19 Şubat 2025
Ömer Faruk Gergerlioğlu: “Memlekette çok hak ihlali var ve biz de onları teşhir etmeden, telin etmeden geçmeyeceğiz. Hepsini söylemeye çalışacağız. Memleket yangın yeri gibi alev alev ihlal yükseliyor her yerden. Gözaltılar, tutuklamalar, cezaevleri, zindanlar, zulümler, ihlaller, işkenceler, kötü muameleler bitmiyor. Dün de sabah HDK gözaltılarıyla uyandık. Onlarca kişi gözaltına alınmış ve Kürt meselesiyle ilgili yeni bir baskı dalgası var. Zaten kayyımlar atanıyor. Zulümler, diz boyu, bir de gözaltılar, tutuklamalar. Türkiye böyle nereye gidecek? Başını kaldırana, kafasına tokmak indiriliyor ve susturulmak isteniyor, sesi çıkmasın isteniyor. Tam bir polis devleti olmuş durumdayız arkadaşlar tam bir polis devleti. Altını çiziyorum. Kabul edilecek bir durum değil. Biz bu millet meclisinde milletin sesi olmaya çalışıyoruz ama yürütme bir polis devleti oluşturmaya çalışıyor. Milletin üstünde demokrasinin kılıçları dolaşıyor. İnsanlar ifade özgürlüğünü kullanmaya çalıştığı zaman anında balyozlar iniyor tepesine ve susturulmak isteniyor. Kürt meselesi bu ülkenin çok önemli bir meselesi. Demokratikleşmenin önünü kesen bir mesele yıllardır yıllardır bu ülke bu sancıyla can çekişiyor kavruluyor ve bu mesele çözülmek istenmiyor. Evet bir adım atıldı. İmralı süreci var görüşmeler var. Partimiz yetkilileri Sayın Barzani ve Sayın Talabani ile görüşmeler yapıyor. Biz bu süreci dikkatle takip ediyor ve buradan bir barış umudunun doğması için elimizden geleni yapıyoruz. Mitingler yapıp halka anlatıyoruz bu sırada ise yoğun bir şekilde Kürt meselesi ile ilgili baskılar zorbalıklar devam ediyor.
Bakın bugünlerde 21 Şubat Dünya Anadili günü kutlanacak. Kürtçe üzerinde baskılar devam ediyor. Dün mecliste genel kurulda Anadili hakkı ile ilgili bir şeyler söyledik ve mikrofonumuz Sayın Meclis Başkanvekili Celal Adan tarafından kesildi. Ne var ne olacak yani. “Anadili haktır engellenemez.” demişiz. Hemen mikrofonlar kesiliyor. “Kürtçe konuşamazsın kardeşim.” deniliyor ülkenin hali bu arkadaşlar. Kabul edilecek bir durum değil. Böyle bir anlayışla bu işler gitmez. Ülkede milyonlarca insanın dilini yasaklı, tehlikeli ve terör dili diye göstermeye çalışan bir anlayışla bu ülke devam edemez. Bunu da burada söylemiş olalım.
Yoğun hak ihlalleri ile uğraşıyoruz. Bakın her yerden geliyor bu hak ihlalleri, halkımızın her kesiminden geliyor bana. Mesela Kırıkkale F Tipi Cezaevi’nde kalmakta olan Ulaş İnci ve yanında bulan iki arkadaşı infaz koruma memurları tarafından darp edilmiş, sağ parmağı şişmiş, süngerli odaya konulmuş tekli hücrelere konulmuş ve geçen hafta yine darp edilmiş dudağı patlatılmış şu hale bakın. Güya devletin korumasında ceza çekmek için oraya konulmuş fakat üstüne dayak yiyor darp ediliyor başına gelmeyen hadise yok cezaevlerinin hali bu arkadaşlar Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a söylüyoruz Ceza Tevkifevleri Genel Müdürü Yavuz Enis Yıldırım Bey’e söylüyoruz bir kulaklarından giriyor bir kulaklarından çıkıyor Sayın Nacho Sanchez Amor’a söylüyorum duy bunları diyorum bugün birçok cezaevi ihlali anlatacağım Sayın Nacho Sanchez Amor önümüzdeki günlerde Avrupa Parlamentosu Raporu düzenleyecek Sayın Amor, son derece önemli aslında Türkiye’den umudu kesmişler geçen yılki raporu düzenlemediler bile 2 yıllık rapor düzenlenecek ve Türkiye hakkında bir bilgilendirme edineceğiz ayrıntılı bir şekilde Sayın Amor bunları da duysun çünkü biz ihlalleri cezaevlerini yakından takip ediyoruz. Düşünün zorbalık zulüm yapılıyor cezaevine bunu götürüyorsun cezaevi oraya bir müfettiş gönderip konuyu tetkik edeceğine zorbalığı yapan insanlardan bilgi alıyor, olayı kapatmaya çalışan müdürden bilgi alıyor, infaz koruma memuruna soruyor. Onlar da “Yok öyle bir şey canım nerede öyle bir şey mi oldu?” diyor yani Adalet Bakanlığı’na soruyorum kardeşim nedir bu hal? Müfettiş diye bir şey yok mu? Gönder oraya dinlesin insanları mahpusu da dinlesin memuru da dinlesin biz sadece mahpusu dinlesin demiyoruz böyle mi cevap verilir! Sağlık Bakanlığı da bu halde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı da bu halde olacak iş mi arkadaşlar!
Bakın Sağlık Bakanlığı’nda yıllardır büyük skandallar yaşanıyor bakıyorsunuz sonunda yeni doğan skandalı patlıyor. Bu iş böyle olur mu arkadaşlar! Yenidoğan Çetesi komisyonundayım, biz bütün bunları bugün de ayrıntılı bir şekilde anlatacağım komisyon toplantısında. Bakın komisyonda Sağlık Bakanlığı’nın Çalışma Bakanlığı’nın raporlarını isteyeceğiz ve konu hakkında çarpıcı şeyler söyleyeceğim.
