27 Şubat 2025
Ömer Faruk Gergerlioğlu: 27 Şubat 2025 bugün İstanbul’da önemli bir açıklama yapılacak. İmralı heyeti bu sefer 2 kişi değil 7 kişi olarak İmralı ziyaretini yapacak ve ardından önemli bir açıklama yapılacak. Milletvekillerimiz ile birlikte inşallah orada olacağız ve bu açıklama ile ülkeye huzur ve barışın gelmesinin yolu inşallah açılır diyoruz.
Türkiye’de Kürt sorunu silahla, çatışmayla, kanla, gözyaşıyla çözülmedi. Yıllardır bu böyle! Bir şekilde uzlaşma, barışma, konuşma, diyalog yolu açılmalı. Bunun hakkaniyetli bir şekilde olması gerekiyor. Gerçekten artık bu meselenin silahla olmaması gerektiği de ortada. Silahla değil demokratik siyasetle bu meselenin çözülmesi de önemli bir mesele olarak görünüyor.
Türkiye’de meselelerin çözüm yeri içinde bulunduğumuz Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Sorunlar vardır. Çatışmalar, kavgalar, gürültüler olmuştur. Bunlar bir sonuçtur neden değildir. Meseleler çözülmediği için kavga çıkmıştır. Çatışma, savaş çıkmıştır ve bunun çözüm yeri de yine meclistir. Oturmamız, konuşmamız ve meselelere çözüm bulmamız gerekiyor. Bu ülkenin 85 milyonluk evladı bugün İmralı’dan gelecek bir çözüm cümlesini beklemekte ve bu konuda herkes umarım adım atmaya da hazırdır. Bu önemli süreci hepimizin desteklemesi gerekiyor artık yorulduk. İnsanların ölmesinden mal, can kaybından moral kaybından tüm millet yoruldu ve bir şekilde çözümü bulmak zorundayız değerli arkadaşlar. O yüzden bugünkü İstanbul’daki açıklama son derece önemli olacak. 7 kişilik heyetin İmralı ziyareti sonrasında da bu açıklamanın önemine herkes inanıyor. Türkiye kamuoyu inanıyor ve bu açıklamayı milyonlar takip edecek. Diyarbakır’da ve Van’da açık hava alanlarında bu açıklama canlı yayında ve diğer insanlar da evlerinde iş yerlerinde bu açıklamayı merakla takip edecekler önemsiyoruz. İnşallah çözümün yolu açılır diyoruz.
Her gün soruşturma, her gün kayyım arkadaşlar. Bu kez de dün sabah uyandık Beykoz Belediye Başkanı’na bir soruşturma açılmış ve Beykoz Belediyesi’nde bir arama yapılmış. Beykoz Belediye Başkanı Alaaddin Köseler’in de arasında bulunduğu 21 kişi gözaltına alınmış. Artık her sabaha böyle başlıyoruz.
Türkiye’de Maydanoz Döner’e de biliyorsunuz operasyon yapıldı Dönerciye, kebapçıya, sakatatçıya, ciğerciye de kayyım atanmaya başlandı ve insanlar aç susuz bırakılmak isteniyor çünkü bir şekilde insanlar hayata tutunmaya çalıştığı anda bir şekilde suçlanarak onlar “terörist” ilan ediliyor, kayyım atanıyor. Bu belediye oluyor, bir iş yeri oluyor değişmiyor. Bu sefer de Maydanoz Döner’e kayyım atandı ve bu da bitmiyor.
Şimdi istatistiklere bakıyoruz arkadaşlar. Bakın Türkiye’deki soruşturma ve dava açma ile ilgili istatistiklere baktık. Son 9 yıldaki istatistiklerde bakın dehşet verici bir sayıyla karşı karşıya kalıyoruz. Cumhuriyet Başsavcılıkları’nın son 9 yıllık çalışma trendi incelendiğinde gelen dosya sayısında artış olduğu gözlenmekte. 2015 yılında Cumhuriyet Başsavcılıkları’na gelen dosya sayısı geçen yıldan devir ve yıl içinde gelen toplam dosya sayısı 7.183.711 iken %54’lük artış oranı ile 2023 yılında 11.109.462 olmuş. Yani 11 milyonu geçen soruşturma sayısı var Türkiye’de son 9 yılda. Soruşturması olmayan insan yok neredeyse. Düşünün çocukları, yaşlıları çıkarın. Neredeyse 4-5 kişiden biri soruşturma altında arkadaşlar. Memleketin Rrakamları bu bakın. Ya ne kadar suçlu bir milletmişiz ya! Ne kadar şüpheli bir milletmişiz! 11 milyon son 9 yılda Soruşturma dosyası açılmış. El insaf ya. Vallahi bunlar dünya rekorları sayıları. Böyle olunca her yere kayyım atarsınız belediyeye atarsınız dönerciye atarsınız, kebapçıya atarsınız, anahtarcıya atarsınız, fabrikaya atarsınız, her yere kayyım atarsınız! İnsanları bir şüphe ile suçlu ilan edersiniz. Hakkında kesinleşmiş bir karar bile değil. Bir karar bile yok bakın. Bir soruşturma var bütün mallarına el koyuyorsunuz. Düşünün 11 milyonu aşkın soruşturmanın bir kısmı da böyle. Sadece soruşturma illa kalınmıyor. Yıllarca elde ettiğiniz tüm mala ve paraya da çökülüveriliyor. O mal da gidiveriyor. Böyle bir şey olabilir mi ya? Ama memleket böyle bir yer arkadaşlar gördüğünüz gibi Sayılar ortada istatistikler Ortada gösteriyorum size.
