16 Temmuz 2025

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Az evvel Meclis Dikmen kapısının önündeydim. Biz milletvekiliyiz milleti temsilen buradayız ve millet, meclisin kapısında bunu herkes duysun.

Millet, meclisin kapısında, kapısına dayanmış ve “maden yasasını çıkarmayın. Zeytinliklerimizi elimizden almayın. Çevremizi katletmeyin. Bizi kire boğmayın. Bu yasa genel kuruldan geçmesin.” diyorlar çok net bir şekilde ifade ediyorlar ve gayet inançlı, kararlı, gayretli, idealist bir grup Meclis Dikmen kapısının önünde. Lütfen Meclis Dikmen kapısının önündeki milleti dinleyin diyorum bir milletvekili olarak. Gerçekten çok büyük bir tepkiye yol açtı çünkü sipariş bir yasa bu. Maden şirketi var, O’nun sahibi getirmiş yasa teklifi vermiş kendi şirketinin para kazanması için burada da bizim oylamamızı istiyor. Hayır, buna evet demeyeceğiz. Sonuna kadar sıkı bir şekilde direneceğiz. Halkımız bizi duysun. Gerçekten böyle rezalet bir yasa teklifi olamaz arkadaşlar ya. Tamamen sipariş bir yasa teklifi. Falanca yerde birisi bir maden açacakmış. İşte orayı tarif ediyor. Ona göre oradaki zeytinlikler halledilecek. Buna göre bir yasa çıkaralım.” diye teklif ediyor. Bu teklife Biz Dem parti olarak şiddetle karşıyız. Sonuna kadar direneceğiz ve kabul etmiyoruz Halkımızın yanındayız Meclis dikmen kapısına gelen halkımızla birlikteydik az evvel burada da şimdi mecliste basın toplantımızda genel kurulda her yerde direnmeye devam edeceğiz. Halkımızın içi rahat etsin biz elimizden geleni sonuna kadar yapacağız.

Haksızlık, hukuksuzluk son hızla devam ediyor. Bir hekim olarak benim başıma gelen bir başka arkadaşımın başına geliyor şu anda. Bakın İlkay Çelik, Hacettepe Tıp Fakültesi 2023 mezunu  Ankara Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı asistanı. Uzman olacak bu arkadaşımız. Bu memlekete çok büyük hizmetler yapacak. Ama “Vay efendim sen sosyal medyada bir iki bir şey paylaşmışsın. Yaktık seni. Seni meslekten ihraç ediyoruz.” Diyorlar ve zorlama bir şekilde bunu yapıyorlar. Bakın sosyal medyadaki bu paylaşımı yargıya gitmiş. Yargı ne demiş? Yargı demiş ki: “bBunda bir şey yok, beraat etmesi gerekiyor.” demiş, beraat etmiş fakat buna rağmen Sağlık Bakanlığı bu beraat kararını hiçe sayarak İlkay Çelik’i meslekten ihraç ediyor ve idare mahkemesine gidiyorlar, yürütmeyi durdurma kararı veriyor idare mahkemesi. Bir ay içinde iade edilmesi gerekiyor. Sağlık Bakanlığı buna da uymuyor. Ali Kıran başkesen olmuş bunlar. Ne yargı dinliyorlar ne hak hukuk anayasa dinliyorlar. Genç hekim hakkında inatlaşmışlar! “Öyle mi? Bir soruşturma daha açarız.” bakın yani memleketin Sağlık Bakanı Sayın Doktor Kemal Memişoğlu bu ne haldir ya bu ne rezalettir ya olacak iş midir? Memlekette doktor yok diyorsun. Mahkeme beraat kararı veriyor sen genç hekim asistanı görevinden atmak için kırk takla atıyorsun. İkinci bir soruşturma daha açın diyorsun. Memlekette doktor yok. Doktorlar yurt dışına gidiyor. Yurt içinde kalan doktoru da böyle kahrettirmek için yapmadığını bırakmıyorsun. İkinci bir soruşturma daha açıyor. Ardından çalışma hakkını elinden almaya çalışıyor. Tekrar savunma almadan ihraç kararı veriyor. Memleketin hali bu arkadaşlar. Kimse buraya hukuk devleti demesin. Yargısız infazlarla insanlar ihraç ediliyor. Aynısına ben de uğradım. Şimdi bir hekim arkadaşım uğruyor. En sonunda Anayasa Mahkemesi; “Gergerlioğlu’na yaptıklarınız baştan sona haksız, hukuksuzmuş.” dedi ama aradan yıllar geçmişti. Bu arkadaşımız için de aynısı olacak ama şimdi ona hayata küstürmek için yapmadıklarını bırakmıyorlar. Sağlık Bakanı bu kararı durdur. Böyle bir karar olamaz. Beraat kararına rağmen bir hekimi yıllarca emek vermiş dirsek çürütmüş bir hekimi atmak için bu gayretini kınıyorum. Kabul etmiyorum ve sizin yüzünüzü kızartacak derecede bu konuyu gündeme getirmeye devam edeceğim. Bir ülkedeki Sağlık Bakanı bir genç hekim asistanı mesleğinden ihraç ettirmek için 40 takla atıyor diyeceğim. Sadece burada mı? Nacho Sanchez Amor’a da gideceğiz Türkiye Avrupa Parlamentosu raporu düzenleyen Sayın Amor da bunu görsün bu yapılanın ne kadar Uluslararası hukuku da çiğnediğini tüm dünyaya anlatacağız Sayın Sağlık Bakanı. Bize gönderdiğin abuk sabuk soru önerge cevapları yetmedi. Şimdi de kalkıp böyle bir karar veriyorsun. O soru önerge cevaplarını sana iade etmiştik. Sağlık Bakanlığı’nda işlerin nasıl döndüğünü Sağlık Bakanlığı yetkililerinin yüzüne de söyledim. Kardeşim böyle cevaplar mı yollanır? Hepsi gayet rahat ama biz bu rahatlığa kolaylık sağlamayacağız, kabul etmeyeceğiz bu rahatlığı. 06:05

