26 Mart 2025

Ömer Faruk Gergerlioğlu: “Ramazan ayındayız ve bu gece Kadir gecesi. Kur’an’ın indirilmeye başlandığı tüm Müslümanlara rahmet olan bu ayda tüm insanlığın hidayete çağrıldığı bu ayda bu gece son derece önemli.

Kur’an’ın aydınlığıyla, ışığıyla, güzelliğiyle tüm insanlara haktan, hukuktan, adaletten ayrılmamayı hatırlatan bu geceyi en iyi bir şekilde idrak etmemiz gerektiği bireysel ve toplumsal sorunlarımıza en adil, eşitlikçi ve hakkaniyetli çözümler bulmamız gerektiğini, hatırlamamız gereken bir gece olduğunu hatırlatarak başlıyorum. Tüm insanlık için mübarek olsun diyorum.

Sayın İmamoğlu’nun gözaltına alınıp ardından tutuklanmasıyla başlayan hukuksuzluk sürecine kamuoyu isyan ediyor, itiraz ediyor ve halen ülkenin birçok yerinde insanlar itiraz etmeye devam ediyor. Özellikle üniversite gençleri ülkeden umudunu kesmek istemeyen, umutlu bir gelecek isteyen, yarınlarını demokratik bir ülkede geçirmek isteyen gençler bu gidişata itiraz ediyor. Bağımsız bir şekilde, etkili bir şekilde itiraz ediyor, haklılar.

Bu ülke bunu hak etmiyor. Böyle ayak oyunlarını hak etmiyor. Ne dün bir başkasına yapıldığı zaman hak ediyordu. Sayın Erdoğan’a bundan 30 yıl önce yapılanları hatırlatıyorum. O zaman da hak etmiyordu. Yargı kumpası şeklinde birtakım güçlerin iktidarları belirlemeye çalıştığı günlerde de hak etmiyordu.

Şimdi de Sayın İmamoğlu’na yönelik bu yargı kumpasını hiçbir şekilde bu ülke hak etmiyor. Bu ülkede en dinamik güç olan gençler bu duruma itiraz ediyor ve hepimizden önce ilk sıraya geçiyorlar. Orta yaşlılardan, ileri yaşlılardan, herkesten öne geçiyor ve itirazlarını dile getiriyorlar. Toplumun dinamosu oluyorlar. Bu da son derece önemli. Bunu da iyi bir şekilde değerlendirmek ve toplumdaki hakkaniyet üzere olan değişim isteğini görmek gerekiyor.

Yine önümüzde önemli hak ihlalleri var. Bunları söylememiz lazım. Bu ülkede cezaevleri ağzına kadar dolmuş durumda. Onlarca insan haksızlık, hukuksuzluk nedeniyle açlık grevleri yapıyor. Bakın, onlardan birisi Buca Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde Mulla Zincir 13 Kasım 2024’ten beri açlık grevinde. Az bir süre değil. 13 Kasım 2024’ten beri süresiz açlık grevinde hücrede kalmakta eriyen bedeniyle adalete aç bir şekilde çok büyük rahatsızlıklar yaşamakta. 

Ülkede bir taraftan bir yargı kumpasıyla cezaevine atılan bir  belediye başkanı ki milyonlarca kişinin oyunu almış bir kişi öte taraftan da cezaevlerinde kötü koşullardan, haksız, hukuksuz uygulamalardan dolayı açlık grevine girmiş bir sürü kişi. Evet, Türkiye’nin 21. yüzyıldaki maalesef manzarası bu işte.

Başka ihlaller de var. Bakın mesela Marmara Açık Cezaevi, tahta kurularıyla dolu. Düşünün, insanlık dışı bir ortam. İnfaz koruma memurlarının muamelelerinden çok şikayet var ve cezaevi yönetiminin bütün bunlara karşı duyarsız bir yönetimi mevzubahis. İnsanlar inim inim inliyor. Cezaevleri ağzına kadar doldurulmuş durumda ve önceki  günlerdeki  gözaltılar ve ardından gelen tutuklamalarla  her taraf ağzına kadar dolmuş durumda. Her muhalifi fırsat bu fırsat diye tutuklayan bir iktidar var karşımızda. Zaten cezaevleri ağzına kadar doluydu artık istifleyerek insanları şu anda cezaevine koyuyorlar arkadaşlar. Bunu söyleyelim. Çığırından çıkmış bir hal. İşte cezaevlerinin durumunu yansıtıyoruz. Bununla da yetinmiyorlar. Onlarca yüzlerce kişiyi tekrar dün gece cezaevlerine attılar.