Bakın ceza mahkemelerinin son 9 yıllık çalışma trendine de bakılmış. 2015 yılında ceza mahkemelerine gelen dosya sayısı 2023 ile birlikte 3.386.190 olmuş. Onun da grafikleri ortada. Yani Adliyeler arı kovanına dönmüş. İnsanlar böyle adliyelerden çıkamaz olmuş. Mallarına mülklerine el konulur bir halde.
“Bandırma M Tipi Kapalı Cezaevi’nde sıcak su haftada sadece 2 gün o da 2-2.5 saat gelmekte. Kadın koğuşları da bu cezaevinde bulunmakta ve temizlik sorunu ortaya çıkmakta. 100 metre mesafede bulunan T1 cezaevinde her gün 8 saate yakın su verilebiliyorken komşu cezaevi özellikle kadınlar mağdur olmakta.” deniliyor.
İbrahim Temel İzmir Buca Kırıklar 2 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde darp ile karşılaşmış. “Elazığ T Tipi Cezaevi’nde bulunduğu dönemde darp, tecrit birçok sorunla karşılaştı. Şu an Buca 2 No’lu F Tipi cezaevinde kalıyor. Aldığı darbelerden dolayı sağlık sorunları yaşıyor. 30’dan fazla 9/3 mahkum tahliye edildi. Ben de başvurdum. Harç parasını müdür bakiyemden düşürmediği için sorun yaşıyorum.” dedi.
Van Cezaevi’nde rastladığım ilginç bir duruma size burada ifade edeyim. Diğer cezaevlerinde de sanırım böyle. Mahpusların atırdığı paralar cezaevi hesabında işletiliyor ve faize dönüyor. Buradan bir kazanç elde ediliyor. Bu sizce de garip değil mi arkadaşlar? Kendi paranızı cezaevine yatırıyorsunuz. O cezaevi hesabında para faizli bir şekilde dönüyor. Daha sonra cezaevi diyor ki: “İşte bunu cezaevi ihtiyaçları için harcıyoruz efendim.” böyle işler olur mu arkadaşlar? Adalet Bakanlığı cezaevinin ihtiyacını karşılamıyor mu? Cezaevi idarecilerine soruyoruz diyorlar ki: “Efendim evet doğru faizden gelen parayı biz cezaevi ihtiyaçları için harcıyoruz.” ey Adalet Bakanı senin paran yok mu? Kardeşim mahkumdan aldığın parayı faizde işleterek mahkumun ihtiyacını mı karşılamaya çalışıyorsun? Bu nasıl iştir ya? Allah aşkına bir açıklamanız yok mu? Buradan Adalet Bakanı’na soruyorum. Bu nasıl iştir ya? Bunu da yeni duyuyoruz arkadaşlar yani. Ne işler dönüyormuş Türkiye’de? Mahpusun parasını alıyorsun. Cezaevinin hesabına yatırılıyor. Oradan dönen faiz bir şekilde mahpusun kendisine gitmiyor cezaevinin hesabından işte cezaevi idaresi onu bir şekilde kullanıyor. Böyle ucu açık, şaibeye açık işler nasıl oluyor? Başkasının parasının üstünden faiz mi kazanıyorsun Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç bir açıklama yapar mısın? Böyle garabet şeyler duyuyoruz gerçekten cezaevine gittiğimiz zaman mahpuslar bunları ifade ediyor ve Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’u Sayın Ceza Tevkifevleri Genel Müdürü Yavuz Enis Yıldırım Bey’i bu konuda bir açıklama yapmaya davet ediyorum. Bunlar nasıl işlerdir? Yönetmelikte böyle olsa da hakka aykırıdır. Mahpuslar bu durumdan şikayetçi.
İzmir Kırıklar 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan ve 30 yıllık hasta mahpus Mehmet Sait Yıldırım tahliyesi idari ve gözlem kurulu tarafından 9 ay ertelendi. Gerekçe iyi hali olmadığı ve pişmanlık duymadığıdır. Anlaşılan böyle siz bol bol tahliyeleri erteleyerek milletin yatırdığı para üzerinden faiz kazanarak bu işleri yürütüyorsunuz anlaşılan. Bunlar nasıl işlerdir arkadaşlar? Biz de diyoruz ki ya bu tahliyeler niye geciktiriliyor? Başka sebepler mi var acaba? İlginç ilginç şeyler geliyor kulağımıza ve idareciler de bunları kabul ediyor. Bunlar ne iştir? Açıklayın bakalım. Cezaevleri 400.000’i bulmuş 100.000 kişi fazlalık var insanlar sere serpe yerlerde yatıyor. Bakıyorsunuz insanları tahliye etmemek için yüzlerce kişi bize başvuruyor. “9 ay arttırdı.” diyorlar. Aslında en fazla 3 ay arttırabiliyorlar fakat cezaevlerinin işi gücü Gözlem kurulu toplamak. Tabii gözlem kurulu topladığınız zaman para da alıyorsunuz. Huzur hakkı parası da alınıyor arkadaşlar. Gözlem kurulu toplanıyor. Huzur hakları alınıyor. Mahpuslar serbest bırakılmıyor. Bir daha gözlem kurulu toplanıyor bir daha paralar alınıyor. Maşallah yani işler yürüyor arkadaşlar. Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç cezaevlerinde dönen bu para meselelerine ne diyorsunuz? Ve kulağımıza daha kötü şeyler de geliyor. Cezaevlerinde denetimli serbestlik ve şartlı tahliyeler verilmiyor ama bir akım gayrimeşru yollarla para verilerek borsalar dönerek denetimli serbestlik ve şartlı tahliyeler veriliyor diye söylentiler var. Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ve Sayın Ceza Tevkifevleri Genel Müdürü Yavuz Enis Yıldırım bunlara da bir açıklama yapsın. Bakın bazı şeyleri yokuşa sürersiniz sürersiniz. Vatandaş gider bir yol bulur. Bu işler Türkiye’de böyledir. “Avukat tutma hakim tut.” derler atasözümüz oldu arkadaşlar. Memleketin atasözleri böyle oluşuyor. Memlekette işleri yokuşa sürüyorsunuz. Ondan sonra vatandaş da “Ne yapalım kardeşim işler hallolmuyor Kocaelş Adliyesine gidiyoruz arı kovalanı gibi içeri girsek kayboluyoruz. Ondan sonra başka bir adliyeye gidiyoruz içeri girsek kayboluyoruz. Ne yapalım avukat tutma hakim tut kardeş.” diyor. Artık ateş sözümüz oldu arkadaşlar. Adaleti yargıyı bu hale getirdiniz Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç. Bakın neler neler duyuyoruz biz cezaevine gittiğimizde. Çok şaibeler dolaşıyor. Bu işi bu kadar yokuşa sürmenin anlamı nedir diye biz size soruyoruz. Mantıklı bir açıklama yapamıyorsunuz ve bunları duyuyoruz biz.
