17 Ekim 2024
Gergerlioğlu: “Basın toplantımızın ilk konusu basın mensuplarıyla ilgili. Bir basın mensubu, Ahmet Erkan Yiğitsözlü, KHK TV’nin görevlisi. Mahkemede kendisine “Niye telefonda bir programı kullandın? Niye bir haberleşme programını kullandın?” diye herkesin kullandığı birtakım programlar var. Bunları kullandın diye 6 yıl 3 ay örgüt üyeliğinden hapis cezası verilmiş. Türkiye böyle saçma işler görmeye maalesef devam ediyor.
Bir zamanlar “bylock” denilerek insanlara ceza veriliyordu. AİHM dedi ki; “Kanunsuz suç ve ceza olmaz. Bylock’tan dolayı insanlara ceza veremezsin.” Sayın Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’da olduğu gibi bu kararı da Recep Tayyip Erdoğan kabul etmedi ve mahkemeler uygulamıyor. Fakat AİHM; “Bir telefon programı terör örgütü üyeliğine neden teşkil etmez.” demişti. Bunu da aştılar şu anda.
“Efendim telefonunda signal programı var.” bas cezayı. “Efendim Patreon’a üye olmuşsun.” Ya herkes Patreon’a üye oluyor. Patreon’a üye olmayan gazeteci mi var arkadaşlar? “Efendim şu video paylaşmışsın. Kişileri çekip video çekmişsin.” bunlardan dolayı insanlara ceza veriliyor. Ahmet Erkan Yiğitsözlü’ye bundan dolayı terör örgütü üyeliği cezası verilmiş.
Basın özgürlüğü yerlerde sürünüyor arkadaşlar. Gazeteciyseniz, basın mensubuysanız bu ülkede işiniz zor. Gerçeklere ayna tuttuğunuz zaman güç sahipleri sizden hesap soruyor ve sizi cezalandırıyorlar.
Güce yaslandığınız zaman belki kurtuluyorsunuz ama hakikate ayna tutmak istediğiniz zaman cezalandırılıyorsunuz. Bunu sadece biz söylemiyoruz. Bakın Freedom House raporu yayınlandı.
“Türkiye’de internet özgürlüğü ve hak ihlalleri derinleşiyor.” demiş. Sadece biz muhalifler söylemiyoruz. Uluslararası endeksler bunu söylüyor arkadaşlar. “Türkiye’de internet özgürlüğü son yıllarda ciddi ölçüde erozyona uğradı.” diyor Freedom House.
“Mobil internet hızlarındaki artışa rağmen sosyal medya paylaşımları nedeniyle verilen uzun hapis cezaları, hükümete yönelik eleştirel içeriklerin sansürlenmesi ve çevrimiçi alanın hükümet kontrolüne tabi tutulması 2023-2024 döneminin en dikkat çekici gelişmeleri arasında yer alıyor.” demiş.
Sansür uygulamaları artmış ve devam etmiş. Mezopotamya Ajansı sık sık sansüre maruz kalmış, erişim engellemelerine uğramış, ekşi sözlük kaldırılmış. Şu anda da açık radyo kapatıldı. Arkadaşlar ülkenin hali bu işte. En sonunda açık radyoyu kapattılar. Bu rapor daha bu Açık Radyo’nun kapatılmasına yetişemedi.
Tüm basın mensupları ellerini vicdanlarına koyup bu skandalları haberleştirmeli. Böyle bir şey olamaz arkadaşlar ya. “Benim işime gelmiyor. Gerçekleri söyleme. Karartma uyguluyorum kardeşim. Çıt çıkarma canına okurum.” Memleketin hali bu işte. Ondan sonra niye biz ilerleyemiyoruz? Demokrasi, hukuk güvenliği, hukukun üstünlüğü niye bizde yok diyorlar. Bundan dolayı yok işte.
İnsanların canına okuyorsunuz, zindanlara atıyorsunuz en ufak bir nedenden. Düşünün yarın öbür günde size diyecekler ki, “Telefonunda WhatsApp uygulaması var kardeşim. Sana 6 yıl 3 ay hapis cezası terör örgütü üyeliği.” Bakın, bu da sırada yani. Bunlar da gelecek. Veyahut da bir başka telefon programı. Hukuk açıktır. İçerikte yasa dışı bir ibare varsa bu cezalandırılır.
“Vay sen bir telefon programı indirmişsin.” Hiçbir konuşma yok. Hiçbir yasa dışı ifade yok, bırakın yasa dışı ifadeyi. Konuşma bile yok. Sadece program indirilmiş. “Vay sen terör örgütü üyesisin.” Arkadaşlar bugün başkasına yapılan, yarın size de yapılabilir. O yüzden, “Ya hocam zaten işte genel geçer kurallardır, genel geçer haberlerdir, rüzgârlardır. Ne buna itiraz ediyorsun? Bak biz de itiraz etmiyoruz, sen de itiraz etme.” demeyin. Yarın öbür gün sizin de başınıza gelir.
Yani Appstore ‘dan bir program indirirsiniz, Google Play’den bir program indirirsiniz, vay terörist olursunuz anında! Böyle saçmalıkların yaşandığı bir ülke. Bundan dolayı bu Freedom House raporunu da oldukça önemsiyoruz ve Ahmet Erkan Yiğitsözlü’ye verilen cezayı da buradan, meclisten, basın toplantısının ilk konusu olarak eleştiriyorum, kabul etmiyorum.