Erol Sağlam’ın babası bir başka kimlikle iltica etmiş bir sorun oluşmuş ve kendi kimliğinde de sorunlar olmuş uzun bir başvuru bize göndermiş. Evlenmiş çocukları olmuş bütün bu kimlikle ilgili kargaşa devam etmiş ve bununla ilgili hukuki bir insani sonuç bekliyor. Bu konuda biz önergemizi verdik. Lütfen bu aileye yardımcı olun.

Serap Yalçın 2004 yılında yetim kalmış, yetim aylığı bağlanmış. “Bir hak ama SGK yetim aile bağlamıyor.” diyor.

Ardahan, T Tİpi Kapalı Cezaevi’nde mahpuslar karantinadalar. Ardahan Cezaevi’nden çok şikayet alıyoruz Sayın Adalet Bakanı. “Verem salgını var. Salgından dolayı karantinaya alınmışlar. Mahpuslar yerlerde yatıyor. Kötü muamele görüyorlar. Cezaevi gözlem kurulları keyfi yatırıyor. Şartlar çok ağır. Yemekleri az veriyorlar. Doğru düzgün verilmiyor. En ufak bir meselede hemen disiplin suçu ardından denetimli serbestlik şartı tahliyelerin iptal edilmesi. Cezeavleri bu kadar dolu ama cezaevi yönetimleri, mahpusları cezaevinde tutmak için yapmadıklarını bırakmıyor arkadaşlar ya.

Hafta sonu da Şanlıurfa, Hilvan ve Siverek Cezaevleri’ndeydim. Burada da bunu gördüm. Musa Günay isimli bir mahpus 9 yıldır burada yatıyor. Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde yardımcı doçentmiş. Tutuklanmış, cezaevine konmuş, aylar sonra bakın neredeyse 1 yıl sonra adamı alıp tekrar emniyete götürmüşler. 1 ay gözaltında tutmuşlar. Yasalarda böyle bir şey yok. Ama yasa mı tanıyor bunlar? Adama bir de emniyet müdürlüğünde işkence yapmışlar. 2017’deki Şanlıurfa Emniyet Müdürü ve TEM müdürü kimdir kardeşim? Apaçık bana anlattı. Korkunç işkenceler yapılmış. Hayaları sıkılmış. Elektrik verilmiş, darp edilmiş, mosmor edilmiş. Daha sonra doktorlar bunu görmezden gelmiş çünkü polis nezaretinde muayenesi yapılmış. Olmadık işler yapılmış. 2017 yılında Şanlıurfa Emniyet Müdürü kimdir? TEM Müdürü kimdir? Kalkıp bunlar hesap versin hukuk önünde kardeşim. Ben mahpustan dinledim. Bu ne rezalettir ya? Cezaevindeki mahpus alıp emniyet müdürlüğüne mi götürülür? Bir de orada bir ton işkence yapıldığını iddia ediyor bu mahpus. İnanılmaz şeyler duydum bu cezaevinde ve bu kişiye özellikle kin tutmuşlar. Ne denetimli serbestliğini vermişler, abuk sabuk gerekçelerle iyi hali olduğu halde şartlı tahliyeyi de vermemişler. Vermemişler, vermemişler, vermemişler! Adamı 4’te 4 yatırıyorlar arkadaşlar. Böyle bir şey olabilir mi? Kendisi 9 yıl ceza almasına rağmen ağırlaştırılmış müebbet mahpus hücresinde yatırılıyor. Olacak şey mi ya? Şu ülkenin haline bakın. 9 yıl ceza alıyorsun, 9 yılını da ağırlaştırılmış müebbet hücresinde o 40-45 derecede ve demir parmaklık tel örgü yapılmak suretiyle içeriye bir rüzgarın bile, havanın bile girmeyeceği bir ortamda bu adamı haksız, hukuksuz bir şekilde tutuyorsun. Ülkede anayasa bu kadar ayaklar altına alınıyor arkadaşlar. Duyun bu kişinin ismi Musa Günay. En acımasız işler yapılmış bu kişiye. 9 yıl boyunca ağırlaştırılmış müebbet mahpusa uygulanandan daha fazlası bu kişiye uygulanmış. Her türlü zulüm, zorbalık, haksızlık, hukuksuzluk bu kişiye yapılmış. Bir bilim insanı bu insan ve şu anda da bihakkın yatacak ve öyle çıkacak. Böyle dayatmışlar. Adalet Bakanlığı bu ne rezalettir diyorum. İçişleri Bakanlığı bu ne rezalettir diyorum. Cezavindeki bir insanı alıp Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğünü ve orada işkence edildiğini söyleyen bu mahpus için bir açıklama yapacak mısın İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı? Böyle rezalet bir şey olabilir mi diyorum. Adam kaderine razı olmuş orada yatıyor ama 9 yıldır adamı çileden çıkarmışlar, her türlü mahkemeye başvurulmuş ve her türlü zulüm ve zorbalık onun önüne çıkarılmış.

