20 Mart 2025

Ömer Faruk Gergerlioğlu: “Ülkemiz bunu hak etmiyor arkadaşlar.

Milyonlarca kişinin oy verip seçtiği bir insanın birtakım uyduruk gerekçelerle diplomasının iptal edilip ardından gözaltına alınması ve akabinde de bazı gelişmelerin olma ihtimalini ülkemiz hak etmiyor. Demokrasimiz hak etmiyor.

Sabah akşam mecliste genel kurulda gazi meclis, gazi meclis diye konuşan iktidar vekilleri bu muameleye ne diyor diye merak ediyorum. Bir zamanlar Sayın Erdoğan’ın başına gelen bir şiir okudu diye cezaevine atılma hadisesinin bir benzeri şu anda Sayın İmamoğlu’nun başına geliyor. Tarihten hiç ders alınmıyor mu?

Bu tür baskılar insanların halk tarafından daha çok sevilmesine yol açıyor. Bunu hiç görmüyor mu Erdoğan? Kendi yaşadı, yargı kumpaslarıyla karşılaştı. Şimdi bir başkasını Sayın İmamoğlu’na yapıyorlar. Bunu kabul etmiyoruz. Doğru değil ve aynı zamanda kent uzlaşısı adı altında Partimize yönelik de bir kriminalizasyon çalışması yapılmakta. Bunu da kabul etmiyoruz.

Partiler seçimlerde birbiriyle ittifak edebilir. Bunlar rastladığımız her legal partinin birbiriyle yaptığı uzlaşılar mevzu bahistir, mümkündür. Bunları kriminalize etmek ve bu şekilde birilerini gözaltına almak, tutuklama, kayyım atama tehlikesiyle baş başa bırakmak kabul edilecek bir hadise değil. Kamuoyunun isteği karşısında hiçbir zorba güç başarılı olamayacaktır.

Değerli arkadaşlar, bu sene Newroz daha güçlü bir şekilde kutlanacak. çünkü Türkiye’de bir süreç var. Evet, tüm yaşadığımız güncel olumsuz gelişmelere rağmen bir süreç var ve 22 Mart Cumartesi günü de ben Kocaeli’de Darıca Millet Bahçesi’nde olacağım ve halkımızla birlikte 2025 Newroz’unu kutlayacağız.

Ağaçların çiçek açtığı, baharın müjdecisi olduğu, özgürlüğün ve barış ihtimalinin olduğu bugünlerde Newroz’u çok daha güçlü bir şekilde kutlayacağız ve halkımızı alanlara çağırıyoruz. Güçlü bir katılım oluyor ve Newroz’u hep birlikte etkili bir şekilde kutlamaya tüm halkımızı davet ediyoruz.

Newroz denilince hiç unutulmayan bir görüntü vardır. Diyarbakır Newrozu’nda vurularak katledilen Kemal Kurkut. En sonunda onu vuran polisler beraat etti. Hiçbir cezaya çarptırılmadılar. “Yok seken mermi” dedi, yok öyle, yok böyle denildi ve sonuçta Kemal Kurkut vurulup öldüğü ile kaldı. Hiç kimse bir ceza görmedi.

Kemal Kurkut’un annesi de bütün bunlara isyan ediyor, itiraz ediyor, “Bunu hak etmemiştik.” Diyor ve bu cinayetin bir an evvel aydınlatılması gerektiğini ve gereken cezaların verilmesi gerektiğini söylüyor. Biz de onun yanındayız.

Bu denli apaçık bir şekilde insanlar öldürüldükten sonra bu işin üstünü örtmek, kamu vicdanını son derece rahatsız etmektedir. Annesi diyor ki: “Kemal bizim baharın çiçeğiydi. Açmasına izin vermediler. Yeşermesine izin vermediler. Bana “Hep sanatçı olacağım, keman çalacağım, sana bakacağım.” diyordu. Bir sürü hayali vardı ama izin vermediler. Artık gençlere kıymasınlar istiyorum. Bu zulüm bitsin. Gençlerimizi rahat bırakın. Kemal gibiler çok. Kemal’i unutmayın lütfen.” diyor anne. E

Birçok vatandaşımız bize başvuruyor ve sorunlarına çözüm istiyor.

Birçok sağlıkçı atanamama nedeniyle bize başvuruyor. Onları ve gelen cevapları burada anlatmak istiyorum.

Mesela Elektronörofizyoloji bölümü mezunlarının istihdamına ilişkin bir soru sormuşuz ve uyku laboratuvarlarında branş mensupları dışında yukarıda belirttiğimiz pek çok alanda çalışan işçi ve personel çalıştırılmaktadır.” diyor. 2012’den beri mezun veriyoruz ve bir bölümün istihdam sayısı toplam 355’i geçmemektedir. Atama sayılarının arttırılmasını istiyoruz.” diyor.

“Bakanlıkta sağlık teknikeri ünvanında branşında daha fazla personel istihdam edilmesi talebi planlarımızda değerlendirilecektir.” Sağlık Bakanlığı ve ÖSYM internet sayfalarında duyurulacaktır diyor. Bunu bu bölümün mezunu olan şahıslarına iletmiş olalım.

Anestezi Teknikerlerinin sorunlarına ve iş atanma taleplerine ilişkin bu cevaplar hep aynı. “Birtakım sağlık personeli alımı yapılmıştır. Sağlık memuru anestezi ünvanında branşında 12 bin 633 sağlık personeli görevi yapmakta olup doluluk oranı yüzde 92’dir. Planlama yapıyoruz, bakacağız.” diyor.

Hemşirelik orta öğretim bölümü mezunlarının atanma talebine ilişkin bazı soru önergeleri verdik. Onlarda da; “Hemşire ünvanında 9502 sağlık personeli ataması yapılmıştır. Bir şekilde ileride değerlendireceğiz.” cevabı var.

Tabi bu cevaplar bize çok sorulduğu için burada özellikle belirtiyoruz. Biz tüm mağdur mezunların durumu ile ilgili sorular soruyoruz ve aldığımız cevapları da burada mecliste ilan ediyoruz.

Ortopedi teknik kadrosu atamalarına ilişkin yine standart bir cevap verilmiş. “Daha fazla personel istihdam edilmesi, ortopedi branşında talebi değerlendirilecektir, bakacağız.” denilmiş. Somut bir şey diyememiş bakanlık.

Fizik tedavi teknikeri istihdamına ilişkin yine somut bir şey denmemiş, “ileride planlanacaktır, atamalar değerlendirilecektir” şeklinde bir cevap.

