24 Haziran 2026

Yoğun hak ihlali başvurularımızın değerlendirileceği basın toplantımız Türkiye’nin maalesef ki üzücü kötü bir tablo içinde olduğunu gösteriyor.

Öncelikle şunu söyleyeyim; hukuk devleti vatandaşların can mal hukuk güvenliğinin olduğu bir ülkedir. Siz bir vatandaşı hukuksuz bir şekilde mağdur ettikten sonra kanun hükmünde kararnamelerle yargısız infazla yargılamadan bir gece ansızın “sen teröristsin” denilerek T.C. Kimlik Numarasını da yasaya ekleyerek onu damgalayarak terörist ilan ederek ihraç ediyorsunuz. Ardından kişi hayatını devam ettirmeye çalışıyor. Bu arada ihraç edip ardından zindanlara atıyorsunuz. Bir şekilde 10 yıl sonra kafayı kaldırıyor ve “Maişetimi temin temin edeyim.” Diyor çoğu öğretmen kişiler çünkü ihraç edildikten sonra özel okullarda da çalışmalarına izin verilmiyor. Ne yapsın? Gidecek bir dershanede çalışacak, özel ders verecek, öğretmenliğini yapacak. Başka ne iş yapacak kardeşim? Ama onu da yaptırmıyorlar. Bu kadar zalim, gaddar ve vicdansız bir iktidarla karşı karşıyayız arkadaşlar. Ne oluyor biliyor musunuz? “Vay efendim sen bir yerde ders veriyormuşsun.” hemen bir operasyon. Sabahleyin adamın evinin kapısı kırılarak içeri giriliyor. “Sen bir yerde ders veriyormuşsun. Vay sen yine örgüt üyesisin herhalde.” denilip derdest edilip gözaltına alınıyor. Ardından tutuklanıyor hapislere atılıyor. Şu ülkenin haline bakın ya. Şu rezalete bakın! Siz zaten yargısız infazla 35 bin öğretmeni ihraç ettiniz. 20 Bin öğretmeni de “Falanca bizim kapattığımız okulda öğretmenlik yapmışsın. Senin diplomanı iptal ediyorum.” demişsin. Ya öğretmen demiş ki: “Sen iyi misin ey devlet, ey iktidar? Ya falanca okulda öğretmenlik yaptım diye benim diplomam mı iptal edilir ya? Ne yapıyorsun?” demiş. Dinlememişsin. Adamın öğretmenlik iznini, çalışma iznini yani diplomasini iptal etmişsin 20 binde böyle ne etti? 55 Bin öğretmen! Daha sonra bu insanları gaddarca sosyal dışlama, ayrımcılıkla cezalandırmışsın intiharlar yaşamış, boşanmışlar aileleri dağılmış, perişan olmuşlar, zindanlara atmışsın anne baba zindanlarda kalmış, çoluk çocuğu ya zindanda ya dışarıda perişan olmuş 10 yıl sonra çıkmış ancak böyle kendine gelmiş “Ya ne yapayım bir para kazanayım ne iş bilirim öğretmenlik. Gidip bir yerde çalışayım da öğretmenlik yapayım.” demiş ardından gitmişsin onun tepesine binmişsin “Vay sen yine örgüt üyesi oldun vay bilmem ne!” adamı cezalandırıyorsun. Ya nasıl bir gaddar iktidarsın sen AK Parti MHP Cumhur Zulüm İttifakı ya nasıl bir gaddar iktidarsın ya? Nasıl bir insanlıktan çıkmışsınız ya! Dün yine yüzlerce kişiye böyle operasyon yapıldı. Allah’tan korkun ya! Ne biçim insanlarsınız siz ya! Hiç mi helal süt içmediniz siz ya! Safi haram süt mü içtiniz ya! Bu gaddarlık, bu vicdansızlık, bu iktidara nereden geldi soruyorum ya! El insaf diyorum ya! Bu nasıl bir haldir ya! Tam bir polis devleti olmuşuz, hukuk devleti, anayasa ayaklar altında çiğneniyor, üstünde tepiniyor bu iktidar ya. İnsanlar ne yesin kardeşim, ne yesin ya? Ne yesin, ne içsin bu insanlar? Allah aşkına size soruyorum ya. Ne yapsın bu insanlar? Ne yapsın? Adam öğretmenlikten başka bir şey bilmiyor.  Doktorları ihraç ediyorsunuz arkadaşlar. Bakın ben de bir hekimim. Ben de ihraç edildim, uyduruk nedenlerle. İktidarın anlayışını eleştirdiğim için. Daha sonra da biliyorsunuz Anayasa Mahkemesi: “Gergerlioğlu’na yapılan her şey baştan sona hukuksuzdur.” deyip beni zindandan çıkardı. Ben de tekrar geldim meclise girdim. Bakın çok net işte bakın resmi burada ya benim yani. Bana yapıldı bu olay. Ardından bu mecliste 2018’de bir yasa teklifi getirildi. “KHK ile ihraç edilen doktorlar da özel hastanelerde çalışmasın.” yasa teklifiydi bu. O zamana kadar biz KHK ile ihraç doktorlar özel hastanelerde çalışabiliyorduk. Büyük bir gayret sarf ettik bu yasayı durdurduk ve doktorlar özel hastanelerde çalışabiliyor. Ancak 55 bin öğretmen özel okullarda çalışamıyor arkadaşlar. Ya bu sizin vicdanınızın kabul edebileceği bir şey mi arkadaşlar ya? 55.000 bakın az buz bir sayı değil. 55.000 öğrencinin 110.000 anası babası var. Ne emeklerle bu öğrenciler öğretmen olmuşlar, yıllarını vermişler ve sen bir tık bunların diplomasını iptal ediyorsun. İşten atmakla kalmıyorsun. “Seni iptal ettim, öğretmenlik yapamayacaksın.” diyorsun. Ondan sonra adama 10 yıl boyunca zulmediyorsun, işten atıyorsun, zindanlara atıyorsun. Sonra kalkıp öğretmenlik yapınca da “Vay seni terörist yakaladım.” diye sabahleyin evinin kapısını kırarak içeri giriyorsun. Adam diyor ki: “Durun ya kapıyı açayım.” “Hayır senin özellikle kapını kıracağım.” diyorsun. Ya bu nasıl bir vicdansızlıktır ya? Bu nasıl bir gaddarlıktır ya? Size soruyorum arkadaşlar. Allah aşkına bu ne rezilliktir ya? Bu ne haldir ya? Olacak bir iş değil.

