22 Nisan 2026
Öncelikle tüm bu ülkedeki son 10 yıldaki zulümlerin nedeni olan 15 Temmuz sonrasıyla ilgili Meclis’te hazırlanan 15 Temmuz Darbe Girişimi Komisyon Raporu’nun nerede olduğunu soruyorum. Nerede bu rapor kardeşim? Ben bunu defalarca sordum. Meclis Başkanlığı’ndan bir cevap geldi. Sayın Nurman Kurtuluş’a soruyorum.; Bu rapor ne? Ya böyle bir meclis olabilir mi? Düşünün 10 Yıl geçmiş. Meclis bu konu üzerinde aylarca çalışmış ve Meclis Komisyonu’nun hazırladığı rapor ortalıkta yok. Meclisin mahzenlerinde kayboldu herhalde diye sosyal medyada yazmıştım. Bu komisyonun başkanı Reşat Petek bana sosyal medyadan cevap vermişti. Demişti ki: “Ömer Bey ben raporu hazırlamıştım. Meclis Başkanlığı’na sunmuştum. Bana değil Meclis Başkanlığı’na sorun.” Ben Reşat Bete’ye soruyordum. “Bana değil meclis başkanlığına sorun.” demişti. O halde ben Meclis Başkanlığı’na soruyorum. Sayın Numan Kurtuluş; “Ben o zamanlar meclis başkanı değildim.” diyerek kurtulamazsınız. Kurumsal bir yerdesiniz. Meclis başkanlığı son derece önemli. Meclisin birçok raporu hiç edildi arkadaşlar. Faili meçhullerle ilgili hazırlanan 2015’lerdeki bir rapor şu anda o da yok ortada. Bakın gidip o kadar araştırma yapıldı bir faili meçhul cinayet ait araştırması ve o da yok ortada. 15 Temmuz raporu da yok. Ben bu 15 Temmuz meselesini anlamak için bu yüzden uğraş veriyorum ve mahpuslarla da görüşüyorum ve bu 15 Temmuz gecesi neler olup neler bittiğini anlamaya çalışıyorum. Bunun için darbenin iki numarası denilen, eski tümgeneral Mehmet Dişli ile geçtiğimiz hafta görüştüm ve söyledikleri son derece çarpıcıydı. Neden 15 Temmuz raporunun Meclis Başkanlığı tarafından açıklanmadığını adeta anlatır gibiydi. Burada Meclis Başkanlığı da töhmet altındadır. Bir an evvel bu rapor açıklanmalıdır çünkü Mehmet Dişli’nin son derece önemli iddiaları vardır. Bu rapora ifade vermek için Meclis’e iki kişi geldi. Kimdi? Hulusi Akar ve Hakan Fidan. Hulusi Akar’a defalarca bu mecliste sesleniyorum. Diyorum ki; “Senin altında olan yüzlerce, belki binlerce asker sana demediğini bırakmıyor.” Bunu hapishane ziyaretlerinde duyuyorum. Çok ah alıyorsun erlerden, kursiyer teğmenlerden, astsubaylardan ve diğerlerinden. O gece ne olduğunu açıklamıyorsunuz, örtbas etmeye çalışıyorsunuz. Bunu biz bilmiyoruz muyuz! Senin ifadelerin son derece çelişkili. Bir ifade veriyorsun. Üç gün sonra başka bir programda ifadelerini yalanlıyorsun. Böyle şey olur mu Sayın Hulusi Akar diyorum. Açıklama yap. Ses yok. Bir zamanların Genelkurmay Başkanı, cabbar komutan, herkesin korktuğu sağa sola bağırıp çağıran Hulusi Akar’a defalarca; “Buyur Akar konuş diyorum. Çıt yok.” Ben bir keresinde meclis genel kurulunda Sayın Akar kalksın, konuşsun dediğinde Leyla Şahin; “Ömer Bey, Hulusi Akar konuşmayacak, bil bunu.” demiş. Demek ki bir talimat almış. “Konuşma Hulusi Akar.” Denilmiş ve zaten biliyorsunuz sonrasında birtakım iddialarla tutuklanan gazeteci Akif Ersoy Habertürk programına çıktığında Hulusi Akar son olarak konuştu ve orada da gözümüzden kaçmadı. Promptıra bakıp duruyordu böyle gözler promptırda karşıdan kendisine birileri bir şey gösteriyor belli ki promptıra bakarak konuştu ve sonra hiç konuşmadı. Meclis’te o kadar ısrar ettim; 15 beş Temmuz gerçeklerini açıkla Hulusi Akar dedim. Hulusi Akar da çıt yok. Normalde demediğini bırakmayacak bir orgeneral olduğu söyleniyor oldukça sert ve her türlü kelime ağzından çıkan bir kişi olduğunu söyleniyor. Ancak Hulusi Akar hala sessiz ama ben bu sessizliği kabul etmiyorum çünkü 15 Temmuz yargılamaları nedeniyle on binlerce kişi son derece hukuksuz bir şekilde ağır cezalara çarptırıldı. “Gömülen gömülsün bana ne?” deyip de bu işlerin üstüne bir bardak soğuk su içerseniz benim vicdanım bunu kabul etmez. Olayı tüm ayrıntısıyla araştırmaya çalışıyorum ve çok önemli şeylerle karşılaşıyorum.