Diyaliz teknikleri istihdamına ilişkin yine aynı standart cevaplar verilmiş. “Planlarımız da değerlendirilecektir.” denilmiş. Çok büyük ihtiyaç var bu alanda, atanma ihtiyacı var, talebi var.

Cevaplar standart arkadaşlar. Bunu da söyleyelim. Ortaöğretim Tıbbi Sekreterlik Bölümü mezunlarının atanma talepleri ile ilgili “534 dört sağlık personeli alımı yapılmıştır.” diyor. Onun dışında “2025’te  değerlendirmeler yapılacaktır.” diyor.

Optisyen atamalarına ilişkin yine Sağlık Bakanlığı değerlendirme yapılacaktır gibi soyut bir cevap vermiş.

Yaşlı bakım teknikerlerinin özlük haklarına ve atanma taleplerine ilişkin “425 sağlık personeli alımı yapılmıştır.” diyor. “Yeni alımlar değerlendirilecektir.” diye yine bir soyut cevap verilmiş.

Biyokimya önlisans programından mezun olanların kamuya atanmalarına ilişkin yine bakanlık somut değil, soyut “bakacağız, edeceğiz, değerlendireceğiz.” gibi bir cevap vermiş.

Başka da bize gelen başvurular böyle. Genel olarak mezun arkadaşlarımızın başvurusuyla ilgili durumlar böyle değerli arkadaşlar.

Bakanlıkların cevapları çok manidar. Mesela Sağlık Bakanlığı’na, Adalet Bakanlığı’na sorular soruyoruz. Mesela Kayseri Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunan hasta bir mahkumun sağlık durumuna ilişkin sorular sormuşuz. Somut birtakım veriler vermişiz. Tek böbrekli, % 30’a düşen bir çalışma durumu var. ve hastaneye gitmiş, muayene olmadığı halde muayene edilmiş gibi bir görüntü sunulmuş. Nefroloji polikliniliğine ayak basmadığı halde bu yapılmış. Kayseri İl Sağlık Müdürlüğü’ne dilekçe verilmiş fakat işleme koymamışlar. Kulak cihazı da kullanan bu kişinin kulak cihazı mahpus yakınına verilmiş, hasta mahkumdan tedavilerin yapılması, doktora gittiklerinde muayene esnasında kelepçelerin çıkmaması, hasta mahkumların sağlık sorunlarından dolayı tahliye olmaları ve içeride yatan hasta insanların ilaçlarının verilmelerini istiyorum diye bize bir başvura var. Bunun gibi birçok başvuru var.

Sağlık Bakanlığı’na bakıyoruz standart “Çok iyi sağlık hizmeti sunuyoruz. Sağlık hizmetleri herkesin kolayca ulaşabileceği şekilde planlanmıştır.” ya bize mevzuat yazıp gönderiyorlar. Arkadaşlar ayıptır bu.

Sayın Bakan Kemal Memişoğlu bunlar nasıl cevaplar ya? Allah aşkına bunları sizin yazmadığınızı biliyorum. Bürokratlarınız yazıyor ama bunları size geri göndereceğim. Yüz kızartıcı cevaplar bunlar. Ben somut vakalar sunuyorum. Şurada şu ihlal olmuştur, araştırın ve bana durumu bildirin diyorum. Bana mevzuat yazıp, teorik bir şeyler yazıp gönderiyor. Şikayet eden kişinin durumu ile ilgili somut tek bir cevap yok.

Ya siz Sağlık Bakanlığı’nı böyle yapacaksanız bırakın gidin bu Sağlık Bakanlığı. Veyahut da bürokratlarınızı orada tutmayın, istifa ettirin. Nasıl böyle rezalet cevaplar ya? Böyle cevap mı olur ya? Hiç utanmıyor musunuz bana bu cevabı göndermeye Sayın Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu bu cevabı size göndereceğim. Bir okuyun yüzünüz kızarır. Böyle cevap olur mu ya? Ben de bir hekimim. Sağlıkla ilgili bir ihlal sormuşum. Kalkmışsınız bana mevzuat yazıp göndermişsiniz. Altındaki imza sizin imzanız. Bakın bu cevabı bürokratınız yazmış olabilir ama size imzalatmış. Bu cevabı okumamışsınız belli ki. Okumadan üstüne imza atmışsınız. İnsan bir utanır yani bir okuyun altındaki cevabı yüzünüz kızarır. Böyle cevap mı gönderilir ya?

Ben milleti temsil eden bir milletvekiliyim. Milletin şikayetlerini size iletiyorum. Bu nasıl bir rezalettir? Nasıl bir skandaldır? Sadece bir tane değil onlarca böyle cevap gönderdiniz. Bu kadar laubalilik, lakayıtlık olamaz. Sağlık Bakanlığında bürokratlar niçin oturuyor? Bu bürokratları tespit edin. Bu bürokratları görevlerinden alın. Böyle bir şey olamaz.

Vatandaşla dalga geçen, yasamayla, meclisle dalga geçen Sağlık Bakanlığı var ya, böyle bir şey olabilir mi? Vatandaşın sağlık problemini soruyoruz, bize kalkmış, laubali cevaplar veriyor. Mevzuatı yazıp gönderiyor. Biz size bu mevzuatı niye uygulamıyorsunuz diye soruyoruz. Soyut mevzuat yazıp gönderiyor. Vakayla ilgili tek bir müsbet, somut cümle yok.

Hak ihlalleri başvuruları yoğun bir şekilde var ve biz bunları gündem ediyoruz, etmeye de devam edeceğiz.

“8 senedir Silivri cezaevinde bulunan oğlum Burak Yılmaz bir ay önce Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne sevk edildi.” diyor. Raporları varmış, diyet yemekle ilgili, ortopedik yatak ilgili fakat Kırşehir’e geçince bütün raporlar sil baştan yeniden denilmiş. Türkiye Cumhuriyeti’nde devletin kurumlarının verdiği bir rapor başka bir cezaevine gidince geçersiz hale mi geliyor? Bu nasıl bir iş? Bu sefer aylarca o raporun çıkması için uğraş veriliyor. Doktora gidilemiyor. Zaten dezavantajlı mahpuslar. Bir sürü sıkıntı yaşatılıyor. Tek kişilik koğuşta tutuluyor. Tek başına acı içinde geçiriyor günlerini. “8 senedir oğlum suçsuz yere içeride. 15 Temmuz’da tatbikat var diye götürüldü. Darbeden haberi olmayan Burak Yılmaz’ın annesiyim. Çilemiz bitmiyor. Gittikçe daha da zorlaşıyor. Sesimizi duyurun.” diyor. Bir annenin feryatları bunlar arkadaşlar. Görün şu hali.

