26 Eylül 2024
Gergerlioğlu: “Önümüzde yine her zaman olduğu gibi yoğun hak ihlalleri var ve biz mümkün olduğu kadar yoğun bir şekilde bunları işlemeye çalışacağız. Öncelikle şunu söylemek isterim; Türkiye’de yargının dengesi bozuldu. Yargı adalet değil, iktidarın emrettiklerini dağıtıyor. İktidarın talimatıyla hareket ediyor. Yargı bağımsız değil.
Hukukun üstünlüğü, demokrasi, yargı bağımsızlığı gibi kriterlerde dünyada dibe vurmuş bir ülkede hazin örnekler görüyoruz. Geçtiğimiz günlerde 13-17 yaş arasındaki 15 çocuğun 7 Mayıs’ta gözaltına alınarak “bilgi amaçlı” denilmek suretiyle gözaltı yapıldıktan sonra birçok hak ihlaline uğraması ve akabinde bir dava açılmasını sizlere anlatmıştık.
Ne olmuştu? Çoluk çocuğu toparlayıp onların büyükleri hakkında bilgi alma amaçlı onlara psikolojik baskılar, kötü muameleler yapılmıştı. Gözaltındalarmış gibi doktor raporu alınmış ve ardından gözaltı olmasına rağmen çocuklar avukatlarıyla görüştürülmemiş, psikolog eşliğinde ifadeler alınmamış ve yakınlarıyla görüştürülmemişlerdi. Ağır baskılar oluşmuştu ve bunların akabinde bir dava açılmıştı. Baştan sona hukuksuz bir dava bu.
Kadınlara; “Niye altın günü yaptınız? Çocuklarınızı niye eğitimcilere özel derse yolladınız? AVM’de niye buluştunuz? Niye bowling oynadınız?” gibi abuk sabuk sorular soruluyordu. “Çocuklarınızı niye bir eğitim koçuna verdiniz? Özel öğretmene ne kadar ücret verdin?” gibi. Bunlar terör soruşturması adı altında yürütülüyordu. Biz böyle bir soruşturma sonrası açılan davaya İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde duruşmaya katıldık ve hakikaten çok üzüldüm çünkü sıradan basit normal fiiller sanki “teröristlikmiş” gibi insanlara soruluyordu.
19 tutuklu var, 41 kişi yargılanıyor. Gencecik insanlar, genç kadınlar, yaşlı hasta mahpuslar, anneler 5 ay cezaevinde tutulmuşlar ve ardından getirilip burada yargılanıyorlardı. Biz yargılamayı izledik. Hakim Şenol Kartal, 24. Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi. İnanılmaz ağır, hukuksuz bir soru sorma tarzı vardı ve biz de bunu sosyal medyadan eleştirdik. 2. gün yine duruşmaya katıldım ve duruşma devam ederken hakim bey salondan çıkmamı istedi. Herhangi bir salon düzenini bozucu bir şey yapmadığımız halde gerekçesi komik. Gerçekten komik.
Tarihe kara harflerle geçecek bir gerekçe söyledi bana hakim bey. “Dün akşam eve gittim. Sosyal medyadan baktım, beni eleştirmişsiniz, canım sıkıldı, sizi salondan çıkartıyorum.” dedi hakim bey. Şu rezalete bakar mısınız? Biz direndik, tutanak tutturdu, yine çıkmadık. Polis, güvenlik çağırdı, yine çıkmadık. Bir milletvekili olarak dokunulmazlığımız var ve kendisi de ara vermek zorunda kaldı ve bu şekilde dışarı çıktık ve bir açıklama yaptık. Şimdi böyle bir rezalet yaşandı.
Düşünün, milleti temsil eden milletvekili Türkiye mahkemelerinde salondan çıkarılıyor. Bunu Adalet Bakanlığı’na bildirdim. Adalet Bakan Yardımcısı Ramazan Can Bey’e ilettim. Sayın Bakan’a iletmiş. Meclis başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’u aradım. Bir dönüş bekliyorum ve bugün HSK ve suç duyurusu işlemlerimizi yapıyoruz 24. Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi Şenol Kartal hakkında.
Sen orada bir mahkemenin hakimi olabilirsin kardeşim. İstediğin gibi hukuksuzluk yapma hakkın yok. Seni her tarafa şikayet edeceğiz. Böyle bir rezalet olabilir mi? Adalet Bakanlığı yetkililerini arıyorum. Diyorlar ki; “Ya salonun düzenini bozan bir durum yapmamışsanız çıkarılmanız hukuksuz. Yasaya aykırı.” Bakın Adalet Bakanlığı yetkilileri de bunu söylüyor ama o kadar şımartılmış ki çünkü öncesinde Osman Kavala ve Enis Berberoğlu kararlarında da itirazları reddeden 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin hakimiymiş.
Daha öncesinde Başakşehir’de AK Parti Yönetim Kurulu Üyesi bir avukat iken pat aniden hakim olan bir kişi bu. Ardından iktidarın emrettiği talimat verdiği her kararı veren bir hakim durumuna gelmiş. Buradan ortaya çıkıyor. Öncesi belli, şimdiki hali belli ve mevzuatta olmayan bir şeyi dayatmak suretiyle hakim bey suç işledi. Bakın mevzuatta bu var diyemez. Mevzuatta olmayan bir şeyi sırtını dayadığı iktidardan güç alarak bize dayatmaya çalıştı.
Bu nasıl bir rezalet? Bunu ben Adalet Bakanı Sayın Yılmaz Tunç’a soruyorum. Sayın Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a soruyorum. HSK Başkanlığı’na soruyorum. Türkiye’de, 21. Y.Y.’da bir hakim bu denli abuk sabuk işler yapabilmekte. Ulusal planda bana cevap verilmiyorsa uluslararası alanda Türkiye’nin AB ilerleme raporlarını hazırlayan Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Sayın Nacho Sanchez Amor’a soruyorum. Sayın Amor, Türkiye’de böyle rezaletler yaşanıyor.
AB ilerleme raporları niye gerileme raporu olarak çıkıyor? İşte ortada. Sayın Amor ne diyor? “Siz Van’da seçimle seçilmiş bir belediye başkanını görevden alırsanız Maliye Bakanınız daha çok yurt dışında ülke dolaşır da “Bize kredi verir misiniz?” diye yalvarır. Daha çok dolaşırsınız.” diyor. Bakın Sayın Amor bunu söylüyor.
Peki Amor bir de bunu duysun. Türkiye’de bir milletvekili hakimi eleştirdiği için hakimin canını sıkmış. Hakim de demiş ki; “Canımı sıktın salondan çık.” Mevzuatta olmayan bir gerekçeyle milletvekilini salondan çıkartmaya çalışıyor. Salonda tartışma yaşanıyor. Türkiye’de yargının hali bu arkadaşlar. Türkiye’de yargı böyle dibe vurmuş durumda.
Türkiye’de yargı, bir milletvekilini abuk sabuk yöntemlerle Can Atalay’ı zindanlarda tutmaya çalışıyor. Anayasa mahkemesinin kararına rağmen. Türkiye’de yargı hukuksuz bir iddianame süreç, gözaltı ve iddianame süreçleri sonucunda açılan bir davayı takip eden bir milletvekilini salondan dışarı çıkartmaya çalışıyor.
Siz bu ülkede bir hukuk güvenliği kaldığına inanır mısınız? Ne bir milletin ferdinin ne milletvekilinin hukuk güvenliği kalmamıştır bu ülkede. Böyle bir rezalet olabilir mi? Sayın Numan Kurtulmuş niye susuyorsun? Milletvekillerinin dolayısıyla milletin hakkını korumak durumunda olan Sayın Numan Kurtulmuş niye susuyorsun? Milletvekillerinin dolayısıyla milletin hakkını korumak durumunda olan Sayın Numan Kurtulmuş. Halen bana niye dönmüyorsun? Sizi arıyorum telefonla halen dönmüyorsunuz. Bu milletin hakkını kim koruyacak? Niye meclis başkanısınız bana söyler misiniz?
Bakın neler yaşandı? Ben attığım tweetlerle size anlatayım. Pazartesi günü 23 Eylül günü 24 A.C.M. salonunda neler yaşandığını attığım tweetlerle size anlatacağım. 24 A.C.M.’de sorgulanan karaciğer nakilli Parkinson hastası ayakta zor duran anneye “Kızların niye arkadaşlarıyla ders çalışmaya gittiler?” diye sordu hakim. Evet bunu gözlerimizle gördük. Ders çalışmak, AVM’ye gitmek, iftarda sorgulanıyor. “Niye iftarda buluştunuz?” deniliyor. “Anlaşılan yürüme, koşmak, konuşmak da teröristlik.” demişim. Bundan rahatsız olmuş hakim.
Başka nelerden rahatsız olmuş hakim? 24. A.C.M. iddianamesinde 10 yaşındaki çocuğun 5-6 yaş çocuklarla site bahçesinde top oynarken çekilen görüntüleri de eylem delil olarak sunulmuş. Gözümle gördüm. Şu anda da birlikte iftar sorgulanıyor. İşte Türkiye AB yolunda böyle ilerliyor demişim. Bundan rahatsız olmuş.