Ahmet Erkan Yiğitsözlü, hakkı hakikati savunan, gerçekleri ortaya çıkartmaya çalışan, yılmadan çalışan bir gazeteci. Tanıyoruz kendisini. Ona yapılan bu muamele iktidarın kendisini eleştirenlere acımasızca layık bulduğu bir muameledir. Kabul etmiyoruz ve karşı çıkıyoruz.
Fernas işçileri krizi büyüyor. Fernas işçileri meselesini ne yapacaksın Sayın Ferhat Nasıroğlu? Buradan sana soruyoruz. Böyle bir şey olmaz. Bakın işçiler, iş güvenliği istiyor. İş cinayetleri engellensin istiyor. Yeni 301 iş cinayeti olmasın diyor ve bunun için günlerdir eylem yapıyorlar. Yalın ayak Soma’dan Ankara’ya yürüyorlar. Meclise geliyorlar. Kurtuluş Parkı’nda eylem yapıyorlar ve açlık grevi yapıyorlar. Halen Ferhat Nasıroğlu, Batman Milletvekili geri adım atmıyor. Böyle bir şey olmaz.
Sayın Nasıroğlu, işçilere hakkını verin. Bu kabul edilemez bir durum. Bir uzlaşı yolu bulmanızı istiyoruz. Bu çok zor değil. Bu kişiler açlıktan ölsünler mi? Bakın baygınlık geçiriyorlar haklarını aradıkları için açlık grevindeler, o sırada gözaltına alınıyorlar, baygınlık geçiriyorlar. Burada bir uzlaşı olması gerektiğini söylüyoruz ve bu konuda lütfen adım atın Sayın Nasıroğlu.
Değerli arkadaşlar birçok vatandaşımız bize başvuruyor. Mahkemelerde adaleti bulamayan birçok vatandaşımız bize başvuruyor ve adaletin tesisi konusunda yardım istiyor. Mesela bir vatandaşımız başvurmuş Rukiye Karakaş. Ankara’da arsasına bir bina yaptırmak üzere bir müteahhitle anlaşıyor ve müteahhit sanırım eksik işler yapıyor. Yapı denetim uzmanı da şuradaki yazıda gördüğünüz gibi “Böyle eksik işlerin denetiminin onayını ben vermem.” diyor ve çekiliyor. Vatandaş mağdur oluyor ve hakkını bulabildiği bir yerde yok maalesef. Sözleşme yapmış, para vermiş, inşaatı yapılmamış. Bu kadar basit. Yani bakın bu kadar basit bir durumda bile vatandaş adalet bulamıyor arkadaşlar. Vatandaş nasıl adalet bulsun ya? Allah aşkına bakın ortada sözleşme olmasa neyse diyeceğim. Sözleşme var. Parasını vermiş ve inşaatı yapılmamış. “Bunu cezalandırın.” diyor. adalete ulaşamıyor. Bu olacak da bir iş değil. Biz bu konuda kendisine yardımcı oluyoruz. Buradan bakanlığa da bunu bildiriyorum ve konu hakkında da bir soru önergesi veriyoruz. Vatandaşımızın mağduriyetinin giderilmesi gerekiyor.
Bayburt Cezaevi’nde çok büyük sıkıntılar vardı ve bu sıkıntıları gidermek yerine mahpusları Erzincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne gönderdiler. Orada da sıkıntılar devam ediyor ve oldukça uzak ve birçok mahpus yakınına ters bir yer. Böylece mahpuslar ve üstüne mahpus yakınları da cezalandırılıyor. Hivda Çelebi’nin yakınları bize mektup yazmışlar ve tahliyenin de ertelenmesinden endişeliler. İnsanları zindanlara atıp zulüm üstüne zulüm uygulamaya çalışıyorlar yetmiyor mahpus yakınına da işkence çektirmeye çalışıyorlar.
Cihat Üçdağ, Bitlis Ahlat T Tipi’nde kalmakta. Tip 1 diabet hastası. Çok zor durumda kilo kaybetmiş, sağlığı bozuluyor. Sürekli sevk istiyor yakınları. Diyarbakır T Tipi Cezaevi’ne nakil istiyor fakat yapılmıyor. Bu konuda da Adalet Bakanlığı’na hatırlatalım. Aile çok zor durumda.
Ömer Faruk Özçelik, 22 yaşında Sakarya’da bir iş kazası geçirmiş. yüksekten düşerek demirlere saplanmış ve hayatını kaybetmiş. Gereken önlemler büyük ihtimalle alınmamış. Biz bu işçi kardeşimizin de hakkını buradan arıyoruz. Bununla ilgili bir soru önergesi verdiğimizi ve konunun takipçisi olduğumuzu söylüyoruz. Yalnız biz bu soru önergelerini verdiğimiz zaman Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bize hep böyle standart cevaplar yolluyor.” Efendim konu hakkında inceleme devam etmekte.” 1 yıl sonra bakıyoruz cevap geliyor. “Konu hakkında inceleme devam etmekte.” ya ne var Sayın Bakan Vedat Işıkhan? Adam güvenlik önlemi alınmadığı için yüksekten düşmüş, demirlere saplanmış, ölmüş. Daha 1 yıl bunun nedenini bulamadın mı yani Sayın Bakan? Bana cevap gönderiyor, “İncelemelerimiz devam etmektedir.” Ya sen şunu desene; “Ben işin üstünü örtmeye çalışıyorum, örtbas etmeye çalışıyorum.” bunu desene. Böyle bir şey olabilir mi ya? 1 senedir basit olayın nedenini bulamadınız mı Sayın Bakan ya? Bize böyle cevaplar yollamayın lütfen. Mevzuat gönderiyor. Mevzuatı biz de biliyoruz zaten. “Niye mevzuat uygulanmadı?” diye sana soruyoruz Sayın Bakanım ya. Etmeyin eylemeyin ya. Bürokratlarınız yazıp da sizin önünüze koyup sonra okumadan imza mı atıyorsunuz bunlara ya? Böyle şeyler yapmayın lütfen.