Mehmet Hacak isimli Birleşik Arap Emirlikleri Dubai’nin başkenti Abu Dhabi’de alışveriş merkezi çıkışında gözaltına alınan bir vatandaşımız bize yakınları başvurdu. Dışişleri Bakanlığı’ndan bilgi istiyorlar çünkü orada gözaltındaymış ve Dışişleri Bakanlığı bu konuda bir açıklama yapmıyor. Bir vatandaşımız Abu Dhabi’de gözaltında ve bir açıklama yapılmıyor Sayın Dışişleri Bakanlığı yetkilileri Sayın Hakan Fidan bu nasıl iştir? Bu kişinin hayatı hakkında yakınları endişeli ve bir an evvel bir açıklama bekliyorlar.

 İskenderun M Tipi Kapalı ve Açık Ceza İnfaz Kurumu. Açık ceza infaz kurumunun aslında çok daha elastik şartlarda olması lazım. Etrafının duvarlarla kapalı olmaması lazım ama böyle değil. İskenderun Açık Cezaevi’nin etrafı tel örgülerle değil, yüksek duvarlarla kapalı. O zaman adına niye açık diyorsunuz? Bunu da Adalet Bakanlığı yetkilerine bir fotoğrafla sormuş olayım. Bu lakaytlığı anlamak mümkün değil arkadaşlar. Bu konuda bir açıklama yapın lütfen.

Cezaevleri ağzına kadar dolu, tepe tepe dolu. 1000 kişilik yere 3500 kişi konulan yerler Marmara Silivri cezaevleri inanılmaz derecede dolu. Öncesinde de söylemiştim Marmara Cezaevi’ni ziyaret ettiğimde yolların çöktüğünü gördüm. Neden bu yollar çökmüş diye sorduğum da oradaki personel dedi ki “1000 kişilik yere 3500 kişi koyarsanız gelip giden otobüsler, kamyonlar ve benzeri yolları çökertmeye başlıyor. Her şeyi ile adli sistem çöküşte cezaevi işleri çöküşte tepe tepe insanlar cezaevine dolduruluyor. Bu kadar hukuksuzluğun olduğu bir yerde ağzını açanın cezaevlerine atıldığı bir yerde işte İstanbul gibi Türkiye’nin en büyük kentinin cezaevleri bu halde arkadaşlar. Yani arttırılmış kapasitesiyle 1000 kişi olan yere siz kalkıp 3500 kişi koyarsanız işte böyle olur.

Bakın Marmara 4 No’lu koğuşta 56 kişi varmış. 13-15 kişilik yerler burası 56 kişi koyuyorsunuz sonra yerlerde yatıyor insanlar. Bir ara başka illere sevk yapılmış, şimdi yapılmıyormuş çünkü başka iller de dolu. Bazı il cezaevlerinde ranzalar 2 kat değil 3 kat arkadaşlar gidip görüyoruz. İnsanlar tuvaletin önünde yerde yatıyor. İnsanlar diyor ki: “Yengeç gibi kıvrılıyoruz odanın içinde birbirimize çarpmamak için.” düşünün Türkiye cezaevlerinin hali bu. Gittim, gördüm, dinliyorum. Bu bir çıkmaz yol arkadaşlar. Yönetime söylüyorlarmış, yönetim bile diyormuş ki “Ya gidin CİMER’e şikayet edin, bizim yapacak bir şeyimiz yok.”

Öğretmen atamalarına dair resmi bir açıklama yok. 2024 Kamu Personel Seçme Sınavı üzerinden 8 ay geçmiş. 100 bin öğretmen açığı bulunmakta. Buna rağmen 84 bin ücretli öğretmenle eğitim süreci sürdürülmekte. Ücretli öğretmenlerin niteliği nedir? Bu ayrı bir tartışma konusu. Kadro olarak atamıyorlar.

Deprem bölgesinde binlerce yeni okul açılmış öğretmen ihtiyacı daha da artmış durumda. Her yıl ortalama 40 bin öğretmen ataması yapıldığı ifade edilmiş ama bu ifa edilmiyor. Yalnızca 20 bin öğretmen atanmış. 2025’te akademilerin kurulmasıyla birlikte 4 dönem boyunca öğretmen ataması yapılmayacakmış. Öğretmen sayısındaki artış atama yapılmadıkça devam etmekte ve kadrolu öğretmenlerle doldurulabilir ve eğitimdeki istikrar ücretli öğretmenlerin yerine kadrolu öğretmenlerin alınmasıyla kaliteli bir eğitim sistemi oluşturulabilir.” diyor. Doğru ama iktidar paraları başka yere harcıyor. Kadrolu öğretmene gelince “paramız yok.” diyor.

Urfa’nın Suruç ilçesindeki çiftçiler olarak sulama ücretinden şikayetçiyiz. Urfa’nın Harran ilçesinde 1 dönüm pamuk sulaması için 550 TL alınırken Suruç da ise 2900 TL ücret alınacak. Harran da 1 dönüm buğday ve mısır için 900 TL alınırken Suruç da ise 3.335 TL alınıyor. 2021 yılında devletin vermiş olduğu destek ile 3 dönüm tarlanın su ücreti ödenirken 2025 yılında bu destek sadece 350 metrekarenin su ücretini karşılıyor. Devlet desteği artması lazım.” diyorlar.

Kayseri Aspilsan’daki taciz iddialarını mobbing ve yolsuzlukları gündeme getirmiştik. Bize yine bir başvuru var. “Tacizcinin istifa ettirilmesi olması bir nebze de olsa Aspilsan mağdurlarının yüreğine su serpmiştir. Sağ olun burada gündem ettiniz ve taciz yapan kişi istifa ettirildi ama adaletsizlik tam anlamıyla bitmedi. Mağduriyete sebep olanlar hala göreve devam ediyor. Mağduriyet giderilmeyip artarak devam ettiğini görmekteyiz. Yetkililer susuyor, görmezden geliyor. Mağduriyetleri yeniden gündeme getirin.” diyor. Biz de gündeme getiriyoruz.