“Oğlum Muhammed Kenan Türkoğlu Hava Harp Okulu 1. sınıf öğrencisiydi, 15 Temmuz sürecinde hiçbir suçu olmadığı halde darbeye yardımından tutuklandı ve 15 yıl ceza aldı.” cezasının bitmesine 1.5 yıl kaldı denetimli serbestlik alırsa o da dosyası hala onanmamış Silivri Marmara 1 No’lu Kapalı Cezaevi’nden Adana’ya göndermişler tek kişilik odaya koymuşlar. Düşünün bu kişiyi niye böyle zulmedip başka bir ile gönderirsiniz? Cezası da onanmamış ne yapmış bu insan! Delilleri mi karartacak güya aklınızca böyle şeyler buluyorsunuz. “Tehlikeli mahpus” diyorsun ne yapmış? Hiçbir şey de yapmamış ama durup durduğu yerde alıp bu insanları gönderiyorlar. “Oğlumun aldığı ceza 15 yıl bitmesine 1.5 yıl kalmış ve dosyası Yargıtay’da daha hala onanmamış. Buna rağmen tek kişilik odaya aldılar.” Türkiye cezaevlerinde bu keyfilik devam ediyor arkadaşlar. Ağırlaştırılmış müebbet mahpusların hücrelerine tutuklular konuluyor ve oradan da “Yok efendim tehlikeli mahpustu, yok delilleri karartacak.” ne delili karartacak her şey olmuş bitmiş cezayı vermişsin, her şey bitmiş adam Yargıtay’ı bekliyor ne tehlikeli mahpusu! Hiçbir şikayet yok o adam hakkında, herhangi bir vukuatı yok! Nereden bunu uyduruyorsun? “Kafamdan yaparım bunu.” diyor. Ceza Tevkifevleri Genel Müdürü Enis Yavuz Yıldırım’ın yüzüne de sordum Olmaz böyle şeyler. “Ya efendim işte bazı durumlarda gönderilebilir.” diyor. Bu nasıl bir durum sayın Enis Yavuz Yıldırım Bey size de artık çok soracağım kusura bakmayın. Böyle biz komisyonda konuşmaya kalktığımızda Sayın Başkan İbrahim Yurdunuseven bizi konuşturmamaya çalışıyor zor bela konuşuyoruz Enis Yavuz Yıldırım Bey olayı geçiştiriyor. Ondan sonra cezaevi şikayetleri konusunda somut bir şey söylemiyor. Böyle bir şey olur mu ya! Böyle bir şey olabilir mi! Siz geçiştirme makamı mısınız sayın Adalet Bakanlığı ve Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü yetkilileri yoksa çözüm makamı mısınız size sormak isterim. Boşuna mı burada gündem ediyoruz! Eğer siz çözüm bulmuyorsanız biz uluslararası arenaya da taşıyoruz Birleşmiş Milletler’e taşıyoruz, AİHM’e taşıyoruz, Türkiye raporlarına giriyor. Yok öyle “Geçiştirdik kurtulduk” demekle kurtulamazsınız. Bunu da net bir şekilde söyleyelim.
Bakın bir başka Vahim olay olacak işler değil bakın şu ülkede neler yaşanıyor arkadaş! Bir Afganlı Sığınmacı Mahjabin Mohammadi; “Karabük ilinde tehdit altındaydım. Polis gibi yerlere başvurdum göç idaresine başvurdum, başka şehirde yaşayayım diyordum orada bana insanlar tehditler gönderiyordu can güvenliğimiz nedeniyle kaçak yollardan ülkeyi terk etmek zorunda kaldık. Kimliklerimiz iptal edildi para cezası yazıldı onların hepsini ödedik, kimlikler içinde avukat tuttum ancak cevap gelmedi. Bu kadar zor durumdaydık ikinci defa bu ülkeden gideyim dedim.” Ondan sonra ne olmuş bakın! “16 Ocak 2025’te Kuşadası Sahil Güvenlik tarafından botumuz batırıldı. Eşimi ve 3 yaşındaki oğlumu kaybettim.” diyor.
Arkadaşlar bakın sıradan bir şey duymuyorsunuz. Kişi, eşini ve 3 yaşındaki çocuğunu sahil güvenlik botu batırmış. Olacak iş mi bu! Sizin de başınıza gelebilir, bizim de başımıza gelebilir herkesin başına gelebilir. Bot batırmak nedir İçişleri Bakanı neredesin ya? Nasıl işler oluyor! Hiç kimse duymuyor. Garibanın başvurusu bize geliyor ama İçişleri Bakanı Sayın Ali Yerlikaya neredesin ya! Şuna bir cevap vermeyecek misin? “Eşimi ve 3 yaşındaki oğlumu kaybettim bu olayda 7 kişi hayatını kaybetti. Şu an Karabük ilinde kimliksiz 4 çocukla bir kadın başıma ortada kaldım burada hiç kimse yok.” diyor bu kadıncağız. Şu hale bakın ya! Ülkenin haline bakın! Bot batırıp insan öldürmüşler iddia bu buna bir cevap verin. Nasıl iştir bu? Son derece ağır bir iddia var ortada.
