21 Ağustos 2025
Bugün 21 Ağustos 2025, Narin Güran’ın ölümünün 1. yıl dönümü. Narin Güran, Diyarbakır Tavşantepe köyünde 1 yıl önce bugün öldürüldü. Çok üzücü bir ölümdü, bir çocuk öldürülmüştü ve kısa sürede kamuoyunun gündemine geldi ve çok yoğun bir şekilde konuşuldu fakat bir sürü asılsız iddia yalan yanlış laflar hepsi eklendi ve Narin Güran davasından adalet çıkmadı. Ben konuyu uzun süredir inceliyorum. Köye de gittim, dosyaları okudum. Mahkeme tutanaklarını okudum. Kararları okudum. İstinaf süreçlerini takip ettim ve dosya şu anda Yargıtay’da. Amca Salim Güran’a anne Yüksel Güran’a ve abi Enes Güran’a ağırlaştırılmış müebbet cezalar verildi ve komşu Nevzat Bahtiyar’a da 4 küsur yıl civarında bir ceza verildi. Araştırmalarımdan anladığım şu, Narin Güran’ı ailesi katletmedi. Dosyayı araştırdığınız zaman çok net bir gerçek olarak ortaya çıkıyor bu. 19 gün sonra jandarma, kolluk Narin Güran’ın cenazesini buluyor. Narin Güran’ın cenazesini aramayla ilgili ya büyük bir beceriksizlik var ya da büyük bir kasıt var delilleri gizleme anlamında. Neden? Çünkü bakın bu cinayetin olduğu gün sonrasında Tavşantepe’nin karşısındaki hassas kamera kayıtlarına ulaşılamıyor. Bir müddet sonra silindiği söyleniyor. Aslında ilk gün gidilip jandarmanın o kameraların görüntülerini oradan alması gerekiyordu. Bu yapılmamış “15 gün geçti. Silindi efendim.” deniliyor. Büyük bir laubalilik var. Yine 29 Ağustos’ta Amca Salim Güran gözaltına alınıyor ve 30’un da telefonu siliniyor jandarmanın elindeyken Nevzat Bahtiyar 7 Eylül günü telefonunda silme işlemleri yapıyor. 8 Eylül günü Nevzat Bahtiyar gözaltına alınıyor. 9 Eylül günü Nevzat Bahtiyar’ın telefonu siliniyor. Bunlar acayip işler olacak işler değil ve Nevzat Bahtiyar’ın birçok ifade değiştirmesi var. Kimisinde “Amca Salim Güran arabadan cenazeyi bana verdi.” Kimisinde diyor ki: “Eve çağırdı evde çocuk ölü haldeydi. Şu odadan aldım, götürdüm.” ayrıntıya girdiğiniz zaman çok tutarsız ifadeleri var. Nevzat Bahtiyar’ın. Ben Anne Yüksel Güran, abi Enes Güran ve amca Salim Güran ile de konuştum ve onların ifadelerinde bir çelişki olmadığını net bir şekilde gördüm. Ailenin bu cinayet ile bir alakası olmadığı, çok net bir şekilde ortada. İstinaf’da bir hakim de zaten yerel mahkemenin bu kararına itiraz etti ve iddia edilen mahkeme neden öldürüldüğü konusunda da bir karara varmış değil. İstismar mı cinsel ilişkiyi görme gibi birtakım balonlar uçuruldu. Böyle bir şey de ispatlanamadı. Ortada doğru düzgün bir delil yok. Daraltılmış baz uygulamalarına güvenerek verilen bir karar var ortada ancak HTS kayıtları bunu yalanlıyor. Daraltılmış baz uygulamalarına bakacak olursanız amca Salim Güran’ın akşam üstü HTS sinyallerinin olmadığı bir yerde olduğu yönünde bulgular da var. Daraltılmış baz raporlarına inanmak güvenmek mümkün değil. Bunu bilim insanları da ispatladı. Tuncay Beşikçi’nin raporu var ortada ve bütün bunlara rağmen HTS kayıtlarında cinayetin olduğu dakikalarda evde oturup internette sörf yapan Salim Güran suçlanıyor. Evinde uyuyan anne Yüksel Güran suçlanıyor yine evinde uyuyan abi Enes Güran suçlanıyor. Onların telefon HTS kayıtlarına baktığımızda olağanüstü bir şey görmüyoruz. Bir hareketlilik yok annenin telefonunda. Salim Güran da oturmuş internette sörf yapıyor ama Nevzat Bahtiyar’ın telefonuna saat 15.00-16.00 arasında baktığımızda herhangi bir internet olayı olmadığını görüyoruz. İnternet ile ilgili bir uğraşı yok o sırada bu çok net bir şekilde görülüyor. Velhasıl biz Yargıtay’ı adil bir karar vermeye davet ediyoruz çünkü bu karar doğru bir karar değil. Aile kızlarını kaybettikten sonra bir de adaletten çok uzak bir kararla cezaevlerinde çile çekiyor. Büyük bir yanlışlık var. Bunun düzeltilmesi gerekiyor. Bunu da söyleyelim. Kızımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Yakınlarına Allah’tan sabırlar diliyorum ve bu konunun takipçisi olacağımızı söylüyoruz.