Ramazan Aktaş, Burdur E Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde rahatsızlandı ve yoğun bakıma kaldırıldı. Ramazan Aktaş, Isparta Süleyman Demirel Tıp Fakültesi ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. İyileşmeden tekrar cezaevine gönderildi. İşlemler için tekrar cezaevinden hastaneye gönderildi. Nir mahpusu hastanede tutun yani. Habire, hastane, cezaevi. Pankreas kanseri evre dört olmuş zayıflayan, perişan durumdaki bir insan doğru düzgün bir şekilde hastaneye yatırılmıyor. Hastane cezaevi, hastane cezaevi git gel yaptırılıp duruyor. İşte hasta mahpusların durumu bu. İleri derecede kanser olan bir hastanın şu an için yaşadığı bu. Umarım bir an evvel infaz erteleme alsın.

Yine Burdur Yüksek Güvenlikli Cezaevi Adem Destan. Kendisi bir siyasi mahpus, adli mahpuslarla aynı yerde tutuluyor ve adli mahpuslarla sorun yaşıyor. Havalandırmada farklı grupların bir arada bulunmaması lazım. Fakat bulunuyorlarmış. Bunu da anlamak mümkün değil. Bu konuda da önemli sorunlar yaşanıyor. Daha da fazlası yaşanabilecek gibi duruyor.

İbrahim Halil Bozkurt, Şubat ayında Şanlıurfa 2 No’lu T Tipi Cezaevi’nden Erzincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne aniden sürgün gönderilmiş. Psikolojik sağlığı iyi olmadığı için Yüksek Güvenlikli Cezaevinde kalmaya elverişli olmadığını söylüyor yakınları. Bir an önce tedavi görmesi gerekir. Çoklu koğuşa alınması gerekiyor. Bunu da hatırlatalım.

Marmara 5 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunmakta olan Faysal Özdaş isimli kişinin ilaçları geç teslim edilmekte ve verildiğinde de doğru ilaçlar verilmemekte. Şeker, kalp, tansiyon, damar tıkanıklığı gibi birçok hastalığı var fakat ilaç stokta yok gibi söylemler ile ilaç temini yapılamamakta.

Abdurrahman Taşçı, Manisa, Akhisar T Tipi Cezaevi’nde hafızasını yitirmiş, hayali şeyler, akla mantığa sığmayacak şeyler söylüyor. Kafasına bir şeyler yerleştirdiklerini ve çok sesler çıktığını, bu durumda da çok rahatsız olduğunu. Hastanede tedavi edilmesi gerektiğini söylüyoruz.

Bütün bunların yaşandığı, bu sorunların yaşandığı cezaevleri bakanı, Adalet Bakanı Sayın Yılmaz Tunç geçtiğimiz günlerde bir cümle sarf etmişti. “AİHM kararlarını en çok biz uyguluyoruz.” demişti spesifik bir konuyu herkes incelemediği için herkeste “Herhalde Sayın Bakan doğru söylüyordur.” diye düşündü ama bilimsel araştırma yapan araştırmacılar bu konuyu enine boyuna araştırdılar ve Sayın Bakan’ın doğru söylemediğini tespit ettiler.

Bakın Sayın Kerem Altıparmak Türkiye’nin öncü davaları uygulamada 47 devlet arasında sondan 8. yani 39. Olduğunu grafiklerle ispatladı. Sayın Bakan Yılmaz Tunç bu ne haldir? “Bakın AİHM kararlarını en çok biz uyguluyoruz. Birinci sıradayız.” demiştin tablo ortada. Bakın şu tabloda sondan 8. sırada bakın şu gösterdiğimiz yerde Türkiye şurada olması gerekiyor. Sayın Bakan’a göre şurada olması gerekiyor. Bunlar bilimsel tablolar.