“Karabük T-Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda hükümlü olarak bulunan oğlum Doğukan Yılmaz açlık grevine başladı.” diyor 8 Şubat itibariyle. “Darp, fiziksel şiddet, psikolojik baskıya bağlı olaylar silsilesi sonucunda bu raddeye geldi.” cezaevlerinin halini anlatıyoruz çekilmez bir hal olunca açlık grevine girmiş. “Sağlığı ve can güvenliğinden çok endişeliyim. Cezaevinin birinci ve ikinci müdürleri cezaevi idaresi çocuğumun hayati durumundan sorumludur.” diyor
Kocaeli Darıca’dan çok şikayet geliyor. Darıca’da bizde gidiyoruz yollar berbat arkadaşlar. Yolda hareket ediyorsun inişli çıkışlı berbat bir yol bozuk bütün arabaların ön takımları zarar görüyor. Bunu da meclise taşımamızı istemiş Darıcalı bir vatandaş bizde taşıyoruz.
Yusuf Gümüş 23 yaşında Yalova’da Gemak Tersanesi’nde ihmalkarlıklar yüzünden iskelet düşmesi nedeniyle vefat etti. “Vekilim sorumlu olanların hesap vermesini istiyoruz.” diyor İş kazalarında neden Avrupa birincisi dünya üçüncüsüyüz bu yüzden arkadaşlar. O kadar kötü şartlar var ki o kadar ağır ihmaller var ki gencecik insanlar bakın düşüp ölüyorlar.
Remzi Kayaş: “Adana Şakirpaşa Havalimanı’ndan kalkan eğitim uçakları Haziran 2023’te evimin bulunduğu alan üzerinde eğitim uçuşları yapmaya başladılar.” diyor. “Şiddetli gürültü sebebiyle psikolojim bozuldu intihar noktasına geldim. Kapı ve pencereleri kapalı tutuyorum.” Korkunç gürültü gelmiş çeşitli yetkililere başvurmuş kendisiyle alay etmişler ve ayrıntılı bir şekilde bunları araştırmış. Uçuş okulları eğitim uçaklarının kalkış seyir ve iniş esnasında gürültü seviyeleri en aza indirecek önlemleri almalıdır maddesini görmüş yönetmelikte ama hiç buna uyan yok. “Uçuş okulları eğitim uçuşlarına başlamadan önce Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan uçuş güzergahları için onay almalıdır ama böyle bir ona yok.” diyor çünkü alsalar evlerin üzerinde bu denli rahatsız edici bir eğitim olmazdı. Uçuş okulları çevresel gürültü seviyelerini belirleyecek akustik rapor hazırlamalı maddesi varmış yönetmelikte “Böyle bir rapor da hazırlanmadı.” diyor. Biz bununla ilgili Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na soru önergesi veriyoruz arkadaşlar. Vatandaşların psikolojisini bozacak derecede ve de yönetmeliklere aykırı bir şekilde uçuşlar yapıldığı iddiası var bunları ayrıntılı bir şekilde araştıracağız.
Her gün dile getiriyoruz anestezi teknikerleri tıbbi laboratuvar teknikerleri, sekreterler 90-95 puanlar alıyorlar ve maalesef hiçbir yere giremiyorlar. On binlerce genç yüz binlerce genç bu durumda son derece mağdur haldeler bunu da söylemiş olalım.
Yürütmeden bir mağdur kişi de İshak Uzden Eskişehir Teknik Üniversitesi’ne destek personeli olarak atanmış hukuka aykırı bir şekilde ataması iptal edilmiş. “Önceden bir HAGB vardı.” denilmiş iptal edilmiş. Mahkemeye gitmiş mahkeme kararına rağmen hukuka aykırı bir şekilde Eskişehir Teknik Üniversitesi Süreci uzatıyor ve atamayı yapmıyormuş göreve başlatmıyormuş. “Haksız iptal kararı, mahkeme süreci ve kazandığım davalar var.” diyor onları anlatmış. Davaları kazanmış üniversitenin önüne yürütmeyi durdurma kararına rağmen üniversite bu karara aykırı bir şekilde karar vermiş. Hukuk ile zıtlaşmış inatlaşmış üniversite. “Ben borç harç alarak işime zor bela devam ettim.” diyor durum bu arkadaşlar. Hukuki ve idare sürecinin tıkanması ile ilgili son durum bu olmuş ve bizden yardım talep ediyor. Bizde bu vatandaşımızın durumunu burada gündem ediyoruz. Üniversiteler bu kadar keyfi işler mi yapıyor! Sayın Rektör size soruyorum bu nasıl iştir ciddi bir iddia geldi. Siz yargının üstünde misiniz Sayın Rektör? Bunu size buradan soruyorum. Ben mahkum etmiyorum kimseyi ama Sayın Rektör’e de buradan diyorum ki; ciddi bir iddia var. Bu kişi mahkeme kararına rağmen neden başlatılmıyor buradan soruyorum. Bir keyfiyet mi var ne oluyor ne bitiyor! Eskişehir Teknik Üniversitesi’nde neler oluyor diye öğrenmek istiyoruz.
İslam Beyazgül İzmir Cezaevi’nden Yozgat Cezaevi’ne nakli yapılmış. Aile yol mesafesinin uzaklığı ve maddi imkansızlıklardan dolayı görüşme sağlayamıyor. Daha önce görüntülü görüşme imkanları varken ne yazık ki bu hakkı da elinden alınmış. “Ziyaretler ve görüşme kesilince bize “Beni burada unuttunuz ve umudum kalmadı.” diye tedirgin cevaplar veriyor. Gardiyanlar “Boşuna dilekçe yazmayın biz onları ulaştırmıyoruz.” diye alay edici davranışlar gösteriyorlarmış.
Mehmet Sait Yaz Batman Beşiri T Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalmakta ve bu kişi oldukça ağır sağlık sorunları yaşıyor uyku apnesi var, kalp sorunları var, hipertansiyonu var, %48 engelli raporu var ve sağlık durumu her geçen gün kötüleşmekte. Geceleri uyuyamamakta nefes almakta zorlanmakta cezasının bitmesine 3 aydan az bir süre kaldı fakat durumunun çok ağır olduğunu söylemiş cezaevi yetkililerinden bir açıklama bekliyoruz Adalet Bakanlığı’ndan Bir açıklama bekliyoruz.