Semih Dilek: “Aslen Vanlıyım. Terör örgütü üyesi zanlısı olarak yargılanıyorum. Yurt dışı yasağı getirildi bana ikinci duruşmam görülecek. Adli kontrol ile serbest kaldım. Yurt dışı işlerini de kaybettim.” İnsanlar bakın böyle yargılamalar uzun sürüyor yurt dışında iş bulmuş. “O işleri de kaybediyorum. Türkiye’deki işimden de çıkmak üzereyim.” uzamış işlerden dolayı insanlar ne kadar mağdur ediliyor görüyor musunuz? Yargılamalar dağ gibi cezaevleri dağ gibi Türkiye’nin hali bu. 11 milyon soruşturma. Sayın Nacho Sanchez Amor bunları duysun. Türkiye’deki yetkililer bunların böyle üstünü örtmeye çalışıyor arkadaşlar. Sayın Nacho’ya söylemiş olalım. Durum bu Türkiye’de. O dosyaları örtmeden önce biz o dosyaları Sayın Amor’a açmış olalım.
Muğla SeydiKemer Eşen Cezaevi’nde A14 koğuşunda tutuklu olarak yatmakta olan oğlumun yanında diğer koğuşta tutuklu bulunan şahısların getirilerek birleştirilmesi sonucu 29 kişi oldular. Tepe tepe yani istifleme balık istifi. Cezaevi demeyeceğim artık balık istifhanesi diyeceğim arkadaşlar. T tipi olması nedeniyle yerlerde yatmaların olduğu ranzaların yetersiz olduğu gezebilecek bir ortamın olmadığı özellikle Ramazan ayı nedeniyle bunun sıkıntılı bir sürece doğru gittiğini belirtmek istiyorum. Oğlum yan koğuşun 7 kişi olduğunu söyledi. Nöbetleşe yatıyor mahpuslar. Dünyada böyle bir şey var mı arkadaşlar? Yatak vardiyası var. cezaevlerinde 3 vardiya. 8 saat yatıyor adam. “Sen kalk ben yatacağım.” Diyor. “Uyuyamadım.” “Ne yapalım kardeşim. Vardiya sırası bana geldi.” Diyor. “Uyuyamamışsan uyuyamamışsın. Vardiya sırası bende.” gülsek mi ağlasak mı arkadaşlar? Memleketin hali bu.
“Annem Yıldız Turan Bakırköy Kadın Cezaevi’nde kalmakta. Annem bazı günler Çağlayan Adliyesi önünde kuyu tipi Hapishanelerine karşı yapılan eyleme destek veriyordu. Gözaltına alınıp bırakılıyordu. Otobüs durağında beklerken polisler kendisine demişler ki “Mahallene son kez bak seni Silivri’ye gömeceğiz.” şu teyzeye 77 yaşında kadına öyle demişler. Sonra kadını tutuklatmışlar. Artık biliyorsunuz yani savcı tutuklamaya sevk etti. Lafı palavra bir laf. Polis istedi savcı sevk etti, hakim tutukladı. Böyle arkadaşlar. Polis talimat veriyor. “Şu tutuklanacak.” Zaten baksana kadına demişler ki “Seni Silivri’ye gömeceğiz. Mahallene son kez bir bak.” Demişler 77 yaşındaki kadına Bakırköy cezaevinde.
Bakırköy cezaevi öyle bir cezaevi ki koğuşlar 50 kişi arkadaşlar. Ben gittim biliyorum. 50 kişi. 12 kişilik koğuş 50 kişi. Kadınlar bunlar. Çocuklar falan da var arada. 48 artı 2 kişi son Bakırköy koğuşlarınız. Bir ara 50 yetişkin artı 3 çocuktu. Yatacak yer yok. Yerlerde yatıyor. Tuvalet önünde yerde yatıyorlar. Sosyal alanlar iyice kısıtlanmış. Millet birbirine çarpmadan yürüyemiyor. Tuvalet ve banyo konusunda büyük sıkıntı var. Herkes tuvalet sırasında. Banyo sırasında. Hal bu arkadaşlar cezaevlerinde ve siz yaşlı başlı insanları, hasta mahpusları, öğrencileri bu Bakırköy Cezaevi’ne atıp atıp duruyorsunuz. Olay bu.