Sayın hakim o dosyada 10 yaşındaki çocuğun site bahçesinde 5 yaşındaki çocukla top oynarken fotoğrafı eylem delil olarak sunulmamış mı? Sunulmuş. Biz de doğruyu söylemişiz. Kalkmışsın doğruyu söyledik diye “Canımı sıktım salondan çıksın sayın vekil.” diyor. Ya bu ne saçmalık ya. Şu memleketin haline bakın. Şu iddianamenin haline bakın ya. Ben gözümle görmesem inanmam. Çekmişler fotoğrafını. “Evet teröristleri yakaladık. 10 yaşındaki çocuk 5 yaşındaki çocuklarla top oynuyor.” Bakıyorsun top oynayan çocukların fotoğrafını koymuşlar dosyaya.
Bakın başka abuk sabukluklar da var. Tutuklu bir Parkinson hastası ifade vermek için çıktı mikrofona. Ayakta zor duruyor kadıncağız. Sol tarafı titriyor. Karaciğer nakli yapılmış. Oğlu ona karaciğerini vermiş. Ağır ilaçlar kullanıyor. İlaçlarını doğru düzgün kullanamıyor. Birçok hak ihlali var. Karaciğer nakilli bu kişi. Bakın bu kadar ağır bir hasta ve Parkinson hastası olmuş. Yaşadığı bir sürü sıkıntılar, travmalar, OHAL KHK rezaletlerinden dolayı sen bunu bir de üstüne 5 ay zindanlara atmışsın ve zulmediyorsun. Kadın gözaltında çok kötü davranıldığını, uzun süre WC izni verilmediğini anlattı hakime.
“Biz böyle çok kötü gözaltı şartları yaşadık.” diye söyledi. Hakim bey hemen; “Oraları kes kes.” diyor. İnsanları duygulandıran göz yaşartıcı sahnelerin anlatılmasını istemiyor Hakim Bey. Hemen diyor ki; “Kızlarının ders çalıştırılması konusunu sen bana anlat.” Kadın da diyor ki; “Hakim bey niye bu kadar normal olan şeyi anormal göstermeye çalışıyorsunuz?” Ve avukat itiraz ediyor. “Hakim bey siz ne soruyorsunuz? Normal kızını ders çalışmaya göndermiş bunu didikleyip didikleyip duruyorsunuz. Olur mu böyle bir şey?” diye sorunca avukata diyor ki; “Atarım seni salondan dışarı.” Türkiye’de bunlar yaşanıyor arkadaşlar.
“Bu sorular karşısında gülsek mi ağlasak mı!” demişim. “Doğum günü partisine niye katıldınız?” diyor. Ciddi ciddi sorular böyle soruluyor. Milyonları çalanın beraat ettiği ortamda bunlar sorgulandı arkadaşlar. Vicdanlar sızlamaz mı? Sızlar.
Bakın evde Kur’an dersi almak da suçmuş. 24. Ağır Ceza Hakimi Hakimi Şenol Kartal, Aysu Bayram Hanım’a soru sorarken şunu soruyor;” Çocuklarınızın gittiği evde Kur’an tefsir dersi veriliyor muydu? İngilizce hocası Kur’an tefsir dersi veriyor muydu?” Çok önemli böyle. Adeta büyük bir şey. Hazine bulacak ya! Ya arkadaşlar bu iktidar demiyor mu? “CHP döneminde Kur’an kursları kapatıldı.” Evet işte bakın AK Parti döneminde de; “Kur’an dersi alıyor musun? Tefsir dersi alıyor musun?” diye soruluyor. Ne olmuş? Demek ki AK Parti o eleştirdikleri “CHP” gibi olmuş. Değil mi?
Bu sorulardan rahatsız, bu tweetlerden rahatsız oldu hakim bey. Devam ediyoruz bakın. Daha ne saçmalıklar oldu. Hakim şimdi bir de 2 saat boyunca altın gününü didikledi! “Sen altın günü mü yaptın? Bir gün senin evinde bir gün başkasının evinde mi?” diye sordu. Gayet böyle önemli sorular! Gözlüğünün üstünden bakıyor. Çok önemli bir şey bulmuş gibi! Kahroluyorsunuz, büyük bir salona alınsın. Bir sürü insan var. Herkes ter atıyor içeride deniliyor. Büyük salonu almıyor. Yeter ki izleyiciler girmesin içeri. Dışarıda güvenlikler izleyicilerin içeri girmesini engelliyor. Yeter ki böyle en az kişiyle salonda kişi olsun.
Hakim zaman zaman resmi ideolojiye aykırı bulduğu avukat ifadelerine müdahele ediyor zannımca terörist diye nitelenene terörist dememek suç. Bir de avukatları suçluyor. “Sen de benim gibi terörist dediğime terörist diyeceksin.” diye uyarılarda bulunuyor.
Mahpus kadın hakime şunu söylüyor; “Kızıma öğüt vermem. Her seferinde dışarıdan yemek yeme. demem gibi telefon konuşma tapelerinden suç üretmeye çalışmanız olacak iş değil. Çocuklara hediye gönderme ifadelerimden suç üretmeye çalışıyorsunuz. Altın günü suç olabilir mi hakim bey?” diye soruyor. Bunlar yaşanıyor. O sırada sık sık bu duyguya çok kapıldım. Böyle etrafıma bakıyorum. Diyorum ki; “Burası bir mahkeme solonu mu? Bir tiyatro solonu mu? Başka bir yer mi? Ben neredeyim? Bu insanlar niye burada? Yani neden bu yargılama yapılıyor?” diye merak ediyorum. Tabii ki eleştireceğim ben milletvekili olarak.
Böyle saçma sapan bir yargılamayı tabii ki eleştireceğim kardeşim. Ne yapacağım yani? Devam ediyoruz. Bir kadın mahpus diyor ki; “Üstüme itham edilen eylemlerin çoğu yürüyüp bir yere gitmemle alakalı yürümekten suç hakim bey? Bu saçma fezlekeleri hakim önüne siz mi iddianame kabul edilsin diye koydunuz kabul edene talimat kimden?” diye İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı’na iki ayrı soru sormuşum Hakim Bey bundan rahatsız oluyor.
Normal bir hukuk devletinde böyle bir iddianame oluşturulmaz. Çünkü fezlekeyi getirip iddianame yapmışlar. İddianame hakim tarafından kabul edilmez. Ben de bunları sorguluyorum. İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı’nın talimatı olduğu apaçık belli. Bunları sorguluyorum. Hakim Bey rahatsız. Şenol Bey rahatsız. “Niye 3-5 genç kadın toplaştınız Romanya’ya yurt dışı gezisine gittiniz?” diyor. Ya ne var bunda? “Yurt dışı gezisine gittiniz. Ha neler çeviriyorsunuz bakayım siz?” “Ya işte toplaştık. Romanya’da bir turistik gezi yapacağız.” “Ha bunun altında da bir şey vardır.” Bakın mahkeme böyle gidiyor.
Yaşlı teyze sanık hakime dedi ki; “Türkiye’de namaz kılmak suç mu hakim bey?” “Hayır. Birlikte toplaşıp namaz kılmışsınız.” Teyze böyle cevap veriyor. Bizim artık böyle içimiz şişiyor. Gerçekten arkadaşlar. Hakim ama kendini tutamıyor. Yine soruyor. “Torununa özel ders veren öğretmene parayı nasıl verdin? Kaç para verdin?” gibi böyle sorular. Çok ciddi sorular! İşte hukuki yargılama oluyor ya!
Arkadaşlar biz bunu eleştirdik işte. Bunları eleştirdiğimiz için bu saçma sapan yargılamayı eleştirdiğimiz için hakim beyin canı sıkılmış. Canı sıkılmış bizi dışarı çıkartmış. Tamam dışarı çıktık ama bizim de haklarımız var. Kendisini sonuna kadar takip edeceğiz ve hukuki olarak her yere hakkında başvuru yapacağız. HSK’ya başvuru yapıyorum, suç duyurusu yapıyorum ve tüm dünyaya da bu iktidar talimatlı hakimi duyuruyorum. Şenol Kartal’dır kendisi. 24. Ağır Ceza Mahkemesi hakimidir ve iktidar talimatıyla işler çevirmektedir arkadaşlar. Bunu da söylemiş olalım.
Bakın ülkedeki sıkıntılar bitmiyor. Geçtiğimiz gün yine hakkı hukuku söylediğimiz için taşlandık, linç edildik. Neydi mesele? Efendim bir polis memuru bir suçlu zanlıyı gözaltına almaya çalışıyor. Zanlı kaçıyor, tekrar yakalanıyor. O sırada bir boşluk oluşuyor ve zanlı polis memurunun silahını çekiyor ve başka bir polis memuru hanımefendiyi öldürüyor. Çok üzücü bir olay. Biz bundan sonra bir baktık ki bu 19 yaşında 26 dosyası olan kişi gözaltında korkunç bir muameleye maruz tutulmuş. Çöp poşetine konulmuş, hayvan koruma aracına konuluyor şudur budur. Ya katil olabilir, katilin cezasını yargı verir arkadaşlar.
Sizin de başınıza bir iş gelir, gözaltına alınırsınız, kötü muamele görürseniz ben ona da karşı çıkarım. Kim olursa olsun. Beni eleştiren, hakaret edenlerin de başına bu tür hadiseler gelsin. Gözaltında kötü muamele görmelerine karşı çıkarım. Bu insan hakları savunuculuğunun prensibidir. Evrensel bir ilkedir.