Değerli arkadaşlar ülkede en çok aranan şey adalet ve bulunamayan şey adalet! Bakın elimde 70 yaşında bir kişinin fotoğrafı var. Bu kişi Manisa Alaşehir Cezaevi’ne 24 Temmuz’da konuldu verilen bir örgüt üyeliği cezası nedeniyle Manisa Kulalı bir terzi olan Hüseyin Parlak cezaevine konuldu ve Manisa Alaşehir de çok sıcaktı 43 derece ve üstünde sıcaklar, tek başına bir hücreye konuldu. Bakın koğuşa da değil, tek başına bir hücreye konuldu. Çok sıcaktı, üst kattı ve bu kişinin sıvıya ulaşma imkanı azdı ve kötüleşmeye başladı bu günler boyunca. 5-10 gün geçti kötüleşmeye başladı ailesi 1 Ağustos günü onu ziyaret etti. Çok bitkin bir haldeydi Hüseyin Parlak ve ailesi dedi ki: “Nasıl neden böylesin?” denilince o dudağı kurumuş bitkin ne dediğini pek bilemeyen bilinci bulanık kişi “Ya işte burada hücremde suya ulaşmada zorlanıyorum. Kantine ulaşmada zorlanıyorum çünkü koğuşta değilim. Tek başına bir hücredeyim.” dedi ve hatta kızı da oradaki memurlara “Babamın durumu iyi değil. Onu bir koğuşa verin durumu iyi değil, yakından takip edin.” gibi sözler söyledi ve ardından yanından ayrıldı ve akşama E-Nabız sisteminden hastaneye götürüldüğü MR ve tomografi çektirildiği bilgileri kendisine ulaştı. Merak ettiler çünkü iyi bırakmamışlardı ve cumartesi, pazar geçti. Pazartesi günü bu kişi acilen hastaneye kaldırıldı ve 11 gün hastanede yattıktan sonra beyin kanaması olayı deniliyor. Ne olduğu da tam açıklanmıyor. Bundan dolayı hayatını kaybetti.Bu cinayet gibi bir ölüm resmen. Ben bir hekim ve vekil olarak bunu incelediğim zaman dehşete düştüm. Sayın Başsavcıyı aradım, 4-5 kez aradım, telefonlarımıza çıkmıyor, telefonlarımızdan kaçıyor. Manisa Alaşehir Başsavcısı bu ne rezalettir? Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, bu nasıl bir rezalettir? Şu kişinin yaşam hakkı ile ilgili bir hesap verme zorunluluğunuz var. Bu kişi ayaklarıyla girdi cezaevine ve tabutu çıktı oradan. Bu nasıl bir rezalettir bunu anlamak mümkün değil. Göz göre göre çok ağır sağlık hakları ihlalleri nedeniyle bu insan hayatını kaybetti. Tam bir cinayet gibi ölüm. Ben doktorum iyi bilirim. Su ve tuz kaybı oluşmuş belli ki ve hastaneye götürüldüğünde yatırılması gerekiyor. Manisa Alaşehir Devlet Hastanesi Başhekimi’ni arıyoruz, “Size döneceğim.” diyor. Sağlık Bakanı da bunu duysun, bize dönmüyor ya ne oldu bu kişinin tahlilleri neydi? Sodyum potasyum değerleri neydi, hiponatremi mi vardı, hipernatremi mi vardı, ne vardı? Bu kişide bu konuda da bir bilgi verilmiyor, bütün telefonlara cevap verilmiyor, neyi saklıyorsunuz kardeşim? Bu adam cinayet gibi bir ölümle ölmüş Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç bunun hesabını verin lütfen ya kime söyleyeceğiz bu konuyu? Soru önergesi verdim. Hâlâ bir cevap yok. Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü niye bir açıklama yapmıyorsun? Cinayet gibi bir ölüm var ortada. İyice bitkin duruma düşmüş, dudakları kurumuş 70 yaşında yaşlı bir kişi hastaneye zamanında götürülmüyor ve hastaneye en sonunda götürülüyor fakat hastanede yoğun bakımda hayatını kaybediyor. Bununla ilgili çok büyük ihmaller var. Hastaneye gitti. Niye geri geldi? Cezaevinde hafta sonu hastaneye gitti de yatırmadılar mı? Ne oldu ne bitti bir açıklama yapılmıyor, neyi gizliyorsunuz ya! Sayın Adalet Bakanı neyi gizliyorsunuz? Sayın Sağlık Bakanı Manisa Alaşehir Hastanesi Başhekimi niye telefonlarımıza dönmez, neyi saklamaya çalışıyorsunuz? Bu büyük bir sağlık skandalıdır. Bunu da buradan söylemiş olalım. Böyle bir şey olabilir mi ya? Biz bu işin peşindeyiz. Sağlık Bakanlığı’na ve Adalet Bakanlığı’na soru önergelerimizi verdik. Mahpusların cezaevlerinde yaşam hakları yok, sağlık hakları yok, güvenlik hakları yok. Tamamen perişan durumdalar. Alın işte size bir örneği.
Şu kadını görüyor musunuz? Ben kendisini 38 haftalık iken hamile bu kadın Edirne Cezaevi’nde ziyaret ettim. Kanunen hamile ve bebeği 18 aya gelene kadar kadınların cezaevinde durması yasal olarak mümkün değildir. İnfaz erteleme alması gerekiyor ama kadın 38 haftalık hamileyken cezaevindeydi. Gelin bunu açıklayın bakalım Sayın Adalet Bakanı nasıl açıklayacaksınız? Bu nasıl bir rezalettir? Sayın Sağlık Bakanı, Sayın Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı, Türkiye’de bunlar yaşanıyor ya aile yılı diyorsunuz ya ne “aile yılı” ya! Bir anne bakın ikinci çocuğuna hamile cezaevinde olmaması gerekiyor. Ev hapsi verilmesi gerekiyor. İnfaz erteleme alması gerekiyor fakat cezaevinde sancıları başlıyor ve Edirne Tıp Fakültesi Hastanesi’ne götürülüyor. Bir bebek dünyaya getiriyor, sonra birilerinin vicdanı sızlar da kadına en azından bir tahliye yolu bir infaz erteleme verir mi? Hayır vermiyorlar. Bebeği ile beraber cezaevine dönüyor. Bugüne kadar Edirne L Tipi Cezaevi’ndeydi. Bu anne bebeğiyle 3 günlük bebeğiyle kaldı. Bu utançta size yeter Adalet Bakanlığı. Boşuna mı zulümat bakanlığı diyorum ben size ya el insaf! Hangi birisi için açıklama yaptınız? Bizi açıklama gönderiyorlar. Açıklamaların ne olduğu belli değil. Bakın bebek dünyaya gelmiş kucakta cezaevine gidiyor. Şu ülkenin haline bakın arkadaşlar bu ülke o kadar hukuksuz ve vicdansız ki cezaevinde durmaması gereken hamile anneleri, lohusa kadınları cezaevinde tutan bir anlayış var. Böyle bir rezalet olabilir mi ya böyle bir skandal olabilir mi? Böyle bir vicdansızlık olabilir mi? Bakın şu 3 günlük bebek şu ana kadar cezaevindeydi. Cezaevinde insanlar ölüyor. Cezaevinde hamile kadınlar var, lohusa kadınlar var, en insafsız ve zalim uygulamalarıyla bunu yapıyorlar.
