21 Mayıs 2025
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bugün 21 Mayıs 2025 Çerkes Soykırımı’nın Yıl Dönümü. Her 21 Mayıs büyük acılar hatırlatıyor. Çerkesler dünyada seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Acılar ve hüzünlerle dolu bir sürgün yaşadılar. Bu sürgün bir soykırıma dönüştü.
Türkiye’de en az 6 milyon Çerkes yaşıyor ve Çerkes kavminin yaşadıklarını hepimizin çok iyi anlaması, bilmesi, yaşaması, hissetmesi gerekiyor. Öncelikle şunu söyleyeyim; Çerkes kelimesini söylerken bile maalesef Türkiye toplumunda büyük hatalar yapılıyor. Çerkez değil. Çerkes. Son harf Zonguldak’ın Z’si değil. Samsun’un S’si Çerkes.
Yıllardır birlikte yaşadığımız bir halkın daha ismini doğru telaffuz edemezsek hiçbir yere varamayız. Çerkesler 19. yüzyılda büyük bir sürgün ile ana yurtlarından koparıldılar. Kültürlerini yaşamak ve kimliklerini korumak istiyorlar. Kimliği ve kültürü korunan, Kafkasya ile ilişkilerini devam ettirebilen Çerkes halkının varlığının, Türkiye’nin ekonomik, toplumsal ve siyasi gelişimine önemli katkıları olacağı açıktır.
Çerkesler ne istiyor? 8 başlıkta bunu özetleyelim.
- İnsana saygılı yeni bir anayasa hazırlanmalı diyorlar. Temel hak ve özgürlükleri temel alan, evrensel normlara uygun, sivil, çağdaş bir anayasa hazırlanmalı. Tüm kültürler önündeki yasaklar kaldırılmalı. İnsan hakları ile dil ve kültürel hakların geliştirmesini güvence altına alan tüm uluslararası sözleşmeler hiç bir çekince konulmadan onaylanmalı ve uygulanmalıdır.” Diyorlar.
- Kimlik ve kültürel haklar güvence altına alınmalı: Çerkes kimliğinin ifadesi ve yaşatılmasına ilişkin her türlü engel ortadan kaldırılmalı, bir toplum ve kültür olarak Çerkeslerin varlığı kabul edilmelidir. Çerkesler, çocukları ile yaşadıkları yerleşim birimlerine istedikleri isimleri koyabilmeli, Çerkes köylerine eski isimleri verilmelidir. Ayrımcılık ve her türlü ırkçılık ile aktif bir şekilde mücadele edilmeli, özellikle ders kitaplarından dil, din, etnisite ve cinsiyet farklılığı temelinde ayrımcılığı ve nefreti körükleyen tüm ifadeler çıkarılmalıdır.
- Anadili eğitimi yaşama geçmeli: Devlet, yurttaşların dillerini ve kültürlerini korumaları için sadece izin veren değil, destekleyen bir konumda olmalıdır. Bu kapsamda ilk öğretimden itibaren Çerkesçe seçmeli dil dersleri yaşama geçirilmeli, anaokullarında ve derneklerde dil öğretiminin önünde engel olan tüm kısıtlamalar kaldırılmalı, halk eğitim merkezleri ve benzeri kuruluşlar aracılığı ile dil kursları açılmalı, anadili öğretmenleri yetiştirilmeli, üniversitelerde talep edilen tüm dillerde akademik çalışmalara imkan tanınmalı, lisans ve lisans üstü programlar açılmalı, enstitüler kurulmalıdır.
- Çerkesce TV ve radyo yayınları yapılmalı: Münhasıran Çerkes dillerinde tam gün radyo ve televizyon yayını yapılmalı, Çerkesce yayın yapan özel basın/yayın organları desteklenmelidir.
- Çerkes kültürüne yönelik sivil toplum kuruluşları desteklenmeli.
- Dönüş hakkı tanınmalı: 21 Mayıs Çerkeslerin soykırım ve sürgününün simgesel tarihi olarak kabul edilmeli ve bu tarihsel gerçek tanınmalıdır. Çifte vatandaşlık hakkı tanınmasını istiyor Çerkesler çünkü ana yurtlarından geldiler ve ana yurtlarına serbestçe dönüş yapabilme hakkı istiyorlar. Rusya ile çifte vatandaşlık anlaşması yapılmasını istiyorlar ve bu sağlanırsa birçok haklarına da ulaşabilecekler. Ana yurtlarından sürgün olarak gönderilmişlerdi ve ana yurtlarına rahatça gidebilmeyi özlüyorlar. Bu imkan tanınmalı
- Kuzey Kafkasya cumhuriyetleri ile ilişkiler güçlendirilmeli: Türkiye’de yaşayan Çerkeslerin akrabalarının bulunduğu Kuzey Kafkasya cumhuriyetleri, özellikle Adığey, Karaçay-Çerkes ve Kabardey-Balkar cumhuriyetleri ile ekonomik ve kültürel ilişkiler geliştirmeli, Kuzey Kafkasya’ya yerleşen veya iş kuran vatandaşlarımız desteklenmeli, buradaki üniversitelerde okuyan öğrencilere kredi ve burs verilmelidir.
- Abhazya ve Güney Osetya tanınmalı: “Abhazya ve Güney Osetya egemen devletler olarak tanınmalı, Abhazya ve Güney Osetya’ya yönelik izolasyonlar kaldırılmalı, Trabzon-Sohum arasında gemi ve İstanbul-Sohum arasında uçak seferleri acilen yeniden başlatılmalı, Gürcistan’a yapılan askeri yardımlar durdurulmalı, Abhazya/Güney Osetya ve Türkiye’deki kurum ve kuruluşlar arasında ekonomik, kültürel ve eğitsel alanda işbirliği geliştirilmelidir.” diyorlar. Bunlar önemli talepler.