İşte bunun için geçtiğimiz haftalarda 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nin duruşmasında çatı davasında ifade veren Mehmet Dişli ile görüştüm. Kendisi zaten mahkemede de bana dediklerini anlattı. Dedi ki: “Sayın Müesser Yıldız benim konuşmalarımla ilgili makaleler yazmış. Ona deyin ki; “Müesser Hanım elinize sağlık gerçekleri yazmışsın ama senin yazdığın gerçekler benim anlatmaya çalıştığım gerçeklerin %1’i bile değil. Beni dinleyin ve size o geceyle ilgili çok önemli şeyler anlatacağım.” dedi. Bana dedi ki; “O Hulusi Akar’a git sor. Gelsin duruşmalarda ona soru soralım. Yıllardır kaçıyor. Niye kaçıyor? Ben onun zamanında sağ koluydum. Hatta o kadar yakındım ki onun iç çamaşırlarının rengini bile bilirim. O niye gelip benim sorularıma cevap vermiyor? Gelsin duruşmaya ona üç soru sorsam her şey ortaya çıkar. Aslında 200 sorum var ama üç soru da Akar biter. O yüzden Akar sessiz kalıyorç” dedi. “Akar’ın doğruları söylediği program olarak Kübra Par programını gösterdi ve ondan sonrasında Kübra Par programı ile Akif Ersoy programının nasıl birbirini çelişki haline düşürdüğünü bir izleyin görün.. Bir söylediğini orada söylemiyor, birbiriyle çelişiyor ve benim hakkımda da O 19 Temmuz’a kadar olumsuz bir ifade kullanmadı ve 19 Temmuz 2016’da safını seçti, gücü seçti, 20 yıllık arkadaşını sattı. Biz onunla Napoli’den beri NATO karargahlarında birlikteydik. Ben binbaşı olarak onun yanına girdim. O Tuğgeneraldi. Çok hizmet verdi, o da bana güvendi ama bu işin sonu bu mu?” diye soruyor. Binali Yıldırım’ın o gece Ilgaz’da tünelde saklandığını ve öldürülme ihtimalinin olduğunu söylüyor ve onun canını zor kurtardığını söylüyor. “Bunu yapan esrarengiz eller var. Bu konu araştırılsın.” diyor. Bu konuyla ilgili görüştüğüm bir başka askerin söylediklerini de az sonra söyleyeceğim. Son derece çarpıcı.
Binali Yıldırım da bu konuyla ilgili açıklama yapmalı. “Darbenin iki numarası olarak gösteriliyorum ancak Yurtta Sulh Konseyi’nin içinde bile yok. Tek bir kişi bile “Yurtta Sulh Konseyi’nin içinde Dişli vardı.” diyemez. Böyle rezalet olur mu? Yurtta Sulh Konseyi’nin toplantıları evet, 6-7-8-9 Temmuz’da yapılmış. Evet bir darbe hazırlığı var, yok demiyorum ben. Bir tezgahtı demiyorum. Bir darbe hazırlığı var. Yurtta Sulh toplantıları yapılıyor ancak ben o toplantılarda yokum. O toplantılarla hiç kimseyle alakam yok ve darbe gecesi o toplantılarda alınan kararlardan dolayı Yurtta Sulh Konseyi imzaları açılmış. O konseylerde olmayan insanlar birtakım yerlere görevlendirilmiş ve onlar adına imzalar açılmış. Bir sürü kişi var böyle. Onların en başında da Hulusi Akar var. Bu belgeyi ortaya çıkarabilirim. Var bu belgeler dosyalarda. Bu imzanın olması Akar’ın darbeci olduğunu göstermez. O konseyin birilerini kafasından görevlendirdiğini anlatır ve bu nedenle bu görevlendirmelerde şahısların suçlu olmadığını bilin. “Şu konsey seni şuraya görevlendirdi derdiği anda o kişinin haberi yoksa o kişi nasıl suçlu ilan edilir? Ben inceledim, 15 Temmuz Yurtta Sulh Konseyi 12 Eylül Milli Birlik Komitesi’nden esinlenmiş belli ki, oralardan almış. Bu nasıl darbe diyor? Bir numarası Akın Öztürk diye gösteriliyor, adamın Birleşmiş Milletler kararı var, darbeyle en alakasız isim ama bu darbe için bir orgeneral lazımdı ve o kurban seçildi.” diyor. Ben Akın Öztürk için burada yıllarca ona yapılan hukuksuzluk için neler neler dedim, herkes bilir. “Bana da büyük bir kumpas kuruldu. Herkes biliyor, o gece ben Hulusi Akar’la yan yana yürüyordum, hiçbir şeyi yoktu. Onu alıp esir ettiğim iddialarının hespi palavra. Çıksın Akar konuşsun, üç soru soracağım ve ben 18 Temmuz 2016’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşecektim. TSK 2033 hazırlığımızı açıklayacaktık. TSK 2033, TSK’nın 20 yıllık, 30 yıllık perspektifi üzerinde çalışılan bir projeydi ve ben bunu çok önemsiyordum. İHA’lar, SİHA’lar, balistik füzeler üzerinde çalışan bir komutandım, bir ekiptim ve TSK muazzam bir yere doğru gidiyordu. Ben, düşünün, 15 Temmuz’da darbeye kalkışmışım. 