18 Şubat 2026

Geçtiğimiz günlerde Kocaeli Dilovası’nda bir ortaokulda O.M. isimli bir öğretmen tarafından 24 kız öğrenciye yönelik bir taciz iddiası gündeme geldi. Öğretmen tutuklandı ve kamuoyuna tatminkar bir açıklama yapılmadı. Biz şimdi soruyoruz, soru önergemizle de bu konuyu Milli Eğitim Bakanlığı’na soruyoruz. Bu ne iştir? Şimdi bu öğretmen daha öncesinde de Gebze’de görev yapmış ve Gebze’de taciz iddiasıyla bir hakkında soruşturma açılmış ve bu sonuçlanmadan Dilovası’na gönderilmiş. Dilovası’nda da böyle bir hadise yaşanmış. 1 yıldır yaşanan bir hadise. Kız çocukları çekinmiş, utanmış belki anne babalarına söyleyememiş fakat burada sormak istediğimiz husus şudur; Bu ne haldir ? Sayın Milli Eğitim Bakanı bu ne haldir? Ortaokullarda kız çocuklarımız böyle sahipsiz, istismara, tacize maruz kalacak bir halde mi bırakılıyor? Öncesinde de bir vukuatı olan, böyle bir iddia olan bir öğretmen yine hakkındaki soruşturma bitmeden Dilovası’na gönderiliyor, Dilovası’nda yine aynı iddialar ve sonunda tutuklanıyor. Bu ne iştir kardeşim? Memlekette Milli Eğitim Bakanlığı ne iş yapmaktadır? Memlekette Kocaeli İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Dilovası İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ne iş yapmaktadır? Bu ne haldir? Şu hale bakın .  Göz göre göre gelen bir hadise ve uzun süredir devam eden bir hadise. İnsan yanlış bir iş yapabilir fakat öncesinde yaptığı yanlış işle ilgili bir soruşturma takip bitmeden kalkıp siz onu başka bir yere gönderiyorsanız orada da aynı işi yapıyorsa bu ne haldir ya? Bu ne aymazlıktır? Bu ne ihmaldir? Sayın Milli Eğitim Bakanı size soruyorum. Bu konu hakkında doğru düzgün bir bilginiz var mı? Araştırmanız var mı?  Kocaeli Valisi zaten Dilovası’ndaki Parfüm deposu yangını dolayısıyla işlediğiniz ihmallerden dolayı istifa etmeniz gerekiyordu, etmediniz. Dilovası’nda ikinci skandal ortaya çıktı. Bu ne saygısızlıktır sormak istiyorum! Dilovası halkına yapılan bu nedir ? Ya bir yangında ölüyorlar, ya bir tazice uğruyorlar. Bu nasıl bir şeydir? Anlamak mümkün değil. Hiçbir yetkili istifa etmiyor ve olay bu şekildece devam ediyor.

Kocaeli Dilovası’nda biliyorsunuz parfüm deposu yangını sonrasında sorumlu tutulan kişiler açığa alınmıştı, 3 ay sonra iade edildiler ve ardından 3 ay sonra iddianame ancak ortaya çıktı, o da eksik çıktı çünkü kamu görevlileri yoktu bu iddianamede. Güya soruşturulacakmış, bakanlık izin verecekmiş de öyle kamu görevlileri alınacakmış. Herkes unutacak, olay soğuyacak. Ondan sonra büyük ihtimal kamu görevlileriyle ilgili dosyayı da kapatacaklar ve şu anda da bir iddianame çıktı ortaya fakat adalet duygusu konusunda çok büyük bir yetersizlik, ölçüsüzlük var. Dilovası Parfüm Deposu Yangını mağdurları geç gelen adalet, adalet değildir diyorlar ve bu noktada bir an evvel gerçek adaletin tesis edilmesi gerektiğini söylüyorlar. Böyle olmaz arkadaşlar. Bir an evvel gereken işlemler yapılmalı, yetkililer korunmamalı ve adalet sağlanmalı.

Evet, Ramazan ayına giriyoruz fakat her yerden, feryatlar yükseliyoruz. 4 kişilik bir ailenin günlük sağlıklı beslenme maliyeti Ocak 2026’da 1043 lira  günlük maliyeti. En az 1000 lira sağlıklı beslenmeniz için 4 kişilik bir aile olarak bir kenara bir şey ayırmanız lazım. Bu dar gelirli aileler için mümkün mü? Mümkün değil, görüyorsunuz. İnsanlar et alamıyor ve yetersiz, sağlıksız besleniyorlar. Şu anda da Ramazan ayına giriyoruz hepimiz için. Ramazan ayı mübarek olsun, hayırlı olsun. Umarım ki tutulan borçlar fedakarlık örneği bir bünye oluşturur ve her türlü zorluğa karşı direnme gücü verir. Çarşı pazarın hali ortada. Bakın en büyük pay; süt ve süt ürünleri, sebze ve meyve çok pahalı. Temel protein kaynakları çok pahalı. Bütün bunlarla ilgili çok ağır bir mali durumu var sevgili arkadaşlar.

