24 Aralık 2025
Basın toplantımızda yine önemli konular var ve sizler için bunları yorumlayacağız.
Öncelikle asgari ücret 28.075 TL olarak açıklandı. Sanki çok büyük bir zam vermiş gibi, büyük bir müjde vermiş gibi açıklıyorlar ama açlık sınırının bile altında. 29.828 lira açlık sınırı, 28.075 lira asgari ücret. Gel de geçin! “Açlığın bile dibinde kal.” diyor. “Açlığın bile en aşağısında kal.” diyor iktidar. Gittikçe uçurum artıyor arkadaşlar. Zengin ile fakir arasındaki uçurum gittikçe artıyor. Bu ülkede adaletle insanlar arasındaki uçurum gittikçe artıyor. Bu ülkede insanların asgari geçim ücretleriyle kendileri arasındaki uçurum, gerçek arasındaki uçurum gittikçe artıyor. Her gün vatandaş kaybediyor, insan kaybediyor, halkımız kaybediyor, iktidar patronun cebine koyuyor. Başka bir şey değil bu. Perişan ettiler ekonomiyi arkadaşlar. Ülkede ne ekonomi bıraktılar, ne geçim bıraktılar, ne de adalet bıraktılar. Bakın, asgari ücreti böyle düşük bir miktarda veriyorlar, adeta dalga geçiyorlar.
11. yargı paketi getirmişler, kimsenin hukuk güvenliği yok çünkü ayrımcılık var. Bakın, biz cezada adalet, yargıda, infazda eşitlik istiyoruz ve bunun için de defalarca söylemde bulunduk. “Ayrım yapmayın.” Dedik, Türkiye adalete dönmeli. İktidar adalete dönmeli. Düşünün ne yerel mahkemeler yasaları uyguluyor, anayasayı uyguluyor ne de AİHM’in verdiği kararlara uyan bir yargı var, iktidar var. Türkiye binlerce defa mahkum ediliyor. En son 16 Aralık 2025 tarihinde 2420 ihlal kararı verildi Türkiye hakkında. Bu başka bir ülkede verilse kıyamet kopar arkadaşlar ama çıkıyor. Neden? “İşte şuna buna dokunan yanar. O yüzden biz o meseleye karışmayalım. Efendim şu bu ihlal kararını binlerce defa söyleyelim ama Yüksel Yalçınkaya ve ardından gelen binlerce ihlal kararı ile ilgili tek kelime etmeyelim.” 18,8 milyon euro Türkiye tazminata mahkum edildi. Ağır bir şekilde mahkum edildi ama kimsenin umurunda değil. Arkadaşlar mağdurlar arasında bile bir ayrımcı anlayış var. Bu kabul edilecek bir durum değil. Velhasıl Türkiye’de ne can güvenliği var, ne gelirde bir adalet, eşitlik, güvenlik var, ne de hukuk güvenliği var arkadaşlar. Bunu net bir şekilde söyleyelim. 11. yargı paketi gerçekten Türkiye’de adaletin uygulanacağına dair bir işaret verseydi umutlarımız artardı. Türkiye’de adalete gelin dediğimiz zaman, cezaevlerinde 130 bin fazla insan var dediğimiz zaman, “Biraz barajın kapaklarını açalım ve biraz cezaevinden insanları, o da bizim kafamıza uygun bir şekilde çıkaralım. Onun dışında bir şey yapmayalım.” mantığı var. Anayasa madde 90’a bile uymayan, AİHM kararlarını umursamayan, Anayasa Mahkemesi’nin çok sık olmasa da ara sıra verdiği ihlal kararlarını iplemeyen yerel mahkemeler var. Böyle bir ülkenin Avrupa Birliği’ne girme şansı da yok arkadaşlar. Avrupa Birliği ilerleme raporları son derece kötü geliyor. Zaten başka türlü olacak bir hali yok. Halkla, zenginler arasında, mağdurlarla iktidar arasında korkunç bir uçurum olmuş durumda ve böyle bir ülkede umudu yeşertmek çok zor arkadaşlar ama biz her şeye rağmen mücadelemizi sürdüreceğiz.
Sevgili arkadaşlar bakın ülkede can güvenliğiniz yok dedik. Valla sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için değil Libya’dan Genelkurmay Başkanı gelmiş ve kendisi dün uçağının düşmesi sonucu hayatını kaybetti. Orgeneral Muhammed Ali Ahmed Al Haddad’ın uçağı Haymana yakınlarında düştü. Bu bize şunu hatırlatıyor. Son zamanlarda İHA’lar cirit atıyordu Türkiye’de. Her tarafta İHA’lar düşüyor. Sağda solda İHA’lar dolaşıyor. Vekili olduğum il Kocaeli’de İHA’lar sağda solda dolaşıyor. Gemilere sabotaj düzenleniyor İHA atılıyor. İHA’lar sağda solda dolaşıyor. Delik deşik olmuş bir ülkeyiz. İtibarımız yerlerde. Ülkemize Libya Genelkurmay Başkanı Muhammed Ali Ahmed Al Haddad geliyor. Adam ülkeden ayrılırken pat diye uçağa düşüyor esrarengiz bir şekilde. Yani ne vatandaşların can güvenliğini ne gelir güvenliğini ne hukuk güvenliğini sağlayabilen bir iktidarla karşı karşıyayız arkadaşlar. Vatandaşlarını bırakın gelen misafirleri bile can güvenliğine sahip değil. Bakın kişi esrarengiz bir şekilde modern bir uçakta olmasına rağmen düşerek hayatını kaybetti. Neler oluyor öğrenmek istiyoruz. Bu kazaların ardında esrarengiz işler var gibi! Düzgün, yeterli bir açıklama bekliyoruz değerli arkadaşlar. Halkı kandırmayan, aldatmayan açıklamalar bekliyoruz. Nedir bu olaylar? Düşünün sağda solda İHA’lar dolaşıyor. Kocaeli’ye kadar bile geliyor. Ülkenin iç kesimlerine kadar gelebiliyor bu İHA’lar dolaşıyor. En önemli sanayi kentlerinin üstünde İHA’lar dolaşıyor. Yani olacak bir iş değil. İktidar millete zulmetmekle meşgul. İktidar anca şunu biliyor arkadaşlar. Böyle büyük gözaltı operasyonları yapsın. Ali Yerlikaya böyle drone’larla “Büyük operasyonlar var, korkunç teröristleri yakaladık.” operasyonları yapsın ama kardeşim, sağda solda İHA’lar dolaşıyor. Milleti perişan ettiniz, açlık sınırının bile altına ittiniz. Umrunuzda değil. “Yeter ki biz gücümüzü gösterelim. İktidarımızı gösterelim.” derdindesiniz. Bunun için ne oluyor?
