26 Kasım 2025
Sevgili arkadaşlar, mecliste 8 yıla yakındır milletvekiliyim ve insan hakları savunuculuğu eksenli bir siyaset tarzı izliyorum.
Benim için mağduriyete uğrayanın kimliği önemli değil. Dini, ırkı, cinsiyeti, siyasi görüşü, mezhebi önemli değil. Bu yüzden biz bu çerçevede meselelere bakıyoruz.
Kim olursa olsun zalime karşı ve kim olursa olsun mazlumdan yana ilkemizle hareket ediyoruz ve eğer ki kendim de dahil bu ilkeyi çiğneyen kim varsa eleştiriyorum.
6 gün önce Türkiye’de önemli bir olay yaşandı. Bu olay Türkiye medyasında yer bulmadı. Olacak iş değil. Bunu eleştiriyorum. Buna karşı duyarsız kalan kamuoyunu da eleştiriyorum.
Hatay, Dörtyol’da gördüğünüz bu kişi. Çocukları var. En küçük çocuklarından birisi, bir bebek kucağında görüyorsunuz. Bir aile babası. Enes Gıyas Leyla, Suriyeli. Evine polis baskın yapıyor sabah 04.00’da meğerse yanlış eve baskın yapmış. Başka bir evdeymiş aradıkları fakat operasyon devam ediyor. Enes diyor ki: “Sabahın 04.00’ı eşim yatak odasında en azından başını örtsün, üstünü başını toparlasın, diğer odaları arayın ama yatak odasına bir girmeyin, iki dakika bekleyin.” diyor. O sırada ne oluyorsa polislerin silahları patlıyor ve Enes Gıyas Leyla orada vuruluyor ve eşinin çocuklarının gözü önünde öldürülüyor ve ardından ne oluyor biliyor musunuz arkadaşlar? Polisler; “Bir ambulansa telefon edelim. Bir şekilde vurduk bu adamı kanlar içinde yere serildi. Gelsin ambulans adama en azından hastaneye götürsün.” demiyor. Yandaki eve geçiyor. Aradıkları ev orasıymış. Operasyon devam ediyor. Adam yerde ölüyor. Şimdi bu olay Türkiye medyasında yer almadı. Olacak iş değil. Biz de dün duyduk bunu. Hemen İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı’na soru önergesi verdik. Bu nasıl bir skandaldır ya? Bu nasıl bir rezalettir ya? Bu nasıl bir cinayettir ya? Suriyeli olduğu için bu adamın öldürülmesi mübah mı arkadaşlar? İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya buradan soruyorum; Bu nasıl bir rezalettir ya? İnsan değil mi bu? Baba değil mi bu kişi? Hiç utanmıyor musunuz? Bunun için niye bir açıklama yapmıyorsunuz? Hatay Valisi neredesin? Dörtyol Kaymakamı neredesin? Bir cinayet işlendi ya! İnsan bu ya, insan! Hiç kimse önemsemiyor! Türkiye medyası önemsemiyor! Kimsenin umurunda değil! Ama bir insan ölmüş ya! Böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar? Hiçbir açıklama yok. İçişler Bakanı’na soruyoruz, tık yok. Hatay Valisi’ni arıyoruz, telefonlara çıkmıyor, kaçıyor. Adalet Bakanı tek bir açıklama yapmıyor. İnsanın değeri bu kadar mı ya? Sabaha karşı 04.00’da evinize girilsin, tak diye vurulun, ölün, kimsenin de umurunda olmasın. Bu kadar mı sizin canınızın önemi? Sığınmacı olduğunuz için, Suriyeli olduğunuz için mi şu başınıza gelenler? Yazıklar olsun ya! Suçsuz, günahsız bir insan vurulup öldürüldü. Adamın bir suç kaydı yok, araması yok, hiçbir şeyi yok. Tak diye vurulup öldürülüyor. Türkiye medyasının umurunda değil. Ya siz insan değil misiniz ya? Bir insan öldürülüyor, kimsenin umurunda değil. Türkiye toplumuna da sitemim var. Niye duymuyorsunuz? Tüm mağdurlara da sitemim var. İlla siz mağdur olunca mı duyacaksınız? “Susma! Sustukça sıra sana gelecek!” sözünü unuttunuz mu? Ey KHK’lılar! Ey Kürtler! Ey Aleviler! Ey diğer tüm mağduriyete uğrayan kişiler! Şu Suriyeli öldürülmüş niye kimsenin umurunda değil? Niye bana yapılmıştır bu cinayet demiyorsunuz? Bunu demediğiniz müddetçe yarın öbür gün aynısı başınıza gelir. İnsan hakları dersi almamız gerekir arkadaşlar. Böyle bir şey olmaz. Acilen bu konuda bir açıklama bekliyoruz. Hatay’da bile kimsenin umurunda değil ya. Suriyeli diye bir insan bu kadar mı değersiz ya? Zaten biz yıllardır burada, bu kürsüde sığınmacılara, Suriyelilere yapılan ihlalleri defalarca söyleriz. Çoğunlukla kimsenin umurunda değildir. 3-5 insan hakları savunucusunun umurundadır.
Ali El Hemdani’yş Adana’da polis yakın mesafeden vurdu ve bu bir cinayetti. Ne oldu biliyor musunuz? Ali El Hemdani’nin cinayetini polis örtbas etti. Sonra kamuoyu baskısıyla bu cinayet ortaya çıktı ve sonunda polis 25 yıl ceza aldı. Bakalım burada ne olacak? Bunun gibi polis şiddeti sonucu hayatını kaybetmiş çok kişi var bu ülkede ama dosyalar hemen anında kapatılıyor, örtbas ediliyor. Niye? “İşte devlet memurudur, koruyalım, kollayalım, dosyaları örtelim. Bir üst amiri olayı örter. Ne de olsa Suriyeli canım. Ne olacak ? Bir Suriyeli öldürülmüş Ömer Bey. Ne büyütüyorsun işi ya? Ne büyütüyorsun o altı üstü bir Suriyeli öldürülmüş diyecekler bize. Ne büyütüyorsun kardeşim? Biz Ali El Hemdani o 15 yaşındaki çocuk öldürüldüğünde kaç yıl çırpındık biliyor musunuz? O çırpınmalarımız olmasa, İnsan Hakları Savunucuları’nın o çırpınmaları olmasa onun ve daha pek çok vakanın peşi sıra bu davalar açılır mıydı? Bu cezalar gelir miydi? Biz bu meselenin de peşinde koşacağız arkadaşlar. İçişleri Bakanı da bilsin. Adalet Bakanı da bilsin. Hatay Valisi de bilsin. Dörtyol Kaymakamı da bilsin. Bu işin peşini bırakmayacağız. Hukuken sorumluların peşindeyiz. Soruşturma açıldı mı? Bu konuda sorumlu olanlar istifa etti mi? Yargılandı mı? Sonuna kadar peşindeyiz.