Gaziantep’te devam eden grevler nedeniyle, bu grevlere verdiği destek, işçilere “direnin” demesinden dolayı Bir Tek Sen Genel Başkanı Mehmet Türkmen gözaltına alınıp tutuklandı ve işçilerin sesi kısılmaya çalışıldı. Bu olacak bir iş değil, biz kabul etmiyoruz arkadaşlar. İşçilerin sesi kesilemez ve sendikanın kapısından alınmış Sayın Başkan. Ülkede hakkını arayan herkesi bu şekilde kriminalize etmeye çalışıyorlar arkadaşlar.
TBMM Sağlık Komisyonu üyesi bir hekim olarak utanç duyuyorum. Bu sözler bir milletvekilinin ağzından çıktı AK Parti Kırklareli milletvekili Gökhan Sarıçam “Memnuniyetsizlik varsa gidin sağlık personelinin gırtlağına yapışın.” dedi! Ya sağlıkta şiddeti bitirmek için bizim canımız çıkıyor sen Vatandaşa diyorsun ki “Memnuniyetsizseniz gidin doktorun gırtlağına yapışın sarılın.” sen vur dersen millet öldürür sayın vekil bu ne sorumsuz laf. Dün mecliste bu konuda görüşüldü Vekil özür dilediğini beyan ediyormuş kendisi çıkıp özür dilemedi onun adına başka birisi “Talihsiz bir beyan kabul edilecek bir şey değil.” gibi laflara sığındı arkadaşlar sizin iç yapınızı ruh halinizi biliyoruz bu nedir ya. Zaten şu anda bakın medyatik aşırı yaygaralardan dolayı biz yenidoğan çetesi komisyonundayız Hocalarımız geliyor akademisyenlerimiz geliyor Onlar diyor ki : “Bir mesele o kadar kötü bir şekilde kullanıldı ve abartıya döndü ki biz işini bilimsel bir şekilde yapan hekimler olarak son derece üzgün ve kırgınız çünkü vatandaştan hiç hak etmediğimiz sözler duyuyor fiillerle karşı karşıya kalıyoruz.” diyorlar bir de bunun üstüne bu milletvekilinin sözleri son derece üzücü Meclis Sağlık Komisyonu üyesi bir milletvekili olarak kınıyorum bu sözleri.
Döndü Çiftçi isimli yurttaşın oğlu Deniz Kadir Kaplan Bolu Gerede L Tipi Cezaevi’nde kalmakta. Bir anne olarak çocuğunun durumlarını anlatmış. Mahpus işte hep bildiğimiz gibi darp edilmiş ağır bir şekilde. Kamera görüntüleri var ama ona bakan kim! Darp raporu almış onu değerlendiren kim ve çocuğun hayati durumundan endişe ediyor bu anne. “Sözlü şiddete halen maruz kalıyor. Açlık grevinde ve hücrede olan çok kişi var. Oğlumun bulunduğu kabinde yönetmeyle uymayacak şekilde darp eden hakaret eden tarzda aramalar yapılıyor. Aile resimlerimiz yerlere atılıyor can güvenliğinden endişe ediyorum. Böyle büyük bir sıkıntı yaşıyorum.” diyor.
Sincan Cezaevi’nde ziyaret ettiğim Asiye Ezmeci’nin durumunu anlatayım. Kendisi aslında bu içinde bulunduğu cemaat yapısı terör örgütü ilan edilmeden önce orada bulunmuş ve sonra ayrılmış fakat buna rağmen önceki dönemlerle ilgili suçlanarak “Sen teröristin” denilerek damga vurularak cezaevine atılmış. Çocuğu var bu annenin ve çocuğu da öncesinde anne tutukluk halinde de cezaevinde yanında kalmış daha sonra anne çıkmış bu çocuk yine mahpusluk sıkıntısını yaşıyor. Babası mahpus annesi mahpus annesi “Nasılsın oğlum?” dediğinde boynunu bükerek “Alıştık anne ne yapalım artık.” diyormuş annesi bana bunu anlattı. Çok yürek burkan bir manzaraydı ve bu anne de hasta engelli bir anne kalça ameliyatı olması gerekiyor fakat kalça ameliyatına olamıyor çünkü cezaevindeki sıhhi şartlar uygun değil. Böyle oldukça üzücü bir olayı gördüm Sincan Kadın Cezaevi’nde.
Silivri Cezaevi’nde ne oluyor? Askeri öğrencileri başka illere sebepsiz yere naklediyorlarmış. Yeni Tutuklamalar için İstanbul’da yer açılıyor çünkü İstanbul’da kıyamet gibi insan tutuklanıyor. Silivri ve Ankara cezaevlerinin durumu bu. Özellikle İstanbul’daki cezaevleri korkunç bir durumda. 1000 kişilik yere artırılmış kapasite ile 3500 kişi koyuyorlar. Yer gök mahpus olmuş yerlerde yatıyor insanlar sere serpe yatıyorlar, tuvalet önlerinde yatıyorlar perişan durumdalar. İstanbul’da birçok cezaevinde insanların yerde yattığı yerde saçların arasından fareler, böcekler geçişiyor. Böyle bir hal yaşanıyor cezaevlerinde ama hiç bıkmıyorlar tuttuklarını içeri atıyorlar. Ağzını açanı içeri atıyorlar.