Yabancılara yönelik ikamet izni almak için zorluklar her geçen gün arttırılıyor ve bu insan hakları ihlalleri oluşturuyor. Şu anda ikamet iznine müracaat eden 100 kişiden 5 kişiye ikamet izni verilmekte. Gayrimenkul olarak ülkemizde ikamet izni alan yabancıların aldıkları evde oturmaları istenilmekte. Aldıkları ev dışında oturduğu tespit edilen yabancıların ikamet izinleri iptal edilmekte ve yabancılar deport işlemi görmektedir. Bu durum ülkemizde eğitim gören yabancı çocukların ve yabancı ailelerin aile bütünlüğünün bozulmasına neden olmaktadır. Böyle birçok sıkıntı olduğunu söylüyor başvurucu. Üçüncü olarak bize veya ikamet izni ihlalinde bulunan yabancılar ülkemizden kendileri çıkış yapmaları halinde bize veya ikamet izin cezalarını kendilerinin istemeleri halinde 492 sayılı harçlar kanunu çerçevesinde iki katı olarak ödeyerek çıkış yapabiliyorlar. Kendileri hakkında 3 ile 5 yıl çerçevesinde ülkemize giriş yasağı kapsamına alınmakta. 3 ay vize veya ikamet izni bulunduğunda 3 ay yasak kapsamına alınması gerekirken cezaları ödetilmediği için direkt Ç-120 tahdit kodu ile 5 yıl yasak kapsamına alınarak ülkemizden çıkışı sağlanıyor ve bunlar da hak ihlalleri oluşturuyor. Türk vatandaşı ile evli olup vize ve ikamet izni ihlaline düşen yabancılara ülkemizden çıkış yapmadan ikamet izni verilmemektedir deniliyor. Bu şekilde çok sayıda aile bütünlüğü bozulmuş kişi var.

Bir başka başvuru da Semra Güngör bize başvurmuş. Diyor ki:” İstanbul Bahçelievler Belediyesi’ne, İstanbul Valiliğine, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına, İstanbul İl Müdürlüğüne vermiş olduğum bizzat gelerek konuşmama rağmen sonuçlandırılmayan idarenin açık kusura olan sorunların çözümüne dair hiçbir adım atılmamıştır.” demiş ve bunları uzun uzun bize yazmış. Bahçelievler Belediyesi’nin duyarsızlığını yazmış. “Yasa ve yönetmelikleri uygulamıyor.” demiş Bahçelievler Belediyesi. Bu usulsüzlüklerin giderilmesi gerekir. Binaya dair usulsüzlükleri bildirmiş fakat bunlarla ilgili belediye adım atmıyormuş. Asansör tescilsiz yeşil etiket almaya uygun değil. Mühürlendikten sonra mührü hukuksuz sökülmüş. Sığınak, sığınak yönetmeliğine uygun değil. Beton karatı sonuçlarında problemler var. Bina girişinde merdiven var ve zorunlu yapılması gereken engelli platformu yapılmamış. Ortak alanlardan çatı herkesin erişimine açık değil. Elektrik internet kabloları ve merdiven boşluğunda korumasız bırakılmış. Kabloların her kattaki geçiş yerlerindeki kapakları kapatılmayıp açık bırakılmış. Kolon, giriş ve duvarlarda bariz nem, oyuklar ve açıkta bırakılmış demirler mevcut. Binada koku sorunu var. Baca yönetmelikleri uygun değil. Binada ciddi yatırım sorunu var. Kötü işçilik, kötü malzeme kullanılıyor ve daha çok şey var.” diyor. Bunlara  izin verilmiş, bunların giderilmesi için defalarca dilekçe vermiş  şahıs ve  Bahçelievler Belediyesi, Bakanlık bu konuda bir adım atmıyor. Biz adını andığımız tüm  mülki amirliklerin bu vatandaşın  isteği doğrultusunda işlem yapması ve  bu ihmallerin bitirilmesi gerektiğini söylüyoruz.

Özcan Taş; “İnternet üzerinden Avis sitesi kopyalanarak dolandırılan insanlarız. Diyarbakır’a gidecektik bir araç kiralamak için Google’dan aradık bir şirket gördük.” ve onlara para yatırmışlar. Ardından “Sizi arayacağız” derken dolandırmışlar. Bayağı yüksek miktarda para geçmiş ve mağdur olan insan sayısı artmış. Bu tür sahtekarlıklar meşhur firmaların ismini kullanarak kopya ederek yapılan sahtekarlıklara karşı yetkililer ne yapıyor bunu soruyoruz. Bu sahtekarlara alan mı açılıyor diye soruyoruz. Neden gereken işlemler yapılmıyor ve gerekli önlemler alınmıyor.

Ethem Bilgin, Denizli Pamukkale Üniversitesi FTR bölümünde Fizik tedavi seans hakları süresi ilk yıl süresiz sonraki yıllar 60 seansla sınırlandırılmış. Bu seans haklarını kullandığımızda 4 ay gibi bir sürede yıllık hakkımız doluyor. Gerekli aylarda yılın dolmasını bekliyoruz ve mağdur oluyoruz diyor. Bu mağduriyetin giderilmesi gerekiyor. “Seans süreleri uzatılması hastanın iyileşmesi süreci için önemli olacaktır.” diyor.

Silivri Marmara Cezaevi’nden bir başka başvuru daha. Akın akın yoğun başvurular geliyor. “Koğuşumuz 7 hükümlünün yaşayabileceği bir şekilde ama 34 kişi bir aradayız. Bir ara 65-70’lere çıkıyordu. Hijyen, temizlik sağlık koşullarından mahrum oluyoruz. Sağlıksız havayı soluyoruz. Legal TV yayınları verilmiyor. Dergi ve gazeteye ulaşmamız engelleniyor. Yemek miktarı az, denetimli serbestlik için açık cezaevine alındığım zaman milyonlarca tahta kurusu ve havalandırmanın çalışmaması ile karşılaştım. Koşullu süresi tamamlandıktan sonra bile kapalıyı uzatarak hak ederek olan süreyi tamamlattırıyorlar. Yani yatırdıkça yatırıyor. Düşünün içeride inanılmaz fazlalık var ama cezaevi idareleri denetimli serbestlik vermemek için 40 takla atıyor.

“Kerem Tekin, Marmara 6 No’lu, L Tipi Cezaevi’nde bir mahkum eşi olarak iki çocuğumla mağdurum adil yargılanmıyoruz. Eşimiz suçsuz yere 8 aydır içeride sesimizi duyurmak istiyoruz. Mahkemede ne savunma hakkı tanıyorlar ne konuşma hakkı özgür irademizle, delillerle suçsuz olduğumuz ispatlı ama yıllarca on beş yıl cezaya bağlamak istiyorlar.  adil olmayan yargılamalardan vatandaşların feryatları arşı alaya çıkmış durumda.