Bakın çok önemli bir başka iddia ile karşı karşıyayız. LGS 2025 açıklandı ama bakın çok inanılmaz bir sonuç var ortada. 719 öğrenci full yaptı. Yani 500 tam puan aldı. Genellikle 15-20 kişi tam puan alır diye beklenirken 719 öğrenci full yaptı. Bütün veliler ayakta. Bu sorular çalındı, birilerine verildi ve acayip birincilik oranı var diyorlar. Çok önemli bir iddia ile karşı karşıyayız. Bunu bize de ilettiler. Evet başvuru aldık. Bu noktada Milli Eğitim Bakanlığı’nın tatminkar bir açıklama yapması lazım. Sınav öncesi soruların birilerinin eline geçtiği iddia ediliyor. Böyle bir şey olamaz arkadaşlar. Bakın bu iddia hakkında tatminkar bir açıklama yapılmalı. İnanılmaz bir hak ve vebaldir bu durum. Bu konu hakkında düzgün bir açıklama yapmaya davet ediyorum Sayın Milli Eğitim Bakanı’nı! Bize gelen başvurular var, veliler diyor ki: “Biz canla başla çocuğumuza ders çalıştırdık, çocuğumuz gece gündüz çalıştı ve sonuçta büyük bir şaibe var ortada.” bu konuda bir açıklama yapılması gerekiyor. Bunu da söylemiş olalım.

Birçok adil olmayan yargılanma ile ilgili başvuru var. Şahabettin Bilgin köyde olan bir kavgada hayatını kaybetmiş, kişinin çocuğu da cezaevine girmiş ve “Etkili soruşturmalar yapılmadı, evladımın hiçbir suçu yok r. Bu konuda adalet bekliyorum.” diyor başvurucu.

Veysi Ekmen Batman Beşiri T Tipi Kapalı Cezaevi’nde ve başvurucu abisinin haksız hukuksuz cezaevinde yattığı ve çok ağır bir cezaya çarptırıldığını söylüyor çünkü “Cinayeti abim işlemedi onunla alakası yok ama adil olmayan yargılamalar ailemizi de abimizi de vurdu ve çok ağır bir şekilde cezaya çarptırıldı avukatımızın eksikliği oldu evet ama yanlış bir yerden dönmeli.” diyor uzun bir başvuru bize göndermiş bizde Adalet Bakanlığı’na iletiyoruz bu soru önergesini insanların hayatını karartacak kararlar eksik incelemelerle yapılıyor bu ülkede arkadaşlar. Tamam yargının işi ayrıdır ama yargıdan bizar olmuş illallah demiş milyonlar var bu ülkede. Bunu da burada söylemiş olalım.

Sinan Bülbül İstanbul Maltepe 1 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevinde kalmakta Cezaevi Gözlem Kurulu her yerde olduğu gibi tahliyeleri 6’şar ay uzatıyor. Birçok kronik hastalığı var. Kalpte delik, kalp yetmezliği, omurgada disk kayması, tiroidde nodil her şey var ama bu uygulamaya tabi tutuluyor.

TCK 158 mağdurları bize yoğun bir şekilde başvuruyor. Arkadaşlar şunu söyleyelim. Bakın bir başvurucu diyor ki: “Siyaset bilimi ve kamu yönetimi mezunuyum. 24 yaşındayım, çaresizim. Üniversite öğrencisi iken arkadaşıma uydum bir hata yaptım. Evet hata yaptım. Yanlış işler yaptım ama bu benim tamamen hayatımı karartacak bir yere mi evrilmeli? Biz borcumuzu harcımızı ödedik ama kamu davası açıldı ve buradan bize ağır cezalar geldi. Tüm hayatım kapkaranlık mı olsun bir çözüm bulunsun uzlaşma yasası istiyoruz.” diyorlar. Haklılar bu gençlerin isteklerini defalarca gündem ettik etmeye de devam ediyoruz. “İntiharın eşiğine geldik. Mecliste duyun bizi. Gençlerin bu kadar ağır cezalarla yok edilmesine müsaade etmeyin.” diyorlar.