Bakın Avrupa Parlamentosu’nun raporu yeni çıktı geçen hafta Türkiye’yi yerden yere vuruyor insan hakları, yargının durumu yerden yere vuruyor Adalet Bakanlığı açıklama yaptı; “Ya bizi fazla eleştirmişsin Avrupa Parlamentosu.” dedi Az bile eleştirdi az bile. Avrupa Parlamentası raportörü Nacho Sanchez Amor ile sayın raportörle görüştüğümüz zaman zaten bu ülkeden umudunu kestiğini söylüyor. Her yerde de söylüyor ve bu rapor Türkiye’yi yerden yere vuruyor. Bırakın benim gibi muhalefet vekilini tamamen bağımsız, objektif bir raporu size gösteriyorum. Koca Avrupa Parlamentosu raporu. Bir yıl boyunca Türkiye’yi inceledi ve Türkiye’nin halini berbat buldu arkadaşlar. Yerden yere vuruyor. Nasıl vurmasın ya? 55 Bin öğretmenin diplomasını iptal ediyorsun sen. Adam da öğretmenlik yapmaya kalktığı anda adamı “terörist” ilan ediyorsun. Nasıl vurmasın ya? Sayın Nacho Sanchez Amor son derece haklısın ya! Bu ülkede böyle şeyler yaşanıyor. Olacak iş midir? Şu raporu incelediğiniz zaman göreceksiniz Türkiye’nin hali felaket ben her basın toplantımda burada söylüyorum cezaevlerinin durumu berbat, yargının hali felaket siyasete bağımlı halde yargı ve yasama iktidarın güdümü altında şu anda. Geliyor bakanlıktan yasa, burada vekiller el kaldır indir yasa geçiyor. Ya burası meclis değil mi arkadaşlar ya? Bir dönün bakın şu yasaların bir içeriğine bakın sayın iktidar partisi vekilleri ya. Anayasa Mahkemesi de sonra iptal ediyor bu yasaları. Sonra ne oluyor? Anayasa Mahkemesi diyor ki: “Yasayı iptal ettim.” Sonra meclis başkanlığı diyor ki: “Ya efendim o yasayı bakanlık hazırlamıştı. İptal etmişsin ama bakanlık onu düzeltsin.” O kadar çarklar çıkmış ki rayından. Meclis Başkanlığı yasayı kendisinin hazırladığını bile unutmuş. Diyor ki: “Ya bakanlıktan geliyor gitsin bakanlık düzenlesin.” biz zaten biliyoruz olmaması gereken bir iş oluyor. Bakanlıkta yasa teklifi hazırlanıyor. Burada vekillerin önüne sunuluyor. Onlar da altını imzalıyor. Genel kurula geliyor. Orada bir şekilde indir, kandır, oylanıp geçiyor. Sonra Anayasa Mahkemesi bunu iptal ettiğinde ne oluyor? Meclis Başkanlığı bu iptal kararını görmüyor çünkü Resmi Gazete’de yayınlanıyor. Ardından Meclis Başkanlığı ne iş yapıyor bilmiyorum. O koca Anayasa Mahkemesi’nin kararını umursamıyorlar. Hiç umursamıyor. “9 Ay süre verdim sana bu yasaları bir düzelt.” diyor Anayasa Mahkemesi ama Meclis Başkanlığı hiç umursamıyor. Ondan sonra ne oluyor? Biz hatırlatıyoruz. 2 Yıl geçiyor, 3 yıl geçiyor, 4 yıl geçiyor. Yine bakmıyor Meclis Başkanlığı. Hani işine gelmiyor ya. Anayasa Mahkemesi niye iptal etmiş? Bozuk atıyor. Anayasa Mahkemesi’ne soruyorsun. O da diyor ki: “Ya resmi gazetede yayınladık. Kardeşim Meclis Başkanlığı baksaydı buna.” Burada Meclis Başkanlığı’nın bakma memuru da yok koca devlet böyle komik bir halde arkadaşlar. Şu rezalete bakar mısınız ya? Arkadaşlar, genç arkadaşlar, gazeteci arkadaşlar şu rezalete bakar mısınız? Demokrasinin üç sac ayağı demişiz. Yasama bypass edilmiş ya. Bypass edildiğini kendisi gösteriyor. Sayın Numan Kurtulmuş’un uygulamaları gösteriyor. Meclis Başkanı. Kalk bunun hesabını ver ya. Arayasa Mahkemesi yasa iptali yapıyor. Hiç dönüp de bakmıyorsunuz. Hangi yasa iptal edilmiş? “Bunu Genel Kurul’a birisinin getirmesi için yasa teklifini hazırlayan milletvekiline bunu hatırlatalım. Gönderelim yasa teklifi. Bak senin getirdiğin yasa teklifi iptal edilmiş kardeşim düzelt şunu.” diyen bir Meclis Başkanlığı var mı? Yok! Sayın Numan Kurtulmuş görevini yapıyor mu? Hayır ama anca dolaşsın yani, sağda solda Filistin hamaseti yapsın, konuşsun. Ondan sonra kendisine Filistin konusunda bir meclis komisyonu topla dediğimizde “inşallah inşallah Ömer Bey.” desin. Ondan sonra da bunu yapmasın. Hiçbir şey yapmasın! Şu hale bakın ya. Koca Anayasa Mahkemesi yasa iptal ediyor. Meclis Başkanlığı’nın bundan haberi yok. Veyahut da haberi var, umursamıyor. Zaten diyor ki : “Bunu bakanlık hazırlamış. Git bakanlığa sun kardeşim.” diyor. Anayasa Mahkemesi’nin işi gücü yok. Ulaştırma Bakanlığı’ndaki bürokrata ulaşacak. “Kardeş sen bunu hazırlamıştın. Sonra Meclis’e göndermiştin. Şu işi bir düzelt ya.” diyecek. Aynen durum bu arkadaşlar. Şu hale bakın ya! Ya utanıyorum şu Meclis Başkanlığı’nın altında bir milletvekili olmaktan ya! Sayın Numan Kurtulmuş nedir bu haliniz ya? Allah aşkına ya! 1