“Bekir Ak, Marmara 2 No’lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda 15 Temmuz mağdurlarından 33 er içeri alındı ve 3 ay önce Aralık ayında 31 er tahliye edildi. Gerekçeli karar da yazılmadı. Cumhuriyet Savcısı tüm erlerin dosyasının bozulmasını talep etmiş olduğu halde 2 er ayrıldı. Benim oğlum Bekir Ak, 15 Temmuz Acıbadem davasından yargılanan erlerin de tahliyesini istiyoruz.” diyor.

“Yakınım Maltepe 1 No’lu L Tipi Cezaevi’nde hükümlü olarak yatıyor. Bir aydır çamaşır yıkama makinelerini kaldırmışlar ve sadece ayda bir kere yıkama hakları var ve kalabalıkta 55 kişilik koğuşta hastalık yaygın mahkumlara ceza içinde ceza çektiriliyor.”

“Kütahya T Tipi Ceza Infaz Kurumu’nda Mehmet. Emre Bulun ile aynı kurumda eşi Saadet. Kazan Bulun var, denetimli serbestlikleri verilmiyor, iyi hal puanları 66” yani oldukça yüksek, iyi bir puan. “Sürekli Kütahya Cezaevi bunu geçiştirip ertelemekte, karı kocaya zulmetmekte ve denetimli serbestliği vermemekte ve mobbinge maruz bırakmakta.

Sağlık Bakanı’nın açıkladığı aile diş hekimliği uygulaması 10 bin ağız ve diş sağlığı teknikerlerine alım diye söz verildi. Sözün tutulmasını istiyoruz. Ağız ve diş sağlığı teknikerlerine verilen 10 bin atama sözünün yapılmasını istiyoruz diyorlar.

Mahmut Baz Sağlık Bakanlığı atamasında atandım fakat açık soruşturmam olduğu için atandıktan 4 ay sonra arşiv araştırmasından geçmediğimi Cimer’e yazdığım yazı sonucunda öğrendim ve gelen cevapta “Adresinize tebligat gönderildiç” yazıyor. Masumiyet karinesine uymamıştır.” diyor.

Samsun Bafra ve Kavak cezaevi ziyaretleri yaptım. Oradan da size bilgiler vermek isterim. Samsun Bafra Cezaevi’nde 10, Kavak Cezaevi’nde 11 mahpus ile gün boyu görüştüm ve ihlalleri not alarak cezaevi idarelerine bildirdik ve Adalet Bakanlığı’na da konuyu iletiyoruz ve meselelere çözüm bulunması için gayret içindeyiz arkadaşlar.

Çağla Çağlın Kış Bafra Cezaevi’nde 34 yaşında eşi de tutuklu olan bir anne. Çocuğu, Hakkari Derecik’te ablasının yanında ve çocuğunun hasretiyle yüreği yanan bir anne. Bana anlattıkları gerçekten çok yürek yakıcıydı. Legal olan fiillerden dolayı yargılanmış ve cezaya çarptırılmış ve bu arada Yargıtay’ın onaması yaklaşınca da yurt dışına çıkmak istemişler fakat sınırda yakalanmış ve daha sonra Samsun Bafra Cezaevi’ne gönderilmişler. Tabi karı koca tutuklu oldukları için çocuk son derece mağdur olmuş. 8 yaşında bir çocuk 2 senedir çok mağduriyetler çekiyor. Daha doğrusu 18 aydır çok mağduriyetler çekiyor çünkü 18 ayda ancak iki kez annesini görebilmiş. Annesi ilk görüşte çocuğun az çok böyle bir iletişiminin olduğunu fakat sonrasında çok sıkıntılar yaşadığını söylüyor. İlk görüşte çocuğunu eğlendirmek, açmak için “Hadi bakalım okulda öğrendiğin şarkıları söyle.” demiş. O da “Bir derdim var tutamam” için de şarkısını söylemiş. Kadının derdi, üzüntüsü çok daha fazla artmış ve çocuk evde sorunlar yaşamaya başlamış. Anne baba diye çığlıklar atarak uyanmaya başlamış ve oldukça önemli psikolojik sorunlar yaşamaya başlamış.

İkinci görüşe geldiğinde de çocuk artık hiç konuşmamaya başlamış ve çocuğun psikolojisi oldukça kötüye gitmiş. “En azından Hakkari’ye yakın ağrı gibi bir cezaevine beni nakledin.” demiş 18 ay boyunca. Şu anda da sevki çıkmış fakat o sevkin parasını ödeyecek maddi bir geliri olmadığı için zorlanıyor ve çocuk da annesine gelemiyor, anne çocuğunu göremiyor. Böyle bir aile dramı yaşanıyor. Diyor ki: “Ben acımı unutmak için öylesine bir psikolojik hal içinde olmuşum ki acımı unutmak, çocuğumu hatırlayıp da acılar çekmemek için bastırmışım ve çocuğumun adını bile unutmuşum. Bana daha sonra karne fotoğrafı gönderildi. “Ya bu benim çocuğum mu?” dedim.”  diyor ve anne de ağır psikolojik sıkıntılar yaşıyor. Unutkanlıklar had safhada ve psikiyatri tedavisi alması gerekiyor ama gitmiyor. Kendisi bunu giderebileceğini düşünüyor. Biz cezaevi idaresine bu annenin tedavisinin bir an evvel yapılması gerektiğini söyledik. Oldukça önemli sıkıntılar yaşıyor.

“Hakkari’li bir Kürttüm. Yıllarca bana nerede olsam okula gitsem Erzurum’da okuduğum okulda sınıf arkadaşlarım, ev arkadaşlarım sürekli bana “Sen teröristsin Kürtsün” dedi. Şimdi de dedi bu cemaat meselelerinden dolayı terörist ilan edildik. Hem Kürt olduğumdan dolayı hem de okulda okurken bir yurtta kaldığım için ikinci kez terörist ilan edildim. Hayatımız böyle geçmeye mecbur mu? Buna mahkum muyuz? Habire hayat boyu terörist diye mi anılacağız? Etnik kimliğimizden veyahut kaldığımız üniversite yurdunda dolayı habire bize terörist mi denilecek diye gözyaşlarıyla anlatıyordu. Bu ülkenin insanlarının çektiği acıların bir önemli göstergesiydi, örneğiydi Çağla Çağlın Kış.