Sayın Bakan Yılmaz Tunç niye kafadan atıyorsun? Karşında bu spesifik bilgiyi bilmeyen insanlar olduğu için çok rahatsın tabi. Bürokratlarım mı seni yanılttı, sen mi öyle atıyorsun, bilmiyoruz. Bakın şurada olduğunu söylüyorsun ilk sırada, “AİHM kararlarını müthiş uyguluyoruz.” Diyorsun ama bilimsel tablolar öyle söylemiyor, bak şurada sondan 8. sırada. 47 ülke arasında. Bir de kalkıp insanları yanıltıyorlar arkadaşlar ya. Şu hale bakın.

Bakın mahpuslar 2025 yılı için bize takvim yollamışlar. Eli de iyi kalem tutan, güzel karikatürler çizen bir mahpus. Cezaevlerindeki durumu 2025 takvimiyle bize anlatmış. Bakın o takvimde neler var; “Tecrit sorunu en başta.” diyor. Şurada bir yetkili var. Yetkili diyor ki: “Kuyu tipi hapishanelerden sonra. Morg tipi hapishanelere başlayacağız.” diyor. Böyle bir ironi yapıyor. Hücreleri çizmiş. Bakın siz de görmemişsinizdir. Hücreler ufacık bir yer, 4-5 metre karelik bir yer, gayri insani bir yer. Buraları çizmiş. Bütün haklarınızın alındığı, sizin yalnız bırakıldığınız bir yerdir o hücreler. “Bu kuyu tipi hapishanelerde bazen sıkışırsınız, tuvalete gidemezsiniz. Bazen sıcaktan eriyecek kadar bunalırsınız. Bazen kalp sıkıntısı yaşarsınız, sizi duyan olmaz gibi bu karikatürlerle bunları açıklamaya çalışmış. Kitap yasaklarından bahsetmiş, verilmeyen dergilerden bahsetmiş, bütün bunları tarihe not düşecek karikatürlerle anlatmış. İnsanların mektuplarına nasıl el konulduğunu, anlatmış yazılan mektuplara nasıl uyduruk gerekçelerle el konulduğunu anlatmış. Tekli ringlerde bakın insanların nasıl zor bir şekilde çok kötü ortamlarda hastaneye sevk edildiğini karikatürlerle anlatmış.

“Mektup gönderseniz adeta kaplumbağanın sırtına yüklüyorsunuz mektubu. O kadar geç gidiyor” anlamında karikatürler çizmiş. İnsanların nasıl yoğun bir şekilde kameralarla izlendiği, insanların nasıl çamaşırlarını bile asma konusunda büyük sorunlar yaşadığını karikatürlerle anlatmış. Bunlar gerçekten sonraki yıllarda Türkiye’de 2025 yılında kuyu tipi hapishanelerde neler yaşandığına dair çok çarpıcı karikatürler, çok çarpıcı anlatımlar. Hepsini inceledim ve oldukça önemli, nitelikli eleştiriler, zekice ironiler olduğunu gördüm ve bu halin, Türkiye’de bu kuyu tipi hapishanelerdeki bu halin artık gülünç ve trajik bir hale geldiğini buradan sizlere ifade etmiş olayım.

Arkadaşlar Türkiye’de her geçen gün aileler hapishanelere giriyor güya aile yılı ama aile boyu insanlar hapishanelere giriyor veyahut da aileleri perişan edecek şekilde anneler bebekler hapishanelerde aylardır hapishanede olan burada da yoğun bir şekilde gündeme getirdiğimiz Emine Güçlüer bebeğiyle birlikte geçtiğimiz günlerde cezaevinden çıkarıldı. İki çocuk annesiydi. Bebeğiyle aylardır cezaevindeydi tutuklu olduğu halde ufacık bebeğiyle çok zor günler yaşadı cezaevinde tutuksuz yargılanabilirdi. Ev hapsiyle yargılanabilirdi. Acımasız bir şekilde tutuklu yargılamayı tercih ettiler. Sadece anneyi değil bebeği de cezalandırmış oldular. Bunu da biz Türkiye Hapishane tarihi izlenimlerine geçirmiş olalım.

Birçok mektup alıyoruz. Sevcan Akdoğan Marmara Cezaevi’nden bize yazmış. O kuyuların dibinden yazmış. Diyor ki: “Ben 13 yaşında avukat olmanın hayalini kurmuştum. Şimdi İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisiyim. Sanıyordum ki cübbemizi giyince adalet mücadelesi verebileceğiz. Adalet saraylarında adalet sağlayabileceğiz. Ancak savcılığa, sulh ceza hakimliğine, mahkemeye her çıkışımda karşılaştığım tablo beni hayalini kurduğum meslekten soğuttu.” diyor. Düşünün bir hukuk öğrencisi cezaevinden yazdığı mektupta bize bunları anlatıyor. İşte Türkiye’nin maalesef sürüklenmek istediği geleceği bu arkadaşlar. Herkes bunu bilsin.