Engelli Bireylerin Sorunlarını Araştırma Komisyonundayım. Engelli bireyler, 10 yıllık bekleme şartından dolayı çok sıkıntıdaydılar ve en sonunda bu hukuksuz, yokuşa süren engellilerin ÖTV’siz araç hakkında bir kritik gelişme yaşandı. Danıştay 10 yıllık bekleme şartını durdurdu. Engelli bireylerin ÖTV mufviyetli araç alımında yaşanan büyük mağduriyet Danıştay’ın verdiği yürütmeyi durdurma kararıyla sona erdi. Aslında Danıştay bu kararı almasa biz Engelli Bireylerin Sorunlarını Araştırma Komisyonu olarak bunu bir öneri olarak meclise sunacaktık. Komisyon başkanlığı sunmasa da ben partim adına bunu mutlaka sunacaktım arkadaşlar. 27 Aralık 2024 tarihinden önce ÖTV istisnasından yararlanarak araç aldıysanız ve aracınızı 5 yıllık süreyi doldurduktan sonra sattıysanız veya devrettiyseniz artık yeni araç alımı için 10 yıl bekleme zorununuz kalktı. Bunu da bilgi olarak verelim sevgili arkadaşlar.
Hak ihlallerine devam ediyoruz. Sağlık kurumları işletmeciliğimMezunları bize başvuruyor. “KPSS tercih kılavuzlarında bölümümüze yönelik kadro bulunmamasından dolayı mağduriyetimi arz etmek istiyorum.” diyor. On binlerce mezunun emeklerinin ve kamu hizmeti beklentisinin karşılıksız kalmasına neden olmakta. Hastane ve diğer sağlık kuruluşlarının idare birimlerinde görev almak üzere sağlık kurumları işletmeciliği ön lisans bölümüne kadro ihdas edilmesini istiyorlar. Mezun arkadaşlar bize yoğun bir şekilde başvuruyorlar.
Foça Açık Ceza Infaz Kurumu’nda hükümlü cezaevi kapasitesinin çok üzerinde mahkum barınıyor. sıkışık koğuşlar/odalar, yetersiz beslenme-istikak, insani hijyeninin standartlarında sınırın altında kalmak, sıcak su bulamamak, yoğun ve geciken revir kuyrukları gibi problemlere yol açmakta. Cezaevleri yoğunluğu ve kapasite üzeri barındırma gibi sebepler bizler için yaşam standartlarımızda ciddi olumsuz etkiler bırakmaktadır.
Bunu da engelli komisyonunda gündem edeceğiz. engelli emeklilik şarları tüm türkiye vatandaşları için çıkartılmalı devlet memurları ve bağkur’ u kapsamayan bir düzenleme biz 4A vergi indirimi kazanmış engelli çalışanlar için çok büyük bir haksızlık. Rapor gibi işlemlerle uğraşma biz engelliler için büyük bir eziyet olacak.” Diyor, düzenlemenin geri çekilmesini ya da belli bir tarihten geçerli olması gerektiğini diyorlar. 2026’nın Nisan ayında emekli olacakken ve sağlık raporunun güncel ve sürekli olmasına rağmen kabul edilmeyecek olması ayrıca hastanelerle ve sağlık kurulları ile mağdur korkusu ile yaşamak çok acı verecektir.” diyor.
Yine okuyup da işsiz kalan gençler; “Kocaeli Üniversitesi Sosyal Hizmet bölümünden 2022 yılında mezun oldum. Aile yılı ilan edildi. Aile danışmanı olacağız. Aile Bakanlığı’nda çalışacağız. 1.5 yıldır sosyal hizmet alımı yapılmadı. Çok zor durumdayız.” diyor bir mezun.
Zana Güneş Erzincan Yüksek Güvenlikli Cezaevindeki ihlalleri bildiriyor. Böyle cezaevleri derebeyliğe dönmüş arkadaşlar. Sayın Yılmaz Tunç’un bile haberi yok. Sayın Yılmaz Bey sana haber vereyim bak. Erzincan Cezaevi’nde neler oluyor? Siyasi tutsakların koğuşları her gün aranmakta. Koğuşundan çıkamıyor, görüşe bile çıkamıyor ama her gün koğuşta arama var. Özel eşyalara el konuluyor. Görüş için giden tutuklu ailelerine ağız içi arama dayatılıyor. Hastane sevk işlemleri gerçekleşmemekte. Tutsaklara kelepçeli muayene dayatılmakta. Ağır tecrit koşulları uygulanıyor. Havalandırma saati 1 saat olmak üzere kısıtlanıyor. En ağır tecrit yaşatılıyor arkadaşlar. Bu cezaevlerine ne diyoruz? Kuyu tipi cezaevleri.
İzmir’de belediyeler T61 ketamin ve benzeri veteriner tipli ürünlerin olağan dışı miktarlarda temini için bir şikayette bulunmuşlar. İlgili belediyelerin bunları almasını eleştirmişler. Son kullanma tarihleri nedeniyle oluşabilecek kamu zararı riski, tedavi süreçlerinde ihale doğrudan temin usullerine uyulup uyulmadığı hususlarında Sayıştay tarafından inceleme yapılması, bütün bunlar ortaya çıkarılmalı.” diyorlar. Bu alımlarla ilgili de biz bir soru önergesi verdik bu şikayetler üzerine.
Abdülkadir Güney cezasını tamamlamış ve denetim sürecine hak kazanmış olmasına rağmen Covid mağduru, Ordu Ünye, M Tipi Kapalı Cezaevi’nde. Covid meselesinden aileler çok mağdur oluyor, bakın. Diyor ki: “Evlilik hazırlığı sürecindeydik. Büyük bir mağduriyet yaşadık. Niyeti suça yönelmek değildi. Evliliğimizin dağılmaması için bir çıkış arıyorum. Bir eş olarak çok zor durumdayım. Eşimin hakkını, iadesini istiyorum.” diyor.
