16 Nisan 2025

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Hepinizin bildiği gibi çok üzücü bir olayla karşı karşıyayız. Sayın Meclis Başkanvekilimiz Sırrı Süreyya Önder ağır bir kalp krizi geçirdi. Aort damarında genişleme ve ardından yırtılma nedeniyle ağır bir ameliyata alındı. Saatler süren bir ameliyata alındı ve şu an ameliyattan çıktı fakat kalp pompasına bağlı olarak ameliyat sonrası süreç takip ediliyor. Allah’tan kendisine şifalar diliyoruz, dualar ediyoruz.

85 milyonun her kesiminin çok sevdiği, saydığı, hürmet ettiği, samimi bulduğu dürüst, güvenilir kişiliğiyle Sırrı Süreyya Önder inşallah aramızda yine yer alacak. Dualarımız onunla oldukça zorlu bir süreç içinde dün akşam 23.00 sıralarında geçirilen bir ağır kalp krizi, damar yırtılması sonrası hastaneye kaldırıldı ve ardından çok gecikmeksizin ameliyata alındı. Saatler süren oldukça ağır, yoğun bir titizlikle devam eden bir ameliyat süreci yaşadı ve ardından şu anda kalp atışları takibinde. Hepimizin duası onunla. çok ağır yükler yüklenen bu toprakların huzuru, saadeti, barışı, refahı için açık sözlü, dürüst, mert ve sempatik bir ses Sırrı Süreyya Önder. Hepimizin ona ihtiyacı var. Bunu çok net söyleyelim. Sırrı Süreyya Önder mutlak surette inşallah aramızda olmalı. Bu ülkenin huzuru, refahı, kardeşliği, barışının tesisi için çok önemli, çok gerekli. Hepimiz bunu çok iyi biliyoruz. Yılların mücadele insanı umarız ki bu zorlu süreci de atlatacaktır ve aramızda olacaktır diye temenni ediyoruz. Süreci hepimiz takip ediyoruz ve dualarımızla onun yanındayız. Modern tıp gereğini yaptı, yapıyor sağ olsun tüm hekimlerimizin eline, emeğine sağlık. Şu anda da artık hepimizin dualarına ihtiyacı var. Hepimiz onun için Allah’tan şifa diliyoruz değerli arkadaşlar.

Çocuklarıyla birlikte cezaevlerinde kalan anneler var. İster siyasi ister adli her kesimden anneler özeldir. Çocuklarıyla beraber cezaevlerinde kalması insanın vicdanını sızlatmaktadır. Buna çeşitli çözümler bulunması gerekir. Veyahut da çocuklarından ayrı hapishanelerde kalan anneler vardır. On binlerce böyle vaka var Türkiye’de ve geçtiğimiz günlerde üç çocuk sahibi bir anne çocuklarından ayrı 2.5 yıldır kaldığı hapishanedeyken ve evinin bulunduğu cezaevine başka bir ile nakil sürekli isterken ailesinin kendisinin yaşadığı stresler sonucu bir çocuğunu kaybetti. Çocuğu psikolojik sorunlar yaşadı ve maalesef bir epilepsi krizinde çocuğu vefat etti Fatma Sümeyra Gelir. Biz yıllardır bu konunun çok önemli olduğunu söylüyorduk. Anneler için çocuklar için bu konu çok önemli. Büyük aile dramlarına yol açıyordu ve bu yüzden bu konuda bir çözüm sağlanmalıydı. Biz de 3 farklı maddede yasa teklifimizi tekrar veriyoruz. Öncesinde de vermiştik ama tekrar yeniliyoruz. Yeniden veriyoruz ve 18 ile 72 aylık çocuk sahibi olan kadın tutuklu ve hükümlülerin tutukluluk süreleri ve cezaları özel nitelikli 1+1 apart site şeklinde inşa edilen ceza infaz kurumlarında infaz edilmeli şeklinde bir madde ile ilk teklifimizi sunuyoruz. İkincisinde 15 Nisan 2025 tarihine kadar işlenen suçlar bakımından 105/A maddesinin 1. fıkrasında yer alan 1 yıllık süre 3 yıl olarak uygulanır deniliyor. Çocuklu annelerin daha erken denetimli serbestlik koşullu tahliyelere ayrılabilmesi için ve bu konuda da istisnaların olmaması için bu maddeyi veriyoruz. 0-6 yaş grubu çocuğu bulunan kadın hükümlüler ile 70 yaşını bitirmiş hükümlüler hakkında 105/A maddesinin 3. fıkrasında yer alan 2 yıllık süre 4 yıl olarak uygulanır diyor. Eşi ile beraber tutuklu olan anneler ile ilgili bir husus. Eşi vefat etmiş, kendisi cezaevinde olan anneler veyahutta karı koca cezaevinde olan annelerin çocukları ortada kalıyor. Buna ne yapacağız? Millet Meclisi olarak buna sahip çıkmayacak mıyız? Bununla da ilgili infazın çocuğun 15 yaşını doldurmasına kadar ertelenmesini talep ediyor yasa teklifimiz ve annenin cezasının infazı sırasında çocuğun mağduriyetini önlemeyi amaçlamakta. Hükümlü hakkında kasten işlenen bir suçtan dolayı kamu davası açılması halinde erteleme kararı kaldırılarak cezanın derhal infaz edilmesi öngörülecektir. Kamu güvenliği ve adaletin sağlanması da gözetilmelidir diyoruz. Biz bu üç yasa teklifiyle görevimizi yapıyoruz arkadaşlar. Anneler, çocuklar ağır cezaevi şartları nedeniyle büyük mağduriyetler yaşadı. Büyük aile dramları oluştu ve çocuklu anneler ayrımcılığa uğradı. Kimisi gereken denetimli serbestlik ve şartlı tahliye sürelerine ulaşamadı. Karı koca tutukluluklarda büyük sorunlar yaşandı. Çoluk çocuk ortada kaldı ve büyükler için yapılmış cezaevlerinde çocuklar, anneler birlikte kalmak zorunda kaldı. Biz işte bütün bu hususlar için tekliflerimizi sunduk ve bir an evvel bunların kabul edilmesini bekliyoruz.