Yurdun dört bir tarafından bize gelen başvurularla ilgili size bilgi vermek isterim ve yaptıklarımızı anlatmak isterim.

“7 aydır Siverek 2 No’lu T Tipi Cezaevi’nde engelli koğuşunda kalan yaşlı bir insan %79 engelli ve 2 defa beyin damarı tıkanmış tansiyon şeker prostat var. Heyete girmiş, infaz erteleme vermemişler ve yakınlarının dediğine göre işlemediği suçtan 32,5 yıl ceza alarak yatıyor Mehmet Güli Erçek. “Ömrünün son demlerinde cezaevinde ölecek bununla bir çözüm bulun.” Diyor ailesi.

Malatya Doğanşehir kurucaova Mahallesi’nde köy evleri, tarım arazisine, çürük zemine, dere yatağına, heyelan bölgesine fay hattına yapılıyor. Üstelik maliyet oldukça çok, burada insanların can güvenliği yok. Diye bir başvuru var. “DSİ raporu, Valilik müzakeresi, yapı işleri raporu mahkeme kararıyla bilirkişi raporu ortada.” diye bir başvuru var. Bu konuda da ilgililerden bir açıklama bekliyoruz.

Kargo meselesi artık çok pahalı hale geldi. Ticaret insanları bize başvuruyor. “Artık ticaretimiz baltalanacak.” diyor. Sadece ticaret insanı olmanıza gerek yok. Kargo ile bir şeyler satın almışsınızdır. Bir tacir diyor ki: “750 gram ağırlığında bir kutu geldi, 655 lira kargo ödemesi yaptım. Aldığın şey 300 lira. Kargosu 655 lira. Böyle bir şey olabilir mi? Bu nasıl bir haldir? Olacak bir iş mi? Kargo firmaları da 3 aşağı 5 yukarı aynı fiyatlarda anlaşmışlar, indirim yapmıyorlar. Hem de gelen ürünlere saygısızca davranıp, sağa sola atılıp yıpratılıyor.. Hakkını aramaya kalkan vatandaş bir sürü şeyle uğraşıyor.” Diyor. Bu konuda kargo şirketlerinden büyük bir şikayet var arkadaşlar. Pandemi sonrası özellikle kargo meselesi çok önem kazandı ama madem öyle vur fiyatları gitsin olabilir mi böyle bir şey arkadaşlar? Bu konuya bir çözüm getirilmesi lazım.

Diyarbakır’dan hayvan yetiştiricileri bize başvurdu ve çok ağır cezalarla karşı karşıya olduklarını söylediler. Bismil Kaymakamlığı’nın verdiği cezalar önümüzde. Vatandaşlar diyor ki: “Biz manda yetiştiriciliği yapıyoruz. Bölgede zaten hayvancılık iyi durumda değil ama en ufak bir sıkıntıda hemen basıyorlar ağır cezaları. Bize hayvancılık yapma demek istiyorlar anlaşılan.” diye bize başvurdular.

Mutlu Türkmen isimli bir kişi başvurmuş ve işte bu cemaat soruşturmaları nedeniyle 6 yıl 3 ay hapis cezası almış ve ardından Yargıtay’da bozulmuş, yerel mahkeme aynı cezayı vermiş ve hakimler kendi aralarında konuşurken bu kişi de “Zalimler için yaşasın cehennem.” demiş. Bunun üzerine hemen bu laf kayda girmiş ve kendisi daha da mağdur edilmiş. Tutuklanmış ve Tekirdağ F Tipi Cezaevi’nde yaklaşık bir hafta kalmış. Dilekçe ve iletişim için kalem kağıt verilmemiş. Üç kişinin kaldığı bir koğuşta 20’den fazla kişi kalmış. Tek tuvalet, tek banyo varmış. Yerlerde yatmış. Çeşitli işlerde çalışmış. Büyük bir firmada çalışmış. Orada da iş güvenliğine riayet edilmiyormuş. Kaynak yaparken elbiseleri yanıyormuş ve bir keresinde de yanmış kendisi. “Gerekli ekipmanlar olmadan sahada çalışmak zorunda kaldık. İşsizlik ödeneği almaya hak kazandım ve bir süre ödeme aldım. Daha sonra ödeneğim kesildi. İşsiz kaldım. Tekrar başvurdum. 10 bin lira olması gereken ödenek 800 lira bize ödendi. Asgari ücretle geçinmeye çalışan insanların yaşadığı zorlukları yakından görmekteyim.” diyor. Evet maalesef durum bu arkadaşlar. Böyle haksız, hukuksuzca mağdur edilen insanların yaşadıkları hep bu.