Yozgat Sorgun’da bakın ne oluyormuş? Şu fotoğraf hayvan barınağı. “Kanunda belirtilen gömülme kuralını bile uygulamıyorlar. Bu hayvanları kanuna aykırı şekilde toplayıp, aç susuz bırakıp, ölüme terk ediyorlar.” diyor. Bununla ilgili Yozgat hayvan barınağının bir cevap vermesi veya oradan sorumlu olanların bir cevap vermesi lazım. 20 küsür senedir görevini yapmak için aldığı ödenekleri ne yaptılar? Bu yasanın iptal edilmesi için her şeyi yapın. Artık bu masum canlara yapılan eziyet, zulüm yeter artık. Narkotik iğne ile usulsüz toplamalar yapılıyor. Zaten yüksek dozdan hayvanlar ölüyor. Barınağa alıyorlar ne tedavi yapılıyor, ne aşı yapılıyor, ne kısırlaştırma yapılıyor. Aldığına da bakmıyor. Bunların hepsi suç ve suçlular ceza almıyor.” diyorlar. Ağır suçlamalar var. Bu konunun araştırılması gerekiyor arkadaşlar.
Diyetisyen arkadaşlar da işe giremiyorlar. Toplumda obezite artıyor. Herkes şişman arkadaşlar ve bu sağlıksız bir durum. Gerçekten herkes böyle kendi kilosuna dikkat etmiyor ve obezite sınırlarına dayanmış veyahut da obez olmuş durumda. Peki bunu engelleyecek olan kimler? Diyetisyenler. Diyetisyen arkadaşlarımız ise işe alınmıyorlar. Türkiye’nin en büyük sıkıntısı şu anda Sağlık Bakanlığı zayıflama seferberliği yapıyor. Bol miktarda diyetisyen alın ki bu konuda bilinçli bir planlama yapılsın. Bilinçsizce zayıflamaya kalkarsan da sağlığına zarar verebilirsin. Bakın 2016’da 15 yaş üzeri obezite oranı %19,6 imiş. 2019’da %21, 2022’de %20. Kadınlarda obezite %23,6. Erkeklerde %16. Kadınlar daha obez. Türkiye yetişkin nüfusunun %68’i fazla kilolu veya obezdir. Çok korkunç bir rakam arkadaşlar. %66’ımız fazla kilolu veya obez. Çok sağlıksız bir durum. Bir hekim olarak zaten beni de çok rahatsız eden bir durum. Hepimizin kiloları düşürmesi lazım. Bunun için de diyetisyen kontrolü ve diyetisyen arkadaşlarında işe alınması lazım. Uzun uzun bize başvuruda bulunmuşlar. Biz de onların sesi oluyoruz. 100 bin kişiye en az 16 diyetisyen hedefini gerçekleştirmek üzere istihdam istiyorlar. Bence de iyi bir istek çünkü o diyetisyenin olmamasından dolayı oluşacak sağlık problemlerine ayıracağınız para harcayacağınız paradan çok daha azıyla diyetisten istihdam edebilirsiniz arkadaşlar. Gerçekten bu istek son derece mantıklı.
Maraş, Avşin Büyüktatlı Mahallesi yaklaşık 5000 civarı nüfusa ulaşıyor. Yıllardır söz verilmesine rağmen altyapı sistemi yok. Bu sebeple çok çirkin görüntülerle karşılaşıyoruz. Buradaki yetkililerden bir sonuç alamadık. İnsanların sağlığı tehlikede. Gider suları yolun kenarında akıp gitmekte. Mahalle halkı bu konuda çok sıkıntı yaşıyor.
“Eşim Havva Keklik, 70 gündür Sincan Kadın Cezaevi’nde ve 3 yaşındaki oğlum ile birlikte. 70 gündür görüş günleri cezaevine gidiyorum. Görüş günlerinde kapalı görüş yaptığımız zaman eşim dilekçe veriyor. Oğlum Utku kapalı görüş esnasında yanıma geliyordu. Bugün görüşe gittim eşim ağlıyordu. “Oğlum Utku’yu senin yanına veremiyorum.” dedi. Üç yaşında oğlum camın önünde baba baba diye ağlamaya başladı. Üç kere beş kere gardiyanlara rica ettim. Lütfen rica ediyorum yalvarıyorum oğlum bir kez yanıma gelsin dedim. Oğlum ağlıyor ben ağlıyorum. Başgardiyan erkek ismini bilmiyorum. “Neden oğlumu yanıma vermiyorsunuz?” dedim. “Müdür hanımın talimatı.” dedi. Sanki Hz. Allah’ın talimatı şu işe bakın baba ağlıyor çocuk ağlıyor ne olacak çocuğu orada iki dakika ver babanın yanına ya ne insafsızlık merhametsizlik ya! Ne biçim müdürsün ya! Allah aşkına ne biçim insansınız ya! “Çocuğunuz açık görüş hariç yanınıza gelemeyecek.” dedi. “3 yaşındaki oğlum camın önünde ağladı, kapıları açmaya çalıştı.” O sırada bir kadın gardiyan Allah’tan insafa gelmiş. Bir kadın anne duyarlılığıyla demiş ki ya; “Ne olacak ki çocuk gitsin babasına sarılsın.” İzin vermiş iki dakika bir baba oğlu sarılmış. Sayın Adalet Bakanı şunlar zor iş mi ya? Ne olmuş sanki Allah aşkına? Bir anneyle çocuğun sarılması, bir babayla çocuğun sarılması, kapalı görüşte camın arkasındalar. 1-2 dakika müsaade edin birbirlerine sarılsın. Bu kadar mı mekaniksiniz? Bu kadar mı duygusuzsunuz? Bu kadar mı insafsızsınız ya? Allah aşkına soruyorum bunun için dakikalarca çocuk ağlasın mı ya? Bu kadar işi yokuşa sürmeyin Allah aşkına.
“Haksız yere cezaevine giren Hasan Dayanıklı hakkında yardım talebi.” diyor. “Kandıra cezaevinde 7 gündür tutuklu. İftira suçlamasıyla yaklaşık 8 yıldır devam eden dava sürecinde adil yargılanmadığını söylüyor. Haksız yere özgürlüğünden mahrum bırakıldığına inanıyoruz.” diyor ve yardım istiyorlar.
“Onur Sıddık Özbay, Sincan 1 No’lu L Tipi Cezaevi’nde yatmakta %71 engelli raporu var. Bipolar, bozukluk, epilepsi, sık nöbet, ağır depresyon, sağ gözde tam görbe kaybı bulunan ve sürekli ilaç kullanması gereken bir hastadır. Babasını yeni kaybetmiş olmanın ağır yas süreci içindedir.” epilepsi ve bipolar bozukluk varmış. Sağlık durumu bozulmuş. Bununla ilgili evde infaz değerlendirmesi için gündem etmemizi istiyorlar. Gündem ediyoruz.
