22 Temmuz 2025
Meclis Genel Kurulu kapandı ancak birçok meseleye çözüm bulunmadı. Ne emekliler rahat yaşabilecekleri bir maaş imkanına kavuşamadı ne asgari ücretliler ne de memurlar, işçiler gereken zam oranına ulaşabildi!
Cezaevleri ağzına kadar dolu. Yüz binden fazla kapasite fazlası insanlar var yerlerde yatıyor. 10. yargı paketi derde deva olmadı ve Covid yasasıyla ilgili gelişme isteniyordu, bekleniyordu. Yoğun bir beklenti vardı cezaevlerinden sürekli aranıyoruz. Bu konuda da bir gelişme olmadı. Her şey ertelendi ve meclis tatile girdi. Bunu kabul etmiyoruz. Meclis bu konulara çare bulmalıydı.
Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’a da buradan sesleniyorum; kaç aydır kendisine Gazze konusunda, Filistin konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi Araştırma Komisyonu kurulması gerektiğini söyledim. “İnşallah” dedi. Hep “inşallah” dedi “kurmayacağız” demedi. “İnşallah” deyip durdu. Böyle bir komisyonda kurulmadı. Sayın Numan Kurtulmuş’a sitemlerimi buradan iletiyorum. Böyle bir komisyonun kurulacağı konusunda birtakım vaatlerde bulundu. “İnşallah” dedi ama komisyon yok ortalıkta. Filistin’de, Gazze’de soykırım devam ediyor. Sözle bu iş olmaz. Toplantılarda, meydanlarda sözle bu işler olmaz. fiiliyat gerekir. Soykırım korkunç bir şekilde devam ediyor ve meclis bir Filistin komisyonu kurulmadan kapandı.
İktidarın yaptıkları ve Meclis Başkanı’nın yaptıkları bitmiyor. Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’un sözünde durmaması bir tarafa Dışişleri Bakanlığı’nın iki açıklaması var elimde. Kolombiya’nın başkenti Bogota’da 32 ülke bir araya geldi ve İsrail’i kınadı. Bunların arasında 12 ülke kınamakla kalmadı. İsrail’e yaptırım uygulanması konusunda karar aldı. Net bir karar. Kardeşim kınamakla nereye varacaksınız? Gerçek anlamda bir iş yapacaksanız yaptırım yapacaksınız. Peki Türkiye burada neredeydi? Evet, 32 ülke arasında kınayanlar arasındaydı ama yaptırım uygulama kararı alan 12 ülke arasında yoktu. Biz bunu eleştirdik. Meclis’te eleştirdik. Yoğun bir şekilde sivil toplumu bunu eleştirdi. Dışişleri Bakanlığı şöyle iki açıklama yaptı. İkisi de dökülen açıklamalar. Ne diyeceğini bilemeyen iki açıklama yaptı. Arda arda iki gün bu iki açıklamayı yaptı ama gerçeklerin üstünü örtemedi çünkü Türkiye İsrail’e yaptırım yapmıyor. Güya 2024 Mayıs ayında ticareti durdurduğunu ilan etti ama ticaret devam ediyor. Biz Derince Safi Port limanında Marlabull gemisinin İsrail’e gittiğini ispat ettik. Bunun gibi giden birçok gemiyi ispat ettik. Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattından petrol akıyor. Azerbaycan bundan para kazanıyor. Türkiye’de varil başına 1 dolar 27 cent komisyon alıyor. Kimi kandıroyrsunuz siz? Ticaret devam ediyor, petrol sevkiyatı, komisyonlar. Türkiye bu sevkiyatlardan en az 1 milyon dolar günlük para kazanıyor. Böyle tatlı bir para var ve Türkiye bu paradan vazgeçmek istemiyor. Bu iki açıklama çöptür arkadaşlar. Ne diyeceğini bilemeyen bu iki açıklama çöptür. Çünkü ilk gün bizim eleştirilerimizden sonra bir açıklama yaptı Dişişleri Bakanlığı. Açıklamada “Ya efendim Eylül’e kadar hele bir bekleyin. 20 Eylül’e kadar bunun süresi var, belki yaptırımı uygulayan ülkeler arasına gireriz.” dedi. Sonra ilerleyen saatlerde, “Ya biz aslında yaptırım yapıyoruz aslında.” gibi. Baktı ki bu birbiriyle çelişen açıklama yetmedi, bir açıklama daha yaptı ama maalesef gerçekleri ters yüz edemedi gerçekler apaçık, ortada. Biz Türkiye’nin yaptırım uygulama kararı almasını söylüyoruz. 20 Eylül’e kadar süre var. Türkiye iktidarına, Dışişleri Bakanlığı’na, Hakan Fidan’a sesleniyorum; yaptırım kararı da alacaksanız alın kardeşim. Bu ne ya? Nedir bu yani? Allah aşkına. İnsanları böyle iki açıklamayla kandırma yerine samimi işler yapın. İsrail ile diplomatik ilişkiler bitti mi? Hayır. Petrol sevkiyatı İsrail’e devam ediyor mu? Evet. Limanlardan ticaret devam ediyor mu? Evet ama Dışişleri Bakanlığı hiç utanmadan böyle iki tane açıklama yapıyor. Bu iki açıklamanın yeri çöptür arkadaşlar. Bu kadar net bir durum vardır orada.