TCK 245 ile ilgili bir başvuru var. “2016-2021 yılları arasında uzlaşma sorunu hakkında birçok kişi mağdur edildi.” diyor. 8-10 yıl sonra ifadeye çağrıldılar. 100-150 TL gibi düşük meblalı çıkar gözetilmeyen olaylarda dahi uzlaşma hükümleri uygulanmadı. Kamu davası oldu ve bu da çok büyük mağduriyetlere neden oldu. 20-21 yaşındaki bireyler kıyafet alınacak, üst baş yardım yapılacak gibi vaatlerle kandırıldı. Başkalarına ait kartların kullanımı konusunda hukuki sonuçları bilmeden istismar edildiler ve dosyalar 8-10 yıl sonra işlem gördü. Sanıklar uzun süre belirsizlik içinde yaşadı. Uzlaşma imkanı bulamadılar. Zarar giderilmiş olsa dahi kamu davaları devam ediyor. En az 3 yıl ve üzeri hapis cezaları olmakta. Gencecik insanlar hayata küstürülmekte ve koparılmakta.” diyor. Zamanaşımı süresi 15 yıl olduğundan uzun süre mağduriyetler ve hukuki riskler oluyor. Uzlaşma kapsamı genişletilmeli, zarar giderildiğinde kamu davası düşürülmeli. Uzun süre yargılamalarda tekrar düzenleme yapılmalı ve genç yaşta bilinçsizce bu işe alet olanlar korunmalı, affedilmeli.” diyor başvurucu.

13 Şubat’ta Kocaeli’nde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un katıldığı bir kuradan bahsediliyor. Böyle bir kura oldu TOKİ kuraları. “Anne baba üzerinde taşınmaz olmama şartı vardı ama anne baba üzerinde en az 3 dairesi olan kişiler bile bu kuralardan faydalandı” diye bir başvuru var. Bu konuda Çevre Bakanlığı’nın bir açıklama yapması lazım. “Ben 19 bin lira para alıyorum. Hiçbir taşınmazım yok ve  böyle bir şeyden faydalanamadım ama  üzerinde anne babasının taşınmazları olanlar faydalandı. Vatandaşın bu itirazı konusunda bir açıklama yapın.

Diyarbakır Kayapınar 4 No’Lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda mahkumlara haksızlık yapılıyor iddiası var. Mahkumlar yerde yatıyor ve bazı koğuşlara kıyafetler verilirken bazılarına verilmiyormuş.

İzmir Şakran Kadın Hapishanesi’nden de şikayetler var. Tuğçenur Özbay isimli mahpus mahkum kimlik kartı almak istememiş ve Güzin Tolga da kimlik kartı almak istememiş ve tüm ziyaretler, telefon iletişimleri kapanmış. Bunun üzerine kendisini ziyaret etmek isteyenler de ziyaret ettirilmemiş ve bu konuda büyük bir mağduriyet yaşatılmış. Başka bir cezaevinde uygulanmayan bir şey burada uygulanıyor. Bakın, “Kimlik kartı almadın, senin tüm haklarını gasp ediyorum. Ziyaretçinle bile görüştürmeyeceğim.” başka bir cezaevinde yapılmayan bir şey Sayın Adalet Bakanı. Bakın, bu konuda bir açıklamanızı bekliyorum. Şakran Kadın Cezaevi’nin keyfi fevri uygulamaları zaten ayyuka çıkmış durumda. Burada da böyle bir keyfi uygulama var. Dilekçe vermişler, dilekçeye cevap verilmemiş. Dilekçe hakkı bile çiğnenmiş. Bir savcı bey genelgeden bahsetmiş fakat bunun bir talimat olduğunu söylüyor. Tutsak; “Kimlik kartı almak istemiyorum.” diyor. “O zaman bütün haklarım çiğnenecek mi?” diyor. Adalet Bakanlığı’nın bu konuda açıklama yapması lazım. Neden bu cezaevinde böyle tekil bir uygulama yapılıyor? Türkiye cezaevlerinde bir derebeylik uygulaması mı var? Başka cezaevinde yapılmayan bir uygulama Şakran’da yapılabiliyor mu arkadaşlar? Bu nasıl bir iştir? Sayın Bakan’dan bu konuda bir açıklama bekliyorum.

Derya Karakaş şiddetli baş ağrısından dolayı Çamsakura Hastanesi’ne gitmiş ve kendisine “Ne zamandır bu ağrıyı çekiyorsun?” denilince “Bir aydır çekiyorum.” demiş. Bu sefer yakın tarihe MR verilmemiş ama şiddetli baş ağrıları devam edince özel hastaneye gitmiş. Özel hastanede MR çekilince çok ciddi bir sağlık sorunu olduğu, damar tıkanıklığı olduğu ortaya çıkmış ve devlet hastanesine yatırılmış. “Bu ne haldir?” diyor Sayın Sağlık Bakanı bunu duysun ve “3-5üç beş yaşında kızlarımız var. Yok yere  ölüp gidecekti. Vergimizi ve SGK’mızı neden ödüyoruz? Yararlanamayacaksak  bu kadar parayı niye veriyoruz?  Niye devlet hastanelerinde baştan savılıyoruz?” diyor. Derya Karakaş  evet bir araştırsınlar bakalım cevabı bekliyoruz zaten. Yazılı soru önergesini de sunacağız.