18 Temmuz için hazırlık yapan bir insanım ve Erdoğan’ın önüne projeler sunmak için gece gündüz çalışan bir insanım. Ben darbeciymişim, bu palavralara kim inanacak Allah aşkına! Şimdi biz öylesine muazzam bir proje içindeydik ki, düşünün hareket halindeki bir aracın motorunu değiştirebilir misiniz Ömer Bey? Ama biz TSK 2033’te bunu yapmaya çalışıyorduk. O aracın hareket halindeyken, o ordunun ana motorunu değiştirmeye çalışıyorduk bu projede. Komplo olacağını bilmesem, şöyle bir cümle söylerim; 15 Temmuz darbe girişimi TSK’yı çökertmek için, bitirmek için yapılmıştır çünkü TSK 2033 projesine hazırlanan bir ordu olarak 15 Temmuz darbe girişimi TSK’ya ve topluma çok büyük bir zarar vermiştir. Bu işin içinde ben yokum. Bu projeleri hazırlayan bir adam kalkıp bu işi çökertecek bir işe imza atar mı ya Allah aşkına ben kendimden çok eminim. Bu işler büyük işlerdir. Türkiye ileride uçak gemisi yapacaksa otuz yıl önceden hazırlık yapmalıdır. Öyle iki dakikada bir iş olmaz. Uçak gemisinin bir ton hazırlığı vardır ve ona hazırlık yapmalıdır. Kalkmış ülkeyi nasıl yönetiyor? “S-400’leri alıyorum, yok işte F-35’lere karşıyım. Çocuk oyuncağı mı ülke yönetmek? Biz NATO’da çalışmış insanlarız. NATO ve Rus tesisatları birbirine uymaz. Hiç böyle şey mi olur? Çocuk oyuncağı gibi onu alıp bunu bırakıyor ve şu anda bakın, ben zamanında söylüyordum artık savaşlar havada kazanılıyor. Tanklar, hikaye, piyadeler, hikaye, füzeler, balistik füzeler önemlidir. Buna hazırlansın ordu diyordum. Kimse beni dinlemiyordu. İşte orada TSK’ya büyük bir darbe vuruldu ve şu anda tüm dünyanın gördüğü balistik füze meselesinde Türkiye’nin ne kadar geri kaldığını, üzerimizden uçan füzeleri durduracak yapımızın olmadığı, onları ancak NATO’nun düşürdüğünü görüyoruz. Bunları hapishaneden üzüntüyle izliyorum. Bizim projelerimiz olsaydı bu zelil durumlara düşmezdik. Üzerimizden böyle füzeler uçuşup durmazdı. Ben altımdakileri söylüyordum; “General olacaksınız, doktor olacaksınız. O yüzden Gidin doktora yapın kardeşim. Doktor olmayanı artık bundan sonra biz yeni bir TSK, modern bir TSK oluşturuyoruz ve doktorasız insanı general yapmayacağız. Bilin bunu.” diyordum. Herkes çalışıyordu. Yurtta Sulh Konseyi ve işte diğer darbe meselesinde bir Allah’ın kulu benim aleyhime ifade vermedi. Bırak bir kişiyi 289 darbe dosyasında bir kelimede Dişli’nin adı geçmiyor. Hulusi Akar’ın yalanından başka bir şey yok ortada ve Akar ortada yok. Gelsin onunla yüzleşelim ve ben duruşmada söyledim. Bunları on yıldır da söylüyorum. Yeni bir şey de söylemedim. On yıl önceki ifademe bakın. Şimdiki ifadem aynı. Hulusi Akar beni kollasın diye on yıldır bekledim diye bir şey yok. Bir cümle söyledim herkes yanlış anlamış. “İşte o ağacın altında Hulusi Akar benim ne söylediğimi bilir.” derken duygusallaşmıştı biliyorsunuz, ağlamıştı. “Benim çocuklarıma yapılan, senin çocuklarına yapılan.” derken duygusallaşmıştı. “O ağacın altı dediğim yer, İstanbul’da Maslak’ta bir ordu komutanlığında bir ağaç vardır. Çitlemlik Ağacı, orası ormanlık güzel bir yerdir. Hulusi Akar’ın tepesi atınca, üzülünce beni davet ederdi. “Gel Dişli, bu 28 Şubat uygulamaları bıktırdı beni. Gel bir dertleşelim.” derdi. O ağacın altında oturup çay içip konuşurduk dostça. O benim abimdi. Ben onun kardeşiydim ama beni çok kötü sattı. Ben o yüzden ona insani bir şeyi hatırlattım. Mutlaka ben ona bu cümleyi söylediğimde yüzü gülümsemiştir çünkü orada biz çok samimi şeyler konuştuk. Dertlerimizi konuştuk. Ben derecelerle bitirdim hep ve hep birinci oldum terfi ederken