durumunu gündem ediyorum. Ailesiyle, yakınlarıyla defalarca görüştük ve bu konuda gerekenlerin yapılmadığını defalarca söyledik. Birilerinin aklı yeni başlarına geliyor sevgili arkadaşlar.
Cezaevlerini ziyaret ediyorum. Pazartesi günü, Sincan Kadın Cezaevi’ni ziyaret ettim ve orada çok önemli sorunlar olduğunu tekrar gördüm. Defalardır ziyaret ediyorum. İdarecilerin bir defansı var, pek görüşmek istemiyorlar. “Yok toplantı var.” diyerek sorunları konuşmamızı istemiyorlar ancak basit bir açık görüş salonundaki kaydırağı bile silmekte aciz aciz memurlar var orada, idare var. Bunu Ceza Tevkifevleri Genel Müdürü’ne de Bakan Yardımcısı’na da ilettim. Bir çocuğun kayabileceği kaydırağı silmekten aciz memurlar var Sincan Kadın Cezaevi’nde ve daha neler var size anlatmak isterim. Bakın gerçekten üzücü şeylerle karşılaştım.
Sincan Kadın Cezaevi’nde Emine Sarıoğlu isimli bir mahpus, kendisi 24 aylık kızıyla beraber yatıyor. Uzun yıllardır, 10 yıla yakındır yargılanıyor. Eski bir tarih öğretmeni, bir cemaat dershanesinde öğretmen olarak çalışmış. İktidarın kanki olduğu zamanlarda tarih öğretmeni bir dershanede çalışmış ve 10 yıldır bunun çilesini çekiyor. Bu arada ikinci çocuğuna hamile kalmış ve hamilelik boyunca bunun stresini yaşamış ve çocuk gelişim gereğiyle doğmuş. Daha sonra infaz erteleme almış, 18 ay boyunca cezaevine girerim endişesiyle yaşamış ve bu kaygı ister istemez çocuğun bakımına da yansımış ve çocuğun gelişim geriliği devam etmiş. Bakın anneye yapılan zulüm çocuğa da yansımış ve şu anda 6 aydır çocuğun gelişim geriliğiyle ilgili ciddi bir hastane takibi yok. Bir kez ancak Etlik Şehir Hastanesi’ne gidebilmiş. Anneye verilen uyduruk cezadan sonra bebeğe de ağır bir ceza veriyor devlet resmen bu. Bakın, ben 24 aylık çocuğu 18 aylık cesametinde gördüm bir hekim olarak ve üzüldüm. Çocuk ancak 2 yaşında yürümeye başlamış. Düşünün, 1 yaşında bir bebek yürür, bir hekim olarak bunu diyebilirim. Yaklaşık 10-11 aylıkta bile yürür ama çocuk 2 yaşında yürüyebilmiş.. Şimdi böyle bir bebeğin bakımı son derece eksik. Ben bu bebeğin durumu öğrenince, anne ve çocuğa moral olsun diye yanımda bir hediye götüreyim dedim. Bakın, böyle bir bebek götürdüm yanımda hediye olarak. Şu bebeği götürdüm arkadaşlar, iyi bakın ve bu bebek cezaevine alınmadı. Mevzuata aykırıymış. O çocuğun yüzünü güldürmek, anneyi sevindirmek için cezaevine götürdüğüm bu bebek cezaevine alınmadı. Nesi var? İçinde bir demir aksam yok. Bakın hiçbir şey. Hiç zararlı bir şey yok. Metal bir aksam yok. Hiçbir şey yok. Bu bebeğin içeri alınması mevzuata aykırıymış. Ya batsın böyle mevzuat ya! Zaten annesine ve çocuğuna yapmadığınızı bırakmadınız. Anne perişan, abuk sabuk bir ceza almış, yıllarca zindanda yatacak. Çocuk sizin yüzünüzden gelişimi geriliği yaşamış. 