“Yanlış politikaların kurbanıyız, biz kurban seçildik.” diyordu. Hatta onu yakalayan polis bile, “Ya sen Hakkari’lisin, Kürt’sün, başka bir terör grubunda olman gerekiyordu, nereden çıktı bu grup?” gibi böyle laflar söylemiş. Samsun’dan çıkıp Edirne’ye gittiklerinde çocuğunu “Havuzlu bir otele gideceğiz. Orada çok güzel yüzeceksin.” diye kandırmış “Ama biz yakalanınca çok kötü koşullarda çocuğumun içeride çişini yapmak zorunda kaldığı bir odaya bizi koydular. Çok tehlikeli bir süreç yaşadık. Meriç’te sulara battık çıktık. Sırılsıklam perişan bir şekilde tutuklandık ve bizi sattılar.

“Edirne Cezaevi’ne girdiğimde orada bebeği olan anneleri gördüm. Bir anne, Sümeyye’nin memesindeki sütleri lavaboya döküşünü hep izliyorduk. Biz ağlıyorduk, Sümeyye ağlıyordu. Çocuk yok, çocuk geliyor. Çocuk emziremiyor. Sütü lavaboya döküyor. Sürekli kadının memelerinden süt geliyor. Göğüsü hep ıslanıyor. Biz onu gördükçe kahroluyoruz. Bir annelik refleksiyle bunları görmek inanılmaz üzücü. Çocuğundan ayrı olmak inanılmaz üzücü.” diye çocuklu, bebekli annelerin durumunu anlattı bana ve büyük acılar çekildiğini orada anladık.

Edirne Cezaevi’ndeki durum oldukça sıkışık, kalabalık. Samsun Cezaevi’ne gelindiğinde de orada bazı çözümler bulunmuş ve nispeten biraz daha iyi ortam olmuş. Dertler bitmiyor, sayfalarca anlatılan hususlar oldu. Birleşmiş Milletler’e Unicef’e yazmış ve bu konuda tüm kamuoyundan yardım ve destek bekliyor.

Aysun Küçükkılınç 37 yaşında evli fizik öğretmeni ve “terrorist” diye tutuklanmış, ardından mahkum edilmiş. Bir müddet evinde gizlenmiş ama diyor ki “Bebek katili gibi gelip bizi evimizden aldılar.” öyle aramışlar ve “Cezaevine girdik.” 22 aylık bebeğiyle beraber cezaevinde kucağında bebeğini de getirmişti. Bebek masum gözlerle bana bakıyordu ve korkuyordu etraftan ve çocuğa güven duygusu vermek için onu ikna ettik ve bir şekilde sevindirmeye çalıştık. “Baba abla” deyip geceleri ağlayarak uyanan bebeğini bana uzun uzun anlattı bu anne ve oldukça önemli sıkıntılar yaşıyormuş bebek Ahmet Selim.

Kapalı görüşlerde babası ve ablası gelince bebek cama saldırıp camı iteklemek, kırmak, babası ve ablasına kavuşmak için uğraş veriyormuş. Tabi camı geçemiyor, ondan sonra ağlıyor. “Huzursuz bir görüşme yapıyoruz. Çocuk, bebek ağlıyor, bebek cama saldırıyor. Babasına, ablasına kavuşmak için, kucaklaşmak için ulaşamıyor. Bir sürü böyle dramatik anlar yaşıyoruz.” Diyor ve bu arada tabi bebeğin uykusu geldi ve anne ile olan görüşümüz çok uzamadı. Bebek acıkmıştı uykusu gelmişti ve yanımızdan bu bebekli anne ayrıldı ve cezaevlerinde böyle bebekli çok anne var ve büyük sorunlar yaşanıyor. Bunu da buradan söylemiş olalım arkadaşlar.

Bafra Cezaevi kalabalık ve adlilere verilen görüntülü görüşme hakkı siyasi mahpuslara verilmiyor. Herkes topu birbirine atıyor. Adalet Bakanlığı sistemi açmıyormuş. Cezaevi de diyor ki: “Bizim yapabileceğimiz bir şey yok.” mahpuslara yönelik etkinlik, kurs, faaliyetleri son derece sınırlı, adeta yok denilecek durumda. Psikologlar, psikolog görevini yapmıyor. “Pişman mısın? Önceden ne yapıyordun? Kiminle evlilik yaptın?” gibi sorular sormakla meşgul. Bunlar da meslek etiği açısından son derece üzücü durumlar. Bir hapishaneye psikolog olarak atanmışsınız. İdarecilerin istediği, iktidarın istediği tahliye etmeme anlayışına yönelik bir mesleki faaliyet yürütmeniz son derece üzücü.

Burada pek çok mahpusla görüştük ve adil yargılanmadıklarını söyleyen çok mahkum vardı. Adalet arayan çok mahkum vardı. Bilhassa adli koğuşlarda daha fazla kişi var ve yerlerde yatıyor insanlar. tepe tepe cezaevleri dolmuş durumda.

Ferhat Nerse öncesinde de bize mektup gönderen eşi yurt dışına çıktıktan sonra kene ısırması sonucu kırım konga kanamalı ateşi sonucu yoğun bakımlık olan ve şu anda bakım hastası durumuna düşmüş bir mahpus. İki çocuğu var. Çocuklar yurt dışında mahpus cezaevinde ve hala bu sıkıntısı devam ediyor. Denetimli serbestliği geldiği zaman bakalım ona denetimli serbestliği verecekler mi onu bilmiyoruz. Kişinin eşi bütün vücudu felç bir şekilde yatıyor.  ve kendisi de cezaevinde çocuklar yurt dışında yakınlarının yanında son derece zor durumda bir aile. “Telefonla konuştuğumuz zaman artık eşim beni az çok tanıyor ama bütün vücudu felç ve başka bir şey yapamıyor.” diyor. Böyle bir aile dramını daha dinledik.

Servet Kızılkula, 42 yaşında, Ağrı Eleşkirtli, bu da ihraç edilmiş eski bir İçişleri Bakanlığı uzmanı. Orada doktora gittiğinde psikiyatristin kendisine. Bir sağlık mensubu muamelesi yapmak yerine mahkum olduğu suçla ilgili sorular sorduğunu söylüyor ve son derece üzücü bulduğunu ve böyle bir soru karşısında. Muayeneyi iptal ettiğini, muayene olmak istemediğini söyleyerek poliklinikten ayrıldığını söylüyor. Sağlık Bakanlığı’na da soralım. Doktorların muayene dışında mahpusun suç grubuyla ilgili soru sorma hakkı var mı diye soralım. Bunlar Hipokrat yeminine aykırı hususlardır. “Eşim beni ziyaret ediyor. Yüzü gülse bile sinesindeki kederi çok iyi görüyorum. Bir kişi daha üzülmesin, baharlar kışa dönmesin.” Diyordu ve çok zulümlere, haksızlıklara uğradığını söylüyordu.