Kocaeli Kandıra Cezaevi’nde Tarık Kar aramaya karşı çıktığı için 10 gardiyan tarafından darp edildi. Şimdi Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde Tarık belinden rahatsız olduğundan dolayı ona ortopedik yatak almış yakınları onu da vermemişler. Tarık Kar: “Bunu niye vermiyorsunuz?” dediği için bir de üstüne darp edilmiş. Ya Sayın Adalet Bakanı şu hale bak ya! Adamın bel fıtığı var. Adama birisi ortopedik yatak alıyor, “Verin.” diyor. Adamın gece gündüz 24 saat beli korkunç ağrılar içinde. İdare: “Hayır vermem.” diyor. Bir sağlık durumu var ya, insani bir durum var. Ne var bir yatak verilse? Ve bunun üstüne de itiraz edince bir ton dayak atılıyor. Ya bu ne haldir ya? Burası Ortaçağ Bastille hapishaneleri midir? Sayın Bakan bana bir cevap ver. Ülkenin en kuzeyinden en güneyine, en doğusundan en batısına tüm cezaevlerinin hali bu. Gidip gözümüzle de görüyoruz. İşte şu şikayetler ortada. İdarecileri böyle Ali Kıran başkesen gibi mi oraya koyuyorsunuz? Hiç sorgulamıyor musunuz? Biz soru önergesi verdiğimizde gidip o ihlali yapan idareciye soruyorsun ya. Gönder bir tane müfettiş. Müfettişin mi yok? Sana müfettiş bulalım ya Sayın Adalet Bakanı. Nedir bu hal ya? Böyle bir şey olabilir mi? İhlali yapana ihlali soruyorsunuz. O da diyor ki: “Tabii yapmadık canım.” Allah Allah. Ya şu hale bakın.

Emirhan Çelebi, Marmara, 4 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalıyor. Bu kişi gözaltına alınmış. Memlekette gözaltına alınmaya görünüyor arkadaşlar. Yandınız bakın, gencecik insan mahkemeye çıkmadan 10 aydır cezaevinde. “İddianamemi hazırlayın, çıkayım mahkemeye anlatayım kendimi.” diyor ama bakın 10 aydır Haziran ayı gelmiş şimdi Temmuz ayı gelmiş savcıya gidip yalvarıyorlarmış “Efendim neyse yargılanalım boş yere cezaevinde tutulmayalım Sayın Savcım iddianame hazırlayın.” deniliyor hala bir iddianame yok ortada. Arkadaşlar adaleti nerede arayacağız? Bakın, adaleti adliye binalarında bulamayacaksak, adalet mülkün temelidir yazılı salonlarda bulamayacaksak, memlekette millet adaleti nerede bulsun kardeşim?  Bakın bir Sevinç Çakır var, Adalet Bakanlığı’nın önünde direniyor çünkü adil olmayan yargılamalar yüzünden umudunu kesmiş. Ya Adalet Bakanı en azından bir çözüm bulun. Millet nereye gideceğini şaşırmış. Zaten eğer ki saldıkları korku iklimi olmasa herkes her yere gidip feryat edecek ama öyle de bir korku iklimi salmışlar ki o kadar ağır haksızlığa uğramış insanlar ve çıtları çıkmıyor. Böyle de bir durum var ama bu aile diyor ki: “Ömer Faruk Gergerlioğlu vekilimizden yardım talep ediyoruz. Adli tatilin girmesine 10 gün kaldı iddianameye hazırlanmadı oğlum 4-5 ay daha fazladan ceza yatacak.” Gaziantep cezaevinde de böyle mahpuslar görmüştüm. Üniversite öğrencisi genç mahpuslar. “Aylardır biz buradayız. İkinci dönemimizi kaybettik. Sınıfta kaldık. Yeni dönemde de Eylül’de kayıt yaptıramazsak o dönem de gidecek. Ya yargıcın önüne çıkarın bizi başka bir şey istemiyoruz. Biz burada cezaevi ihlallerini de geçtik. Okulumuza devam edebilecek miyiz? Edemeyecek miyiz? O dertteyiz.” diyen Üniversite öğrencileriyle görüştüm ben Gaziantep cezaevinde biliyor musunuz? Bakın şu cezaevinde de yine aynı dertler var. Marmara, 4 No’lu Cezaevinde.

“Kardeşim Ercan Danış Ümraniye T Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan kanser ve şeker hastası. Şeker kulağına vurmuş ve duymuyor gözüne vurmuş. Defalarca müdüre revire dilekçe yazmasına rağmen soruşturmaya yer yok deyip geri gönderiyorlar. Kardeşim, Ümraniye T Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalmak istemiyor.” diyor.

Servet Aydemir 3 yıldır Irak Bağdat’ta bulunan bir cezaevinde esir durumda Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin Türkiye’ye iade dosyasını imzalamıyormuş aile diyor ki: “Cezası varsa da gelsin Türkiye’de çeksin. Biz perişan durumdayız bize bir çözüm bulun.” diyor ailesi. Biz de Türkiye milletvekili olarak bu konuda meclisten bir çağrı yapıyoruz. Vatandaşımızın suçu varsa da Irak cezaevlerindeki o kötü ortamda ve yakınlarının ona ulaşamayacağı ortamda değil de Türkiye’de bu cezayı çeksin diyoruz. Dışişleri Bakanlığı’na buradan hatırlatıyorum.

“Kocaeli’de bulunan Özka Lastik Kauçuk Fabrikası’nda yaşanan rezillik ile utanç verici bir durum var.” diyor iddiacılar. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı işçilerimiz çıkarılıp yerine Hindistan’dan Pakistan’dan 18 bin liraya çalıştırdıkları işçileri alıyorlarmış. Özka Lastik’in zaten çevreye verdiği kirlilik konusunda Özka Lastik önünde açıklama yapmıştım ama bununla yetinmemişler daha çok daha çok daha çok para kazanacaklar ya. Bunun için ne işçileri işten çıkarıyorlar. Ucuz işçi alıyorlar. Adam ülkesindeki işçiyi çıkarıyor, Hindistan’dan işçi getirtiyor ya. Şu hale bakın ve bu topraklarda da ÇED raporlarıyla genişledikçe genişliyor Özka Lastik. Buradan, meclisten, Özka Lastik’e hatırlatıyorum. Yaptıklarının peşindeyim. İşçiler senden çok şikayetçi ve bunu kabul etmiyorum. Çevreye verdiğiniz o rahatsızlık ve kirliliğin peşindeyim. İşçiler hakkında yaptığınız bu uygulamaların da peşindeyim. Bunu da bilin.