Gözaltında kimseye kötü muamele yapılamaz. Suçlu da olsa suçsuz da olsa. Bu kadar basit bir şey yani. Kötü muamele ve işkence yapılamaz. Sen cezasını karakolda veremezsin. O polisler de demek ki memleketin yargı sisteminden umudunu kesmiş karakolda ceza vermeye çalışıyor. Sen 19 yaşında 26 suç dosyası olan bir kişiyi niye ortalıkta dolaştırdın Adalet Bakanı? Sen ondan haber ver. Polis memurları bu hatayı yapıyor ve bu olay oluyor. Ardından şov yapma peşine düşüyorlar.
“Vay efendim gözaltında biz bu zanlıya elimizden gelen zulmü yapalım böyle öcümüzü alalım.” ya burası hukuk devleti mi? Polis devleti mi? Çete devleti mi? Dağ başı devleti mi? Dağ başında böyle işler olur. Dağ başında haydutlar bir kişiyi yakalar. Mahkemeye çıkarmadan orada işkence eder. İnfaz eder. Dağ başı devletlerinde böyle olur. Dağ başı haydutlar falan böyle yapar arkadaşlar. Hukuk devletinde zanlı gözaltına alınır, yargılanır ve bir ceza verilir. Süreçte cezasını çeker. Bu iş böyledir ama bakıyorsunuz ben eleştiriyorum diyorum; “Gözaltında bu işkence kötü muamele talimatı veren amire yazıklar olsun.” İçişleri Bakanı çıkıp açıklama yapıyor. Diyor ki; “Polisimiz hakkında soruşturma açıldığına dair haberleri yayanlar alçakça bir yalan atmaktı.” Ya Sayın İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya biz de yani dedik ki Süleyman Soylu’dan sonra gelen birisi iyidir herhalde diye senden beklentilerimiz vardı. Yazıklar olsun ya. Bir de bu memleketin güvenliğinden sorumlusun Sayın Ali Yerlikaya! Hiç yüzünüz kızarmıyor mu ya? Bu sözleri söylerken.
Bize meclise komisyona geldiğinizde “Efendim ne kadar demokratik hukuki standartlarda işler yapıyoruz. AB’ye gireceğiz efendim.” diyen siz değil miydiniz? AB ilerleme toplantılarında; “Efendim ülkemizde hiçbir kötü muamele işkence yok. Gözaltı merkezlerimiz dört dörtlük geri gönderme merkezlerimiz dört dörtlük.” diyen siz değil miydiniz? Şimdi hiç utanmadan yüzünüz kızarmadan dönüp gözaltında kötü muamele yapanlar hakkında soruşturma açmanın yanlış olduğunu böyle haberler üretmenin alçakça bir yalan olduğunu falan söylüyorsunuz. İyi misiniz ya Sayın Ali Yerlikaya? Siz yarın öbür gün AB’ye girmek için tekrar gidip birtakım raporlar düzenleyeceksiniz. “Gözaltı merkezlerimiz, geri gönderme merkezlerimiz dört dörtlük.” diyeceksiniz. Size kim inanır Sayın Ali Yerlikaya? Senin önüne getirirler bu tweeti koyarlar. Şuna bakın ya.
Ülkenin güvenlikten sorumlu bakanı, devletin güvencesi altına alınmış kişilerle ilgili kötü muamele iddiaları karşısında diyor ki; “Bu kişiler hakkında soruşturma açıldığı iddiaları alçakça bir yalandır.” Peki o zaman sana kim inanacak? Güvenliği sağladığına dair kim sana inanacak, güvenecek? Şu hale bakın. Ülkenin haline bakın. Gerçekten inanılmaz bir halde.
Bakın arkadaşlar biz bunu söylediğimiz için lince tabi tutuluyoruz. Küfürler, hakaretler, neler neler, mahkemelerde bu hukuksuzlukları takip ettiğimiz için gözaltında kötü muameleleri takip ettiğimiz için her yerden kovulmaya çalışıyoruz. Benim için yeni değil ki. Ben hakkı hukuku savunduğum için 27 yıllık mesleğimden ihraç edildim. Vekilliğimden ihraç edildim, zindanlara atıldım, yılmadım. Genel kurulda hakkı hukuku söylediğimiz için alevere dalevere Meclis Başkanlığı hakkımızda ceza verdi. Genel kuruldan çıkarttık. Komisyonlarda Hakan Fidan geldiğinde ona soru sormamamız için bir yolunu bulup komisyondan bize çıkardılar, kovdular.
Şimdi de mahkeme salonundan kovmaya çalışıyorlar. Ama şunu bilsinler; “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.” arkadaşlar ve biz de doğru söylemeye devam edeceğiz. 10. Köye de gitsek orada doğruyu söylemeye devam edeceğiz. Meyve veren ağaç taşlanır derler evet biz doğruları söylediğimiz için çok taşlanıyoruz onu da biliyoruz ama Allah yanlışı savundurtmasın, Allah doğruyu savundursun. Önemli değil, bizi her yerden kovabilirler, işimizden atabilirler, salonlardan, genel kurullardan, komisyonlardan atabilirler, kovabilirler. Hiç önemli değil. Yeter ki hakkı, hukuku savun kardeşim. Benim vicdanım rahat mı? Bitmiştir.
İstedikleri kadar her yerden kovsunlar. Benim vicdanım bana doğru iş yapıyorsun Ömer diyor mu? Tamam, bu bana yeter ben yoluma devam ederim. İstediğiniz kadar hakaret, küfürler, tehditler yağdırın. Biz yolumuzdan vazgeçmeyiz. Biz çünkü hakkı, hukuku biliyoruz ve bu yönde elimizden geleni yapıyoruz. Yapmaya da devam edeceğiz. Türkiye’de insan haklarını savunmaya devam edeceğiz. Bu değeri yükseltmeye çalışacağız.
Toplumun büyük bir kesiminin duygularıyla, öfkeleriyle hareket ettiğini de biliyoruz bunun bir iş olmadığını, öfke, gerginlikle değil, hukukla, adaletle ve vicdanla hareket edilmesi gerektiğini bu topluma tekrar hatırlatmış olalım. “Toplumun gazını alacağım.” diyen ve abuk sabuk açıklamalar yapan İçişleri Bakanı’nı da buradan eleştiriyorum. Adalet Bakanı’nı göreve davet ediyorum.
Bakın suçlular böyle gerçekten ortalıkta dolaşıyor. İçişleri Bakanı suçluları doğru düzgün yakalamıyor. Adalet Bakanı cezalandırmıyor. Mafyalar, paraları bastırıp mahkemelerden tahliye, beraatlar alıyor. Böylesine kokuşmuş bir yargı ve güvenlik sistemi var ortalıkta. Ondan sonra bir kişi kalkıp polis öldürüyor. “Vay efendim gözaltında buna işkence yapalım da toplumun gazını alalım.” diyorlar. Yani siz böyle mi güvenliği adaleti sağlayacaksınız? Hiç utanmıyor musunuz ya?
Siz, şu memleketin kokuşmuş sosyal adaletinin yargısının durumunu düzeltin. Hakimler, savcılar hakkında bir ton rüşvet iddiası var. FETÖ borsası iddiaları var. Neler neler var! Siz bunlarla uğraşmıyorsunuz ama bir tane bulmuşsun bir kişiyi”Gözaltında ona işkence yapayım, utanç verici görüntüler olsun. Böyle bir insanı çöp poşetine koyayım.” hayvan koruma aracı! Sonuçta zanlıdır ve onun cezası verene kadar mahkemelerde yargılanacaktır. O zaman hiç mahkemeler kurma. Anında yargısız infaz yap. Tak, insanı vur. Suçluyu yakala. Tak, vur, gitsin. Böyle iş olur mu ya? Bunlar dağ başı hukukudur. Çete hukukudur. Mafyanın işleridir! Devlet mafyalığa mı özeniyor? Haydutluğa mı özeniyor? El insaf ya.
Bakanların şu haline bakın. Adalet Bakanı hiçbir şey diyemiyor. İçişleri Bakanı kalkmış nasıl şeyler söylüyor. Biz zaten geçen hafta da burada eleştirdik. Bakın bir polisin TEM’de bir zanlıya işkence iddialarını gündeme getirmiştim İçişleri Bakanı bana cevap vermişti; “Efendim bunlar iftiradır, güvenlik güçlerimize zaten kişinin işkence yapıldığına dair bir başvurusu da yoktur.” diye yalan atmıştır. Aslında başvurusu vardı çünkü Adalet Bakanı’na da aynı soruyu sormuştuk. Adalet Bakanı demişti ki; “Başvuru yapmış takipsizlik verilmiş.” Adalet Bakanı bir türlü söylüyor İçişleri Bakanı bir türlü söylüyor.
Abdülkadir Türkyılmaz isimli bir polis memuru Ankara Tem’de Metin Can Yılmaz isimli bir gözaltındaki kişiye işkence yapmış, yaptırmış. Bununla ilgili bir başvuru almıştı. Bunu sorduk. Bize gelen cevapta İçişleri Bakanı böyle hamasi yorumlar yapıyor. Kardeşim ne hamasi yorumlar yapıyorsun? “Bunlar emniyet güçlerimize yönelik yalan dolandır.” diyor. Şimdi de bana geçen hafta “İşkence yoktur.” diyen İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya bugün de işkence yapıldığı apaçık ortadaki görüntülerle iftihar ediyor. “Bu görevliler hakkında soruşturma açıldığı iddiaları alçakça bir yalandır.” diyor. Kardeşim senin hangi sözüne inanacağız Sayın Ali Yerlikaya’ya?
