28 Ocak 2026

Öncelikle Kobani’deki ablukanın bitirilmesi ve kadın çocukların hayatının kurtarılması gerektiğini söylüyorum. Şu anda en acil durum bu. Çok insani bir durum ve orada soğuk, açlık ve büyük bir sıkıntı hakim durumda. Bu insani felakete karşı duyarsız kalmamalıyız ve bir an evvel Suriye’de, Rojava’da barış ı, ateşkes sağlanmalı ve insani felaket sona erdirilmelidir.

Filistin’de soykırım maalesef ki bitmedi. Türkiye’nin İsrail ile ticareti de bitmedi. Bakın Mayıs 2024’te Türkiye, İsrail’le ticareti bitirdiğini açıklamıştı. Oysa öyle değil. Mayıs 2024’ten Mayıs 2025’e kadar 57 kez Türkiye’nin Ceyhan Limanı’ndan, İsrail limanlarına petrol sevkiyatı yapılmış. Bunu kim gösteriyor? Bakın. Türkiye’nin İsrail’e gizli ham petrol sevkiyatlarını teşhir ediyoruz. Bu rapora dikkatinizi çekiyorum. Bu rapor Palestinian Youth Movement, Energy Ambargo For Palestine, Progressive İnternational gruplarının hazırladığı ortak bir rapordur. Rapora; www.embargoforpalestine.com adresinden ulaşabilirsiniz ve Türkiye’den İsrail’e petrol gittiğini net bir şekilde uydu verileriyle  ortaya koyan bir rapor. Bakın biz bu raporu bugün açıklayacağız ve bu rapor konusunda kamuoyunun duyarlı olması gerektiğini söylüyorum. Ne oluyor? Şirketler Ceyhan’dan petrolü alıyor ve ardından bakın burada fotoğrafı da var, boşuna konuşmuyoruz. Bakın mesela İsrail’e yapılan gizli Azeri ve T.C. Petrol sevkiyatlarının dökümü. Şurada fotoğrafı da var. Bakın, gemi Türkiye’nin güneyinde ve ardından iki gün sonra İsrail limanlarının kıyısında. Görüyor musunuz? Şu gemi ve iki gün sonraki uydu fotoğrafı İsrail Aşdod Limanı’nın kıyısında olduğu apaçık bir şekilde görülüyor. Ne yapıyorlar? Bu gemiler Türkiye’nin Ceyhan Limanı’ndan çıktıktan sonra sinyallerini kapatıyorlar. Utanmazca bir ticareti sürdürdükleri için bu sinyalleri kapatıyorlar arkadaşlar. Ardından gidip İsrail’e petrolü boşaltıyorlar, sinyali kapalı ve Batı Akdeniz’e doğru sefere çıkarken sinyalleri açıyorlar ama unuttukları bir şey var. Uydu fotoğrafları. Uydu fotoğraflarıyla gizledikleri şey burada ortaya çıkıyor. Bakın şu fotoğraflarda ortaya çıkıyor ve Türkiye’den İsrail’e askeri petrolün gittiğini bu şekilde bu rapor ispatlamış durumda. Sadece bu değil, başka mekanizmalar da var. Bakın maalesef buradan utanmazca para kazanan birçok ülke var. Yunanistan’ın şirketleri Kyklades Maritime Corporation ve Thenemaris Ships Management Yunanistan’a ait bu nakliye şirketleri, İsrail’in soykırımını yoğunlaştıran tedarik zincirinin önemli bölümünü oluşturuyorlar ve onlar da bu tedarik zincirine yardımcı oluyorlar. Ceyhan’dan İsrail’e toplamda yaklaşık 6463 kilo ton olmak üzere en az 57 ham petrol sevkiyatı yapıldığı ortaya konulmuş ve bu devam ediyor arkadaşlar. Şimdi Türkiye Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattından Azeri petrolünü taşıyor. Taşımakla kalmıyor. Güya diyor ki: “Biz rica ettik bu petroller İsrail’e gitmesin.” Ya siz çocuk mu kandırıyorsunuz? Türkiye iktidarına soruyorum. “Efendim biz rica ettik. Bizim Azeri petrolü İsrail’e gitmesin.” Öyle bir şey mi var? Sen hem milleti kandırıyorsun hem de petrol ticaretinden para kazanıyorsun. Korkunç para kazanıyorlar. Hem Bakü Tiflis Ceyhan Boru hattındaki nakliyattan varıp başına 1 dolar 27 cent para kazanıyor ve Artı bunun üstüne de Ceyhan’dan İsrail’e petrol gidiyor bunlar ispatlanmış durumda arkadaşlar. Utanmazca bunları reddedebilirler ama biz burada Enerji Bakanlığı’na soruyoruz. Ticaret Bakanlığı’na soruyoruz.  