Bakın geçen hafta Ceza Teklifevleri Genel Müdürü Enis Yavuz Yıldırım Bey meclisteydi biz ona mahpus iaşelerini sorduk. Mahpus iaşeleri 83 liradan 118’e çıkmış çok az bir artış bu. Arkadaş geçen sene içinde enflasyonun %180’lere çıktığı bir dönem yaşandı. Cezaevlerinde yemekler son derece az ve yetersiz. Bakın Yozgat Cezaevi’nden şikayet gelmiş bize birçok cezaevinde de yemeklerin çok az verildiği, kalitenin de çok düşük olduğu söyleniyor. Cezaevindeki mahpus başına iaşeler 83 lira son derece yetersizken en fazla 118 liraya çıkarılmış. Memleketin zaten hali ortada önüne geleni cezaevine atarsanız bir de bunun iaşe bedeli var. Ekonomi berbat iaşeyi artıramıyor insanlar içeride kıvranacak. Durum bu arkadaşlar. Biz Adalet Bakanlığı’na diyoruz ki “İnsanlar böyle tutup tutup içeri atılıyor ama içeride de aç bırakılıyor. Bu iaşe bedeli artışı çok az diyoruz. En az 200 lira olması gerektiğini buradan söyleyeyim.
İzmir Kırıklar 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde büyük vahametler yaşanıyor. Biz bunları gündem ediyoruz. Cezaevi idarecileri “Niye gündem ediliyoruz?” diyor. Kardeşim niye gündem edilmeyesin? Bakın Güven Usta 7 Şubat’ta onunla görüşme yapılmış, mahkemeye gidecek İstanbul Çağlayan Adliyesi’ne götürülecek kelepçeli. “Yok sana bir kelepçe daha takacağız.” çift kelepçe. “Ya tamam bak kelepçem var daha bir kelepçe daha takmayın. “Yok takacağız.” “Taktırmam.” bunun üzerine jandarma bir ton darp ediyor mahpusu. Ardından mahkemeye götürüyorlar türlü işkencelere maruz kalıyor. Ağzına cop sokmaya çalışıyorlar, küfürler hakaretler işitiyor, kendisine, annesine, kardeşine yönelik sinkaflı küfürler. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve Adalet Bakanı Yılmaz Tunç bunu duysun, Adalet Bakanlığı’nın güvenliğinde olan bir mahpus İçişleri Bakanlığı görevlileri tarafından adliyeye götürülürken bir ton sopa atılıyor kimse bunu duymak görmek istemiyor. Sonrasında yine çift kelepçe ile İzmir’e götürülecek ve orada da yine bir ton hakaret küfür yeniliyor. İnsanın tüm kutsallarına küfür ediliyor ve ardından yolda dinlenme tesisinde duruluyor orada tekrar küfür ediliyor kendisine hakaret darp görüyor cezaevine vardığında darp raporu alıyor. Tüm bunlardan sonra avukat geliyor bir açıklama yapıyor. Çift kelepçe takılmasını reddettiği için dayak yiyen ağzına cop sokulan bu mahpus için avukat cezaevine geliyor savcı: “Vay siz işte teröristsiniz.” diye laflar ediyor. Bakın mahpusa yaptıkları yetmiyor mahpusu sormaya gelen avukata da savcı hakaret ediyor “terörist” diyor. Şu hale bakın Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, senin cezaevlerinde yaşanıyor bunlar. “Bunlar İçişleri Bakanlığı görevleri ya ben ona karışamam.” diye cevap veriyorsun kardeşim senin güvenliğinde değil mi? Bu ne rezalettir! Öldürsünler mi adamı o zaman mı sesiniz çıkacak? Annesinden doğduğunu pişman etmişler. Ne biçim darp hakaret çift kelepçe taktırmak için yapılıyor tek kelepçe takmışsın daha ne istiyorsun 50 tane başında jandarma var daha ne istiyorsun niye zulmediyorsun insanlara anlamak mümkün değil! Ardından Savcı avukata “teröristsiniz” diyor ondan sonra söylemedik diye açıklama yapıyor İzmir Barosu bunu kınadığı zaman. “Senin zaten neden buraya geldin belli provokasyona gelmişsin.” diyen Buca Kırıklar Cezaevi’ndeki savcı C.Y.’e karşı bu hadiseler olmuş İzmir Barosu bir açıklama yapmış. Hala yalanlıyorlar! Olacak işler değil arkadaşlar. Darp raporları burada. Şu cezaevlerinin haline bakın ya! Darp raporlarını görüyorum bir sürü yerde morartılar var bakın. Karında ayaklarda ellerde her tarafta morartılar adamı perişan etmişler ve üstüne de savcı avukata “Sen de teröristsin.” diyor! Ülkenin hali bu arkadaşlar, ülke bu haldeyken “Ya ben iktidar yanlısıyım. Bir elim yağda bir elim balda bana ne bunlardan.” derseniz vicdansız insanlar güruhundansınız demektir arkadaşlar başka bir şey değildir.
Akbank mağdurları çok feryat ediyordu bizde bu konuyu çok gündeme getirdik ve Akbank mağdurları için mahkeme mağdurların bankaya ödeme yapmayacağını belirtmiş “Dolandırılan vatandaş borçlu değil.” demiş. Apaçık bir güvenlik sistemindeki açıktan dolayı dolandırıcılığa uğradı bu insanlar bankada “ödeyin” diyor Güvenlik sistemini doğru düzgün tutsaydın buna dikkat etseydin dikkat etmemişsin yani olacak bir iş değil.