İzmir Karşıyaka Belediyesi Kent A.Ş.’de çalışan bir emekçi bize başvurmuş. “7 aydır maaş alamıyoruz.” diyor. “Haziran 2025 maaşımızın bile hala bir kısmı duruyor. Kirayı ödeyemeyen, çocuğun yüzüne bakamayan insanlar var. Borçla, umutla, sabırla ayakta durmaya çalışıyoruz ama gücümüz kalmadı.” diyor. Karşıyaka Belediyesi’ne soruyoruz. Bu işçiler bu kış günü neden bu kadar aylardır mağdur edildi? Bu konuya neden bir çözüm bulamıyorsunuz? Haziran ayı maaşını daha taksitle alıyorlarmış. Düşünün 7 aylık alacakları varmış.

Genel Sağlık Sigortasıyla ilgili gençler bize yazmışlar. GSS primleri çoğu zaman gençlerin gelir düzeyi ve gerçek hayat koşullarıyla uyumlu değil. Çok yüksek. “Özel muafiyet seçenekleri yapılmalı.” diyor. Gençlerin ekonomik yükü azaltılmalı. Bazı gençler mezun olurken binlerce lira borçla karşılaşıyor. Gereksiz bir prim borçlarıyla karşılaşıyor. Gençlere bir muafiyet ve hoşgörü gerekiyor.” diyor.

Celal Karaman; “Mağdur ediliyorum ve hak kaybına uğruyoruz.” Diyor. Gebze Belediyesi’yle ilgili bir sorunu var. Tapuda bomboş arazi gözüküyor ancak belediyede ise emlak istimlakta da iki kat gözükmekte. Üç kat kaçak belediye. Bu durumu Gebze Belediyesi Tapu dairesine yazı yazması gerekirken  bu konuda mağduriyet  yaşıyormuş. Biz kendisinin uzun başvurusuyla ilgili yazılı bir soru önergesi de veriyoruz fakat Gebze b bölgesinde Gebze Belediyesi’yle ilgili çok  şikayet alıyoruz. Zaten bölgede yasalara aykırı çok iş yapılmış durumda. Usulsüz işler vatandaşlar da yapabiliyor bunu fakat  Gebze Belediyesi’nin  bu yazılı soru önergesiyle sorduğumuz hususa da cevap vermesini istiyoruz. 

Cengiz Sinan Halis Çelik. Geçen gün CTE Genel Müdürü Enis Bey’e de söyledim. Şimdi bu kişi ağır hasta, mesane kanseri, artı epilepsi nöbetleri geçiriyor ve çarşamba S Tipi Hapishanesi’nde gerekli sağlık yardımını alamıyor. Metris R Tipi’ne sevk istiyor, gönderilmiyor. Ne yapsın, ölsün mü? Biz söyledik. Bugün de tekrar bu konuyu takip edeceğiz. Tam teşekküllü bir hastanede takibi lazım.

Yiğit Alp Şanlı, Kırşehir, S Tipi Kapalı Ceza Infaz Kurumu’nda kalmakta. Disiplin cezası almış ve bu disiplin cezası yüzünden bayağı bir mağduriyet yaşamış. “Oğlumu intihara sürüklüyorlar. Abartılı disiplin cezaları veriliyor.” diyor.

Bir engelli vatandaşımız bize başvurmuş. “Disleksi ve özel öğrenme güçlüğüm var. Meslek lisesi 12. sınıfım. Engelli olduğum için staj yapamıyorum. İmam Hatip’e veya Anadolu Lisesi’ne nakil olmam yönetmelikten dolayı engelleniyor. İmam Hatip’e neden geçemiyorum? Staj psikolojimi bozdu, zaten engelliyim. Psikoloğa gidiyorum. 3-4 seanstır.” diyor. Evet, engelliler çok ağır şeyler yaşıyor ve kendilerine gereken yardım gösterilmiyor.

Ferhat Yıldız, Ferizli, 2 No’lu Cezaevi’nde ve tek böbrekle yaşıyor. Böbrek donörlü. Oldukça zor durumda, sağlıkla ilgili sıkıntıları devam ediyor. Bu adam en azından denetimli serbestliği şartlı tahliyesi geldiği zaman uygunsa tahliye edilmeli değil mi? Ancak bu da yapılmamış. Sağlık durumu oldukça kötü. Cezaevinde tek böbrekle ne kadar idare edebileceksiniz? Üstüne koşullu salıverilmesi üç ay daha ertelenmiş. Ya bu ne haldir ? Yerlerde yatıyor millet ve koşulu tahliyeyi vermemek için kırk takla atan cezaevleri.  İnsanlar niye ölüyor? Biz bunu sorduk hala cevap alamadık. 2025 yılında Adalet Bakanlığı’na bağlı cezaevlerinde kaç kişi öldü kardeşim? Kaç kişi intihar etti? Sayın Bakan, bari siz cevap verin. Önceki dönem cevap verilmedi. Bu cevabı bekliyoruz. Arkadaşlarımız soru önergesiyle sordular. Niye cevabı vermiyorsunuz? Her gün bir cezaevinde birileri ölüyor arkadaşlar. Bunu size söyleyeyim. Hiçbirini de açıklamıyorlar. Şimdi tek böbrekli, perişan durumdaki bir insanı siz tahliye etmemek için kırk takla atıp koşullu tahliyesini vermiyorsanız  insanlar cezaevinde ölür işte. İyi hale aykırı hangi somut davranışı esas alındığı söylenmemiş, kesinleşmiş bir disiplin cezası yok, değerlendirme soyut ifadelerle yapılmış ve sağlık durumuna yeterince dikkate almamışlar. Ferizli 2 No’lu Cezaevi’nin bu konuda daha insani olması lazım ve bakanlığa da ben bu konuyu bildiriyorum. Psikolojisi de bozulmuş durumda bu kişinin. Bir an evvel koşullu tahliyesi verilmeli.