Kocaeli’den size üzücü durum bildireyim, biz buna itiraz ettik. Kocaeli Kartepe’de Yıldızlar Holding bir haddehane kurmak istiyor ve Kocaeli’yi mahvedecek. Çevreyi, toprağı, suyu, havayı, her şeyi mahvedecek, trafiği berbat edecek bir proje ile bir tesis kurmak istiyor. Haddehane alanını genişletmek istiyor. Fehmi Bey çok paralar kazanmak istiyor. Kocaeli halkını mahvetmek, trafiği perişan etmek ve kanser vakalarını arttırmak istiyor. Biz buna karşı direndik. Mahkeme ÇED raporunu iptal etti. Fakat Fehmi Bey durmadı. Tekrar bir hamle yaptı. Mecliste çıkan maden yasalarını da biliyor. İktidar kendisinden ve patronlardan yana. Bir hamle daha yaptı. Biz de bununla ilgili Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na itiraz yazısı veriyoruz arkadaşlar ve burada diyoruz ki; bu yeni başvuru da iptal edilsin, bakanlık buna izin vermesin diyoruz. Bilimsel bir başvuru değil, gerçek raporlar, veriler yok. Halkın sağlığı tehdit edilecek diyoruz. Bilirkişi raporlarıyla bunlar ispat edilmiş daha öncesinde de. Ayrıca yeni tesis oraya kuracaksınız, kanalizasyon, atık su meselesi. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bile bundan rahatsız. Kurulamayacak, her şey berbat olacak. Bir de düşünün, sanki Kocaeli’de atık hurda madde bitmiştir, yurt dışından hurda çelik limandan getirilecek ve limana götürülecek, korkunç bir trafik yükü olacak. Koca dünyanın hurda çelik yükünü Kocaeli halkı çekecek arkadaşlar. Böyle bir rezalet olamaz. Sonuna kadar buna direneceğiz arkadaşlar. Biz Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bununla ilgili ÇED olumsuz kararı verilmesi için bugün başvuruda bulunuyoruz.
AİHM’den önemli bir karar. Türkiye hukuksuz bir ülke. Başta Kürt vatandaşları olmak üzere, KHK’lılar ve diğer tüm hukuksuzluktan şikayet eden insanlar yurt dışına gidiyor, hayatlarını oradan sürdürmek istiyor. Aslında doğdukları, büyüdükleri memleketleri olan yerlerde niye kalmasınlar ama mecbur kalıyorlar. Buradaki hukuksuzluk onları yurt dışına gitmeye zorluyor. İşte onlardan birisi Yılmaz Kökbalık. Kendisi Türkiye’deki hukuksuzluklardan şikayetçi olan ve önceki partimiz olan BDP’de siyaset yapan bir siyasetçiydi ve ardından Yılmaz Kökbalık Türkiye’den ayrılma kararı aldı çünkü çok zulüm yaşamıştı ve hakkında haksız hukuksuz yargı kararları vardı ve hayatı karartılmaya çalışıyordu. Bu yüzden Avrupa’ya geçti, Hırvatistan’da bir başvuru yaptı ve Hırvatistan da kendisini iki ay rehin tutup Türkiye Cumhuriyeti’ne teslim etmek için tehdit etti ve yasal, demokratik, tüm insani hakları çiğnendi. Psikolojik, fiziki işkence, izolasyon, tecrit her şey uygulandı. Ardından Yunanistan’a geri gönderdi ve Hırvatistan Devleti’nden davacı olup AİHM’e başvurmuş avukatıyla birlikte ve sonunda AİHM, Hrvattistan’ı mahkum eden, tazminat ödemesini gerektiren bir ceza verdi. Burada ayrıntılı bir başvuru var, bakın görüyorsunuz ayrıntılı bir şekilde inceledik. İlk önce Hırvatistan’a geçmiş, daha sonra kendisi üzerinde yoğun bir baskı yapılmış. Türkiye Cumhuriyeti’ne bildirmeyin denildiği halde bildirilmiş ve ardından yoğun bir baskı yaşamış ve en sonunda Yunanistan’a gönderilmiş. Orada avukatları ve çeşitli dernekler bu konuda yoğun bir baskı yapmış ve karar da Kürt etnik kökenli Türk vatandaşının uluslararası koruma prosedürüne, erişimine izin verilmeden sınır dışı edilmesi, hukuki durumuyla ilgili yardım almasını engellemek amacıyla avukatıyla görüşmesinin engellenmesi ve başvuranın savunmasız durumundan yaralanarak onu sözde gönüllü bir geri dönüşe rıza göstermeye zorladı ve birçok nedenden dolayı AİHM, Hırvatistan’ı burada Hırvatistan yetkilileri de duysun, Büyükelçiliği de bunu duysun. Mahkum etmiş. Hırvatistan Devleti’ni de kınıyoruz burada çünkü Türkiye’deki hukuksuzluktan dolayı ülkeden ayrılmak zorunda kalanlara yapılan bu muameleler yanlıştır ama Yılmaz Kökbalık güçlü bir direniş göstermiş, hakkını aramış ve sonunda AİHM aracılığı ile Hırvatistan’ı tazminata mahkum etmiş durumda. Tüm devletlerin bunu görmesi, bilmesi ve bu tür şımarıkca tavırlardan vazgeçmesi gerektiğini burada söylüyoruz ve Yılmaz Kökbalık beyefendiyi de burada tebrik ediyoruz. Herkes hakkını hukukunu aramalıdır sevgili arkadaşlar.