Bakırköy Cezaevi’nde 12 kişilik cezaevi koğuşunda 50 kişi kalıyor Geçtiğimiz günlerde 50 yetişkin artı 3 çocuk kalıyormuş şu an itibariyle 48 yetişkin 2 çocuk kalıyor ufacık yerde. Ufacık yerde insanlar birbirine çarparak ancak yürüyebiliyorlar koğuşta. En insani ihtiyaçlarında bile büyük zorlanma yaşıyorlar ama sıkıştırdıkça sıkıştırıyorlar. Cezaevine soruyoruz “Ne yapalım habire insan yolluyorlar bizde alıyoruz.” Burası istifhane mi? Balık istifhanesi mi? Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç nedir bu hal? Bu cezaevine attığınız kişiler arasında öğrenciler vardı 1 yıldır mahpustu Esengül Arslan bakın burada fo1 yıla yakındır mahpustu Cerrahpaşa Hemşirelik’te okuyordu 2 senesini kaybetti olacak iş değil. Son mahkemede tahliye oldu ama neler çekti ona gidin sorun.
Aysu Öztaş Bayram Karaciğer nakilli bir kadın en sonunda tahliye edildi ama 1 yıla yakın birçok çocuğu olan bir anneye çektirmedikleri şey yaşanmadı. Bu mahpusta düşünün Karaciğer nakilli bir hasta 50 kişilik bir koğuşta o kadar sağlıksız bir ortamda kalmak zorunda. Boş yere hukuksuz iddialarla da orada tutuluyor. İşte ülkenin hali bu arkadaşlar.
Daha üzücü bir tablo 12 yıllık çocuk iş cinayetleri raporu çıkarılmış. Bakın bu rapora göre 742 çocuk iş cinayetlerinde hayatını kaybetmiş, trafik servis kazaları ön sırada %27, boğulma zehirlenme %17, ezilme göçük %14 çocuklar çok büyük mağduriyetlere uğruyor. Geçen sene çocuk hakları açısından Türkiye maalesef olumsuz bir pik yaptı arkadaşlar bize de çok başvuru geldi. 104 Kadın, 638 erkek hayatını kaybetmiş. Yaş gruplarına göre ölümler 0-14 yaşta 256, 15-17 yaşta 486 olmuş. Bu tabloda son derece kötü.
Sakarya Ferizli Cezaevi’nden bana gelen çok başvuru var. Sakarya Ferizli Cezaevi de son derece kötü bir durumda sağlık hakkı ihlalleri ciddi boyutlarda, revir doktoru bile sevk işlemlerini yanlış yapıyor. 1 kişilik odalar 4 kişilik hale getirilmiş ancak bu bile yeterli olmuyor ve ortak alanlara ranzalar ekleniyor. “Yazın aşırı sıcak kışın ise soğukla mücadele ediyoruz.” diyorlar. “Elektrik ve su kesintileri sürekli yaşanıyor. Çamaşır yıkamak ve kurutmak büyük bir sorun. Çamaşırlar içeride kurutulduğu için astım hastası oluyoruz. Nem, berbat bir ortam. Milli bayramlarda şiir ve kompozisyon yarışmalarına katılmak istiyoruz ancak katılamıyoruz. “Siz teröristsiniz.” deniliyor. Kurs imkanı da yok. Sıcak su kirli bir şekilde akıyor. Çoğumuzda kaşıntı başladı. Kaşıntımız var denilince uyuz ilacı gönderiliyor ama bu derman olmuyor. Çünkü hastalığımız uyuz değil, başkasına bulaşan bir hastalık değil. O nem, kötü ortam, kirlilikten dolayı belli ki bir alerji oluşuyor. Ağrı kesiciye bile aylar sonra ulaşabiliyoruz. Durum kronikleşiyor. Kulak ağrımız oluyor. Aylar sonra hastaneye gidiyoruz. İşitme kaybı yaşıyoruz. Yanlış sevkler nedeniyle sağlık hakkımız ciddi bir şekilde ihlal ediliyor.” diyor mahpuslar.
Şu tablo da yine berbat bir tablo. Türkiye’de 85 milyonun bilmesi gereken bir tablo. Türkiye enflasyonda kaçıncı sırada arkadaşlar? Bakın ilk 10’a girmiş ve Türkiye, Venezuela ve Arjantin’den sonra 6. sırada %42. Biz biliyoruz ki enflasyon %42 de değil en az %100 böyle bir durumu yaşıyoruz.
Cezaevlerinden bize gelen mektuplar var. Onları da kısaca özetlemeye çalışayım. Ben uzun uzun mektupları anlatmayacağım ama kısaca size bazı özetler sunmak istiyorum.
“Sema Şener Gebze Kadın Cezaevi’nden bize mektup yazmış. “32 aydır tutukluyum. Yargıtay’ın kararını beklemekteyim. Tüm yurt bekleme salonunu andırıyor. Albert Camus’un dediği gibi “Bir gecenin içinde yaşıyorum ve aydınlığı görmek istiyorum.” beklemekten, umut etmekten daha hızlı şahsım olmasa da toprağıma dair iyi günlerin yakın olduğu duygusunu kaybetmekten korkuyorum. Zira şimdiki zamana karşı sabırsız, geçmişe ise düşman ve gelecekten yoksun bir haldeyim. İnsana dair bir adalet beklentisini parmaklıklar arasında yaşamaya mahkum kişiler olarak çok yorulduk.” diyor.
Aytaç Ünsal Edirne F Tipi Cezaevi’nden yazmış. “Tutsakları kuyu tiplerine, hasta tutsakları tabutlu ring aracına koyuyorlar. Onur, tabutluklara sığmaz. 24 yıl tek kişilik derece hücrelerde günde 23 saat yaşayan insanlara söylenen bu sözlerin hiçbir gerçekliği yoktur. Halbuki tekli ringler hayvan kafesi ve tabut gibidir. Tutsaklar tabi ki bu tecrit hücrelerini beğenmeyecekler. Kim onursuluğu beğenir ki? “Araç beğenmiyorlar.” lafını kabul etmiyoruz diyor.