Elazığ R Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan Abdullah Yılmaz, 63 yaşında, hasta bir mahpus. Kronik ve ciddi sağlık sorunları var. Ameliyat olması gerekiyor, platin takılması gerekiyor ancak mahpus sağ gözünden ve sol gözünden ameliyatlar geçirmiş. 2023 yılında Adli Tıp Kurumu tarafından infaz erteleme verilmiş ancak savcılık cezaevinde kalsın demiş.  Memlekete bakın arkadaşlar. Adli Tıp Kurumu infaz erteleme veriyor. Tıpla alakası olmayan savcı: “Hayır efendim kalsın içeride.” diyor. O zaman tıp kurumunu lağvedin kardeşim. Hastaneleri kapatın, Adli Tıp Kurumu’nun kapısına kilit vurun. Savcı beyler memleketi yönetsin. Bu ne haldir? Adamı bırakmamak için kırk takla atan savcılar var. Evet infaz ertelenmesi talebi yerine getirilmiyor. Zaten aile de Mardin Nusaybi’nde. Elazığ’a git, gel. Maddi manevi perişan oluyorlar ve  yıllardır bu konuda İnsan Hakları Kuruluşları’na başvuruyor. Gözle ilgili sorunlar var. Başka genel sağlık sorunları var. Bu ne iştir ? İnfaz ertelemeyi verin artık . Bakın bir savcı bacak bacak üstüne atarak “Vermiyorum kardeşim.” diyor. Bakın bir sağlık kurulu raporunu gayet keyfi bir şekilde savcılar bu memlekette çiğniyor. Biz bunu bakanlığa söylüyoruz, umurunda değil. Sevgili Nacho Sanchez Amor; sen duy sesimizi. Yakınlarda Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raporunu açıklayacaksın. Türkiye cezaevlerinde bunlar yaşanıyor. Artık doktorlar bile bypass edilmiş durumda sevgili Nacho Sanchez Amor a Artık savcılar Kurulların üstünde durum bu. Dünyada Türkiye’nin durumu bu. Yaşlı başlı, hasta bir insan güvenlik denilerek cezaevinden bırakılmıyor. İnsanlar sere serpe yerlerde, tuvalet önlerinde yatıyor Türkiye’de.

Doğalgaz su faturaları vatandaşlara çok geliyor arkadaşlar, inanılmaz. Doğalgaz ve su konusunda çok başvuru alıyoruz. Maalesef bu konularda büyük bir laubalilik var. Ankara Büyükşehir Belediyesi’ndeki önceki basın toplantılarında bahsetmiştim. Vatandaşa,  böyle bir güvence bedeli denilerek ağır, astronomik güvence bedelleri alınıyor. Aski bu konu ile ilgili bir açıklama yapmıyor.  “Vatandaş nasıl olsa ödeyecek kardeşim. Bas gitsin. Her türlü abuk sabuk masrafı yaz gitsin.” Bakın sonra da doğru düzgün su veremiyorsun ama güvence bedeli su faturaları çığırından çıkmış durumda. Bu kabul edilecek bir durum değil. Vatandaşı böyle mağdur etmeyin diye tüm kuruluşlara sesleniyorum.

İzmir Torbalı Ödemiş ilçelerinde dershanelerden toplu işten çıkarma işlemleri yapılıyor. Milli Eğitim Bakanlığı Eylül ayında çalışma izni yasaklarını kaldırmıştı. Dershaneye başvuruyor. Öncesinde soruşturması var. Bu cemaat davası soruşturmalarında bir soruşturma geçirmiş. Ya kardeşim Milli Eğitim Bakanlığı da diyor ki: “Tamam bunlar çalışsın artık. İnsanları aç susuz bıraktınız. Kamudan attınız. Özelde çalıştırmıyorsunuz. Bir yerde bir dershaneye giriyor öğretmen, oradan da çıkarttırıyorsunuz. Resmen ağaç kökü yedirmeye çalışıyorsunuz. Bu bir zulümdür. Kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz.