Zahit Çetin Kocaeli 2 No’lu T Tipi Cezaevi’nde kalmakta. Mayıs 2025’te Denetim serbestliği olacakmış. Onda bir indirim olayını cezaevi uygulamamakta. Bakın “60 puan alırsan onda bir indirim veririm sana.” diyor bakanlık çünkü cezaevleri tepe tepe dolmuş ya. En sonunda böyle bir şey dediler fakat 60’ın üstünde hatta puanı var. Ona da yasa uygulanmıyor. Bakın bu kişiye de uygulanmamış. Kocaeli Kandıra 2 No’lu T Tipi Cezaevi bu halde. “Eşim puanlarını istemiş olup hukuk fakültesini kazanmış. İçeride puan yükseltmek için her şeyi yapmış Zahit Çetin fakat 40 ve altı puan alanlara makul değerlendirme yapılmayacağını yazan belge vermişler. 40 ile 60 arası yapılacak olan işleyişin detayını açıklamamışlar. Görüyorsunuz hiçbir kötü hali yok. İyi hal tam puanlı fakat insanları orada tutmak için cezaevi idareleri 40 takla atıyor. 60 puanlı mahpusa hakkını vermemek için kırk takla atan cezaevi idareleri var. Biliyoruz bunları.
Baturalp Çakır Samsun Kavak Cezaevi’nde kalmakta. 15 Temmuz sonrası askeri öğrenci olmasına rağmen ağırlaştırılmış müebbet cezası almış. “Hücrede ve şizofreni olduğunu düşünüyoruz.” demiş ailesi. 8,5 yıldır tek başına hücrede hastalığı daha da ilerlemiş. “Anne baba ve eşini düşman olarak görüyor. Hayati tehlikesi var. Hücrede tek kalıyor ve tedavi edilmiyor fakat aradan 3 ay geçmesine rağmen herhangi bir dönüş de olmadı.” diyor. Biz başvuru da yaptık. Baturalp Çakır’ın cezaevini arayacağız durumunu soracağız. Son derece önemli bir iddia var ortada. Değerli arkadaşlar insan yalnız kalınca hayaletler görmeye başlar. Halüsinasyonlar görmeye başlar. Son derece tehlikelidir. Sağlıklı bir durum değildir açıkçası yalnız kalmak. 8,5 yıldır tek başına bir hücrede bir genç insan kalmış ve şu anda şizofreni olmuş. Memleketin hali bu arkadaşlar. Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç bunları duyuyor musunuz? Delirtiyorsunuz insanları cezaevinde ya. Delirtiyorsunuz. Gencecik insanlar deliriyor. Bu kadar cezaevlerini tepe tepe doldurdunuz. Adaletsiz yargılamalar yaptınız ve son durum bu.
Adem Tosunoğlu Marmara 8 No’lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kalmakta ve hala salınmamakta. Bu da böyle işte hala denetim serbestlikler verilmiyor.
Seda Baykan Diyarbakır Cezaevi’nde kalmakta. “Kızımın can güvenliği yok. Kızım açlık grevinde. Bir mahkum kaynar su ile Seda Baykan’ı yakmaya çalışmış. İki senedir siyasi tutsak havalandırmada birlikte çıkarılan mahkum sürekli tehdit ediyor kızımı gece gündüz uyutmuyormuş. Kızım koğuşunun değişmesini talep ediyor.” havalandırmada birlikte çıktığı mahpus kişiyi kaynar su ile yakmaya çalışmış. Şu hallere bakın ya. Cezaevlerinde neler oluyor arkadaşlar. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç bunları duyuyor musun? Haberin var mı? Ben sana haber vereyim Sayın Yılmaz Tunç Bey.
İsa Ozğan 78 yaşında 26 Kasım 2024 tarihinde gözaltına alındı. Şu anda Marmara 5 No’lu L Tipi Cezaevi’nde iddianamesi hazır değil. Adli tıpa götürdüler herhangi bir sonuç yok. Tansiyonu yükseliyor. Hastalıkları kötüleşiyor. Tutuklanma gerekçesinin avukatı dahil hiç kimse bilmiyor. Boş bir dosya. Birkaç tane taziyeye katılması gerekçe söylenmiş. Ankara Gar patlamasında kardeşini kaybetmiş. 78 yaşında bir insan, avukatı bile neden tutuklandığını bilmiyor. Marmara 5 No’lu Cezaevi’nde bir sürü kronik hastalığı var. Düşünün ya yaşlı başlı hasta insanlar inim inim inliyor Türkiye cezaevlerinde.
“55 yaşındaki müvekkilim Faysal Özdeş birçok sağlık problemi yaşamakta olup örgüt üyeliği isnadıyla 26 Kasım 2024 tarihinde tutuklandı. Sağlık sorunları nedeniyle kullanması gerekli olan şeker ilacı ve diğer ilaçlarını kullanamıyor. Şekeri yükseliyor. Yemeğini yiyemiyor. Bir sürü sıkıntı yaşıyor.”