1 yaşında yürüyebilecek çocuk, 2 yaşında zor bela yürümüş ve koğuşta yeterli oyuncağı yok. Ben bir milletvekili olarak bunu duyuyorum. Haber alıyorum, bir bebek götürüyorum. Hiçbir sıkıntısı olmayan bir bebek bakın bunu almıyorlar. “Yok efendim mevzuata aykırı.” “Neresi mevzuata aykırı?” “Efendim içinde pamuk var. Pamuğa uyuşturucu koklatabilirler. İçerideki mahpus uyuşturucu çekebilir.” Ya Allah aşkına o zaman hiçbir elbiseyi içeri almayın. Bu ne saçmalık ya. Bu ne saçmalık Sayın Genel Müdür. Bakın, şu bebek, gör. Sayın Bakan, gör. Sizin cezaevlerinizde böyle zulümler yok. Bir bebeğin yüzü gülebilecekken gülmedi. Başınız göğe erdi mi? Size soruyorum. Başınız göğe erdi mi? Bu bebeğin haliyle ilgili başınız göğe erdi mi diye soruyorum. Zaten çok büyük sıkıntılar yaşıyor anne. Bir de diğer çocuğu var. 4,5 Yaşındaki çocuğu var, onu cezaevine alamıyor. O çocuk da cezaevine geldiğinde annesine kapalı görüşlerde öncesinde sarılabiliyormuş. Şimdi bu yasaklanmış. “Kapalı görüşte anneye sarılmalar yasaklanmış.” Bakın, memleketin haline bakın. Maşallah , Adalet Bakanı’nın başı göğe erecek. Kapalı görüşte, camın arkasından anneyle görüşüyor çocuk. “Ya bir de, anneme bir kenardan,. Diğer taraftan dolaşıp bir sarılayım, öyle gideyim.” “Yok sarılmalar yasaklanmıştır.” Ne içerideki dışarıdaki çocuğa sarılabiliyor, ne dışarıdan gelen çocuk içerideki anneye sarılabiliyor. Bu saçma sapan yokuşa sürmeler, bu mevzuatlar nedir ya Sayın Adalet Bakanı! Allah aşkına bu saçmalıkları kaldırın ya. Bakın dönemin sembol bir ihlali, vicdansızlığı olarak şu bebeğin hali ortadadır. Bunu da size söylemiş olayım. Ya mesela anne ile konuştum çocuğun odasında oyuncak çok yetersizmiş kreşe gittiğinde evet orada oyuncak varmış ancak bir saat gidebiliyormuş. Bu da çocuğu da mahkum haline getiriyor. Yani çocuğu da siz orada mahpus muamelesine tabi tutuyorsunuz. Bu olacak bir iş değil. Anneye suçlu diyebilirsiniz ama 24 aylık bir bebeğin ne suçu var arkadaşlar ya? Çocuk her açıdan kısıtlı. Önceki görüşte gitmiştim. Bir tane çocuk açık görüşte annesinin yanındaydı. Az evvel bahsettiğim gibi kaydırağın üstü kirli olduğu için ve memurlar o kaydırağın üstünü silmediği için çocuk kayamadı. Bir çocuk için ne kadar önemli? Sizin için önemli olabilir ama hepimiz çocuk olduk. O kaydıraktan kaymış çocuk için ne kadar önemlidir? Bunu hepimiz biliriz. Ancak böyle bir mekanik, beton gibi bir bakış açısı var. Şimdi bu annenin iki tane çocuğu var. Birisi evde, baba çocuğa bakıyor. Evden, işten erken çıkmak zorunda ve bu patronlar müsade etmese çalışamayacaktı. Çocuğunu kreşten erkenden alması gerekiyor. Çok zor durumda bir aile ve anne belki daha senelerce bu zindanda. Neymiş annenin suçu? Tarih öğretmeni olmak, bir dershanede çalışmak. Memleketin hali bu arkadaşlar. İşin doğrusu bu çok üzücü bir vicdansızlıktır.