İşkence yapılıyor. “Yapılmamıştır efendim. AB’ye gireceğiz ya olur mu bizim yani gözaltı merkezlerimizde işkence olur mu?” Cevabı veriyor. Adalet Bakanlığı onu yalanlıyor. Sonra bir başka olay geliyor. “Evet biz bu kötü muameleyi yaptık. Görüntüler de vardır. Çocuklar iyi gösterin. Bakın görüntüler, kameralar iyi çeksin.” diyor. Ya şu rezalete bakın ya! Devlet ne hale gelmiş arkadaşlar görüyor musunuz? Devlet işte şu anda bu halde. Yazıklar olsun diyorum.
Bize gelen hak ihlalleri başvurularını inceleyelim. Birçok hak ihlali alıyoruz. Gencecik bir insan bu insan. Şu insanı görün. Adı Çayeli Senöz Hemşinli bir gençmiş bu. Abdurrahman Aziz Arslan. 8 seneden beri siyasi tutuklu bu kişi ve İzmir civarındaki bir cezaevinden Burdur Kuyu Tipi Cezaevi’ne gönderilmiş. Ailesine yakın bir yere sevk edilme talebiyle 10 gündür ölüm orucuna başlamış ve durum hiç iyi değil. Gencecik bir insan bakın. Takviye vitamin, şeker, tuz da almıyor. Sadece su. Durumu kötüye gidiyor. Ölüm orucuna başlamış çünkü onu attıkları hücre ağırlaştırılmış müebbet mahpusların hücresi. Kardeşim bu adam ağırlaştırılmış müebbet mahpus değil ki. Bir şekilde bir ceza verilmiş ama sen onu gidip çok ağır şartlardaki bir hücreye atmışsın. O da; “Ben buna tahammül edemem ölüm orucuna giriyorum.” demiş. Ölecek adam. “Aileme yakın bir yere beni sevk edin bırakırım bu ölüm orucunu. Ben burada durmamalıyım. Yasalara aykırı.” diyor yasaları uygulayanlara. Yasaları uygulayanlar; “Hayır efendim duracaksın orada.” diyor. Ya yasaları uygulayanların, yasaları çiğnediği bir yerde işte bu oluyor. Gencecik kişi ölüm orucuna giriyor. Bu kişi öldüğü zaman suçlu kim? Adalet Bakanıdır çünkü o kişinin durmaması gereken hücreye atıyorsun. Açlık grevleri ölüm oruçlarına ben karşıyım ama bu kişi böyle bir karar almış. Ne diyebiliriz arkadaşlar? Diyecek bir şey yok.
Cezaevlerinde sorunlar çok fazla çünkü. Bakın geçtiğimiz aylarda Kırşehir Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’ne gidip cezaevlerini ziyaret etmiştim. Su sorunu var. Kerbela gibi bir cezaevi arkadaşlar! Öyle bir aceleyle cezaevi yapmışlar ki su yok orada. Kerbela gibi bir yer! Cezaevini yapmışlar, “Aa biz buraya su getirmeyi unutmuşuz.” Sağı solu kazmışlar kuyuları. Azıcık bir su bulmuşlar. Herkes kıvranıyor. Kötü muameleler had safhada bu cezaevinde. Kerbela gibi bir hapishane. Sıkıntı artıyor. Ben de uğraştım. Kırşehir Belediye Başkanı, Adalet Bakanlığı yetkilileriyle uğraştım. Şu anda çözümsüz. İnsanlar susuzluğa mahkum edilmiş. Özgürlük kısıtlama cezası, hak ihlali cezası bir de susuz bırakma cezası ile karşı karşıyalar. Kırşehir Cezaevi’nin durumu bu arkadaşlar.
“Yeğenim Murat Akkaya, 20 yılı aşkın süredir cezaevinde yatmakta olup Balıkesir Bandırma Cezaevi’nden Eskişehir Cezaevi’ne sürgün edildi. Aydın ve Muğla cezaevlerine sevkini istiyor ve bundan dolayı açlık grevine girmiş.” bakın başka bir açlık grevi daha. Bu sorunu da böyle gündem edelim. Bakanlık bunu da duysun. İnsanları ailelerinden en uzak cezaevine sevk ediyorsunuz. İnsanlar bu sefer açlık grevine başlıyor. Ya özgürlüğünü kısıtlamışsın. AİHM kararları var. Buna rağmen mahpusu en uzak cezaevine sevk ediyorsun. Olacak işler mi bunlar ya? Sayın Yılmaz Tunç.
Ömer Yıldız DEM Parti Gebze İlçe Eş Başkanımız DEM Partili olursanız böyle saldırılara maruz kalıyorsunuz. Siyaset yapan bir insan arkadaşımız Ömer Bey ve tehdit ediliyor. Birtakım numaralardan aranıyor. Tehdit edenler de o kadar kendilerine güveniyor ki. Çünkü ülkede hukuk yok arkadaşlar. Mafya hakim! Bakın ne oluyormuş? “+1 914-357-4925 numaralı telefon üzerinden açık şekilde ölüm tehditleri aldım. Konuşma tarzı ve cümlelerinden anladığım kadarıyla beni tanıyor ve yaşadığım evi, partiyi birebir bildiğini belirtti. İsmini de söylemiş adam. Bekir Kandemir demiş. Gebze’de verdiği adrese gitmemi istedi. Benim kimseyle bir husumetim yok. Adam bizi tehdit ediyor. Yargı makamlarının kılı kıpırdamıyor.” diyor. Dem Parti İlçe Eş Başkanımız. Bakın bunları söylüyor ve yargının umurunda değil. Yargıya bakıyorsun MHP’li savcı hakimlerle doldurulmuş. MHP’ye yakın isimlerin hakaret ve tehditleri bakıyorsun yargıda takipsizlikle sonuçlanıyor. Bu nasıl iş ya? Sayın Adalet Bakanı bu ne rezalet? Bunu sen de biliyorsun değil mi? Böyle bir rezalet olabilir mi? Doldurmuşsunuz MHP kadrolarını savcı, hakim ondan sonra adamlar ağır hakaret, küfürler yağdırıyor, tehditler yağdırıyor. Savcı abuk sabuk bir şeyler buluyor. Takipsizlik! Dava açılsa beraat. Yani böyle bir ülkede yaşıyoruz arkadaşlar. Bu ülkede kimsenin hukuk güvenliği kalmamıştır. Bunu açıkça söyleyelim.
Nevzat Karabacak; “Erzurum’un Karaçoban ilçesinde Molladavut köyünde doğdum. Ben bir vicdani retçiyim. Fransa’ya gittim ve zorunlu askerliğe karşıyım. Sivil bir görevde ya da gönüllü bir kurumda görev yapmak istiyorum bunu ilan edin.” diyor.
“Samsun ilinde evime giderken polisler ve bekçiler tarafından hukuksuz bir şekilde işkenceyle gözaltına alındım.” diyor Emir Karakum. Çok üzücü bir hikayesi var. Yıllardır onun durumunu takip ediyoruz. Gözaltına alınırken her türlü hukuksuzluk, zorbalık yapılmış durumda.” GBT’de bir sorun olmamasına rağmen çantam ve üzerimi aramak istediler. Bekçiler Emre Koşar ve Ümit Bahar aramak için savcılık kararı olup olmadığını sorduğumda kem küm ettiler. Ağustos ayına ait bir karar göstermeye çalıştılar. Tarihi geçmiş bir karar. Bekçi sayısı giderek arttı ve Emre Koşar, Ümit Bahar; “Yetkimiz var biz devletiz gerekirse ararız.” dediler. Sonra polisler Tuncay Bayır ve Mürsel Köroğlu’nu davet ettiler ve bana hak ihlalleri yaptılar ve ağır bir şekilde işkence edip hastaneye götürdüler. Hastane kamerasında o işkence görüntüleri ve seslerim var.” diyor. Bunlar Türkiye’de garip hadiseler değil. Polis de bundan çekinmiyor. “Evet kardeşim kötü muamele yaptık. Bununla ilgili bir soruşturma geçirmeyiz. Çünkü İçişleri Bakanımız bu tür durumlarda polislere karşı soruşturma açıldığını söylemek alçakça bir yalandır diyor. Polisler buna güveniyor. Sonra İçişleri Bakanı sen herhangi bir polise “Ya niye kötü muamele yaptın?” diyebilir misin? Sen bunu kendi elinle alkışlıyorsun. Bakın bunun gibi hadiseler. Bu olayda kişi demiş ki; “Bana kötü muamele işkence yapıldı. Kameralarda bağırtı seslerim bile var.” Takipsizlik verilmiş. Doktorlara götürüyorlar. Doktor Ali Ösken isimli birisi bu işin üstünü kapatmış. Bir darp olmadığına dair rapor vermiş. Polisi, doktoru işin üstünü kapatmaya çalışıyor! Darp edilmiş bir kişi var. Boşuna mı hukuk güvenliğiniz yok diyoruz arkadaşlar. Polis doktor birbirinin sırtını sıvazlayarak işkenceyi temizlemeye çalışıyor. Şu hale bakın. Güya Anayasa Mahkemesi diyor ki; “Bir gün mizansen kurulur. Hesap vermeyeceğini sananlar hesap verir.” Nerede? Hani ne zaman hesap verecekler? Şimdi bu işkence suçuna ortak olan kişiler mutlaka yargılanmalı arkadaşlar. Bu iddialar doğruysa Ali Ösken, Suat Köse ve Ömer Akel’in meslekten men edilmeleri için Türkiye Tabipler Birliği’ne de buradan duyuruda bulunuyoruz. Bu nedir yani? İşkence raporu tutulmuyor. Sahte raporlar tutuluyor. Polis doktora diyor ki; “Beni gör yaptığımın üstünü ört.” O diyor; “Tabii” sırtını sıvazlıyor. Görüntüler böyle arkadaşlar ve vatandaş adalet arıyor. Uzun yıllardır adalet arıyor. Bütün mahkemeler işin üstünü örtüyor. Ama işkence suçunda zaman aşımı yoktur. Bunu herkes bilsin. “Ben mahkemelerde bu işin üstünü örterim.” diyorsunuz ama olmaz. Bu bir gün ortaya çıkar arkadaşlar.