Bakın Sayın Numan Kurtulmuş bana verdiğiniz soru önerge cevaplarını burada gösteriyorum. Şu hale bakın! Mazeret olarak sunduğu şeyler daha büyük suç. Geçen haftalarda size söylemiştim. Meclis Başkanlığı’na 15 Temmuz Araştırma Komisyonu’nun raporu 10 yıl önce neden yayınlanmadı diye sormuştum. Sonunda cevap geldi. Çok önemli bir konu. Basın mensuplarının dikkatine sunuyorum. Cevap geldi. Diyorlar ki efendim o sırada komisyon başkanı, meclis başkanına raporu takdim etti ancak CHP’li üyeler itiraz etti. “Efendim bize sunulan raporla meclis başkanlığına sunulan rapor ayrı ayrı.” demişler. Bakın acayip bir skandal olacak iş değil. Ne alevere delevere çevirmiş AK Partililer. Herkes duysun bunu burada yazıyor arkadaşlar. CHP’liler böyle demiş. Demişler ki: “Ya böyle rapor olmaz, düzeltin şunu.” Meclis Başkanlığı da bunu dikkate almış, komisyon başkanlığına sunmuş. Demiş ki: “Ya böyle bir itiraz var, bunu düzeltin.” Ne zaman? 17 Temmuz 2017 tarihli yazıyla “Komisyon üyelerinin itirazını değerlendirin.” demiş. Ne yapılmış? Hiçbir şey yapılmamış. O dönem bitmiş. Sonra öbür dönem gelmiş, 2018 24 Haziran seçimlerinden sonra öbür dönem gelmiş. Demişler ki; bakın şimdi şu komediye bakın. “Ya efendim önceki dönem raporları hükümsüzdür, kadüktür. Efendim o rapor artık çöpe gitmiştir. Onu değerlendiremeyeceğiz. Mevzuat böyle arkadaşım.” Ne oldu? Bir yıl boyunca bir ton rapor hazırlandı, sonunda çöpe gitti. Meclis’in mahzenlerinde de kaybolmamış, resmen çöpe gitmiş. Sonra Meclis Başkanlığı’na soruyorsun, kendi ayıbını örtmek için bana demiş ki: “Ya efendim tutanaklar var, bir tutanaklara bakın demiş. Yani o dönemin tutanakları var.” Kardeşim ne tutanağı ya? Ben sana meclis araştırma raporunu soruyorum. Genel kurulda oylanmadan ona rapor denilmez. Sadece bir konuşmalar dizisidir orası. Tutanaktır yani. Başka bir şey değil. Oradan bir karar raporu çıkmamıştır ama Meclis Başkanlığı böyle aciz bir halde yani. Sayın Numan Kurtulmuş görevinizi doğru düzgün yapın ya. Sizden öncekiler de yapmamış. Siz de yapmıyorsunuz. Bakın bunu belgelerle ispatlıyorum burada Sayın Numan Kurtulmuş. Gelin bana cevap verin bakalım.

Arkadaşlar, ey millet! Şu hale bakın! 2006’daki Hakkari Şemdinli Yüksekova olaylarıyla ilgili bir belgeye ulaştım. O dönemde biliyorsunuz bir kitap evini Astsubay Ali bombalamıştı. Yaşar Büyükanıt demişti ki: “Ya bombalamış ama onları tanırım iyi çocuktur onlar.” demiş. O dönemin AK Partisi Meclis Araştırma Komisyonu’nda bunu raporlaştıralım denilmiş. Tamam rapor çıkmış. Meclis Başkanlığı’na takdim edilmiş ama Meclis Başkanlığı da milletvekillerine dağıtmamış 19 Nisan 2006’da! Bu ne biçim Meclis Başkanlığı ya Allah aşkına kardeşim. Şimdi Sayın Numan Kurtulmuş’a sorsan bana böyle cevap vermiş; “O dönem böyle olmuştu.” Meclis Başkanlığı kurumsal bir yerdir kardeşim. Bunun hesabını hepinizi verin ya. Böyle şey olur mu ya? Şu hale bakın ya, şu ciddiyetsizliğe bakın. Koca komisyon rapor hazırlamış, Meclis Başkanlığı’na vermiş. İki raporda da bu olmuş. Vekillere dağıtılmamış son hali. Genel Kurul’da görüşülmemiş. Ondan sonra ne oluyor? Çöpe atılıyor. Bu kadar önemli olaylarla ilgili koca Meclis Başkanlığı’nın durumu bu arkadaşlar. Kafamdan atmıyorum bana verdiği cevabı açıklıyorum burada arkadaşlar ya. Bana verdikleri soru önergesi cevabını açıklıyorum. Gazeteciler merak ederse göndereyim herkese. Öyle rezalet cevaplar veriliyor ya. Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi ya. 86 Milyon burada güya temsil ediliyor ya. Bu nasıl Meclis Başkanlığı ya! 1 ay sonra diyecekler ki; “Efendim işte 15 Temmuz darbesini lanetliyoruz.” bir ton hamaset yapacak. Ya sen raporunu çöpe atmışsın ya. “Hükümsüz kadük” diye sen kendini atmışsın ya. Meclis mahzeninde de kaybolmamış. Hani herkes diyordu; “Ya bu rapor meclis mahzenlerinde mi kayboldu? Böyle vekiller mahzenlerde rapor arıyordu. Böyle labirentlerde dolaşıp rapor arıyordu ama bulamıyorlardı. Meğerse Meclis Başkanlığı çöpe atmış. Sonraki dönemde hükümsüz kadük duruma düşmüş. Böyle bir komedi arkadaşlar ya. Memlekette bu komediyi yaşıyoruz. Ben de bir milletvekili olarak bu işlerin peşine düşerim arkadaşlar. Kusura bakmayın. Ben fikri takip yapan bir milletvekiliyim. Böyle sizi mahcup ederim. Verdiğiniz cevaplarla da mahcup ederim. Böyle bir Meclis Başkanlığı olmaz. Yapamıyorsanız bırakın gidin kardeşim. Şu hale bakın ya! Ya da bu işi toparlayın, şu raporları gündeme getirin. Şu raporlar gelsin önümüze ya! Allah Allah! “Yok efendim dönem geçti, kadük oldu, çöpe attık.” Allah Allah! Ya mevzuatı değiştirin ya! Önceki dönemden kalan rapor yeni dönemde değerlendirilir diye bir iç tüzük mevzuat değişikliği yapın. Şu hale bakın ya! Millet değersizleştiriliyor arkadaşlar. Anayasa Mahkemesi değersizleştiriliyor. Meclis Başkanlığı, Anayasa Mahkemesi’nin yasa iptali kararlarını umursamıyor. “Görmüyorum ya. Sen kimsin ya. Biz buradan çıkarmışız, göndermişiz yasayı. Sen kimsin. Yasa iptali yapıp bize göndermişsin. Değerlendirmiyorum da. 9 Ay süre vermişsin. Ver, istersen 29 ay ver.” diyor. Böyle bir tavırda yani resmen. Şu hale bakın.