fakat başörtülü annem kışlalara giremedi. Akar’a da aynı muameleler yapıldı. Bu konularda dertleşirdik. O ağacın altı derken ben bunu kastediyordum. Başka bir şifre falan yok. Akar, benim bildiğim yılların sert komutanı Akar istese o gün darbeyi bastırırdı. OK.. diye birisi gelmiş, saat 2’de MİT’e ihbar yapmış. Ona derdi ki: “Gel kardeşim sen kimsin de benim altım olan birisi olarak, astım olarak sen kalkmışsın bana değil de MİT’e haber veriyorsun. Gel kardeşim.” Derdi ve gereken emirleri verirdi. Öğle saatlerinde bu darbeyi istese bastırırdı. Biz bilmiyor muyuz? Biz askeriz ve o gece Ben Genelkurmay’a nasıl gittim, onu da size anlatayım. Memleketim Geyve. Cuma akşamı ben bir nikaha gidecektim. Düşünün benim gündemim bu. Cuma akşamı Geyve’deki nikahı da herkes bilir gidin araştırın. Geyve’ye nikaha gidecektim ve eve gittim. Alman Büyükelçiliği’nin arkasında evim. O evime gittim, son hazırlıklarımı yaparken “Ya hafta sonu Akar beni çağırmasın, işte rahat bir şekilde Geyve’de işlerimi göreyim, son hazırlıklarımı yapayım çünkü pazartesi Erdoğan’a sunumumuz olacak diye Genelkurmay’a tekrar geri döndüm. 20.07’de Genelkurmay’dan çıkıp eve gittim.” diyor ve sonra 20.40’ta Genelkurmay’a kendisi giriş yapıyor. Bunların saatlerini de verdi. Evinden Genelkurmay’a gidiyor ve bu sırada “Anlaşılan gece saat 03.00’da değil de darbeciler saat 20.00’da darbe yapma kararı almış belli ki ve Akıncı’dan bir ekip Genelkurmay’a gelmek için yola çıkmış. 19.30’da 20.00’da Genelkurmay’a gelmek üzere yola çıkmışlar. Ben de bu sırada onlar içeri girdiğinde Genelkurmay’a giriyorum hiçbir şeyden habersiz. Hatta Genelkurmay’ın önünde ben tümgeneralim sıra bekledim. Darbeci birisi olsam orada genelkurmay önünde sıra mı beklerim? Bütün mobese kayıtları var. Ben darbeci olacağım da iki saat orada sıra bekleyeceğim nizamiyede! Nizamiyede sıramı bekleyerek girdim içeri ve komuta katına çıktım. Komuta katında Hulusi Akar’ın yanına girmek için Orhan Yıkılkan’ın odasına girmişken enseme iki sivil kişi silah dayadı ve “Darbe var, TSK 2033’ü bırak, bizim dediklerimizi yaz ve Akar’a götür.” Dediler ve ben şok oldum. “TSK yönetime el koydu, yurtta sulh konseyi el koydu.” diyerek “Git Akar’a söyle.” demişler. Bu arada Zekai Aksakallı’nın Ertuğrul Gazi Özkürkçü’yü arayarak birileri tatbikat için oraya gelecek dediği konusunda bir bilgi verdi ve Fırat Alakuş ve Murat Korkmaz da Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda görevli subaylar onlarla da görüştüm. Evet onlar da diyor ki: “Şifahi bir şekilde Aksakallı bize beş gün öncesinde de söylemişti bir girişim olabilir ve o gece gidin Genelkurmay’ı koruyun çünkü özel kuvvetlerin görevi Genelkurmay’ı korumaktır.” diyorlar bu iki kişi. “Ben Hulusi Akar’ın yanına girip, “Ya efendim böyle bir girişim var.” dediğimde bana “Tamam tama otur yerine, biliyoruz.” dedi. Önünde kağıtlar vardı, son derece sakindi ve ciddi işler yapmıyordu tepesi atıktı ama o bildiğim Akar met emirleriyle durdurabilirdi fakat böyle gayet sakindi ve ardından hiç eli kelepçelenmedi ben ona herhangi bir tehdit edici cümle söylemedim. Yalan atıyor Hulusi Akar. Onunla birlikteydik ve ortalığın karışması üzerine aşağı doğru indik. Ben Genelkurmay’ın sığınağına ineceğimizi sanırken, Hulusi Akar ve 7 kişi hazırlanan helikoptere gittik. Orada da kimse onu bağlamamıştı, elini bağlamamıştı, kelepçelememişti. Boynundaki iz meselesi de talavradır. Kesinlikle kimse kötü muamele yapmadı. Kimse eline kelepçe takmadı. Zaten görüntülerde de görüyorsunuz, elini kolunu sallayarak gidiyor. O önde, biz arkada komutan olduğu için. Biz onun arkasında yürüyoruz ve o anda ben dalgınım, üzgünüm. TSK’nın başına bunlar neler geldi diye düşünürken, helikopterin pervanesi kafamı uçuracaktı, Hulusi Akar son anda beni kurtardı. Yoksa