Marmara 7 No’Lu Kapalı Cezaevi’nde Cihat Erol isimli bir mahpus yatmakta ve bu kişi Selahattin Demirtaş ile aynı hakim tarafından yargılanmakta. Tiyatro metinleri yazan, televizyon bölümü okuyan bir genç insan. Selahattin Demirtaş’a bir mektup yazmış ve disiplin cezası gerekçe gösterilip tahliyesi engellenmiş.
Memleketin haline bakın arkadaşlar. Selahattin Demirtaş’a mektup yazmış mektup nedeniyle koşulu tahliyesi ertelenmiş. Memlekette mektup yazmak da suç oldu arkadaşlar. Allah bilir hangi nedenle böyle bir gerekçe bulmuşlar. Cihat Erol psikolojik baskıdan dolayı neredeyse intihar noktasındaymış. Yakınları bunu söylüyor. Tahliyesi sürekli engelleniyormuş.
İran vatandaşı Suman Sıma Mamedi Ghezel Kand ile resmi nikahlı bir kişi bize başvurmuş. “3 çocuğumuz var, ikametgah başvurusu yaptık. İdare mahkemesi ret verdi, dava açtık. 3 yıla yakındır sonuçlanmadı, aile huzurumuz kalmadı.” diyor. Birisi yabancı karı koca olan aileler çok büyük sıkıntı çekiyor. Çünkü İçişleri Bakanlığı yetkililerinin kafasına esiyor, alıp götürüyor yabancı kişiyi. “Hadi seni sınır dışına attık.” ya burada bir aile var, çoluk çocuğu var bu insanların. Böyle “kafama esti seni alıp götürüyorum” olur mu? Allah aşkına Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı da bu konuya bir el atsın. Bu kadar keyfi fevri davranışlar olmasın.
Kavak, S Tipi Cezaevi’nde çok ihlaller var. Soruyoruz, “Hiçbir şey yok” gibi cevaplar bize veriliyor. Bunu da kabul etmiyoruz. Bakın, Sayın Bakan Yılmaz Tunç; “Kavak, S Tipi Cezaevi’nde hiçbir şey yok.” diye bize cevaplar veriyorsunuz defalarca ama onlarca, yüzlerce şikayet bize gelmeye devam ediyor. Kime inanalım biz? Sizin oradaki idarecilerinize mi inanalım? Bize gelen yüzlerce şikayet mektubuna mı inanalım? Allah aşkına ya! Bir tane müfettiş gönder Kavak Cezaevi’ne. Samsun, Kavak S Tipi Cezaevi’ne lütfen bir müfettiş gönderin. Orada neler dönmüş, neler dönüyor? Mahpusları bir dinlesin. Ya mahpuslara yapmadığını bırakmayan bir idare var. Sen dönüp mahpusların şikayetini idareden soruyorsun. Gönder bir müfettiş. İtiraz etmiyorum bakın. Bir müfettiş gönder, sonucu yazsın, tamam. O da bir teftiş etsin. ,
Adalet Bakanlığı, ihlali yapana, “İhlal yaptın mı?” diye soruyor. Müdür bey de diyor ki; “Vallahi billahi öyle bir şey yapmadık Sayın Bakanım, öyle bir şey olur mu ya tövbe estağfurullah, olur mu?” diyor komediye bakın! Gönder bir müfettiş Sayın Yılmaz Tunç, böyle şey mi olur?
Alaaddin Taşkale bize göndermiş; “Gardiyanlar tarafından haksız işkence gördüm. Gardiyan Mahmut Çaça ve Yavuz isimli gardiyan ve ismini bilmediğim birçok gardiyan tarafından akıl almaz işkencelere maruz tutuluyoruz.” denilmiş. Psikolojik şiddette varmış. Görüşe tekerlekli sandalyeyle getirilmiş. O denli darp edilmiş. Sayın Bakan Yılmaz Tunç’a soruyoruz. Bize cevap gönderiyor. “Hiçbir şey yok.” diyor. Bırakın mahpusu. Mahpusun yakınları da gidip görüyor. Adamı o kadar dövmüşler, darp etmişler ki tekerlekli sandalyeyle geliyor. Buna rağmen bize gelen cevaplar böyle. Böyle bir şey olabilir mi ya? Sayın Yılmaz Tunç, elinizi vicdanınıza koyun ya. Adalet duygunuz yok mu? Adalet Bakanı’sınız yani.
Memur ve sözleşmeli personeller eliyle yürütülmesi gereken işlerde sürekli işçi kadrosunda çalışan üniversite mezunu kamu işçilerinin KİT’lerde sözleşmeli personel pozisyonlarına, diğer idarelerde ise memur kadrolarına geçilmeleri hususunda bir gayret bekliyor çalışanlar.
“Henüz uygulamaya geçmeyen ve uygulamaya geçmesi için talimatınızı bekleyen 2015 yılı 3. dönem toplayış sözleşmesi madde 36/1 1 haricinde durumunuza dikkat çekmenizi istiyoruz.”diyor çalışanlar ve statü değişikliği talebinde bulunuyorlar.