Ben bununla ilgili size başka bazı şeyler de söyleyeceğim bakın. Çocukların durumuyla ilgili çok araştırma yapıyorum ve onlarla ilgili başka bazı değinilmesi gereken hususlar da var. Bakın ben size bir resim göstereyim. Bunu cezaevinde bir anne yapmış bu resmi. Görüyor musunuz resim neyi anlatıyor? Anneler bebekleriyle bu denli zorluk yaşıyor ki, resimlerine yansımış bakın, kuşların sırtına bebeklerimizi koysak, onları özgürlüğe göndersek temalı bir resim. O bebekler cezaevinde dört duvar demir parmaklıklar arasında, “Uçurtmayı vurmasınlar” filmi gibi bize hatırlatıyor ve anneler şu anda Türkiye cezaevlerinde bunları yaşıyor. Öylesine bir hasret, öylesine bir zorluk içindeler ki bu resimleri çiziyorlar. Bunlar da tarihe not düşecektir. Bu dönemin vicdansızlığı ile ilgili önemli resimlerdir bunlar. Bakın hiç unutmayın. Ben bunlarla ilgili Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde güvence altına alınan, çocuğun yüksek yararı, bakın mevzuat böyle diyor ama durum bu veya bebeklerin cezaevine alınmadığı bir Türkiye, yaşama ve gelişme, sağlık, eğitim ve oyun oynama haklarının açık ihlali olduğunu söylüyorum Türkiye cezaevlerinde. Fiziki ortam ve kapasite yetersiz. 12 Kişilik kadın cezaevinde kaç kişi kalıyor biliyor musunuz arkadaşlar? 35 Kadın, 2 çocuk. Ortam ana baba günü. Siz bu ortamda çocuk yetiştirdiğinizi düşünün. Çocuğun hiçbir ihtiyaç karşılanmıyor. Ne oyun ihtiyacı, çocuğun oyun oynayacak alanı yok çünkü her taraf insan kaynıyor, eşya kaynıyor. Fiziki ortam ve kapasite yetersiz. Kimi yerler rutubetli, doğru düzgün güneş görünüyor. Fiziki ve psikolojik gelişim geriliği içinde. Az evvel bahsettiğim Emine Sarıoğlu’nun dışarıdaki 4,5 yaşındaki çocuğu psikolojik ve fizyolojik problemler yaşıyor. Çocuk habire hastalanıyor, annesizlikten. Habire psikolojik sorunlar yaşıyor. Öylesine ağır bir durum ki aslında anneye de sordum dedi ki 18 aylık infaz erteleme bebek yaşı 4 yaşına çıkarılmalı çünkü biz burada çok zorlanıyoruz. Bebek ve çocukları devlet iktidar düşünmeli diyor ama nerede öyle bir durum yok. İnsanları daha çok cezaevinde tutmak için uğraşıyorlar. Çocuklara sıcak su kesintili olarak geliyor. Her an sıcak su yok. Sular bazen kesiliyor. Bu ortamda çocuk yetiştiriyorsunuz düşünün. Yaşlarına uygun menüler çok fazla çıkmıyor. İçine bazı ilaçlar katılmış menüler verilebiliyor, şap katabiliyorlar. Zamanı geçmiş mamalar verilebiliyor. Kurumlarda çocuk doktoru yok mesela. Pratisyen hekim oluyor, o da her zaman olmuyor. Çocuk hasta oluyor, o çocuğu hastaneye götürene kadar anne çılgına dönüyor. Acil durumlarda çok gecikmeler yaşanıyor. Çocuğa mahkum muamelesi yapılıyor. Çıplak arama yapılabiliyor. Çocuk kreşe giderken arama yaşanabiliyor. Çocuğun cezaevinden çıkış girişinde bezleri dahi aranabiliyor. Çocuk travma yaşayabiliyor. Sabah sayımlarında çocuk uyurken gardiyanlar içeri girip bağırıp çağırınca çocuk irkilerek uyanabiliyor ve psikolojik sıkıntı yaşayabiliyor. Annelerin koğuş dışına çıkmasına güvenlik gerekçesiyle izin verilmediği için bazen görevlilerin nezaretinde çocuk hastaneye veya başka yere gidince çocuk psişik travmalar yaşayabiliyor. Koğuşlara oyuncak sokulması engelleniyor gördüğünüz gibi. Boya kalemi bile alınmıyor. Sarı, kırmızı, yeşil