Fahrettin Keskin Marmara Cezaevi’nden yazmış; “80 yaşındayım, evim basılarak tutuklandım. Oğlum Ufuk Keskin, tip 1 diyabet hastası. Her gün 4 insülin kullanmakta. Çölyak ve Behçet hastalığı da var. Tek kişilik hücrede kalamaz raporuna rağmen tek kişilik hücrede kalıyor. Baki Can Işık da süresiz açlık grevine başladı. Annesi Yurdagül Işık da açlık grevine başladı.” diyor.
Aytaç Ünsal yine Edirne F Tipi Cezaevi’nden yazmış. “Halkları direnmek öldürmüyor. Aksine mücadele etmeyip bedel ödemedikçe çok daha ağır bedelleri hep birlikte ödüyoruz, ölüyoruz. Filistin halkı ne için yaşadığını ve savaştığını çok iyi biliyor. Emperyalizm ve Siyonizm iradesini kırdılar. Onların yanında olmak lazım. Yasada 3 arkadaş ziyaretçi hakkımız var fakat arkadaş ziyaretçisi talebim reddedildi. Esenyurt’ta polisler: “Hükümlü şahsın aile bireyleri dışında bir şahıs ile görüşmesi sakıncalı olabilir.” diye bir rapor düzenlemişler. İdare de bunu kabul etti ve ziyaretçim reddedildi. Bir polis uygun görmediği için hukuki hakkımız bitiyor olacak iş mi bu?” diyor. Evet hal bu işte arkadaşlar. Tam bir polis devletindeyiz. Polis yazıyor, mahkemeler uyguluyor. Türkiye’nin özeti bu.
Davut Önder İzmir 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nden yazmış; “Bizi tecritte tutuyorlar. Grup arkadaşlarımızdan ayrı bir yerde farklı gruptaki mahpusların arasına koyuyorlar. 2 kişilik tecrit yapıyorlar yani. Defalarca bu durum için dilekçeler verdik. Fakat umursamadılar. Birinci müdür görüşmüyor. Kişisel bir tavır içindeler. İnfaz kanununu çiğniyorlar. 30 Aralık 2024 tarihi itibariyle süresiz dönüşümüz açlık grevi eylemine başladık. Her türlü olumsuz gelişmelerden kurumun 1. ve 2. Müdürleri, cezaevi idaresi mesuldür.” diyor.
Erkan Karataş, Kandıra 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nden yazmış; “21 Kasım 2024’te hapishanede 30. yılım dolduğu tahliyem TMK 17/2 maddesi gerekçe gösterilerek engellendi cezam 36 yıla çıkarıldı. Duyarlı bir vekil olarak sesimizi duyurun.” diyor.
Bu cezaevindeki hadiselerden sonra İzmir’den bir mağdur babası, hayatını bir su birikintisine bastığı anda elektrik çarpması nedeniyle kaybeden bir tıp fakü ltesi öğrencisinin babası bize yazmış. “Gediz Elektirk yatırım yaparak elektrik dağıtım hatlarını insan hayatını koruyacak seviyeye getirmiyor. Umurlarında değil pişkin pişkin avukatıma “Tazminat ödeyelim siz davadan çekilin.” diye teklif yapıyor. “Kabul etmezseniz 3-5 yıl mahkemede sürünürsünüz.” diye ahkam kesiyorlar. Ben davadan ve şikayetimden kesinlikle çekilmem. Kime dokunursa dokunsun herkes cezasını çeksin olay örtbas edilmesin.” diyor. Bu babayı çok kişi unuttu ama biz unutmadık. Onun hakkını hukukunu savunuyoruz ve bu hususu söylüyoruz.
Birleşmiş Milletler’den Ankara’ya şok bir karar geldi. Darbenin 1 numaralısı gösterilen Akın Öztürk’ün aslında darbe ile alakasının olmadığını ben mecliste genel kurulda defalarca burada da söylemiştim ve en sonunda ne oldu biliyor musunuz? Mesele Birleşmiş Milletler’e gitmiş ve Birleşmiş Milletler Akın Öztürk’ün haksız tutuklandığını, haksız ve hukuksuz yargılandığını net bir şekilde belirterek bir an evvel tahliye edilmesi gerektiğine karar vermiş. Bakın “A’dan Z’ye bu adama haksızlık yapılıp, yapmadığı bir işi, bir iftirayı ona damgalamışsınız.” denilmiş. ve bununla ilgili birçok raporlar okuduk. BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu’nun bu önemli kararı son derece çarpıcı. 15 Temmuz yargılamalarının Akıncılar dosyasının ne kadar boş, ne kadar ön yargılarla dolu olduğu apaçık ortada. Biz bunu Türkiye’deki farklı birçok dosyada da görüyoruz. İlk önce bir senaryo oluşturuluyor, daha sonra deliller uyduruk bir şekilde oluşturuluyor ve o senaryoya uygun delillerle kararlar veriliyor. Abuk sabuk bir şekilde bu kararlar veriliyor arkadaşlar. Bunu kabul etmek mümkün değil. Olacak işler değil bunlar.
Elimde yine bir belge var. Gülten Akgün ile ilgili Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi koşullu tahliyesini vermemiş. Bununla ilgili bir gündem edelim. Mahkemeler, gözlem kurulları insanların tahliye olmaması için gayret ediyor. Cezaevleri ağzına kadar dolu ama şu belgelerde de görüyoruz. Yokuşa süren birtakım cümleler ile insanların tahliye olmasını engellemeye çalışıyorlar. Yoğun bir şekilde bunlar yaşanıyor.
Cezaevinden gelen mektuplara devam ediyoruz. Bize çok mektup geliyor.