Dışişleri Bakanlığı’na soruyoruz ve cevap vermelerini istiyoruz. İşte belgeler ortada. İşte raporlar ortada ve 1 Kasım 2023 ile 1 Ekim 2025 tarihleri arasında Azeri BTC petrolünün İsrail’in en büyük ham petrol kaynağı olarak toplam petrol ithalatının yaklaşık %40’ını buluşturduğunu Oil Change International tahmin ediyor. Bunlar zaten apaçık ortada yani. Azeri petrolünün, bakın, İsrail’in en büyük ham petrol kaynağı olarak %40’ını teşkil ediyormuş ve İsrail limanlarında bu ham petrol rafine ediliyor, işleniyor. Bakın bir de sahtekarlık yapıyorlar. 2024 yılında 1100 kilo tondan fazla Azeri BTC ham petrolünün İsrail’e satıldığı apaçık ortada. Ancak soykırm vanarını kapat kampanya verileri açıklandığından beri İsrail’e satılan petrol verilerine dair tüm kayıtlar Azerbaycan günlük kayıtlarından kaldırıldı. Azerbaycan da günlük kayıtlarını kaldırıyor. Biz bunları takip ediyoruz arkadaşlar. Adamlar günlük kaydını siliniyor. Utanmazca da çıkıp daha sonra Türkiye diyor ki: “Biz petrol sevkiyatına yardımcı olmuyoruz.“ gizli saklı neler neler yapıyorsunuz! Hiç utanmadan, yüzünüz kızarmadan Azeri petrolünün bir kısmı İsrail’e gidiyor. Türkiye bunun nakliyesinden para kazanıyor. Türkiye Ceyhan’dan nakline yardımcı oluyorç Bunlar apaçık raporlarla, belgelerle bakın hepsiyle ortada, tüm veriler ortada. Şunlara bakın, şu veriler hepsi ayrıntılı bir rapor. Hepsine  burada detayını sunamıyorum fakat rapora bakarsanız burada göreceksiniz.  Türkiye soykırım vanalarını kapatmalı arkadaşlar. İşin şeyin özeti bu. Biz tüm bu gidişatı tespit etmiş durumdayız.  İsrail’e yönelik ambargo devam ederken güya petrol ticareti şahane bir şekilde devam ediyor. Bu utanmazca bir hareket. Bunu protesto edenlere de darp, hapis ve çıplak arama cezaları geliyor. 27 Ocak’ta Londra ile eş zamanlı gerçekleşen eylemde yüreği Filistin’e atan herkesi, bu sahtekarlığa karşı çıkma çağrısı yaptı rapor. Türkiye hükümeti İsrail’e yapılacak tüm enerji sevkiyatlarını durdurmalı. Tam bir ticaret ambargosu uygulamalı. Liman işçileri ve Türkiye halkının İngiliz petrol devleti BP ve sorumluluğu bulunan Yunan nakliye şirketlerine karşı gerekli tüm önlemleri alarak Türk limanlarından İsrail Petrol Ticaretinin durdurulmasını sağlamaya çağırıyoruz diyor rapor. Lahey grubunu imzacıların anlaşmaya tam olarak uymalarını sağlamak için çalışmaya çağırıyoruz diyor ve bir imza kampanyası da var. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, ticaret Bakanlığı ve Dişişleri Bakanlığı makamlarında bir imza kampanyası başlatılmış. Türk hükümetine İsrail Petrol Ticaretini önemek için gerekli önemleri alması ve tedbirleri uygulaması çağrısında bulunmak için bu mektubu yazıyoruz.” denilmiş raporun sonucunda. Ben bu raporu imzalıyorum ve Open Letter to the Turkish Energy Trade and Foregin Ministries başlıklı bu mektubu tüm milletvekillerinin imzalaması gerektiğini de söylüyorum. Tüm vicdan sahibi milletvekilleri bu raporu incelemeli ve bu mektubu imzalamalıdır.