Bingöl’den Bolu’ya çalışmaya giden ve daha sonra legal yollarla Suudi Arabistan’a giden bir kişi Mahmut Adam isimli bir kişi Suudi Arabistan’a gitmiş 5 yıldır cezaevinde. 5 yıldır ne bir yargılama, ne bir mahkeme süreci, ne kanıtlanmış bir suç bulamadıkları halde Mahmut Adam cezaevinde duruyormuş. Yakınları böyle söylüyor. “Biz Dışişleri Bakanlığı’na söylüyoruz. “Hiç kimse bizimle ilgilenmiyor.” diyor.” Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Süd-Arabistan cezaevlerinde 5 yıldır inim inim inliyor, adil bir yargıya kavuşamamış durumda. Dışişleri Bakanlığı bununla ilgilenmiyor. Nedir bu durum? Bir sorun ya. Sayın Dışişleri Bakanlığı yetkilileri.
Merve Kılıç; “Afyonkarahisar Başsavcılığı tarafından hakkımda bir dava açıldı.” bakın burası Türkiye işte. Aziz Nesin kitaplarına malzeme olacak bir olay anlatıyorum arkadaşlar. Dikkatli dinleyin. Kişi cezaevinden çıkmış. Herhangi bir adli kontrolü de yok. Daha sonra pasaporta müracaat etmiş. Pasaporttan gelen cevapta ne yazıyor biliyor musunuz? “Kişi cezaevinde bulunduğu için ona pasaport veremeyiz.” kadın cezaevinden çıkalı bir sürü zaman geçmiş. Böyle yanlış bir cevap, kopyala yapıştır yapmışlar. Gitmiş mahkeme kalemine, işin komikliği devam ediyor bakın. Mahkeme kalemine gitmiş. 3 yıl önce tahliye olan kişi, mahkeme kalemi; “Durumu düzeltelim, hakim beye söyleyelim.” diyeceğine ne demiş biliyor musunuz? “Kıdemli hakim bir hata yapmış olabilir, sen istinafa itiraz et, onlar kararı düzeltsinler.” Avukat ve yargılama giderlerini de benim ödememi istiyorlar. “Vallahi vekilim kime şikayet edeyim ya? Sana geldim, sana şikayet ediyorum. Şu memleketin haline bak.” demiş. Düşünün arkadaşlar ya. Gidiyorsunuz bir devlet dairesine, karşılaştığınız muamele bu. Yanlışlık yapmış memur. “Ya düzelt bunu bak burada sehven bir durum var işte. Belgelerim burada bak, tahliye olmuşum. Hiçbir adli kontrolüm yok.” diyorsunuz. “Kardeşim istinafa gidip orada düzeltirler.” Bugün git, yarın gel mantığının bir başka yansıması ama yani Aziz Nesin hayatta olsa bunun için de bir kitap yazardı. Adalet Bakanı Sayın Yılmaz Tunç dikkatlerine sunuyorum. Biz sana bunu ileteceğiz. Ankara Bölge 2. İdare Mahkemesine itiraz edilmiş. Tüm teknik bilgileri de göndereceğiz sana ama bu rezaletleri bir düzelt ya Allah aşkına! Türkiye güya “AB’ye girecek, büyük ülke” diyorsunuz da ülkede böyle işler dönüyor Sayın Yılmaz Tunç! ( Aziz Nesin’in dediği gibi; Yaşar ne yaşar ne yaşamaz)
Göç İdaresi çok duyarsız arkadaşlar. Biz kaç kez soru soruyoruz, bize sürekli mevzuat gönderiyorlar. Ya kardeşim ben sana mevzuatı niye uygulamadın diye soruyorum, sen bana mevzuat gönderiyorsun İçişler Bakanı, Sayın Ali Yerlikaya. Bu nasıl iştir ya? Göç İdaresi Başkanlığı’na sormuyor musun bunu? Ne biçim cevap yolluyorsunuz? Altına da oturup bir imza atıyorsunuz. Şimdi bakın, Esenyurt’ta Ivette Gbilemou hasta çocuğuna ilaç almak için Esenyurt Devlet Hastanesi karşısındaki eczaneye gidiyor. Onu hemen gözaltına alıyorlar. Ivette evde ikiz, üç yaşında kızlarının olduğunu ve hasta olduğunu söylüyor. Fakat polis onu götürüyor. Bunun üzerine kadın camı kırıyor. Yani diyor kiİ “İkiz, iki tane üç yaşında çocuk var. Böyle iş olur mu? Çocuklar çıldırır evde.” ve sonunda polis kabul ediyor. Eve gidiyorlar. Çocuklar iki gözü, iki çeşme ağlıyor. Sonra bırakıyorlar ama bakın bu duruma düşürüyorlar insanları.
Samsun’dan bir başka şikayet daha. Samsun T Tipi Cezaevi’nde kadınlara kan kusturuluyor. Bize şikayet var. Sabah 08.00 sayımında bayramlık elbise gibi mahpuslar giyinmek zorunda. İp gibi dizdiriyorlar ayakta sayım. “Sabah yataklar askeri düzen olacak.” diyor. Ya burası askeriye mi Allah aşkına? Gayet sıkı bir muamele.