Bayram Aydın koğuşların kalabalıklığından şikayetçi olan Ali İhsan Özen isimli 75 yaşında hasta bir mahpusu bana anlatan bir mahpustu ve ihlallerden bahsetti. “Kurs ve sohbet etkinlikleri yok. Kurs atölye sırası gelmiyor.” dedi. İdareciler de kalabalıktan dolayı bunun olmadığını söylüyor. Kalabalık nedeniyle birçok mazeret ileri sürülüyor. Kurs atölye verilmiyor, deniliyor. Açık görüşler, kapalı görüşler kısıtlanıyor. Sağlıkla ilgili aksamalar oluyor. Tabi bunların hepsi tamamen ne kadar kalabalık kaynaklı, ne kadar idarecilerin savsaklaması kaynaklı onu da tam bilemiyoruz ama biz bir ihlaller kümesi olduğunu net bir şekilde görüyoruz.

Kavak Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde de birçok mahpusla görüştük. Mesela Hakan Ceylan açık öğretimde okumasına rağmen illa derslere devam zorunluluğu var. Kendisi de dersleri takip etmek istiyor fakat bu takip sağlanmıyor. Sadece sınavlara giriş hakkı var ve bu yüzden 3. okulunu okumak isteyen bir adli mahpus mağdur ediliyor. Cezaevleri güya insanların ıslah edileceği, okumaya teşvik edileceği bir yer ama her türlü yokuşa sürme kullanılarak bu kişinin okumasının önüne geçiliyor. Bu kabul edilecek bir durum değil. Sayın Adalet Bakanı da buna müdahil olsun. İnsanlar bir şekilde cezalandırılmış, özgürlüğü kısıtlanmış ama anayasal eğitim hakkı kısıtlanmamalı. Buna bir formül bulunmalı arkadaşlar. İnsanlar içeride “Hani bizi ıslah edeceksiniz o halde okuyalım.” diyor ama okumalarının önüne her türlü yokuş sürülüyor. Pişmanlık yaşayan, çektiği vicdan azabı nedeniyle üzgün olan bir genç, “En büyük ceza vicdan azabı cezasıdır.” diyen ve kendini ıslah etmeye, geliştirmeye çalışan bir genç insan. Bu insanı topluma kazandırmak yerine onu okulda okutmamak olacak işler değil değerli arkadaşlar.

Cevdet Derse bize mektup da yazmıştı kendisiyle görüştük. O da sevk isteklerine cevap yok demiş. “Batman istiyorum 80 yaşında annem var buraya gelemiyor. Maraş’ta depremden sonra buraya geldik ve eşyalarımızı getiremedik. Mektuplarımız engelleniyor. Sıcak su az veriliyor ve soğuk suda yıkanıyoruz.” diyor. İdareciler bunu reddediyor ama birçok mahpus bu kış aylarında soğukta yıkandıklarını söylüyor.

Gökhan Yıldız isimli bir mahpus ise adil yargılanmadıklarını söylüyor ve okuduğu hukuk fakültesini 3. sınıfta bırakmak zorunda kaldığını söylüyor. Neden? Çünkü YÖK bir genelge yayınladı ve örgün eğitimleri yasakladı. Bundan dolayı binlerce mahpus mağdur oldu. “Ben Silivri Cezaevi’ndeydim. Silivri’den hukuku kazanan çok kişi vardı. Sanırım bundan dolayı rahatsız oldular ve hukukta okuyanların artmasından rahatsız olarak böyle bir YÖK genelgesiyle insanların hukukta okumasını böyle engellediler.” diyor.

Yaşar Savcı yine Kürt meselesinden mağdur bir genç delikanlı. Aldığı ceza sonrası haftada 2 gün denetimli serbestliği varmış ve ardından haftada iki gün imzası var. Bu da işe girmesine engel olduğu için yurt dışına çıkmak istemiş. Bu sefer Bulgaristan’da yakalanmış ve cezaevine konulmuş. “Ben ne yapabilirdim? Bana böyle haftada iki gün ceza verdiler. Çalışmamın önüne geçtiler. Ya açlıktan ölecektim ya yurt dışına çıkacaktım. Ben yurt dışına çıkmayı tercih ettim. Şimdi de yakalandım, cezaevine atıldım.” diyor. 4 yıl 8 ayda dışarı çıkması gerekirken Yargıtay’da 4 yıl 11 aydır dosya bekliyormuş. “Ne ceza vereceklerse versinler, onasınlar, ne yapacaklarsa yapsınlar çünkü Yargıtay işlem yapmadığı için çıkamıyoruz buradan.” diyor. Buradan Yargıtay yetkililerini de uyarmış olalım.

Agit Bilik adil olmayan bir şekilde yargılandığını, Maraş depreminden sonra buraya geldiğini ve girişte çıplak aramaya uğradıklarını, ağır bir şekilde darp edildiklerini, Kavak Cezaevi’nde ağır sorunlar yaşadıklarını söylüyor. Resmi gazete istiyorlarmış, resmi gazete verilmiyormuş ve “Sarı-kırmızı-yeşil tespih yasak. Niye yasak olabilir? Bu sefer Galatasaray’ı da yasaklayın. Yeşil sahada sarı-kırmızı forması olan bir takım oynuyor. Sarı-kırmızı-yeşil tespihi yasaklıyorsan cezaevinde, Galatasaray’ın yeşil sahada oynamasını da yasaklayın.” diyor ve bu trajikomik durumu bize anlatıyor. Cezaevi idaresine de söyledik. Böyle saçma sapan cezalar verilmesin. Tesbihin rengi sarı, kırmızı, yeşil diye. Tespihe tecrit ambargo uygulanan bir ülkeyiz. Bunu da tüm yetkililer duysun, duymuyorsa da Sayın Nacho Sanchez Amor duysun. Böyle abuk sabuk yasaklamaların olduğu bir ülke bu ülke maalesef. “Çamaşır ipleri verilmiyormuş, yemekler temiz değil, sıcak su az, kış boyu soğuk suyla yıkandık.” diyor.

Geçen günlerde bir mahpus başka bir cezaevinden, Rize cezaevinden gelmiş sanırım, Abdüsselam Şeyhmus çıplak aramaya uğramış, Hasan Alan bunu bize iletti ve bütün bunları da bakanlığa soracağız.