KHK zulmü devam ediyor arkadaşlar. Gencecik yaşlarında ihraç edilen memurlar bu zulmü kaldıramıyarak kahrından hayatını kaybediyor. Çetin Sarılar 47 yaşında bakın gencecik kalp kriziyle hayatını kaybetti. Eşi tutuklu çocukları ise yetim kaldı. İhraç edilmekle kalmadı medeni bir ölüm yaşatıldı bu insanlara ve kahırlarından hayatlarını kaybettiler. Bütün bu yapılanlardan Türkiye iktidarı mesuldür. İnsanlarını kıran, soykırıma uğratan, zalimce, vicdansızca onları sürüm sürüm süründürmeye, ağaç kökü yedirmeye çalışan bu iktidar tarih önünde sorumludur ve yaptıklarından mutlaka hesap verecektir.

Bize cezaevleri başta olmak üzere yurdun dört bir tarafından başvurular yağıyor. Onları da burada anmak istiyorum.

Mahmut Özdemir, Antalya S Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kalıyor. Yaklaşık 2.5s aydır revire gidemiyormuş. Şu hale bak.

Fuzül Evim’den şikayet var. Cengiz Zorkul; “Faizsiz olduğu için ve kredi oranları yüksek olduğu için temmuz ayında Fuzul evime konut finansmanına girdim. Ödeme yapmadıkları için satıcı bana evi satmaktan vazgeçti. Hem eksper ücreti hem noter ücreti boşuna gitti. Ayrıca kimse de muhatap olmuyor. Benim gibi birçok kişi var böyle mağdur olan. Ödeme yapmaları gereken zamanda yapmıyorlar ve parayı işletiyorlar. Bu durumda büyük mağduriyet var.” Fuzul Evim’e soruyorum bu ne iş? Cengiz Zorkul ve birçok vatandaş bize başvuruyor, bir açıklama bekliyorum sizden. Meclis’te de bu konuyu gündeme getirdim. Vatandaşı kimse mağdur edemez. Vatandaşın yanındayız ve bize başvurdu. Bu konuda sizden bir açıklama bekliyorum. Soru önergemi de veriyorum. Böyle vatandaş yalnız kimsesiz diyerek istediğinizi yapamazsınız. Önemli bir iddia var. Varsa bir açıklamanız biz de burada yayınlarız fakat bir açıklamanız halen yok ve bekliyorum.

Kerim Ülserin Şubat 2018 yılında Non-Hodgkin Lymphoma hastalığına yakalanıp 6 kür kemoterapi ve akıllı ilaç tedavisi görmüş. Ondan sonra malulen emekliliğe başvurmuş ve malulen emeklilikle ilgili çok sıkıntılar yaşamış. 10.000 Euro para ödeyip malulen emekli olmuş. %84 engelli raporu aldım. Emekliliğime iki yıl verdiler. İki yılda bir heyete çıktım ve emekli engellilik oranını %84’ten %73’e düşürmüşler. Tiroid kanserine yakalanmış bu arada. Ameliyat olmuş. “Bağımlılık ilacı kullanıyorum. Sakarya Amatem’de tedavi görüyorum. Çok zor bir hayat yaşıyorum. Bir çocuk babasıyım. Ailemle mutlu bir hayat sürdürüyorum ve birkaç sefer çalışmaya çaba gösterdim ama çalışamıyorum. Devamlı ilaç kullandığım için de şimdi bağırsaklarda bir sıkıntı yaşamaya başladım ve onun yanında koah hastalığına yakalandım. E-Nabzımda ve doktorlardan aldığım raporlarda her şey mevcut. Çalışamıyorum, gelirim yok, malulen emekli yapmıyorlar, ne yapayım.” diyor. Bakın böyle çaresiz duruma düşen insanlarımızın sesi olmaya çalışıyoruz.

Tahsin Sağaltıcı Antalya Yüksek Güvenlik Hapishanesi’nde bugün itibariyle 184 gündür süresiz açlık grevinde. Boyu uzun 44 kiloya düşmüş. Antalya, Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde Hüseyin Özen açlık grevinde, Tahsin Sağatıcı açlık grevinde çünkü ağır ihlaller oluşturan bir cezaevi, gayriinsani şartlarda olan bir cezaevinde insanlar ve açlık grevindeler. Başka bir cezaevine nakledilirse bırakacaklar ve maalesef nakledilmiyorlar. Bir an evvel nakledilsinler.