Yoğun çevre başvuruları geliyor bize. BBingöl’ün Karlıova ilçesi, Kaynarpınar köyünde yapılacak jeotermal enerji santrali doğamızı talan edecek.” diyor. “Çok uluslu şirketlerin iştahını kabartan yüksek kârları için Kaynarpınar köyünde doğamızı katledecek tesisler yapılıyor. 180-200 derecelik jeotermal enerjisi için su sıcaklığı gerekiyormuş. Bu su sıcaklığa erişmek için 2000 metre sondaj çalışması yapılacak. 1850 metre Kaynarpınar’ın denizden yüksekliği deniz seviyesinin altına inilmesi gerekmektedir. Bu kadar derin sondaj çalışmasının yapılması ağır metallerin doğaya taşınması anlamına geliyor. Bu metaller havada 72 saat asılı kalacak toprağa karışacak, kanser ve birçok kalıtsal hastalığa neden olacak. Bu 200 derece sıcak su arıtılıp tekrar çıktığı mesafeye gönderilmesi yasal zorunluluktur. Bunun da maliyeti çok yüksek olduğu için yapmıyorlar. 50-60 metre aşağıya pompalıyorlarmış bu da erosyonlara neden olacak. Orada yer altındaki hali perişan edecek bir durum var ortada.
Darıca’da bir doğalgaz patlaması yaşandı. Bir vatandaşımız, bir anne hayatını kaybetti ve çok büyük acılar yaşandı. 12 kişi yaralandı. 8 ay geçti, bakın Palgaz’ın rezaletini anlatıyorum. 8ay üstünden geçti. Darıca Belediyesi sen ne yapıyorsun? Darıca Kaymakamlığı sen ne yapıyorsun? Palgaz bu şımarıkça tavırları nereden alıyorsun? Bina havaya uçacaktı neredeyse. Bir kişi öldü, 12 kişi yaralandı. Bakın aradan 8 ay geçti, biz unutmayız. Fikri takip yaparız. 12 daireli binada tadilat yapılmadı, komşuların bir kısmı otele yerleştirildi, aylardır kira ödemek zorunda bırakıldı. Boş yere insanlar kira ödüyor, mahkeme Palgaz’ı haksız bulmasına rağmen tadilatın yapılması için gerekli ödemeyi alamadılar. Darıca Belediyesi yetkilileri de halkı aylardır oyalıyorlar. Hiçbir girişimde bulunmuyorlar. Vatandaş böyle bina tadilatı olmadığı için sağda solda kira ödemekle meşgul değerli arkadaşlar kabul edilecek bir durum da değil bu. Kabul etmiyoruz bunu.
Havaş ve Havabüs kredi kartı komisyonu alıyor. Biz bunu Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’na sorduk. Bakanlık dedi ki: “Böyle bir işlem yasaya aykırıdır. Biz Havaş ve Havabüs’e ceza uyguluyoruz.” bu tamam. Peki o zaman Kocaeli Büyükşehir Belediyesi otobüslerde kredi kartı komisyonuna niye izin veriyor? “İşte ya mevzuat böyle.” diyor. Sayın Tahir Büyükakın mevzuattan haberin yok. Bak Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı: “Mevzuatta böyle bir şey yok.” diyor. Sen almışsın devletin resmi yazısı ile “Mevzuat gereği makul bir seviyede kredi kartı komisyonu nusu. Ya böyle bir makul seviye mi var? Yasa var “Yok olmaz.” Diyor. Sen oturmuşsun demek ki otobüsçülerle bir pazarlık yapmışsın. “3 kuruş 5 kuruş hadi arayı bulalım 4 kuruş” gibi ya böyle yasa dışı usulsüz işler yapıyorsun Sayın Tahir Büyükbakın. Bakın Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın cevabı apacık ortaya koymuş. Biz sana bunu da gönderelim. Haberin de olsun. Yaptığın işler yanlış.
“Mağdur aileler adına kamuoyuna ve milletvekillerimize çağrı.” diyor. Covid mağduru aileler bize başvuru yapmışlar. Söyledik, maalesef meclis kapandı ve bu ailelerin sesi duyulmadı ama aileler seslerini duyurmayı bilirler. Mecliste bilirler, başka şekillerde bilirler. Bu aileleri ve mahpusları bu kadar perişan bir halde bırakmamalıydınız. Bunu da size söyleyelim.
Geçtiğimiz hafta Urfa’daydım. Şanlıurfa Hilvan T1, T2 ve Siverek cezaevi ziyaretleri yaptım. Buralarda da çok önemli tespitlerde bulunduk arkadaşlar.
Geçen hafta da söylemiştim. Musa Günay 2016 yılında hapsedilmiş, aradan 1 yıl geçmiş, cezaevinden çıkarılıp, emniyete götürülüp 1 aya yakın emniyette tutulmuş, korkunç hadiseler yapılmış, kendisine işkence yapılmış ve şu anda da dörtte dört yatırılıyor. Nedir bu kin, nefret? anlamak mümkün değil. Adamın ne denetimli serbestliğini vermişler, ne şartı tahliyesini vermişler, iyi halli olduğu halde Urfa’da korkunç bir sıcakta tek kişilik hücrede adeta sürekli 9 yıldır işkence yaşıyor. Bu konuda Urfa Barosu’nu da harekete geçmeye davet ediyorum. Urfa’daki hukuk derneklerini harekete geçmeye davet ediyorum. Adamı hem hukuksuz yere ağır bir şekilde cezalandırmışsınız bir akademisyeni. Hem cezaevinden çıkarıp emniyette işkence yaptırmışsınız. Ardından denetim serbestlik ve şartlı tahliyeleri vermemişsiniz, adamın bütün hayatını karartmışsınız ve korkunç bir sıcakta tek kişilik hücrede bulunmaması gereken bir yerde ağırlaştırılmış müebbet mahpuslarının olabileceği bir yerde zorbalıkla tutuyorsunuz. A’dan Z’ye aslında cezalandırılması gereken bir durum var ortada. A’dan Z’ye her açıdan korkunç bir hukuksuzluk yapılmış Musa Günay’a.
