24 Nisan 2025
Ömer Faruk Gergerlioğlu: Yine önümüzde onlarca hak ihlali var ve onlara karşı milletin sesi olacağız.
Ülkede inanılmaz olaylar devam ediyor. 21. Y.Y.’ın Nazi uygulamaları devam ediyor. Nasıl mı? Bakın şöyle; zamanında Naziler Yahudilere karşı toplama kampları yaptılar, gaz odaları yaptılar ve sonra onları sosyal hayattan tecrit ettiler. O toprakları onlara yaşanamaz kılmaya çalıştılar ve sonrasında Naziler bu yaptıklarının çok normal, çok doğal bir şey olduğunu göstermeye çalıştı fakat Hitler savaşta yenilip iktidardan düştükten sonra o gün o yaptıklarının, o gün o toplumda insanların sesini çıkarmadan o yapılan korkunç işlerin ne kadar vahim bir soykırım işareti olduğu ortaya çıktı. Evet şimdi de aynısı yaşanıyor.
Bakın elimde bir belge var. Manavgat Kaymakamlığı’na ait, Manavgat Milli Eğitim Müdürlüğü’nün imzası var bu belgenin altında. Olacak bir iş değil. Belgede ne yazıyor biliyor musunuz? Bakın, Burhan Çelebi isimli KHK ile ihraç bir öğretmen, işinden ihraç edilmiş, adli bir takibe uğramış, hiçbir suçu günaha bulunmamış, beraat etmiş. sadece ihraç edilmiş. Yargısız infazla ihraç edilen bir insan. Hakkında bir ceza bile verememişler. Ardından bu insan kamuda öğretmenlik yapamıyor. Ardından özel okullarda da öğretmenlik yapamıyor. Başka birçok KHK’lı özel sektörde çalışabilirken öğretmenler kendi mesleklerini yapamıyor. Peki bu kişi Burhan Çelebi demiş ki: “Ya aç susuz kaldım ne yapayım? Bir eğitim kurumunun servis şoförlüğünü yapayım bari.” servis şoförlüğüne talip olmuş. Adam orada çalışacak evine ekmek götürecek değil mi? Peki Milli Eğitim Müdürü Ali Hakan Öz. Kaymakamlığın oluruyla bir yazı yazmış o eğitim kurumuna. Neresi orası? Gevher Nesibe Özel Eğitim Uygulama Okulu, Manavgat’ta. “O KHK ile ihraç edilen kişiyi derhal işten çıkarın.” demiş. Allah Allah, niye işten çıkarılacak? Ya öğretmenlik yapamıyor anladık da şoförlük de mi yapamayacak? “Evet, şoförlük de yapamayacak. Ona taş bile yok yemek için, su bile yok.” denilmek isteniyor. Bu zalimce, vicdansızca uygulamanın belgesi. Yarın öbür gün bu iktidar gidince bu insanlar hukuk önünde yargılanacaklar arkadaşlar. Bakın bu uygulamaya olur diyen, yetkililer yargılanacak bu ülkede. Hukuk önünde yargılanacak. Başka bir şey değil. Böyle bir rezalet, böyle bir kepazelik olabilir mi ya? Sen Türkiye Cumhuriyeti yetkilisi olarak böyle bir soykırım işine nasıl imza atarsın? Hiç utanmıyor musun? Yüzün kızarmıyor mu? Milli Eğitim Müdürü, Kaymakam! Ya sen kimsin ki yani bu tür uygulamalara izin veriyorsun? Allah aşkına siz milletle mi savaşıyorsunuz? Milletle mi mücadele ediyorsunuz?
Düşünün bir iktidar geldi kafasına esti, bir akşam geceliğin internete T.C. Kimlik numaranızı koydu, sizi işinizden attı, ondan sonra başınıza gelmeyen iş kalmadı. Mesleğinizden olmakla kalmadınız, herhangi bir şoförlükte bile çalışamaz hale düşürüldünüz. Peki bir suçunuz mu vardı? Hayır, mahkemelere gittiniz, mahkemeler dedi ki: “Hayır bu kişinin bir suçu, günahı yok.” Peki işinize iade edildiniz mi? Hayır, birileri dedi ki: “Keyfim öyle gerektiriyor, iade de etmiyorum, bana ne?” Bir işte çalışabiliyor musunuz? “Yok efendim çalıştırmıyoruz, şoförde yapmıyoruz seni.” ya böyle bir şey dünyanın neresinde olur arkadaşlar? Neden üçüncü dünya ülkelerinden bile geride bir ülkeyiz? Hukuk endekslerinde, yargı bağımsızlığında, hukukun üstünlüğü endekslerinde niye diplerdeyiz? İşte sebebi bu arkadaşlar görün. Bakın böyle bir rezalet olabilir mi? Bu belgeyi biz yarınlara saklayacağız çünkü bugün şu belgeyle utanmadan, utanmazca işlem yapan yetkililer yarın öbür gün yargılanacak arkadaşlar. Bakanına kadar yargılanacak ve bir an evvel bu işlemi iptal etmeleri gerekiyor. Böyle bir rezaleti Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden duyuruyorum. Manavgat Milli Eğitim Müdürü, Manavgat Kaymakamı, Antalya Valisi bu utanmazca işlemi bir an evvel iptal etmeli. Bu utanç verici soykırım belgesini tarihe gömmeli, iptal etmelidir değerli arkadaşlar.