Bunları duyuyor musun Sayın Ali Yerlikaya? Memurlar, bekçiler, polisler işkence yapmış işin üstü örtülmüş! Şimdi söylediğim cümlelerin vehametini anlıyor musun Sayın Ali Yerlikaya! Bu ne rezalet ya? Şu memlekette işkence yapılıyor, üstü örtülüyor, İçişleri Bakanı alkışlıyor, diyor ki; “Böyle soruşturma açıldığı iddiası alçakça bir yalandır.” Yani güvenliğimizi kime teslim edeceğiz? Size soruyorum. Bu memlekette 85 milyon güvenlikten sorumlu Bakan’a güvenliğini teslim edebilir mi bundan sonra? Söyleyin bakalım arkadaşlar.
Metin Avcı isimli bir kişinin başvurusu var. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden çıkarılmış ve daha sonra şu anda belediyeye girişiyle ilgili önemli engellemeler yapılıyormuş. Bununla ilgili bize bir başvurusu var ve SGK hizmet dökümüne işlenmiş bu İBB’den çıkarılışı ve başka bir yerde de işe giremiyormuş. İnsanları çok kolay “terörist” ilan edip ondan sonra da aç susuz bırakmaya çalışıyorlar. İstanbul Büyükşehir Belediyesi de bu konuyla ilgili bir açıklama yaparsa memnun oluruz. Bu da önemli bir başvuru.
Muhammed Mustafa Karataş isimli bir kişi bize başvurdu. “Kart bilgilerinin çalınması nedeniyle İBAN numarası üzerinden dolandırılan kişilerin dava açması sonucu 20 yıldan fazla ceza aldım.” diyor. “Benim kartımı çalıp dolandırıcılık yaptılar. Ben bu dolandırıcılığı yapmadım ama bana ağır cezalar verildi. Bir mahkemede beraat ettim. Öbür mahkemeler ceza yağdırdı. Ben bu meblağları ödeyebilecek bir kişiydim ama ödememem için her şey yapıldı. Yurt dışına çıkmak zorunda kaldım. Adalet arıyorum.” diyor. “158. madde konusunda bir uzlaşı getirilmeli. 28 yıla kadar ceza alanlar var.” diyor. “Uzlaşma yasası getirilirse bu konuda bir çözüm yapılabilir.” diyor fakat şu anda bunda da bir adım atılmıyor arkadaşlar belli ki.
Nurullah Doğan İstanbul Sultangazi’de yaşıyor. 2023’ten beri tehdit altında. İbrahim Doğan yılbaşında vuruldu. Eniştem vurdu. Yardımcı olun lütfen vekilim.” diyor. Adamın 32 dosyası var işte. Bakın yargının durumu bu arkadaşlar. Bir de burada yargının bu felaket durumu İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı’nın birbirini tutmayan ifadeleriyle dolu ortamda mafyalar cirit atıyor. Haydutlar cirit atıyor ama bütün bunları şov yaparak İçişleri Bakanlığı bir zanlıya kötü muamele işkence yaparak örtmeye çalışıyor. Ondan sonra biz de bunu kınadığımız zaman trolleri üzerimize saldırtıyorlar. Olay bu arkadaşlar. Hakaret, küfür. Biz hiçbirinden yılmayız bunu da herkes çok iyi bilsin.
Bir diyetisyen bize başvurmuş. “KPSS’den 85 alan bir diyetisyen ama hala işe giremiyoruz. “Bir de tesettürlü olduğum ve bol giyindiğim için hiçbir yere alınmıyorum torpilim yok. Kadro istiyoruz mesleğimizi yapmak için sahalarda olmak istiyoruz. diyor. Böyle başvuran çok diyetisyen var arkadaşlar. Bakın Dünya Sağlık Örgütü tarafından obezite ile ilgili açıklamalar yapıldı. Türkiye obezitede Avrupa’da 1. Sırada yer alıyor. Obeziteyi düzeltecekler diyetisyenler. Her A.S.M.’ye bir diyetisyen alınmalı diyorduk. Yetkililer böyle söylüyordu. Çünkü Türkiye’de sağlık harcamalarının neredeyse yarısı diyabet, obezite gibi meselelere gidiyor. Bunlardan kaynaklanan hastalıklara gidiyor. Siz bunu engellerseniz zaten büyük masrafı engellemiş olursunuz. Obez bir kişinin ülkemize ekonomik yükü yıllık 85 bin lira. Obeziteye bağlı toplam maliyeti ise 186 milyar lira olmuş. Ülkemize maliyeti toplamda 7 trilyon olabilir deniyor. Bakın 2020 yılında ilaçlar için 48,6 milyar lira ödeme yapılmış. Bu ödemenin 6,4 milyarı damar ilaçları 5,6 milyarı kanser ve 4,7 milyarını diyabet ilaçları oluşturmuş. İlk 20’ye giren biyoteknolojik ürünlerin %57,04’ü alo diyabet tedavisinde kullanılan ilaçlarmış. Yani %50’den de fazla mesele insanların şişmanlığı ve obezitesiyle ilgili hastalıklara ayrılmış durumda. Diyetisyenler bunu önlerse aslında mesele halleder ama bu atamalar yapılmıyor.
Diyetisyen arkadaşlar zor durumda ve ailelerin okullardaki her öğrencinin diyetisyeninin olmasıyla bu meseleler halledebilir. Hastanelerde, okullarda, huzurevlerinde, kamu kurumlarında diyetisyen olursa biz bu obezitenin önüne belki geçebiliriz değerli arkadaşlar. Diyetisyenlerin çok başvuruları var.
Adil olmayan yargılamalar nedeniyle bize başvuran çok kişi var. Duygu Boz, Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde terör örgütü üyeliğinden yargılanıyor. Sadece bir basın açıklamasına katılmış ancak savcı mütalaasında ceza istiyor.
“Göçmen olarak yakalanan eşim Abdülkadir Geylani Kartal 2 yıldan beri Yunanistan’da tutuklu. Biz depremzede olarak perişanız. 4 yaşında bir kızım var. Başka kimsemiz yok. Ne yaptıysak sesimizi duyan olmadı. Sesimize ses olur musunuz?” demiş bir başka başvurucu.
Bayburt Cezaevi ile ilgili çok başvurular alıyoruz. Tutsakların durumu zorlaşıyor. Sevda Arcan kardeşi adına bize ulaşıyor ve oldukça ağır ihlaller olduğu söyleniyor. Böyle biraz kenarda köşede kalmış cezaevlerinde keyfilikler daha fazla arkadaşlar. Bunu da görüyoruz. Bayburt Cezaevi’ni de buradan uyarıyoruz. Sayın Bakan Bayburt Cezaevi’ndeki bu ihlal iddialarına lütfen bir bakın.
Bahar Kalkalı Sakarya’da yaşıyor. “Annem ve babam vefat ettiler. BDP kongresinde etrafımız kuşatılması yüzünden babam cezaevinde vefat etti. Abim de 2015’den beri kayıp. Bir evlilik yaptım ve iki kızım var. Devletten destek almaya çalışıyorum. Fakat iki çocuğa vermesi gerekirken sadece bir kızıma destek veriliyor. Çocuklarıma sağlıklı bir şekilde bakamıyorum. Ön lisans mezunuyum.” diyor ve siyasi nedenlerle devletin kendisine ayrımcılık yaptığını söylüyor.
Barış Kaya isimli bir hekim bize başvurdu. 8,5 yıllık hekim, genel cerrahi asistanı ve siyasi düşünceleri nedeniyle ağır baskılara maruz kaldığını söylüyor. Tabip Odası İnsan Hakları Komisyonu üyesi kendisi İstanbul’da, “Son 1-2 yıl içinde evim dört kez basıldı. Her seferinde kapım kırıldı. Son iki baskında gözaltına alındım. Bana dönük hiçbir bilgi belge veya iddia yoktu. Yurt dışı yasağı adli kontrolüyle serbest bırakıldım. Ayten Öztürk’ün evine örgütsel faaliyet amaçlı gittiğim söyleniyor.” diyor.
Ayten Öztürk’ü biliyorsunuz. 898 işkence izi vücudunda olan birisine ev hapsi verilmişti ve insanlar gidip onu evinde ziyaret ediyordu. “Vay neden gittin? Onu evinde niye ziyaret ettin?” suçlamasıyla “teröristliğine” kanaat getirmiş yetkililer. Ondan sonra TTB’deki kayyum atanması kararını protesto maaşlı basın açıklamasına katılmış. Bunu suç olarak göstermişler Barış Kaya’nın. “Yoksul, yatalak, kanser hastası, halkın evlerine gidip ücretsiz sağlık hizmet vermem suç sayıldı.” Diyor Barış Kaya ve “Bundan dolayı gözaltılar alındım ve en sonunda hekimliğime saldırdılar 2 ay açığa alındım. Genel cerrahi asistanıyım ve siyasi düşüncelerimden dolayı böyle ağır bir şekilde engelleniyorum.” diyor.