bir arada olacak korkusuyla. Her tarafa çamaşır asılan bir havalandırmada çocuğun oynayabileceği düşünülüyor. Kreşler yeterli sayıda değil. Oyuncakları yeterli değil. Havalandırmada 4-5 yaşındaki bir çocuğun bisiklet sürmesi bile yasak. Bisiklet çünkü içeri alınmıyor. Düşünün bir 4-5 yaşındaki çocuğun en büyük arzusu bisiklet sürmektir ama hapishanede annesiyle mümkün değil bisiklet süremez ve dışarı da çıkamıyor çocuk. O bisiklet sürme hülyasının olduğu yıllarda kesinlikle dışarı çıkamıyor. Çocuklarla birlikte olmadığı için ve sürekli kadınlarla virlikte olduğu için asosyallik depresyon yaşanabiliyor. Yeterli gün ışığı ve besin alamıyor. Engelli çocukların durumu daha kötüleşebiliyor. Veyahut da engelli çocuk annesinin yanında değilse anneye bazen Özlem Sarıçelik, Eskişehir Cezaevi örneğinde olduğu gibi adli tıp raporu tahliye verdiği halde savcı evdeki 11 yaşındaki Down sendromlu çocuğu takmıyor ve anne çocuğuna ulaşamıyor. İnsanlık çiğneniyor, başka bir şey değil. Yasa çiğneniyor demiyorum, bakın. Savcılar insanlık çiğniyor bu çok net. Yusuf Kerim yasası var ama doğru düzgün uygulanmıyor ve çocuklar ağlama krizleri yaşıyor. Çok önemli sıkıntıları bizzat müşahede ediyorum. Bu konuda anneleri dinlerken yapacağımız anketlere bile Sincan Kadın Cezaevi’nde müdahale edildi. Yapmamız istenmedi arkadaşlar. Gerçekten işte o yüzden bu duruma kızgınım, öfkeliyim.
Yine bir başka kişiden örnek vereceğim. Kezban Oyit, o da %80 skolyozlu Sincan Kadın Cezaevi’nde aynı zamanda ilerice derecede spina bifidası olan engelli bir kadın. Eşi de cezaevinde düşünün. Eşi de engelli. %90 görme engelli. İkisine de infaz erteleme verilmemiş. 9 Yaşında bir kızları var. Anne baba tutuklu. İkisi de engelli. Çok zor bir hayat yaşıyorlar. Dışarıda olsalar birbirlerini tamamlayan insanlar aslında. Birisinin bedensel engeli, birinin görme engeli var derken ikisi birbirini tamamlıyormuş. Hayatı birlikte aşabiliyorlarmış fakat bu ağır cezalar bir aileyi daha böyle yıkmış. En azından Keskin Cezaevi’ne nakil istiyor bu anne. Çocuğunun daha sık bir şekilde anne babayı ziyareti için.
Yine Emine Sarıoğlu da sevk konusunda talebi var. Yozgat Cezaevi’nde böyle bir imkan sağlanırsa en azından çocuğuna daha yakın olur ama her yerde çocuklu koğuşlarda oluşturmuyorlar. Bunu da biliyoruz. Bu konuda da gerekenler yapılmalı sevgili arkadaşlar.
Sincan 2 No’lu Cezaevi’nde Gazeteci İsmail Arı’yı ziyaret ettim. İsmail Arı ziyaretim hakkında da size bilgi vermek isterim. Düşünün bayramın ikinci günü akrabalarınızla bayramlaşıyorsunuz. Neşeli bir ortam. Hiç aklınızda siyaset bile yok. Eş dostla bayramlaşırken kapınız tak tak çalınıyor. Polis geliyor. “Seni gözaltına alacağız.” “Ya neden böyle? Hani çağırsanız gelirdik. Bayramın 2. günü gözaltı nedir kardeşim? Ne yaptık biz?” “Ya işte iki yıl önce bir tweet atmışsın.” Adama diyorlar ki: “İki yıl önce bir tweet atmışsın. Beş ay önce bir tweet atmışsın.” Bayramın ikinci günü bunun için gözaltına alınıyor güya ama sonra anlaşılıyor ki İzzet Ulvi Yönter’in adamları, tanıdıkları Ayhan Bora Kaplan’ın adamı olan Serdar Sertçelik ve Avukat Cengiz Haliç arasındaki WhatsApp yazışmalarını haber yapmış o sabah. O sabah haber yaptığı için akşamı kendisine gözaltına