Değerli arkadaşlar, dün çok vahim bir şeyi hatırladık. Evet deprem gerçeği. Deprem bir gerçek. Kesinlikle bizden uzak değil. Her an, her saniye bizi yakalayabilir. Yerin altı sağlam değil arkadaşlar. Yerin altı çürük maalesef. Hele ki yurdumuzun bazı yerlerinin altı oldukça çürük ve o yüzden tedbiri elden bırakmamak durumundayız. Bizden daha çürük yerler var. Oralarda daha sık depremler var Japonya gibi. Onlar çok ağır depremler yaşıyor ama bir can kaybı doğru düzgün yaşamıyorlar. Hafif atlatıyorlar ama bizde bu işler çok ağır seyrediyor. Bir derece daha yüksek olsaydı Allah korusun 6,2 değilde 7,2 olsaydı arkadaşlar şu anda korkunç bir durumu konuşacak olurduk. Allah korudu yine. Allah kurtardı. Çok ağır bir ihtar yedik. Aklımızı başımıza almalıyız ve tüm önlemlerimizi almalıyız arkadaşlar. Bu böyle olmaz. 1999’da büyük bir deprem yaşamış. Gölcük depremi yaşamış bir ilin milletvekiliyim. Defalarca burada deprem önlemleri alınması gerektiğinin altını çizdik. Yapı stokuyla ilgili çalışmalar yapılmasını söyledik. Depremle ilgili ruhsat çalışmaları ve diğer tüm önlemlerin alınması gerektiğini söyledik. Bilimsel çalışmaları öne çıkardık fakat ne oldu? İktidar 25 yılda ne yaptı biliyor musunuz? Deprem toplanma alanlarını gökdelenlere çevirdi. AVM’ler yaptı. Şu anda deprem olduğu zaman İstanbul’da dün ne oldu? İnsanlar açık alanlara kaçıştı değil mi? Şu an artık onu bile bulamayacak durumdayız bazı illerde. Açık alan bile bulamayacağız arkadaşlar. Sağdaki soldaki binalar tepemize yıkılacak açık alanda olsak bile. O denli bir yoğunluk. İstanbul’a giriyorsun, bakıyorsun şöyle etrafa, ağaç yok ya arkadaşlar. Her taraf taş, beton. Allah’ın toprağını yok etmişler. Toprakların üstü beton olmuş. Toprak yok ortalıkta ya. Toprağın üstünde ağaç yok. Her taraf beton. Böyle bir durumda bir deprem olsa ne olur arkadaşlar ya? Herkes rant anlayışıyla, o belediyeler, o Bakanlıklar iklim, çevre, şehircilik denilen hiçbir alakası olmayan o bakanlıklar bu işlere nasıl izin veriyor? Ne rantlar dönüyor? Ne paralar dönüyor? Olacak işler değil bunlar. Bakın biz ağır bir ihtar yedik, sarı kart yedik. Bunun kırmızı kart olmadan önce tedbirlerinin alınması gerektiğini buradan söylüyorum.
Değerli arkadaşlar yoğun hak ihlalleri var. Onları size aktarmaya çalışacağım. Milletimizin bize emanetleri var. Bakın o emanetler bunlar bakın ne kadar başvurular alıyoruz ve onları bizim size söylememiz, aktarmamız gerekiyor. Milletimizin emanetleri bunlar bakın. Biz bakanlıklara bunları yazılı olarak sunuyoruz ama burada bir de basın toplantımızı da anma ihtiyacı hissediyoruz çünkü yurdun dört bir tarafından 85 milyondan gelen başvurularda hiçbir ayrım yapmadan her ihlale uğrayan vatandaşımızın hakkını hukukunu korumaya çalışıyoruz.
Fatih Uzunmehmet, Afyonkarahisar Kampüs Açık Ceza İnfaz Kurumu’ndan bize başvurmuş. “Burada durumlar hiç iyi değil. Çok sıkıntılar içindeyiz, sosyal etkinlik yok, tuvalet, telefon, kantin, parmak izi sayım gibi konularda yoğunluktan kaynaklanan ciddi sıkıntılar var. Çözüm çabası yok. Uyuşturucu baronu muamelesi yapılıyor bize çıplak aramalar psikolojimizi ciddi şekilde bozuyor. Spor salonu, basket, futbol gibi aktivitelerin yapılacağı herhangi bir alan yok. Memurlar bize “lanlı lunlu” konuşuyor. Özel izin hakkını kullanmak istediğimizde bu izin verilmiyor. Her anons sonunda “İdari işlem uygulanacaktır.” tehditleri yağdırılıyor. Gereğinin yapılmasını istiyorum.” diyor. Biz, onların elçisiyiz, vekiliyiz arkadaşlar. Eğer ki itirazı varsa yetkililerin bize cevaplarını iletsinler.
Erhan Erkoç, Marmara 6 No’lu L Tipi Cezaevi’nde ağır bir MS hastasıymış. Düzenli ilaç kullanmakta oldukça ağır bir hastalıktır MS.” 9 yaşındaki oğlumuz ise babasının durumu nedeniyle ciddi psikolojik sorunlar yaşıyor. İntihar eğilimi ve çocukluk depresyonu tanısıyla uzman pedagog denetiminde iki belimden geçirdiğim ameliyat ve platinlerim olmasına rağmen eşimle daha sağlıklı bir görüş yapabilmek adına kuruma gittim. Zaten zor durumdayım, sıkıntılar içindeyiz. Çocuğum psikolojik sıkıntı yaşıyor, eşim cezaevinde ve açık görüş salonunda beni geç bıraktılar. Benden sonra gelenleri benden önce almaya başladılar. Zaten L şeklinde masalar eşler birbirinden uzakta oturuyor ve memura dedim ki: “Ya beni artık alamaz mısın? Benden sonra gelenleri alıyorsun.” deyince “Konuşma kardeşim bana işimi öğretemezsin otur yerine.”” Dedi. Hanımefendi birkaç defa böyle muamelelere uğrayınca “Ya memur bey lütfen bakın zaten geç kalıyoruz, bir de bana hakaret ediyorsunuz, etmeyin eylemeyin, işinizi lütfen düzgün yapın.” deyince de üç ay görüş cezası alıyor. Böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar? Bu ne iştir ya? İnsanlar zor durumda, onlara her türlü lafı söyle, hakareti et ardından bir de ceza ver yani insanlar aman ceza alırım diye sesini çıkaramıyor ama bu nasıl uygulamadır ya Allah’tan korkun yani Adalet Bakanlığı yetkilileri şu memuru bir uyarın bakın buradan biz adresini veriyoruz yapılan işlemi veriyoruz ve bu memurun uyarılması gerektiğini de söylüyoruz. 3 Nisan 2025 tarihinde 11.00 açık görüşü için saat 09.00’dan itibaren orada duran memurun uyarılması gerektiğini söylüyorum. “Eşim ağır bir hasta çocuğum psikolojik sorunlar yaşıyor bir de biz böyle hukuksuzca ceza alıyoruz.” kabul edilecek bir durum değil hakikaten. Zor durumda olan hele ki kadınlara yönelik bu muamele kabul edilecek bir şey değil. Sayın Bakan size sizin annenize, eşinize, çocuğunuza kadın olduğu için bunlar yapılsa hoşunuza gider miydi diye soruyorum.