Bakın arkadaşlar kaç gündür takip ediyorum. Azerbaycanlı eski milletvekili muhalif siyasetçi Gültekin Hacıbeyli halen Çatalca Geri Gönderme Merkezi’nde. Kardeşim hukuken bu insanı Azerbaycan’a gönderemezsin ama İlham Aliyev istemiş; “Ben muhalifimi istiyorum cezalandıracağım onu gönder Tayyip Erdoğan.” demiş. Böyle hemen alelacele geri gönderme merkezine alınmış, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde görev yapmış bir eski milletvekili ve muhalif siyasetçi bir şekilde hem can güvenliği hem hukuk güvenliği ayaklar altında. Bu olacak iş değil arkadaşlar. Böyle iki otokrasiye yönelen ülkenin yaptıklarını kabul etmeyeceğiz. Dünyaya ifşa edeceğiz. Bunu buradan net bir şekilde söyleyeyim. Dünyaya ifşa edeceğiz. Türkiye iktidarı, İçişleri Bakanlığı, Göç İdaresi Başkanlığı bu yanlış fiili yapmamalı. Avrupa Konseyi Parlamenterler meclisinde görev yapmış bir eski milletvekilini siyasetçiyi “Efendim ya işte Azerbaycan’daki dostum Aliyev öyle istiyor.” Dostum Trump, dostum Aliyev zaten bu ülkede böyle yani bu işler. “O istiyorsa gönderelim. Canım ne ne olacak? Hukuk mukuk yani biz zaten Anayasa Mahkemesi AİHM kararı dinlemiyoruz. Yani ne olacak yani kardeşim gönder gitsin.” Bakın avukatları mücadele veriyor. Olacak iş mi yani? Hukuk denen bir şey kalmamış ülkede ya. Hukuken bu insanı Azerbaycan’a gönderemezsin ancak “Canım hatrını mı kıracağız.” şu kafaya bakın ya. Bunları kabul etmek mümkün değil arkadaşlar.
Ülkenin geldiği yer, bakın 11. yargı paketi diyoruz değil mi? Bakın elimde ne var? Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasa Düzene karşı işlenen suçlular soruşturma bürosu. Sanki çok böyle korkunç bir şey var ortada. Bütün bu bahsettiğimiz vatandaşların can, gelir, hukuk güvenliğinin ayaklar altına alınmasıyla ilgili mücadele eden gençlere yönelik ağır suçlamalarla mahkeme açılmış. Bugün Kocaelinde ağır ceza mahkemesinde gencecik insanlar yargılanıyor. Şu anda yargılanıyor arkadaşlar. İsnat edilen suçlar ne biliyor musunuz? “Efendim itiraz ettiniz ya. Asgari ücret niye düşük diye itiraz ettiniz.” Bakın bu suç kabul edildi. “Efendim toplu bir şekilde itiraz ettiniz. Siz örgütsünüz canım. Bak toplu gösteri yapmışsınız. Toplu pikniğe gitmişsiniz ya. Pikniğe gitmişsiniz. Bir dergi çıkarmışsınız ya! Legalde olsa bir dergi çıkarmışsınız. Siz kesin terör örgütü üyesiniz.” denilerek sosyalist gençler bunun için şu anda yargılanıyorlar. Bakın gidin Kocaeli Adliyesi’nde şu anda yargılanıyorlar. İddialar da bunlar arkadaşlar. Böyle komik iddialar. Olacak bir iş değil. Bu ülkede her kesime bu yapılıyor. Bakın gerek cemaat yargılamalarında bunlar oluyor. Gerek sosyalistlere yönelik yargılamalarda oluyor. Gerek Kürt vatandaşlara yönelik yargılamalarda bunlar oluyor. En basit sıradan fiiller, legal fiiller teröristlik olarak gösteriliyor. “Sen örgüt üyesisin.” Kardeşim adam pikniğe gitmiş. Sokakta arkadaşıyla dolaşmış. Bir gösteri yapmış, basın açıklaması yapmış. Ne var bunda? Bakın Öğrenci ve işçiler bunlar. Hiçbir şiddet eylemine karışmamışlar. Sadece sosyalist kimlikleri var. Okudukları bir dergi var, Kaldıraç Dergisi. Bu derginin eylemleri suç, kendisi terör örgütü ilan edilmek isteniyor. Kocaeli Emek ve Demokrasi Platformu düzenlediği etkinliklerde yer almışlar. Suç tarihi 2006, yargılananlar o tarihte çocuk. O gençlerin çocuk oldukları tarihte “Örgüt üyesi” deniliyor gençler o tarihte çocuk kardeşim çocuk. Böyle saçmalıklar yaşanıyor. Meşru olan haklar ve demokratik kurumlar terör delili sayılmış. Kadın mücadelesi, sınıf dayanaşması, ekonomik meseleler, yasal platformlar “terör örgütü üyesi” olmak ile nitelendirilmiş, yani Kocaeli Emek ve Demokrasi Platformu’nun etkinliğine katılmış. Sanki ne yani? Sendikal faaliyetler, sosyal yaşam, bütün bunlar terör kabul edilmiş. “Kadıköy’de bir kitapçıdan kitap aldın. Bir yerde pikniğe gittin. Olmaz sen teröristsin.” bakın aynen iddialar bunlar arkadaşlar. “Herhangi bir silahlı eylemi yok.” diyor bu örgütün. Adamların silahlı bir eylemi bir şeyi yok zaten legal fiilleri var. Sen kalkıp bunları terör örgütü ilan ediyorsun ve şu anda bu insanların gençliğini mahkum etmeye çalışıyorlar. Bu zalimce muameleyi kabul etmiyoruz sevgili arkadaşlar.