Suriyeli engelli çocukların özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinden faydalanmaları için bize başvurmuşlar. “Faydalanamıyorlar.” diyor. Ödenek ayrılmıyor. Urfa Barosu’na başvuru yapan aileler var. Konuyla alakalı mevzuatın değiştirilmesi için Milli Eğitim’e dilekçe yazıldı ve ret kararı alındı. Daha sonra Ombudsman’a başvuru yapıldı. Konu ile ilgili Urfa Barosu çalışmasını da paylaşabilir ve süreci takip eden Avukatlar bu konudan çok şikayetçi.” diyor.  Ben engelli bireylerin sorunlarını araştırma komisyonundayım arkadaşlar. Aylardır il il dolaşıyoruz ve engelli bireyler de haklı olarak bize sitem ediyorlar. Diyorlar ki: “Ya bu kadar aydır bir komisyon topladınız, il il dolaşıyorsunuz. Ya bizim vergi indiriminden kaynaklı engelli emeklilik hakkımız konusunda bile bir yılı geçti, bir ilerleme yok. Anayasa Mahkemesi şu anda hala bekletiyor. Bu yasa zaten çok büyük bir hak ihlali oluşturuyordu. Bu konuda da bir ilerleme yok. Binlerce engelli mağdur durumda. Şu ekonomik devirde, şu Ramazan ayında Fiyatlar ateş pahası. Bir kıymanın kilosu bile bin liraya doğru yükselmiş durumda düşünün. Daha artık diğer etleri söylemiyorum. Kuşbaşı, antrikot, bonfile onlar zaten korkunç fiyatlar. Böyle bir durumda vatandaş et alamadan yaşamaya çalışıyor . Sürünerek yaşamaya çalışıyor. Böyle bir durumda engellilerin de hakları yasalarla çiğneniyor. Bu yasalara itiraz ediliyor. Anayasa Mahkemesi’nin umurunda değil. Memleketin hali bu. Bir de bunun üstüne Suriyeli diye engelli çocukların hakkı çiğneniyor. Engelli çocuğun ayrımı mı olur ya Allah aşkına? “Ya sen şu milliyettensin, sana hak vermiyorum.” insan temelinde olaya bakın . 3-5 tane engelli çocuk belki savaştan mağdur olmuş gelmişler.  Bunları niye mahrum ediyorsunuz? Urfa Baro’sunu tebrik ediyorum bu konuda. Önemli bir çalışma yürütüyorlar, yanlarındayız.

Trafikte biliyorsunuz sabah işe giderken, akşam eve gelirken trafikte herkes stres yaşıyor. Bir ufak laf dalaşı kavgaya neden olabiliyor. Mustafa Çetin bundan dolayı mağdur olmuş ve çocuğunun yanında kendisine saldırmışlar. O da cevap vermek zorunda kalmış, hakaret edilmiş. Bir tarafta KHK ile işinden atılmış, bir tarafta böyle durup dururken sabah trafikte mağdur edilmiş. “Kavgadan olaydan kaçtığım halde insanlar üstüme üstüme geldiler. Bana ceza verildi.  CİMER’e kamu denetçiliğine yazdım. Aile yılı denildi ama ailemiz mahvoldu.  İşimizden atıldık, ağır haksız kararlar verildi ve çok mağdur edildik.” diyor.

Ayfer Oral bize başvurmuş; “Yargılanıyorum, iki küçük çocuğum var ve cezaevine girersem onlar ortalıkta kalacak. 11 aylık bebeğim var, küçük kızım var, çocuklarım ortada kalacak.” diyor. Ülkede böyle çok zor durumda olan kadınlar var ve çaresiz durumdalar. Aile Bakanlığına bu tür durumları soruyoruz. “Bize ne? Adalet Bakanlığı’nın işi.” diye cevap veriyor. Böyle arkadaşlar. Ya Adalet Bakanlığı evet yargılama konularıyla ilgili ancak yargılama meselelerinden mağdur olmuş suçlu bile olsa kadınların yanında durmak durumunda değil misin Aile Bakanı? Çocukların yanında olmak zorunda değil misin Aile Bakanı? Sayın Mahinur Hanım  böyle bir duyarsızlığı kabul etmiyoruz. Aile Bakanlığı,  cezaevine girmiş insanlar aile değil mi? Karı koca değil mi? Çocuklar ayrımcılığa uğramak zorunda mı? Olacak bir iş mi? Herkes bu ülkede cezaevine girebilir. Beş dakikada bir cezaevine girebilirsiniz.  Her cezaevine giren ikinci sınıf vatandaş mı olacak?

Anıl Polatel, Ümraniye E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda yaklaşık 13 aydır kalmakta ve çok soğukmuş. İki petek, dört camsız pencerede kalıyormuş. “Zulüm üstüne zulüm çekiyoruz.” diyor. Hastalanıyor, soğuk ve büyük mağduriyetler yaşanmış. “Bir saat fazla kalmamalı. Kaybolan dilekçeler, aylarca dönüşü olmayan dilekçeler, insan onuruna yakışmayan yaşam tarzları yaşanıyor.” diyor.