Öztürk Kumpir, Söke Açık Cezaevi’nde 1.5 yıldır yatmaktaymış. %75 engelli ve şeker hastası. Defalarca şekeri düşmüş, acillik olmuş. Bazen aşırı yükseliyor. Ysürüyerek girdiği cezaevinde şu an yürüyemiyor çok zorluklar çekiyormuş ve kişi aynı zamanda talasemi hastası bakın ağır bir kan hastalığı hematoloji bölümü yok, hematolojiye gidemiyor 3 defa Adli Tıp Kurumu’na girdi her seferinde ret cevabı verildi. Ağrılardan ağlıyor perişan durumda adeta işkence çekiyor bu kişi. Bakın talasemi var, şeker var, gece uykusunda düşüyor, bilinci gidiyor, idrarını altına yapıyor tam bir işkence çekiyor 4 defa Adli Tıp Kurumu buna direniyor. Ya böyle bir mahpusu niye cezaevinde tutarsınız Allah aşkına Adli Tıp Kurumu? Bu kadar yokuşa sürmeler nedendir? Adam belki ayakta durabiliyor ama hayatı işkence gibi geçiyor. Onu görmüyor musun? Bir hekim olarak da ben sana soruyorum.

Mücahit Yapıcı otoboya mesleğinde. “Otoboyacıların çoğu ilkokul mezunu ve çoğu kanser oluyor.” diyor. Arabanız kaza yapmıştır. Bir sürtme yaşamıştır. Hemen gidersiniz otoboyacıya işiniz görülür ama şunu biliyor musunuz? Otoboyacıları 500 bin insan civarında çalışanı var ama bir dernekleri bile yok. Seslerini çıkaramıyorlar. Bize başvurmuşlar. “Sesimizi duyun. Bizim çoğumuz lise mezunu bile değiliz ama muhatap olduğumuz maddeler akciğer kanseri yapıcı birçok eski çalışan akciğer kanseri haklarımız aranmıyor. Otoboyacıların sorunlarını araştırıp sanayi ve otoservislerde çalışan insanların sorunlarını meclise taşıyın.” diyor. Biz de onların isteğini yapıyoruz. “Yıpranma payından yararlanalım. Bu mesleğin sonu kanser lütfen yardımcımız olun.” diyor bu sesini duyuramayan arkadaşlarımız. Buradan onların sesini duyuruyorum.

Mustafa Bahar Bolu Gerede Açık Cezaevi’nde hükümlü ailevi sebeplerden dolayı zorunlu bir firar yapmış ve uzun bir başvurusu var. Özetle şunu söylüyor; “Açık ceza infaz kurumlarına ayrılmaya hak kazananlara özel izin verilmesi öngörülmüş olup söz konusu izinden faydalanmam konusunda karar verilmesi gerekir.” diyor bu konuda bir istek dile getirmiş biz soru önergesi ile de sorduk ama aynı zamanda da bu konuda mecliste gündeme getiriyoruz.

Emeklilerin seyyanen ilave ödeme mağduriyeti giderilmeli. Bu konuda bir yasa teklifi de veriyoruz. Emekliler çok zor durumda ve onların bu mağduriyetinin giderilmesi gerekiyor arkadaşlar. Yapılan arttırımlar yeterli değil. Düzgün bir arttırım yapılması gerektiğini buradan söyleyeyim.

Kırıkkale F Tipi Cezaevi’nden Nazım Şafak’ın Annesi bize başvurmuş. “Şafak hala hücrede kalıyor. 1 saat kapıyı açıyorlar. İki mektup göndermiş bize fakat sansür kurulu göndermemiş.” bakın arkadaşlar burada size dile getirdiğim hususlar, mahpusların bize göndermek istediği mektuplar eğer ki cezaevi yönetimini aşabiliyorsa gündeme geliyor. Biliyor musunuz bunu? Cezaevi yönetimleri Gergerlioğlu’na mektup gönderilmemesi için kırk takla atıyorlar. Ne yapacaklarını bilemiyorlar. İki mektup göndermiş Nazım Şafak. Sayın Yılmaz Tunç duy bunu. Kendi cezaevindeki sorunlar duyulmasın diye cezaevi idaresi mektubu göndermiyor. Şu hale bakın ya. Vatandaş derdini bile duyuramıyor memleketin cezaevlerinde. Sayın Bakan neden bahsediyorsun? Sayın Bakan böyle dosyalar imzalarken video görüntüleri çektiriyor. “Ya acayip iş yapıyoruz, acayip adalet dağıtıyoruz.” diyor. Valla sen o dosyaları imzalıyorsun ama biz o dosyalarla sormak istediğimiz hususlara bile ulaşamıyoruz çünkü mahpus mektuplarının bize ulaşması engelleniyor. Şu hale bakın! Evet en çok size başvuran milletvekili benim ama o mektuplar bana ulaşsa ben size daha çok başvuracağım. Yani diyorsunuz ki: “Bu kadar başvuru yeter Ömer Bey. Bırak da biraz mektupları engellesin bizim müdürler” mi diyorsunuz bilmiyorum işin esprisi ayrı ama vallahi içinizin sesinin böyle dediğini duyar gibiyim.