Elimde Mehmet Cüneyt Temizel’in “Kalemsiz Şair” kitabı var. Bir engelli şairimiz. Burada şiirleri var ama diyeceksiniz ki Ömer Bey bu kitabı niye bana gösteriyorsun? Burada işte bir şiir kitabı var. Öyle de bu engelli şair şiirlerini eliyle yazmamış arkadaşlar. Burnuyla yazmış, burnuyla. Bakın görüyor musunuz? Burnuyla yazmış. Engelli bir insanın neleri aşıp ne kadar başarılara imza atabileceği gerçeği var ve bunu takdir etmek, tebrik etmek lazım bu şairimizi. Engelli hakları derken, arkadaşlar bakın engelliler hayatta var olmak için ellerinden geleni yapıyor. Herkes engelli de olabilir. Engelli vatandaşlarımız en az %10 ve bu iktidar ne yapıyor biliyor musunuz arkadaşlar? Şu engelli vatandaşlarımızı tebrik ve takdir etmek yerine burnuyla şiir yazan şair engelli kardeşlerimizi tebrik etmek yerine 2008’den önce çalışmaya başlayan engellilerin vergi indiriminden kaynaklı engelli emeklilik haklarını gasp ediyor. Şimdi bir yasa çıkardılar. O yasa çıkarken ben çok mücadele ettim. Bakın bu engellilerin haklarını çiğneyeceksiniz dedim. “Yok çiğnemeyiz.” diyerek yalan attılar. Yalan attılar bakın. Size çok net söyleyeyim engelli kardeşlerim yalan attılar bana. Bizzat şahidiyim bakın SGK yetkilileri yalan attı. Yasa çıktı. Binlerce kişi mağdur oldu. Biz dedik ki işte bakın dediğimiz nasıl çıktı. Ardından “Aa öyle mi Ömer Bey işte ne yapalım işte böyle olacağını bilmiyorduk.” diye palavralar attılar. Ya kardeşim apaçık ortadaydı bu insanları mağdur edeceğiniz. Ondan sonra çalışma güç kaybı denilerek işi iyice zorlaştırdılar. “Maliye emirler yağdırdı. Dedi ki; “Kardeşim mümkün olduğu kadar az emekli edeceksiniz. Kimseye verecek paramız yok. Tasarruf tedbirleri var.” dedi ve 2008 öncesi işe başlayanların vergi indiriminden kaynaklı engelli emeklilik hakları gasp edildi. Biz bunun için yasa teklifi veriyoruz arkadaşlar. Tüm engelli arkadaşlarımız duysunlar. Ömer Faruk Gergerlioğlu bu mesele için bir yasa teklifi veriyor. Şu anda Engelli Bireylerin Sorunlarını Araştırma Komisyonu’nda bu konuyu çok konuşuyoruz ancak ben biliyorum ki bu iktidar bu konuda adım atmayacak. Ben yasa teklifimi hazırlıyorum. Tüm engelli kardeşlerim bilsin. Bu yasanın kökten değişmesi lazım. Yasa dediğin nedir ki ya? Yasayı yaparsın, ondan sonra vatandaşın aleyhine ise atarsın çöpe yeni bir yasa getirirsin, mağduriyeti düzeltirsin. Biz de bunu yapacağız arkadaşlar. Bunu yapacağız ve bu meselenin giderilmesi için gayret edeceğiz ama bilin ki bu iktidar doğru değildir arkadaşlar. Bu iktidarın yanlış işler yaptığını, doğru konuşmadığını, mağduriyetinizi bitirmeyeceğini bilin. Mücadelenin esas olduğunu ve mücadele edenin kazanacağını bilin. Bakın 11. yargı paketinde araya sıkıştırmışlardı. Hiçbir mevzuata uymadan yapılan binaların 6 Şubat 2023 depremlerinde yıkılması sonrası o müteahhitlerin yargılanmasını bitirmek için, onları tahliye etmek için, onları kurtarmak için araya 27. madde sokuşturmuşlardı. Mağdurlar mücadele etti ve madde çıkarıldı. Arkadaşlar mücadele edeceksiniz. Yasal sınırlar içinde her vatandaşın mücadele hakkı vardır. Tüm engelli kardeşlerim bunu bilsin. Yanlış yapmayın, doğru yapın ama yasal vatandaşlık haklarınızı arayın. En çok da dezavantajlı vatandaşların hak aramaya hakkı vardır. Bunu da unutmayın.
Bakın arkadaşlar ülkede son derece üzücü işler oluyor. Bakın ülkede güya bir Kürt meselesinde barış süreci yürüyor. Nerede barış süreci kardeşim? Bakın sadece Kürt meselesinde şu anda iktidarın kabul ettiği yanlışları söylediği için geçtiğimiz günlerde daha bu Aralık ayında Sefa Mehmetoğlu isimli değerli bir araştırmacı, yazar arkadaşımız mesleğinden, sağlık çalışanı görevinden ihraç edildi. Neymiş? Kürt meselesinde devlet yanlış yaptı demiş. Ne var kardeşim bunu devlet kabul etmiyor mu şimdi? Kabul ediyor. Kalkmış, süreç başlatmış, görüşmeler yapıyor. Bu kimse bunu söylediği için suçlu kabul edilmiş görevinden ihraç ediliyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu ya? Olacak iş mi bunlar? Sağlık yönetimi lisans mezunu olarak 2013 yılından beri hizmet eden bir sağlık çalışanı. 2021 yılında abuk sabuk nedenlerle gözaltına alınıyor, 8 ay tutukluk alıyor. Ondan sonra açığa alınıyor, 2 yıl 1 ay hapis cezası veriliyor. “Terör örgütüne yardım ettin.” deniliyor. Abuk sabuk gerekçeler bulunuyor. Sonrasında bir konferansa dinleyici olarak katılmak, Şafii Mescidine gitmiş olmak, birkaç yazı yazmış, hop oradan terörist ilan edilmiş. Bakın Mescid’e gitmiş, adam teröristi ilan edilmiş. Güya dindar bir iktidar falan olduklarını söylüyorlar ya, bir bakıyorsun altını karıştırıyorsun, altından uyuşturucu partileri, grup partileri, her türlü ahlaksızlık fışkırıyor çünkü acayip bir şekilde çürüdüler, bozuldular, kokuştular. Kokuştular ve şu anda tertemiz bu ülkenin, bu topraklarının, evlatlarının canına okumak istiyorlar. O kokuşmuşlukla, o çirkinlikle hareket ediyorlar ve korkunç adaletsiz fiillere imza atıyorlar arkadaşlar. 3 Aralık’ta disiplin kurulu bu kişi Sefa Mehmetoğlu hakkında ihraç kararı aldı. Kabul etmiyoruz, bu bir zulümdür. O zaman bu iktidar şu anda ne yapıyor? Bunu soruyorum.