TCK 158 mağdurları bize çok yoğun bir şekilde başvuruyor ve sürekli de gündem ediyoruz. Bir şekilde hata yapılmış olabilir. Bunların bir şekilde affedilip, uzlaşmaya gelinip bu gençlere hayatta bir yol açılmalı, bir şans tanınmalı. Bir TCK 158 mağduru, gencin babası bize başvurmuş; “Zarar giderilmiş, helallik alınmış ama verilen ömürlük cezalar var. Gençler uzlaşma bekliyor, uzlaşma iyileştirir, ikinci bir şans verin gençlere.” diyor. Zarar da giderilmiş kardeşim, daha ne bu işi büyütüyorsunuz ya? Gençleri zindanlara atmak çok hoşunuza mı gidiyor ?
Sağlık yönetimi personelleri bize çok başvuruyor. “Özel sektörde belirsizlik var.” diyor. “Eğitim, istihdam, uyuşmazlığı var. Talepleri; “Sağlık yönetimi personeli kadrosu tanımlansın. Daha fazla ve uygun alanlarda kontenjan ayrılsın. Çok istekleri var.” Sağlık Yönetimi Platformu’nun. Bunu Sağlık Bakanlığı’na da sunduk.
Kulakları kesilmiş köpeği otogarda birisine göndermek üzere orada bekliyormuş, yakalanmış. Hayvana eziyet ederek hayvan ticareti yapıyorlar. Kimmiş bu? Süleyman Tanyıldız’a ait olduğu belirlenmiş ve Ensar Şef Durmuş’a gönderilmek üzere orada bekliyormuş. Şu hale bakın ya, üç kuruş para kazanmak için hayvanlara eziyet ediyorlar arkadaşlar . Bu konuda tedbirler daha da arttırılmalı. Merdiven altı satışlara engel olunmalı. Hayvanın dış görünüşünü değiştirmeye yönelik kuyruk kulak kesilmesi, ses tellerinin alınması, tırnak dişlerin sökülmesi. Gerçekten el insaf ya! Üç kuruş para kazanacaksın diye hayvana işkence ediyorsun. Ne kadar ayıp . İnsansın diye hayvana bu eziyetleri, işkenceleri yapıyorsun. Ondan sonra da para kazanıp onu keyifle yiyorsun. Öyle mi? İnsan işte vicdansız olunca böyle oluyor arkadaşlar. Bu konudaki müeyyideler arttırılmalı. Tedbirler, kontroller arttırılmalı diyoruz ve hayvana bunu yapan ne yaptığını anlamalı, görmeli, cezalandırılmalı.
Hatay, İskenderun, M Tipi Açık Cezaevi’nden inanılmaz başvurular alıyoruz. Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç bizi duysun. Bakın, özellikle duysun. Dünyanın en geri ülkesinde bu kadar vahim bir durum olmaz şu anda. Şu hale bakın. Normal kapasitesi 176 kişiymiş arkadaşlar, dikkatli dinleyin. Kaç kişi var biliyor musunuz? Hadi diyeceksiniz ki 200 kişi, hayır. 300 kişi, hayır. Hadi 400 kişi, hayır. Arkadaşlar kaç kişi var biliyor musunuz? 176 kişilik yerde 800 kişi var. Ağıldan beter ya. Felaket bir ortamda. Depremde elleri ayakları kopan ağır hasta mahkumlar da bu ortamda kalıyor. Koğuşlarda yemek yeniyordu. Şimdi yeni bir kural getirilmiş. 50 kişilik yemekhanede 800 mahkum yemek yiyecek. Nasıl yiyebilecekse. Düşünün 50 kişilik bir yemekhane var ve 800 kişi giriyorsunuz. Hepiniz de açsınız. Hadi bakalım nasıl yemek yiyeceksiniz? Ana baba gününe dönüyor. İçeride fareler, kediler, böcekler cirit atıyor. Mahkumlara yazılan ilaçların yarısı alınıyormuş, mahkumlara eksik veriliyormuş. Ciddi bir sıkıntı arkadaşlar. Memurlar o ilaçların yarısını cebe mi indiriyor? Ne oluyor? İki günde bir hastaneye gitmesi gereken kişiler ayda bir götürülüyor. Sayın Adalet Bakanı senin böyle bir cezaevin var mı diye soruyorum. Şu hale bak ya. Şu hale bakın en berbat hapishaneden daha Guantanamo bundan iyidir arkadaşlar, Amerika’nın bir hapishanesi vardı ya, Guantanamo. Orada bu kadar vahşet yoktur herhalde ya. Şu hale bakın. Fareler, kediler, böcekler, her türlü haşerat, cirit atıyor. İnsanlar günlerce hastaneye götürülmüyor. 50 kişilik yemekhanede 800 kişi yemek yemeye çalışıyor. Nasıl yiyorsa artık. Türkiye cezaevlerinin hali bu arkadaşlar işte.
Covid mağdurları bize yoğun bir şekilde başvuruyor ve covid yasasının çıkması gerektiğini söylüyorlar. Çok yoğun bir başvuru var. Sayfalarca başvuru alıyoruz. Basın toplantılarımızda gündem ediyoruz. Gerçekten covid döneminde bir eşitsizlik yapıldı. “Senin cezan onanmamış kardeşim.” diyor. “Kardeşim ya ne bileyim benim cezam onanmamış. Benim dava daha önceden başladı. Hakim savsakladı diyelim. Suç sanıkta mı? Sonradan bir şekilde dosya kapatılmış, “Ne yapalım kardeşim dosyan önceden açıktı.” mahpusun mu suçu bu ? Allah aşkına düzeltin şunu, bir eşitlik getirin. Herkes de biliyor ama kimsenin umrunda değil. Aileler yıkılıyor, insanlar perişan oluyor. Gencecik insanların hayatı kararıyor. Kimsenin umrunda değil. Covid mağdurları perişan durumda.
Ercan Erkuş, Ankara Sincan 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde psikolojik baskı ve şiddete maruz kalıyor. Tüm haklarına müdahale ediliyor.