Bülent Parmaksız Sincan 2 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış. Ben Vicdan Vakfı’nı kurmuştum. Onunla ilgili çok memnun olmuş. Bize diyor ki,;”…Demek ki toplumda hayatın her alanında vicdansızlık o denli yükselmiş ki bu eksikliği görünür kılmak ve insanları vicdanlı davranmaya davet etmek gereği duyuyorsunuz. Çalışmanın kendisi çok yararlı ve gerekli…” diyor.

Birçok olay var bakın arkadaşlar. Şu memlekette bir yasa var. Diyor ki; 18 aya kadar bebekler cezaevine anneleriyle giremez ama bu yasa mahkumlar için uygulanıyor. Suçu kesinleşmemiş olanlar için uygulanmıyor. Tam tersi bir durum. Bakın bu kadar saçmalık olan bir ülkeyiz. Tutuklanmış kadın. Daha herhangi bir kesin cezası yok. Bakın şu kadının kucağındaki bebek 18 aylık. Normal kadın mahkum olsa bu bebek cezaevine girmeyecek. Bakın yasa çiğneniyor ya. Tutuklu olduğu için bu bebek şu anda Edirne Cezaevi’nde. Böyle bir mantıksızlık nerede olabilir arkadaşlar? Bebeklerin cezaevine atıldığı şu ülkeyi iyi görün. Sayın Nacho Sanchez Amor da görsün. Bu ülkedeki yetkililer üç maymunu oynuyor ama bu ülkede anneler bebekler cezaevine giriyor kardeşim. Bunu tüm dünya duysun. Bu kadar skandallar yaşanıyor. Yasalar da çiğneniyor. Yasalar çiğnenerek de bebekler içeriye atılıyor. Alın size örneği; Deniz Gündoğdu ve 16 aylık kızı Asude şu anda Edirne L Tipi Cezaevi’nde. işte ülkenin hali bu arkadaşlar. Herkes de bunu iyi bilsin.

Ben size cezaevini anlatıyorum arkadaşlar belki inanamıyorsunuz bakın cezaevindeki mahpuslar bana cezaevindeki halin resmini göndermiş. Şu hale iyi bakın yani benim anlattıklarım yetmiyorsa. Şu cezaevindeki koğuşun haline bakın ya balık istifi adeta ağıl gibi. Burada belki en fazla iki ranza olacak ama kaç tane ranza var? 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8 tane ranza var. Memleketin hali bu işte. Vatandaşına bu muameleyi yapan bir devletteyiz arkadaşlar. İçeride 40 kişi sabah kalkıyorsunuz tuvalete gideceksiniz 1 saate yakın tuvalet sırası yaşanıyor. Bakın insanlar tuvalet önünde böyle sıra bekliyorlar yerlerde yatıyorlar. Bakın bu fotoğraflar işte böyle. O kadar kalabalık ki artık insanlar masa bile bulamıyor Yer sofralarında yemek yiyorlar bakın yere bir şey seriyor betonun üstünde yemek yiyor arkadaşlar Sayın Bakan sen de gör bunu. Haberin yok gidip o koğuşlara girmiyorsun o kurumların Bakanı’sın valla bir milletvekili olarak o kurumların halini ben sana gösteriyorum bu garabette Türkiye’de yaşanıyor işte. Hal bu arkadaşlar. Ne demişler bu kişiler? Diyorlar ki, okuyalım bu mektubu, resimleri gönderen kişi diyor ki; “İçinde bulunduğum koğuş bir evin odası büyüklüğünde. Eni 6, boyu 8 adım. Bakın burayı tarif ediyor. 2 kişilik denilmesine rağmen 10-12 kişi kalıyoruz. Balık istifi halindeyiz. Psikolojik işkence burası. Biri tuvaletin girişinde yatıyor. Tuvalete girerken üstüne basıyoruz. Bir diğeri ranzadan ayağını sarkıtıyor. Tek ranzayı 2 kişi paylaşıyor. İşte arkadaşlar, işte memleketin hali bu. İtiraz edecek bir Bakan varsa çıksın buyurun işte. Sere serpe insanların yattığı bir yer işte arkadaşlar.

Avşin Esma Başkale, Şakran Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “Yaşlı ve hasta babam için, sadece onun için nakil olmak istiyorum fakat bunu yapmıyorlar… Babam da buraya gelemiyor… Bu çok insani bir durum lütfen yetkililer bu konuya bir çözüm bulsun… Özgürlüğümüz kısıtlandı fakat yaşlı büyüklerimiz cezalandırılmamalı.” diyor.