Ayşe Yılmaz, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı KYK’da önce yurt müdürü sonra da araştırmacı kadrosunda çalışırken işinden çıkarılan bir devlet memuru bize başvurmuş. OHAL Komisyonu ret vermiş, “Bir derneğin kurucususun.” Denilmiş. Legal gerekçeler illegal kabul edilmiş. Bölge idaredeki mahkeme dosyası 3 yıldır bekliyor. Yeter ki beklet, süründür insanları. Bakın süründür, süründür, süründür ondan sonra görevine iade edilmemesi için hiçbir neden yok ve boş yere bu insan takipsizlik almış bekliyor. “Ben seni attım. Bir gerekçe olmasa da iade etmem.” diyen bir devlet var karşımızda arkadaşlar. Geç gelen adalet, adalet değildir. 2006’da dernek kurucusu olmak, terör örgütü üyesi olmak anlamına gelemez. Böyle saçma sapan işler olamaz arkadaşlar. Gerek Kürt meselesinde gerek cemaat yargılamalarında bu tür yanlışlar korkunç bir şekilde zirve yapmış durumda. Bunu ülkemizdeki yargı görmek, uygulamak istemiyor. Yanlışını düzeltmek istemiyor ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarını da umursamıyor. 2025 yılını bitirirken ülkemizdeki acı tablo bu arkadaşlar. Yeni bir yıla girip de ne olacak yani? Bu ülke değişecek mi arkadaşlar? Yeni bir yıla girip de ne olacak yani? Bu ülke 2024’te de böyleydi, 2025’te de böyleydi. İnsan yeni bir yıla girerken yeni umutlar doğar içinde değil mi? Ama bu ülkede böyle bir şey olamıyor arkadaşlar. Bu ülke bu kadar kötü bir durumda. Kariyer mesleklere zam konusunda yaşanan tartışmalar var. Burada sosyal güvenlik denetmenleri çok şikayetçi çünkü müfettişlerle aralarındaki uçurumlar artacakmış. “Burada bir adaletsizlik var.” diyor denetmen arkadaşlarımız ve maaşları tabi bu devirde maaş hesabı herkes yapmak zorunda. Bir müfettişle denetmen arasındaki fark 50 bin liraya çıkacakmış. Denetmenler; “Büyük hayal kırıklığındayız ve bu düzenlemede biz de yer almalıyız. Doğru iş yapılmalı.” derler.
“Din kültürü ve ahlak bilgisi alanındaki mülakat uygulamasında yaşanan ciddi puan yetersizliklerine dikkat çekmek amacıyla bu bilgilendirmeyi gönderiyorum.” diyor bir vatandaşımız. Din kültürü alanı için 1802 kişilik kontenjan doğrultusunda mülakatlar gerçekleştirilmiş ve KPSS sıralaması geride olan adayların, daha önde olan adayların önüne geçmesi. Bu puanlamalarda bir sürü adaletsizlik yaşandığı iddia ediliyor. Komisyonlar arasında standart sapma ve değerlendirme ölçütü tutarsız olduğunu açıkça gösteriyor. Maddi hata bulunmadığı toplu şekilde bildirilmiş ancak mülakata çağrılma sıralaması, sözlü sınav kamera kayıtları ve aday değerlendirme formları Milli Eğitim Bakanlığı paylaşılmıyor. Bir sınav yapıyorsunuz insanlar burada adalet kaygısı taşıyor. Bu gerçekten olacak bir iş değil arkadaşlar. Mülakat sürecindeki ölçme değerlendirme tutarsızlıkları, teknik hatalar ve kayıtların adaylarla paylaşılmaması ile ilgili önemli şikayetler alıyoruz.
Hayvan hakları ile ilgili yani diyeceksiniz civcivlerin hakkı mı olur? Bizce bir sineğin bile hakkı vardır arkadaşlar. Erkek civcivler doğar doğmaz öldürülüyor. Bu yaygın bir uygulama ama buna yetiştiriciler, vicdanlı insanlar itiraz ediyor. Erkek civcivlerin doğar doğmaz öldürülmesi yasaklanmalı. “Kuluçkahanelerde inova cinsiyet belirleme teknolojisinin aşamalı olarak zorunlu hale getirilmesi gerekli.” diyorlar.” Çiftlik hayvanları refahına ilişkin mevcut yönetmelikler güncellenmeli.” derler.
“Oğlum Ömer Faruk Yiğit Gaziantep Açık Cezaevi’nde kalıyor.” demiş bir veli ve bir kişiyle tanışıp daha sonra kandırıldığını ve bankalara gitmiş, orada hesabını kullandırtmış. “Maddi bir kazanç elde etmediği suçtan dolayı 10 aydır cezaevinde yatıyor. Oğlum cezaevine girdi. Eşim sıkıntıdan lösemi tedavisi görüyor ve burada çocuğumun gençliği gidiyor. Adil yargılanmıyor ve bu konuda bir adalet talebimiz var.” diyor. “Antep merkez cezaevinde açıkta yatıyor. 7 tane beraat dosyası var. 2 ceza aldı yatıyor. Konya ve Samsun 4 istinafta var.” diyor.