Mehmet Olgun cezaevinde akciğer kanseri hastası. Raporu da burada ve Kayseri Bünyan T1 Cezaevi’nde hükümlü 65 yaşında dördüncü evre kanser maalesef var. Sadece serum tedavisiyle işler geciktiriliyor. Belli ki gereken tedaviyi alamıyor. “Cezaevi koşulları bu hasta için uygun değildir.” Diyor ve karaciğer ameliyatı olacak. Sağa sola kanser, sıçramış ve bu yüzden bir an evvel infaz ertelemesi verilmeli.
Mahkum aileleri bize hep başvuruyor arkadaşlar. 103 bin kişi fazlalık var ve insanlar yerlerde yatıyor. Nerede bu infaz paketi, yargı paketi? Artık yeter illallah diyorlar. Çıksın bir an evvel. 10. yargı paketinde olduğu söylendi. 9. da bize denildi ki “Ya bu 9’da olmadı 10’da verelim.” 10. Yargı paketinin çıkacağı yok. Ya ne oldu? Nerede kaldı bu yargı paketi? Nerede adalet? Hani aile yılıydı, ailelerimiz perişan. Mahkum aileleri paramparça yeni gelecek düzenleme ile bütün vekillerimizden isteğimiz adil eşit düzenlemeler, kimsenin gözü yaşlı kalmasın. Cezaevleri af bekliyor, cezaevlerinde nefes alacak yer yok.” diyor mahpus eşleri. Durum böyle arkadaşlar, gerçekten çok felaket bir durum var. Biliyorum hallerini ve onların sesi oluyorum.
Tarih, felsefe, edebiyat öğretmenleri çok zor durumda arkadaşlar. Az puan ile oraya girmiyorlar. Belli bir puan alıyorlar ama sonrasında açıkta kalıyorlar. Yazık günah. Anne babaları onları yetiştiriyor, para gönderiyor ve sonra okul bitiyor böyle sevinçle bir mezuniyet tereni yapıyorlar. Sonra? “İş bulamadık.” “Ne yapalım? Kontenjan yok efendim.”. Bu insanlar son derece zor durumda. Bu konuda biraz kontenjanın açılması gerekiyor.
Çocuk gelişimi uzmanlarının mesleki geleceği ve serbest meslek hakkı tehlikede. Bu konuda başvuru yapılıyor ve onlara birtakım yeni zorlaştırmalar getirilmiş. Bir de Sağlık Bakanlığı izni getirilmiş. Diğer bakanlıklar yeterliyken şimdi bir de Sağlık Bakanlığı şartı getirilmiş. “Aslında biz mezunlar kamu hastanelerinde, özel kliniklerde ve üniversitelerde yıllardır görev yapmakta. Zaten sağlık alanındaki eğitimlerimizi, deneyimlerimizi yaşıyoruz. Yeni mezunlar serbest çalışamaz hale geldi. Devlet ataması da yapılmadığı için boşlukta kaldılar. Çocuk gelişimciler çok mağdur arkadaşlar. “Neden sağlık meslek mensubu olarak tanımlanmıyoruz?” diyorlar. “Çocuk gelişim uzmanları niye diğerlerinden negatif ayrımcılığa uğruyor? Uzmanların mağduriyeti nasıl giderilecek k? Diplomaların çalışmaya gelince hükmünü yitirmesi anayasayla bağdaşır mı diyorlar? ve daha pek çok soru biz bunları yazılı olarak da bakanlığa soruyoruz. Gerçekten genç arkadaşlarımız zor durumdalar.
“Dilan Yürüklü’nün kardeşiyim. Ablam Manavgat S Tipi Kapalı Cezaevi’nde sıcak suları yokmuş. İdare sürekli onları bugün yarın diye oyalıyormuş. Düşünün yarın öbür gün sıcaklar gelecek iyice. O bölgede sıcaklarda nasıl kan ter içinde kaldığınızı biliyorsunuz. Banyo, duş ihtiyaçları için semaverde su kaynatıp ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyorlarmış ve bundan kaynaklı kendisinde ve arkadaşlarında mantar egzema başlamış. Uyuz bitlenme bile başlar. Bir an evvel müdahil olun Sayın Adalet Bakanlığı.
Engelli öğretmen alımlarının diğer KPSS alımları gibi sınava dahil edilmemesi 1381 kontenjan alanlarının yetersiz olduğu toplu atama talebimizin yeterince adaletsiz bir yaşam içinde bizlerin varlığını sürdürebilmesi, biraz nefes alabilmemiz için en azından başvuran öncelikli tüm engelli öğretmen adayların atanmasını istiyoruz diyorlar. Çok zor durumdayız diyorlar.
Mahmut Özdemir Antalya S Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu gardiyanlar onları isyana sürüklemek için ellerinden gelen tahriki yapıyorlarmış. Koğuşların kapılarına vuruyorlar ve elbiselerini fazladır diye alıp duruyorlarmış ve çok üstenci bir tavır gösteriyorlarmış. Görüş saatlerini uygunsuz saatlere değiştiriyorlarmış. Bunlardan yana oldukça şikayetler var.
Kayseri Kadın Cezaevinde Yaprak Taşçı haksız ve hukuksuz nedenlerle cezaevinde olduğunu belirtiyor yakınları. Ailesi Kars’ta ve Kars’a nakil istiyorlar.
Hayvanseverler de bize başvuruyor ve “Çok üzgünüz.” diyorlar. Köpekler toplatılıyor. Birçok belediyenin yaşlısından bebeğine, hastasına tüm köpeklerin toplandığını görüyoruz. Bu canlar diri diri toprağa gömülüyor. Vahşice işler yapılıyor.” diyor. Düşünün kimsenin sahip çıkmadığı köpeklere sahiplenen merhamet, vicdan sahibi insanlar var ve bunlar yalnız. Bu insanların yanındayız. Allah’ın merhametini ve insafını esirgemeyin hayvanlardan. İnsanlar olarak bu konuda zayıf bir reaksiyon göstermeyin diyorum tüm insanlara. “Şevket Yerdeşen de öldürüldü. Necla teyze de öldürülüyor. Mahalle köpekleri öldürülüyor. Çok üzgün durumdayız ve Anayasa Mahkemesi’nde o yasa iptal edilmeli.” diyor. Mecliste vekillere önemli bir uyarı yapıyorlar. Mecliste o yasanın durdurulması çabası yeterli değildi. Sonrasında da çaba gösterin ey vekiller diyorlar. Haklı arkadaşlarımız. Biz de elimizden geleni yapıyoruz.