Mahmut Adam isimli kişiyle ilgili bir başvuru var. “Bolu’ya çalışmaya gidiyorum diyerek evden çıktı. 5-10 gün haber alamadık. Mahmut Adam yasal yollarla Suudi Arabistan’a gitmiş ve kendi imkanlarıyla Suudi Arabistan’a gidip konsolosluk yardımıyla Mahmut Adam’ı ziyaret etmiştik. Sağlık sorunları olduğunu, onu doktora götürmediklerini ve hiçbir insani hak tanımadıklarını söylüyor. Mahmut Adam Suudi Arabistan Cezaevleri’nden; “Beni neden burada tutuyorlar bilmiyorum.” Diyor. 5 yıldır Suudi Arabistan’ın Abha şehrindeki cezaevinde siyasi bölümde tutuklu. Ne bir yargılama ne de bir mahkeme süreci yaşanmamış ve kanıtlanmış bir suçu bulunmasına rağmen onu orada tutuyorlar. Olacak iş değil.” diyor. Bu da önemli bir konu.
Bir başka başvuru da Antalya’dan geldi. Süleyman Arslan isimli bir ticaret insanı bir ev almış. Bununla ilgili bir bonoya imza atmış ve ardından bir sıkıntı yaşanmış. Eşi sekiz aylık çocuğunu düşürmüş ve mafyanın kendisinden 1 milyon dolar talep ettiğini söylüyor. Savcıya gittiğini, savcının ceza davası açmadığını söylüyor. “Sosyal medyada yazışmadım. Telefonla konuşmadım. Avukatımla birlikte bu durumu savcıya bildirdim. Savcı, bu kişilerle hiç karşılaşmadığımı örneğin mobil operatörlerden alınan verilerle kolayca görebilir. Ancak 1 yıldır savcılık dava açmıyor. Bana yapılan tehditlerle ilgili.” diyor. Yani işte hukuk güvenliği kalmadı diyoruz ya arkadaşlar. İşte ülkenin hali böyle. Bu kişi diyor ki; “Dolandırıcılar imzamı aldatma yoluyla aldı ve şimdi benden 1 milyon ABD doları talep ediyorlar.” iddiaları bu. Doğru veya yanlış bir şey demiyorum. Fakat bunların adil bir şekilde araştırılması gerekir. Savcıların bu konuda bir soruşturma başlatması gerekir. Tehditler olduğu için yurt dışına çıkmak zorunda kalan bir kişiden bahsediyoruz ve savcılar bekliyorlar. Yani neyi bekliyorsunuz? Biz şu kişi suçlu suçsuzdur demiyoruz ama meseleler hakkında soruşturmayı niye açmıyorsunuz diyoruz.
Bir başka başvuruda Deniz Eliş isimli kişi bir Afgan çete tarafından kaçırılmış ve fidye isteniyormuş.” 6 gündür aynı şekilde şiddet ve işkence içeren ses kayıtları tarafımıza gönderilmekte.” diyor. “1000 Euro verirsek kurtulur.” demişler. Vermişler, 10.000 Euro istemiş bu sefer kaçıranlar.” Perişan durumdayız.” diyor. Konsolosluğa, CİMER’e, polise, jandarmaya gittik. 24 Eylül 2024 tarihinde sosyal medya ve haber sayfalarında haber yaptırdık. Kimse bizi duymuyor. Size ulaştım.” diyor. Bu nedir? Bakın kişi nerede? Bosna Hersek’te bir vatandaşımız Afgan çete tarafından kaçırılmış ve fidye isteniyor. İçişleri Bakanlığı bu işlerle görevli değil mi? Ne yapıyor? Dışişleri Bakanlığı ne yapıyor? Bakanlık gözaltındaki kişiye kötü muameleyi alkışlasın. Başka işle uğraşmıyor arkadaşlar. Bakın bir sürü insan bize başvuruyor. Ben de onlara diyorum ki; “Ali Yerlikaya böyle gözaltındaki kötü muameleleri alkışlamakla meşgul, sizin işlere bakamaz.” veyahut da sorduğumuz sorulara teknik olarak takipsizlik verilen bir karar hakkında yalan ve yanlış bilgi vermekle meşgul. “Şahıslar şikayette bulunmamış ki.” diyerek resmen yalan bilgi veriyor yetkililer. Utanç verici işlerle karşılaşıyoruz arkadaşlar. Olay bu işte.
Şevki Kaya isimli bir kişi; “8 aylık oğlumuz İbrahim Kaya 2021 senesinde Ege Üniversitesi Hastanesi’nde yaşadığı bir talihsizlik sonucu kafatası kırılarak beyin kanaması geçirdi ve bu konuda gereken işlemler yapılmadı. Her şey örtbas edildi. Buna rağmen resmi yollarla hak arayışımızı sürdürüyoruz.” diyor. Sağlık Bakanlığı’na da bu durumu bildiriyoruz. Bu mesele hangi aşamada diye soruyoruz.
Dinara Kutlu isimli bir kişi bize başvurmuş. Diyor ki; “Ortaokuldayken çocuklarım için bir destek alıyordum. Fakat liseye gitti. Lise uzakta olduğu için yatılı okuyor ve buna rağmen sosyal hizmetler ekonomik desteği kesti. Perişan durumdayız. Çocukların gelişi, gidişi, yol masrafları, yeme içme masrafları perişan durumdayım. “Anne bana harçlık ver.” diyor. Ne diyeceğim bilemiyorum. Sosyal desteğim de kesildi. Ben ne yapayım?” diyor. Çok önemli bir soru soruyor. Bunu da ilgili bakanlığa iletiyoruz. Yazılı olarak da soru önergesi veriyoruz. Vatandaşların kendisini çaresiz, sahipsiz hissettiği bir ülke burası arkadaşlar maalesef. 3 kuruş sosyal yardım veriyorsunuz. İnsanlar ona güvenip çocukları okutuyor ve maalesef onu da kesiyorsunuz. İnsanlar aç susuz kalıyor.
Geçtiğimiz gün Mezotelyoma farkındalık günü arkadaşlar. Çok önemli bir gün. Belki insanlar hasta olunca anlıyorlar bu önemi. Çünkü bilhassa depremlerin çok yaşandığı ve bina yıkımlarının çok olduğu ülkemizde, vahşi bina yıkımlarının çok olduğu ülkemizde Mezotelyoma hızla artacak. Bu görünüyor. Mezotelyoma hemen anında çıkan bir hastalık değildir. Bir hekim olarak söyleyeyim. Yıllar sonra ortaya çıkar. Asbest maddesiyle temasla ortaya çıkar ve asbest konusunda gereken önlemlere riayet edilmiyor. Birçok alanda riayet edilmiyor ama şu anda en çok ülke önemli bir deprem geçirdi ve bu deprem sonrası bina yıkımları çok tehlikelidir. Asbest korkunç bir şekilde ortalığa saçılır. Böyle vahşi bina yıkımları yapılıyor. İlkel bina yıkımları yapılıyor ve bu sırada insanlar aslında Mezotelyoma oluyorlar. Asbesti bol miktarda alarak. Yıllar sonra ortaya çıkacak bu hastalıklar şimdiden uyarıyoruz farkında olun diyoruz. Geçtiğimiz gün Mezotelyoma farkındalık günüydü Sağlık Bakanlığı’na, Çevre Bakanlığı’na, tüm belediyelere hatırlatıyoruz. Bakın büyük bir vebal alıyorsunuz. Çünkü gereken sağlıklı, hijyenik, bilimsel tekniklerle bu binalar yıkılmıyor. İnsanları tedavisi çok zor, çok ağır ölümcül bir hastalık olan Mezotelyoma yapacak düzeydeki hatalarla dolu yıkımlar gerçekleştiriyorsunuz.
Türkiye’de yargı öyle bir durumda ki mesela bir kişiye canınız sıkılıyor savcı olarak. Diyorsunuz ki; “Ya bunu ben gözaltına aldıramayacağım ama şöyle çaktırmadan bir gözaltına alayım.” Nasıl yapıyorsunuz? Mesaiye yakın haber veriyorsunuz. Kişi mesaiye yakın gelsin. O sırada hemen işten çıkıp gidiyorsunuz. Vatandaş geliyor. Polise ; “Ben geldim.” diyor. Poliste savcıyı arıyor. Savcı tabi işten çıkmış oluyor. Ondan sonra savcı diyor ki; “1 gece nezarette kalsın.” Niye sabahtan çağırmadın? Bir gece nezarette kalması için böyle bir taktik yapıyor. Ardından vatandaş bir gece nezarette geçiriyor. Kötü koşullarda uykusuz ve kötü koşullarda geçiriyor. Sabahleyin çıkıyor. Bir şey yok tabii ortalıkta ve “Tamam serbestsin.” deniliyor. Böylece savcının egosu tatmin oluyor. “Vatandaşı bir gece böyle gözaltında çektirdim ya oh.”