Eski araçlarla ilgili ÖTV teşviği açısından önemli itirazlar, talepler geliyor. “Halkın büyük kesiminin hurda araçlarda ÖTV teşviği için büyük bir beklenti içinde olduğunu neden görmenizden geliyorsunuz?” diye soruyor vatandaş. “Bu eski araçların temizlenmesi için bir teşvik yapılmalı.” diyor. “Aracı ilk beş yıl satılamaması, alınacak aracın belli bir oranda yerli ve milli olması gibi ek şartlar getirilerek bu yasanın üzerinde durulması elzemdir. ÖTV muafiyeti getirilerek hurda araçlar elden çıkarılmalıdır.” diyor vatandaş.
Ali Kılınç 2023 yılında İstanbul Medeniyet Mühendisliği Eğitim Yönetimi dalında lisans yapmakta. ““İzmir Milli Eğitim’e sunduğumda diplomanın geçerlisi olduğu yönünde tarafıma resmi yazı yazıldı.” diyor. Kasıt ihmali nedeniyle suç duyurusunda bulundum. İzmir Valisi vali yardımcısını azlederek dosyayı kapattı. Biz hakkımızı nasıl savunacağız diyerek idari uygulamalardan şikayetçi bir vatandaş İzmir Valiliği bu konuda umarım bir açıklama yapar. Biz kendilerine soru önergesi de gönderdik.
Bir başka şikayette vakıf üniversitelerinde uygulanmakta olan yatay geçiş süreçlerinde önemli bir eşitsizlik iddiası var. “Merkezi yerleştirme puanına dayalı yatay geçişlerde %100 burslu kontenjan açmakta. Buna karşın genel akademik not ortalaması GANO ile yapılacak yatay geçiş başvurularında hiçbir burslu kontenjan ayırmamaktadır.” diyor birçok vakıf üniversitesi ve bu da önemli haksızlıklara neden oluyor demiş başvurucu.
Mesut Kara 9 yıldır kayseri 2 nolu t tipinde tutuklu müebbet almış bir kursiyer rahatsızlığından dolayı 4-5 yıldır psikiyatrik tedavisi görüyor. Bir insan sağlam kalabilir mi? Hiçbir şey yokken kabus gibi bir gecedeki kendisine ait olmayan fiillerinden dolayı çok ağır cezalara çarptırılan bir insanın psikolojisi yerinde kalır mı arkadaşlar? Ve bu insan şu anda işte belli ki kahrından boynunda bir kitle çıkmış. Günlük hayatında çok zorlanıyor. Habis mi Selim mi olduğu tam bilinmiyor sanırım ve eşi de çocuğuyla beraber gittiği zaman “Babamın boynu neden böyle?” diye ağlayan çocuğunun çok üzüldüğünü anlatıyor ve zulmün devam ettiğini söylüyor. Biz bu zulme erler, sözleşmeli erler, kursiyer teğmenler, astubaylar ve darbe yapamayacak binlerce kişi adına burada binlerce defa haykırıyoruz. Adalet Bakanlığı önünde Murat Çakır’ın annesi Sevinç Çakır haykırıyor. Bu çığlıkları duyun diyoruz. Bu insanlar mağdur, mazlum, masum ve bu konuda adalet beklediğimizi binlerce defa söylüyoruz, söylemeye devam edeceğiz.
Akademik personelin geçici değil daimi kadroya geçirilmesi gerekiyor. “Mobbing vakaları artmış ve çalışma barışı zedelenmiş.” diyor. “Üniversitelerin asli unsuru olan akademik personelin gelecek kaygısıyla çalışması hem bilim üretimini hem de eğitim kalitesini olumsuz etkilemekte ve akademik personelin daimi kadroya geçilmesi yönünde düzenleme yapılması için desteğinizi istiyorum.” diyor başvurucu.
“Doğan Değirmencioğlu Marmara Cezaevi’nde 15 senelik Kadıköy esnafıdır.” Telefoncuydu. Birileri gelip kirli işlerini aklamak için bu kişiyle alışveriş yapmış ve İBAN’dan para ödemiş. “Vay işte sen de şöylesin dolandırıcısın.” diyerek bu kişi de cezaevine atılmış. Yani kişi diyor ki; “Ben esnafım geldi vatandaş benden ikinci el malzeme aldı ve İBAN’dan para gönderdi. Biz dolandırıcı ilan edildik. Bir esnafken başıma bunlar geldi.” diyor. Eşi bize başvurmuş. “Hala iddianame yok. Dükkanımız kapandı. Ben işletemeyeceğim iki kız çocuğum var. Perişan oldum. Adalet bu mu?” diyor esnafın eşi.
Tarsus T Tipi Cezaevi’nde banyo için sıcak su verilmiyormuş. “Bunu gündeme getirir misiniz?” diyorlar. “Yazın iki tane vantilatör ile o sıcakları geçirdiler. Hepsi isilik oldu. Şimdi de sıcak su görmedikleri için su ısıtma cihazından kaynattıkları su nedeniyle üşütüp hepsi grip oluyor.” Memleketin hali bu arkadaşlar.
Yusuf Aydoğan Erzincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde. Bu da Polatlı davasından mağdur bir kişi. Kendisi darbe yapamayacak bir kişi olmasına rağmen “Vay sen darbecisin.” diye ağır bir şekilde müebbetle cezalandırılmış. Beraat verilmesi gereken bir davada ağır müebbetler yağdırılmış. “Eşim ve onun gibi insanların müebbet yatacağını düşündükçe akıl sağlığım gitti. Eşimin de aynı şekilde psikolojisi bozuldu. Hiç iyi değil, affedilecek bir şey yapmadık ama af ise af istiyoruz kimseyi kimseden ayırmadan artık bittik zaten.” diyor. Perişan bir şekilde bize başvuran başvurucu.