Biz soru önergesi ile Adalet Bakanlığı’na sorduğumuz zaman bize nasıl bir cevap geliyor? Bakın size bir istatistik söyleyeyim. Bu mecliste Adalet Bakanlığı’na en çok soru önergesi veren milletvekiliyim. Bu ülkede en olmayan şey adalet. Bunu nerede arıyoruz? Adalet Bakanlığı’nda arıyoruz. Adalet Bakanlığı bizim sorularımıza ya çok gecikmeli cevap veriyor ya cevap vermiyor! Böyle bir skandal bir ülkedeyiz kardeşim. Biz bu Millet Meclisi milletvekiliyiz, millet adına bakanlığa soru soruyoruz. Bakın istatistik önümde bu mecliste 14 Mayıs 2023’ten itibaren Adalet Bakanlığı’na en çok soru soran önerge veren milletvekiliyim. Peki istatistiklere baktığımız zaman 1.880 soru önergesi vermişiz. 660’ı halen cevaplanmamış. 1.069 soru önergem süresi geçtikten sonra cevaplanmış. Bakın bu vakalarda da aynısını yapacaklar işte. Biz bu soruları soracağız. Adalet Bakanlığı çok uyanık aradan 1 ay geçiyor, 2 ay geçiyor cevaplamıyorlar, 1 yıl geçiyor, 2 yıl geçiyor. En sonunda düşünüyor ki: “Ya bu unutulmuştur artık hadi cevap verelim.” cevap verdiği anda zaten mahpus cezaevinden çıkmış oluyor. “Sorduğunuz mahpus cezaevinden çıktı.” deniliyor. Şu tilkiye bakar mısınız? Şu kurnazlığa bakar mısınız? Mahsustan geciktiriyor ki ihlallerle ilgili bir cevap vermesin ve bakın çoğuna da 1.069 soru önergemize de zamanı geçtikten sonra cevap verilmiş. Şu hale bakın! İnsanlar cezaevinde ölüyor. 15 günde cevap vermesi gerekiyor. Adalet Bakanlığı kalkıyor 2 yılda cevap veriyor! Ya el insaf! Siz de hiç insani duygular yok mu bu nasıl bir hâldir! Allah aşkına şu gelen cevapları görüyoruz işte bakın şunlar Adalet Bakanlığı’ndan gelen cevaplar! 2 yıl önceki önergeme ancak yeni cevap geliyor ya bu nasıl bir kokuşmuşluktur ya el insaf diyorum Sayın Yılmaz Tunç duymuyor musun beni? Şu hale bakın! Zaten verdikleri cevaplar da böyle geçiştiren ne olduğu belli olmayan. Şikayet edilen ihlallerle ilgili olmayan cevaplar! Cevap verdi de başı göğe mi erdi. Hayır. P kadar saçma sapan cevaplar geliyor ki inanılmaz. Bir kişinin cezaevinde isminin farklı bir şekilde değiştirilerek yattığı yönünde soru soruyorum, hiç alakasız cevap geliyor. Sağlıkla ilgili soru soruyoruz. İhlallerle ilgili soru soruyoruz. “Cezaevlerinde işler dört dörtlüktür.” diyerek konuya girmeden cevap veriliyor. Kendilerini çok akıllı ve uyanık zannediyorlar. 68 soru önergem şu anda 15 günlük süre içinde cevaplanması bekleniyor. Ülkede hiçbir şekilde adalet yok arkadaşlar. Bunu çok net bir şekilde söyleyelim ülkede adalet yok, dünyada var mı? Maalesef yok.
Şu anda dünyadaki en önemli gündem Filistin’deki soykırım, Filistin’de korkunç bir soykırım var. İsrail iktidarı meclisi korkunç bir karar aldı, tehcir yapacaklar, Gazze’yi tamamen işgal edecekler. Böyle bir karar aldılar. Bu tarihte eşi benzeri görülmemiş bir soykırım demektir şu ana kadar zaten 65 bine yakın insan katlettiler. Bunun 25 bine yakını bebek ve çocuk her gün en azından 10-15 insan açlıktan ölüyor arkadaşlar açlıktan. Su yemek almaya koşturan insanları hedef alarak vuran insafsız vicdansız alçak bir siyonist anlayış ile karşı karşıyayız ve bu dram devam ediyor. Bakın bütün bunlar karşısında Türkiye iktidarı ticarete devam ediyor. Defalarca söyleyeceğiz bunu İstanbul’da gidip silah fuarının önünde de söyledim. Her yerde söyledik söylemeye devam edeceğiz. Türkiye İsrail ile diplomatik ilişkileri devam ediyor. Kürecik ve İncirlik üsleri açık ve İsrail’i koruyor. Bu üsler limanlardan anlaşma var İsrail’e habire gemi gidiyor. Bakü Tiflis Ceyhan boru hattından. Petrol gidiyor buradan Özlem Zengin mecliste açıkladı varil başına 1.27 $ komisyon alıyorlar. Hiç utanmadan da yüzleri kızarmadan bunu açıklıyorlar ve ne oluyor günde 1.000.000 $ kazanıyorlar. Tabi iktidar tatlı para kazanıyor ve İsrail’e giden petrolü durdurmuyor arkadaşlar. Bunu herkes bilsin, tatlı bir para kazanıyorlar ve İsrail’e giden petrolü durdurmuyorlar. Gemileri durdurmuyorlar. Son derece vicdansız bir iş yapıyorlar. Bizim insanlarımız bile gitti. Orada hayatını kaybetti. Bakın 6 Eylül’de 1. ölüm yıl dönümü gelecek Ayşenur Ezgi Eygi bir Türk kadını Filistin’de o mazlum insanların yardımına koştu o siyonist katiller onu da öldürdü. Sınır tanımayan katil sürüsü bunlar.