Öğrencileri gözaltına almakla kalmıyorlar. Gözaltına alırken bir de böyle burunlarını sürtmek amacıyla, zulmetmek amacıyla çıplak arama yapıyorlar. Bunu da söyleyelim. Türkiye’de bunu Özlem Zengin aylardır, yıllardır inkar etmeye çalışır ama son gözaltılarda bile yoğun bir çıplak arama şikayeti aldık. Utanmadan bunu reddediyorlar. İnsanların onuruyla, haya duygularıyla oynanıyor ve burunları sürtülmeye çalışılıyor. Bu onursuzluğu kabul etmeyince de bir ton darp ediliyorlar, dayak yiyorlar. Bunlar bilerek yapılıyor ve halen de hiç utanmadan bu mecliste çıplak aramayı reddeden vekiller var. Çok üzücü. Halktan ne kadar uzak, kopuk olduklarını net bir şekilde gösteriyorlar. Hal bu işte arkadaşlar. Bakın onlardan birisi, protestocu genci 7 polis birden dövdü diyor. Bir polis yetmiyor, 7polis birden yükleniyor öğrencinin üstüne.

Bakın size bir başka belge göstereyim. Türkiye’deki hukuksuzluklara dair bir belge. Bize bir vatandaş gönderdi. KHK ile ihraç edilmiş bir vatandaş. Biruni üniversitesi estetik ve kozmetik uygulamaları sertifikalı eğitim programına katılmak istemiş. Bir eğitim programına katılacak vatandaş. Zaten fiyatlar çok yüksekmiş. Bir de “Sen KHK ile memuriyetten ihraç edildin herhangi bir kursa da katılamazsın.” şeklinde şu kırmızı yazı karşısına çıkmış ve kursa katılamamış. Düşünün insanları nasıl çaresiz bırakıyorlar. “Aç susuz kal seni işinden attık başka bir iş de öğrenme senin canına okuyacağız seni imha edeceğiz.” demek istiyorlar. İşte bir soykırım belgesi daha Türkiye siyasi soykırım tarihinin bir belgesi olarak elimizde duruyor.

İsmet Aslan DİSK Sosyal İş sendika üyesi bir sendikacı olarak 7 Ekim’den beri tutukluydu bugün duruşması yapıldı ve serbest bırakıldı. Bunu da gündem etmiş olalım değerli arkadaşlar.

Sağlık sistemindeki problemler yoğun bir şekilde yaşanıyor. Odyometrist arkadaşlarımız bize başvuruyorlar. Sağlık sisteminde işini bilen ortopedi teknikerleri bize son zamanlarda bu hafta içinde iki önemli grup başvuru yaptı. Ortopedi teknikerleri, odyometri teknikerleri ve artık Sağlık Bakanlığı’na bu kardeşlerimizi bekletme bunları işe al o kadar süredir işsizler olacak iş değil diyoruz.

Belki çok kimse umursamıyor ama bakın şu küçük kız çocuğuyla ilgili bir bilgi vereceğim size. Bu gördüğünüz kız çocuğu şu an yaşamıyor. 6 yaşındaki Suriyeli Fatma komşusu tarafından tecavüze uğradıktan sonra vahşice öldürüldü. Cani, küçük kızın cesedini parçaladıktan sonra toprağa gömdü. Fatma’nın babası İbrahim El-Muhammed, kızının cesedini parçalanmış halde buldu. Cinayet ile ilgili başlatılan soruşturma kapsamında 50 yaşındaki fail tutuklanarak cezaevine yollandı. Fatma, Suriyeli olduğu için bu cani konuşulmadı, haber yapılmadı. Üç maymunu oynayan insanlığa bu fotoğrafı sunuyorum ve bu kız çocuğunu unutmanın hiçbir mazereti olmadığını hatırlatıyorum. Bu duyarsızlığı, bu vicdansızlığı da kınıyorum. Bu toplumda bu alçaklığı yapan, bu vicdansızlığı yapan bir katil ve buna duyarsız kalan insanlar var maalesef.