Bakın biz mahpusların haklarını savunduğumuz gibi, infaz koruma memurlarının da haklarını savunuyoruz. Erzurum, 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden infaz koruma memuru arkadaşlarımız bana başvurdu. Ağır bir şekilde yönetimden mobbing görüyorlarmış. Bu konuyu da Adalet Bakanlığı’na iletiyorum. Soru önergesiyle de iletiyorum. Sayın Müdür, ağır başvurular aldım. Buradan Erzurum 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi Müdüriyetine seslenmiş olayım. Çok şikayet var hakkınızda. Bakanlığa da memurların şikayetini iletiyorum. Bunu da bilin. Kimse kimseye zorbalık yapamaz. Ne memur mahpusa ne müdür infaz koruma memuruna. Biz insan hakları savunucularıyız ve hakkı hakikati savunuruz. Bunu da böyle söyleyelim arkadaşlar. Tüm infaz koruma memuru arkadaşlarımız bilsin. Zaten cezaevlerine gittiğimde onların o çok zor durumlarını görüyorum. Özlük hakları noktasında güvenlik sınıfına geçemedikleri için maaşları çok azalmış durumda. Hakikaten çok mağdur olmuş durumda infaz koruma memuru arkadaşlar. Bir de bunun üstüne mobbing, bir de sıkıntılı bir ortam. Gerçekten öncekine göre çok zor durumdalar.
Eğitim politikasında özel eğitimin yeri tartışılmaz. Dün de Engelli Bireylerin Sorunlarını Araştırma Komisyonunda söyledik. 33.700 özel eğitim öğretmeni ihtiyacı var arkadaşlar. Biz şimdi komisyonuz. Bakın onlarca toplantı yaptık. Bu toplantıları yapıyorsun. Ya toplantı yapmakla mesele çözülmüyor arkadaşlar. Şimdi ağır engelli bir çocuğa nitelikli bir öğretmen vermezsen o iyi bir şekilde o çocukla ilgilenmezse, o çocuk eğitilemiyor. Niteliksiz öğretmenler veya az sayıdaki öğretmen verirsen çocuğun başına dün komisyonda da aynısını konuştuk. 7 yıl çocuk bir kuruma gidiyor, rehabilitasyon kurumuna. Efendim çocuk ilk gittiğinde de ayakkabı bağcığını iliklemeyi başaramıyor. 7 yıl sonra da başaramıyor. O zaman bu eğitimin anlamı ne kardeşim? Demek ki eğiticinin vasfı iyi değil. Eğiticinin eğitilmesi lazım. Eğiticinin sayısının artması lazım. Böyle uyduruk bir şekilde bir eğitim verilmemeli. Nitelikli, vasıflı, diplomalı özel eğitim öğretmenleri onun eğitimini vermeli. 33.700 ihtiyaç var. En azından şu anda bir 4500 özel eğitim öğretmeni hızlıca alınması lazım. Komisyon olarak da bu konuda önerimiz olacak sanırım. En azından ben bu konuda bir öneri sunacağım meclise.
Erdal Serhat Minisker Muğla Dalaman Kapalı Cezaevi’nde kalmakta. “Eşim daha ceza almadan 2023 Nisan’da alındı. 9 ay tutuklu kaldı. Evlendik, şehir değişti. İkimiz de çalışıyor. Yeni hayata başlamıştık. Tutuklu kaldı. Dosyayı, her şeyi yoluna koyduktan sonra 5 yıl ceza verildi, kesinleşti. Tekrar alındı. Bu hak değişim doğru değil. Tutuklu tutup cezayı kesinleştirdiniz.” diyor. İnsanlar 11. yargı paketinden bir covid indirimi bekliyor.
Halil Oymak; “Covid hakkım alındı.” diyor. Onlarca insan bize başvuruyor arkadaşlar. Biz de sesleri oluyoruz.
“Elazığ Karakoçan’da yaşıyoruz ve hayvanlarımız şap hastalığından dolayı durmadan telef oluyor. Kendimizce aldığımız önlemler ne yazık ki yetmiyor. Hastalık durmadan yayılıyor.” diyorlar. Şap hastalığı korkunç bir şekilde artıyor arkadaşlar.
Atalay Sezen Gaziantep Yavuzeli L Tipi Açık Ceza İnfaz Kurumu’nda kalmakta. “Benim eşim cezaevinde, çocuklarım ve ben çok müşkül durumdayız. Evimiz kira, tek geçim kaynağımız eşim. Onun eline bakıyoruz. Bu durum böyle giderse ailemiz dağılacak. Ben çocuklarımın daha fazla babası kalmasını istemiyorum. Yargı paketi istiyoruz.” diyor.
Diş hekimliği mesleğindeki temel sorunlar. 10 bin yeni alım bekliyor arkadaşlarımız. “Kontenjan düzenlenmeli. Acilen fakülte kontenjanları düşürülmeli. DUS yılda iki kez yapılmalı. Özel sektör standartlarında bir maaş tarifesi belirlenmeli. Diş hekimleri sömürülmemeli. “
Çağdaş İbrahim Yılmaz 2019 yılında olan bir davadan zulme uğramış. “İnfaz düzenlemesi acilen istiyorum.” diyor. Yurdun her tarafından bir infaz düzenlemesi isteği var ama iktidar erteledikçe erteliyor. Umurunda değil, kamuoyundan yükselen çığlıklar iktidarın umurunda değil arkadaşlar ama biz söylemeye devam edeceğiz.
“İlk evim ilk iş yerim kapsamında yer alan ilk evim arsa projesi ile ilgili olarak yaşadığımız güncel sorunları ve talepleri iletiyorlar; burada mağduriyete uğranılmış. 37 ilde 100 bin arsa olarak açıklanmış. Ancak 3 yıllık süreçte tablo beklendiği gibi gelişmemiş. Bazı bölgelerde arsa fiyatları çok artmış ve somut talepleri; tapu teslimleri bir an önce başlamalı ve gecikmeler giderilmeli. Hak sahiplerinin mağduriyeti azaltılmalı. İnşaat sürecinde hak sahiplerinin ödeme gücüne uygun destek programları geliştirilmeli.” diyorlar.
“Maydanoz döner operasyonu kapsamında tutuklanan abim Uğur Demir, 22 Şubat tarihinden beri Buca Kırıklar 2 No’lu F Tipi’nde. Dosya olduğu gibi bekletiliyor. İddianame makul sürede hazırlanmıyor.” Diyor. Düşünün bir şekilde gözaltına alınmışsınız. İddianame bile hazırlanmıyor. Adalete kavuşamıyorsunuz. İddianame 9 aydır düzenlenmemiş. Kimsenin umurunda değil, veryansın edip duruyorlar.