Ülkede yaşanan zirai don meselesi çok büyük bir sıkıntı oluşturdu ve meyve sebze üreticileri şu anda büyük bir şok yaşıyor. Bununla ilgili dün meclis araştırma komisyonu kurulması kabul edildi. Ülkenin ortak bir meselesi ve bir komisyon kuruldu ama çiftçinin zararının bir an evvel giderilmesi gerekir. Tarım Bakanı Sayın İbrahim Yumaklı’nın açıklamaları çok tatminkar değil. Birtakım masraflar karşılanacak deniliyor ama tüm üreticilerin masraflarının karşılanmasında ayrımcılık yapılmaması gerekiyor. Bu konuda da hassasiyetimizi tekrar bildiriyoruz.

Bize başvuran yüzlerce kişinin dediklerini ve taleplerini burada gündem ediyoruz. “2024 KPSS puanıyla fen bilimleri branşından atama bekleyen bir öğretmenim. Normal şartlarda atanmaya yetecek bir puan ve sıralamam mevcut fakat 2023 kontenjan dağılımlarında herkesin bildiği üzere telefonlarla kontenjan değişimleri oldu. 2024 KPSS puanıyla yapılacak atamada kontenjan dağılımlarında branşımıza tekrar kıyım yapılmaması hak ettiğinin verilmesi ve adil bir dağılım için sizlerden yardım talep ediyorum.” diyor.

“696 KHK ile zorunlu emekli edilen kamu işçisiyim. 2018 yılında AKP hükümeti tarafından kadroya alındım, kadroya alındığıma sevinemedim. 2021 yılında en düşük emekli maaşına mahkum edilerek zorunlu emekli edildim. Aynı zamanda aynı şartlarda işe alındığımız insanlar hala çalışırken ben ve benim gibi işçiler sözde emeklilik adı altında açlığa ve sefalete mahkum edildik. İşimize son verilerek yeni istihdam alanları mı açıldı? Bu mu adalet?” diye soruyor. “Kanser hastası annemle birlikte yaşıyorum geçinemiyorum ve desteğinizi bekliyorum.” diyor. Onun da buradan sesi oluyoruz.

1416 sayılı kanun kapsamında master ve doktora programları için yurt dışına gönderilip ülkemize dönemeyen bursiyerlerden birisinin kefili bize müracaat etmiş ve ödemeler noktasında yardımcı olunması gerektiğini söylemiş. Uzun uzun anlatmış. Biz de burada gereken soru önergemizi veriyoruz ve ilgili makamlardan bu konuda bir anlayış bekliyoruz. “KHK ile bazı bursiyerlerin borçları tamamen sıfırlanırken ödemelerini düzenli yapan biz bursiyerlerin böyle bir talebimizin yerinde olduğunu ifade etmek isteriz.” diyor. Yapılandırma modeline benzer bir çözüm konusunda beklentileri var.

Dün mecliste iklim kanunu geri çekildi. Bu hayırlı bir haber çünkü bununla ilgili oldukça önemli tedirginlikler vardı ve biz de parti olarak bu yasa teklifine muhalefet ediyorduk etmeye de devam edeceğiz bu haliyle geldiği müddetçe.

“696 KHK kapsamında 2022’de zorunlu emekli edilen işçilerin yasal bir düzenlemeyle işe iade edilmesi mağduriyetimizin giderilmesini istiyorum.” diyenler var. “En alt limitten sigortamız yatırıldığı için emekli maaşımızda en düşük emekli maaşı maalesef. Sesimizi duyurun çünkü zorunlu emeklilik EYT ile birlikte kaldırıldı. Ben de diyorum ki benim günahım neydi ki mağdur edildim.” diyor başvurucu.