Bütün bunlar karşısında bir mahpus Silivri Cezaevi’nde yatan Avukat Murat Canım, Filistin’e özgürlük için açlık grevine başlamış, Filistin halkının bu onurlu, namuslu adalet mücadelelerinde bir damla adalet olmak için açlık sofralarına hücremden dizimi kırıp oturacağım. Açlık sofrasında milyonlarız, adalet, sevgi, vicdan duygularımızda beslenip umudu yarınlara taşıyacağız. İsrail’in soykırımı işgali ve ambargosu derhal sonlandırılmalıdır. Kahrolsun emperyalist siyonist işgaller yaşasın, Filistin halkının direnişi, Filistin’de düşene dövüşene bin selam Filistin’e özgürlük.” Diyor bu mahpus ve açlık görevine başladığını söylüyor. Siyonist anlayışa karşı insanlar Filistin’de olmasa da bedenlerini ortaya koyarak bir fedakarlık yapıyor ve çok etkili eylemlere imza atıyorlar, insanlık ayağa kalkmış durumda bu vahşi devlet karşısında değerli arkadaşlar. Biz de tüm toplumdan büyük bir duyarlılık bekliyoruz. Bakın şu ana kadar zaten Uluslararası Adalet Divanı orada bir soykırım olduğunu kabul etti. Netanyahu’nun yargılanması gerektiğini söyledi fakat bütün bunlara karşı hâlâ bir yargılama yok. Onu büyük devletler, ABD koruyor ve maalesef bu katil ortalıklarda dolaşıyor değerli arkadaşlar. Avrupa birliği’nden birçok ülkenin artı İsrail’e karşı sert ve net söylemlerde bulunmaya başladığını gördük. Bunlar önemli ama tüm insanlık ailesi birleşip İsrail’in Gazze’ye yönelik bu korkunç tehciri işgali soykırımına karşı durmalıdır çünkü en az 1.000.000 kişinin sürülmesi denen bir durum vardır. İnsanlık tarihinin en ağır soykırım ihtimaliyle zaten devam eden bir soykırım var. Daha da ağırlaşacak bir soykırımla karşı karşıyayız şu anda tüm kamuoyunu duyarlılığa davet ediyorum d eğerli arkadaşlar bunu da söylemiş olalım ve kesinlikle Filistin’deki o mazlum bebekleri, çocukları, kadınları bir damla su içebilmek için katledilen insanları unutmayalım.
Öğrenci affı konusunda çok talepler var. Bize bu konuda da çok başvurular var. “1 yıl daha kaybetmek istemiyoruz.” diyor öğrenciler. “En kısa zamanda meclise öğrenci affı gündeme gelsin.” diyor. Arkadaşlarımızı destekliyorum. Biz meclis başlayınca bu konuyu gündem edeceğiz söz olsun.
Diyarbakır 4 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde mahpuslara karşı duyarsızlık var. Tıraş olmaları için bir adet tıraş makinesi veriyorlarmış. Bu da bulaşıcı hastalıklara davetiye çıkarıyor. Kimisinin başında bir hastalık var. Bunlar sıkıntı oluşturuyor revire gidenlerin yarısı muayene edip kalanları saat dolmuş diye geri gönderiyorlar. Sularda her zaman kesiliyormuş. Diyarbakır gibi sıcak bir ildeki durum bu arkadaşlar.
Ümit Çobanoğlu’nun annesi bize başvurmuş. Antalya Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde yatmaması gereken hücrelerde koğuşlarda kalıyor bu mahpuslar ve o yüzden açlık grevine girmiş 81 gündür açlık grevinde ve “Sesimizi duyurun. Bu kuyu tipi hapishaneden naklimizi istiyoruz.” diyor.
Suphi Serdar Togay Edirne L Tipi Cezaevi’nde kalmaktaymış, eşi bize başvurmuş ve adil yargılanmadığını söylüyor. Beraattan sonra tekrar İstinaf’a gitmiş ve 1.000 sayfalık dosya 3 saat içerisinde onanmış arkadaşlar. “Dosya incelemeye geçti ve 3 saat sonra ceza onandı. Bu çok büyük bir adaletsizlikle karşı karşıyayız.” diyor.
“Yiğit Alp Şanlı, Kırşehir S Tipi Cezaevi’nde ve haftada bir gün telefonla 10 dakika görüşebiliyoruz. Tahliye olması gerekiyor fakat bir pusula atma olayından dolayı oğlumun tahliyesi beklerken cezalandırıldı. Çok zor durumdayız bu konuda bir anlayış bekliyoruz.” Diyor annesi
“Eşim Burak Güral, Erzurum H Tipi Kapalı Cezaevi’nde 22 Mayıs 2024 tarihinde Ağrı’da gözaltına alındı. Kargo fişimiz e-fatura şeklinde faturalarımızın mevcut fakat mahkemeye sunduk, bunlar göz ardı edildi. Adil yargılanmadık.” diyor ve çocukları var, 3 çocuk annesiymiş en küçüğü daha bebekmiş, babası mahpus olduğunda ve çok sıkıntılı bir durum yaşıyorlarmış. “Ya eşimi bıraksınlar ya da eşimin dosyasında gözaltına alınan 15 kişiyi de cezaevine atsınlar. Zira ortada bir suç varsa onlar niye dışarıda yoksa bize bu zulmün neden reva görüyorlar?” diye isyan ediyor.
Savaş Şancı yol mesafesinin sıkıntısından ötürü Batman T Tipi Ceza İnfaz Kurumu’ndan Ağrı Patnos L Tipi Ceza İnfaz Kurumu’na naklini istiyor.
Diyarbakır Tepecik köyü Aşağı Çayırlı Mezrası’nın yolları berbat bir haldeymiş. Vatandaşlar bize başvurdu. “24 senedir köyde yolumuz yapılmıyor. Hiçbir şekilde yetkililer bize yardımcı olmuyorlar. Biz perişan bir şekildeyiz, hep mağduruz. Ne yol ne de köy içi parke yapılmıyor. diyorlar.
Serkan Aplak mahkum olmadığı halde Karatepe Çorlu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde kalıyormuş ve orada yasalara aykırı bir şekilde kalıyormuş. “Kardeşim ve arkadaşları Silivri’den buraya nakledildiler. 2 ay tek kişi olarak kaldılar ve daha sonra hukuksuzluk devam ediyor. Mahkum değiliz ki biz bu yüksek güvenlikli cezaevinde kalalım.” derler.
Dicle Elektrik’ten yana çok şikayet var. Faturalar çok yüksek gelmekte ve vatandaşlar Dicle Elektrik’ten çok şikayet ediyor.
Hasan Abazaoğlu Erzurum Dumlu Cezaevi’nde kalmakta. Erzurum Dumlu Cezaevi’ni de aradık tahlilleri kötü olan bir hasta mahpus mutlaka önemli bir hastalık çıkacak. Bildiğimiz kadarıyla halen hastaneye yatamamış durumda. Hastalar hasta mahpuslar dezavantajlıdır. Onlara öncelik tanımak lazım ama daha da arka plana atılıyorlar. Ağır laboratuvar tahlillerinin kötüleştiği bir hasta mahpus olmasına rağmen hastaneye yatırılmayarak cezaevine gerigönderilmiş. CRP’si 182 olmasına ragmen
Van Açık Cezaevi’nde yaşanan problemler mahkumlara hasta engelli demeden yaptırılan ağır işler var deniliyor. Van’dan da şikayet var.