Ayhan Bayar da aynı şekilde mağdur olan kişilerden birisi. Kendisi Urfa Hilvan 1 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalmakta. Kendisine geçtiğimiz hafta çarşamba günü artık tahliye verilebilirdi ama üç ay yine uzatmışlar. 32 yıldır yatan bir mahpus, düşünün böylesine zalimce uygulamalar var arkadaşlar. Hastaneye giderken kelepçeli muayene dayatılıyor. Bekleme odasında, mahkum koğuşunda bile kelepçeli tutuyorlar. Sevkler gecikiyor. Ağız içi arama yapıyorlar. “Hayvan gibi ağzımızı aramaya çalışıyorlar. Biz insanız.” diyor. Bakın biz cezaevlerinde müdürlerle görüşüyoruz ama orada bir de İçişleri Bakanlığı yetkilisi jandarma komutanı oluyor ve o istediği işi yapıyor. Bu da kabul edilecek bir durum değil arkadaşlar. Burada Sağlık Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı arasındaki üçlü protokolün yenilenmesi ve insan haklarına uygun olması gerekiyor. Defalarca bunu söylüyoruz. Bunu da bir şekilde başaracağız. Aile hekimi her gün yok. Diş sevkleri gecikiyor. Yemekler kalitesiz. Kahvaltı az çıkıyor. Başgardiyan bir memurdan çok şikayetçiler. Bunu da söyleyelim. Çok hukuksuzluk yapıyormuş. Hilvan T1 Cezaevi’nin Başgardiyanı.
Mehmet Yazar diyor ki: “ Geleceği yaralı bir toplum bırakmayacağız. Bize yapılan pişmanlık dayatmaları sadece bizi değil ailelerimizi üzüyor. Yoksa biz geri adım atmıyoruz. Adli bir mahkuma Kürdistan Tarihi kitabı verilmemiş. Bizi T2’ye göndersin burası da rahatlasın diyor. T1’in başgardiyanı ile ilgili şikayet var. Şervan Muhammed’in diz ameliyatı olması gerekiyor hala gecikiyormuş. Suat Berlik 3 ay cezası kalmış. Pişmanlık dayatması olduğu için çıkamıyor. Hastaneye gidişler çok sıkıntılı. Denetimli serbestlik ve şartlı tahliyeleri vermemek için uğraş veriyorlar. Ülkenin 2-3 tane okul okuyan gençleri zorbalıkla içeride cezaevinde tutulmaya devam ediliyor.
Taceddin Kalgı isimli bir mahpusu da Siverek Cezaevi’nde ziyaret ettik. Kendisi evli fakat resmi nikah kıydıramadığı için eşi ve çocuğu ile görüşemiyor. onların arkadaş görüşüne yazılmasını da polis engellemiş. Bir insana bu kadar ancak zulüm yapılır. Zaten gözaltına alınırken darp edilmiş iki ayrı gözaltıda da ve dini nikahlı eşi ile görüşmemesi için de kırk takla atılıyor. En azından arkadaş görüşüne yazın ve kendisinin de nikah meselesi için gayret etmesi gerekiyor ve müdüriyetin bu noktada yardımcı olması gerekiyor.
Hamit Koç, 72 yaşında bir hasta mahpus ziyaret ettiğim Siverek Cezaevi’nde. 10 çocuk sahibi, Urfalı bir adli mahpus. 28 kişinin karıştığı bir kavga olayına, karışmadığı halde karıştı denilerek yıllardır büyük bir eziyet çekiyor cezaevinde. Olacak bir iş değil, çok üzücü hali vardı. Yanıma geldi, ayakta duracak hali yoktu ve kendinde değildi. Fiziki olarak da başı dönüyordu, kendinde değildi. Ruhen de kendinde değildi. Her şeyi unutuyordu, söyleyeceği şeyleri. Durumunu bir hekim olarak hiç iyi görmedim. Fakat buna rağmen 11 yıldır içeride, sağlık durumu kötü. 15 gündür hastaneye gitmeye çalışmış fakat götürülmemiş. Benim gittiğim günün sabahı acillik olmuş ve mecburen gitmiş. Her an yeni bir nörolojik olay geçirecek gibi duruyordu. Eskiden bir nörolojik olay geçirmiş bir felci var. Sağ tarafı iyi tutmuyordu. “Ben durumunuz nedir?” dedim. Dedi ki: “15-16 kişilik koğuş 40 kişi. Durumumuz kötü değil, felaket.” dedi. R tipi cezaevine önermişler. O da gitmemiş çünkü rehabilitasyon tipi cezaevleri daha olumsuz şartlarda. En azından çocuklarına yakın şu anda. Bu kişiyi daha niye içeride tutuyorsunuz ya? Allah aşkına tekrar adli tıp kurumuna başvurması gerekiyor. “Ben zaten adil yargılanmadım. Kumpasa getirildim. Bir de hastayım.” Diyor. Hem adil yargılanmayıp 11 yıldır zindanda tutuluyor, hem de hasta olduğu halde zindanda tutuluyor. Olacak bir iş değil. Aile çok mağdur, kendisi çok mağdur. Cezaevinde ölmesini mi bekliyorsunuz Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç? Şu konuya bir bakın ya. Allah aşkına nedir bu hasta mahpusların çektiği?