ölürdüm hakikaten, çok dalgındım. Ben onu esir alıp götürmüşüm, adam da güya benim canımı kurtarmış! Böyle iş olur mu! Ben onu esir almışsam adam canımı kurtarır mı? Hiç onu esirmesini almamıştık, beraber yürüyorduk. Boyun sıkmaymış, eter koklatmaymış. Bunlar hep Hulusi Akar’ın yalanları. Başka bir şey değil. Kübra Par programında sıkışınca gerçekleri anlattı. O videoyu bir izleyin. Ben yapay zekaya sordum; Kafasına bir adamın silah doğru tutup başımıza geç denilince o insan başa geçer mi? Böyle bir şey olur mu? O yapay zeka da; “Ssaçmalamayın böyle bir şey mi olur? Kafasına silah dayadığın adam bir fırsatını bulunca seni alt eder.” demiş. Akar bunları insanları yutturmaya çalışıyor. 23.04’te Genelkurmay’dan çıktık. 23.25’te Akıncı’ya vardık. O arada, Genelkurmay, Akıncılar’da ara sıra Hulusi Akar düşünün, güya kelepçekiymiş, esirmiş, boynundan tutmuşlar, eter koklatmışlar. Adam istediği zaman içeri giriyordu, namaz kılacağım diyordu. Genelkurmay da özel odasına giriyordu. Ondan sonra içeride telefonlarını sanırım kullanıyordu. Başka bir telefonu daha var. O telefon incelendi mi? Sorun kendisine. HTS kayıtları incelendi mi, kiminle ne konuştu, ne oldu, ne bitti.” Diyor ve tabi ilginç bir söylem olarak da Özel Kuvvetler Komutanlarından Murat Korkmaz’ın şu ifadesini de doğruluyor; 14 Temmuz’da Özel Kuvvetler’de Hulusi Akar, Hakan Fidan, Zekai Aksakallı görüşmeleri olmuş. 6-7 Saat bu görüşmelerde kimseyi yanlarına almamışlar ve bu görüşmeler yapılmış. Diyor ki: “Onun başka telefonları da var mı yok mu bir araştırılsın. “Tuvalete, namaza gidiyorum.” deyip de iç odaya geçtiği zaman neler oldu ben bilmiyorum. Yaşar Güler evet derdest edilip götürülüyordu ve Mehmet Akkurt o sırada nizamiyede öldürüldü ama Hulusi Akar derdest değildi biz hepimiz. Gördük bunu, kime sorarsan sor.” Dedi. Levent Türkkan’a da sordum, evet o da öyle söylüyor. Orhan Yıkılkan da ifadelerinde bunu söylüyor. Mehmet Dişli de söylüyor. Bunlar Akar’a en yakın isimler arkadaşlar. Levent Türkkan emirsubayı, Yıkılkan danışmanı, Mehmet Dişli de sağ kolu biliyorsunuz. “Benim telefon trafiğime bir baksınlar, darbeci adam binlerce telefonla mı görüşür? Gece 23.06 arası 13 telefonum. 24 Saatte 71 telefonum var. Bu kadar deniz kuvvetlerinin %70’inin ve diğer orduların önemli bir kısmının katıldığını tahmin ettiğim bu darbede benim bu kadar konuşmayla mı ben iki numaralık yapmışım? Böyle saçmalık mı olur.” Diyor ve bu arada Çankaya’ya sabah gitmişler. “Karargaha gidecektik ama Çankaya’ya gittik.” diyor. Burası da son derece ilginç. “Çankaya’ya biz sabah gittik. Binali Yıldırım ve bakanlar vardı. Kimler vardı?” diyor. Çıksın onlar konuşsun arkadaşlar. Buradan onlara söylüyorum. Kim? Fuat Oktay, Savunma Bakanı Yaşar Güler, Fatma Şahin’in olduğunu söylüyor. Bekir Bozdağ’ın olduğunu söylüyor ve “Biz içeri girdiğimizde Genelkurmay Başkanlığı’na Ümit Dündar’ın da tanıdığını duyan Akar’ın paçası tutuşmuştu ve hemen dedi ki: “Ya işte yanımda Mehmet Dişli var. Partiniz Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli’nin kardeşidir. Bakın Dişli de yanımda.” dedi ve “İşte Dişli olmasa biz bu darbeyi bastıramadık. Günün kahramanı Dişli’dir.” Diye bakanlara tanıttı. Savunma Bakanı’na, diğer bakanlara tanıttı, Bekir Bozdağ’a tanıttı, Fuat Oktay’a tanıttı ve onlar da tebrik etti. Orada Akar’ın emirleri çerçevesinde, 15 Temmuz’u bırakın 16 Temmuz olmuş, Çankaya’da Akar; “Şu Karargahı ara, bu K Karargahı ara.” diyor. Oraları arıyorum ve orada bir telefon trafiğim oluyor. Bunların hepsi onun talimatıyla oluyor çünkü beraberiz zaten ve ardından saat 14.00’de Hakan Fidan geliyor, Hulusi Akar’la bir odada görüşüyor ve aniden benim ipim çekiliyor. Belli ki, Ahmet Zeki Üçok’un birtakım iftiralarla beni de kattığı Fetö’cü listesine ben de katılmışım