Arkadaşlar her gün her yere böyle operasyon yapıyorlar. İçişleri Bakanı hemen böyle başka işi gücü bırakmış. Dronelar, kameralar, 50 tane farklı açıdan çeken kameralar. Milletin saat 05.00’da evinin kapısına yığılıp dövmeler, gariban mazlum mağdur insanların kapılarına çökmeler, işinden atılmış mağdur edilmiş insanlara bir ceza daha bulmalar ve bunları böyle acayip büyük operasyon yapılıyormuş gibi sergileme halinde İçişleri Bakanı! Ne oluyor? Bakın bana birisi başvurdu daha dünkü başvurularda. Diyorlar ki: “54 yaşında bir kadın uyku apnesi var çeşitli hastalıkları var. İnternetten bir sağlık malzemesi almış. “Vay şu malzemeyi şuradan niye aldın?” diye alıp gözaltına alıp içeri atmışlar kadıncağızı. Hasta, yaşlı çok ağır hastalığı var ve bu halde insanlar gözaltına alınıyor. Böyle acayip büyük operasyonlar yapılıyormuş. Dönerciye, künefeciye, kebapçıya, önüne gelene operasyonlar ve bu operasyonlarında hali bu! Şeker hastası, uyku apnesi büyük sıkıntısı olan insanların güya internetten yaptığı alışveriş dolayısıyla sorgulanması.

Evet, geçtiğimiz günlerde 15 Temmuz’du. Ben 15 Temmuz darbe girişimini o gece yapılırken bile en şiddetli lanetleyen bir kişiyim ama şunu da söyleyeyim; 9 yıldır darbe girişimi bahanesiyle ilan edilen OHAL bitmedi ve OHAL ile adil olmayan yargılamalar yapıldı, yargılamayı bırakın, insanlar kaçırıldı 6 ay, 9 ay, 1,5 yıl illegal işler yapılan legal görünümlü yerlerde tutuldu ve bu arada buralarda tutulanlardan bir kısmı öldü. Ayhan Oran, Yusuf Bilge Tunç gibi insanlar ve inanılmaz zulümler hukuksuzluklar nedeniyle aile kurumu çöktü. Aile kurumuna hani o İsrail’in Filistin’e attığı füzeler var ya Türkiye’de de iktidar aile kurumuna o füzeleri atıyor arkadaşlar bunu herkes bilsin. Aileler yerle bir edildi yüzbinlerce kişi ihraç edildi milyonlarca onların yakınları füzelerle yerle bir edildi. Hayatları maddi manevi perişan edildi. KHK zulmü sonuna kadar acımasızca, zalimce, vicdansızca uygulandı ama bunun sonuna kadar da karşı olduğumuzu yıllardır söylüyoruz direniyoruz. KHK’lılar direniyor. “KHK’lar gidecek, biz kalacağız” diyoruz ve sonuna kadar da bu direnişi devam ettireceğiz arkadaşlar.

Geçtiğimiz günlerde PKK’nin silah bıraktığı Süleymaniye, Casene mağaralarının önündeydik. Oraya gittik, açıklamalara katıldık, izledik, şahit olduk. Orada gözlemci heyetle birlikteydik ve Casana mağaralarının önündeydik ve ardından örgütün silahlarını yaktığı o anlara şahitlik ettik ve çok önemli gözlemlerde bulunduk. Gerek silahlarını bırakanlar için gerek orada toplanıp töreni izleyenler için. Burada işte ateşin yakıldığı yerdeydim ve bu tarihi anlara şahitlik ettik. Tüm duamız barış için artık analar ağlamasın, çocuklar ölmesin, silahlar ateşe atılsın ve bu kara günler bu topraklar için bitsin arkadaşlar. Ben bunu söylediğim için ağır bir şekilde cezalandırılıp hapse atılmış, vekilliği düşürülmüş bir insanım. Allah’a şükürler olsun göz yaşlarımızı durduramıyoruz çünkü biz yıllarca bunu söyledik, haklıydık ama bize zulmettiler. Sonunda da yine dediğimize geldiler, barıştan başka uzlaşmadan görüşmeden başka bir çare yok dediler. Evet haklılığımız da bu şekilde ortaya çıktı arkadaşlar. Bu anlara hep birlikte şahitlik ettik, oradaydık ve bu anların önemini tekrar söyleyeyim.

Buradan Türk halkına da önemli bir mesajım var. Şunu söyleyeyim; “Bizim içimizdeki nefret bitmedi. Hayır barışı uzlaşmayı kabul etmiyoruz.” diyenlere şunu söyleyeyim. İçinizde kin, nefret, intikam, ateş olabilir ama siz yine de barışı tercih edin. İnsanlığı tercih edin. Kan davalarını bitirmeyi tercih edin. Çocuklarınızı, torunlarınızı ateşe atmayın. Silahlarınızı ateşe atın. Bunu herkes için söylüyorum. Hem Türklerin hem Kürtlerin bu çatışmalarda çok canı yandı. Çok öfkeliler belki ama şimdi öfke zamanı değil. Şimdi barış ve kardeşlik zamanı. Silahlarınızı ateşe atın diyorum. İşte bu görüntüde olduğu gibi. Barış ve kardeşlik en güzel yoldur, vicdandır. Kin ve nefret vicdansızlığa açılan kapıdır. O kapıları açmayalım arkadaşlar.