Burçak Gündoğdu: “1 çocuğumla birlikte hayat mücadelesi veriyorum. Eşim Yener Gündoğdu cezaevine girdi 2016’da tek başına çocuğumu büyütmeye çalıştım. Çalıştığım işyerine Dilovası Jandarma komutanlığından gelen 15’e yakın jandarma iş yerime baskın yaptı. Personellerin içerisinde patronlarımın yanında ihbar üzerine geldiklerini benim silah kaçakçısı olduğumu söylediler. Patronlarım müdahale etti “Yıllardır burada çalışır.” böyle bir şey olmayacağını söylediler. Üst rütbeli komutan beni odaya çektiği yanında istihbaratçı olduğunu söyleyen sivil biriyle beni tehdit etti demediğini bırakmadı. Çocuğumu da iş yerine getirmiştim. Çocuğumun yanında bu davranışları gördüm. Bir sürü hakaret işittim. Bu jandarmalardan komutanlardan hepsinden şikayetçiyim.” Dilovası İlçe Jandarma Komutanlığı bunlar hakkında bir açıklama yapın ya! İş yerinde çocuğunun yanında bir anneye bir sürü hakaret aşağılama yapılmış. “Resmen bana işkence yaptılar herkesin gözü önünde psikolojik işkence yaptılar. Canıma kıymayı düşündüm. Bir tane evladım var intihar etmeyi düşündüm. Devlet olarak siz bu şikayetin arkasında durmazsanız yarın intihar ettiğimde benim ailemin, kardeşlerimin, çocuğumun bunun arkasında durmasını istiyorum millet bu zulmü duysun.” diyor feryat ediyor eşi cezaevinde olan bir çocuklu anne “Bana bu şekilde çok kötü bir psikolojik baskıyla işkence yaptılar.” diyor.
Tarsus Kadın Cezaevi’nde 3 aydır revire çıkılamıyormuş. Burçin Çağla Yıldız şikayeti var. Tarsus Kadın Cezaevi’nde neler oluyor bir anlamak istiyoruz.
Şükrü Ayazlı 11 aydır Buca Kırıklar Cezaevi’nde kalıyor. Cezaevi öncesi 2 kez kanser atlatmış kalp hastalığı var. Kalp hastalığı var, ejeksiyon fraksiyonu yani kalbin kanı atabilme fonksiyonu %100 olması lazım. Bu kişi de kaç biliyor musunuz? %20 ejeksiyon fraksiyonu buraya düşmüş çok kötü kalp yetmezliğine girmiş belli ki bu insan. Kanseri var, kalp hastalığı var, bakım hastası yani bu kişi artık ve bu kişi nerede biliyor musunuz? Cezaevinde! Duruşması vardı bugün Şükrü Ayazlı’nın 1 hafta sonraya ertelendi. Bu kişinin bırakılması gerekiyor. Artık yani bu ölüm riskiyle yaşayan insanların durumunu anlayamıyoruz.
Van Cezaevi’nde ziyaret ettim Burhan Atsız isimli bir hasta mahpus yanıma maske ile geldi çünkü ağır bir siroz hastası, hepatit B hastası, tek başına hücrede kalıyor, mide kanamaları geçirmiş. Yani ölümün kıyısında hala serbest bırakılmamış. İnfaz erteleme başvurusunu mu soruyorsunuz? Çok gecikmeli olarak yapılmış. Endoskopisi bile daha çekilmemiş. Adamın cezaevi müdürüne de söyledim. Adamın yeni bir mide kanaması geçirip ölmesini mi bekliyorsunuz dedim. Bakın bir hekim olarak ben biliyorum bu işi. Onlara da söyledim bak hekimim yani adam mide kanaması geçirmiş zaten geçirmemesi mümkün değil siroz çünkü damarlar böyle kabarmış. En ufak şeyde patlayacak ve bu adamı siz öyle lakayt bir şekilde “Gidecek doktora bakalım edelim. Bakıyoruz canım ayıp ettiniz.” diyorlar. Aylarca bu şekilde meşgul ediyorsunuz. “Ölürse de ne yapalım canım her şeyi yaptık 80 defa hastaneye götürdük canım. Devletimiz her şeyi yapıyor.” diyecekler. Biliyoruz bunları ama ben hekim olarak gidiyorum orada bu vakaları görüyorum arkadaşlar yani. Sayın Bakan Yılmaz Tunç. Van cezaevinde neler oluyor dön bir bak bir sor ya. Bir sor bakalım bak siz gidip sormuyorsunuz ben gidip soruyorum. Mahpuslarla siz gidip bir konuşun. Hani benim dediğim belki doğru değildir siz bir gidip konuşun Sayın Bakan. Bir cezaevine baskın yapın. “Gel bakalım ey mahpus seninle bir konuşacağım.” deyin. Ya yapın bunu ya Allah aşkına. Bir cezaevinde bir sorun oluyor. “Ey müdür bey söyle bakalım neymiş mesela.” Müdür bey zaten işin üstünü örtecek. Allah Allah. Gidin ziyaret edin ya benim yaptığımı bir yapın bakalım. Bakın neler işiteceksiniz o mahpuslardan. Haberiniz yok yani. 400 bine yakın mahpus var. Yetkililer gidip cezaevlerini ziyaret etmiyor. Mahpusları dinlemiyor. Bürokratları dinliyor. Bürokratlar da “Efendim işler tamamdır. Hiç merak etmeyin işler dört dörtlük. Hiç merak etmeyin.” diyorlar. Olay bu işte.
Eshat Aşan Kırşehir S Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kalmakta kendisi müebbet cezası aldı. Sağlıklı yeme içme yok. Kendi parasıyla bile kendine bir şeyler alamıyor.