Tarsus 1 No’lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda kalmakta olan Hasan Türk bir kanser hastası. Uzun süre tedavi göremediği için dilinde yaralar oluşmuş. Yemekte zorlanıyor. Çok zorluk çekiyor. Ev hapsine gelmeli diyor yakınları. Guatr kanseri var. 2015’te çeşitli kanserleri varmış. Çok üzücü bir durumu var arkadaşlar.
Bakın Ahmet Abi, şimdi Ahmet Abi’yi tanımazsınız. Kendisinin tıp fakültesine giden kızı İzmir’de, bir elektrik teline dokundu. Normal yağmurlu havada hepimiz suya basarız ister istemez. Su birikintisine bastığı için elektrik çarparak ölen genç bir insan. Onun babası çok üzüntülü, çok yaralı ve sürekli temastayız. “Yasadece kızıma yapılmadı ki başka insanlar da bundan dolayı hayatını kaybediyor. Toprakkale Kışla Mahallesi’nde elektrik akımına kapılan ilkokul öğrencisi Özlem Üstün ve annesi Cennet Üstün ikisi de maalesef hayatını kaybediyor. Korkunç bir olay. Belli ki bir ihmal var. Burada bir ihmal olduğu görüntüsü var. Olay yerine insanlar gelmiş ama maalesef durum bu. Kim bunun hesabını verecek kardeşim? Soruyoruz kim? Gediz Elektrik zaten bu işten kurtulmaya çalışıyor ama bu işler nedir? Bunun hesabını verin. Yaralı baba, acılı baba, Ahmet abi ve diğer tüm mağdurların yanındayız ve sesi olmaya devam edeceğiz.
Değerli arkadaşlar, geçen hafta bir başvuruyu biz burada gündeme getirmiştik ama bir yanlışlık varmış. Onu düzeltmemiz gerekiyor. Bizim burada iyi niyetimiz var ama kötü niyetli insanların da bize başvuruları olabiliyor. Bundan dolayı bir yanlışlık olmuş. Bundan dolayı da biz Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve Şehir Tiyatro çalışanlarından özür diliyoruz ve bir düzeltme yapıyoruz. Bir açıklama göndermiş, Tüm Bel-Sen, Kocaeli Şube Başkanı, Sayın Güzide Saatçi. Tabi ki bizim talebimiz doğrudur, hakikattir. O yüzden bu açıklamayı da burada yayınlıyoruz. Diyor ki: “Sayın Vekilim, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarına ilişkin bilgi notunu size iletmek isterim. Tarafınızdan TBMM’de yaptığınız konuşmada bahsi konu ile ilgili şehir tiyatrolarında sendikamız Tüm Bel-Sen örgütlü olduğundan dolayı ve sendikamızda yürütme kurulu üyesi olan iki arkadaşımızın da şehir tiyatrolarında oyuncu ve teknik personel kadrolarına memur olarak görev yaptığından dolayı konuyu hep birlikte araştırdık. Size ulaştırılan bilgi asılsızdır. Söz konusu sanat emekçisi arkadaşlarımız kurumumuzda prosedüre uygun olarak çalıştırılmaktadır. Daimi kadroya geçiş aşamasındadırlar. Bizler zaten kurumda yetkili sendika olarak konunun takipçisiyiz. Size beyan veren kişiler kurumda çalışmamakta ve hatta bu kişilerin gerçek olduğundan da şüpheliyiz. İletişimimize cevap verdiğiniz için teşekkür eder. Yetki sahibi olduğumuz kurumlarımızla ilgili ihtiyaç duyduğunuzda biz sizleri bilgilendirmekten mutluluk duyarız. Çalışmalarınızda kolaylık dileriz.” demiş sayın başkan. Bu açıklamayı da böylece yapmış olduk.
Bakın soru önergelerimize gelen cevaplar bizi üzüyor arkadaşlar. Kimden gelmiş? Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’tan gelmiş. Arkadaşlar şimdi genç bir insan Elazığ E Tipi Kapalı Cezaevi’nde intihar etmiş. Yakınları diyor ki: “İntiharla hiç alakası, düşüncesi yoktu ama intihar etti. Bir ihmal zinciri. Hem adil yargılanmadı, ağır bir ceza aldı. Kendini asarak intihar etmiş.” biz bununla ilgili bakanlığa soru soruyoruz, Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na soru soruyoruz. Bize verdikleri cevaplar uzun uzun birtakım prosedürel işlemler, doğru düzgün bir şekilde şunun cevabını vermiyorlar. “Gencecik bir insanı biz psikolojik açıdan çok iyi takip ettik, çok iyiydi onun durumu.” diyemiyorlar burada belli ki bir eksiklik var. Yoksa bakın ben bir hekim olarak söyleyeyim. İnsanlar durup dururken intihar etmez arkadaşlar. Çözemedikleri ruhsal problemlerini içlerine attıkları ve bu da bir şekilde patladığı için intihar ederler. Olay budur. Şimdi siz bunu tespit edememişseniz hata sizde. Kendinizle bir yüzleşin. “Bizde hiçbir hata yoktur. Ölen ölmüştür. Kalan sağlar bizimdir.” cevap böyle arkadaşlar. Böyle bir şey olabilir mi? Gencecik bir insan intihar etmiş. Soruyoruz en azından bir insaf diyoruz fakat bu noktada bir duyarlılık görebiliyoruz.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz’a bir soru sormuşuz. Yüz binlerce, milyonlarca kişiyi ilgilendiren bir konu hakkında bilgi alalım demişiz. Teknik, ayrıntılı ve hukuki bir bilgi alalım. OHAL döneminde ihraç edilen yüz binlerce kişiyle ilgili bir bilgi alalım demişiz. Sonra birçok soru sormuşuz. Dedik ki; “Niye bu insanları takipsizlik beraat aldığı halde iade etmiyorsunuz? Zaten yargısız infazla ihraç ettiniz. Bir de üstüne beraat aldıkları halde niye iade etmiyorsunuz?” diye sormuşuz. Bakın önemli sorular sormuşuz. Sorularımızın çoğuna cevap vermemişler. Böyle yandan cevap veriyorlar. Buna psikiyatri de yandan cevap diyoruz. Sanki cevap verirmiş gibi bir soruya cevap verip diğerlerine cevap vermemek, cevap veriyormuş gibi yapmak gibi böyle işler yapıyorlar. Biz 9 soru sormuşuz. 9 sorudan ancak 1-2’sine cevap vermişler. Onlar da teknik bilgi. “127 bin, 292 kişi OHAL komisyonuna başvurdu.” demişler. Biz 125.000 biliyorduk. Tam net sayıyı vermişler. 17.960’ı kabul, 109.332’si ret olarak cevaplandı. Evet bunu anladık. “İade edilenler hakkında kanuna göre işlem yapıyoruz.” Diyor. Bir sürü insan; “İade edildik ama hakkımız yendi.” diyor. “Hatta beraat aldık iade edilmiyoruz.” diyor. Bunların sorularını soruyoruz. Doğru düzgün bir cevap yok arkadaşlar. Evet millete saygıları bu kadar.