Mehmet Demir, Antalya Döşemealtı L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda bu kişi de bir şekilde asker ve güvenlik korucularının darpına ve bir şekilde haksızca ithamına uğramış ve darp edilmiş, iftiralara uğramış. Güvenlik görevlisi imza atmadığı halde onun adına imza atarak raporlar düzenlenmiş, karakolda darp edilmiş, imzalar taklit edilmiş ve swap izi raporu dosyaya eklenmemiş, hapis cezası verilmiş. İstinaf reddetmiş. Güvenlik korucusu Recep Aydemir ile Mehmet’in kardeşleri dinlenmemiş. Kolluk personelinin darp, tehdit ve hakaretlerinde ise ek kovuşturmaya gerek yok kararı verilmiş. Türkiye’nin hali bu işte yani. Bir ton sopa yersin, sopa atanlara da herhangi bir soruşturma yapılmaz, korunur. Bam’a itiraz edilmiş, 308. madde gereğince evrakta sahtecilik yapılmış, yağma, iftira yapılmış. Adalet talep eden bir aile, Mehmet Demir için adalet talep ediyorlar.

Nüsret Dağdelen, 65 yaşında ve 2018’de askerler tarafından kovalanan kaçakçılar. Bahçelerine girmiş, daha sonra ahırdan malları çıkartıp askeri araca yüklenmiş, açık ahıra getirdikleri malları atmışlar kaçakçılar. Kişinin haberinin olmadığını söylüyor ve “askerler babamın telefonunu alıp karıştırmaya başladılar.” diyor. Evden ahıra herhangi bir ayak izi de yok. “Bizim olayla bir ilişkimiz yok.” diyor. “Kaçakçılar ahıra malzemeleri atmışlar. Evden ahıra yönelik bir ayak izi de yok, parmak izi de yok ve babam, hiçbir şeyden haberi olmayan babam tutuklandı, 22 yıl ceza aldı.” Diyor ve onandı. “Büyük bir haksızlığa, zulme uğradık.” diyor. Sesini duyurmamızı istiyor, biz de buradan duyuruyoruz.

Ozan Coşkuner, Gaziantep H Tipi Cezaevi’nde kalmakta. Bize yakınları başvuruyor. 6 Mayıs 2025 tarihinde sabah evine baskın yapılmış. İkinci sınıf üniversite öğrencisi tutuklanmış. 10 ay geçmiş. Böyle zaten bir öğrenciye zulüm yapmışsınız. Bari iddianame hazırlayın. 10 ay geçmiş iddianame de yok. Şu hale bakın arkadaşlar. Gaziantep’te kadın ve erkek öğrencilere yapılan bu zulüm gerçekten arşa çıktı yani. Bu nasıl bir zulümdür anlamak mümkün değil. “Savcı her ay yaptığımız tutuksuz yargılama taleplerini reddediyor. Bari iddianameyi hazırla. Onu da hazırlamıyor.” Ey Adalet Bakanı bu ülke nasıl bir ülke? Yani şu hale bakın, kimsenin umurunda değil. Bir öğrenci ya, gencecik bir öğrencinin hayatı karartılıyor, iddianame hazırlanmıyor. Zaten belli ki bomboş bir şey olduğu için iddianame de hazırlayamıyorlar. Çocuklarımızın özgürlüğüne kavuşmalarını, eğitimlerine kavuşmalarını istiyoruz diyor babası.

Genel sağlık sigortası primi ödemesi Kasım 2025 tarihine kadar %3’lük dilimden Aralık ayında %6’lık dilime yükseltilmiş, bu %100 zam demek. Ocak ayı itibariyle de asgari ücret zammı ile ek %30 gibi ek zam uyguladılar Kasım’da 780 lira olan prim, 2 ayda 2000 lira olmuş. Düşünün, vatandaşa verirken zırnıkla veriyorlar, alırken de kepçe ile alıyorlar.

Polisitemia Vera hastalığıyla ilgili vatandaş bir ilaç kullanmak istemiş. Biz Sağlık Bakanlığına bu konuda bir soru önergesi veriyoruz. Jakavi (ruxolitinib) etken maddeli ilacı bu kişinin kullanması gerektiği halde Sağlık Bakanlığı tarafından verilmiyormuş. Niye verilmiyor? Bunu soruyoruz. Adam ölsün mü yani? Ne yapsın yani? Adam keyfinden mi bu hastalığa tutuldu? Jakavi 10 mg D45 tanı kodu kapsamında neden karşılanmadığını soruyoruz. Farklı bir uygulama yapılıp yapılmıyor mu diye soruyoruz. Bu konuda ayrıntılı bilgi istiyoruz.