Bir skandalı geçtiğimiz gün gördük. Nerede? Vekili olduğum Kocaeli’nin Gebze ilçesinde. Bu ne? Çöplerden toplanan ölmemiş köpekler. Bu rezaletleri gördü bu ülke. Bakın. poşetlenmiş, çöpe atılmış, poşeti yırtıyorsun, hayvan daha ölmemiş. 45 tane hayvanı zehirleyip öldürmüşler. Çünkü orada çevredekiler diyor ki; “Hayvan barınağında yaklaşık 1 aydır köpekler giriyordu, sonra köpekleri ertesi gün göremiyorduk. Köpekler yok oluyordu. Ondan sonra biz diyorduk ki; “Ya bu köpeğe ne oldu? Dün girdi, bugün yok.” “Sahiplendi onlar, onları sahiplendiler.” diyorlarmış. Sonra drone çekimi yapmış hayvanseverler. 45 köpeğin iğneyle öldürülerek çop poşetlerine konulduğu ortaya çıkmış ve gidip çöplerden canlı köpekleri topladılar. Daha ölmemiş köpek!
Arkadaşlar hala Zinnur Büyükgöz görevli. Zinnur Bey daha bu skandallar üzerine hala istifa etmiyor musun? AK Parti yönetimi bu rezaletler sonrasında o zavallı hayvanların hakkı hatrı için belediye başkanını istifa ettirmiyor musun? Bu ne rezalettir ya? Resmen hayvanlar katledilmiş ve baskınla bunlar ortaya çıkmış. Tüm Türkiye bunu gördü. Zinnur Bey hala öyle de böyle de açıklamalar yapıyor. Ya senin vicdanın kabul ediyor mu Zinnur Bey ya? Elini vicdanına koy ve bu sözlerini kendin bir dinle bakalım. Kabul ediyor musun? Hani gözümüzle görmesek neyse kardeşim. Canlı hayvanları çöpe atmışsın ya. Allah aşkına yani bir sus ya. Zinnur Bey bir sus yani. Gerçekten sus diyorum sana. Allah aşkına bir de daha hala kalkıp kalkıp konuşuyor.
Biz söyledik arkadaşlar bu barınak işi çok sakat bir iş dedik. Barınaklarda hayvanlar ölüme terk ediliyor veya öldürülüyor dedik, defalarca dedik ama bu yasa geçti. Şimdi nedir yapılması gereken? Anayasa Mahkemesi! Anayasa Mahkemesi’ne buradan sesleniyorum; Anayasa Mahkemesi lütfen bu yasayı iptal et. Bakın başka hayvan katliamlarına imza atmış olursun. Anayasa Mahkemesi’ne sesleniyorum. Yanlışa bir yerde dur deyin. Biz bu işlerin böyle olacağını mecliste haykırdık çünkü o hayvanlar değersiz görülüyor arkadaşlar.
Polatlı denince benim aklıma onlarca gariban askerin darbeci ilan edilerek cezaevine atılması geliyor. Sizin aklınıza Polatlı deyince ne geliyor bilmiyorum ama benim ilk aklıma gelen bu oluyor. İbrahim Kızılyer Kıbrıs’taymış bir askeri kurs için Polatlı’ya gelmiş. O gece darbe olmuş. “Hop sen de darbecisi”n diye gariban erleri, görevlileri zindanlara atmışlar. Yozgat Boğazlıyan T Tipi Cezaevi’nde 8 kişilik koğuşta 18 kişi tutuyorlar. Tuvalet önünde yatıyor insanlar, koğuşta ve personelde kaşıntı başlamış artık. Uyuz mu olmuşlar nedir bilmiyoruz. Böyle koşullarda kalıyorlar! Durup dururken düşünün, suçunuz günahınız yokken bir gece başınıza bir iş geliyor, 8 yıldır zulümle yoğruluyorsunuz.
“Seyit Yıldırım, Sincan Ceza İnfaz Kurumu’nda haksız yere yatmakta.” diyor yakını. Denetimli de verilmiyor. Habire kurullarda “Pişman mısın kardeşim?” diye soruluyor. “Seyit Yıldırım içeri girdiğinde beş aylık hamileydim. Şu an bebeğim bir buçuk yaşında. Babasını ilk defa beş günlük gördü çocuğum. Bunun hesabını kim verecek? Haksız yere cezaevinde, hala da tahliye etmiyorlar, yeter bu zulüm.” diyor Seyit Yıldırım’ın eşi.
Cafer Yıldırım ve 7 Türk vatandaşı; “Irak’ta, Bağdat’ta tutukluyuz.” diyorlar. “Çok kötü şartlarda cezaevindeyiz.” diyor vatandaşlarımız. “Hepimiz ülkemize dönmek istediğimizi, ülkemize iade edilmek istediğimizi söylememize rağmen yıllardır iade edilmiyoruz. Yani bizi iade edin, Türkiye cezaevinde yatalım kardeşim.” diyor. İade etmiyorlar. Irak’ta Türkiye’den suçlu iadesi istiyormuş. Bu da gerçekleşmiyor. “Irak Dışişleri Bakanı Fuat Hüseyin tarafından keyfi muamele sonucu burada esir durumundayız. Aramızda psikolojik sorunlar yaşayan arkadaşlarımız var.” Dışişleri Bakanı neredesin diye soruyorum sana.
Ramazan Yılmaz 2018 yılında KHK ile TSK’dan ihraç bir astsubay ve A101’e girmiş. Mobbinglere uğramış. işten çıkartılmış. Kod 25/2ile işten çıkartılmış. Daha sonra BİM’e girmiş. BİM’de de yine aynı şekilde birtakım mobbingler sonrası çok ağır bir şekilde çalıştırma ve mobbing sonrası oradan da işten çıkartılmış. “Hak istiyorum.” demiş onu da vermemişler. Kod 46 ile işten atılmış. BİM etik hattına “Ya bu yaptığınız yanlıştır.” demiş. “Sen o hatta nasıl mesaj attın.” denilmiş. “Haksızlıklara göz yumacaksın yoksa öyle seni atarız.” denilmiş ve arabulucuya başvurmuş 20 gün geçmiş. “Kod 46 ile lekelendim. Nedir bu halim!” diyor. A101 ve BİM yetkililerinden bu konuda bir açıklama bekliyoruz. Lütfen bir açıklama yapın. Ramazan Yılmaz isimli kişi bu kişi. Biz sizden bir açıklama bekliyoruz. A101 ve BİM yetkilileri. İşçilerinize mobbing mi yapıyorsunuz? Fazla mı çalıştırıyorsunuz? Ne oluyor? Ne bitiyor? Lütfen bir açıklamanızı bekliyoruz.