ve beni darbeci ilan etmişler. Saat 16.30’da gelip beni gözaltına aldılar. Hiçbir şey yokkenortada Fidan’ın gelmesiyle bunlar yaşandı.” Diyor ve burada Ahmet Zeki Üçok’un yalan ifadeleri olduğunu söylüyor. “Bir yerde demiş ki: “Ben ışık evlerinde kalmışım askeri lisede.” Ben askeri liseye gitmedim normal liseye gittim, normal liseden askeriye giriş yaptım. Hayatımla oynadılar. Biz büyük projeler yapacaktık. Beni değil, oğlumu bile tutukladılar. Sincan Cezaevi’nde yatıyor ve zamanında Akar niye müdahale etmedi? Bunun cevabını versin, ona soracağım ama gelmiyor. Zekai Aksakallı böyle bir şekilde kullanıldı. Bunu da herkes bilir.” diyor ve bunlarla ilgili görüştüğüm Akıncı’lardaki durumla ilgili görüşmelerle yaptım başka kişilerle ve Hakan Evrim de o gece Akın Öztürk ve Hulusi Akar’ın Akıncı’da oturup çerez yiyip muhabbet ettiğini, darbenin otokrasinin gerçekleşmesi için olduğunu, kendisinin darbeci olmadığını, yurttaşı konseyi içinde olmadığını ama etkin bir şekilde karşılık veremediği konusunda da öz eleştiri yaptığını söylüyor. “Ben cezaevinde komutan Hakan Evrim’likten insan Hakan Evrim’liğe dönüştüm. Zamanında TSK için çok büyük işler yapan ben birazda nefis muhasebesi yaptım ve 15 Temmuz’da hava çok sıcak olduğu için ben komutan olarak uçuşları yasaklamıştım ve ardından silahlı kişiler geldi ve direnemedim ama aktif değildim ben bu darbe içinde ve daha böyle darbe mi olur? Balyoz’da sivrisinek mi vuruyorsunuz.” diyor ve bunu Bilal Akyüz de söylüyor. “Gece saat 00.20’de Marmaris’te öldürülen polislerin esrarengiz bir şekilde öldürüldüğü ve bu kişilerin tıbbi raporlarının saat 04.00’e alındığını ve bu işin örtbas edildiğini söylüyor. Bunlar da son derece önemli.
Mehmet Dişli, o gece darbenin erken saatine alınmasının nedeni olarak Akar’ın hava uçuşlarını yasaklaması olarak gösteriyor. “Darbeciler, sanırım bundan dolayı uçuşlar yasaklandı denilince birilerinin meseleyi anladığını tahmin ettiler ve girişimi saat 20.00’a çektiler. Benim tahminim bu, kesin bir şey diyemiyorum ama tahminim bu.” diyor.
Bu arada Bilal Akyüz, yine bu da önemli bir isim ve kendisiyle de görüştüm son derece önemli söyledikleri var. Kurmay Albay 138 kez ağırlaştırılmış müebbetten bahsediyor ve Özel Kuvvetler Komutanı olarak Zekai Aksakallı’nın emriyle Genelkurmay’ı korumak için gittiklerini söylüyor ve ardından darbeci olmadığını ve iddianameler çıktığı anda MİT’in birtakım kişileri korumak için iddianamelerde fiziken değişiklik yaptırdığını, ve bu değişiklik sırasında bir yanlışlık yaptıklarını, bir şeyi çıkaramadıklarını Ecevit Akbaba isimli Akıncı’daki bir görevliyi çıkarmışlar fakat Polatşı Davası’nda çıkarmamışlar. Diyor ki: “Bu da iddianamenin değiştirildiğini gösterir. Mahkemelerde ben bunu anlattım.” Ali Can Uludağ bu iddianameyi, bu ilk iddianameyi bulmuş, kendisi de cezaevinde biliyorsunuz, ve bu haberi yapmış. “Gidin Ali Can Uludağ’ın haberinde, siz ilk değiştirilmemiş iddianameyi görün ve MİT’in öğle saatlerinde Başbakan’a haber verdiğini tahmin ediyorum. Akar ve Fidan’ın öncesinde de Kara Kuvvetleri’nde birbirleriyle görüşürlerdi. 15 Temmuz’un 4 düğümü vardır. Birincisi Marmaris. Marmaris’te Gökhan Sönmezateş ekibinin oraya gitmesinden önce öldürülen polislerin Antalya’dan kalkan bir ekip tarafından öldürüldüğünü, MİT tarafından öldürüldüğünü iddia ediyor. Kendi iddiası bunlar ve ardından bu ekibin Aleksandr Dugin’in ekibiyle işbirliği yaptığını ve darbeye karşı bir önleme için böyle bir operasyon yaptıklarını ve aslında bu işlerde Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a bir suikast görüntüsü verilmek istendiğini, Binali Yıldırım’ın aslında öldürülmek istendiğini, bütün bu suikastlarda Binali Yıldırım’a yönelik de yine darbecilerin değil başka güçlerin bu işi yaptığını düşünüyor.