Mardin’de 5 gün önce araba park etmemesi yüzünden çıkan bir tartışma sonucunda Lokman Çetin tarafından silah ile aile fertlerinden dört kişi Muharrem Sercan, Hasan Sercan, Rıfat Sercan, Sedat Sercan vuruluyor. Silah kullanılıyor arkadaşlar. Kasten öldürmeye teşebbüs anlamında bir durum var. Ertesi gün sanıklar serbest bırakılıyor. Kucağında bebeği ile sorgulanan anneyi zindanın dibine aylarca atıyorlar. Tutup insan vuran kişileri ertesi gün serbest bırakıyorlar. Böyle bir sisteme nasıl itiraz edilmez, isyan edilmez arkadaşlar? Şu hale bakın. Ne oldu, ne bitiyor, ne dolap dönüyor.
Sırrı Çoban, Sincan 3 No’lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda sağlık sorunlarından dolayı infaz erteleme istiyor. Göz, kardiyoloji ve psikiyatri muayenesi olması lazım. Engelli raporu da mevcut. Zaten mahkum edildiği ceza mahkemenin haksız yere verdiği bir cezadır diye bir başvuru var. Bu tür şikayetleri varmış.
Ercan Çetin Kandıra, 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilmiş başsavcılık itiraz etmiş. Cezaevlerinde 124 bin fazladan insan var ama insanları cezaevinde tutmak için başsavcılar acayip performans sarf ediyor.
Ali Türk Gölcük Diyaliz Merkezi’ne hizmet alan bir hasta. Şikayetleri var. Ev diyalizi talebinin haksız reddedildiğini söylüyor. Personelin hastalara yönelik sert ve saygısız tutumları var. Doktorun tıbbi uygulama yetersizliği var. Hasta taşıma servisleri amaçlı kullanılıyor.” diyor.
Doğum oranlarının gitgide azaldığı bu dönemde ebelik istihdamının atama dönemlerinde daha da düşürülmesi nüfus artış projelerini olumsuz yönde etkilemekteymiş. Ebeler de atama bekliyorlar. 2024’te 2023’e göre bayağı azalmış. 2085 ebe alınmış. En azından 3000 tane daha alınsın çünkü 2022’de 5000 ebe alınmıştı.
Selahattin Sıcak, Edirne L Tipi Kapalı Cezaevinde kalmakta. 5 çocuk babası, en büyük çocuk 12 yaşında ve 1 yıldan fazladır çocuklar babasını görmüyor. Çok uzak olduğu için en azından Mardin ya da Urfa’ya nakli konusunda bizden istekte bulunuyorlar.
226 gündür süresiz açlık grevinde olan Fikret Akar’ın eşi bize başvurmuş. “Kuyu tipi cezaevindeyiz diyor. Eşimin mahkemesi sürüyor. Daha hükümlü bile değil, bizi bu kuyu tipi kuyuların dibine atmışlar. Eşim artık ölümün eşiğine geldi ama buna Adalet Bakanlığı’nın gönderdiği doktor heyeti ona sevk raporu vermiyor. Eşimin tabirine göre onun bilincinin kaybetmesini bekleyip zorla müdahale etmek istiyorlar. Bolu F Tipi’ne sevkini istiyoruz.” diyor.
Erzurum doğumlu İstanbul Sultanbeyli ilçesinde oturan Serdar Çelik; “Sayın Vekilim öncelikle insan haklarını yaptığınız katkılar için teşekkür ederim.” diyor ve adil yargılanmadığıyla ilgili şikayetleri var ve uzun uzun şikayetinde adil yargılanmadığını söylüyor. “Yargılama esasında Yargıtay’da ben olmadığım bir kişinin sorumlulukları ve fiilleri üzerime yüklendi. Evliyim çocuğum var bu cezada onanırsa ne yapacağım.” diye bize başvurmuş.
Yazar Kazım Güleçyüz’den ne istiyorsunuz kardeşim? Hakkı hakikati söylemeye çalışan bir yazar. Her türlü hesabına engel getiriliyor. X hesabına, YouTube kanalına tüm ifade özgürlüğü gasp edilmeye çalışılıyor. Yazar Kazım Güleçyüz ağır bir şekilde ifade özgürlüğü ihlaline uğruyor. Bunu Adalet Bakanlığı’na söylemiyoruz. Sayın Nacho Sanchez Amor’a söylüyorum. Avrupa Parlamentosu raporuna geçir diyorum çünkü bizim buradakiler zaten kendileri bu ihlali yapmaya çalışıyor. Ne diye onlara söyleyelim? Adam kendisi ihlalci başı. Yukarıdan Türkiye raporlarına girecek şekilde ilgili mercilere aktarıyoruz. Türkiye’de keyfi ve hukuksuz bir şekilde erişim engeli getiriliyor. Sansür çetesi çalışıyor. X hesabına, 2. X hesabına, Facebook hesabına, Youtube hesabına, Instagram hesabına Kazım Güleçyüz’ün erişim engeli getiriliyor. El insaf diyoruz.
KHK zulmü bitmiyor arkadaşlar. Bakın, bir KHK’lı Fatih Aygan bize başvurmuş. Danıştay kararı var. Ne kadar üzücü. Çevre yönetim hizmeti yeterlilik belgesini iptal etmişler. Kendisi 2017’lerde KHK’lı olmuş. KHK’lı olmasının sebebi de trajikomik. Kardeşinin borcunu Bankasya’da ödediği için 100-200 lira bir borcu Bankasya’da ödediği için adamı ihraç ediyorlar. Ardından tüm belgeleri de iptal ediliyor. 2022’ye kadar çevre yönetim hizmeti yeterlik belgesi iptal edilmiyor. Madem “KHK var diyorsun, ya işte KHK’dan dolayı seni bir daha devlette dolaylı da olsa çalıştırmayacağım.” diyorsun. 2023’e kadar belge geçerli. Hemen bir yönetmelik çıkarmışlar, “Efendim onu da iptal edelim. Fatih Aygan her yere başvuruyor, maalesef bakanlık utanmazca diyor ki; “Evet bu belge iptal edilmelidir.” Çevre Şehircilik Bakanlığı bu. Ağaç kökü yesinler demek istiyor. Adamı işinden atmasın. Adamın çevre yönetim hizmeti yeterlik belgesi var. Ya bırak bir ekmek yesin. Yazık günah ama onların derdi ağaç kökü yedirmek. Bakın, Fatih Aygan mücadele vermiş, yıllardır tanıdığım mücadeleci, değerli bir arkadaşımız ve 2017 ve 2021 yıllarında revize ediyorlar. 2022’de yönetmelik çıkarıyorlar ve Danıştay’da yönetmeliğin iptali için dava açmıştım kaybettim.” Diyor. Şu hale bakın.