Velat Cin Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’ndeymiş. Güvenpark patlaması ile ilgili hiçbir delil olmamasına rağmen tutuklanmış. “Madem tutukladık, bir ceza verelim.” mahiyetinde 9 yıl ceza vermişler. Ardından temyizde 12 yıla yükseltmişler. Ceza bitmiş, hala tutuklu. Bakın, insanları böyle adil olmayan bir şekilde yargılıyorlar. Yatarları bitiyor, yine tutuyorlar. Ne denetimli serbestlik veriyorlar ne şartlı tahliye veriyorlar. Zulüm üstüne zulüm arkadaşlar. Zulüm üstüne zulüm devam ediyor bu ülkede. Tüm dünya bunu duysun.
“Hayvanları koruma kanunu değişti ve yayınlandığından beri ülke kan gölüne döndü ve keyfi talimatlarıyla hayvanlar toplanıp kanuna aykırı şekilde olan alanlara kondu. Aç, susuz bırakıldı, hasta oldular, tedavi olmadı. Nedir bu hayvanlardan istedikleri?” diyor hayvan hakları savunucuları. “Kısırlaştırma yapmıyorlar, görevi kötüye kullanıyorlar ve hayvan hakları ihlallerinden biri olan Kırklareli Yündalan Doğal Yaşam Alanı’ndan bahsetmek istiyorum. Orada ihlaller olduğunu iddia ediyor. Koruma yasası ve sahiplendirme yasası değil miydi? Fakat bunlar hariç her şey hayvanlara olmaktadır.” diyor.
İbrahim Alkan; “Can Atalay vekilimizi seçtik ama hapiste vekillik yapamıyor, o yüzden size başvuruyorum. Görevim süresince tarafıma hiçbir gerekçe sunulmadan ve hizmet içi ihtiyaç analizi yapılmadan farklı kurum ve lokasyonlarda geçici olarak görevlendirildim. Ağır mobbinglere uğradım.” demek istiyor. “Dilekçelerim cevapsız kaldı, işten kaçınma hakkımı kullanırken işten çıkarıldım” ve Gaziantep İl Müdürlüğü’ne yönlendirilmiş. “Bu süreçte hakkımda devamsızlık tutanakları tutulup savunma bile istenmemiş ve yoğun bir mobbing gördüğünü söylüyor. Biz bu konuyla ilgili Gençlik ve Spor Bakanlığı’na soru önergesi veriyoruz sevgili arkadaşlar.
Bir de sağlık ihlali başvurusu. 18 Kasım 2021 tarihinde Urfa’da özel bir hastanede bebeğini doğuran Sevgi Çölgeçen bize başvurmuş. 36 haftada 3800 gram olarak normal doğdu ve ayı ve kilosu iyi olmasına rağmen doğduğunda hiç ağlamadı ve 24 gün aynı hastanede kuvözde kalmış, vrakial pleksus zedelenmesi olmuş, zor bir doğum olmuş ve serebral palsi yaşanmış maalesef. “24 gün sonra çocuğu sevk ettiğimiz devlet hastanesinde bunu öğrendik.” diyor. “Özel hastanede kaldığı süreçte bebeğin başında bası yatak yarası olmuş, buna da dikkat edilmemiş. O yüzden sürekli kafası sol tarafa bakıyordu. 3 kez topuk kanı aldırdık ve bu süreçte enfeksiyon kaptı ve CRP değeri çok yüksek çıkıyordu. En ağır menenjit ilaçlarını bile kullanmışlar ama geçmedi. Doğru düzgün bilgi verilmedi. Hatta çocuk doktoru her çocuğumu görmeye gittiğimde yanımdan boşa geldin çünkü oğlumda her gün değişim olmadığını söyledi. Hem doğumda hatalar yapıldı hem de süreçte ve bunun için en azından tedavi masraflarına destek talep ettik. Bu da verilmedi. Ben öğretmenim, çalışıp atanacak kendi şu an oğlumu koydukları bu durum yüzünden ona bakmak zorundayım ve çalışamıyorum. Eşim tek başına çalışıyor. Maddi olarak haftada 3 ders fizik tedavi, 2 ders özel eğitim aldırabiliyorum daha çok ders aldırmak ve topluma kazandırmak istiyorum. Maalesef hekim hatalarından bunlar oldu. Madem kilosi iyi zamanda doğmuş, zor doğum değil, benim oğlum neden yürüyemiyor, neden anne baba demiyor, neden oğlum parka gitmek yerine hastanelere gidiyor?” diye bu anne üzülüyor. “Oğlumuzla olan hayallerimizi çaldılar, başkalarının hayalleri çalınmasın.” diyor. Biz de Sağlık Bakanlığı’na bu konu hakkında bir soru önergesiyle soruyoruz sevgili arkadaşlar.
Faruk Yüksel, Sincan 3 No’lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kalmakta. Psikolojisi bozulmuş. Cezaevi yönetimi hücre cezası vermiş. “Oğlum hasta bir mahpus ciğerinde leke var. Hastalığı gitgide büyüyor ve ruh sağlığı, beden sağlığı iyi değil. Telefon görüşü yapamıyoruz. Can güvenliğinden endişe ediyoruz.” Diyor.
İnan Toprak isimli Kayseri’li bir esnaf bize başvurmuş. Emeklilik maaşlarından vergi ve SGK borcundan dolayı %25 oranda kesinti yapılacağı kesinleşti sanırım. Vergi yapılandırmasıyla birikmiş olan borçlarımızı devlete olan görev neticesinde ödemekle mükellef olduğumuz için yetişmeye çalışıyoruz. Vergi ve SGK yapılandırması çıkarılması için sizlerden esnaf olarak istekte bulunuyorum.” diyor. Esnafın bu isteğini dile getirelim.
Necattin Özdemir, %75 oranında engelli, beyin kanaması geçirmiş engelli bir vatandaşım. 2-3 yıldır FTR tedavisi alıyorum, sol bacağımda engellilik var. FTR tedavi raporu istediğimde tasarruf genelgesi var diye tedavi raporu vermemekteler.” Diyor.