Yurtdışına gitmek zorunda kalan vatandaşlarımız çocuklarını da oraya götürdüğü zaman o ülke tarafından kabul edilmeme durumu oluyormuş ama vatandaşlar diyor ki: “Bu kadar adaletsizliğin, hukuksuzluğun olduğu insanların yargısız infazlarla ihraç edilip cezaevlerine hukuksuzca atıldığı bir yerde durulur mu? Biz burada durulmayacağına karar verdik. Yurt dışına çıktık. Çocuklarımız da yanımıza geldi fakat bulunduğumuz ülke İsveç onlara kısa süreli oturum verdi. Uzun süreli bir oturum vermedi ama bu ülkede kız çocukları davası var. Antep’te yatan kız çocukları vb. Birçok çocuklara yönelik sıkıntılar var. Annesi mahpusken ölen çocuklar var. Fatma Sümeyra Gelir gibi bir çocuk biliyorsunuz annesi mahpusken üzüntüsünden yakalandığı epilepsi hastalığının nöbetinde hayatını kaybetmişti. Bunlar yaşanırken artık bu ülkede durmayalım demişler. İsveç devletinin de Anne Zekiye Uslu Topaç Baba Sedder Topaç çocuklar Rukiye Ayşe Topaç, Atabey Baki Topaç ailesine aile olarak bir oturum vermesi gerekiyor işin doğrusu.
Esat Uğur, Sakarya 1 No’lu Cezaevi’nde hükümlü bulunmakta; “Beraatten müebbet hapse mahkum edilmiş eski bir uzman çavuş olarak kaleme alıyorum. O gece darbe ile bir alakamız olmamasına rağmen ilk önce beraat veriyorlar, ardından müebbet veriliyor. Bu kabul edilecek bir durum değil. Dosyamda onandı. Artık müebbet hükümlüyüm, inanılmaz bir şey yaşadım.” diyor. Uzun uzun yazmış bize onu dinledik anladık. Onun gibi binlerce insan var. Haksız hukuksuz darbeye karışmadığı halde darbeci ilan edilen ve adil olmayan yargılamalarla müebbete çarptırılan binlerce insanın dramını burada gündeme getirmeye devam edeceğim.
Bir başka başvuruda Doğan Aydın Bolu T Tipi Cezaevi’nde ve o da Sakarya kışlasındaymış. “Emirlere uyduk Darbe ile bizim bir alakamız yoktu ve beraat edenlere bu sefer müebbet dediler, ceza verdiler. 9 yıldır çalmadığımız kapı yok.” diyor. Aileler perişan durumda.
Gümüşhane E Tipi Cezaevi’nden çok şikayet var. Adalet Bakanlığı’nın haberi var mı? “Yıkım ekibi” diye bir ekip varmış. “Gölge ekibi” deniliyormuş ve bu kişiler koğuşlara coplarla girip korku endişe yaratıp mahpusların psikolojisinin bozulmasına neden oluyormuş. Mahkumlarda yeme içme bozukluğu, uyku bozuklukları, kilo kaybı var ve korku içindeler. Çaresiz bırakıp umutsuzlaştırıp yaşama sevinçlerini gasp ediyorlar.” diyor. Şikayet böyle. Adalet Bakanlığı yetkililerinin Gümüşhane Cezaevi’nin buna cevap vermesi lazım.
Rıdvan Arslan isimli bir mahpus Şırnak Silopi ilçesinde kadın hastalıkları Doğum Uzmanı olan İsmet Besen isimli bir kişi, sağlık ihlalleri yaptığı nedeniyle şikayetçi ve bazı istismarlar olduğunu söylüyor. Sağlığından olduğunu söylüyor. Bunu da buradan Sağlık Bakanlığı’na iletelim. Bu konudaki denetimler takipler iyi yapılmıyor diye sorarım!
Yusuf Kenan Deniz Çarşamba S Tipi Kapalı Cezaevi’nde bu kişi de müebbet almış. AİHM’e başvuru yapmışlar ve “8 aylık uzman çavuş hala cezaevinde. 26 yaşında bu olay başımıza geldi. Bizden ömrümüzü istiyorlar.” diyor.
“Oğuz Dikmen Kahramanmaraş Türkoğlu Açık Ceza İnfaz Kurumu’nda kalmakta çok kötü durumda.” diyor ek bina dedikleri bir depoda tuvaletlerin çöp kutularının önünde yatıp kalkıyorlar. Bu sıcaklarda o halde yıkanmak için su bile bulamıyorlar. Günde 2 sefer yarım saat olarak su geliyormuş sıcak su. Saat 12.00’da tüm suları kesip akşam saat 17.00’da açıyorlarmış. Eşimin her yeri yara dökmüş, aile birleştirme dilekçesine ret verdiler. 3 çocuğumla eşimin uzakta olması her şeyi daha zorlaştırdı. Kayseri’deyiz. Eşim Maraş Cezaevi’nde perişan durumdayız.” diyor.
İsmail Kırmaç ve Muammer Işıkveren uyuşturucu ile ilgili bir operasyonda kolluğun hukuksuz işler yaptığı yönünde bir şikayet ile bize başvurdular. İsmail Kırmaç’ın kardeşi Vedat Kırmaç tutuklanmış, “Soruşturma süresi boyunca kolluk görevlilerinin gerçekleştirdiği hukuka aykırı eylemler, mağduriyetimizi kat kat arttırdı.” diye iddiaları var ve diyorlar ki: “Tutanaklar, gerçek dışı. Kolluk görevlilerinin iddiaları doğru değil. Ayrıntılı bir başvuru göndermişler bize gerçeğe aykırı beyanlarla tutuklandı.” kişi diyorlar ve gerçek kayıtlar incelenirse kolluk görevlilerinin iddiaları boşa düşecektir. Gerçek kamera kayıtları yok ortada flash bellek ve kamera kayıtları tekrar incelensin.” diyorlar. Bir kumpas olduğunu söylüyorlar, ciddi iddiaları var. Sayın Konya Başsavcılığı burada ciddi bir itiraz var ve sayfalarca bize bunu göndermişler tabi bilemiyoruz. Bu konunıun araştırılması gerekiyor. “Kolluk görevlilerin hukuka aykırı eylemleri ve yanıltıcı beyanları vardı.” diyor. Şahıslar ve avukatları. “Fiziki takip iddiaları çürütü çürütülebilir.” diyorlar ve ayrıntılı bir araştırma talep ediyorlar. “Kolluk görevlileri haklıysa ben cezama razıyım ama haklı değiller.” diyor kişi.