Biz bu talepleri önemli buluyoruz. Halkların kardeşliği için çok önemli buluyoruz. Şahsım ve partim Çerkes toplumuyla, STK’larıyla sürekli irtibat halinde ve halkların kardeşliğini sağlamaya çalışıyor. Yolları açık olsun bu acı günlerinde yanlarındayız.
Bir başka halk, Filistinliler. yaşadıkları acılar hiç bitmiyor ve bugünlerde özellikle soykırım iyice derinleşti arkadaşlar. Bakın Filistin’de, Gazze’de, Han Yunus’ta her yerde korkunç, bir soykırım var. Kadınlar, çocuklar hedef alınarak öldürülüyor. Özellikle kadınlar, çocuklar öldürülüyor ki nesil kurutulsun. Bakın bu kadar korkunç bir soykırım var ve biz buna sessiz kalamayız arkadaşlar. Kimse sessiz kalmamalı. Şu anlarda, şu saniyelerde Filistin’de insanlar ölüyor ve kimse buna sessiz kalmamalı. İnsanlık borcumuzdur. Bakın Filistin’de bunlar yaşanıyor. Şu hal yaşanıyor, şu trajedi yaşanıyor. Korkunç bir soykırım. Utanıyoruz insanlık adına vahşi soykırımcı İsrail, katil Netanyahu maalesef bir soykırımı devam ettiriyor. Azerbaycan’dan petrol alıyor. Türkiye iktidarı bu petrolden varil başına 1 dolar 27 cent komisyon alıyor ve İsrail tankları, uçakları bu benzinler, bu petrollerle sivilleri vuruyor. Utanç verici bir haldir bu.
İşte Filistin halkı şu gördüğünüz acıları yaşıyor. Bebekler ölüyor. Yaşlıların elinde bebekler, kadınlar paramparça ediliyor ve hala Gazze’ye yardım ulaştırılamıyor. 80 güne yakındır Gazze’ye tek bir gıda maddesi ulaştırılamıyor arkadaşlar. Durum son derece vahim ve bize çağrılar var. Bu çağrılar son derece önemli. Mohammad Makram Balawi, Parlamenterler Arası Kudüs Ve Filistin Platformu adına bana bir mail göndermiş. Diyor ki: “Türkiye Parlamentosunda Refah Sınır Kapısı’nın derhal açılmasını, insani yardımların engelsiz girişine izin verilmesini ve yardım görevlilerinin korunmasını isteyin. Bu konuda parlamentonuzu harekete geçirin.” diyor. Evet biz de gerek genel kurulda gerek basın toplantılarımızda her yerde feryat ediyoruz, vicdanımızın sesini yükseltiyoruz ve Filistin halkının yanında olduğumuzu haykırıyoruz.
Bugünlerde susan yarın konuşmasın arkadaşlar. Bunu net bir şekilde söyleyelim. Soykırım devam ederken, bebekler ölürken susulmaz, konuşulur, feryat edilir. Tüm insani feryatlarımızı arşa yükseltiyoruz ve duyun bizi diyoruz.
Değerli arkadaşlar bakın elimde bir dilekçe bu bir annenin dilekçesi. Kızı Gaziantep’te tutuklu abuk sabuk nedenlerle, bomboş gerekçelerle tutuklu, gencecik bir insan, bilgisayar mühendisliği son sınıfında, okulun bitirmesine bir ay kala abuk sabuk nedenlerle tutuklandı. “Niye Erasmus programına katıldın? Niye yurt dışı gezisi yaptın?” tutuklamaya gerek hissedilmeyecek, gerekçe olmayacak nedenlerle tutuklandı ve şu anda senesini kaybedecek. Okulunu bitiremeyecek. Zaten zor durumda bir aile. Böyle onlarca aile var, bakın ve çocukları, gençler tutuklu. Gaziantep’te L Tipi Cezaevi’nde bir vehamet yaşanıyor. 30 kişi kadınları bir koğuşa doldurmuşlar. Çoğu yerde yatıyor. Felaket bir haldeler. Aralarından hukuk fakültesi öğrencisi bir genç kadın intihar girişiminde bulundu. Bu çok kötü ortamdan dolayı. Tutuklandığı için şu an okuluna devam edemiyor ve o yaşadığı stresten dolayı intihar girişiminde bulundu. Allah’tan ölmedi. Şu anda Adana’da bir psikiyatri hastanesinde yatıyor ve diğer genç insanların durumunu düşünün arkadaşlar. Olacak bir iş değil bu.
Adalet Bakanı Sayın Yılmaz Tunç’a sesleniyorum. Gaziantep’deki hakimlere sesleniyorum. İnsanlığınız yok mu yahu? El insaf diyorum ya. Sizin kızınız yok mu ya? Bakın, bin bir maddi ve manevi sıkıntı içindeyken aileler çocuklarını yetiştiriyor, en iyi puanlarla okullar kazanıyor, o okulları bitirmeye bir ay kala abuk sabuk gerekçelerle tutuklayıp o genç kızın hayallerini çalıyorsunuz, aileyi mahvediyorsunuz ve sınava bile giremiyorlar. Ya bırakın bari cezaevinde sınava girsin. Yok efendim ona da izin vermiyor. Ya bu nasıl insanlık dışı bir durumdur ya? Sizin kızınız, evladınız yok mu ya? Ben size soruyorum; nasıl insanlarsınız ya? Gaziantep’teki hakimlere sesleniyorum lütfen. Bakın avukatlar itiraz ediyor arkadaşlar. Avukatlar itiraz ediyor lütfen şu çocukların hayatını mahvetmeyin, karartmayın. İntihar girişiminde bulunuyorlar. Buradan Gaziantep’teki hakimler duysun sesimi! Gaziantep Valisi duysun sesimi! Zaten abuk sabuk gerekçelerle tutukladınız ve şu anda olan bu arkadaşlar vicdanımız kaldırmıyor bunları.