Yine bir başka Gaziantep operasyonu sorusu var. Eyüp ve Erhan Karakan 6 Mayıs 2025’te Gaziantep’te evlerine baskın yapılarak tutuklanmışlar. 10 aydır yine iddianame yok. Şu hale bakın yani. Ülkede adalete kavuşmak mümkün değil arkadaşlar. Gencecik insanlar evlerinden baskın yapılarak alınıyor, aylarca iddianame hazırlanmıyor. Ne zaman hazırlanacağı belli değil. Eğitim hakkından daoluyorlarç Geçen senenin ikinci dönemi, bu sene, tüm dönem, tüm sene gitmiş oluyor. Kimsenin umurunda değil. Ne vicdansızsınız ya? Allah aşkına soruyorum, bu nasıl bir vicdansızlık? Bir öğrencinin hayatını karartmaya utanmıyor musunuz? Bunu size soruyorum.

TCK 158 mağdurları bize yoğun bir şekilde başvuruyorlar. Onların iddiasına göre; Türkiye’de son 5 yılda işlenen her 100 suçtan 25’i TCK 158 veya TCK 142/2-e ‘ye giriyormuş. Gençleri kandırıyorlar İbanlarını da alıyorlar, daha sonra da ibanlar üzerinden sahtekarlık dolandırıcılık birileri yapıyor ve gençler de bu kandırılmaları sonucunda büyük bir bedel ödüyorlar. Gençlere niye kandırdınız kardeşim diye soracak olabilirsiniz. Evet ben de soruyorum ama yapmışlar bir hata. Kendilerinin bu sahtekarlığı yapmadığı da belli.  Birçok kanıtla belli. Bir sahtekarlık şebekesi var ve  zararlar da ödendiği halde bu kişiler  maalesef  büyük bir mağduriyet yaşıyorlar.

Sevda Kutlu isimli bir kişi için başvuruldu.  İstanbul’da %65 engelli evi geri dönüşüme girecekmiş 16 bin lira babasından bağlanan emekli maaşından başka bir geliri yok. Kedileri var, mamalarına hayvanseverler yardımcı oluyor. Herkes dairelerini tahliye etmiş ama engelli Sevda Kutlu edememiş çünkü çok zor durumda. Dairesi için dairesi için müteahit 2,379,042 lira istiyor, devlet bunun 875 bin lirasını hibe ediyor geri kalan 1,504,042 lira bakiyeyi kız kardeşimin ödemesi gerekiyor.  Devletin kira yardımı sadece 9 bin lira. Ne yapsın yani? 2 sene kirada oturtması gerekiyor. 1.5 milyonu nereden bulacak? Devletin kira yardımı, 9 bin lira bu gerçekten çok zor bir hesap çok zor bir hayat. Bunu da burada gündem etmemizi istemişler. Gündem ediyoruz. Zor durumdaki bu engelli hanımefendiyi.

“Batman’da yaşayan 16 yaşında bir gencim. 14 Ocak tarihinde İstanbul Güngören’de Atlas kardeşimizi bıçakla saldıroda kaybettik. Bütün gençler olarak bu kardeşimizin hakkını bırakmamanızı istiyoruz. Atlas kardeşimizin tertemiz bir insan olduğu bir karıncayı incitmeyeceği ortada Atlas kardeşimizin katilerine en ağır ceza verilmelidir.” Diyor.

Disiplin affıyla ilgili bize birçok başvuru geliyor. “Disiplin affından yararlanmış olan hükümle Anıl Mert Yavaş’ın müddetnamedesinde yer alan firar kaydının kaldırılmasına gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ve talep ederim.” diyor. Evet, bu disiplinle ilgili meselelerden dolayı 11. Yargı Paketi’nden yararlanmayan çok kişi oldu. Bu sıkıntının da giderilmesi gerekiyor. Böyle çok uyduruk nedenlerle disiplin cezaları veriliyor ve insanların yılları gidiveriyor.