Sayın Yılmaz Tunç, Osmaniye’de yaşandı bu olay. Osmaniye savcısı Ahmet Erkan Yiğitsözlü’yü bir tweeti nedeniyle çağırdı. Yani hiç normal bir şekilde çağırıp ifadesini alıp gönderirsin. Ama onu gözaltına almak için böyle yaptılar. Ahmet Erkan Yiğitsözlü iyi bir gazeteci ve hakkı, hakikati ortaya çıkarmaya çalışıyor. Mağdurların, mazlumların yanında dolaşıyor. Dağ, dere, tepede demeden uzak yakın demeden mağdurların evlerine gidiyor. Onları saatlerce dinliyor ve dünya hukuk tarihine çok önemli notlar düşüyor. Mazlumların sesini kaydediyor. O sesler, O olmasa kaydedilmezdi ve sesi duyulmazdı sağ olsun ama işte bunu yaptığı için böyle cezalandırılıyor bir gazeteci. İşte bundan dolayı hukuk güvenliğiniz yok arkadaşlar. Savcının canı istedi. Sizi böyle işte bu muamelelere tabi tutar.
Bakın yine bir başka hukuk güvenliği olmayan kişi Emine Şenyaşar 6 yılı aştı. Adalet arıyor. Adalet Bakanlığı önünde, Meclis Başkanlığı içinde bir milletvekilinin annesi olmasına rağmen milletvekili ve annesinin önü kesiliyor. Meclis polisince; “Şuraya giremezsin, buraya giremezsin.” deniliyor. Bunlar yaşanıyor arkadaşlar! Ülkenin hali bu işte ve adalet arayışına karşılık bulamıyor! Cumhurbaşkanı da onunla görüşmüyor. Bu da olacak bir iş değil değerli arkadaşlar.
Mehmet Altan değerli yazar demiş ki; “Kemal Kılıçdaroğlu Ankara’dan İstanbul’a hak, hukuk, adalet diyerek yürümüştü. 15 Temmuz yargısı hukuku boğdu ama ne CHP’nin ağzında ne de finanse ettiği televizyon kanallarında 15 Temmuz mağdurları, ahmak davasının onda biri kadar bile yok. Çok garip değil mi?” diye soruyor.
Mesela 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde tek bir CHP’li vekili yoktu. Neredeydiniz kardeşim? Ben o mahkemede dışarı çıkarıldım. Destek için bile gelen bir CHP’li vekili yoktu. Neredeydiniz kardeşim? Bakın olacak iş mi bunlar ya? Bir milletvekilinin hakkını, hukukunu diğer milletvekili sormazsa, Meclis Başkanı sormazsa bu ülke ne hale gelir? Zorbalığın egemen olduğu bir ülkede yargıçların kendilerini diktatör zannettiği, jüristokrasinin yani yargının demokrasiye hakim olduğu bir ülkede milletvekili milletvekiline sahip çıkmazsa, milletvekili mazlumların hakkına, hukukuna sahip çıkmazsa nereye varacağız? Mehmet Altan boşuna mı söylüyor bu lafları? Yılların demokrasi sevdalısı Mehmet Altan bunu söylüyor. Yani kim olursa olsun her türlü haksızlığa, hukuksuzluğa, antidemokratik tavra karşı aynı tavrı gösteren sevgili Mehmet Altan söylüyor. Çok haklı, ağzına yüreğine sağlık.
Garo Paylan hakkında trollük yapan bir yazar yalan haber üretmiş. Bakın Zafer Şahin isimli kişi, ayıptır ya, ayıptır! Garo Paylan’ın söylemediği cümleleri söylemiş. Garo Paylan açıklama yapıyor. “Ben öyle cümleler söylemedim ki.” Diyor ama bu ülke böyle işte. “Çamur at, tutmazsa izi kalsın.” Şimdi Garo Paylan açıklama yapıyor. “Ya ben bir cümle söylesem cümlemin arkasında dururum. Ama söylemediğim cümleyi bana niye söylediğimi iddia ediyorsun?” bunu söylüyor ama işte memleketin hali bu arkadaşlar.
Kocaeli’de çok skandal hadiseler oluyor. Artık yani gerçekten şunu söyleyeyim. Kocaeli’de muhalefet yapmak için çok büyük çalışma göstermenize gerek yok. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Kocaeli Valiliği tel tel döküldüğü için biz çok rahat bir şekilde muhalefet yapabiliyoruz çünkü o kadar haksızlıklar, hukuksuzluklar, kamu malını ifsat eden ihaleye fesat sokmalar var ki korkunç miktarda ve Kocaeli’de çark dönmüyor arkadaşlar. Ne oldu bakın? En sonunda defalarca eleştirdik; Köseköy ve 42 evler istasyonları en sonunda açıldı. 2014 yılında kapatılmıştı. “Efendim üst geçit yapacağız, köprü yapacağız, şunu yapacağız.” ondan sonra açamadılar. 10 yıl aradan geçti. Sonunda açmışlar. Bu AK Parti iktidarı böyledir. Sanki 10 yılda açamadıkları şey çok önemliymiş gibi hemen şu anda reklam yaparlar. “Çok büyük işler yaptık memleket için. Çok büyük işler yaptık. Bak tren istasyonu açtık.” ya 10 yıldır bu tren istasyonu niye açamadın diye soruyorduk sana. Yani ülkenin hali bu arkadaşlar. Allah’tan açmışlar. Vatandaş en azından biraz rahatlar. Baskılarımız da sonuç verdi Allah’a şükür biz, Derince’nin de açılması gerektiğini söylüyoruz. Çok hatalar, eksiklikler var bunu da söyleyelim değerli arkadaşlar. Tren yolu taşımacılığına önem verilmeli. Buna önem verilmediği için çok minibüs, otobüs var ve bu yüzden çok kazalar da oluyor değerli arkadaşlar.
Şu görüntü, çöp dolu görüntü nereden biliyor musunuz? Dilovası Belediyesi’nden, Dilovası Belediyesi’nin toplamadığı çöpler, defalarca uyarıyoruz. Vatandaşta mağdur. Dilovası Belediyesi çöpleri doğru düzgün toplayamıyor. Habire bu görüntüler geliyor bize. Çok üzücü. Sayın Ramazan Ömeroğlu yani ne iş yapıyorsunuz? Allah aşkına şu çöpleri toplayın ya. Hani bizim dememize gerek var mı?
Bakın Kocaeli’de skandallar bitmiyor demiştik. Nereye gittik? Bir çukurun önündeyiz bakın. Burası bir meteor düşüp de oluşmuş bir çukur değil. “Hastane yapacağız.” diye 7-8 yıl önce buraya bir çukur kazmışlar. Çukur hala duruyor. Hastane yok. Biz de gittik orada arkadaşlarımızla bir açıklama yaptık.
Bakı Kocaeli Çayırova’da, Çayırova’nın merkezine kent merkezi yapacaklarmış. O da yıllardır bekliyor. Ne olmuş? Müteahhit kaçmış gitmiş. Orada bariyerler oluşturdukları için vatandaşların iş yerlerine sular basıyor. İş yerlerindeki insanlarla konuştuk. “Kent meydanı inşaatının bariyerleri olduğu için su dükkanımıza doldu ve 3-4 milyon zararımız oldu.” dedi, gösterdi vatandaş perişan, esnaf perişan ama Çayırova Belediyesi’nin umurunda değil. İşte ülkenin hali bu arkadaşlar ama biz her şeyi yerinde tespit ediyoruz.
Burası da mesela bakın Eskihisar Kalesi onarım işi. Yıllardır burası da böyle berbat edilip bırakıldı. Gittik orada da bir tespitte bulunduk. Bütün inşaat malzemeleri ortalıkta tarihi kale doğru düzgün onarılmamış. Aslında onarılsa muhteşem bir turizm merkezi olacak ama böyle berbat bir şekilde bırakılmış. Tabii işte AK Parti iktidarın işidir yani. Yandaş müteahhide verir. O böyle yağmalar, talan eder, kaçar. Bakın Kocaeli’nin her yeri bununla dolu arkadaşlar. Müteahhite vermişler. Adam işi yapmamış. Almışmış kaçmış, işler ortada kalmış, ortalık rezil olmuş, vatandaş mağdur olmuş, AK Parti iktidarı bu işleri yapamamış. Sonra işte aralardan 10 yıl geçmiş, en sonunda rezil ettikleri işi bitirmişler ve büyük törenlerle buraları açmışlar. Böyle Cumhurbaşkanı’nı çağırmışlar.” Efendim büyük işi yapıyoruz. Cumhurbaşkanını bile getirin.”
Mesela Kocaeli Gölcük’te Devlet Hastanesi açtılar. 8 yıl sonra Cumhurbaşkanı davet ettiler. Sanki 1-2 yılda bitmiş bir hastane gibi. Büyük skandallarla bitmiş bir hastane için kalkıp bunu yaptılar. Böyle işte arkadaşlar. Ülkenin hali bu maalesef.
Bakın çok önemli bir mesele var. Biz Kocaeli Dilovası’nda Çerkeşli Mahallesi’ne gittik ve orada skandal işler gördük. Çerkeşli Mahallesi’nde Ulusal Beton isimli bir firma, firmada duysun bunu. Sanayi bölgesindeki fabrikasını bırakmış. Koyunların, kuzuların otladığı bir yer var. Bakın gittik. Koyunların yavruları doğuruyor. Böyle çok güzel bir ortam, yemyeşil doğa var. Gelmiş adam buradan bir arsa almış. Buraları mahvedecek. Yemyeşil, doğa var. Gelmiş adam buradan bir arsa almış. Buraları mahvedecek. Buralarda kaynayan su, Çerkeşli köyünün çeşmelerini dolduruyor. Oradan su gidiyor. Bu suyu da berbat edecek şekilde buraya bir şey yapacak. Beton santrali yapacak. Ortalığı perişan edecek. Biz bunları gidip gördük.