Elimde bir soru önergesi var ve ona cevap geldi. Bu soru önergesinin konusu neydi? Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin Ankara Kart’a online para yükleme hizmetlerinde hizmet bedeli adı altında ek bir ücret talep etmesi hem adil olmayan hem de vatandaşları zor durumda bırakan bir uygulamadır. Vatandaşların maddi durumunu düşünün dedik. Ankara Kart’a online para yükleme işlemlerinde alınan paraya neden gerek görülmüştür? dedik ve sorduk. Baskılarımız sonrasında Ankara Büyükşehir Belediyesi bu uygulamayı kaldırdı arkadaşlar. Bunu da halkımıza duyuralım. Ankaralılara duyuralım. Biz boşuna milletvekilliği yapmıyoruz. Halkımızın her kesiminden gelen şikayetleri ilgili mercilere iletiyoruz ve bu haksızlıkları durduruyoruz. Allah’a şükürler olsun da Ankara’da milyonlarca vatandaşın faydalanacağı birişe imza atma noktasında baskı unsuru olduk. Biz evet muhalefet milletvekiliyiz, iktidar vekili değiliz ama muhalefet milletvekilinin de yapabileceği çok iş var ve Allah’a şükür bunları yapmaya çalışıyoruz. Büyük bir gayretle, özveriyle soru önergileriyle haksızlık yapanları sıkıştırıyor, cevap vermeye zorluyor ve adaleti sağlamaya çalışıyoruz ve sağlıyoruz Allah’ın izniyle bundan da mutlu oluyoruz. Bunu da bu vesileyle sizlere iletmiş olalım.
Birçok başvuru geliyor bizlere. Tekniker arkadaşlarımız çok başvuruyor arkadaşlar bakın yıllarca okumuşlar okullarını bitirmişler ve ortada kalmış durumdalar. “Ben bir ağız ve diş sağlığı teknikeriyim bölümümüzde kontenjanlar oldukça sınırlı 80 ve üzeri puan alıyoruz yine de yerleşemiyoruz Sayın Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu.” diyorlar. Sağlık Bakanı lütfen bakın ağız ve diş sağlığı teknikerlerine 10 bin kadro sözünüz vardı yapmıyorsunuz lütfen yapın.
Bir veli bize başvurmuş. Erzincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde yatan Nurcan Arslan’ın velisi. Diyor ki: “Nusaybin Hendek olaylarında ceza aldı. Bakın 2016’da ceza almış bir genç insan 2025 yılı hala cezaevinde. Dün gençlerimizi hayata nasıl kazandırabiliriz konulu bir önergede konuştum arkadaşlar. Gençleri böyle hayattan soğutacak, hayattan uzaklaştıracak, intihar ettirecek uygulamalar yaparsanız gençler hayata kazandırılabilir mi arkadaşlar? Size soruyorum. Allah aşkına. Bakın tahliyesi gelmiş. 10 yıla yakındır yatıyor genç bir insan ve “Seni tahliye etmeyiz.” abuk sabuk gerekçeler. Neymiş? “Telefonda bir başka kişiyle telekonferans yaptın.” ne var yani? “Nasılsın, iyi misin?” diyor. Niye bu kadar bu işleri büyütüyorsunuz ya Allah aşkına. Genç insanlar, bakın hayatlarını zindanlarda çürüten bir devlet ve iktidarıyla karşı karşıya olacak iş mi bu!
Büyükçekmece savcısı bir haber yapan Dursun Boran hakkında suç duyurusu için polise yazı yazmış. Sonra bu kişi ifade vermiş. İfade vermedi diye yakalama kararı çıkarılmış. İfade vermiş bu kişi ama yakalama için yazı çıkarılmış. Böyle acayip işler oluyor arkadaşlar. Vatandaş da bize bunu başvurmuş, biz de bunu kınıyoruz.
Kocaeli Yukarı Hereke’de, yeni yapılan bir İmes yolu var. Oradan sürekli kamyonlar geçiyor. Yukarı Hereke zaten dezavantajlar yaşayan bir bölgemiz. Sosyoekonomik sıkıntılar yaşayan bir bölgemiz. Kamyonlar geçiyor. İlkokulu var, ortaokulu var, imam hatip var onların nünden kamyonlar geçiyor. Ortalık toz, duman ve tehlike var. Kocaeli Yukarı Hereke’de bu sıkıntı yaşanıyor. Araçlar çocukları bile fark etmiyor. Yarın öbür gün kamyonlar çocukları ezerse Allah korusun kim ne diyecek arkadaşlar. Körfez Belediyesi yama yapıp geçiş buluyor. Bu sıkıntı halledilmeli. Yol yapıldı daha 1 yıl olmadan her yeri yama içinde kamyonlar geçiyor. Bu duruma bir el atılmalı değerli arkadaşlar.
Muzaffer Duman, Van’dan bize ulaşmaya çalışmış. Diyor ki: “Birleşmiş Milletler Sosyal Hizmet Merkezlerinin Kapasitesini Güçlendirme Programı kapsamında farsça tercüman olarak çalışıyorum. Birleşmiş Milletler bu fonları kesmiş. Kaç kişi mağdur olacak? 330 kişinin işine son verilecek. Çok zor durumdayız. Ömer Bey bizim durumumuzu gündem et diyorlar. Aile yılında kapı dışarı ediliyoruz. Ailemiz var. Ne yapacağımızı bilemiyoruz. Devam eden diğer projelere bize alsın.” diyor arkadaşlarımız. Bunu da bakanlığa iletmiş olalım arkadaşlar. Aile Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Aile Yılı diyorsunuz. Kardeşim aile babalarını işten atıyorsunuz. Buna bir formül bulun. Bakın devam eden diğer projelere alın. Sayın Mahinur Hanım, lütfen sesimi duyun. Sizin iyi niyetli olduğunuzu biliyorum. Gayret edin ve bu insanlar işsiz kalmasın. Sayın Mahinur Hanım.