“Selman Esmer Afyonkarahisar 1 No’lu Cezaevi’nde sağlık sorunlarından dolayı gündeme geldi. Siz de gündeme getirdiniz. Geçen sene almış olduğu cezası 30 yıllık cezasını bitirdi fakat ekstra ve hukuksuz bir şekilde 10 ay daha cezası uzatıldı. Şubat 22’sinde 30 yıl artı 10 aylık cezası bitmesine rağmen İdare Gözlem Kurulu tarafından tekrardan 3 aylık bir uzatma verildi. Bir insanın 31 yıllık cezası bitmesine rağmen bırakılmaması hangi hukukta ve vicdanda yeri vardır?” Bu cezaevinin müdüriyetini de biliyoruz. Müdür beyin ne kadar işi yokuşa sürdüğünü de biliyoruz. Bu gelenekte devam ettiriliyor bu cezaevinde. 30 yıl, 32 yıl, 33 yıl, 35 yıl çok meraklı yani. Adalet Bakanlığı çok meraklı. Neden meraklı? Birtakım kirli ve karanlık söylentiler kulaklarımıza geliyor. Cezaevlerindeki bu sürelerin uzatılması çünkü gözlem kurulları her toplantısı için huzur hakkı alıyor. Çok huzurlu bir hale geliyorlar. Çok mutlu oluyorlar arkadaşlar çünkü her gözlem kurulunda, öncekinde de tahliyeler verilmiyor. “Tamam bir dahakine atalım, bir daha toplantı yapalım, bir daha vermeyelim.” böylece çok huzurlu oluyor memurlarımız. Böyle bir süreç yürüyor arkadaşlar.
“İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan ve ceza süresi bitmiş olan eşim Mehmet Can, 5.5 yıldır Marmara 5 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalmakta ve hakkında tahliye kararı verilmemiştir. Yargıtay’ın eşim hakkında verilen cezayı çok bulup, bozduğu cezayı mahkeme düşürdüğü halde tahliye vermemiştir. Bu sürece tekrar girip, Yargıtay sürecinin cezaevinde geçirmesini istemediğimiz için temyiz hakkından vazgeçmiş olduğumuz halde iyi hal kurulundan geçirmemek kaydıyla eşimin çıkması engelleniyor.” diyor. Evet işte hep aynı hikaye görüyorsunuz. Cezaevlerinden feryatlar yükseliyor arkadaşlar. İniltiler yükseliyor. Bunu duysunlar ne kadar vebal aldıklarını ne kadar ah aldıklarını bilsin yetkililer. O savcılar bilsinler. Hani bizim telefonlarımızdan kaçan savcılar var ya işine gelmediği zaman yok dedirten savcılar var ya, müdürler var ya bilsinler. Ya kardeşim bana yok dedirtebilirsin ama sen ilahi huzurda ne yapacaksın? Hani sana hesap sorulduğu zaman “Efendim telefonlarıma çıkamıyorum” mu diyeceksin? Allah aşkına!
Cemil İlgün: “2016 yılında vefat eden annemden biz 11 kardeş değersiz bağlar ve araziler aldık. Devlet bizden 103 bin lira tapu harcı aldı. Değersiz araziler için bir hisse işlemi yapacağız. Bunun için bu kadar yüksek paralar harçlar vergiler.” isteniyor çünkü ekonomiyi batırdılar milleti soymakla meşguller. Harçlar son derece yüksek oranla arttırıldı. Vergiler arttırıldı. Hal buraya getirildi arkadaşlar.
Bir emekçinin bize başvurusu var. Gabar’da petrol çıkıyor biliyorsunuz. Gördüğünüz gibi Şırnak’ın Gabar bölgesinde petrol çıkıyor. “Bir Kürt genci olarak Gabar Dağı’nda çalışmaktaymış. Şirket her şekilde bizi sömürüyor. Evrensel gazetesinde de haber yapıldı.” diyor. O habere bakıyoruz. 77 petrol kuyusundan günde 75 bin varil petrol elde ediliyormuş fakat işçiler 12 saat çalıştırılıp en fazla 34 bin lira alıyorlarmış. “Ya canımız çıkıyor. 12 saat çalışıyoruz. Perişan oluyoruz ve sonuçta aldığımız para da bu. Hakkımız yeniyor. Devlet 1 ton para kazanıyor, taşeron şirketler var başımızda ve sömürülüyoruz.” diyor. Bunu da buradan kaydetmiş olalım arkadaşlar.
“Şakran Kadın Hapishanesinde bulunan müvekkilim Gülten Akgün 30 yılı aşkın süredir hapishanede. Yine 8 ay uzatmışlar. Ardından koşullu salıvermesini 6 ay daha uzatmışlar. 18 Ağustos 2025’e uzatmışlar. İnfaz hakimliğine itiraz edildi ancak hakimlik tarafından itirazın reddine karar verildi.” şimdi gözlem kurullarına soruyorsunuz, müdürlere soruyoruz. “Ya efendim infaz hakimliği var oraya başvursunlar.” ya zaten infaz hakimliği senin verdiğin kararı okumadan tak tak tak onaylayıp duruyor. İnfaz mı kalmış, hakimlik mi kalmış? Ne kalmış kardeşim? Herkes birbirinin adamı tak tak tak onaylama makamı. Okumuyor bile ya, kararı bile okumuyor. İnanın ki bakıyoruz mesela bu çoğunlukla istinaflarda oluyor. Kesinlikle oradaki yerel mahkeme kararını değerlendiren istinaf hakimi o kararı okumamış besbelli yani. Tak tak tak kopyala yapıştır yazmış. 2 dakikada onamış. Yargıtay’da en azından biraz okuyorlar. Evet orası da adil değil ama en azından biraz okuyorlar ama istinaflarda tamamen bu durum var. Kusura bakmasınlar bu eleştirimi yapacağım sayın hakimlere.