Şemseddin Başak isimli bir kişi bir düzeltme yapılması gerektiğini söylüyor. Hakkari, Şırnak, Diyarbakır’da Savaş Şen isimli CİTEM görevlisinin yaptığı kafa kesme olaylarıyla ilgili meseleyi gündem ettiğini burada yanlışlıkla kendisinin de olaya dahil olduğu yönünde bir imaj oluştuğunu ve bunun doğru olmadığını söylüyor ve kendisinin sadece olayı anlatan olduğunu, dahil olmadığını söylüyor. Bunu da aktarmış olalım. “Ben bu tür yargısız infazları yetkililere verdim. Avrupa İnsan Hakları’na da başvuru yaptım. Bu yargısız infazları ve korkunç işleri yapan JİTEM görevlileri cezalandırılsın.” diyor.
Cevdet Avcı’nın yakınları başvurmuş. Kim bu Cevdet Avcı? 21 Ağustos 2024 günü Erciş Devlet Hastanesi’ne gitmiş, kendisine antibiyotik yazılmış, geçer denilmiş, gönderilmiş. 2 gün kullanmış, 2 gün sonra bir daha gitmiş hastaneye, daha kötüleşmiş. Uykusuzluk, baş, bel, kalça ağrıları. Erciş Devlet Hastanesi’ne kaldırılmış, oradan Van’a gönderilmiş ve Kırım Kongo kanamalı ateşi var denilmiş. Hasta kötüleşmiş ve ölmüş. Diyor ki yakınları; “Sağlık Bakanı’na buradan soruyoruz, neden hayatını kaybetti? Müdahalede geç mi kalındı? Yanlış tedavi mi uygulandı? Beyaz kan hücresi eksikliğinin nedeni olan şey neydi? Doğal ölüm mü denildi buna? Biz gereken sağlık hizmetini alamadığımızı düşünüyoruz.” diyor yakınları ve Sağlık Bakanı’nın bir soruşturma başlatması gerektiğini söylüyorlar.
Dede Anıl, Marmara 1 No’lu Cezaevi’nde kalıyormuş. Yakınları bize başvurmuş. “1,5 yıldır Metris Cezaevi’nde kalıyordu. %98 engeli var. Marmara 1 No’lu Cezaevi’ne gönderilmiş. Kalbi %20-30 çalışıyor. Koah hastası, Fibromiyalji hastası, felç. Üçlü bastonla iki adım yürüyebiliyor. Beyni %75 hasar görmüş. İnsanları tanımıyormuş bile. Neden cezaevinde onu da bilmiyor. “Köşedeki fırından iki ekmek al gel dese yolunu kaybeder.” diyor. Bu kişiyi cezaevinde tutuyorlar arkadaşlar.
Ya Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Sayın Marmara 1 No’lu Cezaevi yetkilileri bu kişi hakkında bir infaz erteleme işlemi başlatmadınız mı ya? Bu ne iştir yani? Adam perperişan durumda yani. Böyle bir kişi cezaevinde kalabilir mi arkadaşlar? Doktor olmanıza gerek yok size soruyorum. Bu kişiye mutlak surette bir infaz erteleme gerektiği apaçık ortada.
Halise Kaya, Batman merkezde yaşıyor. Batman merkezde yaşadığınız zaman başınıza her türlü ihlal gelebilir arkadaşlar. Bakın bu aileye de geliyor. 16 yaşında çocukları var. Polisler eve baskın yapıyor. Bakın 16 yaşındaki çocuğu ağır bir şekilde darp ediyorlar. Çocuk diyor ki; “Yapmayın etmeyin kapıyı kırmayın lütfen dikkat edin.” Diyor. Kadın; “Ne yapıyorsunuz?” diyor, kadına vuruyorlar. Çocuğu başka bir odaya alıp çocuğu dövüyorlar. Kadın gidip kendisini çocuğun üstüne atıyor. Bunlar 16 yaşındaki çocuk bakın. Perişan ediyorlar. Çığlık atıyor kadın. Çocuğun telefonuna el koyuyorlar.
16 yaşındaki bir çocuğu gözaltına alıp iki gün nezarethanede tutup mahkemeye sevk ediyorlar. Yurt dışı yasağa konulup her hafta imza cezası verilip ondan sonra serbest bırakıyorlar. Ondan sonra da diyorlar ki; “Kürtler niye isyan ediyor? Niye itiraz ediyor? Niye mutsuzlar?” Kardeşim adamın evine sabahın köründe 5’inde gelip kapıyı açabilecekken kırıp içeri giriyorsun, 16 yaşındaki çocuğunu dövüyorsun, anneyi tokatlıyorsun, hakaret, küfür ediyorsun, çocuğu bir tarafa çekip bir ton sopa atıyorsun, ondan sonra da diyorsun ki ;”Kürtler mutlu olsun.” Var mı öyle bir şey ya?