Zerdeşt Oduncu İzmir Buca 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunuyor. Ağır bir baskı yaşadıklarını söylüyorlar. Mahkumlara küfür edip zorbalıyorlar deniyor. Açlık grebi başlatmışlar. Bir kişi anjiyo olmuş, traktör gibi bir araba ile cezaevine getirilmiş pansumanlı haliyle ve acı çektirerek zorbalık yapılmış.
Bir baba: “Ali Haydar Yıldız Bodrum S Tipi Ceza Infaz Kurumu’nda kalmakta ve oğlumun karaciğerinde kist var geçen hafta hastaneye gitti. Sağlığından dolayı çok endişe içindeyim.” diyor bu baba.
Atanamayan adli tıp teknikerleri de bize başvurmuş. Diyor ki: “ 2025/4 merkezi atamasında yalnızca 2 kişilik kadro verildi. Binde 3’lük bir atamaya karşılık gelmekte. Özel sektörde iş imkanımız yok. Biz devletten başka bir yere gidemeyeceğiz. Bizim işimizi hastanelerde biyologlar, hemşireler, laboratuvar teknikerleri görüyor. Olur mu böyle şey?” diyor adli tıp teknikerleri. Arkadaşlarımızı görün lütfen. Onlara bir alan açın Sayın Sağlık Bakanı.
“5,5 yıl ceza yattım bu cemaat sorgulamaları neticesinde. Ben çıktım tam bir aile babası olacaktım. Bu sefer eşimi aldılar. 9 yaşındaki oğlumuz kendini bildi bileli hiç anne ve babasını aynı anda yanında göremedi. Biz 10 yıldır aile olamadık.” Diyor. Ya arkadaşlar aile yılı ilan ediyorsunuz, Türkiye’de ailelerin durumu bu ya. Ailelerin durumu bu arkadaşlar. “Biz aile yılı ilan ediyoruz, aileye çok büyük önem veriyoruz.” çocuk 9 yıldır anne ve babasını birlikte bir anda görmemiş. 10 yıldır aile olamamışlar bunlar ya. Türkiye’de anne baba tutukluklar bu denli vahim zalimliklere neden oluyor ya Allah aşkına. “Artık annesi çıksın, bir formül bulunsun. Hep kapsam dışı kaldık yargı paketlerinde. Yine suç ayrımı yapılacak mı?” “Efendim her şeyi katarız. Terörü katmayız.” ya terör dediğin ne ya? Allah aşkına yani. Gariban bir anne, ne bir silahla eylem var ne bir şey. Banka Asya’ya para yatırmış, bir derneğe üye olmuş. Allah aşkına 10 yıldır annesinden emdiği sütü burnundan getiriyorsun Allah aşkına ya. Nasıl bir vicdansızlık ya? Buna 600 vekilin haykırması lazım. Nerede vicdanınız ya sizin? Allah aşkına soruyorum size.
Melike Öztürk yargılandı ve ceza aldı. 7.5 yıl, yıllarca cezaevinde yatıyor. Isparta Kapalı Cezaevi’ndeydi. Artık çıkışı yaklaştı. Afyon Açık Cezaevi’ne çıkarıldı. Gözaltına ilk alındığında iki aylık hamileydi ve bebeğini stresten dolayı düşürdü. Büyük acılar yaşadı. Düşünün cezaevine giriyorsunuz artık çocuğunuzun olma şansı yok yıllar boyu. Ardından 30 yaşındaki kız kardeşini bir trafik kazasında kaybetti. Büyük acılar yaşadı. Depresyona girdi ve geçtiğimiz günlerde bileklerini kesti. İki bileğini de kesmiş. Onu da başarmış işin doğrusu. Bu suç ithamı kapsamında hiç böyle vakalar görülmüyordu. Adli mahpuslarda böyle bilek kesme olayı görülüyordu. Cezaevi görevlileri de bunu bana söylediler. İlk defa gördük dediler. Bu kadar vahim bir duruma gelmiş durumda arkadaşlar. Düşünün öğretmen, doktor, mühendis olmuş kadınlar artık o kadar ağır depresyon yaşıyor ki hiç yapmadıkları bir şeyi yapıyor ve bileklerini kesiyorlar. Ya inanılmaz bir şey gerçekten arkadaşlar. İnsanları bu duruma düşürdünüz ya. El insaf diyorum. Bu nasıl bir zalimliktir, vicdansızlıktır anlamak mümkün değil arkadaşlar. Bunu da biz her zaman işledik ve işlemeye devam edeceğiz. Sesi çıkmayanların, sesini yükseltemeyenlerin sesi olmaya Allah’ın izniyle devam edeceğim.
Cuma İbrahim ve Halil İbrahim kardeşler Suriye uyruklu. Erzincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde kalıyorlar. İbrahim’in yaklaşık 18 ay önce çocuğu ölmüş ve ailesiyle görüşemedikleri yönünde bilgi geliyor. Amcasının kızı Mersin’de yaşıyor. Vasi olarak atanmış. Onunla da görüşemiyor. Türkiye cezaevlerinde TC vatandaşı olmanız bir şekilde haklarınızı alabiliyorsunuz ama TC vatandaşı değilseniz o zaman gerçekten çok ağır ihlaller yaşıyorsunuz. Yakınlarınızla bile görüşmeniz çok zorlaşıyor.