Murat Erdem, Yozgat Akdağmadeni Cezaevi’nde kalıyor. Cezaevi çok kalabalık olduğu ve sigara içildiği için akciğer hasarı başlamış, covid yasasından yararlanamamış ve mağdur durumda olduğunu belirtiyor.

Regaip Baydeniz, Bodrum S Tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu. Kendisi uzun süredir bağırsaklarından kaynaklı kronik bir sağlık problemi yaşamakta. En son ameliyatını yaklaşık 10 gün önce geçirmiş durumda. Hastaneye kelepçeli bir şekilde götürülmüş ve doktor kontrolü sırasında da kelepçeleri çıkarılmamıştır. Ancak doktorun açık talebi üzerine sonradan kelepçeleri çıkarılmış. Doktor en az bir hafta hastanede kalması gerektiğini, çünkü sağlık değerlerinin çok düşük olduğunu ifade etmiş. Muğla E Tipi Cezaevi’ne geçici olarak nakledilmiş. Adli suçlularla aynı koğuşta kalmış. Bu da bir risk oluşturmuş. Kötü bir hücrede, dışkıların ortalıkta olduğu bir yerde son derece kötü, kirli yataklarda yatmış. Ameliyatlı haliyle yere yatırılıp tekmelenmiş, darp edilmiş, insan haklarının ağır bir ihlalini yaşamış, açıkça işkence ve kötü muameleye maruz kalmış ve bu meselenin acilen değerlendirilmesi yönünde bir talep var.

31 Temmuz Covid yasası konusunda çok büyük bir talep var biliyorsunuz. Meclise böyle bir yasa teklifinin gelme ihtimali var. Biz de gelsin ve 31 Temmuz Covid yasası konusundaki ayrımcılık bitsin diyoruz. Zaten bu yasa çıkarken de ayrımcı bir şekilde çıkmıştı, alelacele çıkmıştı. O yüzden bu konudaki mağduriyet bir an evvel giderilmeli. 31 Temmuz Covid yasası adil, eşit bir şekilde uygulanmalı.

Feyza Karaoğlu, zorunlu emeklilik mağduru, Bandırma Fatma Ana Kız Yurdu’nda güvenlik görevlisi olarak çalışmaktayken 696 sayılı KHK ile Teşeron’dan kadroya alınmış, zorunlu emekli edilmiş, en düşük emekli aylığına mahkum edilmiş ve işe iade edilmemiş, mağduriyet var, geçinemiyoruz diye haykırıyor. Yaşlı anne babasıyla yaşıyor. Kanser annesi, babası kalp hastası. Zorunlu emeklilik nedeniyle elinden alınan işini, ekmeğini istiyor çünkü emekli olmayı biz de istemedik diyor.

“Eşim Enis Budak Silivri Açık Cezaevi’nde 8 aydır hükümlü ve Covid yasasından faydalanamamış. Bu konuda ailece büyük mağduriyet yaşıyor. Çocuğu her gün babam ne zaman gelecek diyor ve büyük bir sıkıntı yaşıyorlar.

“Abim Nurullah Doğan, Elazığ 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde. Babam Abdülkadir Doğan ağır hasta, kan kanseri, santral sinir sistemi bozulması hastası.” Diyor ve bir rapor baba hakkında yazılmış. Cezaevine gönderilmiş ve babayı görmesi için İstanbul Emniyeti “Güvenliği sağlayamayız, getirilmesine rıza gösteremeyiz.” demiş. Bağımsızların arasına geçme dayatması ile karşı karşıya kalmış. Mardin Nusaybin ilçesinde Devlet Hastanesi’nde yatıyor ve durumu iyice ağırlaştı. Abisinin onu gelip görmesini istiyor. Biliyorsunuz bu noktada cezaevi yetkileri, emniyet yetkileri son derece ağırkanlı davranıyor.

“Özgür Azad İnci’nin babasıyım. 71 yaşında yüksek tansiyon hastasıyım. Eşim de 72 yaşında şeker hastası, yüksek tansiyon hastası ve her iki ayak dirseğinde platin var. Mersin’de ikamet ediyorum. Adalet Bakanlığı’na bu konuyu taşımanız ve oğlumu ikametgahımıza yakın olan Mersin Tarsus Adana’da bir cezaevine sevkinin sağlanmasıdır.” diyor. Bir sevk isteği var.

İzmir Kırıklar 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde müebbet hükümlüsü Ali Gülmez’in vasisiyim. Ali Gülmez geçen sabah cezaevinden İzmir Şehir Hastanesi’ne kardiyoloji bölümüne anjiyo için götürüldüğünü cezaevini arayarak öğrendik.” Diyor iki damarına stent takıldı.

“Ben ve benim gibi birçok arkadaşımız devlet kurumlarına ÖSYM ve farklı yerleştirme sistemleri üzerinden memur olarak atandık. Güvenlik soruşturması sonucu işimize başlayamadık. Bir yumuşama dönemi var. Bu konuda bize anlayış gösterilmesi ve sesimiz olunmasını istiyoruz.” diyor.