Onur Sıddık Özbay Sincan 1 No’lu L tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda kalmakta. “Eşim %71 engelli bir hukuk garabeti ve idari kısır döngü yaşamaktayız. Açığa geçişine izin verilmemektedir.” diyor. Önce açık cezaevine geçmesi şart demektedir fakat eşimin engelli ve sağlık durumu nedeniyle açık cezaevinde kalamaz raporu verilmiştir. Sırf engelli olduğu için ve sağlık sorunları nedeniyle yasanın ona tanıdığı tahliye hakkından yararlandırılmamakta, kapalı cezaevinde tutunmaya devam edilmektedir. Oysa açık ceza infaz kurumlarına ayrılma yönetmeliği bu durumdaki mahpusların, doğrudan denetiminli serbestlikten yararlanacağı ve çıkacağını emreder. Verdiğimiz dilekçeler cevapsız kalıyor. CİMER başvurularımız sürüncemede bırakılıyor. Bir engellinin sesinin duyulması ve hukuksuzluğun gündeme getirilmesini istiyorum.” diyor.

“Mardin Derik ilçesi Boyaklı yolu üzerinde bulunan evimize yapılan asılsız ihbar üzerine Mardin KOM’a bağlı sivil ekipler plakasız hayvan taşiıa aracıyla evimizin etrafımda defalarca dolaştılar.” diyor. Çocuklar onlara ne aradığını sormuş. Onlar küfür ederek kaçmışlar. Çocukların ayaklarının dibine ateş etmişler. Çocuklar hastaneye kaldırılmış. Plakasız araçla takipte nedir? Bunları da soruyoruz değerli arkadaşlar.

Sincan Cezaevini ziyaret ettim. Orada da birçok mahpusun adil olmayan yargılamalarla yattığını gördüm ve onların da sesi olmaya çalışıyorum. Onlardan birisi Sedat Zavar. 51 yaşında ve 12 yıldır cezaevinde bir intikam operasyonu yapılmış ve kendisi emekli bile edilmemeye çalışılıyor. Önceden tarihsiz yazılarla açığa alınmış, vali tarihi olmayan yazıların altına imza atmış ve ileride emekli olması böylece engellenmiş. Açığa alma ve iade ile ilgili çok büyük mağduriyetler yaşatmışlar. Mahkemeden beraat almasına rağmen iade etmemişler ve gerçekten bu böyle olmaz. Bu kişinin ailesinin temin ettiği şeker pancarının devlet tarafından alınmaması için de AK Partili troller tarafından bir kampanya başlatılmış ve aç susuz bırakılmaya, ağaç kökü yemeye zorlanmış. Evli ve 3 çocuk babası bu kişinin hayattan bir ümidi yok, uğradığı zulüm, siyasi soykırım nedeniyle de oldukça zor durumda.

Binali Camgöz, Sincan 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde bir mahpus. Kendisi Adli Tıp Kurumu’ndan rapor almasına rağmen yine Türkiye’de böyle oluyor savcılar kafalarından güvenlik nedeniyle doktorun raporuna iptal ediveriyor.

Birçok mahpusun şikayetlerini dinledik ve genel olarak adil olmayan yargılamaların çok ağır bir şekilde insanlara büyük sıkıntılar yaşattıklarını gördük.

Enes Gıyas Leyla polisin evine baskın yapması sonucu öldürülen bir Suriyeli genç insan. Kendisinin herhangi bir suçla, örgütle alakası yok ancak yanlış eve giren polisler tarafından öldürülüyor. Şimdi polisler işi örtbas etmeye çalışıyor. “Kapıda itiş kakış dolayısıyla kişiyi vurduk.” Diyorlar ama bunun yalan olduğu da ortaya çıkmış durumda. Kriminal raporlar ortaya çıktı. 3.5 metreden kişiye ateş etmişler. Bu apaçık ortada. Raporlar ortada. Bu işi örtbas ettirmeyeceğiz. İçişleri Bakanlığı’na Hatay Valiliği’ne de bunu söyleyeyim. Enes Gıyas Leyla resmen bir infazla öldürülmüş durumda. Çok açık, net. Kriminal raporlar da bunu gösteriyor.  Ali El Hemdani olayında da olayı örtbas etmeye çalıştı yetkililer Adana’da.  Olayın peşi bırakılmadı. Bu olayda da şimdi olayı örtbas etmeye çalışıyorlar. Bunları kabul etmiyoruz.  Bilsinler ki  bu olayın peşindeyiz, kabul etmiyoruz ve  biz bu  olayları takip etmeye devam edeceğiz sevgili arkadaşlar.