Şimdi böyle bir halde ne oluyor ülkede? Bakın daha dün gece yarısı 02.30’da düşünün evinizde yatıyorsunuz. Tak taj kapılar kırılıyor içeri birileri giriyor. “Vay NATO toplantısı yapılacak. Sen NATO toplantısını proteste edecek olabilirsin. Yürü hadi, merkeze gözaltına alıyoruz seni.” “Ya var mı benimle ilgili bir şüphe, bir delil, bir şey var mı? Ne oluyoruz kardeşim?” “Ya biz öyle düşündük ya. Sen protesto yapabilirsin.” şimdi gözaltındalar. Böyle 200’e yakın kişi gözaltına alındı arkadaşlar. Kapıları kırıldı, tekme, tokat, darp alıp götürüldüler. Efendim NATO toplantısı yapılacakmış sanki ne oluyor ya? Kıyamet mi kopuyor? Yapma kardeşim o zaman ya NATO toplantısını. Bizi rezil edeceksen şu dünyaya. Yapma o zaman ya. Yüzüne gözüne bulaştıracaksan, vatandaşlarını mağdur edeceksen yapma şu toplantıyı o zaman ya. Bu ne hal ya? Şu hale bak! Gece 02.30-03.00’da evinin kapısı kırılıyor tekme tokat götürülüyorsun bir suçun günahın yok şu hale bakın ya! Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları bunu hak ediyor mu arkadaşlar ya! 86 milyon bunu hak ediyor mu soruyorum size Allah aşkına ya! Bir kişi itiraz etmez mi buna ya! Nasıl olur böyle bir şey!

Bakın bana kendisi cevap vermiş. Benim her şeyim delillidir arkadaşlar. Belgeye bakın. Şimdi sormuşum Meclis Başkanlığı’na; “Bu Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını niye umursamıyorsunuz?” diye. Bana demişler ki; “Bize herhangi bir yazıyla Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı bildirilmiyor. Zaten mevzuatta da öyle bir şey yok.” Kendin araştırıyor musun? Onu da yapmıyor. Ondan sonra “Milletvekilinden başkası da yasa teklifi veremez.” diyor. “Milletvekili resmi gazeteyi takip etsin.” diyor. Milletvekili zaten neyin altına imza attığını bilmiyor iktidar vekili. Onu mu takip edecek? “Milletvekili gitsin takip etsin.” Diyor. Meclis Başkanı olarak senin bildirmen gerekmiyor mu teklifi veren milletvekiline? “Kardeşim sen bir teklif vermiştin. Bak bu iptal edilmiş. Git bunu düzelt.” Niye demiyorsun Sayın Numan Kurtulmuş? Allah aşkına. Ya şu skandal cevapları vermeyi biliyorsunuz ancak yapılması gereken işi yapmıyorsunuz. Olay bu arkadaşlar.

Bakın yine bir başka yasa teklifi verdim onu da söyleyeyim. Şimdi KHK ile ihraç edilen kişilere diyelim ki düşünün 25 yıllık 30 yıllık memursunuz. Yıllarca vergisi alınmış sizden prim yatırmışsınız. Efendim en sonunda emekli ikramiyesi almanız lazım değil mi? Alacaklısınız yani? 30 yıllık alacaklısınız. İdare birtakım gerekçeler ileri sürüyor bana da zamanında yaptılar diyor ki; “Senin emekli ikramiyeni vermiyoruz.” diyorlar arkadaşlar. Ben ne yaptım biliyor musunuz? Mahkemeye gidip bir yıl içinde zor bela aldım çünkü deli dumrulluk yapıyorlar. “Vermiyorum.” diyor. Sonra sen gidip mahkemeye gidiyorsun, bir yıl sonra alıyorsun ama o sırada bir sürü maddi zarara uğruyorsun. Sonunda da mahkeme kararı ile veriyorsun. Mahkemeye başvurmasan, “Oh ne güzel başvurmadı vermedik.” Diyor. Devlet, iktidar vatandaşına düşman. Ya diyor ki: “İdare mahkemesine başvurmasın da vermeyelim.” Ben başvurdum aldım arkadaşlar, gasp etmişlerdi hakkımı. Sonra ama çok kişi alamıyor. İşte bununla ilgili ben düzenleyici bir yasa teklifi verdim. Şimdi abuk sabuk gerekçeleri ileri sürerek düşünün 30 yıllık bir memur olarak emekli olmuşsunuz. 30 yıl boyunca devlet sizden para almış. Sonra onu ikrami olarak geri alacaksınız. “Vermem.” diyor. Neymiş? Efendim son tabi olunan sigortalılık koluyla ilgili bir şey var diyor. Kamu görevinden ayrılış şeklinizdiyor. İhraç veya disiplin hükümleri nedeniyle görevine son verilmiş olması gibi gecikmiş ödemelerde de yasal faiz uygulamıyor. Vermiyor adam senin ikramiyeni. Şimdi ben bununla ilgili bir yasa teklifi veriyorum arkadaşlar. Bunu tüm mağdurlar bilsin. Ya ben bir milletvekili olarak milletin hakkını korumak için vicdanen gereğini yapıyorum arkadaşlar ama birileri bunu uygulamıyor. İktidar bu yasa tekliflerini gündeme almıyor. Adamın 30 yıllık hakkını yiyorlar. Ben bunun hakkını yenmemesi için yasa teklifi veriyorum. Meclis Başkanlığı bunu görmezlikten geliyor. İktidar görmezlikten geliyor. Hal bu yani. Size şikayet ediyorum. Öte dünyada da yüce Rabbim onların yakasına yapışacak. Bu dünyada benim gücüm bu kadar ama ben gücümü sonuna kadar bir milletvekili olarak kullanacağım. Yetkimi sonuna kadar kullanacağım. Tüm güç odakları bunu duysun. Bana ne yaparsanız yapın. Ben yetkimi, milletvekili yetkimi sonuna kadar kullanacağım ve sizi mahcup edeceğim. O suçlarınızı ifşa edeceğim. Bunu da çok iyi bilin. Bütün evraklar elimde. Verdiğiniz cevaplar elimde ve diyecek tek bir kelimeniz yok çünkü hep belgelerle konuştum bakın.

Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş böyle ikide bir arkadaşlar “Filistin konusunda çok hassasız.” der. Ya sen Filistin konusunda hassasın da NATO ülkelerinin ne işi var Türkiye’de, Ankara’da? Trump’ın o utanmaz adamın ne işi var Türkiye’de? Sorarım. İsrail’in vahşi soykırımına göz yuman O devlet başkanlarının ne işi var Türkiye’de bu bir utanç değil mi? Bakın Sayın Numan Kurtulmuş’a soruyorum; “Filistin konusunda çok hassasım.” diyorsun. Bu mecliste bir komisyon oluştur dedik umurunda olmadı. Umurunda olmadı biliyorsun. Bakın, Dr. Hussam Abu Safiya, Gazze’deki hastanede direnen ve direnirken oğlunu kaybeden, ardından İsrail tarafından kaçırılan, hapsedilen, vahşi köpekler tarafından her gün kendisine saldırtılan, 40 kilo kadar zayıflamış Hussam Abu Safiya, hastanenin başhekimi, bir doktor ama onurlu bir insan. Savaşan bir insan değil. İnsanların canını kurtarmaya çalışan bir insan. Sırf vahşiliğe, soykırıma vicdanıyla karşı durduğu için İsrail ona her türlü gaddarlığı yapıyor. Buna tüm dünya göz yumuyor, umurunda değil ve bütün bu göz yuman dünya liderlerini iktidarımız Ankara’da ağırlıyor, utançtır. NATO toplantısı bir utanç toplantısıdır. Şu Hussam Abu Safiya’ye bakın. Şu halinden 40 kilo zayıflamış bu insana bakın. Ölmek üzere olan bu insana bakın. Oğlu katledilmiş bu insana bakın ve utanın. Filistin konusunda tek bir cümle söylemeye hakkınız yok. Tek bir kelime söylemeye hakkınız yok. Filistin bu haldeyken, yüz bine yakın insan katledilmişken, yüz binlerce yaralı varken, bir soykırım yaşanmış şehir yerle bir edilmişken, Trump’ın Barış Kurulu’na katılmak gibi bir onursuzluğu seçtiniz siz iktidar olarak. Trump’ın Barış Kurulu’ymuş! Trump kim ya? Birleşmiş Milletleri bile ayakları altına alan utanmaz bir dünya lideri. “Patron benim.” diyen bir insan. Kim bu adam ya? Kim yani? Onun kulu kölesi oluyorsunuz. Onurlu bir duruş sergileyemiyorsunuz. Yazıklar olsun diyorum.

Şu kişiyi görüyor musunuz? Tuğçenur Özbay, İzmir Şakran Kadın Hapishanesi’nde. Bir ceza verilmiş ardından cezaevinde ona yapılan zulümlere boyun eğmediği için ha bire disiplin cezaları, disiplin cezaları fakir bir ailenin çocuğu zaten başına her türlü iş gelmiş buna itiraz ettiği için zindanlara atılmış bir de üstüne oradaki gaddarlıklara boyun eğmediği için disiplin cezaları, disiplin cezaları ardından yıllardır içeride. Şimdi de kendisine yapılan haksızlıklara, kimlik kartı dayatmasına boyun eğmediği için 150 güne yakındır açlık grevinde. Şu gördüğünüz halden bile çok zayıflamış durumda. Belki 20 kilo zayıflamış. Bakın incecik bir kadın yani. Bu halden 20 kilo zayıflamasıyla ne olur bu insan? Tahmin edebiliyor musunuz arkadaşlar? 40 Kilolara düşmüş durumda şu anda bu kadın ve Adalet Bakanı’nın umurunda değil. Biz hatırlatıyoruz. Sayın Bakan Akın Gürlek; Bu ne hal ya? Ölsün mü bu insan diyoruz. Basit bir nedenden dolayı bu insanın ölümünü bekliyorsunuz. Ölsün diye bekliyorsunuz öyle mi? Olacak iş mi bu? Ya Tuğçenur Özbay ölecek arkadaşlar. Allah korusun ama açlık grevi devam ediyor. 150 güne yakındır tuzlu su, şekerli su ve vitamin dışında hiçbir şey yemiyor ve bu kadının ölüme doğru gidişini Adalet Bakanlığı Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü seyrediyor. Şakran Kadın Hapishanesi Müdürü Aysun Hanım’ın kaprisleri galip geliyor. Adalet Bakanlığı’na bile kök söktürüyor Aysun Hanım. Şakran Kadın Cezaevi’nde. “Yok benim otoritem sarsılamaz kardeşim.” diyor. Şu hale bakın ya. Devlet ne halde arkadaşlar? Şu hale bakın.

Mahpus Faruk Can bize Konya Ereğli Cezaev’inden yazmış. Mektubu burada. Adamın siyasi bir cezası var. Adli ceza ile içtima yapmışlar. Cezayı arttırdıkça arttırmışlar. Maşallah iktidar milleti cezaevinde tutmak için kırk takla atıyor arkadaşlar. Bakın normalde mevzuatta ikisinin hesabı ayrı yapılır ama birlikte içtima yapmışlar ve adamın bu yüzden adli suçu da siyasi suç gibi kabul edilmiş. Bindirdikçe bindirmişler, “19 yıl içeride yatacaksın.” denilmiş. Zaten böyle insanlara iktidarın uygulamalarına itiraz eden düşüncelerinden dolayı terör örgütü üyeliği cezaları veriliyor. Ardından alevere dalevere 19 yıla dayanmış adamın mahpusluğu. Ya bakın belgesi de burada şu içtima belgesi Allah’tan korkun ya ayıptır ayıptır yani cezaevlerinde yüz binden fazla kişi var siz kalkmışsınız daha insanları cezaevinde tutmak için kırk takla atıyorsunuz ya Allah’tan korkun şu hale bakın. Maddi manevi perişan durumda bir aile ve arkadaşlar yaşanan bu.