Her hafta gündeme getirmeye çalıştığımız, öneminden dolayı gündeme getirmeye çalıştığımız. Çok önemli hak ihlalleri herkes unuttu ama biz unutmuyoruz!

Belli bir kredi alma karşılığında Suudi Arabistan konsolosluğunda öldürülmüş olan Cemal Kaşıkçı’nın durumu! Dosyası Cumhurbaşkanı’nın o kadar  atıp tutmasından sonra Suudi Arabistan  Büyükelçiliği’ne verildi. Dosya kapatıldı ama bizim nezdimizde vicdanlar nezdinde dosya kapatılmadı. Bu olayı hatırlatmaya devam ediyoruz.

Osman Kavala haksız hukuksuz bir şekilde Gezi gözaltı ve tutuklamaların yapıldığı bugünlerde o günde haksız ve hukuksuz bir şekilde takibe alınıp daha sonrasında yıllar sonra tutuklanan Osman Kavala’nın durumu belki çok kişi tarafından unutuldu ama biz hatırlatmaya devam ediyoruz.

Şerif Mesutoğlu işlemediği bir cinayetin faili olarak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasında belki çok kişi unuttu ama biz unutmuyor ve onu her hafta hatırlatıyoruz.

Selçuk Kozağaçlı Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı vatandaşlar için idealistçe uğraş verdiği birçok konu sonrasında birtakım gerekçeler ileri sürülerek tutuklanıp yargılandı ve acımasız cezalara çarptırıldı, cezaevlerinde ama bu nitelikli hukukçuyu hiçbir zaman için unutmadık, unutmayacağız.

Sevinç Çakır neredeyse bir yıl oldu Adalet Bakanlığı’nın önünde, Ramazan günlerinde Adalet Bakanlığı önünde iftar açmaya çalıştı, ona bile izin vermediler. Sesini duyurmaya çalışan bir anne, oğlu Diyarbakır Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde Murat Çakır, gencecik, suçsuz, günahsız bir insan ve o annede bir yıla yakındır Adalet Bakanlığı’nın önünde “Oğlum suçsuz, günahsız, oğlum için bir çözüm bulunsun.” diye haykırıyor. Onun yanındayız.

Gabonlu Dina zulmen katledildi ve faili olarak gösterilen kişi de serbest kaldı ve sonuçta Gabonlu Dina için adalet gelmedi.

Yusuf Bilge Tunç 6 Ağustos 2019’da kaybedildi. Korkunç bir cinayete kurban edildi belli ki ve sonuçta bu konunun da üstü örtülmeye çalışıldı ama biz bu acımasız kaçırılmayı ve cinayeti hiçbir zaman için unutmadık, unutmayacağız. Tüm yetkililerden Yusuf Bilge Tunç hakkında bilgi istemeye devam edeceğiz. Faili meçhul diye bu dosyanın kapatılmasına müsaade etmeyeceğiz. İnsanların suçu, günahı varsa mahkemede yargılanıp cezalandırılır. Bir şekilde kaçırılıp bir yerlerde kaybedilmez. Bunu tüm Türkiye idarecilerine tekrar söylüyorum. Kimseye bunu unutturamazsınız. Hatırlatmaya devam edeceğiz diyoruz.

Zorla kaybedilip kaçırılan iki kişinin fotoğraflarını sergiliyorum. Onlar da zorla kaybedilip kaçırılmıştı. Allah’tan Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde ortaya çıktılar. Birisi 6 ay sonra, birisi 9 ay sonra ve doğru düzgün bir açıklama yapılmadan cezaevine atıldılar. Türkiye böyle olayların yaşandığı bir ülke maalesef.

Gülistan Doku 3 yılı geçti. Yıllardır kendisinden bir haber alınamıyor. “En azından cenazesi bulunsun.” diyor yakınları. O konuda da hiçbir haber yok.

Hürmüz Diril zorla kaybedilip kaçırılan insanlardan birisi. Eşi Şimoni Diril’in  cesedi bulunduktan sonra kendisinin cesedi bile bulunmadı. Ailesi halen onu aramakla meşgul korkunç bir cinayete kurban edildiği ve hakkında adil bir yargılama yapılmadığını düşünüyoruz.”

Yorumlar