Adana Kürkçüler F Tipi Hapishanesi’nden çok şikayet var. Hükümlü Fikret Kara’ın annesi Naime Emlik bize başvurmuş. Diyor ki: “Kuyu tipi hapishaneler ve hasta tutsaklarla ilgili sizinle de görüşmüştük. Şu anda da çocuğum çok büyük sıkıntılar yaşıyor. Tedavi ve savunma hakkı ihlal ediliyor. Mektup iletişim hakları ihlal ediliyor. Kitap yayın hakları ihlal ediliyor. Arkadaş görüş hakkı ihlal ediliyor. Zorla yer değiştirme yapılıyor. Sayımlar aramalar talana eziyete dönüyor. Disiplin cezaları sopa olarak kullanılıyor.” diyor.

Geçtiğimiz günlerde 15 LGBTİ+ bireylerin üye olduğu dernekler açıklama yaptı. “İktidar yargı paketleriyle yapamadıklarını bu sefer müstakil bir yasayla yapmayı hedefliyor.” dediler.  ve  haklarının  ağır bir şekilde ihlal edilme girişiminde bulunulduğunu söylüyor.  Cinsiyet uyum operasyonları yaşı 25’e yükseltiliyormuş. Ruh sağlığı açısından zorunlu olduğunu belgeleyen raporlar konusunda bir yokuşa sürme var ve genel ahlaka aykırı denilerek insanlara ağır cezalar verilmesiyle ilgili bir girişim var. 15 dernek bu konuda bir açıklama yaptı. Öncesinde bu yasa teklifi durdurulmuştu ancak tekrar iktidar bu konuda bir hamle yapıyor. Hangi kimlikten olursa olsun hangi yönelimde olursa olsun insanların hakkının, hukukunun korunması lazım. Tüm vatandaşlar eşit olduklarını, adil bir şekilde yönetildiklerini düşünmeliler. Kimseye kimlik biçilmemeli. “Benim gibi olacaksın. İşte bak kadın, erkek başka bir cinsiyet olamaz, mümkün değil.” insanlar farklı kendini hissediyorsa, farklı yöneliyorsa ne böyle polis devleti uygulamalarıyla mı onları bir cinsiyete dahil edeceksin! Bu yeni bir hadise değil, insanlık tarihi boyunca yaşanmış bir olay. O yüzden insanlara böyle bir kimlik biçme, onları tornacı gibi yontma uygulamalarından vazgeçilmeli ve eşit, adil, anayasal uygulamalar yapılmalı.

Sağlık Bakanlığı’nın atamalarıyla lisans kadroları arasında klinik psikolog kadrolarının bulunması meslek tanımının lisans düzeyinde belirleyeceği kabulü ve meslekler arası eşitlik ilkelerine ters düşmektedir diye bir başvuru da var. Bununla da ilgili girişimde bulunacağız sevgili arkadaşlar.

Cezaevlerinden bize gelen çok mektup var. Onlarla da ilgili kısa özetler sunmak isterim.  Sayfalarca mektubu burada size okuyacak değilim ama bir pararaf kısa özetiyle cezaevlerinde mahpuslar neler yaşıyor? Bunları size aktarmak isterim. Yarın öbür gün siz de cezaevine girebilirsiniz. O yüzden “Ben girmem bana ne” demeyin ve lütfen dikkatle dinleyin çünkü bu memlekette hemen her vatandaşın yolu bir gün cezaevlerinden geçiyor artık.

Seda Kaya, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nden yazmış; Şimal Deniz haksız yere tutuklandı ve ağır cezalarla hapse kondu; gencecik bir insan, uyduruk gerekçelerle ve ağır hakaretlerle cezaevine atıldı. Bunu tüm toplum duysun; Şimal daha 26 yaşında. Gencecik ömründe 9 yıl verilerek hapislerde tutmak istiyorlar onu. Haksız yere verilen bu kararı oyun çevirerek verilen tutuklama kararını kabul etmiyoruz Ömer abi.” demiş Seda Kaya.

Tuğçenur Özbay, Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış, az evvel de onun durumunu anlatmıştık. Kendi mektubunda bakın kendi durumunu nasıl anlatıyor; “Bana ve koğuş arkadaşım Güzin Tolga’ya kurum kimliği verilmek istendi, bu kimlik haksız yere hapsedilmiş siyasi tutsaklar olarak suçlu kimliği demektir. Bunu kabul etmememiz halinde mahkemelerimiz haricinde hiçbir yere çıkarılmayacağımız söylendi. Ziyaretime gelmeniz halinde koğuştan çıkarılacak mıyım, onu dahi bilmiyorum…”  düşünün bir milletvekili ziyaret ettiğinde bile “Cezası var, onu çıkarmayacağız mı?” diyecekler acaba? “İşte bizim istediğimiz kimlik kartını alacaksın.” “Ya ben suçlu değilim,  siz beni suçlu diye attınız.” Diyor. Böyle bir tartışma var.