Arkadaşlar yine yargısız infazlarla ne işler yapılıyor? Bakın biz hep bu medyatik sansasyon ve linç olayına karşı çıktık. Geçtiğimiz günlerde bir aile, böcek ailesi diye biliniyor. Otelde kalırken hayatını kaybetti. Herkes midyeciyle kumpirciye faturayı kesti. Neredeyse midyeci kumpircinin gidip dükkanını taşlayacaklar. Adamlar bir de sabıkalı çıkmış. Herkesin dosyasında bir şey olabilir. Ne oldu ? Adam kasten adam mı öldürmeye çalışmış? Ne oluyor? Demediklerini bırakmadılar, linç edildi bu insanlar tutuklandı, cezaevine atıldı. Bütün itibarları yerle bir edildi. Sonra anladılar ki suçlu midyeci kumpirci değilmiş. Oteldeki böcek ilaçlamasıymış. Pardon! Ne oldu? Midyeci kumpircinin itibarı yerlerde. Tüm midyeciler perişan, oralarda çalışan işçiler perişan. 20 yıllık midyeci Mardinli Şakir Çitirki bize başvurmuş. Diyor ki: “Hijyen standartlarına uygun üretim yapan işletmelerin itibarı zedelenmeden kamuoyunun doğru ve bilimsel bilgilerle aydınlatılması için gerekli inceleme ve bilgilendirme süreçlerinin ivedilikle yürütülmesini talep ediyorum.” diyor. Arkadaşlar siz siz olun bu linç mantığından vazgeçin.
X profili bir şeyi başlattı. Bu da kişisel verilerle ilgili önemli bir tartışmayı başlattı. bu kişinin nereden tweet attığı şudur budur her şeyi ifşa etmeye yönelik bir çalışma başlatıldı. Ya kardeşim kişisel veriler denilen bir şey var. İfade özgürlüğünü kısıtlayıcı davranışlar doğru değil. Birtakım devletlerin talimatları noktasında X platformu hemen harekete geçiyor ve katılma tarihi, hesabın bulunduğu ülke, varsa mavi ya da sarı tık alınan tarih, hesaba bağlanılan tarayıcı. Bazı ülkelerde, çünkü her ülke demokrat değil ki, fişleme için kullanılabiliyor. İnsanların kişisel verileri tehdit altında oluyor.
Avukat Ali Aktaş söylemiş, diyor ki: “Haklarında 17-25 sonrasında herhangi bir şey olmadığı halde Danıştay öncesinde idari yargıdaki polis dosyaları iade edilmişti, lehe sonuçlanmıştı, müvekiller göreve başlamıştı. Sonra Danıştay hemen hepsini bozdu. Polislerin çoğu bunu yaşadı. KHK ile ihraç edilmişlerdi, bir şey yoktu ortalıkta, iade edildiler sonra isim soy isim, baba adı karışıklığı yapılarak başka kişilere ait verilerin garson verisine eklenmesi yapılarak bu vahim yanlışta hala ısrar ediliyor. Baba adı soyadı karışıklıkları da düzeltilmeye ihtiyacı hissedilmiyor arkadaşlar. İşte KHK zulmünün geldiği son nokta burası. KHK zulmünün iyi bir tarafı yoktur çünkü hukuksuzdur. Şuna iyidir, buna kötüdür denmez. KHK zulümdür. KHK anayasayı çiğnemektir. KHK’lar bir zorbalıktır. KHK’lar anayasaya karşıdır, ihlaldir. KHK’lar gidecek tüm mazlumlar kazanacak diyoruz.
Bize gelen cezaevi mektuplarından biraz bahsetmek istiyorum;
Rezzan Şengül, Marmara Kapalı Hapishanesi’den; “ 183 gün süren açlık grevimden sonra tahliye edilmiştim ve iyi değildim, buna rağmen 40 gün sonra tekrar tutukladılar. Tutuklandığım için sağlık hakkım ihlal edildi. Hala kol ve bacaklarımda kasılmalar, yanmalar ve sinir problemleri devam ediyor.” diyor.
Size Türkiye cezaevlerinden bir manzara daha arkadaşlar. Utanç verici. Bu iki çocuğun anne ve babası Yusuf, Melek İpek tutuklu. Çocuklardan birisi küçük olan Melih. 3 yaşında ve verem hastası. Melih 3 yıldır iyileşmiyor ve ben verem doktoruyum, bilirim direnç kazanmış hastalık. Hiçbir ilaç kar etmiyor arkadaşlar. Çok ağır bir durumdur bu. Verem tedavisi çok ağır bir tedavidir arkadaşlar. Aylarca sürer. 6 ay, 9 ay yerine göre veyahut da ilaçlara direnç oluşmuşsa çok ağır ve komplikasyon oluşturan yan etkiler oluşturan ilaçlar alırsınız. Bir sürü sıkıntı yaşanır. Bu küçücük çocuk verem tedavisinde ve onun anne babası cezaevinde. En azından anneyi ev hapsiyle çıkar, yok. Cezaları da bozulmuş. Şu hale bakın arkadaşlar ya. Tutuksuz yargıla, ev hapsiyle yargıla, hasta bir çocuk hastanede, verem tedavisinde. Kimsenin umurunda değil . Şu ülkenin hali bu arkadaşlar.
Murat Dayı, Sincan 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “Cezaevlerine ziyaretler yaptığınızı duyuyorum. Kıymetli vaktinizi beni ziyaret etmek için harcamayın. Sadece tatlı dilinizle çocuklarımın gönlüne dokunun yeter. Bu ülkede garibansanız kendinizi anlatamıyorsunuz.” diyor.
Buğra Baldan, eski kursiyer teğmen, Elazığ 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden bir mektup göndermiş seslendirdim de onu. Mektubunda özetle diyor ki; “İsmimi internetten arattığınızda Kuleli ile Hava Harp Okulunu derece ile ABD’de aldığım uçuş eğitimini ise havacılık tarihinde bir ilki gerçekleştirip 3 ödül alarak birincilikle bitirdiğimi göreceksiniz, şu an suçsuz günahsız cezaevindeyim.” işte ülkedeki vasıflı insanlara reva görülen hal bu arkadaşlar.