Sen vatandaşa her türlü kötü muameleyi yap, ondan sonra da “Kürt sorunu ortada olmasın.” de işte bundan dolayı sizin yüzünüzden çıktı bu Kürt meselesi. Yani vatandaşa bunları yaptınız yaptınız, en sonunda işte Kürt meselesi buralardan ortaya çıktı. Yani bunlar bakın binlerce böyle olay yaşanmış durumda bu ülkede. Ondan sonra diyorsunuz ki; “Kürt meselesi nereden çıktı?” Elinin körü diyelim yani. Nasıl çıkmasın? İnsanlara, anneye, çocuğuna, 16 yaşındaki çocuğa böyle zulmediyorsun. Ondan sonra sorun çıkmasın diyorsun.
Serap Yalçın isimli bir hanımefendi bize başvurmuş. “Emekli memurum rahmetli babam da memur emeklisi. Aynı kurumdan emekli olduğum için SGK yetim aylığı bağlamıyor. Bu konuda bir mevzuat sıkıntısı var. Bunu düzeltin. Memur emeklisi karı koca dul kaldığında eşinin maaşını alıyor da memur emeklisi baba kızlar niye yetim aylığı alamıyor bu büyük haksızlık kul hakkı yeniyor.” diyor. Evet bu mevzuatla ilgili bir düzenleme yapılması lazım kadınlara yönelik bir haksızlık var burada arkadaşlar.
“Eşim Sedef Duman Erzincan Kadın Cezaevi’nde kalmaktadır.” diyor. Bir aile hikayesi anlatacağım size bakın dikkatli dinleyin. Kişi kendisi de cezaevinde kalmış. 2016 yılında 21 Ağustos’ta evleneli bir yıl bile olmadan gözaltına alınmış. Cezaevine girdikten 2 ay sonra kızı doğmuş. Eşi de epilepsi hastası. “5 yıl, 2 ay cezaevinde kaldım sonra çıktım.” diyor. Ardından kısa bir süre sonra 5-6 ay birlikte kaldıktan sonra eve bir baskın yapıldı. “Bu sefer eşim gözaltına alınıp tutuklandı. Bu sefer o içeri atıldı. Eşim epilepsi hastası. Samsun Bafra Cezaevi’nde çok zor durumdaydı. Çocuğumuz var. Bir müddet babasını göremedi. Ondan sonra da annesini şu anda göremiyor. Eşim bu hasta haliyle cezaevinde kulak iltihabı oldu. Kulak iltihabından sonra yüz felcine çevirdi mesele ve son derece zor durumda şu anda.” bunun üstüne bir de Samsun Bafra’dan Erzincan’a göndermişler. Bakın oldukça ters bir yere. Hem epilepsi hem yüz felci hem de Erzincan’a 9 saatlik mesafeye gönderiyorlar. Bakın nasıl bir aile dramı olmuş. “Kızım şu an 7 yaşında 5 yıl babasız büyüdü şimdi annesiz büyüyor. Hem benim hem onun psikolojisi gitgide bozuluyor. Normalde Bafra’dayken her hafta görüşe gidebiliyorduk çocukla birlikte. Şimdi sadece ayda bir defa gidebiliyoruz. Eşime toplamda 6 yıl 10 ay ceza verdiler. Şu anda 2,5 yıllık cezası kaldı. Hastalığından ve küçük çocuğu olmasından sebep infaz erteleme talep edebilir miyiz?”
Bu memlekette adaletin olmadığını biliyoruz ama Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı da mı yok? Ya bu çocuğun hali nedir arkadaşlar? Hiç bu zavallı bebeklerin çocuklarının halini soran bir Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı yok mudur? Adalet Bakanı’nın yaptıklarını zaten biliyoruz ama şu aile dramına dikkatinizi çekerim. Masum, hiçbir şeyden habersiz 7 yaşındaki şu çocuğa el uzatacak bir bakanlık yok mu? diye soruyorum!
Çok üzücü, bakın şu fotoğraf bizim için unutulmaz bir fotoğraf. Ne diyor Refik Albayrak? Aile boyu hapisteyiz. Cezaevine girdiğimde 2.5 yaşında olan kızım 4.5 yaşına geldi ve son iki açık görüşte eşime ve bana “Yanınızda kalmak istiyorum.” dedi. Her şeye rağmen ümitliyiz, inançlıyız, güzel özgür günlerin geleceği kanısındayız. Bu aile durumumuzu tekrar yetkili mercilerde dile getirin.”
Düşünün 2,5 yaşından 4,5 yaşına kadar anne babasından ayrı kalan bir çocuk cezaevine geliyor. Anne ve babasına “Her şeye ragmen sizinle kalmak istiyorum.” diyor. İşte Türkiye’den 21. yüzyıl, Türkiye’sinden çok acı bir manzara. Bunlar yaşanıyor Türkiye’de bunu bilin.
Zindanlarda aile dramları yaşanıyor. 489 aile büyük dramlar yaşıyor. 706 çocuk şu anda cezaevlerinde. Olacak iş değil arkadaşlar. Ohal ve Erdoğan rejimi gerçekten aileleri çökertmiş, perişan etmiş durumda. Aileler zindanlarda, çocuklar hapislerde ve çok zor durumda.
Yılmaz Tunç’a sesleniyoruzİ Hakan Ceylan, Kavak S Tipi Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış; “Ağırlaştırılmış müebbet mahpusuyum, adli mahpusum, siyasi mahpuslara eğitim hakkı tanınırken bana tanınmıyor, ayrımcılık yapıyor, anayasa madde 42 çiğniyor, su kotası ile ilgili sorunlar yaşıyorum, havalandırma hakkı başkalarında 2 saat bende 1 saat ayrımcılık bitsin.” diyor.