15 yıldır herkese kadro verilirken Fahri Kur’an kursu öğreticileri neden sürekli kapsam dışı bırakılıyor diye soruyor Kur’an kursu öğreticileri. 657’ye tabi olarak ek ders ücreti karşılığında bir yılda iki defa KPSS şartı mülakat puanı ve belirli belgelerle yıllardır atama şartlarını taşıyarak kadro ve özlük haklarından yoksun bırakılarak hizmet ettik.” diyor. “Neden hala kadro ve özlük haklarımız verilmiyor Geçici Kur’an kursu öğreticilerine?

Ramazan, Aktaş, Burdur Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ndeyken 4. evre pankreas kanseri olduğu anlaşılıyor. Antalya Tıp Fakültesi’nde mahkum koğuşunda yatıyor. Oldukça ağır bir hasta. Adli Tıp Kurumu’nun bir an evvel kararı vermesi ve bu insanın mahpus koğuşundaki o kötü ortamdan kurtulup düzgün bir tedavi görmesi gerekiyor ve adli tıp kurumunu göreve davet ediyoruz. Bu kişi için kararınızı verin yoksa ölümle karşı karşıya öldükten sonra mı karar vereceksiniz? İki büklüm hasta yatağında ağrılar çekerek yaşayan Ramazan Aktaş için bir an evvel adli tTıp kurumunun infaz erteleme kararı vermesini istiyoruz.

Azad Kar Kırşehir Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde kalmakta. Dilekçe yazıyorlar, müdüre revire çıkarmıyorlar. Farklı suç ithamı kesimleriyle bir arada tutuluyor. Sürekli su kesintileri yaşanıyor. Kantin fiyatları çok yüksek. Eylem yapmaya zorlanıyor. İdare kendini diyaloğa kapatmış. Görüşme taleplerini reddediyor. Mahkumlar mağdur oluyor. Çok kötü şartlarda cezalarını infaz etmektedirler. Bu, Kürt halkına yönelik önemli bir baskıyı gösteriyor, diyor.

Mahsun Çay, Nusaybin davasında 2016 yılında tutuklanıp cezaevine gönderildi. Ardından Osmaniye’den Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne gönderiliyor ve 2 yıldır açık görüş izni verilmiyor. Hastaneye sevk edilmiyor. Çok hasta olduğunu ve sürekli bayıldığını söylüyor, bu konuda sağlık hakkından yararlanamadığı yönünde bilgiler var.

Konya’da bazı hekimlerin WhatsApp grubu kurarak kadın hastalara yönelik birtakım tacizkar ifadeler kullandığı yönünde bilgiler üzerine doktorlar ters kelepçeyle gözaltına alındı ve kötü muamele gördü. Biz hem hipokrat yemini etmiş hekimler adına bu tür kadın hastalara yönelik tacizi şiddetle kınıyoruz ama aynı zamanda da hiç kimseye yapılmaması gereken ters kelepçe uygulamasının bir cezalandırma gibi yapılmasına da karşı çıkıyoruz. Cezayı mahkemeler verir, polis vermez. Bu önemlidir o yüzden insan hakları çok önemlidir. Buna dikkat etmemiz gerekiyor arkadaşlar. Bir suç ithamı varsa mahkeme bunu yargılar ve cezayı verir. Hiç kimse bunun karşısında durmaz fakat ceza verilmeden insanlara ters kelepçe, çıplak arama, kötü muamele gibi fiiller de yapılmamalıdır.

Cezaevlerinde birçok mahpusla görüşüyoruz ama aynı zamanda infaz koruma memurlarıyla da görüşüyoruz. Ziyaret ettiğimiz cezaevlerindeki infaz koruma memurları yeşil pasaport haklarındaki kısıtlıluktan şikayetçiler. İlk 500 kişiye yeşil pasaport hakkı verilmesinden dolayı infaz koruma memurları çok mağdur çünkü bu ilk 500 kişi ileri derecede kıdemi olan veyahut da emekliliği gelmiş kişiler oluyor ve birçok infaz koruma memuru arkadaşımız yeşil pasaport alamıyor. Bu doğru değil. Diğer memurlarda olduğu gibi kısıtsız bir şekilde infaz koruma memuru arkadaşlarımıza da yeşil pasaport verilmelidir diyoruz. Bu konuda bize başvuruları oldu. Sınırsız bir şekilde memurlarsa bu haktan faydalanmalıdırlar diyoruz.