Hakkı Gören Adana Kürkçüler, F Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalmakta. Huntington Chorea hastası. Ölümcül bir hastalıktır. Tedavisi yoktur. Cezaevinde kişisel ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Koğuştaki arkadaşların yardımıyla yemek yiyip kişisel ihtiyaçları karşılanıyor. Tek başına yaşam mücadelesi veriyor. Bu kişinin cezaevinde kalması sağlıklı değildir.

Elham Tur isimli bir turizm firması vatandaşlara vaat etmiş; “Sizi Umre’ye götüreceğim.” Sonra götürmemiş. Vatandaşlar ayaklamış ve bu konu hakkında gereken araştırma yapılmamış vatandaş mağdur. Para vermişler, iktidarın destekçisi bir kurum sanırım vatandaşlar böyle mağdur olmuş. Burada vatandaşlarımız bana başvurdular. Elham Tur bunu bir araştırın nedir bu iş Diyanet İşleri Başkanlığı. Cevap bekliyorum sizden. Vatandaş ibadet yapacak. O sırada neye uğradığını şaşırıyor. Ne umreye gidebiliyor, ne parasını alabiliyor. Şu hale bakın.

Bünyamin Ethem Demir, 1 yıldır Edirne F Tipi Cezaevi’nde ve Kandıra’ya nakil istiyor çünkü nişanlısı da Sakarya’da ikamet etmekte ama nakli vermiyorlar. Böyle bir mağduriyet yaşanıyor.

İnova Otomotiv Bursa çalışanları sendikaya üye olduğu için Türk Metal İş Sendikası’na üye olmuşlar. Önce 7 kişi sonra 12 kişi işten çıkartılmış. “İşsizlik maaşı almayalım diye hırsızlık maddesiyle işten çıkartılmış. Yüz kızartıcı kod ile atıldığımız için işsizlik maaşına da başvuramıyoruz.” diyor.

Baran Şalış, Çerkezköy Belediyesi’nde amirleri tarafından haksızlığa uğrayıp ayrımcılık yapılarak mobbing baskıya maruz kalmış durumda. Mobbing baskı bıktırma yoluyla haksız işten çıkış sağlanmakta. Belediye Başkanı’nın ilgili bölümdeki yetkili kişiye de denetim yapıp neden çalışan işçiye mobbing uygulayıp gereksiz tutanak tutulmasını sormanızı önemle rica ederiz diye bize başvurmuşlar. Biz de bunu burada gündem ediyoruz.

Mehmet Hayri Genç, Gürcistan Tiflis’te cezaevindeymiş. Son evre bağırsak kanseri ve hastaneye yatışı olmuş. “Türkiye’ye getirilmesini talep ediyoruz.” diyor. Gürcistan’a ailenin gitmesi çok zor ama getirilmiyor. Buradan ilgililere hatırlatıyoruz, ilgili bakanlıklara. Tabii bakanlıklar da bakan olmamalı yani. “Bakıyoruz efendim.” diyorlar. Bakıyorsun hiçbir şey yapmıyorlar. Ya size boşuna mı bakan denmiş? Bakın görün kardeşim. Bunu da söyleyelim buradan. “Bakıyoruz işte.” diyorlar.

Niğde Çiftlik Murtaza Köyü’nden başvuru var. “Köy muhtarlarımız el altından para alarak köyümüze mera arazilerin başka köylerden getirdiği hayvan sahiplerine satıyor ve köye yerleştiriyor, ikamet işletme verdirttiriyor, kılıfına uyduruyor.” diye bir iddia var. Kesin böyle olmuş demiyorum. Vatandaşın iddiası bu. Ben bir milletvekili olarak onların sesi oluyorum. “Böyle olmuştur.” diye kimsenin hakkını da yemem ama ciddi bir iddia var. Olay araştırılsın diyorum.

Hastane bilgi işlemcilere kadro sözü verilmiş. Tabii iktidarın her zamanki huyu gibi kadroları vermemişler. “Yüz binden fazla taşeron işçi mağdur oldu ve defalarca söz verdiler mağduriyetimiz hala devam ediyor.” diyor.

Genel Sağlık Sigortası’ndaki ödemelerle ilgili itiraz var; “Milyonlarca insan borçlandırılmaktadır yasa gereği. Değişen ve artan enflasyon ve ekonomik koşullara göre sizler kanunlarınızı yönetmeliklerinizi tekrar tanzim etmeli, düzenlemelisiniz.” diyor. “İnsanları mecbur tutmayınız. Aylık aidat öder gibi aylık iki bin liraya sahip bir bütçe hastaneye düşmez.” diyor.” Özel hizmet sunucularını yani klinikleri tercih edebilmelidir. Vatandaşları çalışma hayatına göçmenlerle birlikte adapte etmelidir.” diyor. “Yasa tekrar gözden geçirilmeli. Bir de faizle işletmek hiç sağlık hizmeti almak istemiyorsunuz mecbur tutuluyorsunuz.” diyor. Bununla ilgili iptal davası açmamızı istiyor vatandaş.

Elif Güner isimli bir kız çocuğuna Ankara Turan Güneş Bulvarı’nda yaya geçidinde 120 km hızla giden bir araç çarpmış ve “40 metre civarı ileriye fırlatarak olay yerinde kızımın canını aldı. Hala taksir kapsamında değerlendiriliyor ama bunun için bir olası kastla bunların değerlendirilmesi için bir yasa teklifi verilmesi gerektiğini de söylüyor. Biz Gebze’de Ela Tabakoğlu olayını da takip ediyoruz. Orada da taksirle iş geçiştirilmeye çalışılıyor. Şoför ev hapsine alındı ama çok hatalar silsilesi var ve bu bir olası kastı gösteriyor. Anne baba perişan ve maalesef ki gerekenler yapılmıyor. Biz bu konuyu takip ediyoruz. Örtbas etmeyin. Hiçbir anne baba durup durduğu yerde çocuğunun ölümü haberine alma zorunda değil. Bu korkunç bir şey yani gerçekten.  Servis firmasının inanılmaz hata silsilesi sonrasında çocuk  hayatını kaybediyor ve “Kaza canım ne olacak.” denelip geçiştirilmeye çalışılıyor. Olacak bir iş değil arkadaşlar. Buradan buna  itirazımızı böyle gündem edelim.