Sadık Çelik, Edirne F Tipi Hapishanesi’nden yazmış; “Mektuplarımızı engelliyorlar, yumruk atıp elim zarar gördü diye tutanak tutuyorlar. Vicdanın kol saati gibi taşıyanlardan değilsiniz. Bizi duyun. İsrail hapishanelerindeki manzaraları 3-5 yıl geçmeden hayata geçirme peşindeler. Hapishane memurları hep siyasi atamayla geliyor.” diyor.
Selman Akkuş, Sincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden bize yazmış mektubu; “Tehlikeli mahpus statüsüne alındım kimseye zarar vermemiştim. Sincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne sürgün ettiler. Çok zor durumdayım ve çok mağdurum. Ailemin maddi durumu yok ve avukatta tutamadım.”
Şafak Yıldızhan, Gebze Kadın Cezaevinden yazmış; Yeniden yargılama talebinde bulundum. Adil yargılanmadım. Bu durumu kabullenemiyorum. Gençliğim çalındı. Ailemin, eşimin bunca acıya katlanmasının sebebini mantıklı bir çerçeveye oturtamıyorum. 1984 romanı o kadar da korkunç değilmiş. Büyük birader nispeten insaflıymış diyorum. Bugünün distopik gerçekliği ile karşılaştırınca. Oliver Sacks, Uyanışlar kitabında hastalıktan muzdarip olan umutsuz vakaların nasıl hayata tutunduklarını anlatır. Burada da terörist yaftasına rağmen umutla yaşamaya çalışıyoruz.” diyor Şafak Yıldızhan.
Şehnaz Şahin, Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nden yazıyor; “İnfaz ile ilgili sorunum var. Tekerrür dosyalarındaki infaz sistemi aleyhimize uygulanıyor. Adalet istiyoruz. Siyasi baskılar olmasın, cezaevlerinde hak ihlalleri bitmiyor. Cezaevinde yaz sıcaklarında buzdolabımız bile yok ve oldukça bunalıyoruz. Bakanlığın cezaevinde klima olmamasına ilişkin inadı cezaevlerinden tabut çıkana kadar devam edecek herhalde.” diyor.
Bakın şu mektupta ve fotoğrafta yine acı bir aile dramını anlatıyor. “Dua Dönmez neden tutuklu?” diye soruyoruz. Bingöl’de 6 yıldır evli ve resim nikahlı olan Suriye’ye uyruklu Dua Dönmez’in tutuklanarak deport edilmek istenmesi büyük tepkiye neden oldu. Şu kadının 3 çocuğu var, 6 yıldır evli ve böyle sudan sebeplerle deport edilmeye çalışılıyor. Lütfen bu dursun diyoruz. Bu konuda soru önergesi de verdik bakanlığa ve bir an evvel bu konuda bakanlığın bu işlemi durdurması gerektiğini söylüyorum.
Emel Çakır Samsun’da bir öğretmen, kendisi Samsun’da KHK’lı. “Devede Kulak olsa da kayda geçsin, MEB’den ihraç olanlar olarak Milli Eğitim Bakanlığı resmi sitesine giremiyoruz, engellenmişiz. Yani bir halk eğitim kursuna dahi online başvuramıyoruz. Ancak diğer kurumlardan ihraç olan KHK’lılar kayıt olabilir. Yani Milli Eğitim Bakanlığı’nın işi bu.”, diyor. kabul etmiyoruz arkadaşlar. Böyle rezalet olmaz. Milli Eğitim Bakanı’na buradan haber veriyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı’ndan ihraç olan Milli Eğitim Bakanlığı’nın resmi sitesine giremiyor. Yani engellemişler. Yani öğretmenlikten attınız, vatandaşlıktan atmaya çalışıyorsunuz, yaşamdan da mı atmaya çalışıyorsunuz Sayın Milli Eğitim Bakanı ya. El insaf diyoruz size.
Şu kişilerin haline gülsek mi ağlasak mı? Bursa Ülkü Ocakları Başkanı’ymış Mehmet Muhittin Saltık. Bize sosyal medyada hakaret etmiş. Ya bari hakaret etmişsen kabul et, cezana da razı ol. Mahkemeye geliyor, “Efendim benim hesabımı çaldılar, hacklendim.” “Göster hesabınla ilgili bir çalınma olayı var mı? Bununla ilgili bir paylaşım yaptım mı?” Sahte bir belge getiriyor. Kendisi öyle bir paylaşım yapmamış. Sahte bir belge getirmiş. Diyor ki; “Ben böyle bir paylaşım yapmıştım.” İnceliyorsun böyle bir paylaşım yok. Sahte belge üretmiş getirmiş. Memleketin hali bu arkadaşlar.
Bize kalkmış, hakaret etmiş mahkemede de böyle suspus olmuş. Ne diyeceğini bilememiş. Dışarıda baksan aslan kesilip dolaşıyor mahkemeye gelince suspus olmuş. “Ya onu ben yazmadım.”. İşte ülke peki, durum bu arkadaşlar ama yargı ona cezayı mutlaka verecektir. Ona buna durup dururken hakaret eden kişi ve kurumlar cezalarını alacaklardır. Buradan bunu söyleyelim ama en azından mert olsunlar. Böyle lafının arkasında dursun ve bu tür sahte evraklar oluşturmasın diyorum.”
























Yorumlar