SGK ödemelerinin değerleri çok düştü arkadaşlar. “SGK protez ve yardımcı malzemeler için sağladığı desteğin yetersizliği nedeniyle ciddi maddi zorluklarla karşılaşıyoruz.” diyor hastalar. “Gerçek maliyetin %10-20’sini karşılıyorlar. %80-90’ını biz ödüyoruz.” diyor. 200.000 lira değerinde bir hidrolik dizüstü bacak protezi almak isteyen birey SGK’dan 49.500 alıyor. 150.000’i kendisi veriyor. Yani düşünün 200.000’lik bir protez cihazının 150.000’i sizden çıkıyor. Devlet gittikçe kısıyor. Gariban insan da kendi cebinden bunları ödemek zorunda kalıyor. O zaman yıllarca niye prim ödendi bu kişiye? Bunun hesabını versinler.
Bülent Selçuk Çorlu Açık Cezaevi’nde dördüncü evre kanser hastası olmasına rağmen cezasının ertelenmesi talebine ret cevabı gelmiş. İlaçlarına erişim sağlanamamakta, beslenmesi gerektiği şekilde karşılanamamakta.” deniliyor.
Barış Büyüksu dosyası arkadaşlar. Barış Büyüksu bir Türkiye vatandaşı Yunanistan’a geçti ve orada Kos adası civarında kaldı. 28 Eylül 2022 tarihinde Kos’da olduğunu bildiriyor. Resmi bir başvuru yapmıyor, gizleniyor ve 23 gün kadar orada kalabilmek, Türkiye’ye iade edilmemek için yoğun bir uğraş içinde yolculuğuna devam etmek istiyor. Yunanistan makamlarının kendisine kaydettirmiyor. Daha sonra sivil üniformalı kişiler tarafından yakalanıyor ve daha sonra Türkiye’ye atılıyor bir ton işkence gördükten sonra. Kasım 2022’de bu olay oldu. Şubat 2023’de ancak işlemler başladı aylarca sürdü. Yunanistan işi süründürdü. En sonunda Yunanistan “Efendim işte bizim açımızdan bir şey yoktur.” gibi son 1-2 gününü değerlendiren bir açıklama yaptı. 21-22 Ekim günlerinde yakalandığı ve öldüğü güne odaklanmış soruşturma. Büyüksu’nün gayri resmi ve yasa dışı bir şekilde yakalanmadığı, işkence görüp görmediği, geri itilip itilmediği ve nihayetinde öldürülüp öldürülmediğine değil, sadece Büyüksu’nun adada resmi olarak bulunup bulunmadığına odaklanan bir soruşturmayla cevap verilmiş. İşin özeti şu arkadaşlar. Yunanistan makamları işi örtbas etmeye çalışıyor. Zaten Türkiye’den Yunanistan’a gidişi bir hikaye oldu, uzun bir hikaye. Yunanistan aylarca bekletti. En sonunda “İşte bizim bir suçumuz günahımız yoktur.” öyle şey olmaz. Türkiye Dışişleri Bakanlığı’na da söylüyorum. Resmen bir cinayet örtbas edilmeye çalışılıyor. Vatandaşımız Yunan makamları tarafından maalesef öldürüldü. Bu bir gerçek. Bunu Yunan makamlara örtemez. Biz konunun takipçisiyiz ve avukatları da, Çağdaş Hukukçular Derneği, Legal Center, Lesvos avukatları da diyorlar ki: “Son derece yavaş davrandı Türkiye ve Yunanistan’daki bu süreçler. Şeffaf bir prosedür yürütülmedi. Avukatlarının dava dosyasına gerekli erişim konusunda isteksiz oldular. Birçok kanıt göz ardı edildi.” diyorlar. Yıllardır gündeme getiriyorum. Barış Büyüksu meselesi örtbas edilemez arkadaşlar. Bunu da söylemiş olalım.
Cezaevinden bize gelen mektupları anıyoruz.
Murat Tan İzmir 2 No’lu F Tipi Hapishanesinden yazmış; “Tutsaklık koşullarında tedavi olmak bile başlı başına bir direnişe dönüşüyor. Bazen tekli ring, çift kelepçe dayatmaları, kelepçeli muayene, bazen de askerin ve doktorun diğer onur kırıcı muamelelerinin karşısında bedel ödemeyi göze alarak tavır gösterdiğimizde, engellenmek istenen tedavi hakkımızı yeniden kazanmamız mümkün oluyor. Deniz Şah’ın hastanede yaşadıkları da bunun bir örneğidir.” diyor.
Ebubekir Yulu, Kırşehir S Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “3. kez 6’şar aylık periyotlarla cezaevinden tahliyem engelleniyor. Hasta ve yaşlıyım. Midede kronik aktif gastrit, reflü, bağırsaklarda 2 santim daralma, sağ böbrekte kist, prostat, bel fıtığı, astım bronşit var.” Her türlü hastalık var yani anlayacağınız. “Hastaneye gidiyorum fakat gereken ilgiyi göremiyorum. Gün geçtikçe ciddi sağlıklı sorunları yaşıyorum.” mahpuslar bu halde, cezaevi idareleri ise denetimli serbestlik ve şartlı tahliye vermeme inadında.