Aytaç Ünsal, Edirne F Tipi Hapishane’sinden yazmış; “ Mesele Av. Selçuk Kozağaçlı veya bir kişinin özgürlüğü değildir. Gasp edilen, edilmeye çalışılan bir halkın adalet mücadelesidir. Av. Selçuk Kozağaçlı, Av. Naim Eminoğlu, kömür topuna çevrilen Nisa Taşdemir’in; Gayrettepe Gece Kulübü tamiratında kendisi kaçabilecekken elinde yangın tüpüyle işçi abilerini kurtarmaya çalışırken yanan 17 yaşındaki işçi Efe Demir’in; 230 milyon ton enkazın altında canları yok edilen Döne Kaya, Nurgül Göksu’nun adalet çığlıklarının susturulabilmesi için tutuklandılar. Bu nedenle onların özgürlüğü mücadelesi adalet mücadelesinin güçlenmesidir. Adalet mücadelesinin güçlenmesi halkın, ülkemizin özgürlüğünün yaklaşmasıdır.” diyor.

Uğur Demir, İzmir 2 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “ Önceden 5 yıl cezaevinde yatmıştım, çıktım. Babamın verdiği arsayı satıp Maydanoz Döner şubesi açtım. Bu suç mu? Ve tekrar tutuklandım. Başkaları tahliye edilse bile biz 11 aydır halen tutukluyuz. Allah aşkına bu nasıl bir delil toplama sürecidir de iddianame bir türlü hazırlanmıyor? Sık sık kendime “Ben bu hayatı başaramadım” diyorum. Yargısız infaz edildim.” diyor.

Yasin Keçeli, Marmara 8 No’lu Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “ Cumhurbaşkanımızın vekili mahkeme sırasında sorduğu sorularla ‘ateş etmeyen ve ateş et emirlerine itiraz eden kişi Yasin Keçeli’dir’ ifadesini tüm mahkeme heyetine, sanıklara ve müdafilere duyurdu. Ancak ben en ağır cezaya, ağırlaştırılmış müebbete mahkum edildim. Kimseye zarar vermedim ama bütün kapılar yüzüme kapatıldı.” diyor. Bakın Cumhurbaşkanının avukatı bile hakkı teslim etmiş ama orada işgüzar hakimler var demek ki basmışlar cezayı. Ya arkadaş bu kadar böyle basit bir şekilde bu cezaları vermeyin ya. Hakimler, savcıların göreve başlamadan önce bir cezaevine girmesi lazım ya. Allah aşkına. Basit bir yer değil ki. Bir ton hak ihlalinin yapılabildiği yerler cezaevleri. “Bugün canım sıkkın. Eşimle kavga ettim, öfkeliyim. Al sana cezalar.” Böyle bir şey olabilir mi ya? Çoğunlukla hal bu. Bakıyorsun bir mahkemenin ceza vermediği bir meseleye, başka bir mahkeme ağır cezalar veriyor. Türkiye’de adaletten dolayı çok kuşkuluyuz ve hakimlerin baskı altında olmasından dolayı da, sürgün, tayin baskısı altında olmasından dolayı da çok kaygılıyız.

Emre Dündar, Sincan T Tipi Cezaevi’nden yazmış; “  Sincan T’de insanlar haksızca ve bile isteye alıkonuluyor. Hukuk tanımaz, vicdana sığmaz, Allah’tan korkmaz, adaletten bihaber ve hakkaniyetten uzak bir anlayışla ikinci kez ‘samimiyet tasdiki ret kararı’ ile bu kez 6 ay sonra değerlendirme ile tahliyem engellendi. 9 ayım çalındı. Yeni bir hayat kurma umut ve şansım elimden alındı.” diyor. Bakın Sincan T Tipi Cezaevi’nin bu yaptıkları nedir arkadaşlar? Değil Türkiye çapında dünyada adları kötü bir şekilde çıktı. İnsanların hakkını hukukunu çiğneyen cezaevi olarak çıktı. İnanılmaz bir şekilde insanları o cezaevinde tutmaya çalışıyorlar. İyi hal puanları, iyi mahpusların denetim serbestlik verilmiyor, şartlı tahliye verilmiyor ve bakın böylesine insanların yüreğini yakan şikayetler, mektuplar geliyor Sincan T Cezaevi’nden. Biz bu cezaevini oldukça büyük haksızlıklar yapan bir cezaevi olarak görüyoruz. Bu denli özel uygulamalar belli ki Adalet Bakanlığı’nın tepeden gelen emirleriyle yapılıyor.

Gökhan Yıldız, Kavak S Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “ 2021 yılında cezaevindeyken Hukuk Fakültesi’ni kazandım. İki yıl boyunca cezaevinde sınavlara girdim. 17 Kasım 2023’te YÖK’ün ‘cezaevinde örgün eğitim alıp devam zorunluluğunu sağlamayanlara sınav yapılmaması’na yönelik talimatıyla hakkım engellendi. Danıştay’ın 24 Mart 2025 tarihli yürütmeyi durdurma kararına bu kez yine YÖK uymadı ve hakkım ihlal edildi. Hak arama hürriyetim de ihlal edildi, eğitim hakkım ihlal edildiği gibi. Sesimi duyurun.” diyor.

Yorumlar