Murat Keser isimli bir kişiyle görüştük. “Uğur Kantar cinayetinde benim bir suçum yok. O cezaevinde çalışıyordum ama cezaevinin müdürü suçluydu ama o yurt dışına kaçınca bir suçlu bulup beni kurban ettiler. Benim bir şeyden haberim yoktu.” diyor. Adli olarak çok kötü bir yargılamadan geçtiğini ve ağırlaştırılmış müebbete çarptırıldığını söylüyor.

Bir başka mahpus Emre Kurnaz, bir adli mahpus sigara içtiği için uyarılma yerine ağır bir şekilde darp edilme ile karşılaştığını söylüyor ve bundan sonra da kapalı cezaevine getirilmiş, darplara uğramış, bilinci kapanmış bütün bunları idareye sorduğumuzda kabul etmediler ama biz soru önergesi vererek bakanlığa da bu konuyu soracağız değerli arkadaşlar.

Rıdvan Tanış; “Bomba attığım iddiasıyla yargılandım ama o esnada arkadaşlarımla dondurma yediğimi ispatlamıştım fakat bunlar göz önüne alınmadı ve ağır bir ceza yedim.” diyor.

Seyfettin İnce isimli eski bir sınıf öğretmeni KHK’lı bir mahpusla görüştüm. “İhraç sonrası çok dışlandım. Çocuklarımın yanında hakarete uğradım. Kardeşlerim dışladı. Babam da bana “teröristsin” dedi. Babama niye böyle yapıyorsun dediğimde o da “Toplumda bana “teröristin babası” diyorlar. Ben de buna üzülüyorum. O yüzden sana kızıyorum. Gelmiyorum cezaevine.” diyor. Cezaevinde yattığı süre içinde ne babası ne kardeşleri onu ziyaret etmiş. Babası vefat ettikten sonra “Hadi hakkım helal olsun ama bunları bana babam ve kardeşlerim yaşattı. Çok sıkıntılar çektik, inşaatlarda yaşadık bir öğretmen olarak.” Diyor ve bütün bu çektiği acıları bize anlattı ve büyük sıkıntılar yaşandığını söyledi.

Baturalp Çakır isimli bir mahpusu ziyaret edecektik. Baturalp Çakır 15 Temmuz nedeniyle mahpus bir eski yüzbaşı genç insan yaşadığı psikolojik sorunlar psikiyatrik hastalıklara yol açmış ve cezaevinde ailesi onun ağır bir psikiyatri hastası olduğunu söylüyor. Biz de görüşmek istedik, görüşmeyi kabul etmedi tüm bunlar ağır bir durumu gösteriyor. Cezavinede bu kişiyi niye psikiyatriye göndermiyorsunuz diye sorduğumuzda “Hasta gitmiyor. Bize “Siz normal değilsiniz.” diyor.” diye cevap verdiler. Belli ki ağır sağlık sorunları olan birisi bu kişinin bir şekilde ya infaz erteleme alarak cezaevinden çıkması veyahut da tedaviye, sağlık hakkına kavuşması gerekiyor.

Cezaevlerinde insanlar yaşadıkları yüzünden ya intihar düşünceleri içinde ya intihar ediyor veyahutta aklını kaybediyor, psikiyatrik hasta durumuna düşüyor. Böyle birçok mahpusla karşılaştık, büyük acılar ve dramlar dinledik. Bütün bunlara yönelik adil olmayan yargılamaların bitmesi, her önüne gelenin cezaevine atılmasının bitmesi ve cezaevinde insanlara insan muamelesi yapılması, haklarının çiğnenmemesi gerektiğini tekrar ve tekrar söylüyoruz.

Bakın, Sincan T Cezaevi’nden bize bir başvuru geldi. Hükümlü İbrahim Bilgin, bir infaz koruma memuruyla ağız dalaşı yaşamış, infaz koruma memuru da işi büyütmüş ve mahpusun söylemediği cümleleri söylediğini ileri sürmüş, kendisini tehdit ettiğini ileri sürmüş ki diğer kişilerin şahitliğiyle böyle bir şey olmamasına rağmen mahkeme memurun yanında yer alarak kişiye hücre cezası vermiş ve cezalandırılmış. İşlemediği bir suçtan dolayı da cezaevine giren insanlar cezaevinde de söylemediği sözler yüzünden cezalara çarptırılıyorlar. İşte Türkiye’nin tablosu bu arkadaşlar. Cezaevinde mahpus üçüncü sınıf bile değil, beşinci sınıf insan durumunda kendisinin sözü doğru düzgün dinlenmiyor, kale alınmıyor, memurların sözleri en ön planda tutuluyor ve gözlem kurulları, yargı bu şekilde yanlış kararlar alabiliyor. Bunlar da doğru değil.

Bakın, Sincan Cezaevleri’ndeki bu durum başka nelere yol açıyor? Sincan, 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevinde bu denli ağır idari ihlaller sonucu ne oldu biliyor musunuz? Geçtiğimiz gün Ferhat Musa isimli bir mahpusun kolu kırıldı. Bakın bu kendilerine yönelik ağır tecrit ve baskı ortamını protesto eden mahpuslara yönelik müdahalelerde bu mahpusun kolu kırılmış, kapı vurma ve yemek almama eylemi yapıyormuş. Ne yapıyor bu insanlar? Kıyamet mi koparıyorlar? Yemek gelince idareyi protesto ederek yemek almıyormuş, “Ben kendi yemeğimi yaparım.” diyormuş, kapıya vuruyormuş. Bunun karşılığında da mahpusun kolu kırılmış arkadaşlar. Geçtiğimiz günlerde ben bu cezaevini ziyaret etmiştim ve müdüre de; “Bakın bu işleri bu kadar yokuşa sürmeyin, insanları bu kadar çıkmaz sokaklara sürüklemeyin, köşeye sıkıştırmayın iyi bir şey değil.” dedim bakın sonuçta ne oluyor? Bir mahpusun kolu kırılıyor arkadaşlar.

Adalet Bakanı Sayın Yılmaz Tunç, cezaevleri böyle, müdürlerin istediğini yaptığı yerler midir? Bunu size sorarım. İnfaz koruma memurları çok rahat bir şekilde insanlara söylemediği sözleri atfediyor, kollarını kırıyor. Böyle yerler mi cezaevleri Sayın Bakan Yılmaz Tunç? Ortaçağ Bastille zindanlarından daha kötü bir hale getirdiniz cezaevlerini. Bunlar kabul edilecek şeyler değil. İnsan onurunu ayaklar altına alan bu muameleler bitsin diyorum!”

Yorumlar