Emrah Gündağ, Kocaeli 1 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nden; “Darbe girişimi davasında 9 yıldır adalet mücadelesi veren ama bir türlü sesimizi kimseye duyuramadığım bu günlerde sizin gibi adalet ve hak mağduriyetlerini dile getiren vekillerimizden yardım istiyorum. İlk önce beraat ettik sonra 12 buçuk yıl ceza aldım. Sesimiz olun.” diyor.
Ünsal Canboğa, Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nden; “Emirlere uyan bir astsubayım. Darbeci değilim ama ağırlaştırılmış müebbet cezaya çarptırıldım. Suçsuzum! SGK emekli ikramiyemi geç verdi. OYAK hak edişimi ödemedi. Eşimi açığa almışlardı, lekelendi ve iade edilmesine rağmen terfisi engellendi. Cezaevinde ağır ihlallerle karşı karşıyayız. Mahrem görüş yaptırılmıyor, bu bir manada soykırımdır. Maaşım kesildi, işten atıldım. Hakkımda 3 tane gereksiz yere tazminat davası da açıldı. Nazi Almayasında yapılmayan zulümler yapıldı. Su kotası var, temizliğimizi yapamıyoruz. Görüş ve spor saatleri belirsiz. Dilekçelere geri bildirim olmuyor. Revir için bazen 10 15 gün bekliyoruz. Hastane sevki çok sorunlu. Çift kelepçe ile hastaneye götürülüyoruz. Tuvalette bile kelepçemiz açılmıyor.” Ünsal Canboğa, Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde.
Hasan Övez, Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “Dünyaya gelmeden önce babam hayatını kaybetmişti. Baba nedir bilmedim. Çok zorluklarla büyüdüm ve sonunda uzman çavuş olarak TSK’ya girdim. 15 Temmuz gecesi neye uğradığımızı şaşırdık ve tek kurşun sıkmamama rağmen ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırıldım. Toptancı zihniyetten dolayı mahkeme başkanı ve heyeti zaten bizi dinlemedi, görmedi bile. Sesimiz olun, bizi anlayın. Davamızı anlatın. Keşke sizi görebilsem, anlatsam…”. İşte hal bu arkadaşlar.
Halis Bayancuk, sabaha karşı evi basılıp, eli kanlı bir katil gibi götürüldü. Daha sonra, “Ya pardon” denildi, “Aradığımız meselenin zanlısı sen değilmişsin, bırakıyoruz.” ya kardeşim, bir insanın evine insan gibi girmeyi bilmiyor musunuz ya? Allah aşkına illa sabahın 04.00’ında kapı kırarak mı gireceksiniz? Bir kapıyı çalın. Bir ailenin evine bir insan gibi girin ya. İçişleri Bakanı özellikle mi bunu yapıyorsun ya? 3 gün sonra “pardon hiçbir şey yokmuş seni bırakıyoruz.” şu hale bakın. Biz kim olursa olsun zalime karşı ve kim olursa olsun mazlumdan yanayız. Kime yapılırsa yapılsın. En sağdan en sola kadar. Tüm devlet adına yapılan zorbalıkların karşısındayım arkadaşlar. Ne diyorlar? “Susma, sustukça sıra sana gelecek.” Bunu yapan polis memuru da bir gün bakarsınız işinden ihraç edilir evine baskın yapılır aynı muamele kendisine yapılır. Türkiye’de insan haklarını anlamak kolay iş değildir. İlla başınıza bir musibet gelince anlarsınız. Ya musibet gelmeden anlayın ya! Zor bir şey değil arkadaşlar. İnsan hakları değerli bir şeydir. Onun altını çizmiş olayım.
Eren Odabaş, Tele 1’de çalışan, kanser hastası, genç bir insan. Eren Odabaş’ı kayyım işten çıkarmış. Ya Allah’tan kork kayyım! Zaten bir yere kayyım atıyorsunuz, kayyım orada gariban, hasta, mağdur kim varsa işten çıkarıyor. Çıkardığın insan, gencecik yaşta çocuğu olan, zor durumda bir insan kanser hastası ayıptır ya. Hiç mi insanlık kalmadı? Hiç mi vicdanınız kalmadı diyorum size ya. Eren Odabaş bu halini gündem etmiş. Diyor ki: “Hakkımı arıyorum.” haklı hakikaten uğradığı bir zulümdür. Genç yaşta zaten sıkıntılı bir hastalığı var. Çoluk çocuğu var. İşsiz güçsüz bırakıyor. Bu kayyımların zulmü arşa çıktı arkadaşlar.
Urfa’da, özel engelli bakım merkezindeki yangında bir çocuk hayatını kaybetmiş. Bakın kimsenin umurunda değil. Ya bunlar çok önemli olaylar aslında. Burada nasıl bir yangın çıkıyor, nasıl bir sorumsuzluk, nasıl bir tedbirsizlik var? Bunu anlamak mümkün değil. Bununla ilgili haberleri de toparlayacağız ve olayı araştıracağız. Bir soru önergesi vereceğiz arkadaşlar. Engelli Bireyleri Komisyonu’nda da bunu gündem edeceğiz.
Biz gidip açıklama yapmıştık. Yılport’a ait Rota Limanı var Kocaeli’de, Körfez’de. Büyük paralar kazanıyor adam sahili gasp etmiş ya. “Daha da gasp edeyim. Denizi sahili de şöyle bir bütün her şeyiyle ele geçireyim bir de denize doğru 500 metre çıkıntı yapayım. “Yap aslanım hadi bakalım daha çok para kazan bakalım.” sonra o paralar da ne oluyorsa üleşiliyor mu ne oluyor bilmiyoruz. Böyle çevreyi katletecek projelere habire onay veriyorlar. Biz bu ÇED raporlarına karşıyız arkadaşlar. Kocaeli’nin artık burasına geldi. Denizimiz felaket. Her taraf gemi dolmuş durumda. Topraklarımız felaket, her taraf tır dolmuş durumda. Her gün ama her gün tırlar arabaları biçiyor. 1-2-3-5 insan ölüyor. Hava kirliliği had safhada. İnanılmaz bir hava kirliliği yaşanıyor şu anda Kocaeli’de ve halen habire ÇED raporları, fabrikalar. Ya gözünüz doysun kardeşim ya. Gözünüz doysun gerçekten.
























Yorumlar