Fırat Nebioğlu, Diyarbakır 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden bize yazmış. “Yaklaşık 2 yıl 9 aydır sağlığıma kavuşmak için mücadele ediyorum. Diyaliz hastasıyım. Sırf beni tahliye etmemek için 40 dereden su getiriyorlar. İnfaz erteleme raporu verilmiyor. 2 kez beyin kanaması riski geçirdim. Kısmi felç geçirdim. Kalp rahatsızlığım var. Cezaevinde organ nakli olmam canım üzerinden kumardır. Beni tahliye etsinler.” diyor. Eğer ki bu mahpusun cezaevini de arayacağız arkadaşlarımız not alsın. Bu cezaevinde diyaliz hastası bir kişinin sağlık durumu son derece önemli ve tahliye de edilmediği için ameliyat da olamıyor. Gittikçe böbreği kötüleşiyor.
“Meme kanseri oldum. Fakat tetkik ve tedavilerim çok aksıyor. Hastaneye hala götürülmedim ve hala MR çekimi yapılmadı. Sürekli iptal edilen sevkler yüzünden tedavi imkanımı kaybedebilirim. 2 küçük çocuğu olan bir anneyim ve yaşamak istiyorum. Kanserin hangi evresindeyim bilmiyorum. Yaşadığım şiddetli ağrılar sebebiyle aylardır uykusuzum ve sürekli kustuğum için yemek yiyemiyorum. Kilo kaybı yaşamaya başladım diyor.” Gülten Nene, Tarsus Kadın Cezaevi’nden. Cezaevlerinin hali çok vahim, çok dramatik arkadaşlar. Kim bunu söylüyor? Bunları söyleyen işte şu fotoğrafı gördüğünüz genç bir kadın. Meme kanseri olmuş. 1 yıla yakındır tedaviye ulaşamıyor.
Hülya Sarı bize Ferizli Cezaevi’nin durumunu anlatmış. “Sakarya Ferizli 1 No’lu L Tipi Cezaevi’nde çok sorunlar var. Hapishane hayatı çok zor, mahkumsunuz. Özgürlüğünüz elinizden alınmış. Pek çok şeyden mahrumsunuz. Bunların hepsi zaten kendi için de dayanılması zor şeyler bir de bunların üstüne tedavi hakkından yararlanamamak, insanca yaşayamamak gibi başka faktörler de eklenince hayat daha bir yaşanmaz hal alıyor.” diyor.
Mehmet Şah Ertekin Sakarya 2 No’lu L Tipi Cezaevi’nden yazmış. “Kalp ve tansiyon hastasıyım. 3 damarım tıkalı ve kalp dolaşım bozukluğum var. Aynı şekilde üç arkadaşımın çeşitli hastalıkları var. Son 1 senedir defalarca revire çıkıp sevk olmamıza rağmen maalesef sevklerimiz iptal edildi ve rahatsızlığımız ilerliyor.” diyor.
Fatih Karaot Marmara 8 No’lu Cezaevi’nden yazmış; “Koğuşları birleştirdiler. Çok kalabalık. İnsanlar kamera önlerinde soyunup giyiniyorlar. 46 kişiyiz. Gürültü çok ve stres kaynağı. Hijyen sorunları var. 46 kişiye 2 tuvalet düşüyor. Tuvalet önünde sürekli sıra var. Su belirli bir kotayla veriliyor. Sıcak su çabucak bitiyor. Herkes aynı tıraş makinesiyle tıraş ediliyor. Cilt hastalıkları bulaşıyor. Herkes pasif sigara içici olmuş durumda. Mahpus yakınları da görüşlerde izdiham yaşıyor. Aileler yıldırılıyor. Cezalandırılıyor. Hak ihlalleri meşrulaştırılıyor. AİHM kararları bu hallerin çoğunu işkence kabul ediyor, aşağılanma kabul ediyor.” diyor. işte bakın cezaevlerinden bize bir başka son derece vahim bir tablo.
İbrahim Coşkun yine Sincan T Tİpi Cezaevi’nden yazmış. “8 yıl 9 ay ceza verildi. İnfazın sonunda tekrar itirafçılık şartıyla denetimliyi, koşulluyu vermek kanuna ve insan haklarına aykırı hukuksuz bir keyfiliktir. Üstelik ölmek zoru olan bir çocuğum vardı ve sonunda öldü. Yine de tahliye edilmedim.
Bakırköy Hapishanesi’nde kadınların mahrumiyeti sıfırlanmış. Meral duvarların ardından sesleniyormuş. “Tüm yaşamınızın bir odada olduğunu ve haftada iki kere bir hırsızın girip odayı yerle bir ettiğini düşünün.” diyor. Bu Bakırköy kadın kapalı hapishanesinden tutulan mahpuz Remziye Meral Durmuş’un sesi.
İbrahim Bektaş Bodrum S Tipi Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış. “Ben tek bir gerçek kişi müştekisi bulunmayan 330 sanıklı bir kamu davası sanığıyım. Yargılandığım davada yasal görev kapsamında kışladan çıktıktan sonra aldığı emrin kanunsuz içeriğini anlayınca emredilen görevi yerine getirmekten vazgeçip emrindekilerle beraber kışlasına geri dönmeye çabalarken kafasına taş yağmuru yayılmasına ve aracın camları paramparça edilmesine rağmen eli bir an için bile tetiğe gitmemiş bir kişiyim. Ailemden 900 kilometre uzaklıktaki cezaevinde bulunduğum tek kişilik koğuşumun iki arka koridorunda bulunan üç kişilik bir koğuşta ise darbe teşebbüsünün planlısı olmakta suçlanıp cezalandırılan sözleşmeli er vardır.” diyor.”
























Yorumlar