geliyor polis. O yazışmalarda ikisi konuşuyor. Diyorlar ki: “İzzet Ulvi Yönter bize söyledi Sayın Bahçeli’nin önüne konuşma metni koyacak. Orada da Ayhan Bora Kaplan’a operasyon yapan polislerin yanlış iş yaptığı söylenecek ve biz burada kurtulacağız.” diyor bu insanlar. Aralarında böyle konuşuyorlar. Bu yazışmaları haber yapmış gazeteci. Akşamında gözaltına alınıyor. Polis merkezine götürülüyor. Çıplak arama yapılmak isteniyor. Narkotik gözaltı odasına atılıyor. Leş gibi böyle anlattı. Kan, ter, pislik içindeki bir gözaltı odasında akşama kadar tutuluyor. Burnunu sürtmek istiyorlar ve o eski tweetlerin de bahane olduğunu düşünüyor kendisi. “Böyle bir sebepten aslında değil de. Benim bu İzzet Ulvi Yönter’i anlatmamdan kaynaklı.” diyor. Ayrıca iddia ettikleri Yunus Emre Vakfı ile ilgili tweeti hakkında da bilgi verdi. Şu andaki Aile Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, vicdansızlığıyla bilinir. Burada kaç kez anlattım size çocukların, bebeklerin, cezaevindeki insanların sorunlarını, annelerin, bebeklerin sorunlarını ona anlattığımda son derece duyarsız, vicdansız cevaplar vermişti bana bu kişinin eşi Rahmi Göktaş. Kim bu adam? Yunus Emre Vakfı’nın Başkan Yardımcısı. Şimdi bu adam ve Semih Yalçın MHP’li, onun oğlu Ahmet Kutalmış Yalçın, bu Yunus Emre Vakfı’nda başkan yardımcısı bu iki kişi. Peki bu vakıf ne yapıyor? Bu vakıf ödemeler yapıyor. Tabela şirketlerinin naylon faturalarına ödemeler yapıyorlar. Ne kadar biliyor musunuz? 630 Milyon lira. Bu ödemelerde, bu ihalelerde kimin imzası var arkadaşlar? Aile Bakanı’nın eşi Rahmi Göktaş’ın imzası var. Bu para ödemelerinde kimin adı var? Ahmet Kutalmış Yalçın’ın adı var. Peki yargılananlar arasında bu iki kişi var mı? Hayır yok. Vakıf başkanı ve bazı memurlar var. Özellikle bu iki kişi oradan sıyrılmış. O iki kişi orada yok. Bu ne demektir ya! Nasıl bir iştir! Aynı zamanda yolsuzluk haberini yaptığı vakfın üyelerinin bulunduğu cezaevinde o gazeteci de var. İşte size tipik bir Türkiye tablosu arkadaşlar. Gazeteci arkadaşlar bunu duysun. Türkiye’deki sıradan gazetecinin başına bu iş gelir. Yolsuzluk haberini yaptığı ve bunu izah edemedikleri durumlarda size aniden bir operasyon yapılır, cezaevine atılıverirsiniz. O kişilerle aynı cezaevinde olursunuz. İşte tipik bir Türkiye tablosu. Bu konuda vakfa bağlı olan Turizm Bakanlığı’nın da tek bir açıklaması yok. Herkes susarak geçiştirmekte. Bu iktidarın taktiği böyledir arkadaşlar. İşlerine gelmeyen noktalarda susarak geçiştirme taktiğini kullanırlar. Bakın İsmail Arı kendisine yapılmak istenen iğrenç çıplak arama uygulamasını da anlattı. Kendisine Ankara Emniyeti’nde “İndir pantolonunu” demişler. Kendisi de demiş ki “Memur bey ben torbacı morbacı değilim, gazeteciyim. Ne bu pantolonunu indir, ayıptır.” “İndir kardeşim pantolonunu.” “İndirmem, gel sen indir bakalım.” demiş restleşmişler. Başka bir polis memuru “Tamam ya, abartmayalım işi.” Demiş, demek ki işler böyle inisiyatife bağlı arkadaşlar görüyorsunuz değil mi! Sonra “Atın lan şunu narkotik gözaltı odasına şöyle bir aklı başına gelsin.” bakın Ankara Emniyeti’nde yaşananlar bunlar arkadaşlar. Yazıklar olsun. Vatandaşın haber alma hakkına sahip çıkan gazetecinin hali bu arkadaşlar. Görün şu durumu.