Sağlık Bakanı Sayın Kemal Memişoğlu’na da bize yazdığı cevapları kendisine iade ederek cevap verdik. 7-8 tane farklı il, farklı konu, farklı kişilerle ilgili sorularımıza iki paragraflık standart aynı cümlelerle cevap veriyor. Ya insaf Sayın Bakan ya. Ayıp, utanır insan ya. Bu nasıl bir haldir ya? Sen mi imzalıyorsun bunları, bürokratların mı imzalıyor? Böyle cevap mı verilir ya Allah aşkına? Bunlar da hasta mahpuslar. Sağlığa erişimi en zayıf olan insanlarla ilgili sorduğumuz sorulara böyle basma kalıp standart iki paragraflık cevaplar gönderiyor. Bir sürü farklı konu hakkındaki sorularımıza.
Vezir Muhammed Nourtani davası. Bakın, İnsan Hakları savunucuları açıklama yapıyor. İnanılmaz bir yargı kararı var. Kişi ruhsatsız bir maden ocağında çalıştırılan bir kişi, ki yasaya aykırı çalıştırılan bir kişi, bir kaza sonucu ağır yaralanıyor. Hastaneye götürdükleri takdirde bu ocağın ruhsatının olmadığının ortaya çıkacağını düşünüyorlar. “O halde ne yapalım? Yaralıyı yok edelim.” diye düşünüyorlar. “Bakın yaralıyı yok edelim. Maden ocağımızın ruhsatsızlığı ortaya çıkacak. Ne yapalım? Yaralıyı yok edelim.” adam ağır yaralıyken mi yakarak öldürdüler? Öldükten sonra mı yakarak öldürdüler? Bu tam net değil ama olmasa ne olur arkadaşlar? İnsanlık adına korkunç fiiller işlenmiş. Bir cenaze yakılmış. Daha hafifinden baksak bir cenaze yakılmış. Olacak bir iş mi? 2-3 ay daha yatıp çıkacak bu insanlar. Verilen cezanın yarısı düşüyor. Böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar? Nasıl korkunç bir durum. Mahkemede Nourtani’nin eşi bile doğru düzgün konuşamamış. Böyle bir baskı altında kalmış. Planlı ve ırkçı bir cinayet olduğu belli. Başka bir yerde, başka bir ülkede olsa ağırlaştırılmış müebbet verilir böyle insanlara. Adamın her tarafı yanlış. Eski MHP Belde başkanı tipler böyle. Ne oluyor? Bakıyorsunuz ki kurtuluveriyorlar. Ya başka bir ülkede ağırlaştırılmış müebbet alır böyle insanlar ya Allah aşkına nereden bağlıyorlar işi? Hangi yargı mevkiindeki MHP’li hakim savcılardan işi bağlıyorlar? Bir onu açıklasınlar. Merak ediyoruz. Bu kadar inanılmaz bir uçurum karar nasıl verilir arkadaşlar? Olacak bir iş değil. Biz konuyu takip ediyoruz. Temyize gidiyor. Temyizde inşallah bozulur. Duruşma da çok gergin geçmiş. Müşteki avukatları salondan çıkarılmış. En sonunda ödül gibi bir ceza verilmiş. 1 Mayıs’ta da bu konuda yoğun bir gündem olacak herkes bilsin.
Geçtiğimiz günlerde Sakarya Ferizli Cezaevi’ni ziyaret ettim arkadaşlar. Birçok mahpusla görüştüm ve izlenimlerimi aktarmak istiyorum. Her kesimden mahpusla görüştük.
Bir kadın mahpus, Gülbahar Kıskaç, 60 yaşında roman bir kadın. Romani Godi Derneği’nin avukatları takip ediyordu, biz de takip ettik ve gidip kendisiyle görüştük. Sosyokültürel açıdan oldukça zayıf bir durumda ve aynı zamanda da ağır bir hasta bu kişi. Şekeri var ve birçok hastalığı var. “Ben burada ölüp gideceğim.” diyor. Şeker, tansiyon, bel fıtığı, dizde yırtılma rahatsızlıkları var. İki ayda bir ancak revire çıkabiliyormuş. Sağlıkla ilgili başvurularında çok sıkıntı olduğu yönünde bildirimleri var. İdareye sorduk, idarede gerekeni yapıyoruz diyor ama sonuçta da bu kişi ağır sağlık sorunları yaşıyor.