Ayrıca Sadık Aytulun isimli bir mahpus da haksız bir yargılama sonucu cezalandırıldığını söylüyor ve adalet beklediğini ifade ediyor. Onun notlarını da aldık takip edeceğiz.
Marmara 1 No’lu L Tipi Cezaevi’nde Abdulkahhar Yeler eşi ile nikah yapamamış ve bu noktada da çok mağduriyet yaşamış eşi. Disiplin cezaları beklenmiş ve hala açık günü geldiği halde kapalıdan çıkartmıyorlar. Kendisi ve eşi bu konuda çok büyük mağduriyet yaşıyor. Cezaevi idaresi bu konuda adım atmalı.
Ruhi Akbulut eski bir hükümlü. “1000’in üzerinde eski hükümlüyüz. Sağlık Bakanlığı’na eski hükümlü kapsamında işe alındık. Sınavla mülakatlara girdik, kazandık. Ancak arşiv araştırması bahane edilerek saf dışı edildik. Ankara Bölge Mahkemesi 1. Dava Dairesi ret vermeye başladı. Kendi içtihatlarını 3 defa bozarak, çemberi daraltarak ihlaller yaptı. Elimizde bir sürü çelişkili karar var. Örneğin bir arkadaşımıza memnu haklarından yoksun olduğunu ileri sürerek ret verdi. Başka arkadaşımıza ise memnu hakları eski hükümlü için geçerli değil dedi. Böyle kararlarda sabah akşam farklı kararlar var. Buralarda eline yüzüne bulaştıran bir hakimlik var karşımızda.” diyor. Bu mağduriyet giderilsin Sayın Bakanlık. İşler keyfiyete bırakılmasın.
Bolu Gerede Açık Ceza İnfaz Kurumu’nda hükümlüler çok şikayetçi ve ağır mağduriyetler yaşanıyor. Banyo yapmak için sıcak su bulunmamak da, kazanlar aylardır yanmamakta ve sıcak su yok. Hiçbir insani talep yerine getirilmiyor. Kötü muamelelerden insanlar ıslah değil isyankar oluyor. 1700 rakımlı bir bölgede buz gibi sularda banyo yapmak sağlığımızı etkiliyor. 40 derece ateşle günlerdir hastalıkla mücadele ediyoruz. Kantin keyfi açılıyor, keyfi kapanıyor. Özel ihtiyaçlar memurlarının insafına göre şekilleniyor. Davranışlar sert ve onur kırıcı. Suç varsa ceza var elbette ama cezamızı çektik. Açık cezaevinde de bu hor görmeler olacak şey değil.” diyorlar.
Isparta’da meşcere tipleri tanıtım tablosu Orman Bölge Müdürlüğü’nün kontrolünde uygun ağaçlandırma yapılacak denilmiş. Bakın çok güzel bir doğa bölgesi ama burada çok üzücü hadiseler yaşanıyor. Biz bunu takip ediyoruz. “Isparta Valiliği bir açıklama yapmış. Açıklamasında diyor ki: “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bir mevzuat çerçevesinde gidiyor ama biz de konuyu takip ediyoruz. ÇED kararı konusunu takip ediyoruz.” demiş. Köylüler büyük bir tepki göstermişler. Mermer üretimi yapan bir firma kapasite artışı ve mobil kırma eleme tesisi ekleme talebiyle ilgili olarak başvuru yaptı ve tartışmalar yaşanıyor.” denilmiş. Tabi tartışma yaşanır çünkü bölgenin güzel ormanlarını yok etme niyetli bir mermer tesisi var. Bu tesis ortalığı toza toprağa bulamaya çalışıyor. 4722 ağaç katledilecek. 900000 metre küpe çıkarmak istiyormuş. 500000 küp metre küplük üretim kapasitesini çok çok paralar kazanmak istiyorlar ve bütün çevreyi, halkı mahvetmek istiyorlar. ÇED sahasında arkeolojik sit alanı da çıkmış. Buna rağmen vatandaşın isyanına rağmen binlerce ağacın kesilme ihtimaline rağmen bu konuda hala bir dayatma devam ediyor. “Ağaçlar yakın çevrede de yayılış gösterebilir.” diyor. Valilik tepkiler üzerine “inceliyoruz” açıklaması yapmış ve “korkunç orman katliamı görmezden gelindi.” diyor. Köylüler diyor ki: “Bunu görmüyor musunuz? dSayın Valim bende ilgili müdürlerin yanlış raporlarını gösterecek bir yürek var. Sizde bunları görecek bir göz var mı?” diyor vatandaşlar. “Biz korkunç bir orman katliamı yapacaklar dediğimizde daha inceleme aşamasında “Biz öyle bir katliama izin vermeyiz.” dedikleri halde 4722 ağaçın kesilmesine karar verilmiştir.” diyor. Tüm milletvekillerine mail göndermişler. Bunları inceliyoruz. Sütçüler halkının yanındayız. Sütçüler ilçesi Gümü Köyü yakınındaymış bu tesis ve maalesef gerçekten üzücü bir tablo. “Bölgeye acil bir bilirkişi heyeti göndererek tarafımla beraber alanın gezilmesini, yukarıda şikayete konu maddelerinin araştırılmasını, tüm katliamın tutanak altına alınmasını, suç zabıtlarının tutulmasını yalan sahte bir bilgi veriyor isem beni, yok açıklamalarım doğru ise konu ile ilgili tüm ilgililer hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunulmasını istiyorum.” diyor köylüler.