Geçtiğimiz hafta ziyaret ettiğim Şakran Kadın Cezaevi ile de ilgili bilgiler vereceğim size burada. Şakran Kadın Cezaevi idarecisi Aysun Güner görevden alınmalıdır arkadaşlar. Bunu Adalet Bakan Yardımcısı’na da söyledim, Ceza Tevkif Evleri Genel Müdürü’ne de söyledim. Böyle bir rezalet olmaz. Böyle laçka bir cezaevi olmaz. Böylesine kötü niyetli bir yönetim olamaz arkadaşlar. Cezaevinde A’dan Z’ye her şey çok kötü. Bakın 135’den fazla cezaevi ziyaret etmiş bir milletvekiliyim 2,5 yılda. Ama böylesine kötü yönetilen, böylesine kötü niyetli bir cezaevi görmedim arkadaşlar. Çok net söyleyeyim. Şakran Kadın Cezaevi’nde işler çok kötü. 6 Aydır revire çıkamayan mahpus var. Hastane demiyorum. Ağır hastalığı var ve çıkamıyor. Annelerin çocukları var, çocuk koğuşu açılmamış, anneler çocuklarından ayrı ve öyle bir şey de düşünülmüyor. “Kardeşim çocuğunu yanına alacaksan mahkeme kararı getir.” denilmiş Kader Erhan’a veya başkasına “Adli mahpuslarla beraber çocuk koğuşunda kalacaksan tamam alırız koğuşuna.” denilmiş. Ya siyasi mahpus niye adli mahpusla beraber kalsın? Veyahut da bu cezaevinde cemaat davalarından yatan kadınlarla İŞİD davasından yatan kadınlar aynı koğuşa konuluyor. Ya ikisi de ayrı grup kardeşim ne oluyor yani? Kendi mevzuatınızı çiğniyorsunuz. Bunlar nasıl işlerdir?
Bakın bu cezaevinde yine Tuğçenur Özbay ve Güzin Tolga kendilerine suçlu kimlik kartı dayatmasını kabul etmedikleri için ziyaret yasağı konulmuş, disiplin cezaları verilmiş. Bundan sonra da Tuğçenur Özbay 75 gündür açlık grevinde şu anda. En az 10 kilo zayıflamış 45 kilolara düşmüş durumda 56 kilolardan. Sağlığı iyiye gitmiyor. Genç bir kadın ve önceden yapılmayan bir uygulama yeni idarenin yönetiminde dayatılmaya çalışılıyor. İdare çok gaddarca bir dayatma içinde “Açlıktan ölsün.” onların umurunda değil arkadaşlar. Bakın mahpus açlık grevinde ve hiçbir kimseyle görüşemiyor vekil dışında ve idare, biz vekillerle de görüşmek istemiyor. Benden önce Burcugül vekilimiz gitmiş, onunla görüşmemiş. Ben gittim, benimle görüşmek istemiyor. Cezaevi idaresine oturup konuşalım diyoruz, görüşmek bile istemiyor. Ya Sayın Adalet Bakanı, Sayın Ceza Tevkifevleri Genel Müdürü, “Milletvekilinin telefonuna çıkmayan müdürü görevden alırım.” derdi Bekir Bozdağ şu anda nereye geldik? Milletvekilli ile görüşmeyi bile kabul etmeyen müdürler var ve siz onlara dokunamıyorsunuz. Yazıklar olsun ya! Bu nasıl iktidar ya? İstedikleri gibi at koşturuyor, Sincan Kadın Cezaevi. Şakran Kadın Cezaevi müdürünün yapmadığı yok. Önceden Bakırköy Cezaevi’nden de biliyoruz. Her türlü gaddarlığı yapan bir insan şimdi de Şakran Kadın Cezaevi’nde bütün bunları sormak için kendisiyle görüşmek istediğimizde görüşmeyi kabul etmiyor. Siz Şakran Kadın Cezaevi’ne sahip değil misiniz? Orası sizin yönetiminizde değil mi Sayın Bakanlık? Size buradan soruyorum. Bu uygulamalar nasıl yapılıyor? “Orası bize ait değil Ömer Bey. Orada bir derbeylik var, biz oraya dokunamıyoruz.” mu diyorsunuz? O zaman bırakın gidin istifa edin. Siz istifa edin madem müdürü görevden alamıyorsunuz ama yok “Orası bizim cezamız Ömer Bey öyle şey olmaz. Bu müdür nasıl kendi başına kafasından işler yapıyor ona gereken cezayı soruşturmayı açıp görevden alırız ve bu uygulamaları düzeltiriz.” diyorsanız