Melek Gelir, bu ismi artık çok kişi biliyor çünkü kızı Fatma Sümeyra gelir, annesizlikten dolayı, hukuksuzluktan dolayı hayatını kaybetti. Gencecik yaşta, hiçbir hastalıktan ölünmeyecek bir çağda, 15 yaşında bir çocuk, daha genç kız bile olamamışken, Annesi mahpus diye iki kardeşine annelik yaparken yaşadığı depresyon ve ardından yakalandığı epilepsi hastalığının nöbeti esnasında bayram sonrası gün maalesef bir nöbet esnasında hayatını kaybetti boğularak çünkü bunun bir evveliyatı var. Durup dururken bir ölüm değil. Çok acılar yaşamış bir aile. Aileyle konuştuk. biyoloji mezunu bir anne, okurken evlenmiş. Çocuğu 2010 yılında olmuş. 2012’de KPSS’de devlet kurumuna giremeyince mecburen bir cemaat dershanesine girmiş. 2-3 yıl orada çalışmış. İnsanlara bir seçim imkanı sunulmuyor ki arkadaşlar devlet dairesine giremeyince insanlar gidip özel dershaneye girmiş. “Sen niye oraya girdin? Sen artık cezalısın.” muamelesi görüyor ve dershaneler kapatılıyor, işsiz kalıyor. Ardından darbe oluyor. Bolu küçük yer, eli baltalı dolaşan insanların arasında hayati tehlike hissedip evden bile çıkamadıkları günler olmuş. Çok sıkıntılı günler yaşamışlar ve ardından hakkında yürütülen bir kovuşturmada 2021 yılında 6/3 cezası onanmış ve bir müddet 1.5 yaşında çocuğu olduğu için 15 ay kadar köyünde annesinin yanında beklemek zorunda kalmış. En sonunda kendisi tutuklanıp cezaevine götürülmüş ve bu arada köyde beklediği anda çocuklar büyük stres yaşamış. Şehir, köy, hasret, annesinin başörtüsünü, tülbentini alıp koklayıp onun hasretini gidermekle uğraşan bir çocuk. Diğer çocuklara annelik yapmak zorunda olan bir çocuk. Babasının yokluğunda evde hem ablalık hem annelik yapmakta olan bir çocuk büyük sıkıntılar yaşıyor ve en sonunda çocukta psikolojik sıkıntılar başlıyor. 1,5 yıl kadar psikolog takibine alınıyor. Bu arada LGS sınavları, stresleri yaşanıyor ve 2024 Şubat ayında epilepsi krizleri başlıyor. Tedavi alamıyor, belki iyi bir tedavi göremiyor ve ardından sıkıntılar devam ediyor. Annesi diyor ki: “Bizim çocuklarımız acılarla büyüdü. Çocukluklarını yaşayamadılar, çocuk olamadılar. Artık bundan sonra çare bulunsa neye yarar? En kıymetlimizi ahirete gönderdik. Canım kızımı ahirete gönderdik. O naif, kimseyi kırmak istemeyen yapıda bir çocuktu ve bütün bu zalimlikler onun hayatını aldı.” diyor. Evet gerçekten Tekvir Suresi 9. ayetinde de söylenir. “Hangi suçtan dolayı öldürüldü?” denir o cahiliye döneminde diri diri gömülen bebekler için şu anda da bundan çok bir farklı değil çünkü bu kadar acımasız uygulamalarla durup dururken çocukların öldüğü bir dönemi yaşıyoruz. Bu ayeti tekrarlamamak mümkün değil arkadaşlar ve en sonunda işte bu acı olaylar yaşandı. Çocuk öldükten sonra anne Bolu Cezaevi’ne nakledildi ama tabi ki iş işten geçmişti en azından sonraki çocuklar için bir çözüm olabilir inşallah diyoruz. Anne ve baba yoğun bir şekilde Meclis İnsan Hakları Komisyonu, CİMER’e defalarca başvurmuş. Oralara baksınlar, oralardaki başvurular görülecek ve ardından en az 100 AK Parti’li vekile mektup yazdığını söylüyor baba. Hepsine de sitemlerini bildiriyor. “Tek biri bile dönmedi. Başta Özlem Zengin’e yazdım. Diğer tüm vekillere yazdım. Bakın annesiniz, insansınız, çocuğum çok zor durumda.” geçirdiği epilepsi nöbetini videosunu da gönderdim. ama hiçbiri dönmedi. Bir sen döndün.” diyor, bir de başka bir başka vekil söylüyor. O dönmüş. Başka hiçbir kimse dönmemiş ve sonunda çocuk ölmüş. Bu ihmallerden, bu vurdumduymazlıklardan dolayı çocukların öldüğü bir ülke arkadaşlar burası. Anneye sordum, üç çocuğuyla telefonda 10 dakika görüşürken “Ne yapacağımı şaşırıyordum. Eşim ve 3 çocuğumla dakikalara bölüyorduk. İki dakika ona, iki dakika ona veyahut da açık görüşte dakikalara bölüyorduk görüşmeleri. Ne yapacağımı bilemiyordum. En sonunda telefonu kapatırken hepsi bana bağırıyordu. “Seni seviyoruz anne.” diye.” düşünün bu kadar zor durumda olan bir aile ve en sonunda da çocuk ölüyor arkadaşlar. Ölüyor demiyorum. Öldürüldü diyorum artık buna. Ben başka bir şey demiyorum. Hangi suçtan dolayı öldürüldü diye soruyorum.
Ayfer Yavuz yine bir başka ziyaret ettiğimiz hanımefendi, o da 41 yaşında ve 3 çocuk annesi. 12 kişilik koğuşta 33 kadın, 2 çocuk kalıyorlarmış. 3 çocuk daha gelecekmiş. Yani düşünün 38 kişi, çok zor bir ortam. “Bu şartlarda yaşıyoruz. Sağlıkla ilgili başvurularımız çok gecikiyor. Vitamin takviyelerimiz verilmiyor.” Diyor. Eşi de tutukluymuş. En azından eşi çıkmış bu son zamanlarda. Yıllarca anne baba tutuklu ve çocuklar ortada bir halde yaşamışlar.
Gülten Sayın ile görüştük. Tüm diğer mahpuslar gibi Gülten Sayın da sağlığa ulaşamıyor. Zaman zaman psikiyatri ilaçları aksıyor. Yusuf Kerim Sayın’ın annesi biliyorsunuz. O da gözyaşları içinde. Aynı odada kaldığı Melek Gelir’in durumunu anlattı, acısı tazelenmiş son derece üzücü şeyler yaşadığını anlattı. “Gündüz Melek Gelir’i teselli ediyorum. Gece de Yusuf Kerim aklıma geliyor, rüyalarımda onunla uğraşıyorum, o acıları yaşıyorum.” düşünün dışarıda rahat bir hayat yaşıyor olabilirsiniz ama cezaevlerinde büyük acılar, hüzünler, sıkıntılar yaşayan insanlar var. Bu konuda duyarlılığınızı ihmal etmeyin diyorum herkese. Gülten Sayın bana aynen şu cümleyi söyledi ve dışarıda da bunu söyle lütfen dedi; “O bakanlık yetkililerine, o topluma söyle. Daha kaç kişinin çocuğu ölsün de birileri insafa gelsin merak ediyorum. Aynen bu cümleyi dışarıda söyle.” dedi.