Bakın bir karar var elimde KHK zulmüne Danıştay’ın dur dediği bir karar “Yargı yerine bağımsız yargı istiyoruz Danıştay barış akademisyenlerinin görevine dönmesini sağlayacak ilk kararını açıklarken Anayasa Mahkemesi’nin kararına dayandı.” evet ülkede böyle tek tük kararlar çıkıyor. Anayasa Mahkemesi’nin Barış Akademisyenleri için verdiği karara dayanarak Danıştay önemli bir karar verdi. Gerisinin gelmesi lazım. Barış Akademisyenleri son derece zor durumda çünkü haklarındaki Anayasa Mahkemesi kararına rağmen halen iade edilmiyorlar. Yüz binlerce KHK’lı beraat ettiği halde takipsizlik aldığı halde iade edilmiyor. Bu zulüm bitmeli. Bir an evvel KHK’lılar işlerine geri dönmeli, KHK’lar da iptal edilmeli ve yasalaşan KHK’lar da iptal edilmeli diyoruz buradan.

Hewler, Süleymaniye derken bir de Urfa ziyaretimiz oldu. Urfa halkı ile bir araya geldik. Urfa il yönetimimizi ziyaret ettik. Halkımızla buluştuk. Halkımızın her kesimiyle buluştuk.

Burada size çok dile getirdiğim, gündem ettiğim 5’i beşiz 6 çocuğun babaanneleri Urfa’daydı. Onları ziyaret ettim. “Evlat, yüreğim yanıyor. Bu bir zulümdür, haksızlıktır. Cezaları da Yargıtay’da bozuldu ama ona rağmen tahliye edilmedi oğlum ve gelinim.” diyen bir Kürt anne vardı. Hal diliyle anlattıklarını Kürtçe bilmesem de çok iyi anladım. Bu ülkenin insanlarına çok çektirdiler. Ülke doğusuyla, batısıyla, kuzeyiyle, güneyiyle bir yangın yeri arkadaşlar. Ülkenin dört bir tarafına gidiyorum biliyorsunuz ve insanlarımızla konuşuyorum ve gerçekten yüreğim yanıyor. Çok öfkeleniyorum.

Bakın şu yüzünü buzladığımız çocuk da 9 yaşında Hacer Hanife Turmak’ın oğlu kendisi bana cezaevinden mektup yazmıştı ve “Oğlum sıkıntılar yaşıyor, ona yardımcı olun.” demişti ve bu çocukla görüştük çünkü çocuğun babası bir müddet cezaevinde yatmış, babasını 4-5 yıl görememiş. Babası çıkmadan anne cezane giriyor. Bu sefer anneyi göremiyor. 9 yıldır anne ve babasını bir arada göremeyen bir çocuk gördünüz mü arkadaşlar? İşte görün o burada. Böyle binlerce çocuğun olduğu bir ülke var bu topraklarda. Halkına zulmeden bir iktidar var bu topraklarda. Yüreğimiz yanıyor kabul etmiyoruz işte bu yüzden cezaevlerini ziyaret edip oradaki dramlara kulak kabartıyoruz.

Şanlıurfa Hilvan T1 ve T2 cezaevlerini ziyaret ettim orada önemli iddialar vardı, mahremiyeti ihlal eden aramalar konusunda mahpusları dinledim, cezaevi idaresini dinledim ve bu konuda mahremiyet konusunda dikkat etmeleri gerektiğinin altını çizdim. Takipçisi olacağım. Cezaevi idarelerini tekrar arayacağım. Mahpus yakınlarından bir şikayet gelirse tekrar bu konuyu gündem edeceğim. Ben cezaevi idarelerinin bu noktada daha dikkatli olacağını tahmin ediyorum çünkü kendileri ile de konuştum. Umarım böyle şikayetler almayız. Keşke bu tür meseleleri hiç gündem etmesek, bize şikayet gelmese diyorum.

Bakın, dün Dilovası’nda korkunç bir kaza yaşandı. Görüntülerini gördük arkadaşlar. Gerçekten bir katliam yaşandı. 5 kişi öldü. Vekili olduğum ilde, Dilovası’nda, D100 Karayolu’nda bir tır trafik kurallarını ihlal ederek, sağ şerit yerine, sol şeritten hızlıca giderek diğer arabaların üzerine konteyner devirdi. Bir arabadaki 5 kişi hayatını kaybetti. Korkunç bir kaza ama burada denetimsizlik var arkadaşlar. Bu şoförleri denetliyor musunuz? Uyuşturucu mu kullanıyor? Üstündeki konteyneri doğru düzgün bağlamış mı? Üstündeki konteyneri doğru düzgün bağlamadığı bilirkişi raporuyla gösterildi. Düşünün konteyneri bağlamamış yola çıkmış. Adamın uyuşturucu kullandığı iddiaları var. Şu hale bakın trafikte giderken her an tepenize bir konteyner devrilebilir arkadaşlar bu ülkede çünkü denetim yok hızla gidiyor. Kocaeli TMMOB da bu konuda bir açıklama yaptı ayrıntılı lütfen ona da bakın. Çok önemli yapılması gerekenler yapılmıyor bu ülkede. Hepimizin canı Allah’a emanet, gerçekten kurallarla durdurulabilecek cinayetler bakın durdurulmuyor ve 5 tane gencecik insanımızı kaybettik bu ülkede ya. Olacak bir iş değil arkadaşlar bunu kabul etmiyoruz!

Yorumlar