buyurun. Ben bunları da buradan duyururum Sayın Bakanlık ve Genel Müdürlük. Bunu affetmeyeceğim. Bugün yapmazsanız sonuna kadar yapana kadar bunu hatırlatacağım Sayın Bakanlık yetkilileri bunu unutmayın. Sizin karşınızda Gergerlioğlu var. Çıplak aramayı ısrarla Türkiye gündemine sokan insan var. Bu cezaevinde de keyfi çıplak aramalar yapılıyor ve daha pek çok usulsüzlük yapılıyor. Bunun peşini bırakmam. Siz eğer şu anda bu işe bir neşter atmazsanız yarın öbür gün daha pişman olursunuz. Bu iş ayyuka çıkar ve ben bunu defalarca gündeme getirip uluslararası alana da taşırım. Bunu size net bir şekilde söyleyeyim. Böyle bir başı bozukluk olmaz arkadaşlar. Ben böyle bir şeyi hayatta görmedim ve bu cezaevinin hastaneye götüren ringleri leş gibiymiş ya. Bakın hastasınız. Hastaneye gideceksiniz. Daracık, kabir gibi resmen kabir gibi bir yere konuluyorsunuz. Orada, arabada hastaneye gideceksiniz. Tabutluk diyorlar zaten o ringlere ve orası hep pislik içinde. İdrar, kan, böyle bir yerde cezaevinden hastaneye kadar gidiyorsunuz arkadaşlar.
Mahpusların durumuna geleyim. Bakın Didem Erdoğan Şakran Cezaevi’nde 52 yaşında bir kadın ve birçok hastalığı var. Bu kadının kalbinde bir problemi var. Stent takılması lazım ancak 9 aydır tutuklu ve cezaevi şartlarında buna cesaret edemiyor çünkü enfeksiyon kapabilir. Bunun yanısıra kadının miyomu var, aşırı kanamaları var, hemoglobini 3’e düşmüş. Buna da bir çözüm bulunamıyor. Kalbindeki problem çözülemediği için kadın ameliyatı da yapılamıyor ve kadının sağlığı tehlikede. Yarın öbür gün Allah korusun pat diye ölebilir. Bunun sorumlusu cezaevi idaresidir. Genel müdürlük ve bakanlıktır. Çok net söyleyeyim. İnanılmaz bir şekilde bu mahpusun sağlığı yokuşa sürülmekte arkadaşlar. Doktor yok ortalıkta. Memurlara da soruyorum. Ya burada her gün doktor yok mu? Gelen doktor kaçıyormuş. Kadrolu doktor yok. Geçici doktor geliyor. Herkes oradan kaçmak istiyor çünkü cezaevinde mahpuslar şikayetçi olduğu gibi memurlar da şikayetçi, doktor da şikayetçi. Herkesin şikayetçi olduğu berbat bir yönetime sahip bir cezaevinden bahsediyoruz arkadaşlar. Bu kişinin, Didem Erdoğan’ın engelli 50 yaşlarında bir kardeşi var ve bu kardeşine babasının ölümünden sonra engelli maaşı bağlanmamış. Bu da bir gaddarlık örneği. %68 engeli olmasına rağmen, bakın engellisiniz düşünün. Annenizin bakımındasınız ama artık yaşlar ilerlemiş. 77 Yaşında anneniz 50 yaşındaki çocuğuna bakıyor. Yarın öbür gün anne ölebilir. Devlet bu engelli çocuğa diyor ki: “Ben sana babandan düşen maaşı vermem. Git çalış kardeşim.” ya adamın yürüyecek hali yok. Ben kendim gördüm. 50 yaşında, ileri %68 engelli, aklı başında olmayan bir adam. Bu adama siz babasından kalan maaşı da vermiyorsunuz, engelli aylığı, bakım aylığı da vermiyorsunuz bu aileye, hiçbir şey vermiyorsunuz. “Git başının çaresine bak.” diyorsunuz. Allah’tan anne ölmemiş. Ablası mahpus. Tam bir aile dramı yaşanıyor. Didem Erdoğan’ın eşi yıllarca içeride yatmış. Tam böyle çökmüş bir aile gördüm arkadaşlar ve siz hala bu kişilere zulmediyorsunuz. Bu cezaevindeki mahpusların hastaneye gittiği ringlerin içi bazen öylesine kokuyormuş ki jandarma bile diyormuş ki: “Ya içeriye kolonya sıkayım.” böyle leş gibi bir ortam burası. Yani onlar da insafa geliyormuş.