İsmail Kale isimli bir mahpus. “1/10 burada uygulanmıyor. 60 puanı alacak kurslar zaten verilmiyor. 41 kişi kalıyoruz, 6 kişi yerde yatıyor.” çok dolu bir ortam, depo gibi bir cezaevi. İnsanları doldurup duruyorlar. “Hasta mahpuslar var, uyku apnesi yaşayanlar var.” dedi.
Çetin Çınar yine adil olmayan bir yargılama sonucu yargılandığını söylüyor. Böyle bir durum var.
Erkin Öztan bu da adil yargılanmadığını öncesinde beraat ettiği halde daha sonra Yargıtay’ın bozup bu sefer müebbet aldığını buna şok olduklarını, darbeyle bir alakası olmadığını ortada maalesef korkunç bir şekilde hakları yenen insanlar olduklarını söyledi.
Mehmet Şah Ertekin daha öncesinde de bize ulaşmış, onunla ilgili sağlık sorunları varmış. Biz ulaştıktan sonra biraz düzelmiş. Neyse onu söylüyoruz. Burada bazı konularda düzelme var, onu da söyleyelim.
Baran Yusufoğlu ise Cevdet Tunç’un Samsun S Tipi’ne sevk edildiğini, Ferdi Yavuz’un göz rahatsızlığı olduğunu, Habip Gezer ve Mehmet Yalçınkaya’nın denetim serbestliği almama ihtimalleri olduğunu, kelepçeli muayene dayatıldığını, açık görüşlerin çok kısa süreye düştüğünü söyledi.
Ayfer Yavuz Sakarya L1 Cezaevi’nde bayramda 1.5 saatlik açık görüş hakkının ancak 15 dakika kullandırıldığını söyledi. İnsanların en önem verdikleri şeyler bu denli insafsızca ayaklar altına alınıyor ve azaltılıyor. Kabul edilecek bir durum değil arkadaşlar.
Sakarya L2 Cezaevi’nde açık görüş salonunda insanlar masada yan yana oturamıyorlar. Masalar öyle dizayn edilmiş ki karşılıklı oturtulacak durumda. Biz orada da bu duruma itiraz ettik. Birçok cezaevinde bu tür uygulamalar bitirildi ama buradan Adalet Bakanlığı’na da söylüyorum. Sakarya Ferizi L2 Cezaevi’ndeki açık görüş salondaki bu hal nedir? L1’de olmayan şey L2’de uygulanıyor. Olacak iş midir? Başka hiçbir cezaevinde görmedik. Nedir böyle? İnsanlar birbirine değmesin , açık görüşte bile birbirine sarılmasın diye bir gayret var. İnsafsızlık yani başka bir şey değil. Bu uygulamayı, bu masa yapısını değiştirin kardeşim. Bu konuda soru önergesi de vereceğiz ve bu durumu kabul etmediğimizi söylüyoruz çünkü dışarıdakine çok basit gibi gelen bir husus, cezaevinde insanlar için çok çok önemli. Bunu ben de yakinen biliyorum. Bunu da söylemiş olalım.
Değerli arkadaşlar bakın, kuyu tiplerinde tecrit ceza değil ezadır diyor. Güneş, hava, insan bunların hak olduğunu anlatmak bile insana zul geliyor diyor. Kuyu tipi cezaevleri gerçekten korkunç arkadaşlar. Bize çok başvurular geliyor.. Pencerenizdeki tel örgülerin durumu bu arkadaşlar. Bunların arasından kurşun kalem bile giremeyecek derecede daracık tel örgüler. Zaten demir tel parmaklık var bir de tel örgü. Ya kardeşim ne yapıyorsunuz siz ya? Allah aşkına baklava dilimi şeklinde böyle iyice daraltıp3 kat tel örgü. Sincan 1 No’lu Yüksek Güvenlikli, 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevlerinde böyle işler oluyor ya. Allah aşkına ne yapıyorsunuz ya? Bu kadar abartı nedir? Bastille Ortaçağ zindanlarını mı sağlamaya çalışıyorsunuz Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç? Gel bir bak Sincan 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nin haline bir bak. Başka hiçbir şey demiyorum Sayın Yılmaz Tunç. Gel bir bak o koğuşlarda bu kadar abartı pencerenin önünde demir parmaklık, tel örgüler, iyice daraltılmış tel örgüler bu nedir ya? İnsanları toprağın dibine mi gömmeye çalışıyorsunuz? Bırakın kuyu dibini, toprağın dibine mi gömmeye çalışıyorsunuz diye soruyorum. Bütün bu uygulamalardan dolayı insanlar hasta oluyor.
Batman, Beşiri T Tipi Cezaevi’nde İnsan Hakları Derneği’nin ağır hasta mahpus listesinde yer alan 73 yaşındaki Mehmet Emin Çam, sağlık durumunun kötüleşmesi nedeniyle hastaneye kaldırılmış. Beyninde tümör var bu kişinin, kalp ve katarak ameliyatları var, böbrek ameliyatı, sol tarafı felçli. Bakım hastası bu kişi. Allah aşkına cezaevinde ne işi var? Niye hala vermiyorsunuz tahliyesini?
Bir de hiç sesi bile duyulmayan, arkası bile olmayanlar var. Mesela bakın geçtiğimiz günlerde bu kişi eski bir yarbay, mahpus yıllarca, Ertuğrul Yavaşça Denizli darbe yargılamasında, darbeye karşı çıktığı apaçık ortadayken darbeci diye tutuklanıp ceza alan bu kişi, bütün dosyalarda “Ya komutanımız darbeye karşı çıkmıştı.” denilen bu kişi Ertuğrul Yavaşça bir kalp krizinde genç yaşta hayatını kaybetmiş. Yakınları diyor ki: “Dünyalar iyisi bir insandı, çok hassastı, yaşanan haksızlıklara kalbi fazla dayanamadı. Oysa dosyasındaki tespitler apaçık ortadaydı.” diyor dosyasını da inceledim. Çok üzücü gerçekten suçsuz olduğu apaçık ortada. fakat Ertuğrul Yavaşça hayatını kaybetmiş. “Hani ne derler bir garip ölmüş diyeler üç günden sonra duyuyorlar.” Kimsenin umurunda olmuyor bunlar ama bizim umurumuzda ve takibimizde değerli arkadaşlar.