Bilal Akyüz, özel kuvvetlerde çok araştırdığını söylüyor bu konuları ve Binali Yıldırım’ın Ilgaz Tüneli’ne doğru kaçtığını ve orada kendisine suikast yapanların daha sonra belgelerde de ortaya çıktığını, jandarma olmadığı belli. Kim bunlar? Bence, vito arabaları olan MİT görevlileri.” diye iddiası bu. Mahkemede de bunu söylemiş ve bunlar son derece önemli iddialar işin doğrusu ve “Marmaris’te de yine son derece önemli şeyler oldu ve Boğaz Köprüsü’nde de keskin nişancılar Erol Olçok’u öldürdü. Ben otopsi raporunu incelediğimde çapraz giriş olduğunu görüyorum. Darbecilerin değil, keskin nişancıların tepelerden Erol Olçok’u vurduğunu ve hatta Binali Yıldırım’a yönelik de bir saldırı olabilme ihtimaline karşı Binali Yıldırım’ın Boğaz Köprüsü civarından Ankara’ya doğru hareket ettiğini düşünüyor ve hakikaten Ilgaz Tünellerinde saklanıyor. “O gece Ilgaz tünelinde bir çatışma yaşanıyor. Bu jandarma değil, onun kim olduğunu da siz anlayın.” ve Sezgin Tanrıkulu da sormuş o toplantıda 3 Kasım. 2016’da. “Peki o zaman bu Kastamonu’dan bu konuda yazılar istensin. Jandarma kim nereye ateş açtı? Başbakan’a mı ateş açtı?” diyor. “Bütün bunlar da jandarma dedi ki: “Biz böyle bir şey yapmadık.” Peki o zaman kim yaptı bunu.” Diyor. Burada çok önemli soru işaretleri olduğunu söylüyor. Azerbaycan’daki Binali Yıldırım’ın geçirdiği kazanın soru işaretli olduğunu, onun öldürülmeye çalışıldığını söylüyor ve diyor ki: “Benim bu işlerde olduğum yönünde de iftiralarda bulundular ve ben bunun hakkında suç duyurusu yaptım ama işleme koymadı.” Oğuz Dik ve “o geceki kameralara rastlanan siyah Transporterlar, Vito’lar araştırılsın. Onlardan birisi durdurulduğunda, astsubay; “Sen kimsin?” dediğinde görevli MİT mensubu olduğu kimliğini çıkarmıştı. Bütün bunlar ortada.” diyor. Bunlar tabi onun ifadeleri biz kendi iddiamız olarak söylemiyorum. Ben bunları onun ifadeleri olarak burada söylüyorum ve geçtiğimiz gün Muhammed Kaplan, Ayhan Bora Kaplan’ın adamı biliyorsunuz. Dedi ki: “O gece biz silahları MİT’ten aldık darbeye karşı mücadele verdik.” diyor. Bilal Akyüz’ün dedikleri de bununla biraz örtüşüyor ve bir karanlık ekibin Levent Göktaş ekibinin bu işlerin içinde olduğunu söylüyor ve karanlık Ayhan Bora Kaplan ekibinin zaten o gece hareket ettiği Süleyman Soylu’yla fotoğrafların olduğunu da hepimiz biliyoruz. “Buralarda pis işler döndü. Silahlar sağa sola satıldı. Kayıt dışı silahlar Afrika’ya, gerillalara, Libya’ya satıldı. Pis işler buralarda döndü ve ardından o geceki otopsiler incelensin, Erol Olçok’un nasıl öldürüldüğü görünür. Hatta Erol Olçok’un eski eşine de sorsunlar, o da meseleyi biliyor ama çok konuşmuyor. Bazı kafasından vurulan insanlar var ve bunlar hakkında da bilgi verilmiyor. Jandarmada 53 yaralı var, bunlar iddianamede yok ve ardından Menderes Türel’in kitabında da aniden Erdoğan’dan aldığı mesaj ve görüşmeler anlatılıyor. Onun da kitabına bakarsanız Antalya’da o gece 6 buçuk 7 arası Erdoğan’la görüşmesi sonrası neler olduğunu görürsünüz ve Şahin Sönmezateş oraya gitmediği için böyle bir senaryo oluşturulmuş ve polisler öldürülmüştür.” diyor ve ardından birçok iddia var. Bunların hepsine giremeyeceğim fakat Mehmet Dişli ile de konuştuğumda; “Evet bir darbe girişimi var. O günkü adıyla cemaat böyle bir şeyin içinde olabilir, bilmiyorum böyle bir şey olabilir ancak sonuçta birçok insan suçsuz yere bu işin içinde. Ne olduğu belli olmayan bir durum var. Raporu çıkmadı, sorularımız cevaplanmıyor ve ben bu işin içinde yokum, bir sürü insan yok bu işin içinde ve bu konuda Hulusi Akar konuşmuyor.” diyor arkadaşlar.
Evet bugün basın toplantım bu kadar arkadaşlar. Bugün tamamen bu konuya tahsis ettim. Mesele gerçeklerin ortaya çıkması ve biz bu konuda konuşmaya anlatmaya devam edeceğiz.