Elimde Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi’nin bir raporu var. Sayın İmamoğlu’nun tutuklanmasından sonra yapılan gösterilerde gözaltına alınan kişilere Ankara Emniyeti Tem Büro Amirliğinde çok kötü muameleler yapılmış. Ankara Barosu da bunu raporlamış. Kafadan konuşmuyoruz. Gitmiş, gözaltındaki insanlarla görüşmüş ve çıplak aramanın tacizkar bir şekilde yapıldığı ortaya çıkmış. Darp, hakaret ve doktor muayenelerinde polisin doktorun başında olması ve benzeri birçok kötü muamele bu raporda anlatılıyor arkadaşlar. Kimisi çıplak aramayı reddedince darp edilmiş. Kimisi bu darp ve çığlık seslerini duymuş ve bu yüzden çıplak aramaya karşı çıkamamış. Sayfalarca bu kötü muamele anlatılıyor. Ardından da Emniyet Genel Müdürlüğü kalkıp diyor ki: “Çıplak arama yapıldığı iddiaları hakkında suç duyurusunda bulunacağız.” kardeşim yani binlerce kişi kendisine çıplak arama yapıldığını söylüyor. Onlar yalan söylüyor da sen mi doğru söylüyorsun Emniyet Genel Müdürlüğü? Milleti korkutmak için yaptıkları ortaya çıkmasın diye suç duyurusunda bulunacakmış. Bu nasıl bir haldir ya? Bu nasıl bir devlettir? Nasıl bir kurumdur anlamak mümkün değil. Vatandaşlar bakın bir baro raporu eşliğinde çıplak aramaya uğradıklarını defalarca defalarca söylüyor. Filistin konusunda sokaklarda olan Filistin dostları çıplak aramaya uğradıklarını söylüyor. Binlerce kişi bunu söylüyor. Cezaevlerindeki binlerce kişi söylüyor. Mahpus yakınları söylüyor. Gözaltındaki insanlar söylüyor. Çıkmış Emniyet Genel Müdürlüğü İçişleri Bakanlığı hiç utanmadan “Efendim çıplak aramaya uğradığını söyleyenler hakkında suç duyurusunda bulunacağız.” Bu ne demektir? Tamamen totaliter bir yönetimin bir işaretidir. “Biz vatandaştan yana değiliz, biz vatandaşın canına okuyacağız, vatandaşın canına okuduktan sonra da onun sesinin çıkmasına müsaade etmeyeceğiz.” demek isteniyor.

Nuray Mert, soyadı gibi mert bir yazar, bir kadın, bir hak savuncusu, yılların fikir mücadelecisi, çok nitelikli, değerli bir bilim insanı. Nuray Mert artık bundan sonra yazmayacağını söyledi. Neden? Yıllarca tüm haksızlıklarla mücadele eden en zor zamanlarda mağdurların yanında olan bu kişi neden dün savunduğu mazlumların bugün zalim olduğu bugünlerde neden yazmayacağını söylüyor? Çünkü çok büyük bir hayal kırıklığına uğramış durumda. Kendisi zaten bir kanser tedavisi altında. Zor zamanlarda tüm mazlumlara sahip çıkan Nuray Mert şu anda zalimleşen o kişilerin tasallutundan endişe ederek yazmayacağını söylüyor. Bu kadar üzücü bir durum olabilir mi arkadaşlar? Soyadı gibi mert bir yazar olan çok iyi tanıdığımız ve çok değer verdiğimiz bir kişi olan Nuray Mert’in bu kararı aslında iktidara ağır bir tokattır çünkü başka birisinden değil Sayın Nuray Mert’ten gelmektedir. Sayın Nuray Mert’in dün zorba 28 Şubat güçlerine karşı nasıl aslan gibi cesur, fedakar ve idealist bir anlayışla durduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Nuray Mert’in hakkını savunuruz. Sonuna kadar savunmaya devam ederiz. O, dün mazlumların hakkını savundu. Biz de bugün onun hakkını, hukukunu savunuyoruz. Nuray Mert’in yanındayız ve onun sesinin tekrar yükselmesini istiyoruz. Yazmama kararını da kabul etmiyoruz. Sevgili Nuray Mert, yaz ve bu dünyada bir bilim insanının her şeye rağmen yazmaya devam ettiğini herkes görsün.

Türkiye Barolar Birliği İnsan Hakları Merkezi Ceza ve İnfaz Sorunları Çalışma Grubu’nca hazırlanan çok sayıda tutuklu ve hükümlü mektubunun sosyal ve psikolojik açıdan analizi ile hukuki değerlendirmeye dayanan bir rapor yayınlamış. Ayrıntılı bir şekilde inceleyeceğiz ama bu değerli bir çalışma. Bu ve benzeri çalışmaları önemsiyoruz. Ayrıntılı bir şekilde bunu inceleyeceğiz değerli arkadaşlar.

Bir kısmi af beklentisi var. 55.000 hükümlüye tahliye yolu açılıyor. Taslağa göre 31 Temmuz 2023 tarihinden önce suç işleyen ve halen cezaevinde hükümlü olanlar 3 yıl erken denetimli serbestlik kapsamına alınacak. Yine mükerrer suçlardan dolayı cezasının 4’te 4’ünü çekenlerin de tahliye edilmesinin önü açılıyor. Milletvekillerinin imzasına sunulacak. Terör hükümlüsü hasta tutuklular sorunu gündeme alınacak. Adli tıp yoluyla çözülecek. Evet bu uzun süredir beklenen bir yasa teklifi yüz binden fazla mahpus var. Cezaevlerinin bir an evvel boşaltılması gerekiyor. Yasanın bir an evvel yürürlüğe girmesini istiyoruz.