Bir başka mahpus Cemile Konca Şakran Kadın Cezaevi’nde kalıyor, çok üzüldüğüm, en çok kızdığım, öfkelendiğim durum onun durumu. İleri derecede eklem romatizmaları var. 2019’dan beri ağır bir hastalığı var bu kadının. Aynı zamanda gluten alerjisi var. Yani ekmek yiyemiyor. Glutensiz ekmek yemesi lazım, besin yemesi lazım ve bu da temin edilmiyor. Gittikçe zayıflıyor. Peki tedavisi yerinde mi? Hayır. Bir hekim olarak söyleyeyim. Basit bir tedavisi var. Onu alıyor ancak nöbetlerde kullanacağı rantudil ilacını alamıyor. İkincisi, 9 tane katkı maddesi olan ilacını alamıyor. Cezaevi mevzuatına aykırıymış. Dışarıda alabildiği katkı maddesi cezaevinde alınamıyormuş. Bunlardan dolayı hastalığı ilerliyor. Hem eklem romatizmasının ilerlediği her gün sabahları inim inim inleyerek güne başlayan bir mahpus aynı zamanda tedavisini kullanamıyor aynı zamanda gereken besinler verilmediği için zayıflıyor bir deri bir kemik 39 kiloya düşmüş. Sanki açlık grevinde mahpus kadın ya arkadaşlar gözlerime inanamadım yani Şakran Kadın Cezaevi’nde sağlığın durumu bu sayın Bakanlık yani siz gidip görmüyorsanız ben size söyleyeyim ya gidip bir görün dediklerim ne kadar haklı. Sen almışsın bir kişinin özgürlüğünü kısıtlayıp bir cezaevine koymuşsun. Sonra o cezaevindeki mahpusu süründürüyorsun ya. Ölüme götürüyorsun yani. Böyle mi iş olur ya? Yani umrumuzda olmayabilir ama insanların özgürlüğünü kısıtladıktan sonra başka haklarını kısıtlayamazsın. Adamın ölümüne neden olamazsın. Arkadaşlar bu olacak bir iş değil.
Yine Kader Erhan Şakran Cezaevi’nde o da 3 yaşında. Kızı olan bir mahpus, o da Aydın Cezaevi’ne girişte bir kadın olarak böyle burnunu sürtülsün diye ağır bir çıplak aramaya uğratılmış ve İzmir Cezaevi’ne geldiğinde bu yapılmamış ama yani keyfilik ortada. “İstediğim zaman çıplak arama yaparım, istediğim zaman da yapmam.” diyen bir iktidar var karşımızda. Kızını yanına alamıyormuş, “Git rapor getir.” diyorlar. Bakın çocuk koğuşu yok. İdare bir anne ile bebeğin bir araya gelmesini engellemek için ne yapacağını bilemiyor ve başka annelerin durumu da var. Mesela bir anne, Dilan diye bir annenin emziren bebeği varmış. İçeri girdiğinde bebeği yanına alamamış. Aylarca sütünü lavaboya sağmış. Daha sonra da bebek ememediği için yanında yok tabii anne sütten kesilmiş. Türkiye cezaevlerinde bu yaşanıyor arkadaşlar. Bilin yani. Bakın anneler yanlarına bebeklerini alamadıkları için sütlerini lavaboya sağıyor ve ardından sütten kesiliyor. Yanlarına bebek almak için büyük bir gayret sarf ediyor ve kimsenin umurunda değil. Bunları bilelim arkadaşlar.























Yorumlar