Kemal Akgül, Konya Ereğli 2 No’lu T Tipi Cezaevi’nde tutulmakta. Can güvenliğinin olmadığını net şekilde belirtmiş. “Başıma bir şey gelirse sorumlusu infaz kurumudur.” diyor. Hatay, İskenderun’da ailesi yaşıyor. Kendisine zulüm olsun diye bin kilometre ötede Konya Ereğli’ye göndermişler. Diyor ki: “Burada haksızlığa uğruyorum, kötü muameleye uğruyorum, can güvenliği riskim var ve işkence kötü muamele iddiaları aydınlatılmalı ve aleme yakın bir cezaevine nakledilmeliyim.” diyor.
Baran Ersan’ın babası başvurdu. Oğlu Baran Kavak Cezaevi’nde koğuşun değiştirildiğini, değişen koğuşta 8 kişinin üstüne saldırdığını ve darp edildiğini 13 gündür haber alamıyorduk ve cezaevini aradığımızda “Çocuğunuzun durumu çok iyi ama sizi aramak istemiyor ve sizinle görüşmek istemiyor.” denilmiş. Sonra dövülmüş, hastaneye götürülmüş, psikiyatri doktoru annesini arayarak çocuğunuzun herhangi bir problemi var mı diye sormuş fakat düşünün cezaevlerinde böyle darp olayları var ve Adalet Bakanlığı yetkilileri bir açıklama yapmıyor, açıklama bekliyoruz.
Osman Gerçel Marmara 7 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalmakta. Ağır silikozis akciğer ve koah hastası ve hastanelere gidiyor. Akciğer nakli için sevk edilmiş. Cezaevinde kalabilir yönünde görüş bildirilmiş. Çok ağır bu kişinin durumu ve halen bu ağır hastalığına rağmen hiçbir cevap alamamış aile ve çok endişe ediyor mahpusun hayatından.
Yakup Akkan dosyası Yargıtay’da bozulmasına rağmen bir sene 4 ay fazladan yatıyor. Tahliye edilmemiş. Gardiyanlar tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığı iddia ediliyor. Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde kaldığı belirtilerek.
Değerli arkadaşlar. Cezaevlerinden bize gelen mektuplar var. Onlarda önemli hususlar var ve onları da anarak basın toplantımıza devam edelim.
Sait Öztürk, Erzurum 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden bize mektup yazmış. Uzun mektubunu özetliyorum; “Ömer Bey 2 yıldır diş tedavimizi yaptıramıyoruz. Buraya sürgün gelmiştim zaten… Öndeki alt üst dişlerim dışında başka dişlerim yok. Doğru düzgün yemek yiyemiyoruz. Kelepçe açılmadığı için sağlık hakkımız ihlal ediliyor.” diyor.
Kandıra Kapalı Cezaevi’nden Aysun Akdağ yazmış bize; “ Kadın doğum ameliyatı oldum fakat mahkum koğuşu çok kötü şartlarda. Bizleri insan olarak görseler düzgün bir klozet, düzgün bir duş yeri, düzgün bir el yıkama lavabosu, düzgün bir pencere yaparlardı. Kapalı bir kutunun içine koymuşlar gibi hissediyor insan kendisini orada. Mahkum koğuşlarının nasıl yerler olduğuna dair bilgi alınmak istense eminim kağıt üzerinde her şey çok güzel görünür… Fakat orada öyle bir yaşam yok… Buranın halini size çiziyorum.” diyor ve bize bir çizim göndermiş arkadaşlar. Biz de onu size gösterelim. Bakın, oradaki kötü yaşam koşullarını, olumsuz yaşam koşullarını çizerek bize göndermiş hasta mahpus. Banyonun hali, yaşadığı yer, oda, hasta haliyle yaşadığı yerdeki ağır kötü koşulları çizerek bize göndermiş. Bunları da kamuoyuna sunmuş olalım sevgili arkadaşlar.
İkram Güren, Samsun T Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “Sayın Gergerlioğlu, cezam 1 yıl önce bitti fakat beni tekrar tekrar bırakmıyorlar. Aslında örgütsel bir eylem ile ciddi disiplin cezası yoktur, ‘olumsuz davranışı yoktur’ raporlarım var fakat defalarca ret verdiler, 1 yıldır fazladan yatıyorum. Eşik puanı da aşmıştım ama kasıtlı olarak bırakılmıyorum. İstedikleri şartları oluşturmuyorlar ki puanımız yükselsin, buna rağmen yeterli puanım var. Daha ne yapayım?” diyor.
Çorum Cezaevi’nden Uğur Seldüz yazmış; “Ömer abi Sultan Süleyman’a bile kalmayan bu yalan dünya beni siyasi çıkarları için zorla terörist yaptıranlara hapse attıranlara mı kalacak?… Her nefis bir gün ölümü tatmayacak mı?… Bana bu zulmü yapanlar yarın mahşerde hakkın divanına varınca Allah’a nasıl hesap verecekler?” diye soruyor. Bir er yani bu kişi er. “Sen darbe yapmışsın.” diye cezaevine atılmış. Ağır cezalar verilmiş, defalarca bana mektup yazıyor arkadaşlar. Başka pek kimse de bu kişileri gündem etmiyor ama ben onların mağduriyetini, masumiyetini görüyorum. Gariban bir er, düşünün darbe yapmış diye müebbet cezalara çarptırılıyor. Öbür taraftan güya darbenin 1 numarası diye gösterilen Akın Öztürk tarafından kurtarılan, kelepçesi çözülen Milli Savunma Bakanı şu an Yaşar Güler hiçbir açıklama yapmıyor. “Biz kendimizi kurtardık, diğerlerinin canı çıksın. Bizimkisi can, diğerlerininki patlıcan.” zindanların dibinde erler, gariban kursiyer teğmenler yazsınlar bana ne diyen bir anlayış var arkadaşlar ve de skandal bir durum var. Darbenin 1 numarası dediğin adam gelip seni 16 Temmuz günü kelepçeli olduğun yerden kurtarmış. Bunu cümle alem biliyor. Sen Milli Savunma Bakanı olmuşsun. Seni kurtaran adam darbenin bir numaralısı olmuş. Bu nerede var yani? Böyle bir şey dünyanın neresinde var? Ardından da Birleşmiş Milletler demiş ki; “Akın Öztürk hakkında inanılmaz yanlış hukuki bir uygulama yapılmış, yanlış bir yargı kararı var, A’dan Z’ye her şey yanlış bu adamı bırakın.” demiş. Düşünebiliyor musunuz? Buna rağmen bu ülkede bu işler eski düzen devam ediyor. Biz boşuna mı konuşuyoruz arkadaşlar? Kafamızdan konuşmuyoruz. Koca Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi, Keyfi Tutukluluklar Masası bu konular hakkında karar veriyor ama burada tabii ne AİHM kararı dinleyen var ne BM kararı dinleyen var arkadaşlar. Ülkenin hali bu.