Özge Özbek sonunda tahliye edildi arkadaşlar. İnanılmaz güzel bir haber. Bakın yıllarca gündem ettim, yıllarca takip ettim ve sonunda güzel bir haber aldık. Özge Özbek sonunda tahliye edildi. Çok daha önceden tahliye edilmiş olmalıydı. En son ziyaret ettiğimde “Beyindeki tümör kafama baskı yapıyor. Kendimi çok kötü hissediyorum Ömer Bey.” diyordu. Gencecik bir kadın bakın yıllarca uğraş verdi. Tahliye edilemedi. En sonunda ilk başta yapılması gereken yapıldı. Bakın şu gencecik kadın ya. Belki ömründen ömür çaldınız yani. Niye bunu en başta yapmadınız? Size soruyorum. Gerçekten çok üzücü şeyler yaşanıyor şu ülkede değerli arkadaşlar.
Bize 3-4 sayfalık mektuplar geliyor. Onları özetleyerek size aktarıyorum. O yüzden daha bir dikkatle dinleyin. O mektuplar bu kadar kısa değil aslında ama ben en vurucu yerlerini alıyorum ve üzerinde çalışarak bu mektupları özetliyoruz.
Mehmet Bıldırcın Bolu F Tipi Cezaevinden yazmış; “61 yaşındayım. Çeşitli hastalıklarım var. Hastaneye gidecekken bana ‘Ayakkabını çıkar’ dediler. Ayakkabımı çıkarmayınca ayağıma vurdular ve beni hastaneye götürmediler. Tedavi ve sağlık hakkım engellendi. Aşağılandım, işkence gördüm!” diyor.
Bakın bir de ilginç bir durum. Münir Korkmaz, bir öğretmen. Kendisi yılların sol görüşlü insanı, öğretmenidir, eğitimcisidir, mücadele insanıdır. Sonra bakın kendisi ihraç edilmişti. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 13. İdari Dava Dairesi’nden bir karar almış. Kararı okuyunca insan “Gülsem mi ağlasam mı acaba!” diyor çünkü yılların sol görüşlü hocası Münir Korkmaz “İşte sen PKK’cisinç” denilmiş ya zaten ondan ihraç edilmiş ya. Ondan sonra bir de altına “Sen çıplak aramayı, şunları bunları gündem ettin. Bundan dolayı bir de FETÖ’cüsündür.” bakın karar böyle arkadaşlar. 2 terör örgütü üyesi olduğu iddia ediliyor Münir Korkmaz Hoca’nın. Bu da böyle bir rezalet. Meclis kürsüsünden bunu da böyle gündem ediyorum. Böyle rezalet kararlar bu ülkede alınıyor maalesef ama biz de bunları kabul etmiyoruz.
Hasta mahpusların durumu çok sıkıntılı. Böbrek yetmezliği başta olmak üzere birçok hastalıkla mücadele eden ancak tahliyeleri engellenen hasta tutsaklar Fırat ve Emrah Nebioğlu kardeşlerin sağlık durumu giderek kötüleşiyor. 33 yaşındaki Emrah Nebioğlu 2032 yılında tutuklanarak Ankara Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’ne gönderildi. Yargılandığı dosyadan 7 yıl 6 ay hapis cezası alan Nebioğlu yaklaşık 3.5 yıldır cezaevinde tutuluyor. Tutuklanmadan önce yaşadığı bir yaralanma nedeniyle 37 gün yoğun bakımda kalan Nebioğlu bir süreçte 3 kez ameliyat geçirdi. Yaralanma sonucunda sol kol bacağıyla sol kol sinir nöronları tamamen felç oldu. Destek almadan yürüyemeyen ve temel ihtiyaçlarını karşılayamayan Nebioğlu’nun aynı zamanda böbrek yetmezliği ve yüksek tansiyon gibi ciddi hastalıkları bulunuyor. 26 yaşındaki Fırat Nebioğlu ise 8 yıldır tutuklu. Diyarbakır 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevinde tutulan Nebioğlu kardeşi Emrah gibi böbrek hastası. 7 Mart 2022’de Batman, Beşiri Yüksek Güvenlik Cezaevi’nden eğitim ve araştırma hastanesine yapılan başvuruda nefroloji uzmanı tarafından hapishanede kalması hayati açıdan ciddi risk barındırır raporu verilmiş ve buna rağmen cezaevindeler arkadaşlar. Memleketin hali bu.
Mahmut Demir Sincan T Tipi Cezaevi’nden bize yazmış; “Ben buradayım, çocuklarım ise Çorum’un Sungurlu ilçesinde. Maddi ve manevi zorluklar nedeniyle eşim ve çocuklarım ziyaretime gelemiyor. Çok zor durumdayız. Sevkimin Çorum Sungurlu T Tipi Hapishanesi’ne yapılmasını talep ediyorum.” diyor.
Sebahattin Sönmez, Sivas E Tipi Cezaevi’nden yazmış; “9 yıldır buradayım. Uyuşturucu illetine düşmüştüm. Bu batağa saplandım, sevdiklerimden ayrıldım. Keşke bizler buralara düşmeden önce bir önlem alınsaydı, bu maddeler ülkemize hiç girmeseydi. Benim gibi gariban ailelerin çocukları yanmasaydı… Ayrıca, 31 Temmuz COVID Yasası neden hâlâ çıkmıyor? Çok zor durumdayız.” diyor.
Latif Mollaahmetoğlu, İzmir 2 Nolu F Tipi Hapishanesi’nden yazmış; ““Haftalık sohbet hakkımız 10 saat olması gerekirken 4 saat olarak uygulanıyor. Kitap ve yayın hakkımız gasp ediliyor. Sürgün sevkler devam ediyor. Aramalar, psikolojik ve fiziksel baskıya, eziyete dönüşmüş durumda. Tedavi hakkımıza yönelik ciddi ihlaller yaşanıyor. Tekli ring araçları, kelepçelerin açılmaması, mektup engellemeleri ve daha pek çok hak ihlali devam ediyor.”
Ahmet Arslan, Buca Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “İktidar, bu kuyu tipi hapishaneleri sessiz sedasız hayata geçirdiği için, bunları duyurmak ve bunlara direnmek bize düşüyor. Kamuoyu; demokratik kitle örgütleriyle, genci yaşlısı, işçisi köylüsü, memuru ve tüm emekçileriyle bu yeni hukuksuz ve adaletsiz hapishane modelini tanımalı, ama tanımakla kalmamalı, aynı zamanda buna karşı da durmalıdır.” diyor.
























Yorumlar