Dolandırıcılık ve uyuşturucu suçlarında çok büyük bir artış varmış ve maalesef patlama yaşanıyor. Sosyal durumla ilgili çok vahim bir görüntü ortaya çıkıyor değerli arkadaşlar.

Geçtiğimiz günlerde gidip Van Cezaevi’nde onu ziyaree etmiştim. Burhan Adsız ileri derecede hasta bir mahpus. Ameliyat edilmesi gerekiyor. İleri derecede siroz hastası varis kanaması geçirmiş, ölümlerden dönmüş, hala dekompanse siroz şeklinde takibi devam ediyor ve halen genişlemiş o varis damarlarının patlama riski var. Bir an evvel ameliyat edilmeli, ligasyon yani bağlama işlemi yapılmalı varislerine yönelik fakat aylardır doğru düzgün bir sağlık hizmetinden faydalanamıyor. Kabul edilecek bir durum değil. Burhan Adsız önemli. Onunla ilgili raporu da burada gördük, gösterdik. Bir an evvel Burhan Adsız’ın ameliyat edilmesi ve infaz erteleme alması gerekiyor arkadaşlar. Raporu da burada bakın. Van F Tipi Cezaevi’nde kendisi. %95 mağluliyeti var. Cezaevi koşullarında bu haliyle kalıp kalamayacağı konusunda hala Adli tıp kurumu tarafından bir değerlendirme raporu yok. Yüzüncü Yıl Üniversitesi bu konuda bir rapor vermiş. Adli tıpa gitmiş ama biz cezaevi yetkililerine de söyledik. İlla ölmesi mi gerekiyor yani kardeşim? Daha ikinci bir kanama geçirmesi mi gerekiyor? Allah aşkına daha nesini tutuyorsunuz bu hasta mahpusu cezaevinde? Çok ağır bir durumda. Ben bir hekim olarak raporlarına baktım. Oldukça kötü bir durumda. Tek başına bir hücrede kalıyor. Daha önce kanama geçirmiş, 1 hafta boyunca yoğun bakımda yatmış ve şu anda da çok büyük bir risk altında.

Afyon Bolvadin T Tipi Cezaevi’nden bir mahpusun görüntüsü görüyorsunuz. Darp edilmiş ve önemli bir şekilde kanlar içinde görüyorsunuz görüntülü görüşmede şu hali. Adalet Bakanlığı da bu hali görsün. Nedir bu hal? Bir açıklama bekliyoruz.

Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto’nun Meclis’te konuştuğunu gördük. 10 Nisan 2025 yılında saygın bir devlet başkanı pozisyonunda meclise hitap etti. Endonezya’daki kanlı sahnelerin aktörlerinden birisiydi kendisi ve herhangi biri özür dilemedi. İki ülke arasındaki ortak tarihi ve kültürel değerlerden bahsetti fakat kendi ülkesindeki etnik ve siyasal kıyımlardan bahsetmedi. 1 Ekim 1965 sabahı başlayan bir darbe girişiminin ardından ülkede 20. yüzyılın en büyük kıyımı başladı. 6 ay gibi kısa bir sürede ordu kayıtlarına göre 1 milyon, bağımsız gözlemcilere göre 3 milyona yakın insan öldürüldü. 1,5 milyonu aşkın kişi mahkemeye çıkarılmadan yıllarca cezaevinde tutuldu. İnanılmaz hukuksuzluklar yapıldı. Suharto ‘nun 32 yıllık iktidarına ardından iş başına gelen hükümetlerin hiçbiri kıyımın arka planını aydınlatmak ve sorunları yargı önüne çıkarmak için girişimde bulunmadı ve Suharto döneminin 1965 kıyımına dair resmi söylemi sürdürüldü. Bu zulmü yapanlar General Suharto komutasındaki ordu ve onunla koordinasyon halindeki birtakım İslamcı örgütlerdi. Endonezya’nın büyük insan hakları ihlalleriyle lekeli bir devlet olduğunu buradan söylüyoruz. General Subianto, Suharto’nun sadece damadı olmakla kalmayıp, onun baskıcı politikaların bir uygulayıcısı olduğu Doğu Timor ve Papua’da yönettiği kitlesel kıyımlardan dolayı yargılanmadı. Şimdi kendisine buradan soruyoruz. Refah içinde bir Endonezya’yı milyonlarca insanın cansız bedeni üzerine mi inşa edeceksiniz? Geçmişle yüzleşme ve kurbanların yakınlarına en azından teselli ve tazmin etme inceliğini ne zaman göstereceksiniz? Bütün mağdurlar ölüp bu dünyadan ayrılınca mı bunu yapacaksınız? diye soruyoruz. Bu kanlı geçmiş sizinle yaşamayı sürdürecektir, bir uğursuzluk olarak mı sürdürecektir?” diyoruz. Ona hoş geldin değil, güle güle diyoruz ve onun meclis ziyareti sırasında Endonezya Büyükelçiliği tarafından bile bu toplantıya, meclise davet edilen KHK’lı Muhsin Altun Beyefendi’nin meclise alınmamasını da burada şiddetle kınıyorum. Ülkemizin ne kadar kötü bir durumda olduğunu gösteriyor. Endonezya’daki uygulamaları eleştiren bir yazarın, kitabı olan bir yazarın, Endonezya tarihi üzerine önemli araştırmaları olan bir yazarın Endonezya Büyükelçiliği tarafından davet edilmesine rağmen Türkiye Büyük Millet Meclisi görevlileri tarafından meclise alınmamasını da Türkiye Büyük Millet Meclisi milletvekili olarak kınıyorum. Çok yanlış bulduğumu buradan ifade ediyorum değerli arkadaşlar.