Yeni doğum yapmış koyunları gördük, kuzuları gördük. Çok güzel bir ortam var ama bir müddet sonra bu beton santrali olunca burası mahvolacak. Kahvede oturup vatandaşlarla konuştuk. Bizden beklentileri var. Çerkeşli köyüne sözümüz olsun. Elimizden geleni yapacağız. Derneğe sözümüz olsun. Biz bu işi burada bırakmayacağımızı mecliste de anacağımızı söyledik onlara ve sözümüzde duruyoruz.
Bakın tarihi ağaçlar var, çınar ağaçları. Kültür Bakanlığı tescillemiş bunu anıt ağaç demiş. 700 yıllık ağaçlar, beton santrali bu ağaçları da mahvedecek, bu ağaçlar da ölecek. Su kaynakları ölecek, Çerkeşli köyü zehre boğulacak. Ama kimsenin umurunda değil. AK Parti iktidarı yaparsa böyle yapar halkı böyle zehirler ve para babaları para babaları bayram ederler. AK Parti iktidarı para babaları için cennet gibi bir zaman dilimidir. İşte her türlü haksızlığı, hukuksuzluğu yaptılar. Bunu da söyleyelim.
Ahmet Burhan Ataç’ın babası yıllarca tüm Türkiye bu çocuğu konuştu. Baba cezaevindeydi ve çıkartmadılar. Çocuk babaya kavuşamadı. Babasına kavuşamadan hayatını kaybetti. İnsanlar acılar çektirilerek zindanlara atılıyor, çocukları hasta oluyor, ölüyor, o zindanlardan çıkarılmıyorlar ve acılar içinde bu hayatı yaşıyorlar. Kabul edeceğimiz bir şey değil. Bunlar da tarihe kara cümlelerle düşen olaylar.
Sevgili Av. Çiğdem Koç bana değerli kitabını göndermiş. Bakın, “Gece Demekmiş Leyla” diyor Çiğdem Koç. Çok ciddi, nitelikli, edebi eserler üretiyor ve buradan da onu kamuoyuna duyurmuş olalım.
Musa Anter’in oğlu Anter Anter onun ölüm yıldönümünde hayatını kaybetti. Allah rahmet eylesin diyoruz.
İbrahim Ayhan’ın ölüm yıldönümünü idrak ettik. Allah rahmet eylesin diyoruz.
Bir mağdur KHK ile ihraç edilmiş mağdur, Lütfü Gündoğdu. Çocuklarıyla da konuştum. Yaşatmadıkları eziyet kalmamış. İşinden atıp, hastanedeyken lojmanından atıp çoluk çocuğunu zindanlara atıp her türlü zulmü yaşatmışlar. Sonunda Lütfü Bey kanser olmuş ve acılar içinde, üzüntüler içinde hayatını kaybetmiş. Türkiye’de yüz binlerce KHK’lıya bu zulmü çektirdiler. Ondan öncesinde ve şimdi halen Kürtlere bu zulümleri çektiriyorlar. Alevilere çektiriyorlar, solculara çektiriyorlar. Hak hukuk isteyen herkese çektiriyorlar. Zulüm sadece şu anda da yaşanmıyor. Yıllardır yaşanıyor. Zulmü sadece hissettiğiniz zaman değil. Hissetmediğiniz zaman da karşı çıkın değerli arkadaşlar. Bunu da tüm insanlara, KHK’lılara da söylemiş olalım.
Her hafta söylüyoruz bunu, haftanın en önemli hak ihlalleri olarak sürekli söylüyoruz. Çünkü unutamıyoruz. Cemal Kaşıkçı Türkiye’de öldürüldü, yok edildi. Cesedi bile bulunmadı. Tayyip Erdoğan esti gürledi. Daha sonra Suudi Arabistan’la bir kredi anlaşması yapınca dosya Suudi Arabistan’a devredildi. Buna isyan etmemek mümkün mü? Biz o yüzden işte her hafta isyan ediyoruz değerli arkadaşlar.
Bakın başka isyan ettiğimiz konu; Osman Kavala haksız, hukuksuz zindanlarda tutuluyor. Bu iyi niyetli, beyefendi sivil toplum aktivisti, iyi işler yaptığı ve merhametli, insaflı, vicdanlı olduğu için cezalandırılıyor. Başka bir şey değil. Kendisini de cezaevinde ziyaret ediyorum. Sabırla, sükunetle yıllardır adalet bekliyor Osman Kavala.
Şerif Mesutoğlu tüm mahkemelerden umudunu kesti ama kanun yararını bozma için Adalet Bakanlığı’na başvurdu. Bu adam katil değil, bunu herkes biliyor. Derik Kaymakamı Muhammed Fatih Safitürk’ün yakınları da biliyor. Babası da kardeşi de biliyor Safitürk’ün. Kimse “kral çıplak“ demiyor. Biz buradan yıllardır her hafta “kral çıplak” diyoruz. Şerif Mesutoğlu katil değil. Onu ağırlaştırılmış müebbetlere mahkum edenler büyük bir hata işliyor ve Adalet Bakanlığı kanun yararına bozma konusundaki başvuruyu kabul etmeli arkadaşlar.
Selçuk Kozağaçlı mağdura mazluma maden işçisinin uğradığı hak ihlallerine karşı çıktığı için cezalandırıldı, zindanlarda tutuluyor. Onu da unutmuyoruz. Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı.
Sevinç Çakır ve Emine Şenyaşar anneyi hiçbir zaman unutmayız. Sevinç Çakır şu anda Adalet Bakanlığı’nın önünde. Hakkı hukuku istiyor, direniyor. Emine Şenyaşar Meclis’te direniyor. Bu iki annenin ellerinden öpüyorum. Çok değerli işler yapıyorlar ve belki iki farklı dünyadan geliyorlar ama ortak paydalarında adalet vurgusu var. Sabah, öğle, akşam, günlerce, haftalarca, aylarca, yıllarca “adalet, adalet, adalet” diyorlar. Yanlarındayız. Hiçbir zaman yanlarından da ayrılmayacağız.
Gabonlu Dina hakkındaki yargılamanın adaletsiz bir şekilde yürüdüğünü biliyoruz. Gabonlu Dina hayatını kaybetti ama biz onun yanındayız. Bu dünyada olması gerekmiyor onun yanında olmamız için. Onun için yapılan adalet arayışının sesini yükseltmeye çalışıyoruz.
Yusuf Bilge Tunç benim büyük yaramdır. Çünkü 6 Ağustos 2019’da kaçırıldıktan sonra ondan bir haber alınamadı. Kaçırıldığı arabayı gittim gördüm. O arabada doğru düzgün bir olay yeri incelemesi yapılmadı. HTS kayıtları doğru düzgün incelenmedi, her şey savsaklandı ve sonunda bu kaçırılıp muhtemelen öldürülen kişi kayıplara karıştı. Kimse onun adını duymak istemiyor. Ama biz buradan bu ülkenin istihbaratına da soruyoruz. İçişleri Bakanlığı’na da soruyoruz. Yusuf Bilge Tunç nerede diyorum. Bu işin peşini bırakmayacağım arkadaşlar. Bize her şeye bedel olsa da bu işin peşini bırakmayacağız çünkü ben bu kişiyi tanımam bilmem ama bir ülkede zorla kaybedilme ve kaçırılma vakaları bizim için son derece önemlidir. İnsan hakları savunucusuyuz. Sağcısı, solcusu, Türk’ü, Kürt’ü, dindarı, Ateist’i, Alevi’si, Sünni’si kim devlet zulmüne uğrarsa biz o kişinin yanındayız. Bunu da söyleyelim. Bu kişi ortaya çıkana kadar adalet aramaya, onun için adalet aramaya devam edeceğiz.
Zorla kaybedilip kaçırılan aylarca bir yerlerde saklanan kişiler daha sonra Ankara Emniyeti’nde ortaya çıktı ve ardından cezaevlerine gönderildi. Allah’tan bu insanlar hayatlarını kurtardılar ve öldürülmediler ve şu anda en azından yaşıyorlar. Bunu da kendileri mahkemelerde söylüyorlar. “Kaçırıldık ve işkencelere uğradık.” diyorlar Gökhan Türkmen ve Yasin Ugan.
Gülistan Doku 3 yılı geçti halen bulunmuyor. Büyük bir acı Gülistan Doku’nun bulunması için Dersim Valiliği’ni tekrar göreve çağırıyoruz. İçişleri Bakanlığı’nı tekrar göreve çağırıyoruz. Unutmadık Gülistan Doku’yu. Hiç kimse sümenaltı ettiğini sanmasın. Gülistan Doku’nun bulunması için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz.
Hürmüz Diril ve Şimoni Diril de unutamadığımız vakalardan. Eşi Şimoni Diril zorla kaybedilip kaçırıldıktan sonra cesedi bulundu ama Hürmüz Diril’in hiçbir şekilde bulunmadı ve yargılaması adil yürümüyor. Hürmüz Diril’in bulunması ve yargılamasının adil bir şekilde yürümesi için buradan yetkililere çağrı yapıyorum.”
























Yorumlar