Bakın şu görüntüler şu kokmuş et görüntüleri nereden geliyor? İstanbul Ataşehir’de Toki Şerifali 2. etap inşaatında inşaat işçilerine bu kokmuş tavuklar etler yediriliyor. Yemek firması tarihi geçmiş etler veriyormuş. Böyle bir iddia var diyor ki: “Biz protesto ettik poşetleyip çöpe atıldı. Dolaptaki tarihi geçmiş ürünleri çöpe attık ve işçilerin elleriyle inşa ettikleri binalardan milyarlarca lira kar ediyorlar. İşçilere çöpü heba görüyorlar. Açgözlü Holding patronlarına karşı tek çare direniş.” diyorlar. Böyle çok ciddi bir iddia var. Bunu da söylemiş olalım değerli arkadaşlar.
Bir başka inanılmaz durum da; Arzu Cansever ağır engelli %98 engelli. Diyeceksiniz ki o zaman dışarıda olması lazım. Hayır cezaevinde. Bir erkek şiddeti sonrası vurulmuş, felç kalmış, %98 ağır engelli ve biraz toparladıktan sonra sigara tütün ticaretine başlamış. “Efendim kaçak tütün getirmişsin.” denilerek ceza verilmiş, en sonunda hapse girecek olmuş ama benim çok ağır sağlık problemim var.İnfaz erteleme verilsin denilmiş ve infaz erteleme verilmemiş ardından maalesef bu. Kişi cezaevine girmiş derler arkadaşlar. Çok da üzücü bir hikayesi var. Eşi tarafından vurulmuş ve %98 engelli birisine cezaevinde tek başına yaşayabilir denilmiş inanılmaz bir şey. Türkiye’deki durum bu maalesef değerli arkadaşlar.
Önceki haftalarda Bolu T Tipi Cezaevi’ni ziyaret ettim orada çocuğu bir epilepsi nöbetinde hayatını kaybeden, kendisi cezaevinde olduğu için evin bütün yükü üstüne yüklenen ve bundan dolayı psikolojik sorunlar yaşayıp epilepsi hastalığına yakalanan Fatma Sümeyra Gelir’in annesi Melek Gelir’i ziyaret ettim. Biraz daha toparlamış 2 psikiyatri ilacı kullanıyor. “En azından öte dünyada kızıma ulaşacağım, kavuşacağım onunla teselli oluyorum.” Dedi ve biz gayret etmiştik. Ferizli’den Bolu’ya sevk edilmişti. En azından burada o önceki cezaevindeki üzücü kızı ile olan anıları yaşamıyorum ve “bu cezaevi biraz daha iyi.” dedi.
Bolu F Tipi Cezaevi’nde diğer mahpusları ziyaret ettik ve genel olarak ziyaret ettiğimiz mahpusların en büyük sıkıntısının şikayetinin verilmeyen şartlı tahliyeler olduğunu gördük. Cezaevleri zaten ağzına kadar dolu, mahpuslar iyi hal almış, kurula çıkıyor karşılarında onlara tahliye vermemek için 40 takla atan bir gözlem kurulu görüyor ama bu iş iyice çığırından çıktı. Adam 30 sene yatıyor, ardından gözlem kuruluna giriyor, “artık çıkabilirim” diye düşünürken. Abuk sabuk nedenlerle tahliye reddediliyor. Bakın 7 kez girmişler. 3 ay arayla 7 kez girmişler ve hepsinde yokuşa sürülerek tahliyeler reddedilmiş. Ya inanılmaz bir durum bu nasıl bir insafsızlık, zalimlik anlamak mümkün değil. Bir el uzanıyor, iyi hal verilmiş olan mahpusu dışarı çıkarttırmıyor arkadaşlar. Mesela Tuncay doğan bunlardan birisi. Doktora gidiyorlar. Doktora giderken 2 kelepçe ile gidiyor. Bir eli kelepçeleniyor. Bir de yanındaki askere kelepçeletiyor 2 kelepçe doktora gittiğinde doktor bir kelepçe açıyor. Doktor diğer kelepçeyi açtırmıyor. Kelepçeli bir şekilde muayene ediliyor. Çok üzücü şeyler dinledim. Biz bunu hep söylüyoruz. Bu üçlü protokolün değiştirilmesi ve iyileştirilmesi gerekiyor. Sağlık, Adalet İçişleri Bakanlıklarının bir araya gelmesi gerekiyor
10 saat sohbet haklarının olması gerekirken 4 saatten fazla verilmiyor. Bu da doğru bir şey değil mesela. Mesela Maruf Türkan, Şirin Bozçalı, Bülent Güneş, Deniz Güzel bunlar önümüzdeki haftalarda çıkabilme olanlar var ve maalesef burad ada sıknıtılar var.
Serkan Onur Yılmaz isimli bir açlık grevi yapan mahpus ile görüştüm. 278. günündeydi ve durumu hiç iyi değildi. Çok zayıflamıştı. Derisinde kahverengi döküntüler vardı. Kurumuştu, derisi gece uyuyamıyormuş, ileri derecede kas ağrıları arkadaşları ona masaj yapıyormuş çünkü ileri derecede kas ağrıları yaşıyor ve ileri derecede zayıflamış durumda ve neden bu açlık grevini yapıyor çünkü Antalya S Tipi Cezaevi’nde olmaması gereken hücrelerde tutulan arkadaşlarını oradan alınması gerektiğini, çıkarılması gerektiğini söylüyor ve bunu da Adalet Bakanlığı yapmıyor. Bu istek doğru bir istek. O kişileri orada tutamazsınız. Adalet Bakanlığı, Serkan Onur Yılmaz yanlış bir istekte bulunuyor diyemiyor fakat açlık grevini de bitirmiyor. Kuyu tipi hapishanelerde hükmü kesinleşmemiş insanlar tutuluyor arkadaşlar. Bu kuyu tipi hapishaneler zaten insana aykırı insan haklarına aykırı cezaevleri ve arkadaşlarının oradan çıkması için bu açlık grevini yapıyor. Kendisi için yapmıyor. Bakın insanların durumu böyle. Bu insan burada ölsün mü arkadaşlar? Ben size soruyorum, bunu Bolu F Tipi Cezaevi’nde Serkan Onur Yılmaz ölsün mü diye soruyorum, durumunu iyi görmedim, halen de bu açlık grevi ölüm orucuna 30 temmuz’dan itibaren çevirilerek devam ediyor. Tüm kamuoyunu uyarıyorum bir insan ölmek üzere ve hukuksuzluğa karşı bedeninden taviz vererek fedakarlık yaparak yaptığı bir eylem var ortada.