Cezaevlerinden bize çok mektup geliyor biliyorsunuz. Onları burada anmamız gerekiyor. Hakkı Turgay Buca 2 No’lu, F Tipi Cezaevi’nden bize yazmış; “Ayağımdaki ortopedik sorundan dolayı ameliyat olmam gerekiyor. Ancak hastane, daha önce ameliyat olduğum hastaneye sevk edilmem gerektiğini söylüyor. Mahpus olduğum için bu sevk nasıl gerçekleşecek bilmiyorum. Mevcut hastanede ameliyat yapılması gerekirken sevk de sağlanmıyor. Bu durum açık bir sağlık hakkı ihlalidir. Sorunumun bir an önce çözülmesini talep ediyorum.” diyorum.

Hazine Alçı Gebze Kadın Ccezaevi’nden yazmış; “Kalça protezi yaptırmam lazım fakat doktorlar ameliyatın yatalak kalmamla sonuçlanacağını söylüyor. Fakat bu halimle de yaşayamıyorum. Hapishanede kalmanın sıkıntısını bu şekilde yaşıyorum. Ne olacak halim?” diyor Hazine hanım.

Çağla, Çağlın Kış Bafra T Tipi Cezaevi’nden yazmış; “10 dakikalık telefon görüşmesinde çocuğum sessiz kalıyor. Onu konuşturmaya çalıştığım için de verimli bir konuşma yapamıyoruz. Ablam, “Neden annenle konuşmuyorsun?” diye sorduğunda “utanıyorum” cevabını veriyormuş. Sanıyorum uzun zamandır beni göremediği için artık ona yabancı geliyorum. Eşim de tutuklu. 18 ayda sadece iki kez görebildim çocuğumu. Gece uykularında ağlama krizleri geçiriyormuş.” diyor anne.

Burada gördüğünüz gibi Melek Gelir’in evini ziyarette bulunduk ve annesiz iki çocuğa, ablalarını kaybetmiş iki çocuğa tesellide bulunduk ve onları sevindirmeye çalıştık. Onların hep yanında olmaya çalışacağız, annelerine kavuşturmaya çalışacağız değerli izleyenler.

Veysel Topçu Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış bize. “Cezaevinde iaşe paraları yetersiz. Yemekler kötü illere göre iaşe paralarının farklı olması gerekiyor aslında. Açık öğretim harç parası karşılanamıyor. Mahpuslara pozitif ayrımcılık yapılmalı.” diyor.

Şu istatistiklerle de tespit ettik. Bakın açık cezaevlerinde 94.889, kapalı cezaevlerinde 308.171 kişi kalıyor Türkiye’de ve genel toplam 403.060. Çok fazla yani 300.000’lik cezaevlerinde 403.060 kişi kaldığını biz değil cezaevleri açıkladı. ‘

‘Nurullah Baykut Rize Cezaevi’nden yazmış bize akabinde Antalya Cezaevi’ne sevk edilmiş.. “Sevgili vekilim buraya havalandırmada Kürtçe şarkı söylediğimiz ve halay çektiğimiz için sürgün edildik. Geldiğim yerde yine hücreye konuldum. Hücre duvarları küf tutmuş, içinden pis su akan bir yer. Bu da yetmezmiş gibi yan koğuşa ağır psikolojik sorunları olan bir mahpus yerleştirildi. Kendi koğuşuna büyük abdestini yapıyor ve cezaevi idaresi buna müdahale etmeyerek burada kalmasına izin veriyor. Tüm bu şartlar artık çekilmez hale geldi. Buna nasıl müsaade edildiğini anlamak mümkün değil.” diyor. Nurullah Baykut Antalya Cezaevi’ne sevk edilmiş  fakat biz durumu takip ediyoruz.