12. Yargı paketi bugün komisyona geliyor arkadaşlar. Komisyonda görüşülecek ancak böyle bazı teknik maddeler dışında bomboş 12. Yargı paketi. Ne infaz düzenlemesiyle ilgili adil bir madde var. Ne Kürt meselesiyle ilgili bir madde var, ne KHK’lıların az evvel bahsettiğim bir ton mağduriyetiyle ilgili zırnık bir düzenleme var. Hiçbir şey yok. Ne TCK 158 ile ilgili bir düzenleme var. Yüz binlerce kişi perperişan yine mahkemelerde, zindanlarda bırakılmış durumda. “Yargı paketi, yargı paketi” deyip duruyorlardı aylardır. Bana da vatandaş soruyordu. Ben de diyordum ki vatandaşa; “Ya 12. Yargı paketinde bir şey gelmez. İktidarın adalet diye bir niyeti yok, ey vatandaş.” Vatandaş bana inanamıyordu. “Ya vekilim, varmış bir şeyler ya, müthiş şeyler varmış. Ya vardır bir şeyler.” Diyorlardı ve inanmak istiyordu ama ya diyordum ki: “Bu iktidarın öyle bir derdi yok adalet gibi. O vatandaşlar kendisine boyun eğsin.” bu dertte ve dediğimiz çıktı hiçbir şey bomboş bir yargı paketi geldi 12. Yargı paketi! Ya ne 12 yargı paketi! Ya 12 bin tane yargı paketi getirsen de senden adalet sadırı olmaz ey iktidar. Adalet ve Kalkınma Partisiymişsin aldatma ve kandırma partisisin ya başka bir şey değilsin sen. Vatandaşları kandırıp duruyorsun, başka bir şey yapmıyorsun. Senin gibi totaliter bir yönetim Azerbaycan’la anlaşmışsın. Oradan petrol ticareti yapıyorsun. Sahnede İsrail ile ilgili “Kahrolsun İsrail, one minute.” diyorsun. Ondan sonra Azerbaycan’la birlikte İsrail’e petrol gönderiyorsunuz. Buradan bir de boru hattından varil başına 1 dolar 27 cent komisyon alıyorsunuz para kazanıyorsunuz cebinizi parayla dolduruyorsunuz utanmadan sonra da çıkıp “Filistin” diyorsunuz ya yüzünüz kızarsın ya bari Filistin demeyin sayın iktidar yetkilileri, Sayın Numan Kurtulmuş ya bundan sonra Filistin demeyin kardeşim Filistin dediğiniz zaman ben size bu belgeleri göstereceğim tamam mı o yüzden yüzünüz kızarır, kızartırım o yüzden konuşmayın bakın binlerce olayla gösteririm. Böyle sahnelerde atıp tutmakla olmuyor bu işler icraatla oluyor.

Marmara 6 No’lu Hapishanesi! Bu ne ya? Ortaçağ Bastille Hapishanesi mi arkadaşlar? Yani o hapishaneden bize öyle inanılmaz şikayetler geliyor ve açlık grevleri var ki! Can Kaba, Rezzan Şengül ve arkadaşları açlık grevinde çünkü cezaevi şartları çok kötü arkadaşlar. Marmara 6 No’lu Cezaevi bu nedir ya? İnsanlar şafak operasyonuyla gözaltına alınıyor, taciz ediliyor, tutuklanıyor. Vatandaş başvuruda diyor ki: “Bir polis oğlumuzu ısırdı gözaltına alırken.” Bunlar nasıl oluyor? Sonra da zindana atmışlar, tuvalet, banyo, mutfak ve havalandırma gibi yerleri kullanamamakta. İki saatlik havalandırma hakkı kullanıyor. Ortak alandaki mutfak ve banyo kullanılamamakta. Yemek yedikten sonra tabakların, çatal ve bıçakların hücre içerisinde bulunan tuvaletler de yıkamak zorunda bırakılıyorlar. İdarenin keyfi, kasti uygulamaları var. Tam bir Ortaçağ Bastille zindanı. Ya onu bile geçmişler arkadaşlar. Bastille zindanı böyle değildi inanın şu hale bakın ya.

Van ilinden bir başvuru var. “Meydanboğazı Köyümüzde kış boyunca yollar kapalı olduğu için çocuklar okula gidemedi. Köy yollarının yapımı Van Büyükşehir Belediyesi yetkisinde ancak onlarca başvurumuza rağmen hiçbir cevap verilmedi. Halen ilk kar yağışında köy yolları kapanıyor. Çocuklar haftalarca mahsur kalıyor ve okula gidemiyorlar. Bu sorunun bir an evvel çözümü gerekiyor.” Van kayyımı sana söylüyorlar. Van’a gittiğimizde kayyımdan inanılmaz şikayetler duyduk ve berbat bir yönetim sergilediğini gördük, duyduk ve gerçekten yolsuzluklarla ilgili iddialar da son derece önemli.

Hükümlü Kemal Akgül şu an Konya Ereğli Y Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda bulunmakta; “Can güvenliğim yoktur.” diyor. “Bazı gardiyanlar tarafından tehdit edilmekteyim ve hayatımdan endişe ediyorum. Ailem Hatay İskenderun’dadır. Güvenliğim ve aileme yakın olabilmem için acilen Hatay İskenderun Cezaevi’ne sevk edilmemi talep ediyorum.” diyor.

Erhan Kaya Burdur Yüksek Güvenlik Ceza Infaz Kurumu’nda kalmakta. Tahliye edilmesi 6 ay daha engelleniyormuş. 30 yıldır adamı tutuyorlar. “Ya biraz daha tutalım.” diyorlar. Seni çok sevdik, biraz daha tutalım. Kimisi bakın, Nedime Yaklav 35. Yılına giriyor tahliye edilmiyor. Kadın mahpusu çıkarmamak için kırk takla atıyorlar. Hicran Binici 33. Yıla giriyor ve tahliye edilmiyor. Ya nedir bu intikam duygusu ya?

Ekimcan Yıldırım, Edirne F Tipi Hapishanesi’nden yazmış; “ 6 yıl 3 ay ceza aldım. Cezamın gerekçesi Gençlik Federasyonu’na gidip gitar kursu vermem. İki dava birleştirilmedi. Diğer davadan beraat ettim, bir başka dosyadaki gitar çalmaktan beraat ettim. Diğer cezanın kaldırılması gerekir ama ben hala tutsağım.” Diyor.