Erhan Kınacı Çorum’un Osmanlıcık ilçesinde 11 Ağustos 2023 tarihinde hayatını kaybetmiş bir vatandaşımız bakın babasının ölümüyle ilgili bir araştırma peşinde. Traktörden düşme sonucu kaza denilmiş fakat çocuğu araştırma yapmış farklı bulgular var şüpheli birisi var ve bir cinayet ihtimali var. Olay yeterli bir şekilde araştırılmamış “Bağ evinde mangal yakılıp alkol alındı.” denilmiş ama otopside midesi boş çıkmış. Şüphelileri tekrar sorgulama zahmetine katlanmamışlar ve sıradan ölüm denilen bir olayın bir cinayet olacağını söylüyor ı. “Ben kimlerle savaşıyorum hiç bilmiyorum. Ölüm tehditleri alıyorum sırf araştırmanın peşini bırakmadığım için bu olayın gündeme taşınmasına en kısa sürede adaletin tecelli etmesini istiyorum diyor.
Beşiktaş Belediyesi’nde grev var. Grevde olan Beşiktaş Belediyesi işçileri bize başvurmuş. Biz hiç ayrım yapmıyoruz. Kimden başvuru gelirse gelsin. “Toplu işçi çıkarmaları yaşıyoruz ve gerçekliği olmayan kodlar ile işten çıkarılalım.. İşten çıkarılan işçiler olarak belediye önünde basın açıklaması ve direniş çadırı kuracağız, destek bekliyoruz.” diyor. Biz de buradan basın toplantısıyla bu kişilerin sesini duyuruyoruz. Olayın karar vericisi değiliz ama feryat eden, haksızlığa uğradığını beyan eden kişilerin sesini duyurma makamında bir milletvekiliyiz ve onu da yapıyorum değerli arkadaşlar.
“Öğrenci affı ile ilgili göstermiş olduğunuz hassasiyet ve üstün gayretleri başından beri büyük bir umut ve takdir ile takip ediyoruz.” diyor. Yurt dışında bir okulda okumuş. Sonra Türkiye’de tıp fakültesi kazanmış. 5. sınıfa gelmiş. Sonrasında “Vay efendim senin yurt dışındaki okulun kapatılmış.” denilerek “Sahte evrak getirdin.” denilmiş. “Ya okuduğum okul kapatılmışsa suç bende mi?” diyor. “İletişime geçilmemesi yüzünden YÖK tarafından sorun çıkarılıyor. Sahte damgası vuruluyor. Ben her şeyimi yaptım. Tıp fakültesini de kazandım ve 9 yılın ardından YÖK tarafından kaydı silinmiş ve sahtecilik gibi ağır bir ithamla karşı karşıya bırakılmıştır.” diyor. Zamanında denkliğini almışken böyle bir mağduriyet yaşatılıyor. Düşünün genç bir doktor adayı abuk sabuk nedenlerle şu anda büyük bir stres yaşıyor. Olacak bir iş değil arkadaşlar bu konu.
“Erzurum Dumlu Cezaevi’nde hükümlü olarak bulunan kardeşim Mahsum Yüksekbağ’ın sağlık durumu hakkında ciddi endişelerimiz var.” diyor. 28 Nisan 2025 tarihinde Erzurum Şehir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisin’e götürülmüş. “Ya bir şeyin yok.” denilmiş ama şikayetler var. Sonraki gittiği doktor demiş ki: “Ya önemli sıkıntılar var.” o zaman bakın bir hasta nasıl doktora güvensin? Ben de hekimim arkadaşlar. Hipokrat yemini etmişiz. Öyle şey olur mu! “Falanca suçtan gelmişsin sana iyi bakmam.” böyle şey olur mu ya! Allah aşkına karşındaki insandır. Sana ne onun mahpusluğundan, hangi suç ithamından yattığından.Allah aşkına ya! Erzurum Şehir Hastanesi Başhekimliği’ni uyarıyorum. Böyle ayrımcılık yapan doktorlarınız var mı? Ne oluyor, ne bitiyor? Bu hastanın tedavisinde niye aksama var? Bakın Sayın Başhekimim, Sayın İl Sağlık Müdürüm bu konuyu düzeltin. Aile diyor ki: “Kendisinin sağlığından ve hayatından ciddi şekilde endişe duyuyoruz.”
Bir başka başvuruda; “Babam Nusret Dağdelen 70 yaşında ve hapiste.” diyor. Van T Tipi Cezaevi’nde. 22 yıl ceza almış. Neymiş mesele? Bir kişi, Yaşar Dilek isimli bir kişi polisten kaçarken Nusret Dağdelen’in evine bir şey atmış. “Vay efendim ne atıldı?” Telefonu karıştırılmış, bu doğru düzgün de bir şey bulunmamış. Fakat bir yargılama 70 yaşındaki adama 22 yıl ceza. Ya arkadaşlar bu ülkede millet mutlu olabilir mi ya? Sosyal adalet sağlanabilir mi? İnsanlar huzur içinde yaşayabilir mi? Allah aşkına ne yapıyorsunuz siz? Adalet Bakanlığı yetkililerine soruyorum. Bunlar son derece üzücü hadiselerdir. Yaşlı başlı insanlar bu şekilde cezaevlerinde.
Geçtiğimiz gün açlık grevinde olan mahpus aileleri bizi ziyaret etti ve süresiz açlık grevinde olan mahpuslarla ilgili bilgiler verdiler. Mahpuslar diyor ki: “Kuyu tipi cezaevleri insanlığa uygun değildir. Buralar kapatılmalıdır. Bizim burada durmamamız gerekiyor. Hükmümüz de onaylanmadan bizi burada tutmayın.” bakın şu gördüğünüz insanlar açlık grevinde. Serkan Onur Yılmaz, Hasan Ali Akgül, Yurdagül Gümüş, Sercan Ahmet Arslan, Mithat Öztürk, Baki Can Işık, Ayberk Demirdöğen, Ali Aracı, Fikret Akar. Ne diyor kendileri ve aileleri? Süresiz açlık grevi direnişçilerinin talepleri kabul edilsin, kuyu tipi hapishaneler kapatılsın. Gerçekten o kuyu tipi hapishanelere gittiğiniz zaman durumun korkunç olduğunu görürsünüz arkadaşlar. İnsanlığa aykırı yerler buralar.