Umut Yoloğlu, Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Hapishanesi’nden yazmış. “Silivri’de hiç haberimiz yokken bizi sürgün sevk ile Tekirdağ’a gönderdiler. Biz fakir ailelerin çocuklarıyız. Ailemiz daha da zorlanıyor yanımıza gelmek için. Psikolojik işkencedir bu. Bizi ziyaret edin daha ayrıntılı anlatalım.” diyor. Umarız gideriz o cezaevine, bu kişileri dinleriz.
Ali Tarhan, yine bakın gariban bir er yine bize yazmış. Aksaray T Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış arkadaşlar. Ali Tarhan diyor ki; “Biz de bu milletin evlatlarıyız Ömer Bey. Biraz vicdan sahibi olan herkes bilir ki erden darbeci olmaz. Geceleri yastığa başımı rahat koyuyorum çünkü suçsuzum. Bizim müebbet hapis cezası aldığımızı bilip susanlar geceleri nasıl rahat uyuyabiliyor?” kardeşim bu sorunun cevabını verin. Hulusi Akar bu sorunun cevabını ver! Yaşar Güler bu sorunun cevabını ver! Bakın zindanların dibinden müebbet hapise cezası almış gariban bir er yazıyor. “Ben başımı yastığa rahatça koyuyorum çünkü darbeci olmadığımı biliyorum. Vicdanım böyle söylüyor ama bizi Haksız yere o zindanların dibine atanların vicdanı nasıl rahat? Gece yastığa başlarını nasıl koyabiliyorlar?” diye soruyor. Bunu en başta Hulusi Akar ve Yaşar Güler’e soruyorum. “Vicdanlarını nasıl susturuyorlar diye merak ediyorum.” Diyor bakın er. “Eşimden yavrumdan ayrıyım. Evladım askerlik çağına geldiğinde bütün bu olanları nasıl ona açıklayacağım?” diyor.
Merve Büyükyıldız, Bolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “Sabah operasyonla uyandım, gözaltına alındık. Gün boyu bırakın yemeği su bile vermediler. Çankırı’ya götürüldük. Depo gibi bir odada mülakat adı altında 5-6 polis beni sorguya çekti. Psikolojik işkenceyi, hakaretleri, tehditleri hatırlamak bile istemiyorum. İstedikleri ifadeyi vermediğim için bana etmedikleri hakareti bırakmadılar. İçtikleri sıcak kahveyi bile üzerime fırlatıp, yüzüme tükürdüler. Başkomiser, ‘seni ağlata ağlata cezaevine göndereceğim’ dedi. ‘Alkol alıp dönelim’ dediler dönüşte. Cezaevine girip onlardan kurtulduğum için sevindim. Ben psikolog olacaktım, hapisteyim.” diyor. Merve Büyükyıldız. Arkadaşlar bakın geçen hafta da Fatma Nur Zehra Yılmaz’ın durumunu anlatmıştım aynı başkomiser Merve Büyükyıldız’ı da cezaevine götürmüş. Şu işlere bak. Şu rezalete bak. Hala bir açıklama yok. İçişleri Bakanlığı, Bolu Valiliği, Bolu Emniyet Müdürlüğü bu ne rezalettir ya? Kimdir bu başkomiser ya? Yani insanları gözaltına alıp tutuklayıp cezaevine atabilirsin bir şey demiyorum adil olmayan bir şekilde de hani bir şekilde mevzuat böyle dersin ama nedir bu başkomiser alıp kahveyi sanığın üstüne atıyor yüzüne tükürüyor giderken bir sürü hakaret ediyor “Seni ağlata ağlata cezaevine göndereceğim.” diyor hakaretler tehditler kim bu adam ya Aaıklayacak birisi yok mu? Biz soru önergesiyle soruyoruz. Bakın bunu uluslararası alana da taşıyacağız. Genç kadınlara yönelik bu denli ağır hakaretlerle götürüp böyle cezaevine atma, yolda giderken başkomiserin “Şurada bir duralım bir kafayı çekelim.” demesi bunlar ne ya? Ne rezaletler yaşanıyor şu ülkede?
Savaş Demirci Denizli Cezaevi’nden yazmış; “Adil yargılanmadım. Anayasal çalışma hakkımızı kullanamıyoruz. Gayriresmi çalışma ortamlarında bulunmadım. Elimdeki birikimimi harcayarak geçimimi sağladım. Çalışma izin taleplerime ‘Bakan oluru uygun görülmemiştir’ cevapları geldi. Mahkeme yurt dışı yasağını kaldırdı, idari olarak yasak devam etti. Sesimize ses olun.” diyor.
Arkadaşlar gördüğünüz gibi basın toplantımda yurdun dört bir tarafından cezaevinden, cezaevi dışından yurdun dört bir tarafından vatandaşların dertlerini dile getirdim. Milletvekiliyim, milletin derdini dile getiriyorum. Hiçbir ayrım yapmıyorum, yapmayacağım. zalimlere karşı mazlumların, masumların hakkını, hukukunu korumaya devam edeceğim ve bunun için de neye uğrarsak uğrayalım, yolumuzdan vazgeçmeyeceğiz sevgili arkadaşlar.
























Yorumlar