Sebahattin Kaplan, Çarşamba S Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “ 6 yıldır olmayan bir toplantıdan dolayı tutukluyum. Tanık ifadesi yok. Baz, HTS, GSM, ankesör hiçbir şey yok. Savcı beraat talep etti, hakim ağırlaştırılmış müebbet verdi. Bu cezaevinde darbeden müebbet almış erler yatıyor.” diyor.

Az evvel bahsetmiştim. Tuğçenur Özbay bana bir mektup göndermiş. Arkadaşlar dikkatle dinleyin. Halini anlatmış, açlık grevinin 125. günündeyken bana mektup yazmış; “En son bayramın birinci günü tartıldım. 43,5 kilo çıktım. Yani başladığımdan bu yana 13 kilo verdim. Günlerimin ilerlemesine bağlı olarak sağlık sorunları da yaşıyorum. Üşüme, cilt kuruluğu, eklem – kas ağrıları yaşıyorum. … Başka bir hapishanede olmayan ve yalnızca kanuna uyarak çözüme kavuşturabilecekleri bir dayatma yüzünden hayatımı ortaya koymak zorunda bırakılıyorum. Ramazan Bayramı ardından Kurban Bayramı’nda da ailemizle, sevdiklerimizle kimlik dayatması olmadan bayramlaşabilmek için açtım. … Öyle ki kanunsuz emre uyanlara bu zulme ortak olmayın dediğimde “bu yolu sen tercih ettin” gibi cevaplar aldığımda oluyor. Ramazan’da bir gün oruç tutup akşamı abartılı sofra donatanlar, bu zihniyet “kendi tercihin” deyip kenara çekilmekte bir beis görmüyor. Çifte standart olduğu açık bir uygulama insan canından kıymetli olabiliyor gözlerinde. Bu yanıyla açlığımın aynı zamanda insan kalma mücadelesi olduğunu düşünüyorum. … Her talebimin, ortaya koyduğum her haksızlığın karşısında “ne halin varsa gör, öleceksem öl” anlayışına çıkan cevaplarla karşılaşıyorum. Siyasi tutsak kimliğime, onuruma sahip çıktığım için hak gördükleri şey bu; “ölüyorsan öl”. Fakat mesele bir başıma benim ölümüm değildir, her an vücudumda eriyen hücrelerin, yiten adaletin insan onurunun temsilidir. Ülkemiz ve dünyada verilen adalet mücadelesinin bir parçasıyım ve bu dirençle açlığımı sürdürüyorum.” . Şakran Kadın Kapalı Hapishanesi’nden Tuğçenur Özbay.

Necati Mert, Keskin T Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “ Ben bir uzman çavuşum. Karakol amirinin araması ile karakola gittim. Oradan ilçe jandarma komutanının araması ile D-100 karayoluna gittik. Trafiği açtık. Bütün bunlardan dolayı darbe ile yargılandım. Hiçbir örgüte mensup değilim. İlk önce beraat ettik. Yargıtay darbeye yardımdan cezalandırılmamızı istedi. Bir uzman çavuştum. İş haricinde tek vakit geçirdiğim yer ailemdi. 12,5 yıl cezalandırıldım!” diyor.

Haşim Türker, Keskin T Tipi Cezaevi’nden yazmış; “  Anayasa Mahkemesi hakkımda karar verdi ancak Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi kararı uygulamıyor. AYM kararını umursamıyor. Karara rağmen halen tutukluyum. Tutukluluk süresi en fazla 7 yıl olmasına rağmen 8 yıl, 4 ay, 22 gündür tutukluyum. İki çocuğum bensiz 10 yıl geçirdi.” Diyor.

Cem Göçer, İzmir 1 No’lu F Tipi Hapishanesi’nden yazmış; “ “3 aylık hak ihlali raporumuzu gönderiyorum. Hak ihlali raporumuzu gönderen Remzi Üçücü’yü de ihlal yaparak başka hapishaneye gönderdiler. Aslında güçsüzler, dayandıkları temel çürük. Tüm ezilenler gibi gücümüzü haklılığımızdan alarak direnmeye devam ediyoruz. Haftada 10 saat uygulanan sohbet hakkı 6 saat uygulanıyor. Ağırlaştırılmış müebbetler sohbet hakkından yararlandırılmıyor. Havalandırmaya 2 saat çıkma izni var. 40 mektup sansürlendi. 7 mektup için ‘bir mektupta fazla mektup var’ dendi. Ziyaret cezaları verildi. İhlallere karşı yaptığımız suç duyurularına hep takipsizlik verildi.” diyor.

Alev Babuna Erzincan Kadın Kapalı Cezaevi’nden yazmış bize; “  Görüntülü görüşmeden faydalanamadığımız gibi ACEP sisteminde Bakanlık iletişim bölümüne de şikayetlerimizi örgütlü suç mahkumu olduğumuz için bildiremiyoruz. Bu konuyu Meclis’te soru önergesiyle gündem edin. Bir mahkumun Adalet Bakanlığı ile görüşmesi nasıl engellenebilir?” diyor.

Ali Emre Bukağılı, Elmalı T Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “Beyaz TV’de SEGBİS görüntülerimiz yayımlandı. Biliyorsunuz, sızdırmak da yayımlamak da suç. Ağır suç fiillerini yapmışız gibi hakkımızda iftiralar atıldı, hakaretler edildi. Ve yargı bu işin üstünü örttü, soruşturma kapatıldı. Ama yasama buna susmamalı.” diyor. Bakın klasik bir şeyi anlatıyor mahpus. Şimdi gözaltına alınırsınız, hepiniz vatandaşsınız sizinle ilgili böyle birisi ceza vermek istiyordur. Sizinle ilgili çarşaf çarşaf böyle dosyalar bilmem neler televizyonlara çıkarılır. Kanunsuz bir şekilde ifşa edilir. Özel defterleriniz, çantanızın içi ifşa edilir. Ondan sonra bunlar boş çıkar, palavra çıkar kimse de dönüp özür dilemez. Kimse de bunu yapanlar bu televizyonlara bu evrakları veren polisleri soruşturmaz. Burası Türkiye arkadaşlar.

Evet Sayın Nacho Sanchez Amor 45 dakikadır size Türkiye’deki hukuksuzlukları anlattım, anlatmaya devam edeceğim. Size raporlar göndereceğim. Basın toplantılarımı dikkatle takip edin. Türkiye’deki hukuksuzlukları bir milletvekili olarak burada anmaya devam edeceğim. Susmayacağım. Siz de raporlarınıza bunu lütfen dahil edin.

Yorumlar