Bakın, Ferah Oktan kendisi kanser hastası, meme kanseri, gecikmiş bir teşhis cezaevi şartlarından dolayı yaşadı. Bununla yetinilmedi, 4. evre meme kanseri olan bir kadın, iki çocuğu var, bebeği var, onlardan ayrı bu hasta haliyle cezaevine yanına alamıyor bebeğini. Bir büyük çocuğu daha var ve ağır bir kemoterapi görüyor. Bütün bunlardan sonra Adli Tıp Kurumu kendisine infaz erteleme raporu verdi ama İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi diyor ki: “Hükümözlüdür, git Yargıtay işlem yapsın.” Avukatı ne yapacağını şaşırmış durumda. Ya kardeşim apaçık, zaten büyük bir mağduriyet yaşamış. Yargıtay ayrıca kendisiyle ilgili ceza dosyasını da bozmuş, uyduruk bir yargılama zaten. Bir taraftan da hasta, onunla ilgili de Adli Tıp Kurumu raporu almış. Bütün bunlara rağmen bu kadın hala hapishanede. Bu ne rezalettir ya? Soruyorum ya, bu nasıl bir rezalettir? Olacak iş midir arkadaşlar! Bir an evvel Ferah Oktan Edirne Cezaevi’nden tahliye edilmelidir. Bakın hem Yargıtay cezayı bozmuş hem Adli Tıp Kurumu’ndan infaz erteleme raporu almış ama hakimlerin keyfine kalmış bu iş. “Kardeşim ben bakmıyorum, git Yargıtay’a.” Yargıtay’a gitsen aylarca işler çözülmeyecek. Kadın içeride ölsün mü? İki çocuk annesi bir kadın ya. Bu ne zalimliktir ya? Bu ne umursamazlıktır, bu ne vurdumduymazlıktır, bu ne vicdansızlıktır size soruyorum! Bir an evvel bu konuda gereken işlemlerin yapılması gerektiğini de söyleyeyim.

Mecit Şahinkaya Marmara 2 No’lu Cezaevi’nden bize yazmış; “30 Eylül gecesi evim basıldı. Şubat ayında eşimle evlenmiştik; 7 aylık hamile eşimi geride bırakarak cezaevine girdim. Legal fiillerim “illegal” kabul edildi. Ticari faaliyetlerim “illegal” kabul edildi. Yaptığım emlakçılık, astığım kiralık afişleri teröristlik sayıldı. Çay-kahve ödemelerim teröristlik sayıldı. Düğün günü amcamın oğlunun yolladığı 2.000 liralık düğün takısı bile “terör” olarak tanımlandı. Saçma iddialarla hâlâ tutukluyum; sesim olun.” diyor.

Rıdvan Akbaş, Marmara L Tipi Hapishanesi’nden yazmış; “ Ben dahil beş kişi, 14 Şubat 2025’te İdil Kültür Merkezi’ne yapılan polis baskınında gözaltına alındık. Keyfi gözaltı ve tutuklamalarla tutuklandık. Grup Yorum’la başladılar ve herkese ulaştılar. Sorun tek tek grupların, kişilerin direnişi, onurlu bir tavır alışı değildir; sorun, faşizme karşı birlikte tavır alabilmemizdir.” diyor.

İbrahim Arslan, Diyarbakır Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “ 15 Temmuz’dan sonra üsteğmen rütbesiyle yargılandım. Yargılanıp beraat etmiş olmama rağmen, 2021 yılında yeniden yargılandım ve 12 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldım. Tek talebim adil yargılanma; hiçbir zaman torpil ya da iltimas istemedim. Önce beraat eden birinin, dosyasında hiçbir değişiklik olmamasına rağmen sonradan ceza alması hangi vicdana, hangi hukuk sistemine uyar?” diyor.

Tayfun Ortanca, Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden yazmış; “ 15 Temmuz darbe girişiminden dolayı tutukluyum. Herhangi bir olaya karışmadım, sadece birliğimden terör bahanesiyle çıkarıldım. Olayı anlar anlamaz birliğime döndüm. Sonuç ne mi oldu? Tahmininiz üzere müebbet hapis cezasına çarptırıldım.” diyor.