Gülşen Çalışkan, Muhittin Acar tarafından kafasına sopayla vurularak ağır yaralanmış ve hayatını bir müddet sonra yoğun bakımda kaybetmiş ve 18 Ocak 2024’teki bu olaydan sonra ne olmuş biliyor musunuz? Ölümünden 13 ay geçmesine rağmen iddianame hazırlanmamış ve kişi katil zanlısı haftanın iki gün imzayı adli kontrol şartıyla serbest bırakılmış. Şu olaya bakın. Allah aşkına memlekette neler oluyor? 13 ay geçmesine rağmen iddianame niye hazırlanmamış? Katil zanlısı niye bu kadar rahatça dışarı çıkarılıyor anlamak mümkün değil.
Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt suçundan ceza yiyenler cezaevinden çıkıyor ama güya bakın mecliste bu konu kesinliğe bağlandı. Bu yasa iptal edildi ama hala bu yasa nedeniyle cezaevinde olan insanlar var. Bu da kabul edilecek bir durum değil. Kim bu? Erzincan Kadın Cezaevi’nde Sevda Arcan, AYM iptal etti bu yasayı ama hala cezaevinde. Türkiye’deki Aziz Nesin’lik olaylardan birisi.
Kamuda çalışan üniversite mezunu işçilerin statü talebi var. Statü değişikliği konusunda hala bekliyorlar. Özlük haklarında da ciddi eşitsizlikler oluyormuş. Üniversiteli İşçiler Derneği bize başvurmuş.
Özel eğitim engelli öğrencilerle çalışan özel eğitim hocaları. “Son 2 yılda kendim, öğrencilerim okulda başka öğretmenlerin yaşadığı ciddi sıkıntılar oldu diyor. İdarecilerin öğretmenlerin keyfi uygulamalar sonucunda ihlaller oluyor. Engelli bireylerin eğitim hakkı ihlal ediliyor.” Engelliler Komisyonu’ndayım biliyorsunuz. Bu konuları yakından inceleyeceğiz ve oluşan ihlallere karşı duracağız.
Bir başka veli; “Benim oğlum Spinoserebellar Ataxi hastası 28 yaşında ve 13 yıldır gitmediğimiz hastane doktoru kalmadı. Bu nadir hastalıktan muzdarip yüzlerce vatan evladı var. Bir ilaç bulunmuş Amerika’da. Bu ilaçta Türkiye’ye gelemiyor.” bunun gelmesi için bizden destek istiyorlar. Komisyonda bu konu konuşulsun istiyorlar.
Sağlık meslek liseleri ebe ve hemşire yardımcılığı, sağlık bakım teknisyeni olarak en son mecliste yasa olarak değiştirildi biliyorsunuz ve öğrenciler hemşire olacaklarını düşünüyorlardı ama böyle bir kayıp yaşadılar ve şu an sağlık bakım teknisyeni statüsüne düşürüldüler. Burada da bir kayıp var. Başta madem bu sözü bu insanlara vermeyecektiniz, böyle bir kayıp yaşamış durumda lise mezunu hemşire arkadaşlarımız.
Hasip Avşar Aksaray T Tipi Cezaevi’nde kalmakta 31 Mart’ta tahliye olması gerekirken kendisi maalesef tahliye olamadı. Bakın burada adli tıp kurumu raporları da var elimizde. “Abimin tahliyesi 3 ay uzatılıp 1 Temmuz’da 2 kez kurula çıkıp tekrardan 3 ay uzatma alıp 2 Ekim’e tahliyesi ertelendi. Ağır sağlık sorunları var.” evet adli tıp kurumu infaz erteleme vermemiş ama ağır sağlık sorunları var bu kişinin ve buna rağmen hala böyle tahliyesini 3 ay, 3 ay uzatıp duruyorlar. Tamam adli tıp kurumu ağır hastalığına rağmen vermemiş ama cezaevi idaresi sana ne oluyor ya? Herkes böyle hastalara engel çıkarmaya çalışıyor. Bu da kabul edilecek bir durum değil.
Mehmet Bayır, Atatürk Havalimanı davasında yargılanan erlerden birisi eşi bize yazmış.” Örgüt bağlantısı yok. Gene laf konuşuluyor. Bizim eşlerimiz bir ton gariban er ne olacak? Buna bir çözüm bulun.” diyor.
EKPSS sınavına giren engelli arkadaşlarımız çok şikayetçiler. “Bizim puanımızı dört yıl kullanma hakkımız varken öğretmen alımlarında sistemi değiştirip akademiyi getirdiler. Biz engelli bireyler olarak akademi eğitimine gidemeyecek kadar hastalıklarımızı kendi hastanelerimizde kontrol altına almaya çalışan engelli öğretmenleriz. Bu haksızlığın ortadan kaldırılması için şartları tutan birinci öncelikli bir avuç engelli öğretmenin atamasının yapılmasını istiyoruz.” diyorlar. Engelli arkadaşlarımıza lütfen öncelik tanıyın.