Özkan Aydın Tekirdağ, Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden bize yazmış. “Mağdur ve mazlum bir erim, darbeyle bir alakam yokken müebbet hapse mahkum edildim. Burada şartlar çok zor, gökyüzünü 1.5 saat görüyorum. Atölye var ama içi bomboş, kitap kalem çıkarmak yasak, havalandırmaya çıkmak yasak, kitap defter dahi yasak. Zulüm çok büyük vekilim, ben bir köylü çocuğuyum, askere geldim. Başıma gelmeyen kalmadı, benim hakkımda ne müşteli ne mağdur kimse yok fakat müebbet aldım, herkesten yardım bekliyorum.”
Remzi Uçucu İzmir, 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nden: “Hak ihlali raporlarımızı 11 sayfa gönderiyoruz. Sorunlar artarak devam ediyor. Hapishaneler ülkenin aynası, burada direnmek yasak, örgütle hareket etmek yasak, kitap yasak, bilgi yasak. Biz hapishane koşullarında mücadeleden vazgeçmiyoruz. Yeri geliyor, tek başıma kalıyoruz fakat vazgeçmiyoruz. Düşüncelerimizi, kimliğimizi koruyoruz. Adil ve özgür bir gelecek istiyorsak bunu sadece kendi ellerimiz ile başarabiliriz. Egemenler halka sadece kölelik getirir, kendileri ise taş giymek ister. Hayır bunu kabul edemeyiz.” diyor.
Aziz Ziytak Bolu, L Tipi Kapalı Cezaevi’nden: “Adli suçum vardı. Bir de sosyal medya paylaşımından dolayı ceza almışım fakat adli cezamla iştima yaptılar. Propaganda cezasını bitirdiğim halde adli cezamı da siyasi olarak yatırıyorlar. Açlık grevindeyim, durumum kötüye gidiyor. Annem İstanbul’da eriyor, ben burada eriyorum .”diyor.
Barış Yüksel, Marmara Kapalı Hapishanesi’nden yazmış; “Aynı sürece dair birden fazla örgüt üyeliği kararı verilemeyeceği halde iki ayrı örgüt üyeliği cezası isteniyor hakkımda. Aynı iddialarla farklı zamanlarda dört kez toplamda dört yıl boyunca tutsak edildim ve hala devam ediyor.” diyor.
Çağla Çağlın Kış, Bafra T tipi Cezaevi’nden bize yazmış. “Burada yaşam dört duvar arası, elimden gelen tek şey yazmak. Haftada on dakikalık görüşümüz var. Çocuğum uzakta olduğu için birbirimizi göremediğimizden yazılar, dilekçeler yazdım. Herhangi bir dönüş alamadım. BM’ye çocuğumun altı yaşından şu anki yaşına kadar yaşadığım mağduriyeti yazdım. On yedi aydır yapabildiğim tek şey adalet için yazmak. Adalet kapımı hiç çalmadı.” diyor.
Güven Süvarioğulları, Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden bize yazmış ve çıplak arandığını, cezaevine yolu düşen her bir insanın üç aşağı beş yukarı karşılaştığı çıplak aramayı anlatmış ve “Kimse gerçekleri örtbas etmesin.” demiş. Özlem Zengin de, Yılmaz Tunç da, Ceza Tevkif İşleri Genel Müdürlüğü de örtbas etmesin demiş. Evet biz bu örtbasları biliyoruz arkadaşlar.
Tekirdağ Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden Mehmet Develi; “15 yıldır annemi görmedim. Bu benim için alışılmış bir durum olmuşsa da bir anne için alışılmış bir durum olamaz. Kronik astımım var. Günde 1.5 saat hava almama izin veriyorlar. Havasız bir odada kalıyorum. Bir de pencerelere tel süzgeç takılıyor. Kantinden aldığım çay makinesi pas tutmaz deniliyordu. Pas tutuyor, hep böyle kalitesiz mallar satılıyor.” diyor.
Mehnaz Aşurun, Bünyan Kadın Cezaevi’nden yazmış. “Kürtler ezilen halk olarak sadece Türkiye’de değil diğer üç parçada bu ateşin kavuruculuğuyla daha çok karşı karşıya. Türkiye’de Kürt kökenli kardeş, İran’da Farsçanın Kürtçe lehçesini konuşan Farslar. Suriye’de bir kimliğe bile layık görülmeyen bir halkız. Keşke bu kadar fazlasıyla sahiplenme, sahip olma politikaları yerine sadece Kürt olarak kabul edilseydik. Cezam onandı ve ben İran’a gitmek istiyorum. Çünkü ailem İran’da. İran’a yakın Ağrı, Iğdır, Kars cezaevlerine sevk istedim fakat kabul edilmedi. Kapasite dolu denildi. Burada iletişim sorunu, sağlığa erişim, beslenme, barınma hakları sıkıntılı. Biz kelimesi örgütsel iletişim olarak sayılıyor ve mektubumuza el konuluyor. Mektuplarımızın %95’ine el konuluyor.” demiş. Bünyan Kadın Cezaevinden bunları yazmış arkadaşlar.
Kendal Barut, Adana 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden bize mektup yazmış; “Hastaneye gideceğimiz zaman ağız içi araması gibi onursuz bir arama dayatılıyor. Çift kelepçe uygulaması yapılıyor. Hayvan muamelesi görüyoruz. Muayenemiz bittikten sonra da mahkum koğuşu yerine ring aracına götürülüp elimiz kelepçeli bizi saatlerce tutuyorlar. Bu işkencedir. Bu uygulamalardan vazgeçsinler.” diyor.
























Yorumlar