Er Yasin Keçeli Marmara 8 No’lu Cezaevi’nden yazmış; “ Ben, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi mağduru sözleşmeli er Yasin Keçeli. Kandırılarak dışarı çıkarıldım, kimseye ateş etmedim. ‘Ateş et’ emrine itiraz ettim. Buna rağmen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırıldım. Bir Anadolu evladıyım. Vatanıma hizmet etmek ve ailemin geçimine katkı sağlamak için sözleşmeli er oldum. Ben hain değilim.” diyor.

Yunus Emre Vatankulu, Sivas E Tipi Cezaevi’nden yazmış, ” Kara Harp Okulu’nda ‘üçüncü grup’ diye tarif edilen, yani darbeye hiç karışmamış grubun içindeydim. Ve bundan dolayı TSK’da 3 yıl daha aktif çalışmaya devam ettim. Ancak yıllar sonra bana 15 yıl ceza verildi. Hiçbir suçum yokken çok ağır bir ceza oldu. Adalet bekliyorum. Komisyonda bizi de dile getirin.” diyor.

Yusuf Kenan Dinçer, Van Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nden yazmış; “ 3 aylık raporumuzu gönderiyorum. Tedavi hakkımız engelleniyor. 5 arkadaşımız 104 aydır tek kişilik hücrelerde tutuluyor. Kitap yayın hakkımız gasp ediliyor. Sohbet hakkı tam uygulanmıyor. Haftada 10 saat sohbet hakkının tam olarak uygulanmasını istiyoruz. Disiplin cezaları yoğun bir şekilde veriliyor ve farklı birçok hak ihlali yapılıyor burada.” diyor.

Değerli Yazar Ali Ünal’ın oğlu Mehmet Ünal’ın bir mesajı var; “Babam 10 senedir hapiste, 4 duvar arasında. 70 yaşında. Artık yaşlandı. Gönül isterdi ki sevenlerinin yanında yaşlansın ama maalesef hapiste yaşlandı. Hala geç değil. Babam evine dönsün artık.” diyor. Evet gerçekten ben de ziyaret ettim. Ali Ünal zor durumda ve gerçekten onun gibi değerli bir araştırmacı yazar, Türkiye’nin yetiştirdiği değerli bir insan cezaevinde olmamalı uyduruk sebeplerle, birtakım siyasi intikam operasyonlarıyla bu kişinin cezaevinde tutulması çok yanlış bir hadise.

Ahmet Bedir, Adıyaman Kapalı Cezaevi’nden yazmış; “Ailem İstanbul’da olmasına rağmen beni Adıyaman’a gönderdiler. Maddi ve manevi çok zor duruma düştük. Nakil isteklerim kabul edilmiyor. Eşim rahatsız, oğlum göz hastanesinde takipte. Emekli maaşım dışında gelirim yok. Adalet bu mu? İnsan hakları bu mu? Mâşeri vicdanın sesi olmak, insan olmaktan geçer.” diyor.

Burak Başer, Kocaeli 2 No’lu Kapalı Cezaevi’nden bize yazmış; “ Öğrenciydim, kaldığım yurdu eleştirdim. Uyduruk gerekçeleri sıralayıp 10 yıl 6 ay hapis cezası verdiler bana. Basın açıklaması yapmak, video çekip paylaşmak, arkadaşlarımla piknik yapmak, beden perküsyonu ile şarkı söylemek, çıplak aramaya direnmek… Suçlarım güya bunlar… Bunlardan örgüt üyeliği icat edildi. 3 yıldır beni içeride tuttular ve 10 yıl ceza verdiler. Ablam da hapsedildi. Koronadan ölen babam nedeniyle annem yapayalnız. Aile yılında ailemizi bölüp parçaladılar.” bakın, gencecik insanlara Türkiye iktidarı bunları yaşatıyor. Delikanlı üniversitede birtakım yurt uygulamalarını eleştirmiş ve onu bunu toplayıp delikanlıyı “örgüt üyesi” ilan edip 10 yıl ceza veriyor ve hayatının karartıp adeta bitiyor. Bu ne rezalet! Böyle bir iktidar olduğu müddetçe Türkiye’de sıkıntı biter mi arkadaşlar? Daha sonra diyorlar ki gençler neye itiraz ediyor isyan ediyor? Kardeşim senin yüzünden. Senin yüzünden ya. Gencin itiraz hakkına bu denli ağır cezalar veren iktidar isen bu ülkede sıkıntı  bitmez. El insaf ya. Gerçekten el insaf diyoruz.

Yorumlar