“Eşim Ahmet Çelik için yazıyorum. Şu an İzmir Buca 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalmakta. 4 yıl 7 aya yakın hapis yattı.” bir künefecide çalışıyormuş ve düşünün bir sürü hapis yatmış sonra bir künefecide çalışırken o künefeciye “Vay işte terör örgütüsün.” diyerek baskın yapılmış daha sonra tekrar gözaltına alınmış kişi zaten insanların hayatını mahvetmişler sonra tekrar gözaltına alınıp 2 aydır daha hala bomboş bir dosyayla bomboş yere tutuklu. Dosyaya Aralık’tan beri 3. savcı görevlendirilmiş ve hala iddianame yazılmamış. 9 aylık bebekleri var. “Eşim evin geçimiyle ilgileniyordu. Suçu sadece orada çalışmak mı? Biz zaten yıllarca çile çektik, şimdi tam hayata adapte olurken başımıza yine bunlar geliyor.” diyorlar.
Hilvan Cezaevi’nde ziyaret ettiğimiz Şehriban Mimkara’nın durumunu da anlatalım. Bu cezaevleri çok kalabalık. Hilvan T1, T2, Siverek 600-700 kişilik kapasitelerde 2000’e yakın mahpus var. 1700-1800 mahpus var ve sağlık işlemleri çok aksıyor. Sevkler aksıyor ve Şehriban Mimkara’da mağdur bir mahpus 57 iyi hal puanı var. Buna rağmen “İşte tarafsız koğuşta değilsin.” diye kendisine tahliye verilmiyor. Kelepçeler açılmıyor. Kendisi hasta. Tiroit kanseriyle ilgili bir durumu var. Harran Üniversitesi’nde ameliyat olmuş. Takibi var. Takiplere gidiyor evet ama o sağlık sevklerinde çok çile çekiyorlar. Çok kalabalık cezaevleri. ve kurslar yok cezaevlerinde. Kurs meselesi çok sıkıntılı. Cezaevleri çok kalabalık. Maalesef durum çok vahim.
Adalet Bakanlığı’na soru önergeleri veriyoruz. Aldığımız cevaplar çok üzücü. Bakın burada iki tane cevap var. Bunları Adalet Bakanı’na geri göndereceğim. Hiç utanmıyor musunuz ya bize böyle cevaplar göndermeye? Bakın iki tane skandal cevap var. Birincisinde Eskipazar Açık Ceza İnfaz Kurumu’nu sormuşuz. Neler neler söylenmiş, bir sürü eksik gedik var. Şu cevaba bak. “Karabük Cumhuriyet Başsavcılığı ile görüştük. Başsavcılık dedi ki: “Cezaevimiz dört dörtlüktür.” ya kardeşim cevap böyle mi olur? Allah aşkına zaten oradaki şartları bilenler, düzeltmeyenler onlar. Sen ona gidip soruyorsun. Bir sürü sıkıntı var Eskipazar Açık Cezaevi’nde senin verdiğin cevap bu. Bu cevabı sana geri göndereceğim Sayın Adalet Bakanı.
Nasıl bürokratlarınız var? Nasıl bunun altına şu imzaları atıyorsunuz Sayın Bakan? Bakın gülünç gülünç cevaplar gönderiyorsun. Ondan sonra da Sayın Bakan’ın imzası var altında. Kişi diyor ki: “2019 yılında tutuklandık. Eşimle beraber daha sonra serbest bırakıldık. 2023 yılında cezam onandı. Ağır hasta bir çocuğum var. Cezaevine yatışım bir şekilde engellenmeli.” diyor. Bize gelen cevapta hiç durumu araştırmamışlar. “2019’da O kişi cezaevinden çıktı.” diye cevap vermişler. Bakın burada ya kardeşim bir doğru düzgüb dosyayı araştırın ya. Bakanlık bu hale mi düştü ya? Şu cevapları Adalet Bakanlığı’na göndereceğim. Ya böyle cevaplar göndermeye insan utanır ya Sayın Bakan şu bürokratlarını bir gözden geçir. Dosyayı bile doğru düzgün araştırmadan 2023’teki yeni durumu gözden geçirmeden bize cevap yollamışlar. Böyle utanç verici cevaplar da gönderilmez ki.
Bütün bunları yapanlar bu arada ne yapıyor? Yeni Asya Gazetesi’nin geçmişteki Genel Yayın Yönetmeni Kazım Güleçyüz’ün iki defa X hesabı engellendi. Şimdi YouTube hesabı da engellenmiş. İfade özgürlüğü Türkiye’de bu halde. Bakın bunu yapanları şikayet etmiyorum çünkü bilerek yapıyorlar ama bunu kime şikayet ediyorum? Sayın Nacho Sanchez Amor’a şikayet ediyorum. Sayın Amor, bu ülkede genel yayın yönetmenliiği yapmış, yılların Gazetesi, Yeni Asya’nın geçmişteki Genel Yayın Yönetmeni Sayın Kazım Güleçyüz’ün X hesapları yasaklanıyor. Yasaklı bir gazete değil bu, yasal bir gazete. Tüm evraklarını tamamlamış, yayın yapan bir gazete ve genel yayın yönetmeni bu kişinin 2 defa x hesabı yasaklanmakla kalmıyor. Youtube kanalı da engelleniyor. Bunu da kabul etmiyoruz değerli arkadaşlar.
Cezaevlerinden hep böyle kötü haberler verdik ama bazen iyi haberler de verebiliyoruz. Menemen R Tipi Cezaevi’nde ziyaret etmiştim. Sıddık Güler hakkında sonunda tahliye kararı verildi. Allah’a şükür sonunda kurtuldu. Geçmiş olsun diyoruz. Çok zor durumdaydı. Buna seviniyoruz ama yıllardır niye çıkamadı diye aslında üzülmek gerekiyor. Bu tür durumlara.