Emrullah Kanioğlu, Diyarbakır 2 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış. “Bir bireyin yaşam hakkı sahte belgelerle ve yalanlarla elinden alınıyor. Böyle bir yapı devlet olamaz. Adalet mücadelem sürüyor. Ben devletin bir adaletle var olduğunu görmek istiyorum. Milletvekilleri görevlerini yapacaklarsa bizden haberdar olsunlar. Yeminlerine sadık kalsınlar. Cumhuriyet savcısına gidiyorum. “Hakkını Avrupa’da ara.” diyor. İşini düzgün yapan bir memur bulamıyoruz. Hangi yetkiliye yazsam ilgisiz baştan savma cevaplar arıyorum. Bu nasıl bir devlet? Kimse görevini yapmıyor. Benim derdim özgürlük değil, adalettir. Devlet, adalet ve ahlakın neresinde duruyor?” diyor.

Mehmet Akdemir, Antalya Döşemealtı Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazıyor. “Kuyu tipi hapishanelerinin Antalya’sından direnç yüklü selamlarımızı gönderiyoruz. Serkan Onur Yılmaz açlık grevinin ileri safhalarında adaletsizlik diz boyunu çoktan geçti. Disiplin cezaları lehimize değil sistematik biçimde aleyhimize kullanılıyor. Müddetnameler tam da tahliye günlerine yaklaşmışken keyfi şekilde değiştirilmekte. 5275 sayılı kanun neden usulüne uygun şekilde uygulanmıyor.” diyor.

Yurdagül Gümüş Marmara Cezaevi’nden bize yazmış. “59 yaşında eski bir hemşireyim. Oğlum Sincan 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevinde, açlık grevinde. Ben bir gece nöbetindeyken, o daha 2,5 yaşındayken alınıp götürüldüm. O günden beri ayrı düştük. Şimdi ikimiz de cezaevindeyiz. Oğlumun büyüdüğünü, delikanlılık çağına eriştiğini göremedim. O adaletsizliği çok küçük yaşta tanıdı, parasız eğitim istediği için, Grup Yorum emekçisi olduğu için tutuklandı. Ben de şimdi açlık grevindeyim. Yüksek Güvenlikli Hapishaneler insan haklarına aykırıdır, kapatılmalıdır. Güneşin hiç uğramadığı, havanın hiç girmediği, çamaşırların dahi küflendiği bu beton kuyularda bir insan yıllarını nasıl geçirebilir? Üstelik 9/3 denilerek, hükümlü olmadığı halde tutuklular da bu cezaevinde tutuluyor. Bu karanlıkta hepimizin sesimizin duyulmasını istiyoruz.” diyor.

Ahmet Arslan, Buca Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nden yazmış. “Güneş, hava, insan bunlardan hak diye bahsetmek bile insana zul geliyor. İktidar zulmünü reva görüyor. Sayın Gergerlioğlu açlık grevi direnişimizin sesini mecliste de duyurmanızı bekliyoruz.” diyor. Kuyuların Dibinden Gelen Mektuplar 44’te böyle diyor Sayın Ahmet Arslan.

Evet, çok üzücü bir gelişme oldu. Muhammed Nourtani, bakın, öldürüp yakılmıştı bir maden ocağının ruhsatsızlığı ortaya çıkmasın diye. Dava sonuçlandı, kendisine bunu yapanlar 3-5 yıllık cezalarla kurtuldu, yatarı bile yok. Kısa bir süre yatıp çıkacaklar. Gariban bir Afganistanlı sığınmacı öldürüldü, kimsenin umurunda değil. “Bir garip ölmüş diyeler, üç günden sonra duyalar.” diyor Yunus Emre. Yunus Emre’den beri değişen bir şey yok maalesef bu toplumda.

Şanlıurfa Baro Başkanlığı’nın önemli bir açıklaması var gördüğünüz gibi. Newroz etkinliği sonrası bir açıklaması var. Platform üyeleri hakkında terör örgütü propagandası suçunu işledikleri iddiasıyla Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatılmış. Bu soruşturma kapsamında platform sözcüsü Ferid Azad Diyarbakır’da gözaltına alınmış. Ferid Azad üzerine atılı terör örgütü propagandası ve halka kin ve düşmanlığa sevk, tahrik etme suçlarını işlediği iddiasıyla Ağrı Sulh Ceza Hakimliğine sevk edilmiş, ifade özgürlüğü teminat altına alınmışken ayakları altına alınmış, silahsız saldırısız ve barışçıl bir şekilde newroz etkinliğine katılan kişilerle ilgili soruşturma açılması ve platform sözü Ferid Azad’ın gözaltına alınarak tutuklanması, ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri hakkı ile özgürlük ve güvenlik haklarının ihlalidir.” diyor. Şanlıurfa Baro Başkanlığı bu noktada bir açıklama yapmış, destekliyoruz.

KHK Televizyonu X hesabı hukuksuzca erişime engellendi ve buradan anlaşılıyor ki iktidar yaptığı zulmün KHK TV aracıyla duyuabrulmasını istemiyor ama biz onlara diyoruz ki güneş balçıkla sıvanmaz. Bunu bilin. İstediğiniz kadar hakkın, gerçeğin ortaya çıkmasını engellemeye çalışın. Boşunadır. Hak ortaya çıkacak. Yanlışlıkla gidecektir.

Yorumlar