Peki başka cezaevlerinde ne oluyor? Bize birçok mahpus mektubu geliyor. Onları size okuyalım. Sayfalarca mektuplardan kısa özet kesitler okuyacağım size. Lütfen dikkatlice dinleyin çünkü bunlar çok ağır feryatlar.
Nesimi Özcan Kocaeli F Tipi Kapalı Hapishanesi’nden yazmış. “Hapishanelerdeki insanlara kitap giysi verme para yatırma nedenleriyle toplam 10 yıl ceza aldım. Böyle bir hukukusuzluk örneği yoktur. Ardından sürgün sevke gönderildim. TV, radyo, telefon, mektup haklarımıza engelleniyor. Hasta mahpusum aynı zamanda.” diyor.
Tansu Işıklı Diyarbakır Kadın Cezaevi’nden yazmış. “Eşim Espiye Cezaevi’nde 6 yaşında bir oğlumuz var. Oğluma görüşler dışında babasıyla tanışma fırsatı verilmedi. Birçok Kürdistanlı çocuğun bu durumu yaşadığını biliyorsunuz. Sizi hücreden tekrardan selamlıyorum. Yardımınızı istiyorum.” Diyor.
Orhan Çaçan, Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevinden yazmış; “Antalya’dan bu cezaevine kendi isteğimle değil zorla gönderildim. Eşyalarım için 5-6 bin lira kargo ücreti istendi ve bir başka mağduriyet oluşturuldu. Zaten ailelerimiz zor bela para gönderiyor, bir de böyle masraflar yapıyorlar. Akıl almaz bir kargo ücreti bizden isteniyor.” diyor.
Sevda Kurban Marmara Kapalı Hapishanesi’nden yazmış; “Nasıl ki bir kuşu kuş yapan uçma özelliği unutturulabiliyorsa, bizlere de halkın sanatçısı olduğumuzu, şarkı söylemeyi, bağlama, gitar, flüt, keman çalmayı unutturmaya çalışıyorlar. 40 yıllık bir müzik grubu olan Grup Yorum, kuyulara sığar mı? Asla sığmayacağımızı bilen en yakın tanığımız sizsiniz Ömer Bey.” diyor.
Rozeri Kalkan Şakran Kadın Cezaevi’nden yazmış; “16 Nisan 2024’te tahliye olmam gerekirken birtakım yokuşa süren gerekçelerle tahliyem uzatıldı. Benim gibi 5 arkadaşım var onlara da aynısı yapılıyor. Deneme süreli veriliyor, puanlarımız düşük tutuluyor. 30 yılını bitirip tahliye ertelemesi yapılması vicdanları yaralıyor.”
Sercan Ahmet Arslan, Buca Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazıyor. Az evvel fotoğrafını da gösterdim. Açlık grevinde bu kişi. 217. gününde. “Misafir götürüldüğüm Antalya S Tipi Cezaevi’nde birçok ihlale uğradım. Eşyalarım verilmedi. Her türlü ihlale uğradım. Açlık grevinde olduğum halde gerekenler verilmedi. İdrarımdan kan geldi. Suç duyurusunda bulunuyorum. Kasıtlı olarak kötü muameleye uğradım.” diyor. Ne kadar üzücü arkadaşlar. Bu ülkenin gençleri böyle streslere sokulmamalı. Nedir bu hal ya? Bu kadar ağır şartlardaki cezaevleri olur mu diye soruyorum.
Bakın şimdi şu fotoğrafı Erzincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ndeki amcası Seyit Han Yaman’a göndermişler. Ne var bu fotoğrafta? Yeğeni ya! Kocaeli Newroz’unda çocuğu yerel giysilerle giydirip amcasına fotoğrafını göndermişler. Ne var bu fotoğrafta? Bu fotoğrafı cezaevi idaresi Seyithan Yaman’a vermemiş. Ya Adalet Bakanı Yılmaz Tunç bakın ülkede böyle işler yaşanıyor. Cezaevlerinde isteyen istediği gibi istediğini yapıyor. Ya şu fotoğrafı vermeme gerekçesi ne olur ya? Sormuyor musunuz müdür beye? Bu nedir ya Allah aşkına bu fotoğrafta ne var ya? Küçücük bir çocuğun, 5 yaşındaki bir çocuğun fotoğrafını vermemeyi bir iş sanıyorlar. Olacak iş mi? Bu fotoğrafı lütfen verin ve böyle işler yapmayın.
Suriyeli insan hakları savunucusu, değerli insan, fizik profesörü Sayın Taha El Gazi yurt dışına çıkartıldı. Alelacele bir şekilde eşiyle gözaltına alınıp geri gönderme merkezine gönderilip daha sonra şimşek hızıyla Suriye’ye gönderildi. Vatandaşlıktan çıkartıldı. Taha El Gazi’nin suçu neydi biliyor musunuz? Mazlum, gariban Suriyeli insanların uğradığı ihlalleri araştırmak, bu konuda bir şeyler yapmaya çalışmak, insan hakları çerçevesinde çırpınmak! Taha El Gazi’nin suçu buydu arkadaşlar! Bunu suç gibi gören bir zihniyet var. Taha El Gazi son derece değerli, saygın bir insan hakları savuncusudur. Vicdanlı bir insandır. Kendi çıkarını değil, insanlığın hakkını, hukukunu ön planda tutan bir insandır ve siz böyle bir insanı Suriye’ye gönderiyorsunuz ya. Utanın ya! İçişleri Bakanlığı yaptığınız nedir? Kınıyorum bu yaptığınızı.