Çağla Çağlın Kış Patnos L Tipi Cezaevi’nden bize yazmış. Diyor ki: “Eşim de cezaevinde çocuğumu getirdikleri zaman aynı anda üçümüz görüş yapamıyoruz. Bafra’da daha iyiydi. Burada kötü oldu. Bir şekilde çözüm bulunmalı. Ailemiz zaten parça parçaydı. Şimdi daha da zorlaştı.”
Aytaç Ünsal Edirne F Tipi Cezaevi’nden yazmış; “Telefon görüşünde Grup Yorum’dan bir şarkı söyledim. Telefonum kesildi. Grup Yorum’u her yerde kısıtlamaya çalışıyorlar. 65 bin şehidin verildiği Gazze’yi emperyalistler satın alacaklarını zannediyorlar. Ömer Faruk Bey size de “Gel ki şafaklar” tutuşsun şarkısını armağan ediyoruz.
İsmail Aydın, Bursa H Tipi Cezaevi’nden yazmış; “Er olmamıza rağmen darbeci ilan edildik. Gerek mecliste, gerek toplantılarınızda biz erlerin durumunu dile getirin. Yasal düzenlenmelere bizi de katın, adalete dönülsün.” İsmail kardeşim, hep gündeme diyorum, bunu merak etme.
İbrahim Bilgin, Bolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “Sonradan bozulan haksız bir hücre cezası yüzünden Ankara’dan Bolu’ya nakledildim. Tekrar Ankara’ya gelmek istiyorum, çok mağdurum.” diyor.
Bakın, bize Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir cevabı var. Bu cevap da Manavgat Kaymakamlığı’nın Milli Eğitim Müdürlüğü’nden aldığı bilgiyle bize verdiği bir cevap. Utanç verici bir cevap, bakın. Utanç verici bir cevap! İnsan haklarına aykırı “ağaç kökü yesinler” kararı bu. Başka bir şey değil. Neden? Çünkü bir öğretmen KHK ile işten ihraç edilmiş. Bir özel okulda bile öğretmen olarak çalışamıyor. “Özel okulun servis şoförü olayım.” demiş. Adama demişler “Servis şoförü bile olamazsın.” Bakın Milli Eğitim Bakanlığı’na sorduk. “Evet servis şoförü bile yaptırmayacağız biz. Yasalar böyle diyor.” yerin dibine girsin öyle yasalar o KHK’lar. Ya ayıptır, yazıktır. Bundan dolayı siyasi soykırım yapıyorsunuz. Bir öğretmeni, servis şoförü bile yaptırmamaya çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız. Bunu Nacho Sanchez Amor da duysun. Bunu zaten yapan yasal yetkililer. Kendilerine soruyoruz. Hakikaten bunu siz mi yaptınız? “Evet biz yaptık.” lanet olsun gerçekten yazıklar olsun. Şu cevabı da bana vermeye hiç utanmıyor Milli Eğitim Bakanlığı, Manavgat Kaymakamlığı yazıklar olsun diyorum onlara.
Bakın, Grok da KHK’lıların hakkını iade etti. Grok, biliyorsunuz, X Platformu’nun yapay zekası. Grok da yaptığı açıklamada diyor ki: “KHK’lılara yapılanlar adil değil. 2016 sonrası kitlesel ihraçlar adil yargılama olmaksızın gerçekleşti. Birçoğu beraat etse de iade edilmedi. İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kaynaklar bu durumu hak ihlali olarak nitelendiriyor. Zulüm sona ermeli, tam iade sağlanmalı.” bakın, yapay zeka da diyor ki: “KHK’lılara büyük zulümler yapılıyor.” işte örneğini verdim az evvel. Binlerce, yüzbinlerce böyle örnek var fakat iktidar bu zalimliğine devam ediyor.
Geçtiğimiz günlerde İstanbul Çağlayan 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde kız çocukları davasına katıldım. Görün şu anne ve çocukları ülkenin hali bu! Tamamen sıradan normal legal fiilleri için yargılandılar. Cezaevine atıldı. Kız çocukları Üsküdar Çocuk Şube’ye zorbalıkla götürüldü. Her türlü haksızlığa uğradılar. Anne Karaciğer nakilli ve Parkinson hastası olmasına rağmen her türlü zorbalığa uğradı. Cezaevinde aylarca tutuldu. Çekmedikleri çile işkence kalmadı. Şu anda da hala mahkeme kapılarındalar. Oradan bir fotoğrafımız. İşte Türkiye’deki zulümden bir sahne daha arkadaşlar.
Bitmiyor her kesim bu zulme uğruyor. Bahar Kızılaltun İdil Kültür Merkezi önünden kaçırılarak gözaltına alındı. Bahar’ın geçen sene hapishanede kolunu kırmışlardı. Yan flüt çaldığını bildikleri için. Bahar’ı İzmir Şakran Cezaevi’nde ziyaret etmiştim. Gerçekten çok ağır sağlık ihlallerine uğramıştı ve buradan isyan etmiştim. Demediğimi bırakmamıştım. En sonunda tahliye edildi fakat tekrar gözaltına alınmış. Memurlar Bahar’ın kolunu kırmıştı cezaevinde. Bir de doğru düzgün fizik tedavi görmemiş ve kolu eğri kalmıştı. İnanılmaz zalimlikler yaşanıyor. Annesi açıklama yapmış ve duyarlılık çağrısı yapıyor.
























Yorumlar