Ünsal Canboğa 48 yaşında. Bu kişi de Ankara’ya nakil için çok uğraş veriyor ve Ankara’ya nakledilmiyor. Sadece mahpusların kendileri değil aileleri de perişan ediliyor. O da 4 saat havalandırma bir kişi ceza alınca 1 saate düşüyor. Hata yapmayan diğer kişiler de cezalandırılıyor diye anlattı bana. Çelik yemek kapları plastiğe çevrilmiş, bu da kanserojen madde saçıyor. “Cezaevi sık sık değiştiriyoruz.” diyor ama mahpuslar öyle demiyor. “Bilgisayar kullanımı az.” Diyor mahpuslar ve iaşe meselelerinde mesela Halil Beşken’e bordro zamanında gitmediği için faiz alınmış bu gibi durumlar oluyormuş. Şahap Elbasan anlattı bunu y
İbrahim Bilgin’in Bolu’da hiç kimsesi yokmuş ama halası Ankara’daymış. En azından hayatta bir kişi ziyaretçim olsun başka kişi ziyaretime gelmiyor.” diyor. Bu çok insani istek bile reddediliyor. Bolu’dan Ankara’ya göndereceksiniz hayatta tek görebileceği insan bir halası, onu da bu insan göremiyor.
Lokman Yılmaz: “Burası özel bir cezaevi.” diyor ve adli mahpuslarla yan yana bulundukları için çok sıkıntı oluşuyor çünkü onlar küfrediyor ve hakaret ediyor. Bunlar da sıkıntılı durumlar oluşturuyor.” diyor. “Radyolarımıza el konulmuş.” diyor. Bu şikayetleri var.
Mehmet Bıldırcın, Serkan Onur Yılmaz ile kalıyor. “ Tekli rignler çok kötü. Toplu ringde gidersek hastaneye gidiyoruz onun dışında Serkan Onur Yılmaz’a yardımcı oluyorum. Benim de cildiyeye sevkim var sağlıkla ilgili bu isteğimi kelepçeli muayeneler yüzünden yerine getiremiyorum. Gitmiyorum çünkü 2 kelepçe vuruyorlar ve tekli ringlerde bizi götürüyorlar. Gayri insani muameleleri protesto ediyoruz. Eşyalar çöpe atılmadan yenisi alınmıyor.” diyorlar idareye bunu sorduk. 2 ayda bir diye bir kural varmış ama mahpusların üstündeki elbiselerin iyi bir durumda olmadığını gördüm. Bunları büyütmenin bir anlamı yok arkadaşlar. Bir türlü çözüm bulunmamış. Düşünün bir tane cezaevine bir tişört sokabilmek için 40 tane takla atıyorsunuz. Cezaevlerinin durumu bu! Bu kadar abartmayın idarecilere bunu söyleyelim Adalet Bakanlığı’na bunu söyleyelim. Adamın üstündeki tişört dökülüyor ama yeni tişörtünü alamıyor. Böyle bir halde Bolu F Tipi Cezaevi’nde var.
Emrah Doğan Bolu F Tipi Cezaevi’nden diyor ki: “Biz yoksuluz. Ya kazanacağız ya yok olacağız ama bu tarihsel yokluğumuz olmayacak. Yoksa bizden sonraki nesiller bu sıkıntıları göğüsleyecek. Biz onların yerine göğüslüyoruz arkadaş görüşleri burada başka cezaevlerinde kabul edilmesine rağmen burada edilmiyor.” Diyor.
Hüseyin Yıldırım Bolu F Tipi Cezaevi’nde Kürtçe ile ilgili sıkıntılar varmış. Kürtçe mektup ya alınmıyormuş ya çok geç giriyormuş. Kürtçe bilen memur yok Bolu F Tipi’nde birçok Kürt mahpus var ama Kürtçe bilen memur yok arkadaşlar olacak iş mi? Bunu Adalet Bakanlığı’na defalarca söylüyoruz ve insanlar 32-33-34 yıldır cezaevinde bulunmalarına ragmen cezaevlerinden çıkarılmak istenmiyor. Adalet Bakanlığı mahpusları dışarı çıkarmamak için ne kadar meraklısınız anlamak mümkün değil!
Muhammed İsmail Bolu F Tipi Cezaevi’nde oda değişimi yapılmadığını söylüyor. ”Astımım var. Sigara içenlerle birlikte tutuluyoruz.” Diyor.
Davut Çiftçi Bolu F Tipi Cezaevi’nden; “Askerler, ayakkabı içi arama yapmak istiyorlar.” Kimisinde bundan dolayı birtakım sıkıntılar yaşanmış. “11 yıldır annem gelemiyor.” diyor. Bakın insanlar bu konuda çok sıkıntı içinde gerçekten yakınları gelemiyor ve insani olarak çok büyük sıkıntılar yaşıyorlar.
Şahap Elbasan Bolu F Tipi Cezaevi’nden diyor ki: “10 yıldır annemi görmüyorum. Örgüt mü kalmış. Örgüt kendini feshetmiş hala “Dışarı çıkarsan örgüte katılırsın.” diyorlar. Ben alzheimer hastası annemi görmek istiyorum. Abim hasta onu görmek istiyorum ama bize böyle yokuşa süren bahanelerle geliyorlar.” diyor.
Metin Yamalak Bolu F Tipi Cezaevi’nde gereken kitap sayısının verilmediğini, çok az kitap verildiğini söylüyor. Gerçekten cezaevlerinde insanlar ne yapsın? Oturup kitap okuyacak o kitapları okuyamıyorlar ve bu da büyük sıkıntılara neden oluyor. 7 kitap az bir sayı. 7 kitabın arttırılması gerekiyor. Cezaevinde mahpus ne yapsın? Kitap okuyacak! Niye bunu az veriyorsunuz Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç? Kimi zaman koğuşta eski gazete var diye ileri sürüyorlarmış ve cezalar veriliyormuş. Bütun bunlar da ihlalleri arttırıyor.
Abdülbaki Ayday Bolu F Tipi Cezaevi’nde kalmakta, AİHM’den haksız tutukluluk ile ilgili dava ve tazminat kazanmasına rağmen hala orada tutulan bir insan değerli arkadaşlar.