İsrail’in Gazze’de yürüttüğü geniş çaplı kara harekatını Dışişleri Bakanlığı kınamış. Ya ne kınıyorsun Dışişleri Bakanlığı? Sen ilk önce Azerbaycan’dan akan petrolden aldığın komisyondan vazgeç Allah aşkına! Atıp tutmayın! Palavra atmayın! Hamaset yapmayın! Ticaret devam ediyor. Diplomatik ilişkiler devam ediyor. İsrail’in Ankara’da büyükelçiliği açık mı? Açık, ticaret devam ediyor ve her türlü hukuksuzluk devam ediyor. Ciddi bir çıkış yapamıyorsunuz ve en sonunda böyle “Ya bir açıklama yapalım.” hiçbir şey olmaz bundan Sayın Hakan Fidan.
Bakın şu üç çocuk şu anda yok. Şu bombalamalarda hayatını kaybeden çocuklar var arkadaşlar. Gözlerinizi kaçırmayın. Bu çocukları görün. Aileler yok ediliyor. Ufacık masum çocuklar katlediliyor. Bunun karşısında dün ne yaptı AK Parti MHP Cumhur Zulüm İttifakı? Filistin ile ilgili meclis genel görüşme önergesini reddetti. En azından Filistin’i konuşurduk ya. Bırakın da Filistin’i konuşan bir komisyon olsun şu mecliste ya. Ne zararı var bunun? Çocuklar ölüyor, soykırım var. Soykırım anında bu meclis neden susuyor diye soruyorum Sayın Numan Kurtulmuş’a. Sayın Numan Kurtulmuş neden bu mecliste bir Filistin konulu komisyon kurulmaz? Şu fotoğraflara bakın Sayın Numan Kurtulmuş. Lütfen bu konuya müdahil olun. En azından her an, her gün Filistin’i konuştuğumuz bir komisyon olsun Sayın Numan Kurtulmuş. Partiler üstü bir çağrı yapıyorum size. Bir İnsan Hakları Savunucusu olduğumu, yıllardır Filistin davası peşinde koştuğumu çok iyi biliyorsunuz Sayın Numan Kurtulmuş. Bizim yüreğimiz yanıyor, vicdanımız sızlıyor. En azından bu mecliste başkanı olduğunuz Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde her gün Filistin’i konuştuğumuz bir komisyon olsun en azından. Belki bir yol buluruz.
Bir utanç fotoğrafı daha! Azerbaycan Savunma Bakanı, İsrail’i ziyaret etmiş İsrail Savunma Bakanı ile el sıkışıyor. Utanç verici görüntüler arkadaşlar bunlar. Azerbaycan’da da bunu söyledim. İsrail ile her türlü ortaklığı yapıyorsunuz. İsrail’e dostumuz diyorsunuz. Ondan sonra da iki devlet bir millet. Böyle şey mi olur ya? İki devlet bir millet nasıl olur o zaman? Türkiye’de öyle veya böyle her kesimden insan için İsrail nefret edilen bir yapıdır. Bir hukuk devleti demiyorum, bir yapıdır diyorum. Siz nasıl bu İsrail’e dostumuz dersiniz, silah anlaşmaları yaparsınız. İsrail’i taltif etmek için Eurovision’da Azerbaycan 12 puan verdi. Bunların siyasi puanlar olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Gazze’de doğalgaz arama ortaklığı yapıyorlar. Ya şu anda soykırım devam ediyor, en azından bir utanın ya! Utanın, bebekler ölürken ortaklık mı olur ya? El sıkışma mı olur ya? Yarın öbür gün tarih önünde, insanlığın vicdanı önünde ne diyeceksiniz diye size soruyorum Sayın İlham Aliyev! Bir Türkpa üyesi olarak soruyorum ya! Bu ne iştir ya? Allah aşkına!
Vicdanlı insanlar yok değil. Bakın bu kim biliyor musunuz? İspanya Başbakanı Pedro Sanchez. Müslüman’ın dinin yapamadığını yapıyor. “İsrail ile ticareti bitirdik.” diyor. Bu vahşi ve soykırımcı ülke ile ticareti bitirmiş arkadaşlar. Bakın adam Arap değil, Müslüman değil, bizim kültürümüze ait bir insan değil ama vicdanlı bir insan ya. Allah razı olsun diyoruz ya. Müslümanım diyenin yapmadığı işi o yapıyor ya.
Bakın Faruk Bostan yaptığı bir haber dolayısıyla hemen gözaltına alınıyor. Neler neler ne dolaplar dönüyor Kocaeli’de! Bunları haber yaptığı için bir gazeteci, bakın Aydın Ünlü hakkında haberler yaptığı için onun beraatini apaçık deliller olmasına rağmen onun beraatini eleştirdiği için Faruk Bostan gözaltına alınıyor. Böyle işler olur mu ya? Allah aşkına!
Arkadaşlar bakın Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nde arkadaşımız orada bir konuşma yapıyor partimizin belediye meclisi üyesi. “Kürt Dil Bayramını kutluyorumç” diyor. Bakın bunu sadece söylüyor ya. Kürtçe bir kelime de yok. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tahir Büyükakın “Olmaz sus hemen.” ya ne oluyor? Türkçe bir şekilde “Kürt Dil Bayramını kutladım.” demiş ve onu susturuyor. Bu ana dair bir fotoğraf. Ya Sayın Tahir Büyükakın senin bağlı bulunduğun parti, bu mecliste bir süreç yürütüyor. Kürt meselesinde bir süreç yürütüyor. Bu yaptığın ayıptır ya. Ya buna benzer şeyler yapma bir daha. Okumuş, hoca olmuş insansın. Gelmiş Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı olmuşsun. Kürt meselesini az çok bilirsin. Seninle de konuşmuşuzdur bu konuyu. Ülkede senin iktidarın, senin reisin, liderin elini taşın altına sokmuş. Cumhur İttifakı bu konuda bir adım atmış ve biz de destekliyoruz zor süreçlerden geçiyor ülke ve bir şeyi başarmaya çalışıyoruz. Sen Türkçe “Kürt dil bayramını kutluyorum.” diyen adamı bile kürsüde azarlıyorsun. Yazık yani. Yaptığın bakın partin açısından seni azarlayacak bir durumdur. Bunu da parti yetkililerine ileteceğim bakın Sayın Büyükakın. Gerçekten parti yetkililerin de seni bu konuda uyarır. Arkanda durmaz. Bunlardan vazgeç lütfen.