15 Temmuz’da bir darbe girişimi yaşandı, evet yaşanmadı demiyorum ben de görüyorum bir darbe girişimi var. “Bir tezgahtır, oyundur, tiyatrodur.” demiyorum bir girişim var ancak bu işin arka planında Mehmet Dişli’nin, Bilal Akyüz’ün Murat Korkmaz’ın, Fırat Alakuş’un ifadeleriyle son derece önemli soru işaretleri oluşuyor. Bütün bu iddialar az evvel bahsettiğim iddialar konusunda açıklama yapacak isim kim? Hulusi Akar ancak o konuşmuyor. “Ya buyur kardeşim mahkemeye gitmene gerek yok. Mecliste konuş.” Konuşmuyor. Komisyona gitti mi? Gitmedi. Rapor çıktı mı? Mecliste çıkmadı. Sayın Numan Kurtulmuş böyle tribüne laflarla vakit geçiriyor. Numan Kurtulmuş’a ben zamanında dedim ki; “Bu mecliste bir Filistin araştırma komisyonu kurulsun.” “İnşallah Ömer Bey maşallah.” dedi kürsüsünden ve öyle bir şey kesinlikle yapmadı ve daha sonra Türkiye’nin politikası İsrail ve ABD ekseninde ilerledi biliyorsunuz ve Numan Kurtulmuş sözünde dursun diyorum. Filistin Araştırma Komisyonu da kursun. Bir Meclis Başkanı olarak da 10 yıldır kaybedilen, hani meclisin mahzeninde de kaybolmamıştı arkadaşlar. Reşat Petek öyle söylüyor; “Ömer Bey meclis mahzeninde kaybolmadı. Ben onun o dönemin meclis başkanı İsmail Kahraman’a verdim. Başkanlıkta bir rafta duruyor, açıklasınlar.” devletin meclisinde, milletin meclisinde açıklanan rapor niye raflarda duruyor? Bütün bu ifadeler oralarda geçiyor arkadaşlar. İnsanlar ifadeler vermiş ve soru işaretleri var. Geçtiğimiz gün Leyla Şahin Usta’ya ben Binali Yıldırım Ilgaz Tüneli’ndeydi dedim. Kendisi de: “Yok olur mu öyle şey orada değildi.” Dedi. Bakın bir hafta önce oldu bu. Ben de ona bu komisyonun tutanaklarından bir belge gösterdim dedim. “Al işte başbakanlık müşaviri bunu söylemiş. Biz o gece Ilgaz Tüneli’ndeydik diye. Leyla Şahin Usta’nın her zaman olduğu gibi yüzü bile kızarmadı tabii. Bütün bunlar raporlarda var ancak dönüp de kimse bu raporu açıklamıyor. Ondan sonra da “Şu yalandır, bu yalandır.” diye meclisten söylenip duruyorlar. “Getir kardeşim raporu.” diyoruz. Yok. Ondan sonra bakın bir sürü ifade var, bunlara cevap verin diyor. Adam mahkemeye çağırıyor, Hulusi Akar gitmiyor. Böyle bir soru işaretli olay sonrası da yüz binlerce kişi darbeci, vatan haini, FETÖ’cü ilan edilerek işinden atıldı, zindanlara atıldı, ölümlere terk edildi ve ben bunu kabul etmiyorum arkadaşlar. Vicdanım kabul etmiyor.
Bütün bu son derece ciddi iddialar konusunda Hulusi Akar ve Hakan Fidan açıklama yapmalı. Buyursunlar kardeşim açıklama yapsınlar. Biz onların da sesini duyuralım. “Birisi bir şey söyledi. Hulusi Akar da bunu söyledi.” Bak sana söz Hulusi Akar. Bak sana söz Hakan Fidan açıklama yapın bu kürsüde sizin dediklerinizi de söyleyeceğim. Çok net söylüyorum. “Bunları söyledi.” diyeceğim. Ben hakikati bulmaya çalışıyorum arkadaşlar. O yüzden meseleyi araştırıyorum, anlamaya çalışıyorum yoksa kimsenin yanlısı da değilim. “Şucu bucu, ocu bucu” da değilim. Bir şey söylediğimizde; “Sen Fetöcüsün, şucusun, bucusun.” diye damga vurmaya çalışıyorlar. Öyle bir şey ile de alakam yok. Benim hayatta öyle bir grupla da yolum da hiçbir zaman kesişmedi. Zaman zaman eleştirdim de o grubu. Herkesin Pensilvanya’ya gitmek için sıraya girdiği zamanlar biz ilkelerimiz açısından açıklamalar ve eleştiriler yapıyorduk o grup için ama şu anda insanlar bu denli ağır bir şekilde ayaklar altına alınıp hayatları karartıldığı zaman da ben bana ne denirse denilsin, ne ithamlarda iftiralarda bulunulursa bulunsun hakkı hakikati söylerim arkadaşlar. Bunu da tüm cümle alem, iktidarı, toplumu ve hatta muhalefeti de çok iyi bilsin.























Yorumlar