Mehmet Türk Antalya S Tipi Cezaevi’nden bize mektup göndermiş. “Dışarısı içeriden farklı değil; fakat burada sağlık açısından çok sıkıntılar var. Müdürlerin basit, bireysel ve intikamcı tutumları söz konusu. Her hafta revire çıkıp kalp, mide ve beyin cerrahisi için sevkimi yaptırmak istiyorum; ancak sık sık engelleniyorum. Dilekçelerimiz yok ediliyor. Düşmanlığın bir asaleti vardır fakat burada o da yok.” diyor.
Mehmet Tezgel, Van F Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış;” Van’da iki farklı cezaevindeyiz eşimle. Diyarbakır’dan gelen ailem çok zorlanıyor. İkimizi de Diyarbakır’a sevkle gönderseler çok iyi olacak. Ne eşimle ne ailemle doğru dürüst görüşebiliyorum. Yıllardır süren mağduriyetimiz bitsin.” diyor.
Numan Bekar, Samsun S Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “ “Eşim de cezaevindeydi ve ayrı yerlerdeydik. Açlık grevindeydik, sesimi duyurdunuz, konu çözülüyor, bir araya geldik yan cezaevlerinde çok mutlu olduk, beklerim, duacınızım.” diyor.
Hadise Onegh yabancı bir kişi; “Erzincan Cezaevi’nde olan İranlı adli kadın mahpuslarız. İran bizi kabul ediyor buna rağmen Türkiye göndermiyor. Ailelerimiz ile görüşemiyoruz. Psikolojimiz kötüleşiyor. Mektup için para toplayıp size yazdık.”
İbrahim Şahin, Marmara 4 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazıyor; “Ne iktidar partisi ne de bazı muhalefet partileri sesimizi duymuyor. Duymama nedenlerini anlayamıyorum. Aynı şekilde üzerimize vurulan etiketi de anlamakta güçlük çekiyorum. Çünkü bu etiket gerçeklerle ve hukuki kararlarla da bağdaşmıyor. En ağırı bunca zulüm içinde görmezden gelinmek!”
Bolu Gerede Cezaevi’nde besin zehirlenmeleri olmuştu, buna dikkat edilmesi gerekiyor.
Kadir Özsağlam, Kayseri 1 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “Uzman çavuşun darbeden nasıl bir çıkarı olabilir? Nasıl kasıtlı davranabilir? Mesleğe girmeden önce fakirdik, şimdi daha da fakir olduk. Para yok, ev yok, iş yok, gelir yok; ama 9 senedir bol bol acı, ızdırap, fakirlik, hastalık, ölüm var. Hapse girdiğimde 2 yaşındaki kızım bebeklikten ağlıyordu, şimdi 11 yaşında babasızlıktan ağlıyor. 9 senedir gözyaşımız dinmedi. Eşim, komşuların ve akrabaların fitre, zekâtıyla hem kendine hem kızımıza hem de bana bakmaya çalışıyor. Babam da yok, anam da yok. Perişanlık tüm ailemizi çevreledi. Kızım hasta oluyor, doktor paramız yok… Okula gidecek, paramız yok…” diyor.
Mahmut Özdemir, Antalya S Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “Memurlar ideolojik yaklaşımlar göstererek baskınlar yapıyor. Kantinden aldığımız eşyalar yasaklanıyor. 3 kişilik yerde 6 kişi tutuluyoruz. Nefes almakta zorlanıyoruz. Sesimizi duyurun.” Diyor. Çok şikayet var.
Servet Kartal Müebbet mahpus eski asker!! “7 kişi kapasiteli A3 koğuşunda 57 kişi kalmaktayız.” Cezaevlerinin hali bu! “Koşullar, kapasitesinin 2-3 katı yolcu yüklenmiş mülteci botlarını anımsatmaktadır. 40 kişilik bota 80-120 kişi bindirilen mültecilerin hayatta kalma mücadelesi neyse; 7 kişilik koğuşa 57 kişinin sığdırılması da aynı ölçüde insanlık dışıdır.” Diyor.
Mehmet Develi, Tekirdağ Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “Dilekçelerim yok ediliyor. Bariz kötü muameleye uğruyorum. Memurlar burayı cehenneme çevirmeye çalışıyor. Hasımlık yapıyorlar bana. Zaten hak etmediğim halde ağırlaştırılmış müebbet koşullarındayım.” Diyor.
Muhammed Emin Yıldız, Sincan T Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde azami verilebilecek cezayı dahi bitirdiğim halde tutuklu yargılanmaktayım. Yargıtay 2 defa dosyamı lehime esastan bozduğu halde mahkeme hakkımda düşman hukuku uygulamaktadır. Bu hukuksuzluğu önce Allah’a sonra size şikayet ediyorum.” Diyor.
Murat Tam, Kırşehir Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nden yazmış;“Bir TV kanalında spikerin ‘cezaevinde ceza alan hiçbir er yok hepsi ya beraat etti ya tahliye’ sözlerini duyunca bir kez daha kahroldum. 20 yaşında gittiğim askerliğimi 30 yaşında cezaevinde devam ettiriyorum. Unutuldum. Feryadımı duyun.” Diyor.
Direniş Çadırı ve Filistin’e duyarlı diğer insanlar sürekli eylem yapıyor. İktidarın ikiyüzlülüğünü sergiliyorlar ve AK Parti Ankara İl Başkanlığı’na yapacakları yürüyüşler sürekli engelleniyor. Bunu da kabul etmiyoruz. Bu fedakar insanların eline, emeğine sağlık ama memurların bir parti önündeki barışçıl protestosunu engellemesini de kabul etmiyorum.
Kocaeli Dilovası’nda her gün ama her gün kazalar oluyor. 5 kişinin öldüğü korkunç bir tır kazası oldu ama bunlar devam ediyor. Bakın şu Kocaeli Dilovası Tavşancıl mevkiinde yine bir tır kazası oldu. Her gün ama her gün oluyor ya profil demirler düşürüyorlar ya kazalar yapıyorlar. Bu yoğunluğun düşmesi lazım. Bunu defalarca söylüyoruz. Öyle olmaz buraya yeni sanayi tesisleri yapmayın, burası kaldırmıyor diyoruz yapmaya devam ediyorlar.
Söyledik söylemeye devam edeceğiz. Dilovası Belediyesi diyor ki: “Buranın kirasını ben ödüyorum.” fakat kirasını ödediği yer diye gösterdikleri yerde Abu inşaatın demirleri var. Yalan mı söylüyoruz? Hayır bakın belediyenin para ödediği yerde Abu inşaatın demirleri gittik, oradaydık. Bu rezalet devam ediyor arkadaşlar Dilovası halkı da bunu görsün.
























Yorumlar