Açlık grevcilerinin yakınları bize geldiler. Çok zor durumdalar. Yüzlerce gündür açlık grevinde olan mahpusların anneleri, babaları, yakınları yardım istiyorlar ve biz onların yanındayız değerli arkadaşlar.
Cemal Kaşıkçı, Türkiye’de Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda katledildi. Ne ölüsü ne dirisi çıktı ortaya. Çok vahim bir cinayetken Sayın Recep Tayyip Erdoğan da esip gürlüyorken aniden Suudi Arabistan’dan alınan kredilerle susuverdi. Dosya Suudi Arabistan’a gönderildi. Biz bunun karşısında susmuyoruz arkadaşlar.
Osman Kavala değerli bir sivil toplum aktivisti, nitelikli bir insan, merhametli değerli bir insan hala zulmen hapislerde.
Şerif Mesutoğlu işlemediği bir cinayetin cezasını çekiyor. Ağırlaştırılmış müebbet evet mahkeme kararları olabilir ama adalet yok arkadaşlar. O yüzden Şerif Bey’i biz hep gündem ediyoruz ve ailesinin de yanındayız.
Selçuk Kozağaçlı, abuk sabuk gerekçelerle mahkum edildi. Çok nitelikli, zeki, kültürlü, birikimli bir hukukçu ama şu gördüğünüz tahliye olduktan sonra bile birilerinin paçası tutuştu ve hemen onu tekrar cezaevine attılar. Hakkını hukukunu korumaya devam ediyoruz.
Sevinç Çakır 1 yıldan fazla Adalet Bakanı’nın önünde, Diyarbakır Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde oğlu Murat Çakır için adeta bir destan yazıyor. Yüreği yanan bir anne olarak evinde duramıyor. Engelli kızı Merve ile beraber Adalet Bakanlığı’nın önünde. Onun sesini duyun lütfen çırpınıyor. Gerçekten annelik ödülüne layık bir anne olarak büyük bir fedakarlık sergiliyor. O bir anne, çocuğunu gördükçe duramıyor, gözyaşlarını tutamıyor ve Vicdan Vakfı Anneler Günü’nde de çok etkili bir konuşmayla neden bu eylemini devam ettirdiğini, sivil, barışçıl, hak arama eylemini Adalet Bakanı önünde devam ettirdiğini anlattı. Sayın Yılmaz Tunç, anneyi duyun. Bir gün onun yanına gidin. “Nasılsın Sevinç Hanım?” deyin. O’nu bir yıldan fazladır görmezden geliyorsunuz Sayın Yılmaz Tunç. Kapınızın önünde bir anne bekliyor. Haklı olduğunu %1500 biliyorsunuz bakın. Gidin bir gün o anneye “Nasılsın Sevinç Hanım?” deyin. Sizi görevinizden almazlar. Size insanlık madalyası takarlar Sayın Yılmaz Tunç lütfen bunu yapın.
Gabonlu Dina’nın hakkını arıyoruz, hakkının adalet önünde verilmediğini düşünüyoruz.
Vezir Muhammed Nourtani gerçekten korkunç bir ölümle öldürülmüş bir insan, yakarak öldürülmüş bir insan ve ona bunu yapanlar çok az cezalarla kurtuldular ama biz unutmuyoruz.
Bu hafta “Zorla Kaybedilen Kaçırılanlar Haftası” özellikle Yusuf Bilge Tunç’u anıyorum. Yusuf Bilge Tunç 6 Ağustos 2019’da Ankara Gimat’ta kaçırıldı. Kaçırıldı arkadaşlar! Birtakım gizli kişiler tarafından kaçırıldı. Devletin bilgisi olmadan kaçırılması mümkün değil. Güvenlik kameraları var, her şey var, her şey ortada ama bulmak yerine kamera görüntüleri ve telefon HTS kayıtlarının üstü örtüldü. Demek ki birileri bunun bulunmasını istemiyordu. Bu kim olabilir? Bunu başaran kim olabilir arkadaşlar size soruyorum ve o dönemin MİT Başkanı Hakan Fidan’ı bu konuda bir açıklamaya davet ediyorum! Meclis’te, Bütçe Komisyonu’nda yüzüne de sordum. Sayın Hakan Fidan, göreviniz döneminde bu kişi kaçırıldı. Bu kişi hakkında ne diyorsunuz? Bu kişinin ne dirisi bulundu ne ölüsü bulundu dile kolay. 6 yıldır bu kişi yok ortada arkadaşlar. Annesi, babası, eşi, çocukları perişan bir halde. Ya öldürülmüşse cesedini verin. Yaşıyorsa bir şey söyleyin. Nerede bu insan? “Zorla Kaybedilen Kaçırılanlar Haftasındayız ve son derece önemli bir konu. Yıllardır bu konuyu işliyorum, peşindeyim ve bırakmayacağım arkadaşlar.
Onun gibi zorla kaybedilip kaçırılan iki kişi Gökhan Türkmen, Yasin Ugan onlar en azından biraz şanslıydı öldürülmediler ve şu anda Ankara Sincan Cezaevi’ndeler.
Gülistan Doku hakkında hala bir bilgi yok. Ailesi arıyor.
Hürmüz Diril, eşi Şimoni Diril’in katledilmesinden sonra hala kendisinden haber alınamayan bir kişi. Yargı süreci de adil yürümüyor. Kendisinden haber bekliyoruz.
























Yorumlar